{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  31. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/683 - 2025/418<br>                      T.C.<br>                 ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>        31. HUKUK DAİRESİ <br>\t\t\t    \t\t\t           \t\t\t       (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız)<br>                 (HMK. 353/1-a.6 Maddesi Uyarınca Kararın<br>                                                                             Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi)\t<br><br>ESAS NO\t: 2024/683 <br>KARAR NO\t: 2025/418<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 14/05/2024<br>NUMARASI\t: 2022/786 Esas -  2024/373 Karar<br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Eser Sözleşmesine Kaynaklanan <br>\t\tMunzam Zarar İddiasına Dayalı Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 30/04/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ    \t: 30/04/2025<br><br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan dava eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde; <br>\tİDDİA\t\t\t\t: <br>\tDavacı vekili; 16/11/2022 tevzi tarihli dava dilekçesi ile; davacı ile davalı arasında 13.09.2010 tarihinde ... Su Fabrikası Kaba İnşaat yapım İşine dair eser sözleşmesi, kaba inşaatın tamamlanmasını müteakip 17.01.2011 tarihli İkmal İnşaatı İşine ilişkin başka bir eser sözleşmesi akdedildiği, Ankara 18. Noterliğinin 27.12.2011 tarih ve 44763 yevmiye no.lu ihtarnamesi ile davacının iş sahibi davalı şirketten haksız fesih nedeniyle oluşmuş en az 800.000TL kâr mahrumiyeti, hak edişe bağlanmış ve ek işler sebebiyle hak edişe bağlanmamış 4.700.000.TL bakiye imalat bedeli, henüz nakde çevrilmemiş teminat mektuplarının iadesi, 64.464,03.TL cari hesap borcunun ödenmesi hususunda 3 gün süreli ihtarname keşide ettiği, davalının 02.01.2022 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, sözleşmeden kaynaklı ve diğer alacak kalemleri için Ankara 25. İcra Müdürlüğünün 2013/5662 E sayılı dosyasıyla başlattıkları takibe davalının itirazı üzerine açtıkları itirazın iptali davası neticesinde Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.11.2019 tarih, E. 2017/50, K. 2019/940 sayılı dosyasında kısmen kabul kararı verildiği, kararın kesinleşmesiyle davalı tarafından ödeme yapılarak dosya borcunun kapatıldığı, davalının temerrüde düştüğü 02.01.2012 tarihinden ödemenin gerçekleştiği tarih itibariyle enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları  ile birlikte getirilerinin icradan tahsil edilen temerrüt faizinden çok daha fazla olduğu, munzam zarar kalemlerinin davacı yönünden gerçekleştiği, temerrüt tarihiyle ödeme tarihleri arasında davacının temerrüt faiziyle giderilemeyen, oluşan munzam zararının belirlenerek tespit edilecek munzam zararın tazmininin gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, belirsiz alacak olarak 10.000,00 TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 12/12/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 6.759.293,14 TL'ye ıslah etmiş, davanın bu miktar üzerinden kabulüne karar verilmesini istemiştir.  <br>\tSAVUNMA\t\t\t\t  :<br>\tDavalı vekili; davanın eser sözleşmesine dayanan bir alacak davası olduğu, kabul anlamına gelmemek üzere gerek davacının iddia ettiği temerrüt tarihi (02.12.2012), gerekse dava tarihi olan 16.11.2022 dikkate alındığında, davanın zamanaşımına uğradığı, davacı tarafından aynı hukuki ilişkiye dayanılarak Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/999 E sayılı dosyasıyla açılıp Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/510 esasına kayıtlı dosya ile birleştirilmesine karar verilen davada da davacının borcun aslına ilişkin taleplerinin 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçirilmiş olması nedeniyle reddedildiği, borcun aslının zamanaşımı nedeniyle reddedildiği bir ortamda aynı borca dayanan sözde aşkın zararın zamanaşımına uğramadığının ileri