{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/512 <br>KARAR NO:2025/510<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:16/01/2025 (Ara Karar)<br>NUMARASI:2023/571 Esas  (Derdest)<br>TALEP:İhtiyati Tedbire İtiraz<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:17/04/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün  ihtiyati tedbire itiraz edenler davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekili ve davalı ... vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ TALEP:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili itiraz dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir kararının ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, somut olayda uyuşmazlık konusu zararın tazmini iddiası diğer bir anlatımla alacak iddiası olduğunu, bu nedende müvekkilinin menkul ve gayrimenkul malları uyuşmazlık konusunu oluşturmadığından söz konusu mallar üzerine ihtiyati tedbir konulmasının hukuki dayanağı da bulunmadığını, davacının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında huzurdaki davayı açma hak ve yetkisi bulunmadığının açık olduğunu, aksi kabul anlamına gelmemekle birlikte mezkur yetkinin ... tarafından verilen kararla iflas idaresine verildiği iddia edilse dahi 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 133. maddesinde açıkça “Faaliyet izni kaldırılan bankaların tasfiyelerinin tamamlanması ancak iflas veya tasfiye masa alacaklarının tahsil edilememiş olması halinde, bankanın sorumlulukları tespit edilen ortakları, yönetim kurulu eski üyeleri ve denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın tazmini için tasfiyenin tamamlanmasını müteakip beş yıl içinde ... tarafından dava açılabilir.” şeklinde belirtildiğini, ... tarafından dava açılması “tasfiyenin tamamlanması” şartına bağlandığını, halihazırda müflis bankanın tasfiyesi ... sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini, görüldüğü üzere bankanın tasfiyesi henüz tamamlanmamış olduğundan maddede aranan koşulun gerçekleşmemiş olması sebebiyle iflas idaresinin kendisine yetki verildiği ihtimalinde dahi işbu maddeye dayanarak sorumluluk davası açması mümkün olmadığını, bu itibarla; davacının dava açma yetkisi dahi yokken ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığını, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili itiraz dilekçesinde özetle; anonim ortaklıklarda, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu açısından zamanaşımı süreleri kabul edildiğini, TTK 560. maddesinde sorumluluktan kaynaklanan davalar eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresine bağlandığını, müvekkilinin 2009-2010 tarihleri arasında 1 yıl (bir yıl)  süre ile yönetim kurulu üyesi olduğu dikkate alındığında, sürenin sona erdiğinin açık olduğunu, yine aynı dönem için müvekkilinin \" İbra edildiği \" ve bankaya el koyma sürecinin bu tarihlerden çok sonra başladığının da ortada olduğunu, TTK m. 424 gereği; yönetim kurulu üyeleri hakkında hukuki sorumluluk sebebiyle dava açılabilmesi için, şirket genel kurulu tarafından açık ibra veya bilanço hesabının tasdikiyle gerçekleşen ibra varsayımı kararları alınmamış olması gerektiğini, bu nedenlerle usul ve yasaya uymayan haksız ve mesnetsiz bir şekilde verilmiş \" İhtiyati Tedbir\" kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekili itiraz dilekçesinde özetle;  taraf teşkili henüz sağlanmamış olup müvekkiler arasında mirası red davası açanlar bulunduğunu, daha ön inceleme duruşması yapılmadan ve taraf teşkili sağlanmadan verilen tedbir kararı hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ayrıca davada Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun taraf olmadığı dikkate alındığında Bankacılık Kanunu'nun 140. maddesinin de uygulanamayacağını, buna rağmen Mahkemece teminatsız şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesi de hukuka aykırı olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve HMK md. 84/1-b hükmü gereğince teminat sunulmadığı yönündeki dava şartlarına ilişkin itirazları da değerlendirilmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğu, kararın bu nedenlerle de kaldırılması gerektiğini, ihtiyati tedbir kararı ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, somut olayda uyuşmazlık konusu zararın tazmini iddiası diğer bir anlatımla alacak iddiası olduğunu, bu nedende müvekkilinin menkul ve gayrimenkul