{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1534 Esas<br>KARAR NO:2025/358 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/469 Esas -  2022/273 Karar <br>TARİH:19/04/2022<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:06/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında devam eden ticari ilişki çerçevesinde müvekkilince davalıya verilen ürünler karşılığında düzenlenen faturaların davalı tarafça süresinde ödenmediğinden 24.937,14 TL vade farkının davalının cari hesabına yansıtıldığını, bu vade farkına davalı tarafça düzenlenen 18.07.208 tarihli iade faturasının taraflarınca kabul edilmeyerek Kadıköy ... Noterlğinin 26.07.2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile iade edildiğini, müvekkilinin davalıya yaptığı satışlarlara ilişkin alacağının toplam 155.388,79 TL olduğunu, söz konusu cari hesap alacağının davalı tarafça ödenmediğinden başlatılan icra takibine borçlu tarafından haksız olarak itiraz edildiğini, davalının bu itirazında 18.811,89 TL borcunu kabul ettiğini bu nedenle takibin devamına karar verilmesi için dava açma zorunluluğubun hasıl olduğunu belirterek davalının itirazlarının iptali ile takibinin devamına, davalının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ettikleri ile dilekçeleri ekindeki İhtarnameler görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkili şirket ile davacı firma arasında tüm ticari koşulları mail ortamında karşılıklı teyit edilen anlaşma çerçevesindeki ticari ilişki kapsamda müvekkli şirket tarafından verilen siparişler doğrultusunda davacıdan bir takım ürünlerin satın alındığını ve ödemelerinin yapıldığını, taraflar arasında mutabık kalınan ticari şartlar gereğince müvekkili şirketin satın aldığı ürünlerle ilgili koşulsuz iade hakkının bulunduğunu ve 2016 yılından itibaren ticari ilişkinin bu çerçevede devam ettiğini, ürünlerin bedelinin teslim tarihinden itibaren 120 gün vadeli olarak ödendiğini; Davacı tarafın 2018 yılından itibaren ticari ilişki koşullarına uymadığını, müvekkili şirket tarafından kendisine iade edilen ürünleri müvekkili şirket mağazalarına tekrar iade etme ve müvekkili şirket tarafından düzenlenen iade faturalarını da noter kanalı ile iade ettiğini, ihtilafın asıl nedeninin davacının iş bu akde aykırı tutum ve davranışının neden olduğunu;Davacı firma tarafından müvekkili şirkete düzenlenen faturaların ticari mal satımına ilişkin olduğunu bu şekilde düzenlenen faturaların müvekkili şirket ticari defter ve kayıtlarına işlendiğini, müvekkili şirket tarafından bugüne dek \"vade farkı alacağı\" adı altında kabul edilmiş hiçbir faturanın söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin koşulsuz iade hakkı olduğu halde iade edilen ürünlerle ilgili faturaları kabul etmeyip bu faturalara konu ürün bedelleriyle ilgili olarak haksız ve hukuksuz olarak vade farkı işletmeye çalışanın davacı firma olduğunu; Müvekkili şirketin icra takip tarihi itibariyle davacı firmaya toplam 18.811,89 TL tutarında borcu bulunduğunu bu rakamı fer'ileriyle birlikte icra dosyasına ödediğini, davacı firma tarafından vade farkı faturası adı altında düzenlenen faturaların hiçbir hukuki ve sözleşmesel dayanağının bulunmadığını,davacı şirket tarafından müvekkili firmadan vade farkı alacağı talep edilebilmesi için taraflar arasında imzalanan sözleşmede bu yönde açık bir hüküm bulunması veya vade farkı alacağının istenebileceği yönünde bir ticari teamülün yerleşmiş olmasının gerektiğini, davacı firma ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişki koşullarında vade farkı ödenmesine dair bir düzenleme veya yazılı bir sözleşmenin mevcut olmadığını, davacının vade farkı alacağı iddiasında bulunabilmesini gerektirecek tarzda bir uygulamanın da söz konusu olmadığını belirterek, davacı tarafça hukuki mesnetten yoksun olarak ve kötü niyetle ikame edilen iş bu davanın reddine, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi başlatan davacı şirketin %20'den az olmamak üzere İcra İnkâr tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep ettikleri görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 19/04/2022 tarih ve 2018/469 Esas -  2022/273 Karar sayılı kararında;\"Dava,açık hesap ilişkisine dayalı  İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ...sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali davasıdır.İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin... sayılı takip dosyasının dosyamız içerisine celp edildiği görüldü. Kurumlar Vergi Dairesinden Davacı,...Şirketi (VD:... Yılına ait  BA/BS formlarının  celp edildiği görüldü.Her ne kadar takip cari hesap alacağı adı altında başlatılsa da taraflar arasındaki ilişki açık hesap ilişkisidir 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nın 87)  maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK’nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.Taraflar arasındaki ilişkinin cari hesaba değil açık hesap ilişkisine dayalı olduğu anlaşılmış ve mahkememizce bu yönde yargılama sevk ve idare edilmiştir.25/10/2019  tarihli ara karar ile  dosyanın  bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve  20/12/2019  tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi kök raporunda özetle;\"Davacı tarafından 26.06.2018 tarihinde kesilen 24.937.14 TL vade farkı faturasının ve davalı tarafından gönderilen davacı tarafın cari hesabında yer almayan yukarıda ayrıntısı gösterilen satış ve iade faturalarının mahkemenizce kabul edilmemesi halinde davacı tarafın davalı tarafından topiam da 81.643.96 TL alacaklı olacağı kanaatine varılmıştır.İİK 67/2 maddesi uyarınca takibin fatura ve cari hesaba dayanması bu kapsamda belirlenebilir ve likit olması sebebi ile ayrıca davacının %20 oranında olmak üzere 16.328.78TL icra inkar tazminatı talebinde bulunabileceği kanaatine varılmıştır. Gereği takdirlerinize saygılarımla arz olunur.Meselenin asli ve nihai hukuki takdiri ve tavsifi 6100 sayılı HMK'nın md. 266/c.2 vemd.279/4 ahkâmıyla 6754 sayılı Kanun'un md.3/3 hükmü gereği tamamen ve münhasıran muhterem Mahkemeye aittir.İş bu raporum 30 sayfa ve 3 nüsha olarak hazırlanıp sunulmuştur. \" şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.Mahkememizin 10/12/2020 celse tarihli duruşmasında \"Davalı tarafça sunulan 20/10/2020 tarihli evraklar incelenerek hangi iade faturalarının mal iadesine hangi faturaların vade farkı faturasına ilişkin iade faturaları olduğu belirtilerek ve incelenmek suretiyle takip tarihi ile dava tarihi itibariyle tarafların borç alacak durumunu belirtir ek rapor alınmasına,\" şeklinde ara kurulmuş olup dosya ek rapor alınmak üzere bilirkişiye tevdi edilmiştir.Bilirkişi 1. Ek raporunda özetle;\"Sonuç 1: \"Davacı tarafından kesilen faturalarda vade günü 90 gün olarak yazılı olduğu görülmüştür. Davacı tarafından 26.06.2018 tarihinde kesilen 24.937,14TL vade farkı faturasının ve 31.12.2018 vade de 130.451,65TL'Lİk bakiyenin mahkemenizce kabul edilmesi halinde davacı tarafın davalı tarafından toplamda 155.388,79TL alacaklı olduğu, Davalı tarafından 31.07.2018 tarihinde yapılan 18.815,94TL'lİk ödemenin de davalı tarafından ispatlandığında davacı tarafın davalı taraftan kaydi olarak 136.572,85 TL alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır. İİK 67/2 maddesi uyarınca takibin fatura ve cari hesaba dayanması bu kapsamda belirlenebilir ve likit olması sebebi ile ayrıca davacının %20 oranında olmak üzere 27.314,57TL icra inkar tazminatı talebinde bulunabileceği kanaatine varılmıştır. Gereği takdirlerinize saygılarımla arz olunur Sonuç 2 ;Davacı tarafından 26.06.2018 tarihinde kesilen 24.937,14 TL vade farkı faturasının ve davalı tarafından gönderilen davacı tarafın cari hesabında yer almayan yukarıda ayrıntısı gösterilen satış ve iade faturalarının mahkemenizce kabul edilmemesi halinde davacı tarafın davalı tarafından toplam da 81.643,96 TL alacaklı olacağı kanaatine varılmıştır.  