{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2302 <br>KARAR NO:2025/631<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:07/11/2018<br>NUMARASI:2012/1445 E. -  2018/1061 K.<br>DAVANIN KONUSU:Alacak<br>BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2013/496 ESAS SAYILI DOSYASI <br>DAVANIN KONUSU:Alacak<br>Taraflar arasındaki  asıl ve birleşen alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl  davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı,  birleşen davada davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle;  01.04.2001 tarihli sözleşmenin taraflar arasında imzalandığını, 4.maddede  davalıların, müvekkiline 3.700.000 DM (Alman Markı) borcu olduğunun belirtildiğini,  bu miktarın gayrikabili rücu kabul edildiğini,  taraflar arasında borcun miktarı hususunda hiçbir ihtilaf bulunmadığını,  5.maddede 3.700.000 DM toplam borcun, 1.000.000 DM kısmının 25.04.2001 tarihinde ödeneceğinin,  bakiye 2.700.000 DM kısmının 270.000.DM taksitler halinde ve  01.06.2001 tarihi ile 30.12.2003 tarihleri arasında 10 eşit taksitle ödeneceğinin kararlaştırıldığını,  sözleşmenin 7.maddesinde de kefillerin borcun tamamına müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduklarının kararlaştırıldığını,  sözleşmenin ilk taksidi olan 1.000.000 DM’in vadesinde ödenmemesi üzerine, müvekkili tarafından sözleşmeye dayalı olarak davalı borçlu ve  davalı müteselsil kefilleri aleyhine ... dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalıların takibe itiraz etmeleri üzerine takibin durduğunu,  davalı borçlular tarafından, hem ilamsız icra takibine itiraz edildiğini, hem de ayrıca, sözleşmedeki 3.700.000 DM borcun tamamına ilişkin olarak İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/1170 Esas sayılı dosya ile menfi tespit davası açıldığını, müvekkilince bu takibe yönelik  itirazın iptali davası açılmadığından  takibin açılmamış hükmünde olduğunu,  daha sonra taraflar arasında 12.06.2003 tarihli yeni sözleşme imzalandığını,  menfi tespit davası devam ederken tarafların  tekrar biraraya gelerek 12.06.2003 tarihli yeni bir borç  tasfiye protokolü imza edilerek  25.04.2001 tarihli, 1.000.000 DM ve 01.06.2001 tarihli 270.000 DM  olarak kararlaştırılan ilk iki borç taksidinin gayrimenkul devri suretiyle mevcut borcun tasfiye edileceğinin kararlaştırıldığını, yeni protokole göre davalılara ait bazı taşınmazların müvekkiline devredileceğinin, davalıların da menfi tespit davasından feragat edeceklerinin  kararlaştırıldığını, davalıların bu anlaşma uyarınca davalarından feragat ettiğini, ancak borcun tasfiyesine yönelik olarak sözleşmede belirtilen taşınmaz devirlerini yapmadıklarını, bunun  üzerine davacının Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301 Esas  2012/731 Karar sayılı dosyasıyla kısmi dava ikame edildiğini, davanın kabulüne karar verildiğini, davalılardan olan alacağın  mahkeme kararıyla sabit olduğunu ileri sürerek, fazlaya, önceki ve sonraki vade tarihli alacaklarına ilişkin her türlü dava ve talep  hakları  saklı kalmak kaydıyla, şimdilik  270.000 DM'nin dönüşüm kuru karşılığı (1Ђ=1,95583 DM) üzerinden 138.048,80 Ђ alacağın  01.12.2002'den itibaren yıllık %9 akdi faizi ile birlikte Ђ (Avro) olarak aynen veya fiili ödeme günü rayicindeki kur karşılığı üzerinden TL olarak davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalılar vekili,  cevap dilekçesinde özetle; dava konusu protokollere ilişkin olarak talep edilen meblağın borç olarak nedeni ve niteliği açıklanırken ''Borçluların alacaklı ... 