{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  31. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2024/633 - 2025/367<br>                      T.C.<br>                 ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>        31. HUKUK DAİRESİ <br>\t\t\t    \t\t\t           \t\t\t       (İnceleme Aşamasında / Duruşmasız)<br>                 (HMK. 353/1-a.6 Maddesi Uyarınca Kararın<br>                                                                             Kaldırılarak Mahkemesine Gönderilmesi)\t<br>ESAS NO\t: 2024/633 <br>KARAR NO\t: 2025/367<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F K A R A R I<br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 27/03/2023<br>NUMARASI\t: 2021/685 Esas -  2023/196 Karar<br><br>DAVACI\t:<br>\t<br>DAVALI\t: <br>ASIL DAVA KONUSU\t: Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak<br>BİR. DAVA KONUSU\t: Eser Sözleşmesine Dayalı Alacak<br>KARAR TARİHİ\t: 17/04/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ    \t: 28/04/2025<br><br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan asıl ve birleşen dava eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkin davada mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı - birleşen dosya davalısı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme neticesinde; <br>\tİDDİA\t\t\t\t: <br>\tDavacı vekili; müvekkili şirketin ...'e hibe başvurusunda bulunduğunu ve kabul edildiğini, müvekkilinin projesini davalı tarafa aktardığını ve davalı şirketin üretilecek olan ürünü birebir imal edecek makine ve kalıbı üreteceğini bildirdiğini, taraflar arasında sözleşme akdedildiğini, davalı tarafın defalarca uyarıldığını KDV dahil 283.200,00-TL karşılığında makine ve kalıp imal ve tedariki taahhüdünde bulunduğunu, davalı tarafın üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini, 15/12/2020 tarihinde hazır olması gereken siparişlerin hazır olmadığını, deneme üretiminin öngörülen teslim tarihinden sonra müvekkili şirketin adresine yapıldığını ve müvekkilinin 16.000,00 TL'yi cebinden karşıladığını, ürün denemelerinde başarılı üretimin gerçekleşmediğini, ürünün alınmadığını makine ve kalıplarda pek çok kusur ve ayıbın tespit edildiğini, kalıpların düzgün çalışmadığını, makinenin ana rotasyon motorlarından birinin fren sisteminin arızalı olduğunu ve kitlenme yaptığını, makine kalıp taşıyıcı profillerinin kırıldığını, fırın kapaklarının düzensiz çalıştığı ve ayarlanmadığını, fırının doğru noktadan ısıtmadığını ve hatalı ürün almaya sebebiyet verdiğini,  makine ve kalıpların kullanılamaz halde olarak getirildiği ve müvekkilinin tüm planını buna göre yaptığı ve ekonomik olarak tükendiğini ayıplı ürünler ile kaldığını, davalı tarafça ürünlerin ayıplı ve kusurlu olduğunun kabul edildiğini, davalıdan ürünlerin ayıbına ilişkin yazılı evrak istediğini ancak davalının kaçındığını, tüm sorunları düzelterek kalıplar ile birlikte Ankara'dan ayrıldığını, davalı tarafın götürdüğü kalıpları 24.02.2021 tarihinde yeniden Ankara'ya gönderdiğini  ve kendisinin de birkaç gün sonra Ankara'ya geldiğini, yine deneme üretimleri yapıldığını ve ürünlerin yine hatalı çıktığını, müvekkilince makinede de sorunların olduğunu revizyonla giderebileceğini söylediğini 15 gün sonra revize edildiğini, kalıplar ile yine gelme söz vererek Ankara'dan ayrıldığını, davalı tarafın belirttiği tarihte gelmediğini, daha önce sağlam ürün  alınabildiği bilinen bir kalıbın dahi bu makinede sağlam ürün alamaması üzerine müvekkil şirket makinenin de kusurlu olduğu yönündeki tahminlerinde haklı olduğunu, müvekkilinin her ay yüklü miktarlarda kira ve personel giderleri ödemek zorunda kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 100,00 TL ham madde