sürülmesinin hukuken mümkün olmadığı, davacı şirketin hakim ortağı ...'nin  davalı ile akdettiği 20.07.2010 tarihli hizmet sözleşmesi ile, ...'nun genel müdürü olarak görev yaptığı dönemde, kurulacak su fabrikasının inşaat işini kendi inisiyatifi ile yönetim kurulu üyelerinin bilgi ve onayı olmaksızın hakim ortağı olduğu ...'e verdiği, taraflar arasında 13.10.2010 tarihli kaba inşaat yapım işi sözleşmesi ve 17.01.2011 tarihli ikmal inşaatı yapım işi sözleşmesi akdedildiği, ...'nin, ...'daki görevinden, şirket işlerindeki aksaklık ve özellikle işbu uyuşmazlığa konu sözleşmeler çerçevesinde hakim ortağı bulunduğu davacı şirkete karşı davalının menfaatlerinin gözetilmesi ve korunmasındaki aksaklıklar nedeniyle 07.09.2011 tarihinde ayrıldığı, şirkete ait defter, kayıt ve belgeleri, şirket demirbaşlarını davalıya iade etmediği, iadenin 07.09.2011 tarihli ihtarname üzerine mümkün olabildiği, inşaat işlerinin yüklenici davacı tarafından süresinde ve gereği gibi yerine getirilmemesi nedeniyle Hendek Asliye Hukuk ve Hendek Sulh Hukuk Mahkemelerinde delil tespiti yoluna gittikleri, işlerin tamamlanma oranlarının tespit ettirildiği, 03.01.2012 itibariyle %85-90 arasında olduğunun tespit edilmesi üzerine 22.11.2011 tarihli ihtarname ile sözleşmeleri feshettikleri, fesih tarihi itibariyle davacının sözleşmelere konu işleri önemli ölçüde tamamlamaması nedeniyle davalının önemli tutarda zarara uğradığı, taraflar arasındaki ihtilafların devamında davacı tarafından Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/510 E sayılı dosyası ile açılan davada ihtilaflı konuların karara bağlandığı, kararın kesinleştiği, aşkın zararın asıl davada ileri sürülmediği, davacının zararına ilişkin delil sunmadığı, tacir olan davacının hiçbir hesaba, delile dayanmayan asılsız iddialar ile alacak talebinde bulunamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ\t       : <br>\tMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; \"Dava, taraflar arasında mevcut 13/09/2010 tarihli \"... Su Fabrikası Kaba İnşaat Yapım İşi\"ne ilişkin eser sözleşmesinin konusu olan kaba inşaatın tamamlanması sonrasında bu kez 17/01/2011 tarihli \"İkmal İnşaatı İşi\"ne ilişkin 2.Eser sözleşmesi kapsamında, <br>\tDavacı şirketin göndermiş olduğu 27/12/2011 tarihli ihtarname ile davalı iş sahibi şirketten haksız fesih nedeni ile oluştuğu ifade edilen 800.000,00 TL kâr mahrumiyeti hak edişe bağlanmış ve ek işler sebebiyle hak edişe bağlanmamış 4.700.000,00 TL bakiye imalat bedeli, henüz nakte çevrilmemiş teminat mektuplarının iadesi, 64.464,03 TL cari hesap borcunun ödenmesi için 3 gün süre verildiğini ihtarnamenin 29/12/2011 tarihinde tebliğ edilmesi nedeni ile 02/01/2012 tarihinde davalının temerüdünün gerçekleştiği, <br>\tAlacağın tahsili amacıyla Ankara 25.İcra Müdürlüğünün 2013/5662 Sayılı dosyası üzerinden 28/03/2013 tarihinde başlatılan icra takibinin itiraz üzerine durması nedeni ile açılan ve Ankara 10.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/510 Esasında görülen davanın kısmen kabul kararı sonrasında 13/11/2019 tarihinde kesinleştiği ve kesinleşme sonrasında taraflarına ödeme yapılarak dosya borcunun kapatıldığı ifade edilerek, temerrüt tarihi ile ödeme tarihi arasında, enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin, icradan tahsis edilen temerrüt faizinden çok daha fazla olduğu gerekçesi ile oluştuğu ifade edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.