'den 3.700.000 DM (üçmilyonyediyüzbin) Alman markını elden aldıkları'' şeklindeki sözleşme hükmünün esas alındığını, bu beyanın  maddi gerçekliğe aykırı ve hukuken muteber olmayan bir borç ikrarı ve alacak talebi niteliğinde olduğunu,  kaldı ki, kendisi Türk vatandaşı olmayan ve yabancı bir ülkede edinilmesi ve gönderilmesi söz konusu olan bir meblağın elden ve kayıt dışı bir şekilde Türkiye'ye getirilmiş olması ve ticari, mali kayıtlarda yer almayacak şekilde ödenmesinin  ceza  gerektiren bir eylem  olduğunu, sundukları fatura ve belgelerin tetkikinden görüleceği üzere davaya konu edilen meblağın aslında davacının sahibi olduğu Alman ... Şirketi ... (...) firması ile davalı şirketler arasında var olan ve bu şirketlere Almanyadan gönderilen kafes sistemlerinin satışına ilişkin olduğunu,   ancak kafes sistemlerinin proforma faturaları ile gümrüğe ibraz edilen irsaliye ve fatura bedelleri arasında fahiş bir bedel farkı olması ve asıl faturanın tanzimi ile hukuken konusuz hale gelen proforma fatura bedelleri üzerinden alacaklının sahibi olduğu şirket tarafından fahiş ve fiktif alacak yaratılmış olması nedeniyle ... -... firması ile davalı şirketler arasında hukuki ihtilaf süreci başladığını, davacının Almanyada faaliyet gösteren ve sahibi olduğu ... Firmasının protokole konu alacağın gerçek tarafı ve muhattabı iken bunu örtecek ve gizleyecek şekilde sanki davacı tarafından elden 3.700.000 Alman markı bir bedel ödenmiş gibi protokol tanzimi ve alacak yaratıldığını, bu sebeple sözleşmelerin hukuken geçersiz olduğunu,  ithal edilen ve davalı şirketlere gönderilen tavuk kafesi sistemlerine ilişkin gerçek değerlerinin çok üstünde bir bedelle proforma fatura tanzim edilmesinin aslında Alman Mali sisteminin ihracata destek amacıyla öngördüğü teşvik ve desteklerden yararlanma amacını güttüğünü, davacının on yılı aşkın bir süredir (aslında nedeni ve meblağı hukuken müsbit ve muteber olmayan) alacağını tahsili yoluna gitmemesinin asıl nedenlerinden birinin bu fiktif alacağı tahsil edilmediği iddiasıyla Alman mali ve  hukuk sistemi içinde mahsup yada tazmin etmiş olmasının söz konusu olabilmesi olduğunu, ayrıca davacının kendi adına muhatap ve alacaklı görünerek davalı şirketlerden Türkiye'de yaptığı tahsilatları Alman mali ve vergi mevzuatında beyan etmeyerek ödeme mükellefiyetinden kaçınarak maddi menfaat temin etme gayretini  gösterdiğini, davacının Maltada kurulu bulunan ... Ltd. Şirketini aracı kılarak ve alacaklı göründüğü meblağa ilişkin haklarını bu şirkete ve bu şirketin temsilcisi ... adlı şahsa temlik ve devir ederek davalılardan  tahsil ettiği meblağlar ile temin ettiği maddi kazanımları vergi mevzuatından ve mali sistemden gizlemek kamusal ödeme yükümlülüklerinden kaçınmak gayreti içinde olduğunu,  tüm bu nedenlerle gerek davacı... ve gerek ... Ltd. Şti yetkilileriyle ... hakkında Türk, Alman ve Malta devletleri nezdinde gümrük, mali ve vergi mevzuatına aykırı işlemlerinden dolayı hukuki ve cezai takip ve şikayette bulunulacağını, dava konusu sözleşmelerin gerçek muhatabı ve tarafı olan, davacının sahibi bulunduğu  ...- ... firmasına, davalı şirketlere sattığı tavukçuluk kafes sistem ve ekipmanlarına ilişkin olan ve gerçekleştirilen ithalat gümrük işlemlerine esas alınan fatura bedellerinin ödendiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; 01.04.2001 tarihli sözleşmenin taraflar arasında imzalandığını,  4.maddede  davalıların, müvekkiline 3.700.000 DM (Alman Markı) borcu olduğunun belirtildiğini,  bu miktarın gayrikabili rücu kabul edildiğini,  taraflar arasında borcun miktarı hususunda hiçbir ihtilaf bulunmadığını, 5.maddede 3.700.000 DM toplam borcun, 1.000.000 DM kısmının 25.04.2001 tarihinde ödeneceğinin,  bakiye 2.700.000 DM kısmının 270.000.DM taksitler halinde  01.06.2001 tarihi ile 30.12.2003 tarihleri arasında 10 eşit taksitle ödeneceğinin kararlaştırıldığını,  sözleşmenin 7.maddesinde de kefillerin borcun tamamına müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduklarının kararlaştırıldığını,  sözleşmenin ilk taksidi olan 1.000.000 DM'in vadesinde ödenmemesi üzerine, müvekkili tarafından sözleşmeye dayalı olarak davalı borçlu ve  davalı müteselsil kefilleri aleyhine ...  dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalıların takibe itiraz etmeleri üzerine takibin durduğunu,  davalı borçlular tarafından, hem ilamsız icra takibine itiraz edildiğini, hem de ayrıca, sözleşmedeki 3.700.000 DM borcun tamamına ilişkin olarak İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2001/1170 Esas sayılı dosya ile menfi tespit davası açıldığını, müvekkilince bu takibe yönelik itirazın iptali davası açılmadığından  takibin açılmamış hükmünde olduğunu, daha sonra 12.6.2003 tarihli yeni sözleşme imzalandığını,  menfi tespit davası devam ederken tarafların  tekrar biraraya gelerek 12.6.2003 tarihli yeni bir borç  tasfiye protokolü imza edilerek  25.04.2001, 1.000.000 DM ve 01.06.2001, 270.000 DM  olarak kararlaştırılan  ilk iki borç taksidinin gayrimenkul devri suretiyle mevcut borcun tasfiye edileceğinin kararlaştırıldığını,  yeni protokole göre davalılara ait bazı taşınmazların müvekkiline devredileceğinin, davalıların da menfi tespit davasından feragat edeceklerinin  kararlaştırıldığını, davalıların bu anlaşma uyarınca davalarından feragat ettiğini, ancak borcun tasfiyesine yönelik olarak sözleşmede belirtilen taşınmaz devirlerini yapmadıklarını, bunun  üzerine davacının Kadıköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301 Esas,  2012/731 Karar sayılı dosyasıyla kısmi dava ikame edildiğini, davanın kabulüne karar verildiğini, davalılardan olan davacı alacağının mahkeme kararıyla sabit olduğunu ileri sürerek, fazlaya, önceki ve sonraki vade tarihli alacaklarına ilişkin her türlü dava ve talep  hakları  saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 270.000 DM'nin dönüşüm kuru karşılığı (1Ђ=1,95583 DM) üzerinden 138.048,80 Ђ alacağın sözleşmeyle kararlaştırılan vade tarihinden itibaren yıllık %9 akdi faizi ile birlikte Ђ (Avro) olarak aynen veya fiili ödeme günü rayicindeki kur karşılığı üzerinden TL olarak davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalılar vekili, savunmasında özetle; Anadolu 3 Asliye Ticaret  Mahkemesinin  2011/301 Esas,  2012/731 karar sayılı dosyasının kesinleşmemiş olup Yargıtay tarafından yerel mahkemeye iade olunduğunu,  dava konusu protokollere ilişkin olarak talep edilen meblağın borç olarak nedeni ve niteliği açıklanırken ''Borçluların alacaklı ... 'den 3.700.000 DM (üçmilyonyediyüzbin) Alman markını elden aldıkları'' şeklindeki sözleşme hükmünün esas alındığını, bu beyanın  maddi gerçekliğe aykırı ve hukuken muteber olmayan bir borç ikrarı ve alacak talebi niteliğinde olduğunu,  kaldı ki, kendisi Türk vatandaşı olmayan ve yabancı bir ülkede edinilmesi ve gönderilmesi söz konusu olan bir meblağın elden ve kayıt dışı bir şekilde Türkiye'ye getirilmiş olması ve ticari, mali kayıtlarda yer almayacak şekilde ödenmesinin  ceza  gerektiren bir eylem  olduğunu, sundukları fatura ve belgelerin tetkikinden görüleceği üzere davaya konu edilen meblağın aslında davacının sahibi olduğu Alman ... Şirketi ... (...) firması ile davalı şirketler arasında var olan ve bu şirketlere Almanyadan gönderilen kafes sistemlerinin satışına ilişkin olduğunu, ancak kafes sistemlerinin proforma faturaları ile gümrüğe ibraz edilen irsaliye ve fatura bedelleri arasında fahiş bir bedel farkı olması ve asıl faturanın tanzimi ile hukuken konusuz hale gelen proforma fatura bedelleri üzerinden alacaklının sahibi olduğu şirket tarafından fahiş ve fiktif alacak yaratılmış olması nedeniyle ... -... firması ile davalı şirketler arasında hukuki ihtilaf süreci başladığını, davacının Almanyada faaliyet gösteren ve sahibi olduğu ... Firmasının protokole konu alacağın gerçek tarafı ve muhattabı iken bunu örtecek ve gizleyecek şekilde sanki davacı tarafından elden 3.700.000 Alman markı bir bedel ödenmiş gibi protokol tanzimi ve alacak yaratıldığını  bu sebeple sözleşmelerin hukuken geçersiz olduğunu,  ithal edilen ve davalı şirketlere gönderilen tavuk kafesi sistemlerine ilişkin gerçek değerlerinin çok üstünde bir bedelle proforma fatura tanzim edilmesi aslında Alman Mali sisteminin ihracata destek amacıyla öngördüğü teşvik ve desteklerden yararlanma amacını güttüğünü, davacının on yılı aşkın bir süredir (aslında nedeni ve meblağı