malları uyuşmazlık konusunu oluşturmadığından söz konusu mallar üzerine ihtiyati tedbir konulmasının hukuki dayanağı da bulunmadığını belirterek Mahkemenin 07.11.2024 tarihli ve 3 numaralı ara kararından rücu edilmesine, koşulları bulunmayan, usul ve yasaya aykırı olan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili itiraz dilekçesinde özetle; davacının iddiaları, kendi çalışanı tarafından dayanaksız bir şekilde hazırlanan rapora dayanmakta ve müvekkilinin, davacı bankada çalıştığı süre boyunca sorumluluğunu gerektirecek hiçbir iş ve eylemi bulunmadığını, yapılacak yargılama neticesinde davanın haksızlığı ortaya çıkacak olup henüz taraf teşkili bile sağlanmadan ve ön inceleme duruşması yapılmadan, davanın esası ile ilgili bir inceleme ve araştırma olmadan ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Kanun'un açık hükmü ve bizzat Mahkemece daha önce verilen karar karşısında Mahkemenizin 07.11.2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle söz konusu ara karardan rücu edilerek ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, ayrıca davada Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun taraf olmadığı dikkate alındığında Bankacılık Kanunu'nun 140. maddesinin de uygulanamayacağını, buna rağmen mahkemenin teminatsız şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve HMK md. 84/1-b hükmü gereğince teminat sunulmadığı yönündeki dava şartlarına ilişkin itirazlarımız da değerlendirilmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesinin hatalı olduğunu, kararın bu nedenlerle de kaldırılması gerektiğini, tüm bu hususların müvekkilinin olduğu dönemde kredi tahsislerinin Bankacılık mevzuatına tamamen uygun yapıldığını ve kredi riskine göre yeterince teminat alındığını gösterdiğini, buna göre müvekkiline isnat edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığı gibi davada ileri sürülen iddialar da dayanaksız olduğunu, davacı bankanın 2011 ve önceki yıllardaki genel kurullarında yönetim kurulu üyeleri ibra edilmiş olup müvekkiline yönelik taleplerin tamamının haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı bankanın kendi içinde yaptığı soruşturma neticesinde kendi çalışanı tarafından düzenlenen rapordaki tespitler esas alınarak ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz verilemeyeceğini, zira söz konusu rapordaki tespitler davada ileri sürülen iddiaları yaklaşık olarak ispat edemediği gibi, aksine tüm tespit ve iddialar yargılamaya muhtaç olduğunu, bu nedenlerle ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, mahkemenin 07.11.2024 tarihli ve (3) numaralı ara kararından rücu edilmesine, koşulları bulunmayan, usul ve yasaya aykırı olan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu ara kararı veren ilk derece Mahkemesi tarafından ihtiyati tedbire itirazlar hakkında yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, \"Somut olayda, 07.112024 tarihli tedbir kararının kaldırılmasını gerektiren yeni bir durum meydana gelmediği, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu m.109/f.3 hükmü,  teftiş raporu içeriği  ve itiraz edenler tarafından mali istihbarat raporunun varlığına ilişkin bir iddianın ileri sürülmemesi karşısında  ihtiyati tedbir kararına itirazların reddine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRELEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli koşulların HMK'nın 389. maddesinde; ihtiyati tedbir kararı için talep edenin korunması gereken hakkının mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması veya tamamen imkansız hale gelme ihtimalinin varlığı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne kadar gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağı ihtimalinin varlığı gerektkiğini, ayrıca HMK 390/3. maddesi göre mahkemenin ihtiyati tedbire karar verebilmesi için davacının davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiğini ancak olayda güvenirliliği şüpheli kurum tarafından hazırlanan teftiş raporu dışında davacının mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun zarar iddialarını yaklaşık olarak ispatlayacak bir delil bulunmadığını, dolayısıyla teftiş raporu tek başına bir zarar meydana geldiğini yaklaşık olarak dahi ispatlamadığından kanunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi için aranan koşullar mevcut olmadığını, ihtiyati tedbir kararı ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, somut