{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: .....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: .....<br>KARAR TARİHİ\t: 24/04/2025<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t: .....    (...)<br>ÜYE\t\t: .....    (...)<br>ÜYE\t\t: .....    (...)<br>KATİP\t: .....    (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 18/12/2024<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar<br>DAVACI\t: ........ <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALI\t: 1 -........  <br>VEKİLİ\t: Av.....<br>DAVALI\t: 2 -........<br>VEKİLİ\t: Av......<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 24/04/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 24/04/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı taraf vekili dava dilekçesi ile özetle; davalı sürücü ........' in sevk ve idaresindeki ........ plakalı otomobil ile seyir halinde iken Beyşehir Çevre Yolu Caddesi istikametine doğru seyreden müvekkili ........ sevk ve idaresindeki motosikletin ön kısmına çarparak müvekkilinin ağır derecede yaralanmasına sebep olduğunu, oluşan kazada davalı sürücünün asli ve tam kusurlu olduğunu, tutulan trafik kaza tutağında müvekkiline tali kusur atfedildiğini, bu durumun taraflarınca kabul edilmediğini, mahkemece yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün asli ve tam kusurlu olduğunun görüleceğini, N.E.Ü. Meram Tıp Fakültesi hastanesince müvekkiline tanzim edilen raporda müvekkilinin %23 oranında kalıcı sakatlığının bulunduğunun bildirildiğini, ancak müvekkilinin gerçek zararının daha fazla olduğunu, bu durumun yargılama aşamasında netleşeceğini, davalı sürücünün sevk ve idaresindeki araç davalı ........ Sigorta A.Ş. tarafından sigortalandığını, davalı sigortasına yapılan başvuru nedeniyle hasar dosyasının açıldığını, ayrıca arabuluculuk görüşmesinden de herhangi bir sonuç alınamadığını, müvekkilinin kaza tarihinde henüz 25 yaşında olduğunu, müvekkilinin kazada ağır yaralandığını ve kaza sonrasında uzun tedavi süreci gördüğünü, müvekkilinin vücudunda ağır hasarlar meydana geldiğini, herhangi bir sağlık güvencesi olmayan müvekkilinin ciddi zorluklar yaşadığını, hayatta kalmak için yardıma muhtaç hale geldiğini, müvekkilinin dava sonunda hak etme ihtimali yüksek olan tazminatlarının tahsil edilebilmesi için davalı ........' in kaza yaparak müvekkiline zarar verdiği ........ plakalı aracı, adına kayıtlı başkaca menkul ve Konya İli Meram İlçesi ... Mahallesi ... ada ... parsel, Konya İli Meram İlçesi ... Mahallesi ... ada...parsel üzerindeki gayrimenkulleri ile adına kayıtlı başkaca gayrinmenkulleri ile banka hesapları, posta çeki hesaplarına ihtiyati haciz konulmasını, bu taleplerinin kabul görmemesi halinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin daha fazla zor durumda kalmaması amacıyla TBK 76. Maddesi gereği şimdilik 20.000,00 TL nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak taraflarına geçici olarak ödenmesine, ileride artırılmak üzere şimdilik 16.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının, 2.000,00 TL geçici iş göremezlik tazminatının, 1.000,00 TL bakıcı giderinin, 1.000,00 TL SGK tarafından karşılanmayan ve faturalandırılamayan tedavi giderlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olarak temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavacı taraf vekili 17/05/2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile özetle; davalı sigorta şirketi tarafından iki parça halinde toplam 356.057,00 TL taraflarına ödeme yapıldığını, bu nedenle hesaplanan tutardan bu bedelin düşülerek talep artırımında bulunacaklarını, dava dilekçesinde 16.000,00 TL talep ettikleri kalıcı iş göremezlikten kaynaklı tazminat alacaklarının bedelini 1.053.760,00 TL' ye, yine dava dilekçesinde 2.000,00 TL olarak talep ettikleri geçici iş göremezlikten kaynaklı tazminat alacaklarının bedelini 13.641,08 TL ye, yine dava dilekçesinde 1.000,00 TL olarak talep ettikleri kaçınılmaz giderin 6.000,00 TL' ye, yine dava dilekçesinde 1.000,00 TL olarak talep ettikleri bakıcı giderinin 1.852.445,79 TL' ye yükseltiklerini, sözü geçen bedellerin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavacı taraf vekili 26/06/2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile özetle; 17/05/2022 tarihli talep artırım dilekçesinde 1.053.760,00 TL talep ettikleri kalıcı iş göremezlikten kaynaklı tazminat alacaklarının bedelini 6.470.046,17 TL' ye, yine aynı dilekçede 1.852.445,79 TL talep ettikleri bakıcı giderinin 8.387.348,74 TL' ye yükseltiklerini, diğer alacak kalemleri yönünden daha önceki ıslahları gibi aynen davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ........ vekili cevap dilekçesi ile özetle; müvekkilinin olayda tamamen kusursuz olduğunu, davacının ise %100 oranında kusurlu olduğunu, dosyada olaya ilişkin bir raporun yer almadığını, şayet varsa aleyhe olan hususları kabul etmediklerini, olaya ilişkin başlatılan savcılık soruşturmasının devam ettiğini, bu soruşturmanın neticesinin beklenmesini talep ettiklerini ve neticeten müvekkilinin kusursuz olması nedeniyle dava ile ilgili tüm taleplerin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı ........ Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; yeni düzenlemeye göre zarar görenlerin doğrudan dava açma hakkının ortadan kaldırıldığını, dava öncesinde sigorta şirketine başvuru zorunluluğunun getirildiğini, haliyle başvurunun tam yapılması gerektiğini, davacı tarafından yapılmış geçerli bir başvurunun söz konusu olmadığını, müvekkili sigorta şirketince davacıdan eksik evrakların giderilmesi talep edilmesine karşılık davacı taraf eksik belgeleri tamamlamadan işbu davayı açtığını, bu nedenle eksik başvuru nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, davacının maluliyet oranının kesin ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, maluliyet tazminatına ilişkin tazminat hesabının ZMS sigortası genel şartları ve ekinde yer alan esaslara göre yapılması gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri ve tedavi giderlerinin trafik poliçesi teminatının dışında olduğunu, bu giderlerin SGK' nın sorumluluğunda olduğunu, davacı müvekkiline usulüne uygun başvuruda bulunulmadığı için müvekkili şirketin temerrüde düşmediğinin izahtan vareste olduğunu, bu nedenle müvekkilinin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağından bahisle davcının teminat dışı geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri ve tedavi gideri taleplerinin reddine, fazlaya dair taleplerinin de reddine, her durumda müvekkili şirketin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmamasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; \"Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde; davaya konu trafik kazasının oluşmasında davacının %25 oranında, davalı ........' in ise %75 oranında kusurlu olduğu, kaza neticesinde yaralanan davacının sürekli iş göremezlik zararının 6.470.046,00 TL, geçici iş göremezlik zararının 13.641,08 TL, bakıcı gideri zararının 8.387.348,74 TL ve tedavi gideri zararının 6.000,00 TL olduğu, davalı sigorta şirketinin kazaya karışan ........ plakalı aracın ZMMS sigortacısı olması diğer davalının ise aynı aracın hem sürücüsü hem de işleteni olması nedeniyle oluşan bu zarardan müteselsilen sorumlu oldukları, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun ise poliçe limiti ile sınırlı olduğu sonucuna varıldığından davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. <br>\tDavacı, dava dilekçesi ile sigorta şirketi yönünden talebini poliçe limiti ile sınırladığından, her ne kadar 17/05/2022 tarihli talep artırım dilekçesi ve 26/06/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile sigorta şirketi yönünden talebini sınırlamamışsa da dava dilekçesindeki sınırlamanın bu dilekçelere de sirayet edeceği kabul edildiğinden davalı sigorta şirketi lehine yargılama giderine hükmedilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir. (Konya BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/1777 E 2024/2357 K sayılı ilamı)<br>\tAnılan nedenlerle davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \" şeklinde davanın kabulü ile; 6.470.046,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 13.641,08 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 8.387.348,74 TL bakıcı gideri tazminatı ve 6.000,00 TL tedavi gideri tazminatı olmak üzere toplam 14.877.035,82 TL tazminatın davalı ........  A.Ş.'nin sorumluluğu (sakatlanma teminat klozu bakiye poliçe limiti olan 3.670,00 TL ile sağlık gideri teminat klozu poliçe limiti olan 360.000,00 TL'nin toplamı olan) 363.670,00 TL ile sınırlı olması kaydıyla, davalı ........ Sigorta A.Ş. yönünden 22/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ........ yönünden ise 01/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı sigorta aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu, sigorta tarafından dava açıldıktan sonra müvekkiline ödemelerin yapıldığını, bu ödemelerin davayı kabul niteliğinde olduğunu, bu nedenle ödenen kısma ilişkin yargılama giderleri ve vekalet ücretlerini ödemesi gerektiğini, hükmedilen 58.187,20 TL vekalet ücretinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, güncel asgari ücret üzerinden yeniden hesaplama yapılması gerektiğini, hesaplanan tazminat miktarının düşük olduğunu, aktüeryal hesaplamaya ilişkin itirazlarının bulunduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ........ AŞ sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bedeni zararlarda poliçe teminat limitinin 2019 yılında gerçekleşen kazalar için 360.000 TL olduğunun gözetildiğinde davacı tarafın müvekkili sigorta şirketinden poliçe kapsamında talep edebileceği teminat limitinden 3.670,00 TL kaldığını, bilirkişi raporunda tespit edilen bedellerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, tazminat tutarının TRH 2010 tablosu ve %1,8 teknik faizin esas alınarak hesaplanması gerektiğini, uyuşmazlığa konu kazada davacının müterafik kusuru bulunması nedeniyle tazminattan indirim yapılması gerektiğini beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ........ sunduğu ek karara yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; olay yeri tutanağında eksik incelemeler yapılarak lehine olan önemli hususların dikkate alınmadan zapta geçirildiğini, mobese kamerası kayıtlarının incelenmesi taleplerinin göz önüne alınmadığını, dosya kapsamındaki görgü tanıklarının ifadelerinin verilen kararda göz önünde bulundurulmadığını, hükmedilen tazminat miktarlarının afaki olduğunu, asgari ücretle emekli olmuş bir kişi olduğunu ve tazminatı ödeyebilecek durumunun bulunmadığını, kendisine atfedilen kusurun tamamen yersiz olduğunu beyan ederek Yerel Mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmitşir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Davalı Süleymanın ek karara yönelik istinafı<br>Temyiz ile istinaf harç ve giderlerinin eksik ödendiğinin anlaşılması halinde muhtıra gönderilerek kararı veren Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından yedi günlük kesin süre içinde harç ve giderin tamamlanması, aksi halde temyizden veya istinaftan vazgeçmiş sayılacağı hususu istinaf/ temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararın temyiz/istinaf  edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432. maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.<br>Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından “temyiz/istinaf  harç ve giderlerinin tamamlanması için yedi günlük kesin süre” verilmesi ve ayrıca yazılı olarak “aksi halde temyizden/istinaftan  vazgeçmiş sayılacağı hususu”nun bildirilmesi gerekmektedir. <br>Bu nedenle muhtırada Hâkim veya Mahkeme Başkanı’nın sicili ve imzası bulunmalıdır. Muhtıra Hâkim veya Mahkeme Başkanı tarafından imzalanmadan verilmişse, dolayısıyla da Hâkim tarafından usulünce düzenlenmiş muhtıra yoksa geçerli bir bildirimin yapıldığından söz etmeye de olanak yoktur. <br>Mahkeme Yazı İşleri Müdürü’nün veya Kalem personelinin temyiz/istinaf  harcı veya giderinin tamamlanması için temyiz edene süre vermesi veya tebligat zarfı üzerine ihtar/uyarı şeklinde yazılan ve Hâkim imzası taşımayan muhtıra usule aykırıdır, Mahkeme Yazı İşleri Müdürü’nün veya Kalem personelinin vermiş olduğu süre ya da tebligat zarfı üzerine ihtar/uyarı şeklinde yazılan ve Hâkim imzası taşımayan muhtıra üzerine temyiz /istinaf harcını veya giderini ödememiş olan taraf, temyiz/istinaf talebinden vazgeçmiş sayılamaz. <br>Hukuk Genel Kurulunun anılan kararı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kanun yollarına ilişkin hükümleri yürürlüğe girdikten sonra da İlk Derece Mahkemeleri veya Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından  gönderilen muhtıraların geçerliliği yönünden de aynen  uygulanmaktadır. <br>İstinafın süresi içinde olup olmadığı açısından yapılan değerlendirme ve bu husustaki davalı itirazlarının incelenmesinde;<br>Somut olayda davalı tarafa eksik harcın yatırılması için hakim e- imzasını içerir istinaf başvuru harcı ile masrafın mahkeme veznesine yatılması gerektiğine ilişkin yapılan usule uygun tebligat rağmen 1 haftalık süresi içinde yatılmaması nedeniyle verilen ek kararı yönelik istinaf isteminin reddi gerekmiştir.<br>\t Dairemizce dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda; davalı tarafın sair istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesince muhtıraya rağmen süresi içerisinde eksik harcın tamamlanmaması nedeniyle verilen istinaf talebinin reddine ilişkin ek kararın usul ve yasaya uygun olduğu, kamu düzeni yönünden her hangi bir aykırılık da bulunmadığı anlaşılmakla HMK’nın  366. maddesi yollamasıyla 344 ve 352. maddeleri gereğince davalı tarafın istinaf başvurusunun reddi gerekmektedir.<br>Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;\t<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm  uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  Aynı kaza ile ilgili olmak üzere   İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve  bu  genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.