{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. <br>İSTANBUL BAM<br>8. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br>DOSYA NO: 2021/1631 <br>KARAR NO: 2025/673<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/02/2021<br>NUMARASI: 2018/878 Esas - 2021/105 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Trafik Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/05/2025<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;<br>K A R A R Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi nezdinde, ZMM sigortalı bulunan ... plaka sayılı aracın sebebiyet verdiği, 29/06/2018 günlü trafik kazasında, vekil edenlerinden ...'ın eşi diğer davacılarında annesi olan ...'ın hayatını kaybettiğini ve kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsü ...'un kusurlu bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla (belirsiz alacak) davacı eş ... için 10.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının her iki davalıdan olay tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen; ayrıca davacı eş bakımından 30.000,00-TL ve diğer davacıların her biri içinde ayrı ayrı 15.000,00-TL olmak üzere toplam 120.000,00-TL manevi tazminatın da davalı ...'dan kaza tarihinden işletilecek faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar ise; davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller, olayla ilgili olarak Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ceza yargılamasına ilişkin dava dosyası ve tüm dosya kapsamı değerlendirilerek; Talep konusu kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün herhangi bir kusuru olmadığı, kazanın müteveffanın kendi kusuru neticesinde meydana geldiğinin ceza yargılaması sırasında temin edilen ATK raporuyla belirlendiği, bu durumda davalıların sorumluluğu yoluna gidilemeyeceği şeklindeki özet gerekçeyle; davacılar tarafından açılan maddi ve manevi tazminat talepli davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün de kusuru olduğu, kaza tespit tutanağı ve tanık beyanlarıyla belirlendiği halde, ilk derece mahkemesince kusur yönünden herhangi bir inceleme yapılmaksızın ve yeni bir rapor temini yoluna gidilmeksizin Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama sırasında temin edilen ATK raporuyla yetinilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna yöneliktir.Dava; trafik kazası neticesinde meydana gelen, ölüm olayına dayanılarak açılmış, maddi ve manevi  tazminat isteğine ilişkindir.Her ne kadar talep konusu kaza neticesinde davacı ...'ın eşi ve diğer davacıların da annesi olan ...'ın hayatını kaybettiği anlaşılmakta ise de; kazaya karışan aracın sürücüsü davalı ...'un  ve aracın ZMM sigortacısı bulunan davalı sigorta şirketinin  oluşan zararın giderilmesinden sorumlu tutulabilmeleri için araç sürücüsünün kazanın oluşumunda az veya çok kusurlu olması yani ortada haksız bir fiil olması zorunludur. Aksi takdirde davalıların sorumlulukları yoluna gidilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle; haksız bir fiil sonucu zarar oluştuğu iddiasıyla bir talepte bulunulması halinde kazanın oluşumunda taraf kusurlarının ne olduğunun belirlenmesi esaslı unsur olup, sorumluluk belirlenecek duruma göre tespit edilecektir.Somut olayda davacı taraf kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsünün de kusurlu olduğunu ileri sürmüş; davalı taraf ise kazaya davacının kendisinin sebebiyet verdiğini savunmuştur.Eldeki davanın yargılaması sırasında, kazanın oluşumu ve kazaya karışan tarafların kusur durum ve oranlarının ne olduğu konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ise de olayla ilgili olarak Büyükçekmece 11.Asliye  Ceza Mahkemesi'nde görülen ceza yargılamasına ilişkin dava sırasında, ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden temin edilen ve kaza tespit tutanağı, taraf ve tanık beyanları ile yerinde yapılan keşfe bağlı olarak düzenlenen 17/01/2020 günlü bilirkişi raporu, çarpma noktası, aracın son konumu irdelenerek düzenlendiği anlaşılan 16/10/2020 günlü raporda; müteveffa yayanın olay mahalinde karşıdan karşıya geçmek için gerisinde bulunan ışık kontrollü yaya geçidini kullanması gerektiği, geçiş yaptığı yerde ise yolu yeterince kontrol etmesi, gelen araçların hız ve yakınlık durumlarını dikkate alınması, ilk geçiş hakkının taşıt yolu üzerinde seyir halinde olan araçlara vermesi gerekirken, bu hususlara riayet etmediği, kendi can güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde sanık sürücü idaresindeki aracın seyir şeridine, sürücüsünün solundaki şeritte seyreden araç önünden aniden ve öngörülemez şekilde girip ilerlediği esnada, ilk geçit hakkına sahip sanık sürücü idaresindeki otomobilin kendisine çarpmasıyla gerçekleşen olayda, asli kusurlu