<br>\tTaraflarca delil olarak dayanılan belgeler dosyaya sunulmuş, yazılan müzekkerelerle temin olunmuştur. Deliller toplandıktan sonra mahkememizce oluşturulan bilirkişi kurulunca düzenlenen 13/11/2023 tarihli raporda, 4.957.834,56.TL hak ediş alacağının 02.01.2012, 81.073,14.TL faturalı harcama tutarının 28.03.2013, 214.367,71 TL  kar kapsamına girmeyen fatura tutarının 28.03.2013, 33.160,85.TL haksız fesih nedeniyle uğranılan kar kaybının 28.03.2013, 103.805,00.TL irat kaydedilen teminat tutarının 13.12.2011 tarihlerindeki tutarları, icra dosyasına 11.855.932,15.TL'nin ödendiği 30.10.2020 tarihine güncellenecek, güncel değerden, asıl alacak ve dosyaya 11.855.932,5.TL'nin ödendiği 30.10.2020 tarihine kadar işlemiş faizleri toplamının mahsubu ile aradaki fark, 30.10.2020 tarihi itibariyle faizi aşan zarar olarak hesaplanacak, İcra Mahkemesince 30.10.2020 tarihi itibariyle bakiye dosya borcu olarak hesaplanan ve 16.07.2021 tarihinde dosyaya ödenene 170.338,52.TL'nin 16.07.2021 tarihindeki güncel değeri hesaplanarak bu miktara 30.10.2020-16.07.2021 arası işlemiş avans faizi ile birlikte toplam miktarın güncel değerin altında olması halinde, aradaki fark, 30.10.2020 tarihi itibariyle hesaplanan faizi aşan zarara eklenecektir. Hesaplamada kullanılacak; 1 yıl vadeli TL mevduat hesaplarına bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi oranları Bankalarca TCMB'ye bildirilen, fiilen uygulanan 1 yıllık vadeli en yüksek faiz oranları UYAP avukat portalı sisteminden alınmış, yıllık getiriden %15 oranında stopaj (vergi) kesintisi yapılmıştır, açıklaması yapılarak buna göre, 1 yıl vadeli TL mevduat hesaplarına bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faiz oranı üzerinden, ÜFE endeksi üzerinden, TÜFE endeksi üzerinden, TCMB USD satış kuru üzerinden, TCMB EURO satış kuru üzerinden, külçe altın fiyatları üzerinden, devlet tahvili faiz oranları üzerinden, ortalamaları alınarak yapılan hesaplama sonucu munzam zarar 6.759.293,14 TL olarak hesaplanmıştır.<br>\tTürk Borçlar Kanununun konuya ilişkin 122. maddesi; Alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiç bir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hakim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. Düzenlemesini içermektedir.<br>\tMunzam karara dayanak mahkeme kararının kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 5 yıldan daha az bir süre bulunmakla, TBK'nın 148.Maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olmakla, davalı vekilinin zamanaşımı itirazı haklı değildir.<br>\tDava dilekçesinde, munzam zarar istemine gerekçesi olarak, davalının  temerrüte düştüğü 02/01/2012 tarihi ile ödeme yapılan 30/10/2022 tarihi itibariyle yapılan ödemenin enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin icradan tahsil edilen temerrüt faizinden fazla olması nedeni ile munzam zararın oluştuğu şeklinde belirtilmiştir. Dava konusu istem ile ilgili olarak TBK'nın 122. maddesi ve yerleşik yüksek yargı uygulaması bütün olarak ele alındığında, bir para borcunun ödenmesinde temerrüte düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK'nın 120. maddesi ile uygulanacak temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar doğrultusunda tazminat oranının TC Anayasasından aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu taktirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK'nın 122.maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi halinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakalara dayanılması gerekir. Bunlarda yasal, elverişli  ve geçerli delillerle geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanılacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeni ile uğranılan fiili zararlardır.<br>\tYukarıda açıklandığı üzere, icra takibine konu yapılan alacağa yönelik  itiraz üzerine, itirazın iptali istemiyle açılan davada, davanın kısmen kabulü sonrasında alacağın icra kanalı ile ve temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar işlemiş avans faizi ile tahsil edilmiş olmasına göre, ülkenin içinde bulunduğu enflasyon ortamı nedeni ile oluştuğu iddia edilen zarar haricinde delil gösterilerek somut bir zarar oluştuğu iddiasına da dayanılmamış olduğu dikkate alınarak, yerleşik yüksek yargı uygulaması kapsamında davaya özgü somut zarar olduğu iddia ve ispat edilemediği\" gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t:<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; ilk derece mahkemesince 12/12/2023 tarihli ıslah dilekçesi ve 