<br>Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.<br>Nitekim Yargıtay 17 HD'nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar, 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları.<br>\tBu halde söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince  oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. <br>\tO halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından  Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de;<br>Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere;<br>11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir.\t<br>Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin \"çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin\" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik  malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir.<br>Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından \"11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE DÜZENLENEN SEÇENEK RAPORUNA GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR.<br>KEZA<br> AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak  01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;<br>  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece AYM verilen  iptal kararı doğrultusunda PMF 1931'a göre EK RAPOR ALINIP KARAR  verilmesi gerekirken TRH 2010 uygulanması yanlış İSE DE<br> Mahkemenin hesaplamaya esas aldığı daimi iş göremezlik  oranı %96 olup çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı tespit işlemleri yönetmeliğine göre daimi iş göremezlik oranı %100 tir. Mahkemenin hesaplamaya esas aldığı TRH2010 yaşam tablosu ve özürlülük ölçütü yönetmeliğine göre alınan 96 daimi iş göremezlik oranı  yerine PMF 1931 yaşam tablosu ve ATK raporunda belirtilen çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı tespit işlemleri yönetmeliğine göre daimi iş göremezlik oranı %96 veya %100 hesaplamaya  esas alınsa dahi  her iki hesaplama yönteminde de davalının %75 kusuruna göre tazminat 360.000 TL limitini aşmaktadır. Buna yönelik 2 hesaplama tablosu da (PMF 1931 yaşam tablosu- daimi iş göremezlik %96 ve 100'e göre) herhalükarda hangi hesaplama yöntemi uygulanırsa uygulansın taleplerin sigorta sorumluluk limitine göre kabulü dahilinde olacağı aşikardır.<br>Bu halde çalışma  gücü kaybı yönetmeliği ve PMF 1931 hükme esas alınsa bile yapılan hesaplamalara göre davacının kusur oranı ve ıslah ve poliçe limitleri nazara alındığında SONUÇ İTİBARİYLE HÜKMEDİLEN meblağ doğru olup itiraz yersizdir.<br>KEZA vekalet ücreti açısından<br>Davacı vekili, 17/05/2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile sürekli iş göremezlik tazminatı istemini 1.053.760,00 TL'ye, geçici iş göremezlik tazminatı istemini 13.641,08 TL'ye, bakıcı gideri tazminatı istemini 1.852.445,79 TL'ye ve tedavi gideri tazminatı istemini 6.000,00 TL'ye çıkarmış, 26/06/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile ise sürekli iş göremezlik tazminatı istemini 6.470.046,00 TL'ye, bakıcı gideri tazminatı istemini 8.387.348,74 TL'ye yükseltmiştir. <br>Davaya konu trafik kazası 01/02/2019 tarihinde gerçekleşmiş olup kaza tarihi itibariyle geçerli poliçe limiti sakatlanma ve sağlık gideri yönünden ayrı ayrı olmak üzere 360.000,00 TL dir. Davalı sigorta şirketi tarafından davacıya 356.330,00 TL tutarında ödeme yapılmış olup bu ödemenin sakatlanma klozu teminat limitinden mahsup edilmesi gerekir. Bu yönde yapılan mahsup neticesinde davacının davalı sigorta şirketinden talep edebileceği sürekli iş göremezlik tazminatının 3.670,00 TL olduğu  Davacının diğer zararları yönünden ise davalı sigorta şirketinin sorumluluğu sağlık gideri klozu poliçe limiti olan 360.000,00 TL ile sınırlı olduğu ,Bu kapsamda eldeki davada davacının davalı sigorta şirketinden talep edebileceği toplam tazminat tutarının 363.670,00 TL olduğu sonucuna varılması ve davalı sigorta şirketinin sorumluluğu bu tutar ile sınırlandırılması yerindedir.davalının istnafı yersizdir.<br>-davalı vekilinin teminat limitinin aşıldığı istinafı<br>Kazaya karışan aracın neden olduğu zararlardan sorumlu olan davalı, poliçe gereği bedeni zararlarda 360.000,00 TL, geçici iş göremezlik, bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri kapsamında sağlık giderleri teminatı altında  360.000,00 TL teminat limiti ile davacıya karşı sorumludur. <br>Bu iki limit(teminat) birbirinden bağımsız olup, birinin tüketilmesi halinde davalının tüm yükümlülüklerini yerine getirerek sorumluluğunun sona erdiğinden bahsetmek olanaklı değildir. <br>Kazada yaralanan kişi, maluliyetinin oluşması halinde oluşacak sürekli iş göremezlik zararını bedeni zararlar klozundan(teminatından), geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi gideri  zararlarını ise tedavi giderleri klozundan(teminatından) karşılanmak üzere talep edebilir. Teminat limiti aşılmamıştır. İtiraz yersizdir.