gideri, 100,00 TL gecikme cezası, 100,00 TL mahrum kalınan kar, kalıbın çalışır, sağlam ve eksiksiz iadesi ya da 100,00 TL kalıbın bedelinin iadesi, makinedeki ayıplar nedeni ile 100,00 TL iadesi, yapılmak zorunda kalınan ek harcamalar için 100,00 TL bedelin müvekkiline iadesi olmak üzere toplam 600,00 TL'nin avans faizleriyle birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, 06/02/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile, gecikme cezası talebini 233.280,00 TL'ye, ayıp oranında indirim talebini 70.800,00 TL'ye, kalıp bedeli talebini 40.000,00 TL'ye, ham madde gideri talebini 100,00 TL'ye, mahrum kalınan kar kaybı talebini 100,00 TL'ye yapılmak zorunda kalınan diğer ek harcamalar yönünden talebini 100,00 TL'ye ıslah ederek, davanın bu miktarlar üzerinden kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tSAVUNMA\t\t\t\t  :<br>\tDavalı vekili; taraflar arasında 14/08/2020 tarihinde yürürlüğe girecek sözleşmenin imzalandığını, sözleşme ile  makine yapımı konusunda anlaşıldığını, ancak makinenin ne için kullanılacağı konusunda müvekkiline bilgi verilmediğini, davacının teslim süresine riayet edilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın erken teslim talebinde bulunduğunu, müvekkilinin çalışır vaziyette ürünü teslim ettiğini,  müvekkiline ödeme yapılmadığını, davacının ... hibesini alabilmek için bu yola giriştiğini, hesabından  40.000,00-TL paranın müvekkilinin uhdesinde bırakıldığını, ... sözleşme bedelinin ödendiği gibi gösterildiğini, ... tarafından ödeme yapıldığını, sözleşmenin 7. maddesinde belirtilen %50 nakit, 70.000 TL çek peşinat olarak verilmesi maddesine de davacı tarafça riayet edilmediği ve ... ödemesi alındıktan sonra müvekkile bu kısım ödemesi yapıldığını ancak bakiye 30.000 TL'nin ödenmediğini, makineye eklenmesini talep ettiği ek ürünler nedeni ile yapım bedelinin arttığını bu bedellerinde müvekkiline ödenmediğini, kalıba dair ölçü, adet vb bilginin belirtilmediğini tahmini kalıp ebatları kapsamında 40.000 – 45.000 TL kalıp bedeli öngörüldüğünü bedelinin ise makine bedelinden ayrık tutulduğunu,  sözleşmede belirlenen 283.200,00 TL'nin makineye ait  olduğunu, dolar, euro fiyatlarının ciddi artışı nedeni ile bedelin güncellenmesi gerektiğini bildirildiğini ancak davacı şirketin kalıp bedelinin yüksek olduğundan yakınarak indirim istediğini, tarafların 75.000-TL+kdv olarak mutabık kalındıklarını,  davacı tarafça kalıba ait ödemenin yapılmadığını, davacının sadece nakliye ücreti olarak müvekkiline 10.000 TL gönderdiğini, müvekkilinin kalıbın bedelini almak için kalıbı teslim ettiğini, davacı şirketin iş bilmemesi ve almak istediği ürünün ne olduğunu müvekkilinden gizlediğini, kalıp ve makine talep etmesi nedeni ile revizyonları karşılamak zorunda kaldığını, yeni revizyon için gerekli para ve zamanın müvekkilince temin edilebildikten sonra işe başlanılabildiğini, davacı şirket yetkilisinin sözleşmeye aykırı olarak hiç peşinat ödemeden iş bitiminde ödeme yapacağı vaadi ile ödeme yapmadığını işi bilmemesine rağmen kalıp ve makinenin ne için kullanılacağını söylemeyerek maliyeti artmasına sebebiyet verdiğini, davacının kötü niyetli olarak ham maddenin parasını müvekkiline yüklemeye çalıştığını, ayıplı mal iddiasının gerçek dışı olduğunu savunarak, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. <br>\tBİRLEŞEN ANK. 2. ATM'NİN 2022/260 ESAS SAYILI DOSYASINDA; <br>\tİDDİA\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t          : <br>\tDavacı vekili; davalı ile müvekkili arasında 14/08/2020 tarihinde yürürlüğe girecek olan, müvekkilinin makine yapılmasını talep ettiği müvekkilinde bu hususta taahhüt altına girdiği sözleşme imzalandığını, davalının ... desteği kapsamında