15/12/2023 tarihli delil dilekçesi doğrultusunda müvekkilinin somut zarar iddialarının araştırılmadan, delilleri toplanmadan karar verilmesinin HMK. 353/a-6 maddesine aykırılık teşkil ettiğini, TBK. 122/1 maddesi gereğince açılan davada sadece temerrüt olgusunun araştırılacağı ve munzam zarar sorumluluğunun kusura dayanan temerrüdün hukuki sonucu olduğu ve alacaklının zararının faizi aşan bölümü olduğu gerçeğinin ilk derece mahkemesince yanlış değerlendirildiğini, dosya kapsamında bilirkişi kurulunca TCMB EURO satış kuru üzerinden, külçe altın fiyatları üzerinden devlet tahvili faiz oranları üzerinden, ortalamaları alınarak yapılan hesaplama sonucunda munzam zararın 6.759.293,14 TL olarak hesaplanmasına rağmen, TBK. 122 maddesi gerekçe gösterilerek, davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığını, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, rapora karşı yaptıkları itirazları karşılar mahiyette inceleme yapılarak, yeniden rapor alınması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile dosyanın karar bağlanmasının hatalı olduğunu, ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE    : <br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. <br><br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tTaraflar arasında imzalanan 13/09/2010 tarihli sözleşme ile davacı, davalıya fabrika binası kaba inşaat yapım işini üstlenmiştir. Davacı, davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiği iddiasıyla, imalat bedeli, teminat mektuplarının iadesi ve tazminat talep ederek Ankara 10 ATM'nin 2017/510 Esasına kayıtlı davayı açmıştır. Yargıtay bozma ilamı üzerine 2021/691 Esas üzerinden devam eden yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar Yargıtay 15. Hukuk Dairesince karar düzeltme talebinin reddi üzerine 14/10/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı eldeki davada faiz ile karşılanmayan zararları olduğunu ileri sürerek, munzam zarar talep etmektedir.<br>\tTaraflar arasındaki sözleşme  eser sözleşmesi kapsamındadır. Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir.  Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır.<br>\tMunzam zarar iddiasına dayalı tazminat davalarında ispat yükü ve ispat usulü konuları doktrin görüşlerinde ve Yargıtay içtihatlarında tartışmalara konu olmuştur.<br>\tYargıtay HGK ve 6. Hukuk Dairesi son dönem içtihatlarında \"Dava, 818 Sayılı Borçlar Kanun’un 355 (6098  Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 md.) ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin zamanında ödenmemesi, borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin ve kavramların açıklanması gerekmektedir;<br>Mevzuat Hükümleri: <br>818 sayılı mülga Kanun’un \"Munzam zarar\"  kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:“Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi  tayin edebilir.” Bu Kanun'u ilga eden 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"Aşkın zarar\" kenar başlıklı 122. maddesi şöyledir:<br>\"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.\"<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"B. Borçlunun temerrüdü I. Koşulları\" kenar başlıklı 117. maddesi şöyledir:\"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.\"<br>4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un\"Temerrüt faizi\" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:<br>\"(Değişik : 15/12/1999 – 4489/2 md.) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.\"<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"II-Zararın ve kusurun ispatı\" kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir: \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.\"<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"III-1. Belirlenmesi\" kenar başlıklı 51. maddesi şöyledir: \"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.<br>Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.