olayda uyuşmazlık konusu zararın tazmini iddiası diğer bir anlatımla alacak iddiası olup bu nedende davalının menkul ve gayrimenkul malları uyuşmazlık konusunu oluşturmadığından söz konusu mallar üzerine ihtiyati tedbir konulmasının hukuki dayanağı da bulunmadığını, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 133. maddesikapsamında yöneticiler aleyhine sorumluluk davası açma yetkisi açıkça Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na verilmiş bir yetki olup iflas idaresinin işbu davayı açma hak ve yetkisi bulunmadığını, davacının dava açma yetkisi dahi yokken ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesinde/yapılan itirazın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati haciz kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; İhtiyati tedbir kararı için öngörülen şartların mevcut olmadığından, ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, mevcut haliyle teftiş raporu dahi, bir zarar meydana geldiğini hiç bir şekilde ispatlayamadığından, kanunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi için aranan koşulların mevcut olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu için, dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğni, bunların yükümlülüklere aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olduğunu, davacının \"sorumluluk davası \" açmaya yetkisi bulunmadığını, sorumluluk davası açılması için öngörülen zamanaşımı süresi dolduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati haciz kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; sorumluluk davası yasal süre içerisinde açılmadığından zamanaşımına uğramış olup TTK m.445 hükmü uyarınca, Genel Kurulun ibraya ilişkin kararlarına karşı 3 (üç) aylık hak düşürücü süresi içerinde iptal davası açılması gerektiğini, davaya konu edilen Finansal Tabloların Tasdiki kararının kaldırılması istemi de, TTK m.227 hükmü uyarınca üç aylık hak dürücü süreye tabi olmakla Genel Kurul tarafından yönetim kurulu üyeleri hakkında dava açılması yönünde bir karar alınmamış olmakla bu haliyle huzurdaki davanın kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, ... 2009 yılında yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmiş olup dava konusu işleme ilişkin o tarihte borç kat edilmemiş olmakla birlikte zarar tespiti de yapılmadığını, hal böyle iken husumet yokluğu nedeniyle de davanın mirasçılar yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece yönetim kurulunca alınan kararların yerinde olup olmadığına ilişkin yerindelik denetimi yapılamayacağını, dava konusu olmayan mal varlığı hakkında tedbir kararı verilemeyecek olmakla birlikte davanın konusu tazmin ve alacak olup davalıların taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile banka hesapları üzerine tedbir konulmasının kanuna aykırılık oluşturduğunu, ihtiyati tedbir kararı ancak uyuşmazlık konusu hakkında verilebileceğini, somut olayda uyuşmazlık konusu zararın tazmini iddiası diğer bir anlatımla alacak iddiası olup bu nedende davalının menkul ve gayrimenkul malları uyuşmazlık konusunu oluşturmadığından söz konusu mallar üzerine ihtiyati tedbir konulmasının hukuki dayanağı da bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati haciz kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. İhtiyati tedbire itiraz eden davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu olmayan mal varlığı hakkında tedbir kararı verilemeyeceğini, işbu davada koşulları oluşmadığından ihtiyati haciz kararı da verilemeyeceğini, davacının, aynı Mahkemenin 2021/91 esas sayılı dosyasındanKanun'un açık hükmü ve bizzat Mahkemece daha önce verilen karar karşısında Mahkemenin gerek 07.11.2024 tarihli ihtiyati tedbir kararı gerekse bu karara yapılan itirazın reddine dair 16.01.2025 tarihli kararının usul ve Yasaya aykırı olduğunu ve 07.11.2024 tarihli duruşmada davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile davalıların mal varlıklarına tedbir konulmasına karar verilmiş ve bu karar, duruşmada hazır bulunan davacı vekiline tefhim edildiğini, mahkemece daha sonra gerekçeli olarak ara karar yazılmış olup karar tarihi 07.11.2024, kararın yazım tarihi ise 20.11.2024 olup davacı vekili tarafından 28.11.2024 tarihli dilekçe ile ihtiyati tedbirin uygulanması talep edilmiş ve bu talep üzerine Mahkemece davalıların mal varlıklarının devrinin önlenmesi için tapu müdürlüklerine yazı yazıldığını oysa 6100 sayılı HMK'nın 393/1. Maddesine göre, \"İhtiyati tedbir kararının uygulanması, bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi halde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.