{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/1348 Esas<br>KARAR NO: 2025/539<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10/01/2023<br>NUMARASI: 2014/801 Esas, 2023/6 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 17/04/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Bartın ilinde hazır yemek işi ile iştigal ettiğini, davalının Bartın Organize Sanayi Bölgesinde bulunan fabrikasına ihale usulü ile yemek ve servis hizmeti verdiğini, sözleşme gereğince muaccel olan ve faturalandırıldığı halde ödenmeyen yemek bedellerinin tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe davalının 72.902,04 TL yönünden itiraz ettiğini, müvekkilinin alacaklı olduğu sözleşme ve faturalar ile anlaşılacağından davalının itirazının haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında 03/07/2012 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacının, müvekkilinin Bartın'da bulunan fabrikasında yemek ve servis hizmetlerinin gerçekleştirilmesi işini üstlendiğini, sözleşme ile davacının yemek ve servis hizmetlerinde çalıştıracağı işçilerin her türlü hak ediş, yasal kesinti, akdi ve hukuki sorumluluk, çalışma hayatına ilişkin her türlü yükümlülüğü ve sorumluluğu üstlendiğini, bu hususların özellikle sözleşmenin 28. ve 29. maddelerinde açıkça ifade edildiğini, ancak davacının bu yükümlülüğüne aykırı davrandığını, müvekkilinin gerek bu nedene gerekse de sözleşmede tanınan fesih hakkına dayalı olarak sözleşmenin feshini, mevcut işçi alacaklarının ödenmesini, işçi ödemeleri yapılıncaya kadar mevcut bir kısım alacaklarının bu nedenle teminat kesintisi olarak bloke edileceğini, ödeme belgelerinin ibrazı ile birlikte ancak kendilerine ödeme yapılacağı konusunda davacıyı ihtar ettiğini, sözleşmenin bu ihtardan itibaren 1 ay sonra 09/06/2013 tarihinde feshedildiğini, ancak davacının işçi hak ve alacaklarını ödemeyerek işçilerin dava açmalarına neden olduğunu, bahsi geçen işçi alacakları sebebiyle müvekkilinin makul bir tutarı teminat kesintisi olarak kendi uhdesinde tuttuğunu, fakat müvekkilinin bu tutardan daha fazlasını işçiler tarafından açılan davalar sebebiyle icra dosyalarına ödemek zorunda kaldığını ve davacıdan alacaklı konuma geçtiğini, davacı nezdinde oluşan alacaklarının tahsilini teminen teminat kesintisi olarak tutulan miktar üzerinde mevcut hapis, takas, mahsup ve diğer bütün yasal hakların kullanılacağını, ayrıca sözleşme kapsamında davacı tarafından yapılan işler nedeniyle düzenlenen faturaların müvekkilince ödendiğini, bu sebeple davacıya bir borcun bulunmadığını, davanın 1 yıllık yasal süresinde açılmadığını, davacının 4 işçisi tarafından açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda işçiler lehine verilen kararlar üzerine müvekkili ve davacı aleyhine icra takibi yapıldığını, davacının ödeme yapmaması üzerine müvekkilinin icra tehdidi altında davacı namına ödeme yapmak zorunda kaldığını, müvekkilinin dosya borçlarının ödenmesi amacıyla bahse konu 4 adet icra dosyasına toplam 130.000,00 TL tutarında 4 adet ayrı teminat mektubunu ibraz ettiğini, bu ödemeler sonucunda müvekkilinin, davacıdan şimdilik 130.000,00 TL alacağı oluştuğunu, bu nedenle müvekkilinin, davacıya ödemesi gereken herhangi bir borcunun olmadığını belirterek davanın öncelikle usulden aksi halde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacı ile davalı arasında 03/07/2012 tarihinde yemek ve servis hizmetlerine ilişkin sözleşme imzalandığı, davacının cari hesaba ilişkin alacak istemiyle takip başlatarak itiraz üzerine işbu davayı açtığı, aldırılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre, davacının 09/07/2013 takip tarihinde 130.900,34 TL alacaklı olduğu ve 65.157,04 TL davalı ödemesinin mahsup edilmesi sonrasında davacının 65.743,30 TL alacağının kaldığı, sözleşmenin 28. ve 29. maddeleri gereğince iç ilişki de davacı tarafından yemek ve servis hizmetlerinde çalıştırılan işçilerin her türlü hak ediş, yasal kesinti, akdi ve hukuki sorumluluk, çalışma hayatına ilişkin her türlü yükümlülüğü ve sorumluluğun davacı tarafça üstlenildiği hususunun düzenlendiği, davalı tarafından dava dışı işçilerin işçilik alacaklarının ödendiğinden bahisle takas/mahsup def'inde bulunulduğu, dava dışı işçiler tarafından işçilik alacaklarına ilişkin dosya taraflarına açılan davaların bekletici mesele yapıldığı ve işbu dosyaların kesinleşmeleri akabinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, aldırılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre işçilik alacaklarına ilişkin icra takip dosyalarına yapılan ödemeler dikkate alındığında icra borç miktarı toplam 106.649,06 TL olup davalı tarafından yapılan ödemenin 121.160,63 TL olduğu ve icradan iade alınabilecek tutarın 14.511,57 TL olduğu, buna göre cari hesaptan kaynaklı alacak miktarının, dava dışı işçilerin işçilik alacakları ödenmek suretiyle davalı tarafından ödendiği ve usulüne uygun takas/mahsup defi ileri sürüldüğü gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davaya karşı süresinde cevap dilekçesi sunmayan davalının takas-mahsup talebini def'i yada ilk itiraz şeklinde süresi içerisinde bildirmediğini, yargılama aşamalarında dava konusu alacak yönünden Bartın 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinde işçilik alacaklarına yönelik davalar açan 4 işçi için yapılan ödemelerle ilgili takas-mahsup taleplerinin olduğunu ileri sürdüğünü, oysa takas-mahsuba konu bir alacak davası ilamının bu dosyanın davacısı ve davalısı arasında olması gerektiği halde bahsi geçen dosyadaki davacıların dava dışı