\"<br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun \"İspatın Konusu\" kenar başlıklı 187.maddesi şöyledir: \"(1)İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. (2) Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.\"<br>Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları :<br>Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 112-126. maddeleri arasında, aşkın zarar dahil, borçların ifa edilmemesinin sonuçları düzenlenmiştir. Aşkın zarar, borçlunun temerrüdünün bir sonucu olduğu için temerrüt hükümleri aşkın zararın hesaplanmasını önemli ölçüde etkilemektedir. Kanun'un 112. maddesinde borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu hükmü bulunmaktadır.<br>Borçlunun Temerrüdü :<br>Munzam zararın anlaşılabilmesi için öncelikle temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar vardır. Bilindiği gibi temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine 818 sayılı BK’nın 103. maddesi  (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 120. madde) gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresinde varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Borçlu kusurlu olsun veya olmasın sonuçta borç alacaklıya zamanında ödenmemiş demektedir. Türk hukukunda alacaklıya zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanımıştır. Ayrıca faiz yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu para miktarından yarar sağlaması şart olmadığı gibi, bu yararların iadesi amacını da taşımaz.<br>Diğer taraftan temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz.<br>Aşkın Zarar (Munzam Zarar):<br>Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK. m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, \"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür\".  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.  <br>MUNZAM ZARARIN TAZMİNİNİN ŞARTLARI:<br>Yukarıda anlatılanlardan anlaşılacağı üzere, alacaklı temerrüt faizini isteme hakkı bakımından avantajlı bir konuma sahiptir. Oysa, aynı durum munzam zararın tazminini isteme hakkı bakımından geçerli değildir. Alacaklı, ancak aşağıda açıklanan şartların bir arada bulunması halinde borçludan munzam zararın tazminini isteyebilir.<br>A. Bir  Para Borcunun Bulunması  <br>Munzam zararın tazmininin istenebilmesi için borcun bir para borcu olması gerekir. Zira, munzam zararın istenmesi her türlü borç bakımından değil, sadece para borçları için mümkündür. Para borcunun kaynağı ise önemli değildir;<br>Munzam zararın tazmini sadece tüketim ödüncü sözleşmesine münhasır değildir. Meselâ, sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya vekâletsiz işgörmeden doğan para borcunda munzam zararın tazmini söz konusu olabilir. Bunun için her şeyden önce borçlunun temerrüde düşmüş olması gerekir.<br>B.Borçlunun Temerrüdü<br>Türk Borçlar Kanunu 117. maddesi uyarınca davalı borçlunun usulüne uygun olarak temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlu temerrüde düşürülmemişse borçlu hakkında yapılan icra takip tarihinde  veya dava açılmışsa dava tarihinde borçlunun temerrüdü oluşur.<br>C. Munzam Zarar<br>Munzam zararın tazmini için aranan şartlardan üçüncüsü zarardır. Nitekim, bu şart \"temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa\" ifadesi ile  TBK. m. 122/1 hükmünde açıkça belirtilmektedir. Ancak,  söz konusu hükümde zararın türü ve niteliği konusunda açıklık yoktur. Bununla beraber munzam zarar da zarar teorisindeki genel esaslara uygun biçimde anlaşılmalıdır. Türk-İsviçre Hukuku'nda zarar daha ziyade dar anlamda, yani maddî zararı ifade etmek için kullanılır. Eksilmenin malvarlığında ortaya çıkması halinde maddî zarardan bahsedilir. Malvarlığındaki eksilme, alacaklının, zarar veren davranıştan sonra malvarlığının mevcut hali ile bu olay meydana gelmeseydi göstereceği hal arasındaki farkı ifade eder. Bu tanım çerçevesinde munzam zarar da bir tür maddî zarardır. Bu zarar gerek doktrinde gerekse Yargıtay içtihatlarında (müspet) olumlu zarar olarak nitelendirilmektedir. Munzam zarardan söz