{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  <br>T.C.<br>DENİZLİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  4. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t:  ... <br>KARAR NO\t:  ... <br>KARAR TARİHİ\t:  ... <br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t:  ... <br>ÜYE\t\t:  ... <br>ÜYE\t\t:  ... <br>KATİP\t\t:  ... <br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: DENİZLİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t:  ... <br>NUMARASI\t\t:  ... Esas  ... Karar<br><br>DAVACI\t:  ... <br>VEKİLİ\t: Av. ... <br>DAVALI\t: 1 - ... <br>VEKİLİ\t: Av.  ... <br>DAVALI\t: 2 - ... <br>VEKİLİ\t: Av.  ... <br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>G.KARAR YAZIM TARİHİ\t: 11/04/2025<br>İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 20/10/2015 günü Davalı ... adına tescilli olan kendi sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile müvekkili ...'ın yaya olarak karşıdan karşıya geçtiği esnada kendisine çarpması sonrasında meydana gelen trafik kazası sonucu müvekkil davacının basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığını ve Özel Tekden Hastanesindeki ilk müdahalenin ardından uzun süre tedavisinin devam ettiğini, vücudunun çeşitli yerlerinde özellikle dizinde kırıklar meydana geldiğini, sonrasında dizine platin takıldığını ve halen platinle yaşamaya devam ettiğini, müvekkili davacının söz konusu kaza sonrasında Denizli Servergazi Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu raporunda maluliyet durumu olduğu belirtildiğini ve davacı müvekkilinin meslekte azalma gücü oranının %47 olduğunu, bunun %11 oranının ortopedik olduğunun belirtildiğini, kazada müvekkilinin kusuru bulunmadığını, Denizli CBS tarafından aldırılan bilirkişi raporuna göre ...'ın kusurlu bulunduğunu, davalı ... hakkında Denizli 6.Asliye Ceza Mahkemesi'nde  ... E. sayılı dosyası ile kamu davası açıldığını ve davalının cezalandırılmasına karar verildiğini, müvekkilinin kaza sonrasında yoğun bir tedavi sürecinden geçtiğini halen fizik tedavi gördüğünü ve ilaçlar kullanmak zorunda kaldığını, müvekkilinin 1955 doğumlu olup kaza sonrasında çalışamadığını, müvekkili davacının kaza sonrasında dizinde ve vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar oluştuğunu, halen yürürken zorluklar yaşamaya ve acılar çekmeye devam ettiğini, müvekkili davacının söz konusu kaza öncesinde her işini kendisi yapan bir bireyken şu anda günlük işlerini dahi görmekte zorlandığını, ... plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası olan, 102278150 sayılı ZMSS poliçesi uyarınca davalı ... A.Ş.'ye 12/10/2023 tarihli talep dilekçesi ve ekleriyle başvurulduğunu hasar dosyası açıldığını fakat şu ana kadar taraflarına herhangi bir ödeme yapılmadığını, bu nedenlerle fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla gerçekleşen trafik kazası sonucu müvekkilinin bedensel zarara uğraması sonucu toplanacak delillere göre kaza sonrası meydana gelen sürekli sakatlık (sürekli-geçici iş göremezlik) maddi tazminat tutarı belirlenerek, davalı sürücü-işleten ... yönünden olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, davalı Sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte müşterek ve müteselsilen davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100-TL'lik geçici ve sürekli iş göremezlik maddi tazminat taleplerinin kabulüne, davacı müvekkilinin geçirmiş olduğu kaza sonrasında yaşadığı acı ve elemin telafisi için 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Davanın sigorta şirketine başvuru gerçekleştirilmeksizin usule aykırı bir şekilde açıldığını, davacı tarafın dava dilekçesinde sigorta şirketine başvurduğuna dair bir dilekçeyi dosyaya eklediğini ancak bu evrak ile başvuru gerçekleştirdiğine dair hiçbir somut belge dosyaya sunulmadığını, talep dilekçesinin sigorta şirketine ulaştığına dair iadeli taahhütlü evrakı dahi dosyada bulunmadığını, sigorta şirketine başvurunun gerçekleştirildiği hususunun, davacının iddiasından ibaret olduğunu, talep dilekçesinin ... A.