işçiler olduğunu, dava tarihi itibarıyla henüz oluşmamış alacak hakkı için işçilik alacaklarına ilişkin davaların bekletici mesele yapıldığını, bu yönlerden ayrıca yargılama yapılması gerektiği halde icra dosyaları üzerinden hesaplama yaptırılarak karar verildiğini, dava dışı işçilerin başka şirketlerde çalıştığı dönemler dışlanmadan yapılan hesaplamaların bu yönüyle hatalı olduğunu, dava dışı işçiler tarafından açılan davalarda müvekkilinin, bu işçilerin alt işveren nezdindeki çalıştığı son şirketi olduğu için aradaki çalışmalar müvekkili şirkette geçmese bile tüm işçilik alacaklarından müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, bu nedenle davalı, müvekkiline rücu edecekse bile müvekkilinin sorumlu olmadığı çalışma dönemlerinin ayırt edilmesi gerektiğini, oysa 16/12/2022 tarihli raporda ise bilirkişinin dava dışı işçilere yapılan toplam ödemeleri hesapladığını, ancak bu miktarın tamamından müvekkilinin sorumlu olmadığını, ayrıca müvekkilinin, dava açan bu işçilerin haklarını ödediğini ve buna dair ibranamelerin de mevcut olduğunu, dolayısıyla davalı yönünden kesinleşmiş bir alacak hakkının bulunmadığını, bu hususlara yönelik itirazları dikkate alınmadan Mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak karar verildiğini, davalının takas mahsup talebinde bulunulabilmesi için icra takibi/dava tarihi itibarıyla kesinleşmiş bir alacak hakkının bulunması gerektiğini, TBK'nun 139. maddesine göre, davalının muaccel hale gelen ve takasa konu edilebilecek bir alacak hakkının bulunmadığını, HGK'nun 12.10.1994 tarih ve 1994/251-593 sayılı kararında benimsendiği üzere, takas ve mahsup iddiasının kural olarak, takasa konu alacağın İİK’nun 68. maddesindeki belgelere dayalı bulunması, bu alacakla ilgili olarak icra takibi yapılmış ve takibin kesinleşmiş olması ile alacağın ilama bağlanması hallerinde nazara alınabileceği, süresinde ileri sürülmeyen takas-mahsup talebinin yasal unsurları içermediğini. takasa konu alacağın İİK'nun 68. maddesindeki belgelere dayanmadığını, zira müvekkilince itirazın iptali davasının açıldığı tarihte davalı yönünden takas-mahsup talebine konu edilecek bir alacak bulunmadığı gibi kesinleşmiş bir icra takibinin de mevcut olmadığını, ticari defter kaydı incelenmesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporları ile müvekkilinin talep edilebilir ve muaccel alacak hakkı olduğunun ispatlandığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davacının, davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 09/07/2013 tarihinde 138.059,08 TL asıl alacak ve 1.256,83 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 139.315,91 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı kısmi itirazda bulunduğu, itirazın alacaklıya tebliğine rastlanmadığından davacının yasal süresi içerisinde işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. Davalı borçlu vekili icra takibine yönelik itirazında müvekkilinin 65.157,04 TL borcunun bulunduğunu bildirerek asıl alacak tutarının 72.902,04 TL'lik kısmına itiraz etmiş olup davacı ise 01/08/2014 tarihinde işbu itirazın iptali davasını 72.902,04 TL üzerinden açmıştır. İcra takibinin dayanağı olarak 19/04/2013 tarihli 4.426,93 TL, 03/05/2013 tarihli 13.699,37 TL, 10/05/2013 tarihli 13.145,48 TL, 15/05/2013 tarihli 13.424,54 TL, 23/05/2013 tarihli 13.830,45 TL, 30/05/2013 tarihli 14.168,70 TL, 05/06/2013 tarihli 14.540,74 TL, 13/06/2013 tarihli 9.669,89 TL, 15/06/2013 tarihli 4.815,92 TL, 20/06/2013 tarihli 7.027,27 TL, 28/06/2013 tarihli 14.680,22 TL ve 05/07/2013 tarihli 14.629,57 TL bedelli faturalar gösterilmiştir.Davacı ile davalı arasında sözleşme ilişkisinin olduğu konusunda bir ihtilaf bulunmayıp davacı bu sözleşme kapsamında verdiği hizmete karşılık davalıya düzenlediği takip konusu fatura bedellerinin tahsili amacıyla icra takibi başlatmış olup itiraz üzerine işbu davayı açmıştır. Davalı ise ödeme emrine yönelik kısmi itirazda bulunarak 65.157,04 TL borcunun bulunduğunu, kalan 72.902,04 TL'lik kısım bakımından ise takibe itiraz etmiş olup davaya karşı cevabında ise, davacının dava dışı işçileri tarafından açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda verilen kararların icrası kapsamında yaptığı ödemeler sebebiyle takas/mahsup savunmasında bulunarak davacının herhangi bir alacağının bulunmadığını ileri sürmüştür.Uyuşmazlık davacının takip konusu faturalar sebebiyle alacaklı olup olmadığı, davalının takas/mahsup savunmasına değer verilip verilmeyeceği, sonuç itibariyle davacının talep edebileceği bir alacağının bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişi raporları alındığı görülmüştür.Davacının ticari defterlerinin incelenmesi için talimat yazılması üzerine bilirkişi tarafından Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 02/07/2015 tarihli raporda, davacının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun tutulduğu, icra takibine konu 12 adet faturanın tamamının davacının defterlerinde kayıtlı olduğu, 2012 yılından 2013 yılına devreden davalı borcunun 113,571,84 TL olduğu, 2013 yılı içinde davacının hazır yemek satışlarından, davalının da yemek bedeli ödemelerinden sonra 01/07/2013 tarihi itibariyle davalının borcunun 215.077,74 TL olduğu, davalının cari ödeme ve 05/08/2013 tarihinde icra yoluyla tahsil edilen 56.000,00 TL'den sonra borcunun 76.807,09 TL'ye düştüğü, yine  2014 yılına borcun 76.807,09 TL olarak devrettiği bildirilmiştir.Davalının ticari defterlerinin incelenmesi için talimat yazılması üzerine bilirkişi