hukuken müsbit ve muteber olmayan) alacağını tahsili yoluna gitmemesinin asıl nedenlerinden birinin bu fiktif alacağı tahsil edilmediği iddiasıyla Alman mali ve  hukuk sistemi içinde mahsup yada tazmin etmiş olmasının söz konusu olabilmesi olduğunu, ayrıca davacının kendi adına muhatap ve alacaklı görünerek davalı şirketlerden Türkiye'de yaptığı tahsilatları Alman mali ve vergi mevzuatında beyan etmeyerek ödeme mükellefiyetinden kaçınarak maddi menfaat temin etme gayretini  gösterdiğini, davacının Maltada kurulu bulunan ... Ltd. Şirketini aracı kılarak ve alacaklı göründüğü meblağa ilişkin haklarını bu şirkete ve bu şirketin temsilcisi ... adlı şahsa temlik ve devir ederek davalılardan  tahsil ettiği meblağlar ile temin ettiği maddi kazanımları vergi mevzuatından ve mali sistemden gizlemek kamusal ödeme yükümlülüklerinden kaçınmak gayreti içinde olduğunu,  tüm bu nedenlerle gerek davacı ... ve gerek ... Ltd. Şti yetkilileriyle ... hakkında Türk, Alman ve Malta devletleri nezdinde gümrük, mali ve vergi mevzuatına aykırı işlemlerinden dolayı hukuki ve cezai takip ve şikayette bulunulacağını, dava konusu sözleşmelerin gerçek muhatabı ve tarafı olan, davacının sahibi bulunduğu  ...-... firmasına, davalı şirketlere sattığı tavukçuluk kafes sistem ve ekipmanlarına ilişkin olan ve gerçekleştirilen ithalat gümrük işlemlerine esas alınan fatura bedellerinin Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301  Esas sayılı dosyasına sunulan ödeme belgelerine göre ödenmiş bulunduğunu  savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Dava ve asıl dava, taraflar arasında düzenlenen 12/06/2003 tarihli borç tasfiye sözleşmesi uyarınca ödenmediği iddia edilen alacakların tahsili istemine ilişkindir.Davacı asıl dosyada sözleşmede ödenmesi kararlaştırılan 270.000 Alman markı bedelli yedinci taksit bonodan doğan alacağı, birleştirilen dosyada ise yine 270.000 Alman markı bedelli onuncu taksit bonodan doğan alacağı dava konusu yapmıştır. Davacı yargılama sırasında vefat etmiş, mirasçıları yargılamayı sürdürmüşlerdir.Davacı aynı sözleşmede ödenmesi kararlaştırılan 1.270.000,00 Alman markı alacağının tahsili amacıyla İstanbul Anadolu 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301 esas sayılı dosyasında dava açmış, yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen karar temyiz sonrasında onanarak 03/05/2016 tarihinde kesinleşmiştir.Her ne kadar davalı taraflar davaya konu borç tasfiye sözleşmelerinin varlığına ve içeriğine yönelik bir itirazda bulunmamasına ve sözleşmelerin altındaki imzalara yönelik bir inkara yönelmemelerine rağmen davalı vekili alacağın varlığına ve miktarına yönelik cevap dilekçesinde açıklamalarda bulunmuş ise de alacağın taraflarca varlığı ve içeriği inkar edilmeyen sözleşmelerden kaynaklanması nedeniyle davalılar vekilinin dile getirdiği savunma konuları hakkında herhangi bir araştırma yapılmasına ve delil toplanmasına gerek görülmemiştir.Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, kesinleşen İstanbul Anadolu 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301 esas sayılı dosyası, davalı taraflarca varlığı ve içeriği inkar edilmeyen 01/04/2001 tarihli borç tasfiye sözleşmesi ile 12/06/2003 tarihli borç tasfiye protokolü dikkate alınarak; davacının sahip olduğu şirket ile davalı şirketler arasında kurulan ticari ilişkiden doğan alacağının tahsili amacıyla davalı ... dışında tarafların bir araya gelerek 01/04/2001 tarihli borç tasfiye sözleşmesini tanzim ettikleri buna göre sözleşmede imzası bulunan davalıların davacıya 3.700.000 alman markı tutarında borçlarının bulunduklarını kabul ettikleri, borcun ödenmesinin sözleşmede kararlaştırılan şekilde vadeye bağlandığı, sözleşmede kararlaştırılan 1.000.000 alman markı ve ilk taksit olan 270.000 alman markının ödenmemesi üzerine tarafların 12/06/2003 tarihinde bu kez borç tasfiye protokolü başlıklı adi yazılı anlaşmayı tanzim ettikleri, bu protokolde  ödenmeyen 1.270.000 alman markının