Ş'ye gönderildiği varsayımında, dava dilekçesinde sigorta şirketine 12/10/2023 tarihinde başvurulduğunun belirtildiğini ve yine sigorta şirketine başvuru dilekçesinde de aynı tarihin mevcut olduğunu,  KTK madde 97'ye göre sigorta şirketine başvuru tarihinden itibaren 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açılabileceği açıkça hüküm altına alındığını, gerçekleşmesi mümkün olmamakla birlikte talep dilekçesinin 13/10/2023 tarihinde sigorta şirketine ulaştığı varsayımında dahi yasal olarak kanunda düzenlenmiş olan süre beklenmeksizin 20/10/2023 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğunun dosyadaki evraklar incelendiğinde açıkça görüleceğini, bu haliyle davanın tamamen usule aykırılık içerdiğini ve reddi gerektiğini, davacı tarafın açmış olduğu dosyanın zamanaşımı sebebiyle usulen reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu kazanın gerçekleşmiş olduğu tarihin 20/10/2015 olduğunu, trafik kazaları için dava zamanaşımı süresinin, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren başladığını, zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi 20/10/2015 tarihi olan kaza tarihi olduğunu, kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde dava açılmaması halinde zarar görenin tazminat talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, yani davacının 19/10/2017 tarihinden sonra zamanaşımı nedeniyle hak talep etme imkanı bulunmadığını, gerçekleşen trafik kazasının, kişide maluliyet veya engel oranı oluşturabilecek düzeyinde bir kaza olmadığını, kaza kamera kayıtları incelendiğinde davacının, müvekkilinin arabasına çarptıktan sonra yere bile düşmediğini, yürüyerek olay yerinden ayrıldığını ve yine yürüyerek evine gittiğini, hastanın muayene olduğu günün devamında yine aynı tarihte (20/10/2023) hastaneden taburcu edildiğini, tüm bunların yanında Denizli Servergazi hastanesi tarafından düzenlenmiş raporda öncelikle davacının beyanlarının dosyaya sunmuş oldukları Sağlık Kurulu Raporuyla uyuşmadığını, dosyaya sunmuş oldukları kaza videosunun bilirkişi tarafından incelendiğinde müvekkilinin hiçbir kusurunun olmadığının raporla da sabit olacağını, mevcut kazada davacının % 100 kusurlu olduğunu, müvekkilinin belirtilmiş olan tazminat miktarlarını ödemeye yönelik maddi gücü bulunmadığını, müvekkilinin okul çağında iki çocuğu bulunduğunu, kendisine ait evi olmadığından dolayı kirada oturduğunu, eşinden yıllar önce ayrıldığını ve şu an da çocuklarıyla birlikte yaşadığını, kendisinin hiçbir geliri bulunmadığını, çocuklarından birinin yaşının küçük olması sebebiyle düzenli bir işe girmesinin mümkün olmadığını, ailesinin geçimini akrabalardan aldığı borçlar ile devam ettirmeye çalıştığını, Mahkemenin bir tazminata hükmetmesi durumunda bu tazminat miktarını ödemesinin mümkün olmadığını, bu nedenlerle öncelikle davanın Karayolları Trafik kanununda yer alan zamanaşımı süresinin dolmasından sonra açılması sebebiyle davanın usulden reddine, davacı taraf Karayolları Trafik Kanunu’nun 97.Maddesi uyarınca zorunlu mali sorumluluk sigortasına başvuruya ilişkin kanunda öngörülen usuller tamamlanmaksızın, sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunmadan ve süre beklenmeden dava açılması sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, bu talepleri yerinde görülmediği taktirde, davacı tarafın bütün talepleri ile açılan davanın reddine, son derece abartılı ve olağanın çok üzerindeki maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle: Dava dilekçesi haksız ve yersiz olup kesinlikle kabul etmediklerini, dava konusu ... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde 25/06/2015-2016 tarihleri arasında geçerli 102278150 poliçe numarası ile ZMMS poliçesi düzenlediğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemenini İstanbul Mahkemeleri olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu kaza sebebiyle davacının taksirle yaralandığını, kazanın olduğu tarih itibari ile kaza zaptı düzenlendiğini, hazırlık evrakı açıldığını, kazaya sebep olan aracın, araç sürücüsü ve davacının maluliyetinin tespit edilmiş durumda olduğunu, davacının, kazanın gerçlekleştiği sokak üzerinde yaya kaldırımı bulunmasına rağmen taşıt yolu üzerinden yaya olarak yürürken, yolu ve arkasından gelen araçları kontrol etmeden birden sol tarafa yolun ortasına doğru yönelerek dava konusu kazanın gerçekleşmesine %100 kusuru ile sebebiyet verdiğini, üstelik davacı bu hareketi gerçekleştirdiği esnada sol omuzu üzerinde ceza dosyasında alınan beyanlarında sabit olduğu üzere sol tarafını göremeyecek şekilde iki adet halı taşıdığını, son derece dikkatsiz ve tedbirsizce hareket ederek kazaya sebebiyet verdiğini, davacının geçici iş göremezlik zararı oluşmadığını, davacının 1955 doğumlu olup kaza tarihinde ev hanımı olduğunu, geçici iş göremezlik zararı, çalışılmayan süre boyunca mahrum kalınan kazanç kaybı anlamına geldiğini, davacı ...'