{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/1729 <br>KARAR NO\t\t: 2025/659<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 30.05.2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/413 E. - 2022/469 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Menfi Tespit<br>KARAR TARİHİ\t: 24.04.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 24.04.2025<br><br>\tİzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.05.2022 tarih 2021/413 E. - 2022/469 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA : Davacı vekili, davacının okuma yazma bilmediğini, mühür beyannamesi ile gerçek ve tüzel kişilerle kamu kurumlarında yapacak tüm işlemlerde mührünü ve sol el baş parmağını kullanacağını beyan ettiğini, dava dışı ...'ın yanıltması ve davalı banka görevlilerinin yönlendirilmesi ile takibe konu genel kredi sözleşmesine kefil sıfatı ile imza attırıldığını, asıl borçlu tarafından borcun ödenmemesi üzerine davalı adına aleyhine icra takibine girişildiğini, kefalet koşulların oluşmadığını, takibin kesinleştiğini, davacı adına kayıtlı taşınmazın haciz edildiğini, belirterek; davacının borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, karar verilmesini dava ve talep edilmiştir.<br>\tCEVAP : Davalı vekili,  davalı vekili, davanın tarımsal kredi sözleşmesinden kaynaklandığından görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;  dava dışı ... taraflar arasında imzalanan tarımsal kredi sözleşmesinin her sayfasında davacının imzasının bulunduğu, okuma yazma bilmeyen kişilerin herhangi bir eğitim öğretim kurumuna kaydı ya da diploması bulunmasa da okuma yazma bilmelerine rağmen bilmediklerini iddiaları hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, hak ve özellikle fiil ehliyeti olan ve ayrıca irade fesadı bulunmayan durumlarda kişi okuma yazma bilmediğine dair mühür sahibi olup ta bunu iradi ve bilinçli olarak kendisi kullanmamış ve ileri sürmemiş, imza atmış ise bu işlem geçerli olup kendisini ve üçüncü kişileri bağlayıcı olduğu,  münhasıran okuma yazma bilmemeye istinadın hata, bankanın bunu araştırma,bilme yükülülüğü olmaması ve bu halin tek başına hata hile teşkil etmeyeceği, davacının davasını ispat edemediği, davalı bankaya borçlu olduğu, belirtilerek; davacının davasının reddine  karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, davacının okuma yazma bilmediği ve hukuki işlemde bulunurken mühür ve sol el baş parmak izini kullanacağı düzenleme şeklindeki noter beyannamesi ile sabit  olduğunu, mahkemece davacının okuma yazma bilip bilmediği hususunda ilgili kurumlara müzekkere yazılmış ve gelen yazı cevaplarda da davacının okul, kurs kaydı bulunmadığı bildirilmiş ise de esasen bu hususun uyuşmazlık konusu olmadığını, araştırılması gereken hususun okuma yazma bilmediği için imza atamayanların hukuki işlemde bulunurken izleyeceği usulün uygulanıp uygulanmadığı ve kefalete ilişkin amir hükümlerde düzenlenen şekil şartlarının sağlanıp sağlanmadığı olduğunu, sözleşmede davacının kendi el yazısı ile yazılması gereken hususların davacının el yazısı ile yazılmadığını, mahkemece bu konuda gereken araştırma yapılmadığını, çıplak gözle bu yazılar ile  ...'ın el yazısına benzerlik bulunduğunu, kefalette sıhhat şartı sağlanmadığını, bu konunun davalı banka personeline yöneltilecek soru kağıdı ile aydınlatılabilecek bir husus olmadığını, teknik incelemeyi gerektirdiğini, davacı okuma yazma bilse veya bilmediği hususunda banka personelinin malumatı olmasa dahi kefaletin geçerlilik şartlarının her halde yerine getirilmesi zorunlu olduğunu, davacının okuma yazma bildiği kabul edilse dahi kefalete ilişkin yazıların kendi el ürünü olması gerektiğini, beliterek; kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDavalı vekili istinafa cavap dilekçesi ile davacının istinaf başvurusunun reddini talep etmiştir.<br>\tGEREKÇE : Dava, davalı banka nezdinde genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan krediye dayalı icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle  davanın reddine karar verilmiştir.<br>\t1.\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2.\t6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581. maddesine göre; kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Bir sözleşmenin kefalet sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için, asıl borçtan sorumlu olmayan bir kişinin (kefilin), alacaklıya karşı, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde ortaya çıkacak olumsuz sonuçları kişisel olarak karşılamayı üstlenmesi gerekir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kefalet sözleşmesinde, borçlunun borcunu ifa etmemesi riskine karşı üçüncü bir kişi tarafından alacaklıya kişisel teminat sağlanmaktadır. TBK'nın 582. Maddesine göre ise kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Kefalet sözleşmesinin geçerli olması için, kefaletle teminat altına alınan bir borcun mevcut ve geçerli olarak bulunması gerekir. Bu yönüyle kefalet sözleşmesi, geçerli bir asıl borca bağlıdır.