{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/664 Esas<br>KARAR NO: 2025/653 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2024/724 Esas- 2024/1001 Karar<br>TARİH: 11/12/2024<br>DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)<br>KARAR TARİHİ: 24/04/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; TTK m. 362 gereği üç yıllık sürenin dolması nedeniyle yönetim kurulu bulunmayan davalı şirket 26.05.2024 tarihi itibariyle organsız kaldığından, Türk Medeni Kanunu’nun 426 ve 427/4. maddeleri uyarınca davalı şirkete yönetim kayyımı atanarak organ eksikliğinin tamamlanmasını, davalı şirketin yönetim kurulu olmadığından organsızlığın tespiti ve gerekli diğer işlemlerin yapılmasını, acilen ve tedbiren davalı şirkete yönetim kayyımı tayin edilmesi, yine davalı şirkete tedbiren denetim kayyımı tayin edilmesi, şirket taşınmazları, araçları ve bankalar ve üçüncü kişiler nezdinde hak ve alacakları dahil kayıtlı tüm malvarlığının üçüncü kişilere devrinin tedbiren yasaklanmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Öncelikle haksız davanın reddi gerektiğini, herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacılar tarafından şirketin -yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolması nedeniyle- organsız kaldığından, yönetim kayyımı atanarak organ eksikliğinin giderilmesi, şirketin mali yapısı, işlemleri ve üçüncü kişilerle ilişkilerinde usulsüzlüklerin önlenmesi amacıyla denetim kayyımı atanması, şirketin taşınmazları, araçları, banka hesapları ve diğer tüm mal varlıklarının, üçüncü kişilere devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir konulması talep edildiğini, netice olarak özetle dava dilekçesinde yer alan  maddi ve hukuki dayanaktan yoksun tüm iddia ve talepler ile  haksız davanın ve ihtiyati talebinin reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üstünde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 11/12/2024 tarih 2024/724 Esas- 2024/1001 Karar sayılı kararında; \"Dava, anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin dolduğu, yerine yenilerinin seçilmediği ve organsız kaldığı iddiasına dayalı, şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Davacılar davalı anonim şirketin hissedarlarıdır. Taraflar arasındaki çekişme, davalı anonim şirketin organsız kalıp kalmadığı ve kendisine yönetim kayyımı tayin edilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. TTK'nın 362/(1). maddesinde; \"Yönetim kurulu üyelerinin en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçileceği, esas sözleşmede aksine hüküm yoksa aynı kişinin yeniden seçilebileceği\" düzenlemesi mevcuttur.  Şirket ana sözleşmesi de bu düzenlemeye  paraleldir. Anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin düzenleme TTK'nda mevcut olmayıp, TMK'nın \"Temsil\" başlıklı 426. maddesinin 3. bendinde \"Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa\" ve TMK'nın \"Yönetim\" başlıklı 427. maddesinin 4. bendine göre ise;\"Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa\" kayyım atanabilir. Eldeki davada istem, TMK.nun 427. Maddesine dayandırılmıştır.Davalı şirkette yönetim kurulu, 26/05/2021 tarihli genel kurul kararıyla üç yıl üre için seçilmişlerdir. Bu süre 26/05/2024 tarihinde sona ermiştir.Daha önce de davacılarca davalı şirkete kayyım atanması ve genel kurulun toplantıya çağrılması için izin verilmesi istemli davalar açılmıştır. İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/287 Esas, 2024/380 Karar.  sayılı dosyada davanın reddine (davacılar tarafından yönetim kuruluna noter ihtarlı olarak genel kurulu toplantıya çağırması için gerekli prosedürü işletmeden dava açılmış olması sebebiyle davanın reddine) karar verilmiştir.Gerekli noter ihtarları yapıldıktan sonra aynı şekilde kayyım atanması ve yönetim kurulunun seçilmesi gündeminin oylanması için genel kurulun toplantıya çağrılması için izin sitemiyle bu kez mahkememize dava açılmıştır.(2024/409 E). Yargılama sırasında davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin toplantı için çağrı ve ilan işlemleri yapması, yönetim kurulu seçimini gündeme eklemiş olmaları sebebiyle artık istemde hukuki yarar kalmadığından davanın reddine karar verilmiştir. (Mahkememizin  2024/409E. 2024/593 K. Sayılı kararı) Bunun dışında Dava dışı başka ortaklar tarafından davalı şirket aleyhine İstanbul Anadolu 8. ATM'de TTK.nun 412. Maddesine göre esas sözleşmenin belli maddelerinin değiştirilmesi, yönetim kurulunun seçimi gündemiyle davalı şirketi genel kurula çağrı için izin ve kayyım atanması istemli dava açılmış; mahkemece 2024/554 E, 2024/642 K sayılı, 13/09/2024 tarihli kararla, olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmak üzere TTK.nun 412. Maddesine göre kayyım atanmıştır.Taraflar arasında derdest olan diğer dava dosyası da İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/371 Esas sayılı dava dosyasıdır. Bu davada da davacılar yöneticinin sorumluğu davası ile birlikte davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasını talep etmişler, mahkeme ara kararla kayyım atanmasına dair tedbir isteminin reddine karar vermiş, bu karar da İstanbul BAM 43 HD'nin (2024/1162 Esas, 2024/1144 Karar sayılı kararı) incelemesinden geçmiş, istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yöneticinin sorumluluğu davası derdesttir.Ticaret sicili Müdürlüğüne yazı yazılarak genel kurul toplantı tutanakları getirtilmiş, incelenmiştir. Bu evraklardan davalı şirkette 23/07/2023, 13/09/2024 tarihlerinde genel kurul toplantılarının yapıldığı ancak yönetim kurulunun seçilemediği görülmüştür.A grubu pay sahiplerinin yönetim kurulu adaylarını gösterdiği, diğer paydaşların bu kişileri seçmediği; yeni bir yönetim kurulu listesi  hazırlayıp aday olarak göstermek istedikleri ancak esas sözleşmeye göre aday gösterme imtiyazının sadece A grubuna tanınmış olması sebebiyle bunun da oylanamadığı ve davalı şirkette organ krizi olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de şirket esas sözleşmesinin 7. Maddesinde A grubuna tanınmış imtiyazın, TTK.nun 360 maddesine ve 6103 sayılı yürürlük yasasının 28/2 Maddesine göre varlığını koruduğu  görülmüştür.Bir şirkete kayyım atanmasının yegane yolu, şirketin yasal organlarının mevcut olmaması halidir. Bu kural 4721 sayılı TMK' nın 427/1-4. maddesinde ifade edilmiştir. Bu maddeye göre, yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK' nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yarg. 11. H.D 08/03/2018 2016/7714 E-2018/1804 K)Eldeki davada şirkette yönetim kurul üyelerinin görev süresinin dolduğu ihtilaf dışıdır. Davalının savunması, sürenin dolması ile yönetim kurulunun görevinin kendiliğinden son bulmadığı ve şirketin organsız kalmadığıdır. Anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun yeni yönetim seçiline kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edeceği yerleşik içtihatlarla kabul edilmiş bir husustur. (Y, 11. HD  2012/13135 esas 2014/3515 karar sayalı ilamı), Ancak bu durum TTK.nun 362 maddesinde (Eski TTK'nın 314)  düzenlenmiş olan emredici sürenin aşılarak yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin uzadığı veya yenilendiği anlamına gelmediği açıktır. Bu durumda şirketin organsız kalması durumunda hukuki yararı olanların genel kurul tarafından diğer organların seçimine kadar şirkete yönetim kayyımı atanmasını isteme hakkının mevcut olduğu  kabul edilmelidir. (Benzer şekilde Y, 11 HD,  2018/1916 E, 2018/4982 K)(Doktrinde de benzer görüşler vardır:  Ünal Tekinalp 6102 sayılı TTK hükümlerine göre görev süresi sona eren YK'nun sadece TTK 410. Maddesi gereğince GK'u toplantıya çağırma yetkisi bulunduğunu; (Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku sayfa 200 bölüm 12/22 ) Kırca-Şehirali Çelik- Manavgat ise üç yıllık sürenin dolması ile üyeliğin kendiliğinden sona ermesinin doğmatik hukuk bakımından daha isabetli olduğunu (A.Ş: Hukuku Cilt 1 sayfa 470-471) belirtmektedirler. Poroy-Tekinalp-Çamoğlu da, görev süresi sona eren yönetim kurulunun TTKnun 410. Maddesindeki yetkisi ile birlikte sadece ortaklığın sürmesi için gerekil ve acil işlerde (vergi-sigorta-kira ödemesi, işçi ücretlerinin ödenmesi, gümrüğe gelmiş malın çekilmesi, vadesi gelen alacağın tahsili) yetkili olabildiklerini, yönetim kurulunun bu kısıtlı yetkilerini aşması halinde tüm ilgililerin sınırlı yetkili bir kayyım atanmasını mahkemeden isteyebileceklerini belirtmiştir (Poroy-Tekinalp-Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku Cilt I, s.406, İst. 2019)) Açıklanan sebeplerle organ yokluğu halinin mevcut olduğu ve organ boşluğunun başka türlü yoldan sağlanamadığı görülmekle, yeni yönetim kurul seçilinceye kadar şirkete yönetim kayyımı atanması gerektiği anlaşılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.TMK'nın 427/4 maddesi gereği organ boşluğu bulunması halinde ticaret şirketlerinde kayyım atanması mümkündür. Kayyım, kayyımın atanmasına yol açan durumlarla sınırlı yetkilidir. Daha doğru bir ifadeyle eğer kayyım atanması belli bir işin görülmesi için istenirse, yetki, görev ve süre de bu işe göre belirlenir. Eğer organ yokluğu nedeniyle atanırsa, kayyımın görevi bu organın seçimini sağlamak olmalıdır. Yoksa kayyım organın yerine geçecek şekilde atanamaz.