İİK 67/2 maddesi uyarınca takibin fatura ve cari hesaba dayanması bu kapsamda belirlenebilir ve likit olması sebebi ile ayrıca davacının %20 oranında olmak üzere 16.328,78TL icra inkar tazminatı talebinde bulunabileceği kanaatine varılmıştır. Gereği takdirlerinize saygılarımla arz olunur. Meselenin asli ve nihai hukuki takdiri ve tavsifi 6100 sayılı HMK'nın md. 266/c.2 vemd.279/4 ahkâmıyla 6754 sayılı Kanun'un md.3/3 hükmü gereği tamamen ve münhasıran muhterem Mahkemeye aittir\" şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.Mahkememizin 24/03/2021 tarihli ara kararı ile \"10/12/2020 tarihli duruşmanın 1 No'lu ara kararı uyarınca tekrardan ek rapor alınmasına\" şeklinde ara kurulmuş olup dosya ek rapor alınmak üzere bilirkişiye tevdi edilmiştir.Bilirkişi 2. Ek raporunda özetle;\"Yukarıda yapılan açıklamalar muvacehesinde, dosyaya mübrez belge, bilgi, takip dosyası, ticari defter-belgeleri ile sınırlı olarak yapılan tespit, inceleme ve değerlendirmeler neticesinde;a)Dava konusunun, taraflar arasında bulunan ticari ilişkiden kaynaklı davacının 155.388,79TL tutarlı fatura alacağının tahsili amacıyla yürüttüğü takibe yapılan itirazın iptali talebinden ibaret olduğu,b)Davacı tarafından fatura alacağının tahsili amacıyla Davacı tarafça davalı aleyhine ... numarası ile 13.07.2018 tarihli takibe geçtiği, davalı yan tarafından borca itiraz edildiği ve takibin durduğu,c)Davacı yan tarafından yapılan itirazın iptali talebi doğrultusunda 25.12.2018 tarihinde T.C. İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018 /469 E. sayılı huzurdaki davanın ikame edildiği belirlendiği, d)Davacının ticari defterlerine göre;Davacının takibe konu ettiği faturaların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, işbu faturadan dolayı davacının takip tarihi (13.07.2018) itibariyle davalı yandan 155.388,79 TL alacaklı olduğu,e)Davacı ... ŞTİ. tarafından davalı adına tanzim edilen takibe konu faturanın E-fatura şeklinde usulüne uygun düzenlendiği, faturanın davalı yana e-arşiv portalı üzerinden teslim edildiği, davalı yanın faturaya takip önesi itirazının olmadığı, davacının takip dayanağı alacağına esas fatura münderecatındaki Reklam Hizmetinin davalının bilgisi dahilinde olduğu,f)Davacı yanın 2018 yılı Kasım ayı dönemi BS formunda; Davacı yan tarafından davalı yana düzenlenen takibe konu 111 adet KDV Hariç 357.642,00 TL TL bedelli faturanın davacı tarafından Maliyeye bildirimde bulunulduğu tespit edildiği g)Neticeten; Davacının takip tarihi itibariyle davalı yandan takibe konu ı E-Faturadan dolayı 155.388,79 TL tutarında alacaklı olduğu,h)Sayın Mahkemece davacının davasında haklı görülmesi ve takibin devamına takdir edilmesi halinde, davacının takip tarihi itibariyle davalıdan olan asıl alacağına takip tarihinden (15.08.2018) itibaren davacının talebi ile bağlı olarak faiz talep edebileceği, Sonuç ve kanaatine varılmaktadır.\" şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.07/09/2021  tarihli ara karar ile  dosyanın  bir mali müşavir bilirkişisine tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve  21/01/2022  tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi yeni raporunda özetle; Yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde davacı ... A.Ş. ile davalı ... A.Ş.arasındaki Borç/Alacak durumunun aşağıdaki alternatiflere göre oluşağı ve takdirin Sayın Mahkemenize ait olduğu;Detay Tutar Davacı Borç/Alacak Davacı Kayıtlarına göre 136.572,85 TL Davacı Alacaklı Davacı bakiyesinden iade faturaları ile vade farkı faturasının düşülmesi halinde 24.932,76 TL  Davacı Alacaklı Davacı Bakiyesinden sadece vade farkı faturasının düşülmesi halinde 111.635,71 TL Davacı Alacaklı Davacı Bakiyesinden sadece iade faturalarının düşülmesi halinde 49.869,90 TL  Davacı Alacaklı Davalı Düzeltilmiş kayıtlarına göre 24.934,22 TL Davacı Alacaklı Şeklinde tespitte bulunduğu görülmüştür.Eldeki dosya incelendiğinde her ne kadar en son alınan bilirkişi raporunun sonuç kısmında''davacı bakiyesinden sadece vade farkı faturasının düşülmesi halinde''seçenek hesabında 11.635,71 Tl yer alsa da bilirkişi tarafından sehven yazım hatası olarak bu miktar yazılmış olup asıl yazılması gereken miktar 111.635,71 TL olmakla bu sehven yapılan hatanın açık şekilde anlaşılır olması nedeniyle bilirkişiden ek rapor alınmamıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 6. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur. Bu hüküm, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’ndaki şekli  gibi, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf, o vakıayı ispat etmelidir” şeklinde anlaşılmalıdır.Davacı taraf bedeli ödenmeyen faturalardan kaynaklanan açık hesap ilişkisine dayalı   alacak talebinde bulunmaktadır.Buna göre öncelikli incelenmesi gerek husus faturanın ispat gücüdür.6102 sayılı TTK'nın 21/2.maddesi şu şekildedir: ''Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır''.TTK'nın 21/2.(6762 sayılı TTK'nın 23/2.) maddesi ile faturanın tacirler arasında ifaya yönelik ispat aracı olduğu,süresinde itiraz edilmemekle münderecatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine,adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine getirilmiştir.Bu karine faturanın ispat gücünü ortaya koymaktadır.Fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle,adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması,faturanın akdin ifasıyla ilgili düzenlenmesi gerekir.Fatura sözleşmenin kurulma safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir.Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür.Ticari defterler kesin delillerdendir.Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır.Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir.Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması  veya  diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Her iki ticari defterlerde yer alan kayıtlar birbiri ile uyuşması halinde ticari defterler ,içeriğine göre delil vasfına sahip olabilecektir.Taraf ticari defterlerinin 2017 yılı sonu itibariyle uyumlu olduğu ancak takibe konu alacak iddiasına kaynak farkın 2018 tarihinden sonraki kayıtlar olduğu görülmüştür.2017 yılı sonu itibariyle her iki taraf ticari defterlerinde de davacının 93.613 Tl alacaklı olduğu yer almaktadır.Taraflar arasında uyuşmazlığa neden olan faturalar iki başlık altında kategorize edildiğinde bunlar iade faturaları ve vade farkı faturalarıdır.Vade farkı bir borcun ödenmesinde oluşan gecikmeden dolayı alacaklının zararını karşılamak amacıyla borçlu tarafından ödenen bir tutardır.Vade farkının ne olduğu kanunlarımız ile tanımlanmış değildir.Ticari hayatta uygulanan biçimi ve Yargıtayın yerleşik kararlarında vade farkı yukarıda tanımı yapıldığı şekli ile''borçluya mal bedelinin geç ödenmesi imkanına karşılık belirli bir vadeden sonra mal bedeline yüklenen ilave '' olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre vade farkı temerrüt faizi değildir.Vade farkının uygulanabilmesi için taraflar arasında yazılı bir sözleşme veya teamül olması gerekmektedir Eldeki dosyada taraflar arasında vade farkını düzenleyen yazılı bir sözleşme bulunmamaktadır. 21/01/2022 tarihli en son bilirkişi raporunda da taraf ticari defterlerinde itiraza uğramadan ödenene vade farkı faturalarının bulunmadığı,taraf ticari defter kayıtlarında vade farkının ödenmesine ilişkin teamül olmadığı tespit edilmiştir.Bu nedenle davacı tarafın vade farkı faturalarına dayanarak alacak talebi mümkün değildir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığa konu faturaların dahil olduğu diğer grup olan iade faturaları açısından yapılan incelemede davalı tarafından davacıya teslim edilen ürünlere ilişkin kesilen iade faturaları sonrasında malların da davacıya iade edilmiş olduğunun davalı tarafından ispat edilmesi gerekmektedir.En son alınan bilirkişi raporunda malların kimin uhdesinde kaldığının anlaşılamadığı tespiti yer almakla malların iade edildiğini ispat külfeti davalı üzerinde olduğundan malların iade edildiğinin ispatlanamadığı görülmüş ve en son alınan raporda yer alan seçenekli hesaptan vade farkının kabul edilmemesi halindeki hesaba itibar edilerek davacının  111.635,71 Tl alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır.Nitekim 2017 sonu itibariyle taraf ticari defterlerinde 93.613 TL miktarınca alacak ihtilafsız olup arta kalan miktara konu iade