\" denilmekle, maddede belirtilen bir haftalık süre geçmiş olmasına ve tedbir kararı kendiliğinden kalkmış olmasına rağmen, Mahkemece davacı vekilinin talebi üzerine ihtiyati tedbirin uygulanmış olması da usul ve Yasaya aykırı olduğunu, işbu davayı açma yetkisi dahi olmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı ve HMK md. 84/1-b hükmü gereğince teminat sunulmadığı yönündeki dava şartlarına ilişkin itirazlarımız da değerlendirilmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesi hatalı olduğunu, geçici hukuki korumaya yönelik bir karar verilebilmesi için davacının iddialarını yaklaşık olarak ispat etmesi beklendiğini, henüz deliller toplanmadan, uzman bilirkişiler tarafından inceleme yapılarak rapor düzenlenmeden ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu karara yönelik itirazımızın reddedilmesi hukuka açıkça aykırı olduğunu, öte yandan dava konusu olayda davalıya yüklenebilecek hiçbir sorumluluk bulunmadığını, tüm bu süre boyunca kendisine isnat edilebilecek hiçbir kusur mevcut olmadığı gibi varlığı iddia edilen zarar ile davalının fiili arasında uygun illiyet bağı da olmadığını, davalının olduğu dönemde kredi tahsislerinin Bankacılık mevzuatına tamamen uygun yapıldığını ve kredi riskine göre yeterince teminat alındığını gösterdiğini buna göre davalıya isnat edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığı gibi davada ileri sürülen iddiaların da dayanaksız olduğunu davacı bankanın 2011 ve önceki yıllardaki genel kurullarında yönetim kurulu üyeleri ibra edilmiş olup davalıya yönelik taleplerin tamamı haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı bankanın kendi içinde yaptığı soruşturma neticesinde kendi çalışanı tarafından düzenlenen rapordaki tespitler esas alınarak ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz verilemeyeceğini, zira söz konusu rapordaki tespitler davada ileri sürülen iddiaları yaklaşık olarak ispat edemediği gibi, aksine tüm tespit ve iddiaların yargılamaya muhtaç olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati haciz kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Talep,  anonim şirket(iflas halinde banka) yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı olarak açılan davada verilen ihtiyati tedbirin itirazen kaldırılması, istemidir.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, ihtiyati tedbirin şartlarının bulunup bulunmadığı ve ihtiyati hacze itiraz sebeplerinin yerinde olup olmadığı noktasındadır.Müflis ... Bankası A.Ş.'nin, Teftiş Kurulu Başkanlığının 24/03/2023 tarihli ... sayılı ... Nakliyat ve ... firmalarına kullandırıları krediler neticesinde ortaya çıkan müflis banka  zararının mali sorumluluk yönünden değerlendirilmesi konulu rapor hazırlanmıştır.İhtiyati tedbir isteyen davacı tarafça, davalı yönetim kurulu üyelerinin  hatalı, basiretsiz ve özensiz kredi tahsisleri nedeniyle bankanın zarara uğradığı iddiasıyla açılan davada davalıların mal varlıkları hakkında ihtiyati tedbir verilmesi talep edilmiş ve mahkemece talep kabul edilerek ihtiyati tedbir kararı verilmiştir.Bunun üzerine ihtiyati tedbire itiraz eden davalılar tarafından, davacının eldeki davayı açma yetkisinin bulunmadığı, istemin zamanaşımına uğradığı ihtiyati tedbir kararı verilmesinin usuli ve esasa yönelik şartlarının oluşmadığı ve şartlarının bulunmadığı iddiasıyla ihtiyati tedbirin kaldırılması istemiyle incelemeye konu itiraz yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 394/1. Maddesinde, karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebileceği; ihtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebileceği, esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verileceği, ihtiyati tedbir kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişilerin de ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebilecekleri, itirazın dilekçeyle yapılacağı, itiraz edenin, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorunda olduğu, mahkemenin, ilgilileri dinlemek üzere davet edip, gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını vereceği, itiraz üzerine mahkemenin, tedbir kararını değiştirebileceği veya kaldırabileceği düzenlenmiştir.