projesi olsa da ve makine yapımında müvekkili ile anlaşılmış olsa da davalı tarafın makinenin ne için kullanılacağı hususunda ve projesi hakkında müvekkiline bilgi verilmediğini, davalı tarafın Ankara 1. ATM'nin 2021/685 esas sayılı dosyası ile sözleşmede yer alan 15/12/2020 tarihli makine teslim süresine riayet edilmediği iddiasında bulunarak taraflarına alacak davası yöneltildiğini, ancak davada bildirilen ileri sürülen iddiaların gerçek dışı olduğunu ve aslında müvekkilinden alacaklı olduğunu, ileri sürerek, iş bu dava ile davalının açmış olduğu Ankara 1. ATM'nin 2021/685 esas sayılı dava dosyasının birbiri ile bağlantılı olduğundan birleştirilmesine karar verilmesini, davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500,00 TL'nin avans faizi ile birlikte yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tSAVUNMA\t\t\t\t  :<br>\tDavalı vekili; davacı taraf sözleşmenin yükümlülüklerine yerine getirdiğini ancak kendisine net olarak belirtilmediği için sorunların yaşandığını ve almadığı ödemelerin bulunduğunu iddia ettiğini ancak müvekkilinin sözleşmedeki şartları yerine getirdiğini ve davacıya sözleşmedeki tutarı ödemesine rağmen sözleşmedeki yükümlülüklerine yerine getirmediğini, birleşen dava davacısının müvekkili şirkete KDV dahil 283.200,00-TL bedeli karşılığında 15/12/2020 tarihine kadar makine ve kalıp imal ve tedariki taahhüdünde bulunduğunu fakat sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmediğini, ürünün denemelerinde hiçbir başarılı üretimin gerçekleşmediğini ve müvekkilinin sorunsuz olarak ürünü almadığını, makine ve kalıplarda kusur ve ayıbın tespit edildiğini ve imalatda sorun yaşandığını, müvekkilinin çözüme yönelik pek çok farklı harcamalarda bulunduğunu, kusurun kabul edildiğini, kişinin kendi kusurunun sebebiyet vermediği bur durumda cebinden masraf yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kalıpların halen müvekkiline teslim edilmediğini ve karşı tarafın kusurlu olduğunu savunarak, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ\t       : <br>\tMahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; <br>\t\"Asıl dava  yönünden; ayıplı ürün teslimi nedeniyle ham madde giderinin, mahrum kalınan kârın, kalıp bedelinin, makinedeki ayıp bedelinin iadesi, ayrıca geç teslim nedeniyle gecikme cezasının talep edilmesine ilişkin olduğu, alınan hüküm kurmaya ve denetime elverişli kabul edilen bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere dava konusu makinenin iç basıncında oluşan yükselmeler, egzoz çıkışının atölyeye verilmemesi ve yakıcı için ayrı bir yanma odası bulunmaması nedeniyle tehlike arz ettiği, ayrıca firının içerisinde homojen bir sıcaklık dağılımının bulunmadığı, fırının altındaki noktadan alınan ölçümde sıcaklığın 106 santigrat derece  olduğu, fırının üst kısmından alınan ölçümde sıcaklığın 219 santigrat derece olduğu, bu durumun fırının iç sıcaklıklarının ciddi mertebede homojen dağılmadığını gösterdiği, kalıplarda ve son ürünlerdeki plastik dağılımının farklı kalınlıkta olmasının sebebinin bu husus olduğu, her ne kadar davalı-karşı davacı tarafından söz konusu fırının ne iş için kullanılacağı konusunda kendisine bilgi verilmediği iddia edilmiş olsa da, dava konusu makinanın bir kalıp fırını olduğu ve davalı tarafın bu konuda üretim yapacağının belirli olması karşısında, böyle bir fırının içerisinde homojen  sıcaklık dağılımının olmasının esas olduğu, kalıpların kusursuz olması durumunda dahi firının ayıplı olmasından dolayı ayıpsız bir ürün almanın mümkün olmadığı, söz konusu makinenin ayıplı olduğu, makinedeki ayıp oranının %30 olduğu, makine değerinin 11.12.2020 tarihli fatura bedelinin göz önünde bulundurulması durumunda 236.000,00-TL olarak