olduğu; araç sürücüsü ...'un ise idaresindeki otomobil ile gece vakti aydınlatma bulunan meskun mahaldeki seyri esnasında seyir istikametine göre solundaki orta refüjden yolun sağına karşıdan karşıya geçmek için kaplama edilmiş ve solundaki şeritte seyreden araç önünden aniden ve öngörülemez şekilde, seyir şeridine giren müteveffaya karşı aldığı direksiyon tedbirine rağmen çarpmayı engelleyemediği olayda, atfı kabil kusuru bulunmadığı sonucuna varıldığı, ilk derece mahkemesince de söz konusu bu raporun hükme esas alınması suretiyle, davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Olayla ilgili olarak Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen 2019/555 Esas sayılı dava dosyasının yargılanması sonucunda da; sanık ...'un beraatine karar verildiği ve bu kararın yasa yolu denetiminden de geçmek suretiyle 12/07/2021 tarihinde kesinleştiği, UYAP sorgusu neticesinde  tespit edilmiştir. Hal böyle olunca; ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi üzerinde öncelikle durulması gerekmektedir.TBK'nun 74. maddesi\"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.\" hükmünü taşımaktadır. (Benzer düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanunu (B başlıklı 53.maddesinde de mevcuttur.)Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları). Ne var ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları). Bundan ayrı, hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk  hakimini bağlayacaktır. Bunun nedeni,  ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.Hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile  belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi  gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Türk Borçlar Yasasının 74.maddesi bir engel oluşturmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre de, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı). Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir. Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir. Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; olayla ilgili olarak Büyükçekmece 11. Ceza Mahkemesi'nde görülerek sonuçlandırılan 2019/555 Esas-2020/652 Karar sayılı ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasında, sanığın kazanın gerçekleşmesinde kusursuz olduğu kabul edilerek, CMK'nın 223/2-c madde hükmü uyarınca beraatına karar verildiği, davacıların bu davada katılan sıfatıyla yer aldığı ve bu kararın yasa yolu denetiminden geçmek suretiyle  12/07/2021 tarihinde kesinleştiği sabittir.Bu durumda; dosya içeresindeki bilgi ve belgelere mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde ve özellikle; davacıların katılan sıfatıyla yer aldığı Büyükçekmece 11. Asliye Ceza Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılan ve yasa yolu denetiminden de geçmek suretiyle kesinleşen ceza yargılamasına ilişkin dava dosyasındaki sanığın (eldeki davada davalı ...'un) yönetimindeki araçla 29/06/2018 günü, saat 22:00 sularında, araçlara yeşil ışık yanması nedeniyle, araçların geçtiği esnada, müteveffa yayanın Devlet Hastanesinin yayalara ayrılan bölümü kullanmaksızın geçişi esnasında olayın vuku bulduğu, bu durumda aniden yola çıkan mağdur yayaya karşı alabileceği bir önlem bulunmadığı, mevcut olayda, sanığa atfedilebilecek kusur bulunmadığı, dolayısıyla sanığın taksirinin de olmadığına ilişkin kabule dayalı olarak, CMK'nın 223/2-c madde hükmü uyarınca (-Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması) verilen beraat kararının maddi olgu niteliğine sahip olması ve davacıları da bağlar nitelikte bulunması karşısında, yazılı biçim ve şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında, usul ve yasaya aykırı herhangi bir durum tespit edilemediğinden, davacılar vekilinin yerinde olmadığı sonucuna varılan istinaf başvurusunun esastan reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca, 1/Usul ve yasaya uygun olan ve yukarıdaki başlıkta yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE, 2/Görülmekte olan davada ihtiyari dava arkadaşı konumunda bulunan ve istinaf yasa yoluna başvuran  davacılardan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu hükümleri uyarınca alınması gereken (7x615,40-TL) 4.307,8‬0-TL harçtan, davacılar tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan toplam 415,10-TL harcın düşümü ile bakiye 3.892,7‬0-TL istinaf ilam harcının davacılardan mütesaviyen alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerin üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361. madde hükmü uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay nezdinde  temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.02/05/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"88a8ab56c4c9f604","SID":"40cdc571407ffcc0"}}