ın kaza tarihinde ev hanımı olup geçici iş göremezlik zararı oluşmasının mümkün olmadığını, davacıya SGK tarafından geçici iş görmezlik ödemesi yapılmış ise, bu ödemenin de mahsubu gerektiğini, zorunlu trafik poliçesi genel şartlarınca müvekkili şirketin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını, müvekkili şirketin sigorta şirketi olup, kazanın tarafı olmadığını, faiz sorumluluğunun başlayabilmesi için temerrüde düşmesi gerektiğini, müvekkili şirketin temerrüde düştüğü tarihten itibaren faiz sorumluluğunun başladığını, davacı tarafça ticari faiz talep edildiğini fakat poliçelerinde açıkça görüleceği üzere aracın kullanım cinsinin hususi olduğunu, bu sebeple yasal faiz işletilmesi gerektiğini, davacının davasının yetki itirazları sebebi ile usulden reddine, davacının davasının zamanaşımı itirazları sebebiyle reddine, davacının davasının esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Dosya kapsamında toplanan tüm deliller, İzmir Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesinin 17/04/2024 tarihli kusur raporu ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı 26/04/2023 tarihli raporu birlikte değerlendirilmek suretiyle \"1-Geçici ve Kalıcı iş göremezlik yönünden açılan davaların reddine, 2-Manevi tazminat yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... kaza tarihi olan 20/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,\" dair karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle: Davanın usule aykırı bir şekilde dava şartları yerine getirilmeksizin ve zamanaşımı süresi sona erdikten sonra açıldığını, kazada hiçbir kusuru bulunmayan müvekkilin cezai sorumluluğunun bulunmadığını, cezai sorumluluğunun bulunduğu varsayımında bile, TCK 89 gereğince Taksirle Yaralama suç vasfının ceza sınırı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası olup taksirle yaralama suçu kapsamında TCK 66/e bendinde yer alan zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, bu maddeye göre 20/10/2015 zamanaşımı başlangıç tarihi olan bir kazada 8 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasıyla birlikte bu mevcut süre 19/10/2023 tarihinde sona erdiğini, dava açılış tarihi 17/11/2023 olup davanın zamanaşımı nedeniyle usulen reddedilmesi gerektiğini, sigorta şirketine başvuru gerçekleştirilmeksizin usule aykırı bir şekilde dava açıldığını, manevi tazminata hükmedilirken kusur oranı dikkate alınmaksızın hakkaniyete aykırı bir şekilde yüksek miktara hükmedildiğini, bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkemece verilen ''Manevi tazminat yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı ... kaza tarihi olan 20/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile alınarak davacıya verilmesine'' dair kararın kaldırılarak davanın öncelikle zamanaşımının dolması ve usulü eksikler sebebiyle usulden reddine, esasa girilmesi durumunda yasalara ve hakkaniyete aykırı bir şekilde hükmedilmiş olan tazminat miktarının müvekkilin kusursuzluğunun da dikkate alınması suretiyle kaldırılmasına ve davanın esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir. <br>Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: Yerel Mahkemenin kararının yasalara ve Yargıtay içtihatlarına uygun olduğunu, davalı vekilinin istinaf dilekçesindeki iddialarının haksız olduğunu,  davalı ceza zamanaşımının olaya uygulandığında davanın zamanaşımına uğradığını iddia etse de olağanüstü zamanaşımı süresinin uzun zamanaşımı süresinden kısa olduğu durumlarda olağanüstü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile, mağdur zarar ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan iki yıllık kısa zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabileceğini,  bu durumda on yıllık uzun zamanaşımı etkisini sürdürmeye devam edeceğini, somut olayda davanın süresi içinde açıldığını, müvekkiline yalnızca 5.