<br>Müterafik kusur itiraz<br>6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir.<br>Somut olayda mahallinde yapılan keşifte dinlenen tanıklar davacının kaza esnasında kaskının takılı olmadığını belirtmişlerdir. Konuya ilişkin olarak tanzim edilen 04/11/2024 tarihli rapor ile meydana gelen kazada yaralanmanın şiddetini belirleyen bölgelerin göğüs ve omurga bölgesinde meydana gelen yaralanmalar sonucu oluştuğu, yaralanma ağırlığını ciddi şekilde arttırabilecek kafa içi kanama beyin doku harabiyeti tarif edilmediği, yüz bölgesinde kesiler, ekstremitelerde sıyrık kesi ve kırıklar tespit edildiği dikkate alındığında şahsın kaza anında kask ve koruyucu ekipman kullanmamasının yaralanma ağırlığını %10 (yüzde on) oranında arttırabileceği, kask ve koruyucu ekipman kullanmış olsa dahi şuanki yaralanma ağırlığında %90 oranında değişiklik oluşmayabileceği mütalaa edilmiştir. <br>Mahkemece yapılan değerlendirmede, davacının yaralanmasının kafa bölgesinde olmayıp göğüs ve batın kısmında olması, yaralanmanın derecesini bu bölgeden alınan hasarın belirlemesi, kafa bölgesinde sadece sıyrıkların bulunması, yine davacının kaburga ve omurilik hasarı nedeniyle alt bölgesinin felç olması, yine 04/11/2024 tarihli rapor içeriği dikkate alındığında davacının korucuyu ekipman kullansa dahi mevcut arızasının meydana gelebileceğinin mütalaa edilmesi karşısında, davacının koruyucu ekipman kullansa dahi mevcut yaralanmasının meydana geleceği kabul edildiğinden hesaplanan tutardan müterafik kusur indirimi yapılamayacağı sonucuna varılması yerindedir.<br>Kusura itiraz<br>Kaza sonrasında görevli kolluk tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı ile, trafik kazasının oluşmasında davalı ........' in asli, davacının ise tali kusurlu olduğu tespit edilmiştir.<br> Mahkemece tanzim ettirilen 09/11/2019 tarihli bilirkişi raporu ile davaya konu trafik kazısının oluşmasında davalı ........' in %75, davacının ise %25 oranında kusurlu olduğu, Karayolları Fen Heyetinde görevli bilirkişiler tarafından tanzim edilen 03/01/2020 tarihli bilirkişi raporu ile de  davalı ........' in %75, davacının ise %25 oranında kusurlu olduğunun mütalaa edildiği ancak ceza dosyasından tanzim edilen 31/03/2022 tarihli ATK raporu ile tespit edilen kusur oranlarının bu raporlar ile çelişkili olması nedeniyle yeni bir rapor tanzimine karar verildiği ve 01/03/2024 tarihli İTÜ raporu ile davalı ........' in %75, davacının ise %25 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. <br>Mahkemece, 01/03/2024 tarihli İTÜ raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında davalı ........'in %75, davacının ise %25 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesi yerindedir.<br>\tBu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve  hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, <br>\tDavacı ve davalı ........ ........AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği  esas yönünden reddinin, davalı ........'in ek karara yönelik istinafın esastan reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı ........'in ek karara yönelik istinafının, davacı vekili ile davalı ........ ........AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>1-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine,<br>2-Davalı ........ tarafından alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davalı ........ ........AŞ tarafından alınması gereken 24.591,6‬0 TL harçtan peşin alınan 6.217,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 18.374,60 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>4-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br> Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; davalı ........ ........AŞ yönünden; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere, davacı ve davalı ........ yönünden; HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.<br><br><br>       \t .....      \t  \t       .....     \t\t\t   .....\t\t\t       .....    <br>       Başkan        \t                 Üye                              Üye\t  \t                Katip<br>             ...\t\t                  ...\t    \t\t   ...\t                            ...<br>        E imza                        E imza                           E imza                         E imza<br><br><br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2b9551960dbe879c","SID":"05a0ca4d5594d104"}}