(İstanbul BAM 12. HD 2023/2241 Esas, 1891 Karar) Bu bilgilerden hareketle yönetim kayyımı acil ve zorunlu işleri yapmak üzere,  yeni yönetim kurulu oluşturuluncaya kadar sınırlı olarak atanmıştır...\"gerekçesi ile, ''1-Davanın KABULÜ ile İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ... sicil sırasında kayıtlı ... HOLDİNG ANONİM ŞİRKETİ'ne ... T.C kimlik numaralı Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ..., ... T.C kimlik numaralı Prof. Dr. ... ile Prof. Dr. ...'in TMK'nun 427/4.maddesi uyarınca yeni yönetim organı oluşturuluncaya kadar geçerli olmak üzere YÖNETİM KAYYIMI OLARAK ATANMASINA, Kayyımların en az iki müşterek imza ile yetkili olmalarına, Kayyımlara aylık 50.000’er TL ücret takdirine; (Toplam aylık 150.000,00 TL)  ücretin davalı şirket gelirlerinden karşılanmasına;'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın organsızlık sebebiyle kayyım atanması talebine ilişkin olarak, İlk Derece Mahkemesi tarafından davalı şirkette organ yokluğu halinin mevcut olduğu ve organ boşluğunun başka türlü yoldan sağlanamadığı sebebiyle yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar yönetim kayyımı atanması gerektiğine karar verildiğini, kararın usul ve yasaya aykırılığı sebebiyle bozulmasını talep ettiklerini; TMK'nın 427/4. maddesine göre; bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi baska bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerektiğini, anılan düzenlemeye göre, yönetim kayyımı atanabilmesi için, şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olmasının şart olduğunu, şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde, organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da giderilmesi her zaman mümkün bir durum olduğunu, bu çerçevede, TTK'da bu kurumun düzenlendiği \"Organların eksikliği\" başlıklı 530. madde hükmünün dikkate alınması gerektiğini, dolayısıyla TTK açısından ele alındığında, kayyım atanmasının geçici bir hukuki koruma tedbiri olup, organ boşluğundan kaynaklı olarak  fesih davası açılmadığı sürece yönetim kurulunun işlevini yerine getirmediğinden bahisle kayyım tayini talep edilemeyeceğini, aksi düşünce anonim şirketin temel yapısı ve şirket ana sözleşmesine aykırı olacağı gibi Türk Medeni Kanunu'nun kayyım tayinine ilişkin hükümlerine de aykırılık teşkil ettiğini; Münferit bir davaya dayalı esas talebe istinaden kayyım tayini talep edilebileceğine dair TTK’da yasal bir düzenleme de bulunmadığını, Bu hususta Yargıtay'ın da aynı görüşte olduğunu, doktrinde yönetim kurulunun yokluğu sebebiyle feshi istenmediği sürece, salt ortaklığa bir kayyım atanmasının talep edilmiş olmasına dayanılarak (ve bu talebin fesih istemini de içerdiğinden hareketle) ortaklığın feshine karar verilebilmesinin mümkün olmadığının ifade edildiğini, kayyım tayini geçici hukuki koruma olup, kesin hukuki korumanın tesis edilmesine ancak yardım edebileceğinden kesin hukuki korumanın yerine geçmemesi, amacını aşmaması gerektiğini; İstinafa konu işbu davada davacı tarafından şirketin feshine ilişkin bir talepte bulunulmadığını, doğrudan ve nihai nitelikte kayyım atanmasının talep edildiğini, bu bağlamda; iş bu dava ile tedbir niteliğinde bir talep bulunmaksızın, salt kayyım atanmasının talep edilmesinin TTK çerçevesinden bakıldığında tamamen kanunun ruhuna ters olduğunu, TTK m.530 /1'de; \"Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse\" demekle, böyle bir durum söz konusu olduğunda başvurulacak yöntemin bu hükümde düzenlenen şirketin feshinin talep edilmesi olduğunun, kanunun amacının, böyle bir durumda şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirleyerek durumun düzeltilmesini mümkün kıldığını, TTK'nın ana prensibinin şirketi yaşatmak olduğunu; Mahkemenin bu noktada verdiği karar incelendiğinde, şirkete kayyım atanmasına ilişkin kararın tedbir niteliğinde olmadığını, tam tersine mahkemenin esasa dair bir karar verdiğini, davacı tarafından şirketin feshi talep edilmeksizin doğrudan kayyım atanması talebinde bulunulduğunu, bu hususların hiç birini mahkemenin resen gözetmediğini, tek başına bu durumun, mahkeme kararının TTK'nın emredici hükümlerine ve kanunun ruhuna aykırılık taşıması ve yaşayan bir şirketi olağanüstü bir tedbirle zor duruma düşürmesi nedeniyle kararın bozulmasını gerektirdiğini; TTK madde 530/f.2’de yer alan “gerekli önlemler” ibaresinin, mahkemenin yargılama esnasında taraflardan birinin istemi ile geçici hukuki koruma tedbirlerine hükmedebileceğini belirttiğini, yalnız TTK. m. 530/f.2, “dava açıldığında” diyerek dava açılmadan önce davayla ilgili tarafların geçici hukuki koruma tedbirlerine başvurmasına izin vermediğini, her ne kadar kanun koyucu burada yer alan geçici hukuki korumalara başvurabilmek için dava