<br>\t3.\tKefalet  sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe  geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu 584. maddesinde eşlerin diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabileceği ve bu rızanın da sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması gerektiği düzenlenmiştir.<br>\t4.\tTürk Borçlar Kanunu 583. maddesindeki şekil unsuru geçerlilik unsurudur. Yani kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için; sözleşmenin yazılı olması, kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Anılan düzenlemeden anlaşıldığı üzere şekle uymamanın yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Bu geçersizlik hakim tarafından resen dikkate alınır. Hakim, Türk Hukukunu re’sen uygular. Mahkeme emredici düzenlemelerinin gereğini yerine getirmek zorundadır. (Yargıtay HGK. 13/03/2013 tarih ve 2013/802 E - 2013/347 K. )<br>\t5.\tHerhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak; grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması; bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özellikleri tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay'ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması; gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. (Yargıtay HGK'nun 06.6.2001 tarih ve 2001/12-466 E. - 2001/483 K.). İmza ve yazı incelemesinde, öncelikle itiraza konu belgenin düzenlenme tarihinden öncesine ilişkin imza ve yazı sahibin uygulamaya elverişli imza ve yazı örnekleri taşıyan belgeler, düzenleme tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişice mukayeseye esas alınmalıdır. İtiraza konu belgenin düzenlenme tarihinden öncesine ilişkin belge bulunamazsa daha sonraki tarihli belgeler, uygulamaya elverişli imza örneği taşıyan herhangi bir belge temin edilemez ise muterizin hakim huzurunda alınan medarı tatbik imza ve yazı örnekleri üzerinden inceleme yapılmalıdır. Sıhhatli bir sonuç alınabilmesi için, inkar edilen yazı ve imzanın atıldığı tarihten öncesinde ve mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan itiraz edene ait imza ve yazı örneklerinin aslı celp edilip ondan sonra bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.<br>\t6.\tSomut olayda, davacı noterlikçe düzenlenmiş mühür beyannamesine dayanarak okuma yazma bilmediğini, takibe konu genel kredi sözleşmesinde imzası var ise de bunun banka ve asıl borçlunun zorlaması ile atıldığını, resmi iş ve işlemlerde mühür kullandığını, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürümüş olması karşısında uyuşmazlığa konu yazılı kefalette mevcut kanunda sayılı kefilin sorumlu olacağı azamî miktar, kefalet tarihi ve kefilin müteselsil kefil olduğu anlamına gelen ifadenin davacın el yazısı ile belirtilip belirtilmediğinin tespiti için yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ışığında her hangi bir uzmanlık raporu alınmaksızın karar verilmiş olması yerinde değildir. Nitekim, davalı banka kefaletinin geçerliliğinin kanundaki düzenleme çerçevesinde kefilin kendi el yazısına bağlı olduğunu bilecek durumda olup geçerlilik şartına rağmen kefilin el yazısına gerek görmeden kredi kullandırıldığı durumda kefil tarafından şekil şartı eksikliğinin daha sonra ileri sürülmesinin de açıkça ortaya konulamadıkça dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmayacaktır. (Yargıtay 19. HD'nin 27.01.2020 tarih ve 2018/2163 E.  2020/72 K.,11. HD'nin 24.02.2021 tarih ve 2020/4920 E. 2021/1656 K.) Bu nedenle, davacının sorumluluğunun tespiti hususunda yapılan inceleme ve araştırma yetersiz olup eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.<br>\t7.\tAçıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesi tarafından imza ve yazı incelemesine esas olacak şekilde davacının yazı örnekleri temin edilip huzurda da  yeteri kadar medarı tatbik  yazı örnekleri alındıktan sonra dosyasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya üniversitelerin ilgili bölümlerinde görevli grafoloji uzmanlarından oluşan bilirkişi kuruluna tevdi edilerek kefalet sözleşmesi yönünden kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini gösteren kefalet sözleşmesinde yernalan yazının davacıya  ait olup olmadığını gösterir tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli uzmanlık raporu alınarak, bu şekilde teknik inceleme eksikliği tamamlandıktan ve bu yöndeki itirazlar da giderildikten sonra oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte neden olmayacak şekilde davacının tüm talepleri hakkında karar infaza elverişli şekilde bir karar verilmesi, gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince anılan tebligat eksiklikleri giderilmeden davanın esası hakkında karar verildiğinden istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tH Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.05.2022 tarih 2021/413 E. - 2022/469 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. <br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"536e3497b3a3b740","SID":"481abc9b88c7d37b"}}