faturalarına ilişkin malların davacıya iade edildiği davalı tarafından ispatlanamadığından ,davacının 111.635,71 TL alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır.Her ne kadar ilk alınan raporda davalı tarafından yapılan takip sonrası  ödemeden bahsedilmişse de takipten sonra yapılan bu ödemenin alacak miktarından düşülmesi suretiyle davacı tarafından itirazın iptali davası açılmış ve tekrardan bu ödemenin düşülmesi halinde mükerrer mahsup olacağından alacak bedelinin 111.635,71 TL olduğu anlaşılmıştır.Kabul edilen alacak miktarı faturalara bağlı olduğundan alacağın belirlenebilir ve likit olduğu görülmekle kısmen iptal edilen asıl alacak yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında davanın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\"gerekçesi ile,''Davanın kısmen kabulü ile;... sayılı dosyasına yapılan itirazın 111.635,71 TL asıl alacak üzerinden iptaline, takibin 111.635,71 TL asıl alacağa takip talebindeki talep doğrultusunda takip tarihinden itibaren faiz işletilerek devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, Kabul edilen asıl alacak miktarı olan 111.635,71 TL üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,''karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  T.C.  İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/469 E. sayılı dosyasındaki yargılama neticesinde davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş olup taraflarına tebliğ edilen haksız ve hukuka aykırı karara karşı istinaf kanun yoluna başvurma zorunluluğunun hasıl olduğunu,İlk derece mahkemesi yargılaması eksik ve hatalı değerlendirmeye dayalı olup, istinaf itirazlarımız neticesinde hukuka aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, \"...En son alınan bilirkişi raporunda malların kimin uhdesinde kaldığının anlaşılamadığı tespiti yer almakla malların iade edildiğini ispat külfeti davalı üzerinde olduğundan malların iade edildiğinin ispatlanamadığı görülmüş ve en son alınan raporda yer alan seçenekli hesaptan vade farkının kabul edilmemesi halindeki hesaba itibar edilerek davacının 111.635,71 Tl alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır...\" şeklinde hüküm kurulduğunu; buna göre ilk derece mahkemesi kararında, vade farkı faturaları yönünden müvekkili şirketin borcu olmadığı tespit edilmişse de, iade faturalarının esas kaynağı araştırılmaksızın, karşılıklı keşide edilen iade faturalar yönünden yargı denetimine elverişli bir rapor alınmaksızın davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu yönüyle denetime elverişli bir hüküm kurulmadığının kabulü gerektiğini,1976/3-4 E. 1976/3 K. 07.06.1976 tarihli Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir. ”Bununla birlikte, aşağıda detaylı olarak açıklayacağımız üzere, müvekkili şirket lehine davanın reddedilen kısmı üzerinden en az %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince bu yönde hüküm kurulmamasının, verilen hükmün eksik ve hatalı olduğunu gösteren başka bir husus olduğunu,Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları hüküm tesis etmeye elverişli olmayıp, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü yönünde verilen karar hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesi kararına dayanak olan 21.01.2022 tarihli raporun sonuç kısmında, taraflar arasındaki açık hesaptan kaynaklı alacağın tespitinde davacının keşide ettiği vade farkı faturalarının hesaplamada dikkate alınmaması halinde 11.635,71 TL davacının alacaklı olduğu tespit edilmişse de Sayın Mahkemece bunun sehven yapılan maddi bir hata olduğu düşünülerek, 111.635,71 TL üzerinden davanın kabulüne karar verildiğini,Hükme esas alınan 21.01.2022 tarihli bilirkişi raporunun yargı denetimine elverişli şekilde detaylı değerlendirmeler içermediği ilk bakışta dahi anlaşıldığını; sonuç kısmında yer alan tablodaki verilerin dayanaklarını da belirtir şekilde detaylı bir inceleme yapılmadığını; detaylı bir inceleme yapılmaması sebebiyle, sonuç kısmındaki verilerin sehven hatalı yazılıp yazılmadığının tespitinin yapılması da mümkün