açıldığında ifadesini kullanmışsa da, aciliyeti olan durumlarda, fesih davası açılmadan önce de mahkemeden geçici hukuki koruma talep edilebilmesinin mümkün olduğunu, ancak geçici hukuki koruma kararının verilmesinden itibaren on gün içinde fesih davası açılmazsa geçici hukuki koruma tedbirinin kendiliğinden hükümsüz hale geleceğini, İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararının tedbir niteliğinde verildiği kabul edilse dahi, söz konusu kararın verilmesini takiben davacı tarafından açılan bir fesih davası bulunmadığından bahse konu bu kararın kendiliğinden hükümsüz hale geldiğini; Türk Medeni Kanunu'nun 427.maddesi kapsamında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, kanun maddesinin amaçladığı araştırmanın yapılmadığını, ilgili maddede ;..''bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa..'' denildiğini, müvekkili şirketin, bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğini, keza şirketin yönetimsiz kalmadığını ve organlardan yoksun bir halde olmadığını, bu hususun detaylıca incelenmesi ve irdelenmesi gerekirken, salt davacı talepleri ile mezkur hükmün kurulmasının da yasalara aykırı olduğunu; Kayyumluk müessesinde yönetim kayyımlığı kararının verilebilmesi için kuşkuya yer verilmeyecek şekilde araştırma ve sonucunda teknik rapor aldırılması suretiyle kapsamlı değerlendirme yapılmasının zaruri olduğunu, usul açısından bu dosyada yapılan işlemlerin hatalı ve eksik olduğunu, bununla birlikte, esasa ilişkin değerlendirildiğinde ise, salt davacının talepleri ile bağlı kalınarak, kendileri tarafından öne sürülen bilgi ve belgeler değerlendirilmeksizin, dilekçelerindeki hususlar irdelenmeden verilen kararın da açıkça adil yargılama ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini; İlk Derece Mahkemesinin 11.12.2024 tarihli iş bu dosyaya ilişkin yapılan ilk duruşmada karar verdiğini, Mahkemenin kısa kararı esas itibarıyla nihai nitelikte olup, tedbir kararı niteliği taşımadığını, bununla birlikte, gerekçeli kararın açıklanmasından önce mahkeme tarafından ticaret siciline gönderilen ve bu kararın tesciline ilişkin 12/12/2024 tarihli müzekkereye cevaben İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 16/12/2024 tarihli yazısında;\"İlgi yazınızda ve ekindeki Duruşma Tutanağında belirtilen söz konusu şirkete yönetim kayyımı ataması, Kesinleşmiş Mahkeme Kararı ile tescili yapılabildiğinden, Sayın Mahkemenizce Müdürlüğümüze gönderilen Duruşma Tutanağı sicil dosyasına alınmış olup, Kesinleşmiş Gerekçeli Mahkeme Kararının Müdürlüğümüze gönderilmesi halinde yeniden incelenerek işlem yapılabileceği hususu bilginize sunulur.\" şeklinde cevap verildiğini; Bu yazıyı takiben Mahkemenin 13.12.2024 tarihinde Sicil Müdürlüğüne; \"Mahkememizin 11/12/2024 tarihli celsesinde davanın KABULÜ ile İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne ... sicil sırasında kayıtlı ... HOLDİNG ANONİM ŞİRKETİ'ne ... T.C kimlik numaralı Mali Müşavir Bağımsız Denetçi ..., ... T.C kimlik numaralı Prof. Dr. ... ile Prof. Dr. ...'in (T.C:...) TMK'nun 427/4.maddesi uyarınca yeni yönetim organı oluşturuluncaya kadar geçerli olmak üzere YÖNETİM KAYYIMI OLARAK ATANMASINA, Kayyımların en az iki müşterek imza ile yetkili olmalarına karar verilmiş olup; Mahkememiz işbu kararı aynı zamanda TEDBİR MAHİYETİNDE OLUP hemen uygulanması gerektiği ve gereğinin yapılarak İVEDİ OLARAK Mahkememize bilgi verilmesi hususu,\" şeklinde cevap verildiğini;<br>Mahkemenin kısa kararında tedbir ifadesi geçmemesine ve karar nihai olarak vermiş olmasına rağmen, karar duruşmasından sonra müzekkere yoluyla kendi aldığı kararda değişiklik yaparak hukuk ilkelerine ters düşecek şekilde, usulsüz olarak yeni bir karar yarattığını, Mahkeme tarafından sicil müdürlüğüne gönderilen müzekkerede “tedbir” ifadesinin yer almasının, mahkemenin kısa kararının içeriği ile net bir şekilde çeliştiğini, bu durumun usulen hatalı olduğunu, adil yargılama ve karar açıklığı ilkesine de aykırılık arz ettiğini, sırf bu sebebin kararın bozulması için sebep teşkil ettiğini; Şirket yönetim kurulunun görev süresi 26.05.2024 tarihinde sona erse de, mevzuatımızda görevi sona eren anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının, görevlerinin kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması sebebiyle yeni yönetim seçilene kadar devam edeceğinin kabul edildiğini, müvekkili şirkete karşı davacı pay sahipleri tarafından açılan İstanbul Anadolu 11.Ticaret Mahkemesi'nin 2024/371 Es numarası ile görülen davaya ilişkin istinaf edilen ara karar ve Bölge Adliye Mahkemesi 43.H.D.'nin 2024/1162 E., 2024/1144 K. sayılı kararında da \"Şirkette organ eksikliğinin söz