tarafından Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 14/12/2015 tarihli raporda, davalının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun tutulduğu, taraflar arasında mal ve hizmet alım satımından dolayı sözleşmeye dayalı bir ticari ilişkinin olduğu, davalının yasal defter ve kayıtlarına göre icra takip tarihi itibariyle davacıya bakiye 130.347,82 TL borçlu olduğu, ancak dosya kapsamında bulunan 02/07/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının 09/07/2013 icra takip tarihi itibriyle 132.807,09 TL bakiye alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu farkın ise 2012 yılı devrinden kaynaklandığı, davalının 2013 yılı kayıtlarına göre icra takip tarihinden sonra davacı adına 19/07/2013 tarihinde SGK primi ve işsizlik sigorta primi olarak 7.168,33 TL, 01/08/2013 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 65.157,04 TL, 01/08/2013 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 5.422,36 TL, 15/08/2013 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 10.457,22 TL olmak üzere toplam 88.204,95 TL yatırdığı, ancak dosya kapsamında bulunan 02/07/2015 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının defter ve kayıtlarında 05/08/2013 tarihi itibariyle davalıdan 56.000,00 TL tahsilat yaptığının görüldüğü bildirilmiştir.Mahkemenin ara kararı ile, dosyada yer alan bilirkişi raporlarındaki müphem konuların giderilerek defterlerin delil niteliğinde olup olmadığı, varsa davacının alacak miktarı ve faiz, nevi ve faiz başlangıç tarihlerinin tespiti amacıyla talimat yazılması üzerine bilirkişi tarafından Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesine 18/05/2017 havale tarihli rapor sunulmuştur.Mahkemenin ara kararı ile, davacı ve davalı defterleri arasındaki 2.460,09 TL tutarlı farkın nedeninin ve davacının 2012 yılı defterleri incelenerek alacak miktarının tespitinin istenilmesi amacıyla talimat yazılması üzerine bilirkişi tarafından Bartın 2. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 08/07/2020 tarihli raporda; taraflar arasında mal ve hizmet alım satımından dolayı sözleşmeye dayalı bir ticari ilişkinin olduğu, davacının dava konusu dönemde davalıya mal ve hizmet faturaları düzenlediği, davalının ise davacıya ödemeler yaptığı, davacının 2012 yılı hesapları incelendiğinde yıl sonu devrinin kayıtlarında 56.834,25 TL olarak görüldüğü, 2013 yılı açılış fişinde ise 113.571,84 TL olarak kayıtlara alındığı, 2012 yılındaki hesaplarda sanki davalı firmadan fazla para alınmış gibi görüldüğü tespit edildiğinden 2.460,09 TL farkın sebebinin davacının kayıtlarındaki tutarsızlıktan meydana geldiğinin anlaşıldığı, bu sebeple davacının alacak tutarı hesaplanırken, hesaplarındaki tutarsızlık sebebiyle davalının defter kayıtlarına göre işlem yapıldığı, davacının 10/07/2013 tarihi itibariyle davalıdan alacağının 130.347,82 TL olduğu, 10/07/2013 tarihinden sonra davalının, davacının ödemesi gereken sigorta primi ile icra ödemeleri olarak 88.261,80 TL ödeme yaptığı, davacının bu ödemelere karşılık hesaplarından 56.000,00 TL düştüğü, ayrıca davalı tarafından, davacı ile müteselsil olarak birlikte sorumlu oldukları ve davaları daha sonraki yıllarda sonuçlanan işçi alacaklarına ilişkin olarak 121.160,63 TL ödeme yapıldığının dekontlardan görüldüğü bildirilmiştir.Mahkemenin ara kararı ile, davacı ve davalı defterleri arasındaki 2.460,09 TL tutarlı farkın nedeninin ve davacının 2012 yılı defterleri incelenerek alacak miktarının tespitinin istenilmesi amacıyla talimat yazılması üzerine bilirkişi tarafından Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 14/01/2021 tarihli raporda; davalının ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun tutulduğu, taraflar arasında sözleşmeye dayalı bir ticari ilişkinin olduğu, davalının yasal defter ve kayıtlarına göre 09/07/2013 icra takip tarihi itibariyle davacıya bakiye 130.347,82 TL borçlu olduğu, taraf defterleri arasındaki 2.460,09 TL tutarlı farkın nedeninin 2012 yılından kaynaklandığı, bu nedenle davacının 2012 yılına ait defter kayıtlarının incelenmesi gerektiği bildirilmiştir.Mahkemenin ara kararı ile, dosya kapsamında yer alan raporlar ve eki belgeler incelenmek suretiyle taraf defterleri arasındaki 2.460,09 TL tutarlı farkın nedeninin ve davacının alacak miktarının tespiti amacıyla rapor alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi tarafından sunulan 28/04/2021 tarihli raporda; süregelen ticari ilişki neticesinde davacının kestiği faturalar ve mahsuben yapılan davalı ödemeleri sonrasında kendi defterlerine göre davacının, davalıdan 31/12/2012 kapanış tarihinde 56.834,25 TL alacaklı olarak 2013 yılına devir ettiği, ancak davacının muhasebesi tarafından 2012 yılından 2013 yılına devrin 56.834,25 TL yerine 113.571,84 TL olarak açılış yapıldığı, buna karşılık -Süregelen ticari ilişki neticesinde davacının kestiği faturalar ve mahsuben yapılan davalının ise kendi defterlerine göre ödemeleri sonrasında davacıya 31/12/2012 kapanış tarihinde 111.111,75 TL borçlu olarak 2013 yılına devir ettiği, buna göre tarafların 2012 yılı açık hesap farkları açısından 54.277,50 TL fark olduğu, ancak davacının muhasebe kayıtlarında davalıdan gerçekte (davalının dava dosyasına sunduğu ödeme dekontları ile teyit edilmiştir) 195.957,87 TL tahsil etmişken hatalı olarak 54.830,84 TL fazla tahsil kaydı ile birlikte 250.788,71 TL tahsilat kaydı yaptığı, davalının davacıya kestiği 19/11/2012 tarih, ... no.lu 553.34 TL bedelli faturanın davacının kayıtlarında bulunmadığı gibi tebliğine ilişkin bir belgeye de rastlanmadığı, buna