belirlendiği, bu durumda, ayıp bedelinin 70.800,00-TL olduğu, Taraflar arasındaki sözleşmenin 5.1. maddesi gereğince sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olan teknik şartnamenin “Kalıplar” başlıklı kısmında “Öngörü rakamı olarak 40.000,00-TL belirlenmiş olup, üzerinde çalışma yapıldıktan sonra belirlenen ve mutabık kalınan rakam ve kalıp adetinde tedarikçi firma tarafından üretim yapılacaktır.” hükmünün yer aldığı, buna göre teknik şartnamede belirtilen 40.000,00-TL kalıp bedelinin davacı/karşı davalı tarafından talep edilebileceği, Yine sözleşmede; hem makinenin, hem de kalıpların teslimi için 15.12.2020 tarihinin kesin vade olarak belirlendiği, her ne kadar dava konusu makine, davalı tarafından davacıya teslim edilmiş olsa da, söz konusu makinenin ayıplı olduğu, aynı zamanda üretim yapmak için gerekli olan kalıpların davacıya teslim edilmediği ve davalı tarafından hapis hakkının kullanıldığının beyan edildiği anlaşılmakla somut olayda eksik ifanın da bulunduğu, sözleşmede belirlenen teslim tarihi ile dava tarihi arasında hesaplanan gecikme cezasının 233.280,00-TL olduğu, davacının eksik ifaya ilişkin talebinin yerinde olduğu, Kanaatine varılmakla 233.280,00-TL gecikme cezası, 70.800,00-TL ayıp bedeli, 40.000,00-TL kalıp bedeli olmak üzere toplam 344.380,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı-karşı davalı tarafından 16.000,00-TL bedelinde hammaddenin kullanıldığı iddia edilmiş olsa da, buna ilişkin dosya kapsamında bir belgeye rastlanmadığı,  yine davacı-karşı davalı tarafından üretimin aksadığı iddia edilmiş ve bu nedenle mahrum kalınan kâr talep edilmiş ise de, üretim yeni başlayacak bir süreç olduğundan dolayı üretim aksamasından dolayı bir zarar tespit edilemediği, mahrum kalınan kâr talebi konusunda dosya kapsamında tevsik edici herhangi bir delilin sunulmadığı anlaşılmak, davacı/karşı davalının ham madde gideri, mahrum kalınan kar ve diğer ek harcamalara ilişkin taleplerinin ispat külfeti kendisinde olmasına rağmen ispat edemediği anlaşılmakla, bu talepler yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiş, ayrıca kısa kararda sehven toplam 344.380,00 TL  yazılmış ise de; 344.080,00-TL olarak düzeltilmiştir.   <br>\tBirleşen dava yönünden; Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar karşı davacı tarafından hem sözleşmeden kaynaklanan hem de gerçekleştirilen revizyonlar sebebiyle doğan alacakların karşı davalı tarafından ödenmediği iddia edilmiş olsa da, yapılan mali incelemede karşı davalı tarafından sözleşme bedelinin karşı davacıya ödendiği, gerçekleştirilen revizyonların ise ayıplı ürünün düzeltilmesi için gerçekleştirildiği, bu durumda karşı davalının kusurlu olmadığı, sözleşmenin 12.1. maddesi gereğince bu bedellerin davalı-karşı davacı tarafından yüklenilmesi gerektiği kabulü ile, davalı-karşı davacının herhangi bir alacağının bulunmadığı\" gerekçesi ile, birleşen dava yönünden davanın reddine karar verilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t:<br>\tDavacı - birleşen dosya davalısı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; yargılama aşamasında gecikme cezasının karar tarihine yakın bir tarihe kadar hesaplanmasını talep etmelerine rağmen, mahkemece gecikme cezasının dava tarihine kadar hesaplanmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin gecikmeden kaynaklı olarak yaşadığı mağduriyetinin dava sürecinde de devam ettiğini, ayrıca makine üzerindeki ayıp oranının eksik ve hatalı hesaplandığını, yine müvekkilinin tüm ticari hayatını dava konusu sözleşmeye ve bu sözleşme sonucu teslim almayı amaçladığı makine ve kalıba endekslediğini, yaptığı tüm harcamaları da sözleşmede öngörülen teslim tarihinde üretime başlayacağı düşüncesi ile