edebilmek için temerrüt faizini aşan bir zararın meydana gelmesi gerekir. Şu halde, munzam zarar hesaplanırken, bundan temerrüt faizinin çıkarılması gerekir. Munzam zarar çeşitli tarzlarda ortaya çıkabilir. Alacaklı, borçlunun kendisine para borcunu ödememesi sonucunda üçüncü kişiye olan borcunu ifa edemediği için temerrüde düşmüş ve kendisinin aldığı temerrüt faizinden daha yüksek bir temerrüt faizini ödemek zorunda kalmış olabilir. Alacağını zamanında tahsil edemeyen alacaklı şirket, üçüncü kişiye olan ve vadesi gelmiş borcunu ödemek için ihtiyacı olan krediyi 3. kişilerden sağlaması nedeniyle malvarlığında meydana gelen eksilmeden dolayı da munzam zararı oluşabilir.<br>D. Uygun İlliyet Bağı<br>Munzam zararın tazmini için söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının varlığı aranır. Buna göre, alacaklının temerrüt faizini aşan zararı ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Şayet alacaklının uğradığını iddia ettiği zararla borçlunun temerrüdü arasında hiçbir illiyet bağı yoksa borçlu munzam zarardan sorumlu tutulamaz, Alacaklının uğradığı munzam zarar objektif bir şekilde genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre borçlunun temerrüde düşmüş olmasının sonucu sayılabilirse borçlu aşkın zarardan sorumlu tutulur. Yani, borçlunun temerrüdü böyle bir zarara yol açmaya elverişli olmalıdır. Aksi takdirde, alacaklı munzam zararın tazminini isteyemez. Genel esas, burada da geçerlidir. Bu itibarla, munzam zarar ile fiil arasındaki uygun illiyet bağının var olduğunu gösteren tüm olguları ispatlaması gereken taraf davacıdır. Dolayısıyla, alacaklı uygun illiyet bağının bulunduğunu ortaya koyan vakıaları ve bunların dayanağı olan delilleri mahkemeye sunmalıdır.<br>E. Kusur<br>Borçlunun temerrüde düşmesi veya temerrüt faizi ödemesi için kusur şart değildir. Munzam zararın tazmini ise temerrüdün kusura bağlı sonuçlarından biridir. Gerçekten de, kusur, munzam zarar istemi bakımından mutlaka bulunması gereken bir unsurdur. TBK. m. 122/1 gereğince \"borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe\" faizi aşan zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Kusurun derecesi ise sorumluluğun doğması bakımından önemli değildir; borçlu her türlü kusurundan sorumludur. Borçlu hafif ihmali sonucunda temerrüde düşmüş olsa bile temerrüt sebebiyle doğan ve faizle karşılanamayan munzam zararı tazmin etmek zorunda kalır.<br>TBK. m. 112 hükmüyle uyumlu olarak TBK. m. 122 hükmünde de alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Uygulamaya göre \"buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir\". Şu halde, önceki yargılamanın uzaması vb. gerekçelerle davalıya kusur atfedilmemesi gerekir. Başka bir deyişle, yargılamanın gecikmesi yüzünden munzam zararın tazminine hükmedilmemelidir. Nitekim, Yargıtay'ın da buna uygun kararları mevcuttur. Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu çeşitli şekillerde ispatlayabilir. Meselâ, alacaklıya zamanında ulaşacak şekilde gönderdiği paranın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir sebeple geciktiğini ispatlayan borçlu munzam zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilir. Aynı esas, alacağın varlığından haberdar olmadığını ve bunda bir kusurunun bulunmadığını ya da ödemeyi zamanında yapmamasının beklenilmeyen bir halden kaynaklandığını ispatlayan borçlu için de geçerlidir.<br>MUNZAM ZARARIN İSPATI: <br>Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate  alınır. Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi,  sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını  iddia ederek bu zararını ispatlayabilir. Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine  olarak kabul edilmesi zorunludur.  Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir  biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur. <br>Yüksek Enflasyon Dönemlerinde;<br>Sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir. <br>Normal Enflasyon Döneminde;<br>Normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir. 20.10.1989 gün ve 1988/4 esas 1989/3 karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü  meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.