göre fazla yapılan 54.830,84 TL tahsilat kaydından işbu fatura bedeli düşüldüğünde 2012 yılındaki 54.277,50 TL'lik farka ulaşıldığı, davalının denetime uygun kayıtlarından yola çıkıldığında davacının 01/01/2013 açılış tarihinde davalıdan 111.665,09 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, davacının 09/07/2013 icra takip tarihinde davalıdan 138.059,08 TL alacaklı olduğunu iddia ettiği, ancak davacının alacağının varlığının davalıya kestiği ve davalının muhasebe kayıtlarında da olan 11 adet toplam 130.900,34 TL bedelli faturalardan kaynaklandığı, 09/07/2013 icra takip tarihinde davacının 132.807,09 TL alacaklı olduğu, davalının muhasebe kayıtlarında ise 130.647,82 TL borçlu olduğu, davacının lehine 2.459,27 TL fark olduğu, 0,82 küsurat farkı göz ardı edildiğinde davacının 132.807,09 TL alacak bakiyesinden 2.460,09 TL fark mahsup edildiğinde ve davalının, davacıya kestiği 553,34 TL bedelli fatura da dikkate alındığında davacının 09/07/2013 takip tarihinde davalıdan 130.900,34 TL asıl alacağı olduğunun hesaplandığı, davalı tarafından icra dosyasına itiraz dilekçesinde 65.157,04 TL borcun kabul edildiği ve 01/08/2013 tarihinde 65.157,04 TL ve 21/08/2013 tarihinde 10.514,07 TL olmak üzere ferileri ile birlikte 65.157,04 TL asıl alacağa karşılık 75.671411 TL ödendiği, buna göre davacının 09/07/2013 takip tarihinde alacaklı olduğu 130.900,34 TL'den davalının ödemesi olan 65.157,04 TL mahsup edildiğinde 65.743,30 TL davalıdan alacağının kaldığı, dava dışı işçiler ..., ..., ... ve ...'ün işçilik alacaklarına istinaden davalının Bartın İcra Dairesinin ... hesabına 121.160,63 TL ödeme yaptığı, davacının işlemiş faiz talebinin kabulü halinde 130.900,34 TL asıl alacağı için 238,00 TL işlemiş faiz alacağının hesaplandığı bildirilmiştir. Mahkemenin ara kararı ile, dosyanın  iş ve sosyal güvenlik hukuku hesap uzmanı bilirkişiye verilerek dava dosyası içerisinde bulunan Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen gerekçeli kararlarda hükmedilen toplam işçilik alacağı ve yargılama gideri miktarının her bir dosya için ayrı ayrı tespitinin yapılması istenmiş olup bilirkişi tarafından sunulan 26/11/2021 tarihli raporda, dava dışı işçi ...'ın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında 19/12/2019 tarihi itibariyle olabilecek asgari borç tutarının 14.302,66 TL olduğu, davalının 19/12/2019 tarihli ... dekontu ile 15.750,00 TL ödemesinin olduğu, dava dışı işçi ...'ün alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında 20/03/2017 tarihi itibariyle olabilecek asgari borç tutarının 18.317,67 TL olduğu, davalının 20/03/2017 tarihli Akbank dekontu ile 19.214,16 TL ödemesinin olduğu, dava dışı işçi ...'ın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında 16/04/2018 tarihi itibariyle olabilecek asgari borç tutarının 21.100,46 TL olduğu, davalının 16/04/2018 tarihli ... dekontu ile 26.850,00 TL ödemesinin olduğu, dava dışı işçi ...'nın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında toplam borç tutarının 45.432,30 TL olduğu, davalının 29/07/2019 tarihli ... dekontu ile 59.346,47 TL ödemesinin olduğu, takip talepleri, icra emirteri, icra kapak hesapları dosyada olmadığından farazi hesaplama yapıldığı bildirilmiştir. Mahkemece, dava dışı işçiler ile ilgili icra dosyalarının bir suretinin ödeme dekontları ve kapak hesaplarıyla birlikte UYAP sistemi üzerinden gönderilmesinin istenilmesine ve akabinde dosyanın yeniden bilirkişiye tevdiine karar verilmiş olup bilirkişi tarafından sunulan 16/12/2022 tarihli raporda, dava dışı işçi ...'ın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyada toplam borç tutarının 14.561,06 TL olduğu, davalının 19/12/2019 tarihli ... dekontu ile 15.750,00 TL ödemesinin olduğu, buna göre 1.188,94 TL fazla ödemenin olduğu, dava dışı işçi ...'ün alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında toplam borç tutarının 18.744,24 TL olduğu, davalının 20/03/2017 tarihli ... dekontu ile 19.214,16 TL ödemesinin olduğu, buna göre 469,92 TL fazla ödemenin olduğu, dava dışı işçi ...'ın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında toplam borç tutarının 24.835,20 TL olduğu, davalının 16/04/2018 tarihli ... dekontu ile 26.850,00 TL ödemesinin olduğu, buna göre 2.014,80 TL fazla ödemenin olduğu, dava dışı işçi ...'nın alacaklı olduğu Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas (eski ... Esas) sayılı dosyasında toplam borç tutarının 48.508,56 TL olduğu, davalının 29/07/2019 tarihli ... dekontu ile 59.346,47 TL ödemesinin olduğu, buna göre 10.837,91 TL fazla ödemenin olduğu, Bartın İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından gönderilen kapak hesabının Bartın 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/267 Esas sayılı kesinleşen kararına göre değil bozma görmüş olan 2013/133 Esas sayılı ilamına göre yapıldığından hatalı olduğunu, olması gereken hesaplamanın doğru şekilde tarafınca yapıldığı, buna göre 4 adet icra dosyası için toplam borç miktarının 106.649,06 TL olduğu, davalının yaptığı ödemeler toplamının ise 121.160,63 TL olduğu, toplam 14.511,57 TL fazla ödemenin olduğu bildirilmiştir. Dava dışı işçi Muhittin Maraz tarafından işbu eldeki davanın taraflarına karşı açılan işçilik alacaklarına ilişkin davada Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 12/06/2014 tarih ve 2013/132 Esas 2014/394 Karar sayılı kararı ile, 6.091,62 TL kıdem tazminatı, 857,41 TL ihbar tazminatı, 2.544,50 TL yıllık izin ücreti alacağı, 5.956,31 TL fazla mesai ücret alacağı, 575,86 TL UBGT ücreti