olmadığını; ilk derece mahkemesince sehven 11.635,71 TL olarak yazıldığı düşünülen alacak miktarının, gerçekten sehven mi yazıldığı yoksa Sayın Mahkemece tespit edilemeyen başka bir husus dikkate alınarak mı yazıldığının tespitinin yapılamadığını,Bunun yanında, 21.01.2022 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçeleri ile dile getirdikleri itirazlarına tatmin edici cevaplar verilmeden, detaylı bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması da hukuka aykırı olduğunu,Yargıtay 3. HD., 17.04.2017 Tarih,2015/19299 E., 2017/5371 K. Sayılı İlamına göre;\"HMK’nun 281.maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.Dosyadaki hükme esas alınan bilirkişi raporu incelendiğinde,söz konusu raporda bir hukukçu bilirkişi tarafından davalı kurum alacağının toplam 35.419,31 TL olduğunu bildirmiş ancak bilirkişi tarafından ilgili mevzuat irdelenmediği gibi ana alacak ve faiz yönünden de hesap da yapılmamıştır. Rapor bu hali ile hüküm kurmaya ve Yargıtay denetimine elverişli değildir.<br>SONUÇ;Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün birinci bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA,...\"Bilirkişi incelemeleri ile değerlendirilmesi istenen meselelerden birinin de, davacı ile müvekkil şirket arasında düzenlenen iade faturalarının haklılığının davacı tarafından ispat edilip edilemediği iken, bilirkişi raporlarına karşı haklı itirazlarımıza tatmin edici cevaplar verilemediğini; neticede, bilirkişi raporlarının bu haliyle hükme esas alınamayacağının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu,Davacı şirketin keşide ettiği iade faturaların dayanağı ispatlanamamış olmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesi kararında, \"...arta kalan miktara konu iade faturalarına ilişkin malların davacıya iade edildiği davalı tarafından ispatlanamadığından, davacının 111.635,71 TL alacaklı olduğu kanaatine varılmıştır...\" değerlendirmesinde bulunulduğunu,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da yer aldığı gibi, davacı tarafın iade açıklaması ile kestiği faturalara esas borcun kaynağının somut deliller ile ispatlanamadığının anlaşılmakta olduğunu; işbu davanın bir itirazın iptali davası olması sebebiyle iddiasını ispat külfetinin davacı tarafta olduğunu; raporda yer aldığı gibi, taraflar arasında 2016 yılından itibaren faturaların karşılıklı olarak iade edildiği düşünüldüğünde,davacının bu faturaların dayanaklarını ispat külfeti taşıdığının kabulü gerektiğini; davacı taraf, şayet bu faturaların hukuka uygun şekilde kesildiğini iddia etmekte ise, bu faturalara dayanak borcun da temelini ispatlamakla mükellef olduğunu ancak davacı tarafın, iade faturalara konu ürünleri kendi uhdesinde mi bulundurduğu yoksa müvekkili şirkete iade mi ettiğine ilişkin bir belgenin dosyaya sunulmadığının anlaşılmakta olduğunu,Buna göre, bilirkişi raporuna karşı itirazları dikkate alınarak, davacının üzerine düşen ispat külfetini yerine getirmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olup istinaf itirazlarımız neticesinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ettiğini, Davayı kabul anlamına gelmemek ile birlikte, icra dosyasına ödenen tutarın mahsubunun yapılması gerektiğini,Gerekçeli kararda, \"Her ne kadar ilk alınan raporda davalı tarafından yapılan takip sonrası  ödemeden bahsedilmişse de takipten sonra yapılan bu ödemenin alacak miktarından düşülmesi suretiyle davacı tarafından itirazın iptali davası açılmış ve tekrardan bu ödemenin düşülmesi halinde mükerrer mahsup olacağından alacak bedelinin 111.635,71 TL olduğu anlaşılmıştır.