konusu olmadığı,\"nın net bir şekilde dile getirildiğini ve tespit edildiğini; Yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesi otomatik olarak yönetimin görevinin sona ereceği anlamına gelmediği gibi,  mevcut yönetim kurulunun yenisi seçilene kadar  görevine devam ettiğini, dolayısıyla şirkette organ boşluğu bulunmadığını, Yargıtay içtihatları, dosyada mübrez ve bizzat davalı şirket lehine verilmiş istinaf mahkemesi kararı ile  şirketin yönetim kurulunun görev süresi bitmiş olsa dahi görevini devam ettirebileceğinin kabul edildiğini, Yargıtay, genel kurulun \"ilk yapılacak genel kurula kadar görev yapmak üzere\" seçtiği yönetim kurulunun, olağan genel kurul yasal süresinde toplantı yapılmaması veya toplantının gecikmesi durumunda da, toplantı yapılıncaya kadar görevine devam edeceğini kabul ettiğini;İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında; \"A grubu pay sahiplerinin yönetim kurulu adaylarını gösterdiği, diğer paydaşların bu kişileri seçmediği; yeni bir yönetim kurulu listesi  hazırlayıp aday olarak göstermek istedikleri ancak esas sözleşmeye göre aday gösterme imtiyazının sadece A grubuna tanınmış olması sebebiyle bunun da oylanamadığı ve davalı şirkette organ krizi olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de şirket esas sözleşmesinin 7. Maddesinde A grubuna tanınmış imtiyazın, TTK.nun 360 maddesine ve 6103 sayılı yürürlük yasasının 28/2 Maddesine göre varlığını koruduğu  görülmüştür.\" şeklinde bir tespitte bulunduğunu, müvekkili şirketin esas sözleşme ile kabul edilip, TTK 360/1 ve 6103 sayılı TTK'nun 28/2 maddesi kapsamında imtiyazlı müktesep hak niteliğindeki yönetim kurulunun tamamını önerme hakkı kapsamındaki A grubu pay sahiplerine tanınan imtiyaz hakkına dayalı olarak, 13 Eylül 2024 tarihli 2023 yılı olağan genel kurul toplantısında önerdiği yönetim kurulu üyelerinin seçiminin davacılar tarafından objektif ve haklı herhangi bir sebep ortaya konulmadan reddedilmiş olmasının da davacıların niyetini ispat açısından mühim olduğunu; Davacı tarafın kötüniyetle şirketin A grubu pay sahiplerinin sahip olduğu ve kanun ve ana sözleşme tahtında korunan imtiyazını kullanmasını açıkça sabote ettiğini, imtiyaz hakkının gasp edildiğini ve dolayısıyla yönetim kurulunun seçilemediğini, İlk derece mahkemesinin de kendi kararında açıkça bunu dile getirdiğini, bununla birlikte, şaşırtıcı şekilde, İlk Derece Mahkemesinin bunu bir organ krizi olarak ele alıp, üstüne yönetim kayyımı atayarak hukuka aykırı bir karar verdiğini, Mahkemenin bu iddiaları kabul etmesinin, kötü niyetin ödüllendirilmesi anlamına geldiğini, şirketin genel kurullarında, davacının ve onunla beraber hareket eden ve aynı merkezden yönetildiği bilinen dava dışı pay sahiplerinin ısrarla ve kanuna aykırı şekilde yönetim kurulu seçimini engellemesinin, kötü niyetin tespiti için yeterli olduğunu, bahse konu tüm genel kurul tutanaklarının, bu toplantılardaki beyanların dosyaya sunulduğun, gerekçeli kararda yer alan ifadelerin sebebinin ise İlk Derece Mahkemesinin mevcut durumda bunun farkında olması olduğunu;Türk Ticaret Kanunu'nda belirlenen esaslar uyarınca şirketin kendi organları tarafından yönetildiğini, TTK'nın 365. maddesine göre, anonim şirketlerin yönetim kurulu tarafından yönetildiğini ve temsil edildiğini, şirketin kendi organları tarafından yönetilmesi ilkesine dayanan Türk Ticaret Kanunu'na (TTK) çerçevesinde yönetim kayyımı atanmasının sakıncalı sonuçlarına sebep olacağını, şirketin kendi organları tarafından yönetilmesi ilkesinin ihlalinin, yönetim kayyımının atanması ile birlikte şirketin iç işleyişinde ciddi sakıncalara yol açabileceğini, bu durumun, yönetim kurulu üyelerinin haklarının kısıtlanması ve şirketin bağımsız yönetim yapısının zayıflaması gibi sonuçlar doğurabileceğini ve bu nedenle de ehemmiyetle ele alınması gereken bir durum olduğunu;Kayyım atanmasının, şirketin işleyişini sürdürmesi için son çare olması gerektiğini, yönetim kayyımı atanmazsa şirketin büyük zarara uğrayacağının veya işleyişinin tamamen duracağının anlaşılması gerektiğini, kayyım atanmasına ilişkin mevzuatın, öncelikle şirketin organ boşluğunun giderilmesi için kendisine fırsat tanınması gerektiğini öngördüğünü, dolayısıyla, organ boşluğu iddiası varsa dahi, şirkete belirli bir süre tanınarak boşluğun giderilmesi gerektiğini;TTK'da ticaret şirketine kayyum atanması ile ilgili bir yasal düzenlemenin söz konusu olamdığını, uygulama ve içtihatlarda bu tür durumlarda TMK'nın 427. maddesinin uygulanacağının kabul edildiğini, TMK 427. maddede ;..''bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa..'' kayyum atanması yoluna gidilebileceği şeklinde