alacağı, 4.244,89 TL hafta tatili alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi olduğu gerekçesi ile asıl işveren ... AŞ davacının kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Davacının, asıl işverenin yardımcı işini ihale ile alan yeni işirketler nezdinde ve aralıksız olarak çalışması sebebiyle alt işverenler arasında 4857 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin olduğu kabul edilerek son alt işveren olan ... Ltd. Şti. ise davacı işçinin tüm çalışmasına karşılık gelen kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 19/01/2015 tarih ve 2014/13884 Esas 2015/12 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 11/10/2017 tarih ve 2015/148 Esas 2017/391 Karar sayılı karar ile, 4.926,78 TL kıdem tazminatı, 2.544,50 TL yıllık izin ücreti alacağı, 4.041,07 TL fazla mesai ücret alacağı, 575,86 TL UBGT ücreti alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ihbar tazminatı ve hafta tatili alacağına ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş olup kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 19/02/2018 tarih ve 2018/1199 Esas 2018/3957 Karar sayılı ilamı ile onandığına dair kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.Dava dışı işçi ... tarafından işbu eldeki davanın taraflarına karşı açılan işçilik alacaklarına ilişkin davada Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 12/06/2014 tarih ve 2013/131 Esas 2014/393 Karar sayılı kararı ile, 4.162,67 TL kıdem tazminatı, 868,96 TL ihbar tazminatı, 1.547,28 TL yıllık izin ücreti alacağı, 5.635,98 TL fazla mesai ücret alacağı, 578,55 TL UBGT ücreti alacağı, 4.444,82 TL hafta tatili alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi olduğu gerekçesi ile asıl işveren ... AŞ davacının kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Davacının, asıl işverenin yardımcı işini ihale ile alan yeni işirketler nezdinde ve aralıksız olarak çalışması sebebiyle alt işverenler arasında 4857 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin olduğu kabul edilerek son alt işveren olan ... Ltd. Şti. ise davacı işçinin tüm çalışmasına karşılık gelen kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 29/09/2014 tarih ve 2014/13843 Esas 2014/18296 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 13/07/2016 tarih ve 2014/564 Esas 2016/353 Karar sayılı karar ile, 4.162,67 TL kıdem tazminatı, 868,96 TL ihbar tazminatı, 1.547,28 TL yıllık izin ücreti alacağı, 4.508,62 TL fazla mesai ücret alacağı, 578,55 TL UBGT ücreti alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hafta tatili alacağına ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş olup kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 16/02/2017 tarih ve 2017/2615 Esas 2017/2385 Karar sayılı ilamı ile onandığına dair kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.Dava dışı işçi ... tarafından işbu eldeki davanın taraflarına karşı açılan işçilik alacaklarına ilişkin davada Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 12/06/2014 tarih ve 2013/130 Esas 2014/392 Karar sayılı kararı ile, 2.310,21 TL kıdem tazminatı, 384,74 TL ihbar tazminatı, 913,36 TL yıllık izin ücreti alacağı, 3.614,65 TL fazla mesai ücret alacağı, 352,51 TL UBGT ücreti alacağı, 2.887,91 TL hafta tatili alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi olduğu gerekçesi ile asıl işveren ... AŞ davacının kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Davacının, asıl işverenin yardımcı işini ihale ile alan yeni işirketler nezdinde ve aralıksız olarak çalışması sebebiyle alt işverenler arasında 4857 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin olduğu kabul edilerek son alt işveren olan ... Ltd. Şti. ise davacı işçinin tüm çalışmasına karşılık gelen kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 29/09/2014 tarih ve 2014/13844 Esas 2014/18297 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 26/10/2017 tarih ve 2014/563 Esas 2017/438 Karar sayılı karar ile, 1.137,69 TL kıdem tazminatı, 2.891,53 TL fazla mesai ücret alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ihbar tazminatı ve hafta tatili alacağına ilişkin talebin reddine, yıllık izin ve UBGT ücreti alacağı yönünden bozma yapılmadığından bu alacak yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup karar Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 21/05/2018 tarih ve 2018/3930 Esas 2018/12548 Karar sayılı ilamı ile tekrardan bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 14/02/2019 tarih ve 2018/421 Esas 2019/52 Karar sayılı karar ile, 1.137,69 TL kıdem tazminatı, 2.891,53 TL fazla mesai ücret alacağı, 1.547,28 TL yıllık izin ücreti alacağı, 578,55 TL UBGT ücreti alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ihbar tazminatı ve hafta tatili alacağına ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup  karar Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 09/05/2019 tarih ve 2019/3372 Esas 2019/10318 Karar sayılı ilamı ile tekrardan bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 31/10/2019 tarih ve 2019/261 Esas 2019/507 Karar sayılı karar ile, 1.137,69 TL kıdem tazminatı, 2.891,53 TL fazla mesai ücret alacağı, 913,36 TL yıllık izin ücreti alacağı, 352,51 TL UBGT ücreti alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ihbar tazminatı ve hafta tatili alacağına ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine hükmün 24/12/2019 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.Dava dışı işçi ... tarafından işbu eldeki davanın taraflarına karşı açılan işçilik