\"denilmekte olduğunu; İcra takibinden sonra itirazın iptali davasından önce dosyaya yatırılmış olan 18.811,89 TL tutarın mahsubu yapılarak itirazın iptali davası açılması yerinde ise de bilirkişi raporu ile tespit edilen tutardan icra dosyasına ödenen tutarın mahsubunun yapılmaması hukuka aykırı olduğunu, Dava ile açık hesap ilişkisine sahip taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesi ile tespit edilen alacak-borç tutarının tespiti yapılmakta olduğunu; Bilirkişi raporu ile de anlaşıldığı üzere açık hesap bakiyesinin tespitine ilişkin olarak yalnızca vade farkı faturaları hesaplamada dikkate alınmamış olup icra dosyasına ödenen tutar yönünden bir değerlendirme yapılmadığını, Mahkemenin değerlendirmesinin aksine, bilirkişi raporu ile tespit edilen tutar üzerinden icra dosyasına ödenen 18.811,89 TL'nin mahsup edilmesi halinde mükerrer mahsup olmayacak, aksine mahsup edilmemesi mükerrer tahsilat oluşturacağını; müvekkilin icra dosyasına ödemiş olduğu  18.811,89 TL, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin sonucu olarak müvekkilin borçlu olduğunu düşündüğü miktar olduğunu; bu miktarın ödenip ödenmemesi dikkate alınmaksızın belirlenen 111.635,71 TL, tarafların açık hesap ilişkisi sonucu hesaplanan miktarı yansıtmakta olduğnuu; Bilirkişi raporunda, icra dosyasına ödenen tutarın mahsup edildiğine ilişkin bir değerlendirme de bulunmadığından, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemek üzere, 18.811,89 TL'nin  111.635,71 TL'den mahsup edilerek hüküm kurulması gerektiğinin açık olduğunu,Buna göre, istinaf itirazları baki kalmak kaydı ile, davanın 111.635,71 TL üzerinden kabulüne karar verilecekse bile, icra dosyasına ödenen 18.811,89 TL'nin açık hesap bakiyesinden mahsup edilmesine karar verilmesi gerektiğini,Müvekkili şirket lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince bu yönde hüküm kurulmamasının hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne, davacının 111.635,71 TL alacaklı olduğuna karar verildiğini; davacı tarafın itirazın iptaline konu asıl alacak talebi 137.241,03 TL olup, ilk derece yargılaması ile asıl alacağın 25.605,32 TL'lik kısmı yönünden davanın reddine karar verildiğini; cevap dilekçeleri ile beraber davacının haksız ve kötü niyetli olarak başlattığı icra takibi uyarınca asıl alacağın en az %20'si oranında icra inkar tazminatı talebimiz bulunduğundan, reddedilen kısım yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bu hususta hüküm kurulmaması hukuka aykırı olduğunu,\"Yargıtay uygulamasına ve öğretiye göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötü niyetli kabul edilir. Örneğin, alacağı kendisine tamamen ödenmesine rağmen icra takibine girişen, kefil hakkında kefalet limitinin üzerindeki bir miktar için takip yapan, vadeden önce icra takibine girişen veya kredi sözleşmesinde imzasının bulunmadığı kendisine bildirilen bankanın gerekli incelemeyi yapmaksızın icra takibi başlatması durumlarında alacaklı, İİK’nun 67.maddesi anlamında kötüniyetli sayılmalıdır.\" (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. baskı, Ankara 2013, s. 258).İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında da ifade edildiği üzere, kabul ve reddedilen alacak miktarları faturalara bağlı tutarlar olduğundan, alacağın likit ve belirlenebilir olduğunun kabulü ile ayrıca vade farkı talep edebilmesinin yasal şartlarının oluşmamasına rağmen hukuka aykırı vade farkı faturaları ile hak kazandığından daha yüksek miktarlarda alacak talep eden davacı şirketin kötü niyetli olduğunun kabulü gerektiğini; buna göre, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemek ve istinaf itirazları saklı kalmak kaydı ile, davacı tarafın kötü niyetli olarak hareket ettiği gözetilerek davanın reddedilen kısmı yönünden lehimize icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu; istinaf itirazları doğrultusunda, davanın reddedilen kısmı üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini,Yukarıda detaylıca açıklamış olduğumuz sebepler ve re’sen ele alınacak nedenler ile T.C. İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/469 Esas ve 2022/273 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü yönündeki haksız ve hukuka aykırı kararın kaldırılarak, davanın reddine ve lehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi gerektiğini,İleri sürerek, yukarıda arz edilen ve re'sen ele alınacak nedenlerle; istinaf itirazları neticesinde, T.C. İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/469 E., 2022/273 K., sayılı hukuka aykırı