yaptığını, müvekkilinin iş yeri kiralaması, personel istihdam etmesi, vergi ödemeleri yapmış olması, tesisat kira bedelleri ödemesi gibi yaptığı diğer giderlerin de dava konusu iş amacıyla yapıldığını, dosya kapsamında 16.000,00 TL tutarında hammadde harcama belgesinin mevcut olduğunu, bu hususlara ilişkin itiraz ve taleplerinin yerel mahkemece dikkate alınmadığını, yine 3 yıl süren dava sürecinde paranın alım gücünde büyük bir düşüş yaşandığını, müvekkiline teslim edilmesi gereken makine ve kalıp maliyetlerinin de yaklaşık 10 kat arttığını, tüm bunlara rağmen bilirkişilerce güncel değer hesaplamalarının yapılmadığını, taraflar arasındaki sözleşmede kalıp bedeli için 40.000,00 TL öngörülmesine rağmen, günümüz rayiç piyasa koşullarında aynı kalıbın 419.000,00 TL değerinde olduğunu, müvekkilinin lehine mahkemece hüküm altına alınan bedellerde yüksek enflasyon nedeni ile önemli kayıplar yaşandığını, bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma neticesinde verilen kararın isabetli olmadığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE    : <br>\tAsıl ve birleşen dava, eser sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir. Asıl davaya göre, davacı iş sahibi, davalı yüklenicidr. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulü ile , 344.080,00 TL'nin davalıdan tahsiline; birleşen davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı - birleşen dosya davalısı vekilince istinaf edilmiştir. <br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tTaraflar arasında imzalanan alım- satım sözleşmesi başlıklı 14/08/2020 tarihli sözleşme ile davalı, davacıya makine ve kalıp imal etmeyi taahhüt etmiş, davacı da 283.200,00 TL iş bedeli ödemeyi vaad etmiştir. Davacı iş sahibi asıl davada, davalının eksik ve kusurlu işler yaptığını, süresinde de işi yapamadığını iddia ederek, gecikme cezası, kazanç kaybı, kalıp bedeli iadesi, makinedeki ayıplar ve ek harcamalar sebebiyle alacak talep etmiştir. Birleştirilen davada yüklenici imalat bedeli alacağı talep etmiştir.<br>\tTaraflar arasında imzalanan sözleşme eser sözleşmesi kapsamındadır. Eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir.  Eser sözleşmesinin varlığı halinde, yüklenici işi sözleşme, fen ve sanat kurallarıyla iş sahibinin beklediği yararı gözeterek imal edip teslim ettiğini, iş sahibi ise iş bedelini ödediğini ispat etmek zorundadır.<br>\t1- Adil yargılanma hakkı Anayasa'mızın 36/1. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 141/3. maddesine göre  bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiştir. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.  HMK'nın 298/2. maddesinde ise gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı hükmü mevcuttur. Kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hüküm olduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması; yukarıda açıklanan ve Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine de açıkça aykırıdır. <br>\tYukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece kısa kararda asıl dava yönünden 344.380,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda maddi hata yapıldığından söz edilerek 344.080,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Böylelikle mahkemece kısa karar gerekçeli karar çelişkisine yol açılmış, HMK 298/2 maddesine aykırı davaranılmıştır.<br>\t2- 6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünden düzenleme olması gerekmektedir. Anılan kanunun 5.maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunun şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. <br>\t Somut olayda uyuşmazlık, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nun 470. vd. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Anılan bu tür uyuşmazlıklar 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve 2007/7851 E., 2008/10258 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez.<br>\tTTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde)  dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra \"Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz\" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.  (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar  tespit edilmiştir.) Buna göre;<br>\ta-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,<br>\tb-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.<br>\tDavanın taraflarından asıl dosya  davalısı gerçek kişi olup, görev hususu re'sen araştırılmalıdır. Mahkemece  davalının tacir olup olmadığı yukarıdaki paragraflarda anlatıldığı şekilde ilgili vergi dairesine bir müzekkere yazılarak  araştırılmalı, sonucuna göre ticaret mahkemesinin görevli olup olmadığı açık ve net bir şekilde tespit edilmelidir. <br>\t3-Uyuşmazlığın çözümünde ticari defterlerin hukuk davalarında ibrazı ve ispata ilişkin kuralların da dikkate alınması gereklidir. HMK'nın 220. maddesine göre ispatla yükümlü olan taraf hem tarafların ticari defterlerine hem de diğer delillere dayanabilir. Kendi ticari defterleriyle birlikte karşı tarafın ticari defterine delil olarak dayanan taraf, karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi halinde, ticari defterler HMK'nın 199 ve 219/2. maddesi gereğince belge niteliğinde olduğundan mahkemeden HMK'nın 220. maddesi gereğince ticari defterleri belge olarak ibrazını isteyebilir. HMK'nın 222/1. maddesi gereğince, mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Yasa koyucu bu madde ile tacirlerin ticari işletmeleriyle ilgili işlemlerinden kaynaklanan davalarda tarafların delilleri arasında açıkça ticari defterlere dayanılmamış olsa dahi hakimin re'sen ticari defterleri inceleyebileceği ilkesini kabul etmiştir. Aynı ilke TTK'nın 85. maddesinde \"Malvarlığı Hukukuna ilişkin olan özellikle de mirasa, mal ortaklığına ve şirket tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme ticari defterlerin teslimine ve bütün içeriklerinin incelenmesine karar verebilir.\" denilmek suretiyle, HMK 222. madde hükümlerine paralel olacak şekilde teyit edilmiştir.\t<br>\tYukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı tarafın tacir olduğunun anlaşılması halinde, mahkemece davalı tarafın 2020 ve 2021 yıllarına ilişkin ticari defter ve belgelerinin incelenmesi için ilgili yer mahkemesine talimat  yazılmalı,  davalı tarafın ticari defter ve belgeleri mali müşavir bir bilirkişiye inceletilmelidir.<br>\t4-Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK'nın 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir.  Ayıp, yasa ya da sözleşme hükümleri gereğince, bir eser veya malda bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır.   Şayet, imâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. Eser sözleşmesinde yüklenici borcunu yerine getirirken sözleşmenin diğer tarafı olan iş sahibinin yararına olacak şekilde davranmak ve ona zarar vermekten kaçınmakla yükümlüdür. 6098 sayılı TBK’nın 472. maddesi uyarınca; yüklenici işin ehli olup bedele hak kazanabilmesi için, eseri fen ve sanat kuralları ile tekniğine ve iş sahibinin ondan beklediği amaca uygun olarak tamamlayıp teslim etmesi zorunludur. Yüklenici yapımını üstlendiği eseri sözleşmeye teknik ve sanatsal kurallara ve amaca uygun olarak imâl edip iş sahibine teslim etmekle, iş sahibi de kararlaştırılan bedeli ödemekle mükelleftir. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren emek sarfıyla gerçekleştirdiği bir sonuçtur. Eser sözleşmelerinde; yüklenici sadakat ve özen borcu gereği eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek zorundadır. İş sahibi ayıp ihbarının süresinde yapıldığı hususunu tanık delili ile de ispat edebilir. Yine ayıplı ve eksik işler konusu da maddi vakıaya ilişkin olup, Yargıtay kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları çerçevesinde tanıkla dahi ispat edilebilir. Ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumluluğunun düzenleyen  TBK'nın 474. maddesi uyarınca açık ayıplar yönünden iş sahibi imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde, gizli  ayıplar yönünden ise, 477/son maddesi uyarınca da, ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunluluğu bulunmaktadır. Ayıbın bildirilmemesi halinde iş sahibi eser kabul edilmiş sayılır.Yüklenici, iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imâlini yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; açık ayıplarda Türk Borçlar Kanunu'nun 474. gizli ayıplarda ise 477. maddeleri hükümlerine uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde, aynı Kanun'un 475. maddesinde tanınan haklardan yararlanabilir.Ayıp giderim bedeline ilişkin davalarda eksik iş, açık ayıp ve gizli ayıp kavramlarına uygun ayrım yapılmak suretiyle inceleme yapılması gerekir. Eksik iş, sözleşme ve eklerine göre yapılması gerektiği halde yapılmayan işleri ifade eder. Eksik işler yönünden TBK'nın 474 ve 477. maddesindeki hükümler uygulanmaz. Açık ayıp, eserde dikkatli bir inceleme sonunda görülebilen ve anlaşılabilen bozuklukları, gizli ayıp ise dikkatli bir inceleme ile ortaya çıkmayan ve sonradan kullanılmakla ortaya çıkan ayıpları ifade eder. Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde yapılan şeyin iş sahibinin kullanamayacağı ve hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde kusurlu veya sözleşme hükümlerine aykırı olursa iş sahibinin o şeyi kabulden kaçınabileceği ve bu hususta yüklenicinin kusuru bulunursa zarar ve ziyan da isteyebileceği, aynı maddenin II. fıkrasında ayıbın eserin reddini gerektirecek nitelikte bulunmaması halinde iş sahibinin işin kıymetinin noksanı nispetinde bedelden indirim ve eğer o işin onarımı büyük bir masrafı gerektirmez ise yükleniciyi onarmaya mecbur edebileceği hükmü getirilmiştir. Bunlar eserin ayıplı olması halinde iş sahibinin haiz olduğu haklardır.<br>\t5- Taraflar arasındaki sözleşmede iş bedeli 283.200,00 TL şeklinde  götürü bedelli olarak kararlaştırılmıştır.  Kural olarak götürü bedelli eser sözleşmelerinde, iş bedelinin tamamı veya bir kısmı ödenmemiş ise, yüklenici işi kararlaştırılan götürü bedelle yapmak zorunda olduğundan yüklenicinin hakettiği imalât bedelinin, fiziki oran yöntemi ile başka bir ifadeyle yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların eksik ve ayıpları da dikkate alınarak işin tamamına göre fiziki oranının tespit edilip, bulunacak bu oranın götürü iş bedeline uygulanması suretiyle saptanması ve bulunacak bu rakamdan kanıtlanan ödemeler düşülerek hesaplanması gerektiği kabul edilmektedir. Bu şekilde belirlenen iş bedeli yapılan ödemelerden az ise, iş sahibi fazla ödediği bedelin iadesini; fazla ise yüklenici ödenmeyen iş bedeli alacağının tahsilini isteyebilir. Sözleşme dışı iş kalemlerine ilişkin istemlerde ise, yapıldıkları yıl mahalli piyasa rayiç bedellerine göre hesaplama yapılarak iş bedelinin bulunması gerekir  (Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, 2020/2407 Esas, 2020/3033 Karar). Ancak götürü bedelli sözleşmelerde iş bedelinin tamamı ödenmiş ise, eksik ve ayıplar nedeniyle fiziki oran kurulması gerekmez; bu durumda iş sahibi, eksik ve ayıplı işlerin giderim bedelini isteyebilir (ÖZTÜRK, Muammer; GÖZÜTOK Zeki: Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, 2019, s. 569).