{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/631 <br>KARAR NO: 2025/548<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 30.01.2025 tarihli ara karar. <br>NUMARASI: 2025/84 E.<br>DAVANIN KONUSU:  Şirketin Feshi ve Çıkma Payı Alacağı <br>Taraflar arasında görülen ortaklıktan çıkma ,şirketin feshi ve çıkma payı alacağının tahsili talepli davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 30.01.2025 tarihli ara karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin bir aile şirketi olduğunu, babasının ölümü ile şirkete ortak hale geldiğini, davacının 358.955 hisseye karşılık 3.589.550,00 TL tutarlı sermayesi bulunduğunu, bu tutarın yaklaşık olarak %12,70 oranına karşılık geldiğini,  ancak bu ıranın davalı tüzel kişilik tarafından kabul edilmediğini, davacı müvekkilin pay defterine kayıtlı payının 3.055.460 olduğunun iddia edildiğini,  usulsüz olarak davacının pay oranının azaltılması nedeniyle pay defterindeki durumun gerçeği yansıtmadığını, davacının  amcası ve şirket ortağı olan ...'ün, şirkette herhangi bir resmi görevi olmadığı halde, şirket ortağı olan kendi çocuklarının tasarrufu ile adete “patron” gibi şirket içerisine alındığını,  bu tarihten sonra ortaya çıkan uyuşmazlıklara dayalı olarak ortaklığın devamının  imkânsız hale geldiğini,  bu süre zarfında ... tarafından kendi çocukları lehine ortaklık ilkelerini hiçe sayan uygulamalara gidilmiş, ortaklık payları gözetilmeksizin keyfi ödemeler yapıldığını, keyfi maaş artışları yapıldığını, ..., şirkete başladıktan sonra davacının  maaşındaki artış oranı %10 - %20 bandında gerçekleşirken kendi çocukları lehine %100'e varan artışlar yapıldığını,  kendi çocuklarına ek imkanlar sağlandığını, bu fiili duruma ek olarak, kendi kardeşi ...'ün çocuğu olan davacıya  herkesin içinde küfür ve hakaret içerikli sözler sarf ettiğini,  şirketin faaliyet alanında ve ticari ürün gamı içerisinde olduğu halde ...’ün çocukları ... ve ..., babalarının sağladığı imkana dayalı olarak şirket içerisinde ayrı bir tüzel kişi kurarak  şirketin mesai saatlerinde şirket işleriyle ilgilenmek yerine şirketin enerji giderlerinden ve olanaklarından faydalanarak online alışveriş siteleri üzerinden perakende satışa başladıklarını, mıştır. Bu ticari faaliyetler kapsamında yine \"emtel\" logosu altında şirkette üretilen ürünler ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi kurularak ayrı bir tüzel kişilik üzerinden satışı cihetine gidilerek gerçekleştirildiğini, şirkette keyfi bir yönetimin oluşması, ticari alışverişlerin resmi kayıtlara yansımaması, ortaklar arasında nispetsizlik yapılması gibi bir çok hadiseye dayalı olarak ortaklığın devamının imkansız hale geldiğini, davacının uzaklaştırılması ve bu süreçte haklarının zayi olması ihtimali gözetilerek şirketin mali verilerinin gerçeği yansıtmaması nedeniyle delil tespiti talebinde bulunulduğunu, İstanbul Anadolu 19. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2024/151 Değişik İş sayılı dosyasında yapılan tespit kapsamında şirketin depolarındaki malın değerinin 70.620.000,00 TL olduğu tespit edildiğini, şirket deposunda bulunan ağır metal haddeler gibi değer ifade eden unsurlar dikkate alındığında, şirketin envanterinde bulunan malzemelerin değerinin yaklaşık 100.000.000,00 TL olacağında kuşku bulunmadığını, davacı ve   şirketin diğer ortakları tarafından kendi el yazıları ile tespit edilen malvarlığı değerleri de 2024 Haziran ayı itibariyle  82.469.000,00 TL olmasına rağmen Vergi Dairesi'ne sunulan beyannamede mevcut stokların 27.636.608,83 TL olarak gerçeğe aykırı olarak gösterildiğini,  bu durumun gerçek dışı olduğu hususu  şirketin işleyiş biçiminden de kolaylıkla anlaşıldığını,  davacının şirketten ayrıldığı tarihte 44 personelin mevcut olduğunu, bu personeller arasında ... ve ...'ün çocukları da bulunduğunu, üstelik bu kişilere yapılan ödemeler şirketin ticari defterlerinde yer almadığını,  tamamen kayıt dışı ödemelerle şirket dışına para aktarımı yapıldığını,  son olarak 2023 yılı olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerine 75.000 TL huzur hakkı ödenmesine karar verilmiş olsa da bu hususun tamamen göstergelik bir karar olup açıktan tüm çocuklara  aylık 200.000 TL bandında bir ödeme yapıldığını, yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyesi olmayan diğer ortaklara örtülü kazanç sağlandığını, zaten şirketten hiçbir maaş almadan ..., ..., ... isimli ortakların yıllarca fiilen gelip çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ek olarak, davalı tüzel kişilik tarafından herhangi bir kar payı ödemesi gibi bir hususun gündeme dahi alınmadığını, bu noktada tüzel kişiliğin kar amacıyla kurulduğunu ancak amacına uygun olarak ortaklarına herhangi bir menfaat sağlamadığını, müvekkili aleyhine oluşturulan fiili durum karşısında ortaklığın feshini talep etme zarureti doğduğunu,   haklı bir nedenin bulunması halinde şirketin feshinin talep edilebileceğini,  ... ile ...'