davanın kısmen kabulü kararının KALDIRILMASINA, davacının haksız ve hukuka aykırı ikame ettiği işbu davanın tümden reddine, Kötü niyetli olarak icra takibinin ve işbu davanın açılmasına neden olan davacının alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine, aksi kanaatte iseniz  icra dosyasına ödenen 18.811,89 TL'nin asıl alacaktan mahsup edilmesine,  yine aksi kanaatte iseniz, davanın reddedilen kısmı üzerinden alacağın %20'sinden az olmamak üzere İCRA İNKAR TAZMİNATI ÖDEMESİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; açık cari hesap alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Taraflar arasında davacı tarafından düzenlenen faturalara konu ürünlerin davacı tarafından davalıya satışı ve teslimine ilişkin ticari ilişki olduğuna dair ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki temel ihtilaf davacının bakiye cari hesap alacağı bulunup bulunmadığı, bulunması halinde miktarı hususundadır.Davalı vekili tarafından davacının alacaklı olduğunu ve davalı tarafından iade edilen ürünlerin kimin uhdesinde olduğunu ispat etmesi gerektiği, icra dosyasında yapılan ödemenin Mahkemece alacaktan mahsup edilmesi gerektiği, reddedilen kısım üzerinden davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği, Mahkemece bilirkişi raporunda tespit edilen bedelin sehven mi yazıldığını aydınlatması gerektiği ve bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili tarafından ileri sürülen bu istinaf sebepleri yargılama aşamasında cevap dilekçesinde, beyan ve itiraz dilekçelerinde ileri sürülmüş,bilirkişi raporlarında ve Mahkemece gerekçeli kararda değerlendirilmiştir.Mahkemece tarafların defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, tarafların tüm cari ilişkisini rapora yansıtan, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporlarına göre davacının defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan icra takip tarihi itibariyle 155.388,79 TL, davalı tarafından icra takibi sırasında yapılan 18.815,94 TL ödemenin mahsubu halinde davacının 136.572,85 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defter ve kayıtlarına göre icra takip tarihi itibariyle davacıya 81.643,96 TL borçlu olduğu, tarafların ticari defterleri arasındaki farkın davalı tarafından düzenlenen iade faturalarının davacı tarafından kabul edilmemesi, davalı tarafından icra takibi sırasında yapılan  18.815,94 TL ödemenin ve davacı tarafından düzenlenen 24.937,14 TL vade farkı faturasının davalı tarafından ticari defterlerine kaydedilmemesinden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Davalı tarafından düzenlenen iade faturalarını davacı kabul etmeyerek iade faturası düzenlenmiştir. Davalı tarafından taraflar arasındaki sözleşmeye göre ürün iadesi yapıldığı ve iade faturası düzenlendiği iddia edilmiş, ancak ürünlerin davacı tarafa iadesine ilişkin dosyaya yazılı delil sunulmamış olup, bu husustaki ispat yükü davalının iddiasının aksine  iade faturasını düzenleyen davalıdadır. Davacı tarafından icra dosyasında ödenen bedel alacaktan mahsup edilmek suretiyle itirazın iptali davası açılmış  olup, ödemenin mükerrer olarak mahsubu talebi yerinde değildir. Davacının dava tarihi itibariyle tespit edilen alacağı üzerinden vade farkı faturasının mahsubu sonrasında tespit edilen alacak 111.635,71 TL olup, bilirkişi tarafından sehven raporda yanlış belirtildiği açık olduğundan Mahkemece maddi hatanın düzeltilerek hüküm kurulması da yerindedir. Davacı tarafından düzenlenen vade farkı faturasından kaynaklı olarak alacaklı olduğu  iddiasının hukuki yorumdan kaynaklandığı ve davacının kötü niyetli olduğunu göstermeyeceğinden Mahkemece davalı lehine reddedilen kısım üzerinden kötü niyet tazminatına hükmedilmemesi de yerinde olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 7.625,83-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 1.906,45‬-TL harcın mahsubu ile bakiye 5.719,38‬‬-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 06/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d6ad5ce8c48f88ff","SID":"84e0dc94071a136a"}}