<br>HMK'nun 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Ayrıca bu kapsamda ihtiyati tedbir talebinin somutlaştırılması gerekir.Yukarıda ifade edildiği üzere HMK'nın 390/2 maddesine göre, tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Yaklaşık ispattan anlaşılması gereken ise usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Buradaki amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam ispat gerekmez. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır.Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı/kuvvetli ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu(BDDK)'nun 29/05/2015 tarih ve 6318 sayılı karar ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 71’inci maddesi uyarınca ... Bankası Anonim Şirketi'nin yönetim ve denetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmesine karar verilmiştir. BDDK’nın 22.07.2016 tarihli ve 6947 sayılı Kararı ile de, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 107. maddesinin son fıkrası hükmü çerçevesinde ... Bankası Anonim Şirketi’nin faaliyet izninin kaldırılmasına karar verilmiştir. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu(TMSF) tarafından açılan İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/41 esas sayılı dosyasında, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 106. maddesi uyarınca ... Bankası Anonim Şirketi’nin iflasına, iflasın 16.11.2017 tarihi ve saat 15.28 itibariyle açılmasına, iflas tasfiyesinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilmesine karar verilmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 106/5. Maddesinin ikinci cümlesine göre, Fon, bu Kanunun uygulanması ile sınırlı olmak üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 166 ncı, 218 inci, 219 uncu, 223 üncü, 234 üncü, 236 ncı, 249 uncu, 251 inci ve 254 üncü maddelerindeki yetki ve görevler hariç olmak üzere iflas dairesi, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye eder. Davacı şirketin iflasına karar verildiği nazara alındığında TTK'nın 556/1 ve 2. fıkraları uyarınca iflas idaresinin de TTK'nın 553 vd maddelerinde düzenlenen davayı açma yetkisi bulunmaktadır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 109/3. Maddesinin ikinci cümlesi ise, faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bankanın hâkim ortakları ve tüzel kişi ortaklarının sermayesinin yüzde onundan fazlasına sahip gerçek kişi hissedarları ve yöneticilerinin mal, hak ve alacaklarına Fonun talebi üzerine mahkeme tarafından teminat şartı aranmaksızın ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz konulabilir, şeklindedir.Somut olayda, davacının sunduğu teftiş kurulu raporu ve bu rapordaki tespitler ile iflasına karar verilen davacının tasfiyesinin TMSF tarafından yapıldığı, ayrıca istisnalar dışında TMSF'nin  iflas dairesi, alacaklılar toplantısı ve iflas idaresi görev ve yetkilerine sahip olduğu nazara alındığında, 5411 sayılı Kanunun 109/3. Maddesine dayanılarak talep edilen ihtiyati tedbir ile ilgili yaklaşık ispat koşulunun ve dolayısıyla ihtiyati tedbirin şartlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.İhtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin itiraz edilebilir ve Kanunda itiraz sebepleri sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bu nedenle, sayılan bu itiraz sebepleri dışında kalan, zamanaşımına ve davanın esasına yönelik itirazların bu aşamada incelenmesi mümkün değildir. 5411 sayılı Kanunun 109/3. Maddesindeki düzenleme nazara alındığında teminata yönelik itirazlar da yerinde değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince, ihtiyati tedbire yapılan itirazların reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati tedbire itiraz edenler davalı ... vekilinin, davalı ... vekilinin, davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekilinin ve davalı ... vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-İhtiyati tedbire itiraz edenler davalı ... vekilinin, davalı ... vekilinin, davalı ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekilinin ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf yasa yoluna başvuran taraflarca başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İstinaf yasa yoluna başvuranlar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.17/04/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7050b8ae9c882cff","SID":"aa5c067918d32819"}}