ün tüm çocukları davalı tüzel kişilik bünyesinde çalışmakta ve şirketin tüm imkanlarından faydalanmakta iken(aylık kar payı ödemesi, yakıtları şirketten karşılanan araç kullanımı, şirketin faturalarını ve bedelini ödediği telefon kullanımı vs.) davacının küfür ve hakaretler eşliğinde şirketten uzaklaştırıldığını,  kendisine herhangi bir bedel ödenmediği gibi altındaki aracın alındığını, şirket hattının aynı gün iptal edildiğini, şirket mailine erişim engeli getirildiğini, davalı tüzel kişiliğe ilişkin tüm erişim imkanlarınıın ortadan kaldırıldığını,  davacının pay oranı nazara alınarak şirketin feshi ve tasfiyesi yerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesi suretiyle davacının çıkarılmasına da herhangi bir itirazları olmadığını, aile şirketi olarak faaliyet gösteren ve her an içinin boşaltılarak taşınır - taşınmaz mallarının tasfiye edilmesi riski bulunan bu tüzel kişiliğin feshi ve alternatif seçenek olarak  davacının şirketten çıkarılması hallerinde şirketin güncel malvarlığı değerinin dava açısından hayati önem taşıdığının, şirketin envanterinde kayıtlı mal varlıklarının dava sürecinde muhafazası, davalı şirketin aktifini oluşturan, envanterine kayıtlı mal varlıklarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi dava açısından zorunlu olduğunu, bu sağlanamadığı takdirde fesih ve tasfiyeye konu olabilecek herhangi bir malvarlığının kalmama olasılığı bulunduğunu, zira geçmiş yıllardan bugüne kadar davalı tüzel kişiliğe ait bir takım taşınmazların satıldığını, şirket yöneticilerin şirketin diğer taşınmazlarını da elden çıkarma ihtimalinin bulunduğunu, tasfiyeye konu olabilecek herhangi bir malvarlığının bulunamaması olgusunun önüne geçilmesi gerektiğini ileri sürerek,  TTK'nın 161-162. maddeleri gereğince temsil yetkisi olan yöneticilerin yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına ve şirket işlerinin kayyım eliyle yürütülmesine, davalı tüzel kişilik adına kayıtlı taşınmaz ve araçların UYAP ortamından sorgulanarak üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini,   TTK'nın 531 maddesi hükmünce davalı şirketin feshine, bu mümkün olmadığı takdirde davacıya  ait paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacının şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep  ve dava etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince 30.01.2025 tarihli ara kararda özetle;  \"...6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Madde “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki kayyımlık bir yönetim kayyımlığı değildir.Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir (TTK m. 636/4). Anonim şirketlerde ise kayyım tayini, şirket organlarındaki yoksunluk sonucu ortaya çıkan yönetim boşluğunun başka yollardan giderilememesi şartına bağlıdır Yöneticilerin kötü yönetiminin yaptırımı ise, hem anonim hem de limited şirkette onlar aleyhine hukuki sorumluluk davası açmak olabilir. ... anonim şirketlerde esas olan şirketin kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesidir. Şirkette bir organ boşluğu olmadığı müddetçe şirkete kayyım atanması mümkün değildir.  Ortaklar arasındaki iç çekişmeler kayyım tayini nedeni değildir. Keza davacı yanca her ne kadar şirketin sahip olduğu menkul ve gayrımenkuller üzerine tedbir konulması talep edilmiş ise de  yaklaşık ispatı sağlayacak bir delil sunulmadığı, yöneticilerin mal varlığını azalttığına dair somut bir delil sunulmadığı, davacı iddialarının ancak ileride yaptırılacak bilirkişi incelemesinden sonra değerlendirilebileceği, bu aşamada yaklaşık ispatın gerçekleşmediği anlaşılmakla tedbir taleplerinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \"gerekçesiyle, davacının tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; aile şirketi olarak faliyet gösteren ve her an içinin boşaltılarak taşınır - taşınmaz mallarının tasfiye edilmesi riski bulunan bu tüzel kişiliğin feshi ve alternatif seçenek olarak müvekkilinin şirketten çıkarılması hallerinde şirketin güncel malvarlığı değerinin dava açısından hayati önem taşıdığını, şirketin envanterinde kayıtlı mal varlıklarının dava sürecinde muhafazası, davalı şirketin aktifini oluşturan, envanterine kayıtlı mal varlıklarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesinin dava açısından zorunlu olduğunu,  fesih ve tasfiyeye konu olabilecek herhangi bir malvarlığının kalmama olasılığı bulunduğunu,  şirketin malvarlığını kaybetme riski gözetilerek bu yönde bir koruyucu tedbir verilmesi gerektiğini, şirket yöneticilerin şirketin diğer taşınmazlarını da elden çıkarma ihtimalinin bulunduğu ve tasfiyeye konu olabilecek herhangi bir malvarlığının bulunamaması olgusunun önüne geçmek maksadıyla TTK'nın 