<br>Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'nin 2017 24810 başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.<br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 57031/12 başvuru no.lu Suna Denizci/Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.<br>Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız  kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.<br>Munzam zararın hesap yönteminde dikkate alınacak ekonomik veriler;<br>1 . Her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE, oranı <br>2. Bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları,<br>3. Devlet tahvillerine verilen faiz oranları <br>4. Döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları <br>5. Asgari ücret artışı <br>6. Altın fiyatlarındaki artış hususları gözetilmeli ve sepetteki bu verilerin ortalamasının  zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir. <br>ZAMANAŞIMI :<br>Munzam zararın  tazmini davası 818 sayılı BK’nın 125 ve  Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 senelik zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı ise  alacaklının alacağının tamamının tahsil edildiği tarihte başlar.\" Görüşlerine yer verilmiştir.<br>    Somut olayımıza gelince; davacı ile davalı arasındaki 13/09/2010 tarihli eser sözleşmesinden kaynaklanan imalat bedeli alacağından dolayı davalının 02/01/2012 tarihinde temerrüde düştüğü,  alacağının tamamını 30/10/2022 tarihinde tahsil ettiği davanın süresinde açıldığı anlaşılmaktadır. Temerrüt tarihi olan 2012 yılından 2022 yılına kadar ülkemizdeki enflasyon oranları,  yabancı paranın değer artışı, altın fiyatlarının artışı,  vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahviline verilen faiz oranı, asgari ücret artışı gibi ekonomik göstergeler  yine o dönem içerisindeki yasal faiz oranları dikkate alındığında, davacı alacaklının parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çabada bulunmasının hayatın olağan akışına da uygun olduğu, en azından paranın değer kaybını önlemek için döviz, altın, vadeli mevduat hesabı, devlet tahvili  gibi yatırımlara yönelmesinin doğal olduğu kanaatine varılmakla,  davacı alacaklının temerrüt faiz oranı üzerinde  aşkın zararı (munzam) oluştuğunun kabulü gerekir. Bu itibarla Mahkemece gerekirse  bilirkişi heyetinden yapılan bu açıklamaların dikkate alındığı bir ek rapor alınmak suretiyle davacı alacaklının aşkın zararının (Munzam) tahsiline karar verilmesi gerekirken,  davacının somut olarak zararını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın HMK 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılması gerekmiştir.<br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, \t<br>2-Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/786 Esas, 2024/373 nolu kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip, karara bağlanmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf başvurusunda bulunan davacı  tarafça yatırılan, istinaf karar harcının talep halinde kendilerine iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf başvuru harcının ilk derece mahkemesince verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,<br>6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>7-Dosya kapsamında icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi için yatırılan bir teminat bulunması halinde, İİK. 36/5 maddesi uyarınca ilgili icra müdürlüğünce teminatın yatıran tarafa iadesine,<br>8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 30/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t\t<br><br>Başkan <br> E-imzalıdır<br><br>Üye <br>E-imzalıdır <br><br>Üye<br> E-imzalıdır<br><br>Katip <br> E-imzalıdır<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"91677fd71eae93b7","SID":"05f2653b43afd7f4"}}