<br>\tSomut uyuşmazlık yukarıdaki paragrafta yapılan genel açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde; mahkemece 233.280,00 TL gecikme cezasına, 70.800,00 TL ayıp giderim bedeline ve 40.000,00 TL kalıp bedeli olmak üzere 344.080,00 TL alacağa hükmedilmiştir. Mahkemece hükme esas  alınan bilirkişi raporunda söz konusu makinedeki bir çok eksiklikten bahsedilerek %30 oranında ayıplı imalat olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi raporunda Dairemizce yukarıda 4 numaralı bentte açıklanan eser sözleşmesindeki ayıp ile ilgili hükümler irdelenmemiştir. Bu nedenle mahkemece bilirkişi heyetinden bir ek rapor alınmak suretiyle söz konusu ayıpların mahiyeti irdelenmeli ve  davacı iş sahibinin hangi seçimlik hakkını kullanabileceği saptanmalıdır. Söz konusu makinenin kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olmadığı sonucuna ulaşılması halinde; yukarıda 5 numaralı bentte açıklandığı üzere götürü bedelli eser sözleşmelerindeki hükümler gözetilerek, davalının hak ettiği iş bedeli fiziki oran yöntemine göre tespit edilmeli ve davacının yaptığı ödeme gözetilerek, davalı birleşen dosya davacısı yüklenicinin bir iş bedeli alacağı olup olmadığı, asıl dosya davacısı iş sahibinin de bir fazla ödemesi olup olmadığı ortaya çıkarılmalı ve iş bedeli hususu bu şekilde çözümlenmelidir. Yine bu ihtimalde davacı iş sahibinin olumlu zarar mahiyetindeki  malzeme bedeli, gecikme cezası ve kazanç kaybı talep etme hakları bulunduğu dikkate alınmalı, ancak  götürü bedel esaslarına göre iş bedeli belirlenirken eserdeki  ayıpların durumu gözetilerek iş bedeli belirlenmiş olacağından ayrıca bir ayıp giderim bedeline hükmedilmemelidir. Eserin kabule icbar edilemeyecek derecede ayıplı olduğu sonucuna ulaşılması halinde ise; davacı iş sahibi bu durumda ödediği iş bedelinin iadesi ile olumsuz zararlarını, bu bağlamda makinenin yeniden yaptırılması için gerekli masraflarını talep edebilecektir. Mahkemece bu çerçevede gerekli inceleme ve değerlendirmeler yapılmalı, davacı tarafın dava dilekçesindeki ve ıslah dilekçesindeki talepleri de dikkate alınmak suretiyle asıl dava ve birleştirilen dava karara bağlanmalıdır.<br>\tYukarıda açıklanan nedenlerle eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmadığından, davacı - birleşen dosya davalı vekilinin istinaf başvurusunun esası incelenmeksizin kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a 3,6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip karara bağlanması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı birleşen dosya davalısı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,\t<br>2-Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/685 Esas, 2023/196 nolu kararının HMK'nın 353/1-a 3,6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde incelenip, karara bağlanmak üzere mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf başvurusunda bulunan tarafça yatırılan, istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ve istinaf başvuru harcının ilk derece mahkemesince verilecek yeni kararda dikkate alınmasına,<br>6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı - birleşen dosya davalısı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>7-Dosya kapsamında icranın geri bırakılması kararı alınabilmesi için yatırılan bir teminat bulunması halinde, İİK. 36/5 maddesi uyarınca ilgili icra müdürlüğünce teminatın yatıran tarafa iadesine,<br>8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 17/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t\t\t<br><br>Başkan <br> E-imzalıdır<br><br>Üye <br> E-imzalıdır<br><br>Üye <br> E-imzalıdır<br><br>Katip <br> E-imzalıdır<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b9c1ac3a140df2de","SID":"ef1aeed901e79d28"}}