taşınmaz devri ile ödenmesinin kararlaştırıldığı, protokolde edimlerden herhangi birisinin gerçekleştirilmediği taktirde protokolün münfesih sayılacağının belirtildiği, taşınmaz devirlerinin gerçekleştirilmemesi üzerine davacı tarafça İstanbul Anadolu 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/301 esas sayılı dosyasında 06/04/2011 tarihinde 1.270.000 alman marklık ödenmeyen alacak için dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen kararın temyiz edilmesi sonrasında onanarak kesinleştiği, davalı taraflarca borç tasfiye sözleşmesindeki taksitlerin ödenmediği iddiası ile mahkememizde görülen asıl davada yedinci taksit alacağı için 03/12/2012 tarihinde, onuncu taksit alacağı için birleştirilen dosyada 30/12/2013 tarihinde davaların açıldığı, taraflar arasında varlığı ve içeriği inkar edilmeyen borç tasfiye sözleşmesi ve protokolüne göre davalı ... dışındaki davalıların kabul ettikleri ve ödemeyi taahhüt ettikleri her iki dosyadaki taksitleri ödediklerini yazılı belge ile kanıtlamaları gerektiği, bu konudaki ispat yükü ve gerekliğe rağmen davalıların her iki davaya konu alacağı ödediklerine dair hiçbir belge sunamadıkları, davalılar vekilinin cevap dilekçesinde dile getirdiği iddiaları yukarıda açıklandığı şekilde dinlenebilir nitelikte olmaması nedeniyle davanın esasına etkili bulunmadığı anlaşılmakla ve asıl davada sözleşme altında davalı ...'in imzasının bulunmaması sözleşmenin tarafı olmaması nedeniyle davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, asıl davadaki diğer davalılar hakkındaki davanın ve birleşen dosyadaki davanın  kabulüne, her ne kadar her iki davada da sözleşmede kararlaştırılan vade tarihinden itibaren faiz talep edilmiş ise de davalıların davadan önce temerrüte düşürüldüklerine dair davacı tarafça bir belge sunulmaması nedeniyle faizin dava tarihinden itibaren işletilmesine, sözleşmede %9 oranında akdi faiz işletilmesi kararlaştırılmış ise de davaya konu alacağın yabancı para olması nedeniyle 395 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca ve %9 oranını aşmamak koşuluyla faiz uygulanmasına, hüküm tarihi itibariyle alman markının tedavülden kalkması nedeniyle alacağın euro para birimi cinsi üzerinden tahsiline karar vermek gerekmiştir. \" gerekçesiyle, asıl davada davalı ... hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer  davalılar yönünden açılan davanın kabulü ile 138.048,80 EURO  alacağın dava tarihi olan 03.12.2012' den itibaren tahsil tarihine kadar 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca ve %9 oranını aşmamak koşuluyla işleyecek faiziyle birlikte Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksel faiz oranı ile fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı ödenmek suretiyle  davalılar ... şirketi , ... şirketi , ... Şirketi,... Şirketi ve ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine; birleşen davada ise, davanın kabulü ile  138.048,80 EURO alacağın dava tarihi olan 30.12.2013'den itibaren tahsil tarihine kadar 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca ve %9 oranını aşmamak koşuluyla işleyecek faiziyle birlikte Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı ödenmek suretiyle  birleşen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar  verilmiştir.Bu karara karşı,  asıl (davalı ... dışındaki)  ve birleşen davada davalılar vekilince  istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl (davalı ... dışındaki) ve birleşen davada davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava konusu protokollere ilişkin olarak talep edilen meblağın borç olarak nedeni ve niteliği açıklanırken ''Borçluların alacaklı ... 