alacaklarına ilişkin davada Bartın 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 12/06/2014 tarih ve 2013/133 Esas 2014/395 Karar sayılı kararı ile, 12.354,61 TL kıdem tazminatı, 1.413,60 TL ihbar tazminatı, 5.393,70 TL yıllık izin ücreti alacağı, 7.227,15 TL fazla mesai ücret alacağı, 738,03 TL UBGT ücreti alacağı, 6.307,56 TL hafta tatili alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Davalılar arasında asıl işveren - alt işveren ilişkisi olduğu gerekçesi ile asıl işveren ... AŞ davacının kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Davacının, asıl işverenin yardımcı işini ihale ile alan yeni işirketler nezdinde ve aralıksız olarak çalışması sebebiyle alt işverenler arasında 4857 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında bir işyeri devrinin olduğu kabul edilerek son alt işveren olan ... Ltd. Şti. ise davacı işçinin tüm çalışmasına karşılık gelen kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarından sorumlu tutulmuştur. Karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 29/09/2014 tarih ve 2014/13845 Esas 2014/18298 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 02/11/2017 tarih ve 2014/565 Esas 2017/443 Karar sayılı karar ile, 10.212,48 TL kıdem tazminatı, 258,20 TL ihbar tazminatı, 5.393,70 TL yıllık izin ücreti alacağı, 5.836,89 TL fazla mesai ücret alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hafta tatili alacağına ilişkin talebin reddine, UBGT ücreti alacağı yönünden bozma yapılmadığından bu alacak yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup karar Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 14/02/2018 tarih ve 2018/719 Esas 2018/3261 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur.  Yeniden yapılan yargılama neticesinde ise Mahkemenin 14/02/2019 tarih ve 2018/267 Esas 2019/50 Karar sayılı karar ile, 10.212,48 TL kıdem tazminatı, 258,20 TL ihbar tazminatı, 5.393,70 TL yıllık izin ücreti alacağı, 5.836,89 TL fazla mesai ücret alacağı, 738,03 TL UBGT ücreti alacağının kararda belirtilen tarihlerden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, hafta tatili alacağına ilişkin talebin ise reddine karar verilmiş olup kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 09/05/2019 tarih ve 2019/3371 Esas 2019/10317 Karar sayılı ilamı ile düzeltilerek onandığına dair kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.Taraflar arasında 03/07/2012 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacı, davalının Bartın Organize Sanayi Bölgesinde bulunan tesisinde yemek temini ve servis hizmeti işini üstlenmiştir. Sözleşmenin \"Şartlar ve Yükümlülükler\" başlıklı kısmının 28. maddesinde, davacı tarafından davalının yemekhane ve mutfak bölümünde istihdam edilen personelin davalı ile akdi ve hukuki hiçbir ilişkisi mevcut olmayıp çalışma hayatına ilişkin herhangi bir yükümlülük ve sorumluluğunun da söz konusu olmadığı; 29. maddesinde ise, davacı tarafından davalının yemekhanesinde çalıştırılan personelinin ücret, sosyal yardım ücreti, fazla mesai ücreti gibi hakedişleri ile bunların sigorta primi, işsizlik primi, gelir vergisi, damga vergisi vb. yasal kesintileri ve işveren katkı tutarından davacının sorumlu olduğu, davalının bu madde kapsamındaki hakedişler ve yasal kesintilerden hiçbir şekilde sorumlu olmadığı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin \"Süre ve Fesih\" başlıklı kısmının 42. maddesinde, davalının herhangi bir tarihte ve en az 1 ay önce ve davacıya yazılı olarak bildirmek kaydıyla sözleşmeyi feshetme hakkına sahip olduğu düzenlenmiş olup davalı bu madde doğrultusunda 06/05/2013 tarihli 9155 yevmiye sayılı Gebze ... Noterliğinin ihtarnamesi ile sözleşmenin 09/06/2013 tarihinde feshedileceğini davacıya ihtar etmiştir. Somut olayda, davacının dava dışı işçileri tarafından açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda verilen kararların icrası kapsamında yaptığı ödemeler sebebiyle davalı takas ve mahsup hakkını kullanmış olup öncelikle bu talebin hukuki niteliği itibariyle takas mı yoksa mahsup mu olarak nitelendirileceği üzerinde durmak gerekir. Zira takas ve mahsup farklı kavramlardır. Ayrıca Mahkemece bu nitelendirme yapılmaksızın davalının takas/mahsup def'i doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır.\"...Belirtmek gerekir ki; takas ve mahsup farklı iki hukukî kurumdur. Sık sık birlikte ve aynı anlamda kullanılmaları yaygın ise de bu durum sadece benzer olmalarından kaynaklanmaktadır. İki kurumu ayrı ayrı ele almak gerekir. Hukukumuzda takas, birbirine karşı bir miktar para veya aynı cins alacağa sahip kişilerden birinin karşı tarafın kabulüne ihtiyaç duymaksızın tek taraflı beyanı ile bu alacakları az olanı tutarında sona erdiren yenilik doğurucu bir hukukî işlemdir. Böylece takas ifa masraf ve külfetine katlanmadan, her iki tarafı da borcunu ifa ve alacağını tahsil etmiş durumuna getirir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 139. maddesinde takasın koşulları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre; “İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir”. Maddeden de anlaşılacağı üzere takasın söz konusu olabilmesi için iki tarafın karşılıklı olarak birbirinden alacaklı (birbirinden borçlu olması) gerekir. Alacak ve borç karşılıklı değilse veya iki kişi arasındaki borç ilişkisinin dışında kalan kişilerden olan alacaklar ya da borçlar takasa konu olamaz. Ayrıca takas için yalnız borçlularda değil, borçlarda da karşılıklılık bulunmalıdır. Ancak aynı nitelikteki cins veya özdeş edimlerin takası mümkündür. Takas için aranan üçüncü koşul ise kural olarak her iki borcun muaccel (ifasının istenebilir) olması gerekir. Dördüncü koşul ise tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olması gerekmektedir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1,3. Baskı, Temmuz 2013, s. 920-925). Taraflardan birinin alacağı muaccel olduğu hâlde karşı tarafa olan borcu için bir vadeden yararlanıyorsa bu alacak talep edildiğinde diğer taraf henüz muaccel olmayan kendi alacağını takas olarak ileri süremez (Uygur, s. 925). Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında alacak sahiplerinden her biri tarafından ileri sürüleceği gibi bu yola gitmeksizin kişi alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Diğer bir anlatımla takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır. İlke olarak takas def'î de diğer def'îler gibi süresinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Aksi hâlde takastan kurtulmak isteyen borçlu hemen bir ihtilaf çıkartarak amacına ulaşabilir. Öte yandan ihtilaflı alacağın takas edilebilir olduğunu söylemekle de takasın ortaya konulması ile ihtilafın alacaklı lehine hâlledilmiş olduğu anlamı çıkmamalıdır. Sonuçta hâkim anlaşmazlığı çözerek sonucuna göre takas def’î talebini red veya kabul edecektir. Mahsup ise bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin, bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Meselâ,  bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi, haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görülüyor ki bu olaylarda karşılıklı alacaklar yoktur; sadece alacağın net miktarını bulmak için yapılan bir hesap ameliyesi bahis konusu olmaktadır (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop,  Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 1013). Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından re’sen nazara alınır. Sonuç itibariyle takas ve mahsup farklı kavramlardır. Takasta karşılıklı aynı cins muaccel alacak ve borç söz konusu olduğu hâlde mahsupta karşılıklı birer alacak söz konusu değildir. Mahsup, bir alacaktan (zararlı olayın zarar görene sağladığı diğer faydalar, giderlerdeki tasarruflar gibi) bazı kalemlerin düşülmesine izin veren bir sayışma işlemidir. Mahsupta mahsup hakkına sahip olan taraf bu hakkını karşı taraf alacağını kendisinden istemedikçe ileri süremez (Uygur, s. 940)...\" (Yargıtay HGK'nın 2021/9-156 Esas 2022/1321 Karar sayılı ilamı).Yargıtay içtihadı da dikkate alındığında, somut olayda, davalının, davacının dava dışı işçileri tarafından açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda verilen kararların icrası kapsamında yaptığını belirttiği ödemelerin davacının alacağından tenzil edilmesine yönelik talebin niteliği itibariyle takas savunması olarak kabulü gerekir. 6098 sayılı TBK'nun 139. maddesi uyarınca, takas yetkisinin kullanılabilmesi için alacağın muaccel olması şart olup; ifa edilebilirlik, bu yetkiyi kullanabilmek için yeterli değildir. Somut olayda, dava tarihi itibariyle davalının henüz iş mahkemesi dosyaları sebebiyle dava dışı işçilere yaptığı bir ödemenin olmadığı, dolayısıyla davalının henüz takasa konu olabilecek muaccel bir alacağının bulunmadığı anlaşılmakla davalının şartları oluşmayan takas savunması yerinde görülmemiştir. Öte yandan sözleşme kapsamında düzenlenen faturaların ödenmesi sebebiyle davacıya bir borcunun bulunmadığına yönelik savunması ile ispat yükünü üzerine alan davalı ödeme yaptığı hususunu ispatlayamadığından talebe konu alacak ile birlikte alacağın likit ve belirlenebilir olması sebebiyle icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken Mahkemece yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/801 Esas, 2023/6 Karar sayılı ve 10/01/2023 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,2-a)Davanın KABULÜNE, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı İTİRAZININ İPTALİ ile, takibin  72.902,04 TL üzerinden takip talebinde belirtilen şartlarla DEVAMINA, b)Asıl alacağın %20'si oranında hesaplanan 14.580,40 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 4.979,94 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta yatırılan 1.245,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.734,94 TL harcın davalıdan tahsili ile  HAZİNEYE İRAT KAYDINA, d)Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 25,20 TL başvurma harcı ile 1.245,00 TL peşin harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, e)Davacı tarafından yapılan 5.312,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, f)Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, g)Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, <br>İstinaf Başvurusu Yönünden; 3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL'nin davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,4-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.007,85 TL istinaf harçları ile yapılan 200,00 TL istinaf yargılama gideri olmak üzere toplam 1.207,85 TL'nin   davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE, 6-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere Üye Hakim ...'in muhalefetiyle oyçokluğu ile karar verildi.17.04.2025<br>MUHALEFET ŞERHİ Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık davacının dava dışı işçilerine yaptığı ödemeler sebebiyle takas-mahsup savunmasında bulunan davalının bu savunmasının hukuki niteliği itibariyle takas mı yoksa mahsup mu olarak nitelendirileceği noktasında toplanmaktadır.Somut olayda, dava dışı işçiler tarafından işbu eldeki davanın