161-162. maddeleri gereğince temsil yetkisi olan yöneticilerin yetkisinin kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına ve şirket işlerinin kayyım eliyle yürütülmesine, davalı tüzel kişilik adına kayıtlı taşınmaz ve araçların UYAP ortamından sorgulanarak üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, huzurdaki uyuşmazlığın benzeri olan davalarda, Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından \"şirketin karar tarihindeki aktif değerini kaybetmesinin önüne geçilebilmesi için şirketin taşınmazı üzerine ihtiyati tedbir konulmasına yönelik talebin yerinde olduğu\" şeklindeki gerekçe ile tedbirin gerekli olduğu vurgulandığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin E. 2024/201 K. 2024/732 T. 16.5.2024 kararında da buna işaret edildiğini, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararın kaldırılarak tedbir talebinin kabulü,  davalı tüzel kişilik adına kayıtlı taşınmaz ve araçların UYAP ortamından sorgulanarak üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın  531.maddesi uyarınca,  anonim şirketin feshi ve tasfiyesi, bu olmadığı takdirde çıkma ve çıkma payı alacağının tahsili  istemine; istinaf, ihtiyati tedbir talebinin reddi ara kararına  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 30.01.2025 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı şirketin aile şirketi olduğunu, ortak olan amcalarının ve onların çocuklarının  şirketi kötü yönettiğini,  usulsüz para aktarımı yapıldığını, şirkete ait taşınmazların satıldığını,   şirketin zarara uğratıldığını, kendisinin şirketten kovulduğu, kendisine hakaretler edildiğini, şirket aracı ve hattının alındığını, ortaklığın devamının çekilmez hale geldiğini ileri sürerek, şirketin feshi ve tasfiyesine, bu olmadığı takdirde  çıkmasına ve çıkma payı alacağının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; ayrıca  davalı şirkete kayyım atanmasına ve  davalı şirketin  adına kayıtlı taşınmazlar ve araçların  kayıtları üzerine  ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir.  Limited şirketler yönünden TTK'nın 636 ve 638. maddelerinde özel geçici hukuki koruma düzenlemesi getirildiği hâlde, anonim şirketler yönünden geçici hukuki korumaya ilişkin özel düzenleme yapılmadığından, geçici hukuki koruma talepleri hakkında genel hüküm olan HMK'nın 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekir. HMK'nın 389.maddesi,  \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir \" hükmünü, aynı Yasa'nın 390/3 maddesi ise,'' Tedbir talep eden taraf,  dilekçesinde  dayandığı ihtiyati tedbir sebebini  ve türünü açıkca belirtmek ve  davanın esası yönünden  kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir. Davadaki uyuşmazlığın konusu, anonim şirketin haklı nedenlerle feshi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, davacının çıkma şartlarının oluşup oluşmadığı, çıkma kararı verilmesi halinde miktarının ne olacağıdır.  Davacı, şirkete kayyım atanması ve şirketin taşınmazları ile araçları üzerinde devri önleyici ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiş olup istinaf konusu  uyuşmazlık, tedbir şartlarının oluşup olmadığı noktasındadır. Tüzel kişilerde asıl olan, tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmesidir. Herhangi bir organ boşluğu bulunmadığı gibi, tüzel kişinin mal varlığının azaltıldığına dair iddialarının, mahkemece talebin değerlendirildiği tarih itibariyle yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlandığından söz edilemez. Bu nedenle mahkemece, şirkete kayyım atanması yönündeki tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.  Ayrıca somut olayda ileri sürülen iddialar, mevcut deliller ve dosya kapsamı gözetildiğinde; şirketin taşınmazları üzerinde şirket yönetimice zararlandırıcı bir işlem yapıldığının yaklaşık olarak kanıtlanamadığı, soyut olarak  ortak ve yöneticilerinin şirketin mal varlığını azaltacağından endişe duyulduğunun, şirketin içinin boşaltıldığının ifade edildiği, davacının iddiaları bakımından yaklaşık ispat olgusunun dosyanın geldiği aşama itibariyle gerçekleşmediği sonuç ve kanaatine varıldığından ve ayrıca  delillerin değişmesi durumuna göre talep halinde mahkemece her zaman ihtiyati tedbir kararı verilebileceğinden, ilk derece mahkemesi ara kararı ve  gerekçesi isabetli bulunmuştur.  Açıklanan bu gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.1 ve  391/3. maddeleri  uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir isteyen davacı  vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3 maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,  2-İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye irat kaydına,3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.27.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7c5cdc04f48d14d2","SID":"368f8ed9ebe611ab"}}