'den 3.700.000 DM (üçmilyonyediyüzbin) Alman markını elden aldıkları'' şeklindeki sözleşme hükmünün esas alındığını, bu beyanın  maddi gerçekliğe aykırı ve hukuken muteber olmayan bir borç ikrarı ve alacak talebi niteliğinde olduğunu,  kaldı ki, kendisi Türk vatandaşı olmayan ve yabancı bir ülkede edinilmesi ve gönderilmesi söz konusu olan bir meblağın elden ve kayıt dışı bir şekilde Türkiye'ye getirilmiş olması ve ticari, mali kayıtlarda yer almayacak şekilde ödenmesinin  ceza  gerektiren bir eylem  olduğunu, sundukları fatura ve belgelerin tetkikinden görüleceği üzere davaya konu edilen meblağın aslında davacının sahibi olduğu ... Şirketi ...(...) firması ile davalı şirketler arasında var olan ve bu şirketlere Almanyadan gönderilen kafes sistemlerinin satışına ilişkin olduğunu,ancak kafes sistemlerinin proforma faturaları ile gümrüğe ibraz edilen irsaliye ve fatura bedelleri arasında fahiş bir bedel farkı olması ve asıl faturanın tanzimi ile hukuken konusuz hale gelen proforma fatura bedelleri üzerinden alacaklının sahibi olduğu şirket tarafından fahiş ve fiktif alacak yaratılmış olması nedeniyle ... - ...firması ile davalı şirketler arasında hukuki ihtilaf süreci başladığını, davacının Almanyada faaliyet gösteren ve sahibi olduğu ... Firmasının protokole konu alacağın gerçek tarafı ve muhattabı iken bunu örtecek ve gizleyecek şekilde sanki davacı tarafından elden 3.700.000 Alman markı bir bedel ödenmiş gibi protokol tanzimi ve alacak yaratıldığını  bu sebeple sözleşmelerin hukuken geçersiz olduğunu,  ithal edilen ve davalı şirketlere gönderilen tavuk kafesi sistemlerine ilişkin gerçek değerlerinin çok üstünde bir bedelle proforma fatura tanzim edilmesi aslında Alman Mali sisteminin ihracata destek amacıyla öngördüğü teşvik ve desteklerden yararlanma amacını güttüğünü, davacının on yılı aşkın bir süredir (aslında nedeni ve meblağı hukuken müsbit ve muteber olmayan) alacağını tahsili yoluna gitmemesinin asıl nedenlerinden birinin bu fiktif alacağı tahsil edilmediği iddiasıyla Alman mali ve  hukuk sistemi içinde mahsup yada tazmin etmiş olmasının söz konusu olabilmesi olduğunu, ayrıca davacının kendi adına muhatap ve alacaklı görünerek davalı şirketlerden Türkiye'de yaptığı tahsilatları Alman mali ve vergi mevzuatında beyan etmeyerek ödeme mükellefiyetinden kaçınarak maddi menfaat temin etme gayretini  gösterdiğini, sundukları dilekçelerinde  belirttikleri gibi  davacı tarafın beyan dilekçesi ve davaya mesnet kıldığı protokol incelendiğinde tüm işlemlerde davacı asil (müteveffa) ...'in muhatap kılındığının görüldüğünü, oysa ki müvekkili şirket ... Grubu ile davacı asil arasında ticari hiçbir ilişki cereyan etmediğini, ticari ilişkinin  ... (... ) ... ile arasında vuku bulmuş olup gerek bu şirketin ve gerek davacı asilin Türkiye' deki ticari faaliyetlerini ve gelirlerini Alman Devleti nezdinde gizlemek için davacı tarafından dava konusu protokol ve fiktif alacak-borç ilişkisi ile zahiri ödeme mükellefiyetleri  yaratıldığını, davacı tarafın özellikle ve öncelikle müvekkillerinin müzayaka halini kullanarak ve kötü niyetle  temin  ettiği ve asıl ticari ilişkiyi gizleme gayreti güden, davaya esas kılınmış protokoldeki alacaklarının hangi hukuki ve ticari ilişkiden kaynaklandığını ve müvekkillerinin yine hangi hukuki ve ticari ilişkiden dolayı borçlu kılındıklarını hukuki açıklığıyla ve yazılı belge ibrazıyla ispatlamaları gerekmesine rağmen,  mahkemece bu konuda davacıdan herhangi bir belge talep edilmeden davanın  kabul edildiğini, davacının 06.09.2018 tarihli beyanında  açılan davanın,  01.04.2001 tarihli protokol gereğince taksitle ödenmesi gereken 01.12.2002 tarihli 270.000.-...'lik senede ve birleşen 18.Asliye Ticaret Mahkemesindeki talebin 30.12.2003 tarihli 270.000.-...'lik senede istinaden açıldığını beyan ettiğini,  söz konusu davada beyan edildiği üzere söz konusu borçların senede bağlanmış borçlar olup vade tarihinden itibaren 3 yıl içinde senede ilişkin talepte bulunulmaması durumunda söz konusu alacak talep hakkının zamanaşımına uğrayacağını, bu bakımdan davacılar tarafından açılan davalardaki alacak talep haklarını  zamanaşımına uğradığını,  davanın zamamnaşımından reddi gerektiğini,  davacı taraf açılan davaya ilişkin senetlerin dava dosyasına ibraz edilemediğini, söz konusu senetlerin ödenmiş olması ihtimali bulunduğunu, davacının beyan dilekçesinde açıkça 01.06.2001 vadeli 270.000.