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiğini, davalının da kusurunun bulunuğu ortadayken 2025 yılı itibariyle asgari ücretin yaklaşık 4 kat azı olan bir tazminat miktarı için fazla denilmesinin de hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla, haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:<br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;<br>Dava; trafik kazasından kaynaklı geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama sonucunda geçici ve sürekli iş göremezlik tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş; karara karşı davalı ... vekilince istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.<br>1-Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir.<br>Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. TBK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve tazminat yükümlüsünün  öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. Maddesinde de  \"Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar\" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, \"dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir\" hükmüne yer verilmiştir.<br>Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak  (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır.<br>Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular  (örneğin işleten veya sigorta şirketi) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015 gün, 2014/17-27, 2015/1530 sayılı  kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir).<br>Açıklamalardan sonra somut olaya gelince; trafik kazası 20/10/2015 tarihinde gerçekleşmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere, meydana gelen trafik kazasında davacı yaralandığı için KTK'nın 109.maddesi hükmü gereğince olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresi ceza zamanaşımı süresi olup TCK'nın 66.maddesi uyarınca zamanaşımı süresi kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren 8 yıldır. Bu nedenle 20/10/2015 tarihinde meydana gelen trafik kazası ile ilgili açılacak davada zamanaşımı süresi 20/10/2023 tarihinde dolmaktadır. <br>Davacı, zamanaşımının son günü olan 20/10/2023 tarihinde işleten/sürücü ... ve sigorta şirketine yönelik eldeki dava bakımından arabuluculuk başvurusu yapmıştır. Arabulucu tarafından tarafların anlaşamadığına dair son tutanak 16/11/2023 tarihinde düzenlenmiş; davalı işleten/sürücü ... ve sigorta şirketine karşı iş bu trafik kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepli dava ise 17/11/2023 tarihinde açılmıştır.<br>Her ne kadar manevi tazminat talebine konu iş bu dava bakımından, davalı  işleten ve sürücü gerçek kişi için zorunlu arabulucuğa başvuru, dava şartı değil ise de; dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuranlar yönünden, mahkemeye erişim hakkının ihlali gibi bir sonuçla karşılaşmamak ve hak kaybının önüne geçilmesi açısından, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında sürelerin değerlendirilmesi isabetli ve hakkaniyetli olacaktır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun, dördüncü bölümünde, \"Arabuluculuk Faaliyeti\" üst başlığı ile 13. maddede, arabuluculuğa başvuru düzenlenmiş, \"Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi\" başlıklı 16. maddenin  2. fıkrasında ise \"Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz\" hükmüne yer verilmiştir. 16. maddenin 1. fıkrasında arabuluculuk sürecinin, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru halinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı hükme bağlanmış, devamında ise dava açılmasından sonraki süreç düzenlenmiştir.<br>6325 sayılı Yasanın beşinci bölümünde ise “Dava Şartı Olarak Arabuluculuk\" başlığı ile 18/A maddesinde, “1”. fıkrada, ilgili kanunlarda arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine hangi hükümlerin uygulanacağı 20 fıkra şeklinde gösterilmiştir. 18/A -15. fıkrada, 16/2. fıkraya benzer şekilde “Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez“ düzenlemesine yer verilmiştir. <br>Somut olayda,  6325 sayılı Kanun'un 18/A-15. fıkrasının dikkate alınarak değerlendirme yapılması mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olunmaması yönünden uygun olacaktır. Hal böyle olunca da; davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmakla, davalı ... vekilinin davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığı yönündeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 16/05/2024 tarihli, 2023/4026 Esas 2024/1590 Karar sayılı ilamı)<br>2-Dosyanın incelenmesinde; 20/10/2015 günü, davalı ...'