bir düzenlemenin mevcut olduğunu, yine uygulamada ve yerleşik içtihatlarda, bu madde hükmünden yola çıkılarak mahkemenin kayyım atamadan önce ticaret şirketine yönetimi oluşturmak için uygun bir fırsat vermesi, gerekirse sırf yönetim kurulu seçimi için şirketin genel kurul çağrısını yapmasanı sağlamak üzere şirkete makul bir süre verilmesi veya  çağrı yapılamıyor ise, sırf yönetim kurulu seçimi için genel kurul çağrısı yapmak üzere şirkete sınırlı şekilde bir kayyım ataması gerektiğinin kabul edildiğini, bu kabulün arkasında, Türk Ticaret Hukukunda her ticaret şirketinin kendi seçilmiş organları ile yönetilmesinin temel prensip olarak kabul edilmiş olmasının yattığının ifade edildiğini ancak somut olayda mahkemenin, davalı şirketin kendisine gerekli zamanı ve imkânı tanımaksızın, kayyım atamasını gerçekleştirerek, yasa ve usul açısından öngörülen haklardan şirketi mahrum bıraktığını, bu durum yasaya aykırı olduğu gibi, adil yargılama ilkesinin ihlali olarak değerlendirilebileceğini; zira şirketin durumunu düzeltme ve organ boşluğunu giderme hakkının ihmal edildiğini;Halka açık bir şirketin kayyım tarafından yönetilmesinin, şirketin özgün yönetim ilkesini zedeleyerek doğrudan zarara yol açtığını, bu bağlamda, mahkemenin, kanun menfaatinin gözetilmesi ve küçük yatırımcıların korunması gerekliliğine aykırı hareket ettiğini, yalnızca davacıların iddiası üzerinden hareket edilerek halka açık şirkete tedbiren kayyım atanması talebinin iyi niyet ve dürüstlük ilkeleri ile bağdaşmadığını, pay sahibi davacının iyi niyetli olmayan başka hesaplar içine girerek kendi menfaatini düşündüğünü, şirketin menfaatini düşünmediğini gösterdiğini, davacı tarafın halka açık şirkete tedbir yolu ile kayyım talebinin tam tersine şirkete zarar verici nitelikte olduğunu, davacı ile var olan ihtilaflar çerçevesinde devam eden bir çok dava içerisinde defalarca tedbiren kayyım atanmasına ilişkin talepler farklı mahkemelerce geri çevrilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesi dahi bu yönde bir karar vermişken, İlk Derece Mahkemesi'nin yazdığı kararda bu dosyalardan kısaca bahsettiğini ancak bu hususlar dahi doğrudan şirketin menfaatlerini etkileyecek bir durumdayken kararın sonuçlarını hiç düşünmediğini, ...'da ilk kez halka açık bir şirkete kayyım atandığını, bunun üzerine şirket hisselerinin değer kaybettiğini ve halen de kaybetmeye devam ettiğini;Bununla birlikte; kayyım atanmasının sonucu olarak şirketin bankalardaki 1.000.000.000TL2lik kredi limitinin dondurulduğunu, şirketin Kazakistan'daki yatırımının askıya alındığını ve iştiraklerin işletme sermayesi ihtiyacının faktoring yoluyla karşılandığını, İlk Derece Mahkemesinin yeterli inceleme yapmadan verdiği usul ve yasaya aykırı, TTK'nın ruhuyla bağdaşmayan kararıyla, yaşayan ve üreten halka açık bir şirketin göz göre göre yok edilmesine sebep olduğunu;Mahkeme kararında, yalnızca yönetim kurulu görev süresinin bitmesinden bahsedilerek, yönetimin sürekliliği, organların işleyişi ve boşluk giderme hususlarının göz ardı edildiğini, görev süresinin bitiminden itibaren karar tarihine kadar geçen sürenin 5 ay olduğunu ve bu süre zarfında şirket yönetiminin acil ve zorunlu tüm işler için karar almaya devam ettiğini, bununla birlikte iç yönerge çerçevesinde görev süresi zarfında özel yetki ile imza yetkilisi tesis ettiğini, şirketin faaliyetlerinde bir tıkanma, karar alınmaması gibi bir durumun da söz konusu olmadığını, bu dar perspektifin, şirketin gerçek yönetim yapısının ve hukuki koruma prensiplerinin dikkate alınmadığını gösterdiğini, yine eksik ve tek taraflı bir hukuki değerlendirme ile karar verildiğini ortaya koyduğunu;Müvekkili şirketin 13 Eylül 2024 tarihli dava konusu 2023 Yılına ait Olağan Genel Kurul toplantısında (A) grubu pay sahibi tarafından müvekkili şirket genel kurul toplantısında aday olarak önerilen yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi talebinin, davacıların içinde bulunduğu ve birlikte hareket ettikleri genel kurul çoğunluğu tarafından herhangi bir objektif haklı sebep bildirilmeden esas sözleşmeye ve kanunun emredici hükümlerine aykırı ve afaki bir şekilde reddedildiğini, iş bu sebeple bahse konu, Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan genel kurul red kararının, şirket esas sözleşmesine ve kanuna açıkça aykırı olması sebebi ile A grubu İmtiyazlı Pay Sahipleri ... A.