-... alacak için İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığını,   eldeki  davada da 7. Ve 10. Taksitlere ilişkin senetler için dava açıldığını belirttiğini, davacının,  müvekkillerine 10 adet senet verildiğini belirttiğini, ancak bu senetlerden 1., 7. ve 10.senetlere ilişkin dava açtıklarını, kalan 7 adet senede ilişkin dava açılmadığını, söz konusu senetlerin neden hukuki işleme konu edilmediğinin davacı tarafça belirtilmediğini, hatta dava dosyasına konu 7. Ve 10.senet asılları  mahkemeye sunulamadığı gibi diğer 7 adet senedin akibetinin de belli  olmadığını, söz konusu senet bedellerinin vefat eden ...'e ödenmiş olma ihtimali olduğu gibi davacı tarafından daha önceki dilekçelerde de belirtildiği  üzere gerçek bir borç olmaması nedeniyle senetlerin müvekkillerine iade edilmiş olması ihtimali de bulunduğunu, davacının bütün bunları ve alacağını ispat edemediğini,  öncelikle alacağın zamamaşımına uğramasından dolayı ve alacağın ispatlanamaması nedeniyle  esastan reddi gerekirken kabul edilmesinin  usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına,  asıl  ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl ve  birleşen davalar,  taraflar arasında düzenlenen 01.04.2001 tarihli borç tasfiye sözleşmesi uyarınca ödenmediği iddia edilen yedinci ve onuncu taksit bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.01.04.2001 tarihli ve ''Borç Tasfiye Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin incelenmesinde; sözleşmenin davalılardan... AŞ,... Ltd. Şti., ... Ltd. Şti., ... Ltd. Şti.tarafından müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla,  davalı ... tarafından  borçlu sıfatıyla, davacıların murisi ...tarafından ise alacaklı sıfatıyla imzalandığı, sözleşme ile  borçlunun, alacaklıya olan 3.700.000 DM'lik borcunun ödenmesi olduğu,  5.maddede borcun nasıl ödeneceğini kararlaştırıldığı,  buna göre borçlu ve müteselsil kefillerin  bu borcun 1.000.000 DM'lik kısmının 25.014.2001 tarihinde ödemeyi,  bakiye 2.700.000 DM'nin ise  sözleşmede dökümü yapılan ve her biri 270.000 DM bedelli bonolar ile ilk taksitin 01.06.2001 vadeli senetle ödenmek üzere, aynı bedelli ve 01.09.2001, 01.12.2001, 01.03.2002, 01.12.2002,  01.03.2003,01.06.2003 ve 30.12.2003 ödeme tarihli bonolar ile  10 ayrı seferde ödeneceği kararlaştırılmış olup bu sözleşmede asıl davada davalı olarak gösterilen ...'in yer almadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki 01.04.2001  tarihli bu sözleşmeden sonra 12.06.2003 tarihli, ''Borç Tasfiye Sözleşmesi'' başlıklı bir başka  sözleşme daha düzenlendiği görülmektedir.12.06.2003 tarihli, ''Borç Tasfiye Sözleşmesi'' başlıklı bu sözleşmenin  incelenmesinde ise;  sözleşmenin davalılardan ...,... AŞ, ... Ltd. Şti.,... Ltd. Şti.,... Ltd. Şti.tarafından  borçlu sıfatıyla,  asıl davalı ... tarafından  müşterek borçlu, müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, davacıların murisinin alacaklı sıfatıyla imzaladığı,  sözleşmenin konusunun ... sayılı ve ... sayılı dosyalarına konu 1.270.000 DM (648.000 EURO) borcun  tasfiyesi olduğu,  davalıların bu borç karşılığında açtıkları menfi tespit davasından feragat edecekleri,  sözleşmede yazılı bir kısım taşınmazları ise borca  karşılık davacıların murisi alacaklıya devretmeyi üstlendikleri görülmektedir.Asıl ve birleşen davacı tarafından daha önce 06.04.2011 tarihinde, 12.06.2003 tarihli sözleşme uyarınca 25.04.2001 tarihinde ödenmesi gereken 1.000.000 DM'lik miktar ile  01.06.2001 tarihinde ödenmesi gereken 270.000 DM'lik  toplam 1.270.000 DM (648.000 EURO ) alacağın  ödenmemesi üzerine bu alacağın tahsili için açtığı davada İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin  (Kadıköy 3.Asliye  Ticaret Mahkemesi) 27.06.2012 tarih  ve 2011/301 Esas, 2012/731 Karar sayılı  kararı ile davanın kabulü ile 648.000 EURO'nun tahsiline karar verilmiş, karar Yargıtay