taraflarına karşı açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalarda Mahkemece davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi olduğu kabul edilerek hükmedilen alacakların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Bu ilamların icra edilmesi neticesinde ise, bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere davalı tarafından icra dosyalarına yapılan ödemeler neticesinde borcun ödendiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin \"Şartlar ve Yükümlülükler\" başlıklı kısmının 28. maddesinde, davalının, davacı personellerinin çalışma hayatına ilişkin herhangi bir yükümlülük ve sorumluluğunun bulunmadığı kararlaştırıldığına göre dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından davacının sorumlu olduğu anlaşılmakla buna göre davacının yükümlülüğünde olan işçilik alacaklarını ödemek zorunda kaldığını ileri süren davalının, katlanmış olduğu bu mali yükümlülüğün davacının alacağından tenzil edilmesi gerektiğine yönelik talebinin mahsuplaşma niteliğinde olduğunu kabul etmek gerekir. Zira 6098 sayılı Kanunun 100. maddesinde düzenlenen mahsup; bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı kazançların ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesini ifade etmektedir. Yargıtay 15. HD'nin 2015/2802 Esas 2015/5758 Karar sayılı ilamında da, aynı sözleşme ilişkisi kapsamında taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebinin, hukuki niteliği itibariyle takas değil mahsuplaşma niteliğinde olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca mahsup talebi savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın her aşamasında ileri sürülebileceğinden sayın çoğunluğun talebin takas niteliğinde olduğu görüşünün aksine davalının usulüne uygun ve geçerli mahsup savunması kapsamında somut olayın değerlendirilmesi gerekir. Davalının mahsup savunması kapsamında ise aşağıda açıklanacağı şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerekir.\"...Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş aktinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği  bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. Hizmet alım ihaleleri aynı yüklenici tarafından alındığı gibi, değişik yükleniciler tarafından da alınabilmektedir. Bu halde işyeri devri suretiyle işçiler yeni yükleniciye devredildiği için hizmet akitleri kesintiye uğramadan devam etmekte ve işçilik alacakları da bu doğrultuda hesaplanmaktadır. İşçiye ödenen kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihteki giydirilmiş ücret üzerinden hesaplanmakta olup bu kıdem tazminatının tamamından işçiyi çalıştırdıkları dönemle orantılı olarak yükleniciler işverene karşı sorumludurlar. Yıllık izinler kullanılmadığı taktirde iş sözleşmesinin feshi ile ücrete dönüşmektedir. Sözleşmeyi feshedenin son yüklenici olduğu ve yıllık izinlerinde bu fesih ile ücrete dönüştüğü gözönüne alındığında yıllık izin ücretinden son yüklenici sorumlu olacaktır. İhbar tazminatından son işveren sorumludur. Bunların dışında hafta tatil ücreti, ücret alacağı, fazla mesai ücreti gibi işçiye ödenen tazminatlardan yükleniciler işverene karşı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı olarak sorumlu olacaklardır. İşveren tarafından bu ödemelerin feri mahiyetinde yapılan ödemeler de ayrı esasla yüklenicilerden tahsil edilebilecektir...\" (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/1682 Esas 2024/1506 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, taraflar arasında 03/07/2012 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacı, davalının Bartın Organize Sanayi Bölgesinde bulunan tesisinde yemek temini ve servis hizmeti işini üstlenmiş olup sözleşmenin \"Şartlar ve Yükümlülükler\" başlıklı kısmının 28. maddesinde, davalının, davacı personellerinin çalışma hayatına ilişkin herhangi bir yükümlülük ve sorumluluğunun bulunmadığı kararlaştırıldığına göre dava dışı işçilerin işçilik alacaklarından davacının sorumlu olduğu sabittir. Dava dışı işçiler tarafından açılan davalarda alınan bilirkişi raporlarına göre davacının son yüklenici olduğu anlaşılmakta ise de, dava dışı işçilerin çalışmaları sadece davacı şirket bünyesinde geçmemiştir. Bu durumda ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağı bakımından son yüklenici olan davacı sorumlu olsa da davacı ile birlikte dava dışı her bir yüklenici işçiyi çalıştırdığı kendi dönemi ile sınırlı olarak sorumludur. Ayrıca işçilik alacaklarına ilişkin açılan dava neticesinde davalı ödediği yargılama giderleri, faiz ve vekalet ücreti açısından da davacıdan talepte bulunabilecek olup işçilik alacağı miktarına göre bir oranlama yapılarak bu kalemler yönünden de davacının sorumluluğunun belirlenmesi gerekir. Açıklanan esaslar çerçevesinde bilirkişiden ek rapor alınarak davacının sorumlu olduğu miktar tespit edildikten sonra davalının mahsup savunması üzerinde durularak bunun sonucuna göre davacının mevcut bir alacağının kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerekirken hükme esas alınan bilirkişi raporunda, işçilik alacaklarına ilişkin ilamların icraya konulduğu icra dosyalarına konu tüm borcun davacıya ait olduğu kabulüyle yapılan hesaplamaya itibar edilerek sonuca gidilmesi isabetli olmadığından HMK'nun 353/1-a.6 maddesi uyarınca bu yönlerden kararının kaldırılarak ilk derece Mahkemesine gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan karara muhalif kaldığıma dair görüşümü bildiririm.17.04.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fd34decd667eadeb","SID":"4c329015a484530e"}}