ın maliki olduğu ve yine kendisinin sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı araç ile yaya konumundaki davacıya çarpması neticesinde meydana gelen trafik kazasında, davacının yaralandığı, ... plaka sayılı aracın kaza tarihinde davalı ... A.Ş nezdinde Karayolları ZMM sigortası ile sigortalı olup, davacının dava açmadan önce KTK 97. Maddesi gereği davalı sigorta şirketine başvuru yaptığının dosyada mevcut sigorta şirketinin cevabi yazısından anlaşılmakta olduğu, davalı sigorta şirketince davacıya herhangi bir tazminat ödemesi yapılmadığı anlaşılmakla, davacının böylelikle KTK 97. Maddesi uyarınca eldeki dava için dava şartını yerine getirmiş olduğu açıktır. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yersizdir.<br>3-Kaza ile ilgili ceza dosyası olan Denizli 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/06/2016 tarihli,  ... Esas  ... Karar sayılı ilamının incelenmesinde, müştekinin ..., sanığın ... olduğu, suç tarihinin 20/10/2015 olup suçun taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçu olduğu, mahkemece yapılan yargılama sonucunda alınan bilirkişi raporu ile de kazanın meydana gelmesinde sanık ...'ın tali; müşteki ...'ın ise asli kusurlu olduğu kanaatine varılarak sanığın atılı suçtan neticeten 2.240,00 TL adli para cezasına mahkum edilmesine ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeden 11/07/2016 tarihinde kesinleştiği an; istinaf incelemesine konu iş bu dosyada ise Adli Tıp Kurumu İzmir Trafik İhtisas Dairesinin 17/04/2024 tarihli raporuna göre davalı sürücü ... idaresindeki otomobil ile seyri sırasında gereken dikkat ve özeni yola vermesi, kaplama içerisindeki yaya nedeniyle sesli ikazla birlikte etkin tedbir alması gerekirken bu hususlara riayet etmeyerek yayaya rağmen mevcut seyrini sürdürmesi sonucu gerçekleşen olayda %20 oranında; davacı yaya ...'ın ise, kendi can güvenliği acısından kaldırım bulunan yol bölümünde yürüyüşünü kaldırımı kullanarak gerçekleştirmesi, karşıdan karşıya geçişini araçların seyir durumunu dikkate alarak en kısa mesafeden kontrollü gerçekleştirmesi gerekirken bu hususlara riayet etmeyerek kaldırım bulunan yol bölümünde araçların seyir durumlarını dikkate almaksızın  kaplama içerisinde yürüdüğü esnada kontrolsüzce sola yönelerek karşıdan karşıya geçmek istediği sırada seyirle gelmekte olan aracın çarpmasına maruz kaldığı olayda %80 oranında kusurlu olduğunun görüş ve mütalaa olunduğu; ceza dosyası içeriği, dosyada bulunan görüntü kayıtları ve somut olayın meydana gelişi nazar alındığında mahkemece alınan bilirkişi raporundaki taraflara izafe edilen  kusur tespit ve oranlarının yerinde olduğu, davalı ... vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. <br>4-6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. <br>Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür.<br>Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. <br>Somut olayda; yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, meydana gelen olayın ve davalı sürücünün fiilin niteliği, olayın oluş yer ve şekli, kusur durumları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda, davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, fahiş olmadığı görüldüğünden, buna yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. <br>Açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Denizli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/10/2024 tarih,  ... Esas  ... Karar sayılı kararına karşı davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,<br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>5-İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile kesin olarak karar verildi.10/04/2025<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br> ... <br><br>Üye<br> ... <br><br>Üye<br> ... <br><br>Katip<br> ... <br><br><br><br><br><br>                                       Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cca9120fc039a994","SID":"41610af75d9532c2"}}