incelemesinden geçerek, 03.05.2016 tarihinde kesinleşmiştir.Somut olayda ise asıl ve birleşen davada davacı vekili 06.09.2018 tarihli dilekçesinde; asıl dosyada 01.04.2001 tarihli sözleşmede  ödenmesi kararlaştırılan 270.000 Alman markı bedelli yedinci taksit,  birleşen dosyada ise 270.000 Alman markı bedelli onuncu taksit alacağının dava konusu edildiğini, bonoların Almanya'daki   davacıda olması sebebiyle  senetler üzerinden değil asıl borç  ilişkisini düzenleyen sözleşme üzerinden dava açıldığını beyan etmiştir. Bu tespit ve bilgiler ışığında istinaf sebeplerinin incelenmesinde;Zamanaşımı borcu sona erdirmeyip borçluya bir def'i hakkı verir. TBK'nın 161. maddesi uyarınca zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe hakim tarafından kendiliğinden göz önüne alınmaz. Zamanaşımı def'inin davaya cevap süresi içinde ileri sürülmesi gerekli olup bu süreden sonra ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı olacaktır (M. Kemal Oğuzman, M. Turgut Öz  Borçlar Hukuku Genel Hükümler,  2..Baskı, İstanbul 1998  syf 462).Somut olayda, yazılı yargılama usulüne tabi  asıl ve birleşen davada davalılar vekilince sunulan cevap dilekçelerinde zamanaşımı itirazında bulunulmadığı,  replik dilekçesi de sunulmadığı, buna göre süresinde usulüne uygun şekilde ileri sürülmüş bir  zamanaşımı  itirazı bulunmadığı, ilk derece yargılamasında ileri sürülmeyen hususların istinaf incelemesinde dikkate alınmayacağı anlaşıldığından asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin zamanaşımına yönelik istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Kararı istinaf eden asıl ve birleşen davada davalılar... AŞ, ... Ltd. Şti.,... Ltd. Şti.,... Ltd. Şti.ve ... tarafından gerek 01.04.2001 gerekse 12.06.2003 tarihli sözleşmelerde yer alan imzalarına karşı herhangi bir itiraz ileri sürülmemiştir.Bu sözleşmeler, imzası adı geçen  davalılara ait adi  yazılı belge  hükmündedir . Adi yazılı belgeler,  resmî bir makam veya memurun katılması olmaksızın taraflarca düzenlenebilen belgelerdir. Adı geçen davalıların bu belgelerde  borç kabulü ve taahhüdü söz konusu olup söz konusu borçtan sorumlu durumdadırlar. Asıl ve birleşen  davacılar, dava konusu alacak iddialarını  ispatlamış olup, borçlu olmadığını ispat yükü davalılardadır. Davalılar borçlu olmadıklarını ancak bir yazılı delille ispatlayabilirler. Ancak somut olayda, davalıların bu yönde bir delil sunamadıkları görülmektedir.  Bu durumda davalılar ödeme yaptıklarını ispatla yükümlüdürler. Fakat davalılar dava konusu borcu ödediklerine dair bir ödeme belgesi  de sunamamışlardır.Davacılar, sözleşmelerde yer alan alacak miktarına ilişkin talepte bulunmuş olup  sözleşmelerde yer verilen senetlere ilişkin eldeki davada bir talepte bulunmamışlardır.Gelinen noktada ödeme yaptıklarını ispatla yükümlü olan davalılar, davacı murise ödeme yapılmış olabileceğini ihtimali bulunduğunu ileri  sürmekteyseler de bu konuda bir delil sunmadıklarında  anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Açıklanan  bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalara ilişkin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup, asıl ve birleşen davalarda davalılar (... hariç) vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, asıl ve birleşen davalarda kararı istinaf eden davalılar  vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca,  asıl ve  birleşen davalarda davalılar (... hariç) vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl ve birleşen davalarda davalılar (... hariç) tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl dava için bakiye 16.407,86 TL, birleşen dava için bakiye 21.076,74 TL istinaf karar harcının asıl ve birleşen davalarda davalılardan (... hariç) tahsili ile  Hazineye gelir kaydına,3-Asıl ve birleşen davalarda davalılar (... hariç) tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17.04.2025  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5f7f10859b50327d","SID":"a8d9d108ddf9718c"}}