Ş. tarafından, hukuka aykırı genel kurul kararının iptali ile genel kurulda (A) grubu imtiyazlı pay sahibi müvekkili şirketin önerdiği ve seçilmesi zorunlu olan yönetim kurulu üyelerinin müvekkili şirket yönetim kurulu üyesi olduklarının tespiti istemiyle İstanbul Anadolu 8'inci Asliye Ticaret Mahkemesinde 2024/789 Esas numarası ile açılmış olan ve bu dava kapsamında önem arzeden iş bu dosyanın bekletici mesele yapılmasının 11.11.2025 tarihli duruşma öncesinde yazılı beyanla ve duruşma sırasında sözlü olarak talep edildiğini ancak hiç bir şekilde dikkate alınmadığını;Mahkeme dosyasına 11.11.2025 tarihli duruşma öncesinde yazılı beyanla, duruşma sırasında sözlü beyanlarında 08.01.2025 tarihinde davalı şirketin seçim gündemli bir olağanüstü genel kurul toplantısı yapacağının belirtildiğini ve bu genel kurulun beklenmesinin talep edildiğini, bu hususun İlk Derece Mahkemesi tarafından hiç bir şekilde dikkate alınmadığını, genel kurulun tek gündemi yönetim kurulu seçimiyken ve mahkeme tarafından gerekçeli kararında da dile getirildiği üzere kayyım atanmasının tek nedeninin yönetim kurulunun yokluğu iken, mahkemece yokluğun giderilmesi ihtimali hiç bir şekilde gözetilmeden kayyım atanmasına hükmedilmesinin Mahkemenin bu dosya tahtında objektifliğini korumaktan uzak ve yanlı bir tutum sergilediğinin ispatı olduğunu;Anonim şirketlere kayyım atanmasının istisnaî ve olağanüstü durumlara özgü bir çözüm olduğunu ve aslında şirketi, sona ermekten kurtaran geçici bir çare olduğunu, TMK 427/4 uyarınca anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanması için, şirketin yönetim organlarının işlevini tamamen yitirdiği, alternatif çözüm yollarının tükendiği ve kayyım atanmasının şirketin menfaati açısından zorunlu olduğunun açıkça ispatlanması gerektiğini, yerleşik içtihatlar, kayyım atanmasını olağanüstü bir tedbir olarak değerlendirdiğinden, şirketin feshi süreci başlatılmadan doğrudan kayyım atanmasının hukuka aykırı görüldüğünü, bu nedenle, yargının kayyım tayini davalarında asıl amacın şirketin devamlılığını sağlamak olduğunu gözden uzak tutmaması, mahkemelerin ortaklar arası çekişmelere alet olmaması gerektiğini ve bu sorunları çözmek amacıyla da kayyım atamaması gerektiğini;Bununla birlikte, iş bu davada mahkemenin tarafsızlığını kaybederek, tamamen davacı pay sahiplerinin baskı ve yönlendirmeleri ile yeterince değerlendirme yapmadan, olası risklere karşı halka açık davalı şirkete yönelik önlem ve tedbirler almadan hareket ettiğini, şirketin bizzat organsız kalmasına neden olan davacıyı ödüllendirircesine apar topar kayyım atanmasına ilişkin nihai nitelikte bir karar verdiğini beyanla, istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/724 E., 2024/1001 K. sayılı dosyasında verilen 11.12.2024 tarihli kararın kayyımı atanmasına  yönelik kararın duruşmalı yapılacak istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresinin sona erdiği, yapılan genel kurullarda da yeni yönetim kurulunun seçilemediği ve bu şekilde şirketin organsız kaldığından bahisle şirkete yönetim kayyımı atanması talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosyanın incelenmesi ile; talebin İlk Derece Mahkemesi'nin esas sırasına dava olarak kaydedildiği, değişik iş üzerinden tedbir mahiyetinde açılmış bir talep olmadığı, Mahkemece verilen kararın hüküm fıkrasında \"Davanın kabulüne..\" denilmek suretiyle talebin esastan değerlendirildiği, bununla birlikte İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazılan 13/12/2024 tarihli yazıda, kararın aynı zamanda tedbir mahiyetinde olduğu ve hemen uygulanması gerektiğinin belirtildiği, geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir kurumuna ilişkin genel düzenlemenin HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde yer aldığı, bununla birlikte farklı kanunlarda da geçici hukuki koruma tedbirlerine yer verildiği, TMK'nın 427/4. maddesinde; \"bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir.\" şeklinde yer alan düzenlemenin geçici bir hukuki koruma tedbiri olduğu, geçici hukuki koruma tedbirlerinin açılmış bir dava içerisinde veya değişik iş üzerinden talepte bulunulmak suretiyle tek başına ileri sürülmesinin mümkün olduğu, gerek bu davanın davacıları, gerekse farklı paydaşlar tarafından başka mahkemelerde şirketin TTK'nın 530. maddesi uyarınca organsızlık nedeniyle feshi ve dava dışı yönetim kurulu üyelerine karşı açılmış sorumluluk davalarında, tedbiren davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasının talep edildiği, bu mahkemelerce talebin, şirketin organsız kalmadığından bahisle reddine karar verildiği, verilen kararların istinaf incelemesinden geçtiği, somut olayda ise davacı tarafından esasa ilişkin bir taleple açılmış herhangi bir dava olmaksızın, doğrudan kayyım tayininin talep edildiği, Mahkemece bu husus gözetilmeksizin ve bunun da ötesinde esastan bir karar verilmiş iken, karardan sonra yazılan müzekkere ile kararın tedbir niteliğinde olduğunun açıklandığı, bu şekilde verilen kararın ve yapılan işlemlerin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.TTK'da anonim şirkete kayyım atanmasına ilişkin bir düzenleme bulunmamakta olup, şirketlerin seçilmiş organları tarafından yönetilmeleri esastır. Anonim şirketin organsız kalması halinde izlenecek yol ise TTK'nın 530. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası ile, şirketin uzun süreden beri organsız olması veya genel kurulun toplanamaması halinde fesih davası açılacağı, ikinci fıkrası ile de, davanın açılması ile mahkemece, tarafların birinin istemi üzerine gerekli önlemlerin alınabileceği kabul edilmiştir. TMK'nın 427/4 maddesinde yer alan düzenlemeye göre, yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan söz etmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nın sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. Somut olayda davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin görev süresi 26/05/2024 tarihinde sona ermiş ve dava bundan çok kısa bir süre sonra 18/09/2024 tarihinde açılmıştır. Şirketin yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin sona ermesi ile doğrudan organsız kaldığından bahsedilmesi mümkün değildir. Kaldı ki İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/867 Esas sayılı dosyası ile davalı şirket aleyhine 19/11/2024 tarihinde TTK'nın 530. maddesi uyarınca açılmış fesih davası bulunmakta olup, geçici hukuki koruma tedbiri olan şirkete yönetim kayyımı atanması talebinin artık bu davada değerlendirilmesi gerekir ve Mahkemece 29/11/2024 tarihli ara karar ile (bu davada verilen karardan önce) davalı şirketin organsız kalmadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu sebeplerden ayrı olarak Mahkemenin, davalı şirketin yönetim kurulunun yani temsil organının bulunmadığına yönelik kabulüne göre ise, eldeki davada öncelikle şirketi temsil etmek üzere bir temsil kayyımı atanması gerekirken, temsil organı bulunmayan şirket hakkında yargılama yapılarak karar verilmesi  de mümkün değildir. Ayrıca Mahkemenin karar gerekçesinde; \"...şirketin organsız kalması durumunda hukuki yararı olanların genel kurul tarafından diğer organların seçimine kadar şirkete yönetim kayyımı atanmasını isteme hakkının mevcut olduğu,...  Eğer organ yokluğu nedeniyle atanırsa, kayyımın görevi bu organın seçimini sağlamak olmalıdır. Yoksa kayyım organın yerine geçecek şekilde atanamaz.\" denilmiş olmasına rağmen hükümde, atanan yönetim kayyımlarına, yönetim kurulu üyelerinin seçimi konusunda genel kurulu toplantıya çağırma ve yönetim kurulunu oluşturma görevi verilerek görev ve yetkileri sınırlandırılmaksızın, ucu açık bir şekilde yeni yönetim kurulu seçilene kadar, bu organ yerine görevlendirilmelerine karar verilmiş ve bu şekilde verilen kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında açık bir şekilde çelişki yaratılmıştır. Tüm bu sebeplerle verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmesinden sonra, dava dışı ... Anonim Şirketi tarafından 15/04/2025 tarihli dilekçe ile asli müdahale talebi ile birlikte kayyımların görevinden el çektirilmesi, aksi halde ise değiştirilmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca istinaf aşamasında davaya müdahale talebinde bulunulamayacağından, dava dışı ... Anonim Şirketi'nin asli müdahale ve sair taleplerinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/12/2024 Tarih, 2024/724 Esas ve 2024/1001 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, Davanın REDDİNE, Karar doğrultusunda yapılacak işlemlerin İlk Derece Mahkemesi'nce yerine getirilmesine, 2-Dava dışı ... Anonim Şirketi'nin asli müdahale ve sair taleplerinin HMK'nın 357/1. maddesi uyarınca REDDİNE,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 2-Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL'den mahsubu ile bakiye 187,80 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına.3-Davacılar tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 6-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 7-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 8-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 9-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen istinaf kanun yoluna başvurma harcı olan 1.169,40-TL'nin davacılardan tahsili ile davalıya verilmesine, 10-Davacılar tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,11-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 12-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 24/04/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-ç, 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0afe2dde9a10ff69","SID":"18bdcbb75492426b"}}