{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/663 <br>KARAR NO: 2025/637<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/01/2023<br>NUMARASI: 2020/686  E. - 2023/58 K. <br>DAVANIN KONUSU: İtirazın iptali (Ticari satımdan kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle, dava  şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 06/08/2018 tarihinde döve satış sözleşmesinin akdedildiğini, USD üzerinden siparişlerin verildiğini,  teslim edilen mallara ilişkin USD üzerinden faturaların düzenlendiğini, faturalara itiraz edilmediğini,  kur farkı faturalarının düzenlendiğini, faturanın davalı tarafından onaylandığını, kur farkı alacağını  talep etme haklarının bulunduğunu, müvekkili firmanın cari hesap ekstresinde davalı firmadan 11.947,02 USD alacaklı olduğunu,  davalının icra takibine itirazında 10.964,07 TL borçlu olduklarını  kabul ettiğini,  kalan kısmına ve ferilerine itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile  %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin 10.964,07 TL borcunun bulunduğu ve ödeme emrinin tebliği ile bu miktarın ödendiği, fazlası yönünden itiraz edildiği, taraflar arasında kur farkına ilişkin sözleşmenin bulunmadığını, dava dilekçesi ekinde belirtilen mutabakat formundaki imzanın müvekkili tarafından imzalanmadığını, davacı yanın tahsilatları yaparken kur farkından doğan hakkın saklı tutulduğunu bildirmediğini, geriye dönük kur farkı talebinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, 06/08/2018 tarihli sözleşmeyi kabul anlamına gelmemek kaydıyla emtia bedellerinin çek ile ödendiğini,  bu aşamadan sonra kur farkı talebinin hukuka aykırı olduğunu, davacının kur farkı talebinin hangi faturaya ilişkin olduğunun belli olmadığını, alacağın likit olmadığını savunarak, davanın reddini ve  kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... İİK. 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasında; usulüne  uygun yapılmış ve itiraz edilmiş icra takibinin bulunması dava şartıdır. İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir (YHGK.  2017/19-1634 Esas - 2018/633 Karar sayılı ilamı).Kur farkı alacağının istenebilmesi için,  taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin bir sözleşmenin veya dövize endeksli bir ticari  ilişkinin bulunması  gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki farktan kaynaklanan alacak olduğundan ancak TL olarak istenebilir. Somut olayda, kur farkı alacağına dayanak olan ve yargılama sırasında dosyaya sunulan  kur farkı faturasının TL üzerinden düzenlenmesine rağmen  davacı taraf icra takibini USD üzerinden yapmıştır. Kur farkı faturası yabancı para alacağı (döviz) üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacaktır. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarı döviz olarak  aynı kalmaktadır. Kur farkı alacağı döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, Türk Lirası olarak talep edilebilecek bir alacaktır. Türk Kanunları’na göre döviz alacağının Türk Lirası olarak istenmesi mümkün ise de, Türk Lirası alacağının dövize çevrilerek istenmesinin mümkün değildirdir. (Y11H.D'nin 26/05/2022 tarih ve E: 2020/6941 K: 2022/4076).Ayrıca düzenlenen kur farkı faturalarının döviz için yapılan hangi satışlarla ilgili olduğunun bildirilip davalının bu faturalara yönelik TL bazında ödemeleri gösterilip, buna göre davacının kur farkı alacağının doğduğunun da  ispatlaması gerekir. Davacı TL üzerinden düzenlediği kur farkı faturasını USD üzerinden icra takibi başlatıp alacak talebinde bulunması mümkün olmadığından , takibe sıkı sıkıya bağlı itirazın iptaline ilişkin davada usulüne uygun yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü gerekmiş, bu  duruma göre itirazın iptali davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ve şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur ... \"gerekçesiyle, davanın İİK'nın 67 ve  HMK'nın 114/2 ve 115. maddeleri uyarınca  usulden reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının 15.09.2020 tarihli itiraz dilekçesi ile yapılan dolar takibine kısmi ödeme yaparak, döviz takibini kabul ettiğini, icra dosyasına 10.946 TL ödeme yaptığını, mahkemece, davalının bu kabulü gözetilmeden hüküm kurulduğunu, davanın döviz  faturası ile yapılan bir satıştan kaynaklandığını, dava dosyasında temel ticari ilişkinin döviz ile yapıldığının  ispatlandığını, mahkemece düzenlenen kur farkı faturasının TL olması nedeniyle dolar takibi yapılamayacağı bildirildiğini, oysa kur farkı faturasının vergi dairesinin düzenlediği yönetmelik gereğince TL olarak kesildiğini,  VUK'a göre kur farkının TL olarak kesilmesi mecburiyeti, mevcut alacağın dolar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmadığını,  davacının alacağının dolar faturasından kaynaklandığını, davalının TL üzerinden ödeme yaptığını,  VUK'un dayattığı mecburiyet nedeniyle kur farkı TL olarak kesildiğini  mahkemece alacağın dolar olarak istenemeyeceğine hükmedilerek kur artışlarından dolayı davalıya haksız menfaat temin edildiğini,  kabule göre,  takdir edilen nispi vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, 13.286,60 TL nispi vekalet ücretine hükmedildiğini,  usulden ret kararı verildiğinden maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı taraf, davalı ile aralarındaki 06.08.2018 tarihli sözleşme ile davalıya sözleşme konusu malları satıp teslim ettiğini, ilişkinin USD üzerinden kurulduğunu, faturaların da  USD olarak düzenlendiğini, davalının 2020 yılında ödemeleri aksatmaya başladığını,  kur farkı faturaları düzenlendiğini, 12.06.2020 tarihinde kur farkı faturası düzenlendiğini,  davalının bu faturayı kabul ettiğini, kur farkı sebebiyle cari hesapta alacağının bulunduğunu ileri sürmüş; davalı ise kur farkı talep edilemeyeceğini savunmuştur. Mahkemece taraf ticari defterlerinin incelenmesi için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, alınan 20.12.2021 tarihli bilirkişi raporu ile 03.09.2021 tarihli bilirkişi raporuna göre davacının takip konusu ettiği cari hesap alacağının dayanağının kur farkı alacağı olduğu,  taraf defterleri arasındaki farkın  davacının düzenlediği 12.06.2020 tarihli ve 68.448,39 TL'lik  kur farkı alacağı konulu fatura olduğu, bu faturanın davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacının bu alacağı USD cinsinden 01.09.2020 tarihinde icra takibine konu ettiği anlaşılmaktadır.Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 10.10.2019 tarih ve 2018/2135 Esas, 2019/4709 Karar sayılı  kararında da belirtildiği üzere; kur  farkı alacağının döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, Türk lirası olarak talep edilebilecek bir alacaktır. Türk kanunlarına göre döviz alacağının Türk lirası olarak istenmesi mümkün ise de Türk lirası alacağının dövize çevrilerek takip konusu yapılması mümkün değildirdir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 26/05/2022 tarih ve  2020/6941 Esas, 2022/4076 Karar sayılı kararı ile 28.02.2023 tarih ve 2023/379  Esas, 2023/1206 Karar sayılı kararları da bu yöndedir). Kur farkı alacağı, yabancı para alacağı (döviz) üzerinden  düzenlenen faturanın düzenlendiği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin  kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacaktır. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarı, döviz olarak  aynı kalmaktadır. Somut olayda davacı, TL üzerinden düzenlediği  kur farkı faturasını,  USD üzerinden icra takibi konusu yapmıştır. Yani bakiye döviz alacağını değil, TL faturaya bağlanan kur farkı alacağını talep etmiştir. Oysa alacağı, TL alacağı olup döviz cinsinden takip konusu yapılması mümkün değildir. Bu nedenlerle, takibe sıkı sıkıya bağlı itirazın iptaline ilişkin davada  usulüne uygun yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü  ile  davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur.  Davacı vekili,  davalının  icra takibine USD talep edilemeyeceği yönünden itirazı olmayıp aksine  bu konuda bir kabulü bulunduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de kur farkı alacağı döviz olarak istenemeyip Türk lirası olarak talep edilebilecek bir alacak olduğundan, takibin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir. Bu hususun itiraz dilekçesinde açıkça belirtilmemiş olması, sonradan ileri sürülmesine engel değildir.  Zira İİK'nın 67. mddesi uyarınca  itirazın iptali davalarında,  usulüne uygun   geçerli bir icra takibinin bulunması ve itiraz edilmiş bir icra takibinin bulunması  dava ön şartı niteliğinde olup  bu husus  resen nazara alınması gerektiğinden, aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Davalı vekili, 13.286,60 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Karar tarihinde yürürlükte olan  (03.09.2022 tarihli ve 31942 sayılı Resmi Gazete) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin  \"Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret\" başlıklı 7.maddesinin ikinci fıkrasında ''Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve  husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur\" düzenlemesi bulunmaktadır. Tarifenin 2. kısmının 2. bölümünde yazılı  avukatlık ücreti ise maktu ücret olup karar tarihi itibariyle  Asliye Mahkemelerinde bu rakam  9.200,00 TL'dir. Mahkemece, somut olayda HMK'nın 114. maddesi uyarınca, davanın usulden reddine karar verildiğine göre, Tarifenin açıklanan 7/2.maddesi hükmü gereğince maktu vekalet ücretini geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.2.2014 tarih, 2013/385 E., 2014/100 K. sayılı kararı).  Mahkemece karar tarihindeki  geçerli Tarife uyarınca 9.200,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, 13.286,60 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davacı vekilinin  bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülerek ilk derece mahkemesi kararının bu yönden düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına  karar  vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ksımen kabulü ile  ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle  usulden reddine, 2-Davalının kötü niyet tazminatının reddine,3-Alınması gerekli 615,40 TL harcın, davacı tarafça yatırılan 980,34 TL harçtan mahsubuyla artan 364,94 TL harcın, talep hâlinde, davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT'nin 7/2 maddesi  gereğince hesap edilen 9.200,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya  verilmesine,6-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 7-Artan gider ve delil avanslarının, yatıran taraflara iadesine,8-İstinaf  aşamasındaki harç ve giderler yönünden: a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; peşin istinaf karar harcının ise karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacıya iadesine, b-Davacı tarafından sarf edilen 492,00 TL istinaf başvuru harç gideri ile 207,00 TL  posta gideri olmak üzere toplam 699,00 TL kanun yolu giderinin, kararımızın mahiyetine göre takdiren 150,00 TL'lik bölümünün davalıdan alınıp davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 10-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.17.04.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3e40156162338126","SID":"c2fe3b806058c4f8"}}