{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2127 <br>KARAR NO:2025/348<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ:19.01.2021<br>NUMARASI:2019/380 Esas - 2021/18 Karar <br>DAVA:Tazminat (Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan) <br>Taraflar tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Kenya'da yapımını üstlendiği yol inşaatı nedeniyle yapması gereken ... Sigortası için broker olan davalıya 18.01.2013 tarihinde yetki verildiğini, yapım ihalesinde idarece poliçe için verilen süre ve süresinde poliçenin teslim edilmemesinin fesih nedeni olduğunun davalıya bildirildiğini, 27.01.2013 tarihinde davalının,... tarafından hazırlanan ve ...-Kenya ve davalı şirketin taraf olduğu ... belgesinin müvekkiline verildiğini ve bu belge müvekkilince ihale makamı olan Kenya Yollar İdaresine teslim edildiğini, anılan idaremin de 7 gün içinde gelmesi kaydıyla Kuvertur belgesini kabul ettiğini, anılan belgenin geçici poliçe niteliğinde olduğunu ve poliçe düzenlenene kader teminatın varlığına delil olduğunu, müvekkilinin Kuvertur belgesi yerine geçecek sigorta poliçesini beklerken, davalının bu kez işbirliği yaptığı ...'e ulaşamadıklarını ve müvekkiline verilebilecek ...'in iletişim bilgilerinin bulunmadığını gerekçe göstererek  13.02.2013 tarihinde ... tarafından düzenlenmiş yeni bir Kuvertur belgesi gönderdiğini, yeni belgede teminat, klozların kapsamı, muafiyetler ve primlerinin farklı olduğunu, müvekkilince davalı şirkete yazılan 16.02.2013 tarihli yazı ile idareye karşı poliçe teslim süresinin 19.02.2013 tarihinde sona ereceği, bir an önce ilk taahhüt edilen şartlarda sigorta poliçesinin tanzimini, aksi halde ihaleden kaynaklanacak sorumluluklar bakımından başka sigorta şirketlerinde temin edilecek poliçe için oluşacak fark giderlerin isteneceğinin ihtar edildiğini, davalı şirketin belirtilen sürede poliçe temin edememesi üzerine, müvekkili şirketin başka bir sigorta şirketinden aceleyle sigorta yaptırarak 22.03.2013 tarihinde idareye vermek zorunda kaldığını, sınırlı süre içerisinde temin edilen yeni sigorta poliçesindeki şartların müvekkili için daha ağır olduğunu, müvekkilinin daha 34.830 Euro fazla prim ödemek zorunda kaldığını, yeni poliçenin şartları nedeniyle 9.047 Euro zarar oluştuğunu, sigorta brokerinin 5684 sayılı Sigortacılık Kanun'undan kaynaklanan edimlerini yerine getirmediğini, müvekkilinin verdiği yetki ile müvekkilinin menfaatine uygun şartlarda poliçe düzenlemesi gereken davalının bu edimini yerine getirmediğini, davalının iş birliği yaptığı ... Şirketinin kusurlu davranışları ile müvekkilinin zarara uğradığını, sunulan ... belgesine uygun poliçe düzenlenerek teslim edilmediğini ileri sürerek, 43.701,00 Euro'un dava tarihindeki ... kuruna göre belirlenen 110.701,00 TL'nin 06.03.3013 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; sigorta brokerinin, sigorta ettirenin gereksinimlerini değerlendirerek hangi sigortacının bunları en iyi şekilde karşılayabileceğini saptayıp bunu sigorta ettirene bildirmek olduğunu, müvekkili şirketin teminatlarla ilgili prim, muafiyet gibi davacının taleplerine uygun sigorta şirketlerinden birçok teklif alarak bu teklifleri davacı ile paylaştığını, 18.01.2013 tarihine gelindiğinde davacının yetkilendiği bir broker şirketi olan...'nin, sigorta şirketlerinden teklifler alındığını ve poliçe teklifleri ile şartlarının davacının talepleri konusunda revize edilerek... tarafından sigorta şirketlerine iletildiği, en son davacının taleplerine göre revize edilerek broker ... tarafından hazırlanan dava konusu mektubun, davacının onayına sunulduğunu, davacının da, idarenin kabul etmesi şartıyla mektuptaki şartlarla poliçe yapılabileceğini bildirdiğini, ancak ilgili sigorta şirketlerince kabul edilmediğinden ... tarafından hazırlanan teklif mahiyetindeki şartlar nedeniyle sigorta poliçesi düzenlenemediğini, ... tarafından hazırlanan teklifteki şartlarla poliçe düzenlenmemesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının istediği şartlara göre revize edilen ve ... tarafından hazırlanan teklif mahiyetindeki  şartlar dahilinde bir teminatı sigorta şirketlerinin kabul etmemesi nedeni ile ortaya çıkan durumdan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, teklif belgesinin davacının iddia ettiği gibi bir ... poliçesi olmadığını ve  bu belgenin bağlayıcılığının bulunmadığı, bu belgesinin sigorta sözleşmesinin kurulmasından önceki müzakere aşamasında davacı tarafından revizeye uğramış ve poliçe şartlarını oluşturmaya yönelik bir çalışma olduğunu, olumlu ve olumsuz zararların tazminin bir arada istenemeyeceğini, bir poliçe düzenlenmediğinden  davacının ancak olumsuz zararlarını isteyebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...Tarafların iddia ve savunmalar ile tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve usulüne uygun olarak alınan bilirkişi heyet raporları ile İstinaf ilamı birlikte değerlendirildiğinde; dava, davacının broker konumundaki davalı tarafından kendisine önceden kararlaştırılmış olandan farklı teminat ve prim miktarları ihtiva eden kuvartur belgesi gönderilmesi sebebiyle  başka bir sigorta şirketinden temin edilmek zorunda kalındığı iddia edilen yeni sigorta poliçesi kapsamında ödemek zorunda kaldığı fazla prim nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini istemine yöneliktir. İstinaf kaldırma kararı sonucu alınan bilirkişi heyet raporuyla, davacı şirket tarafından davalı şirketin ... olarak yetkilendirildiği, davacının Kenya'da yapımını üstlendiği yol/köprü inşası işi için davalı ... aracılığıyla dava dışı ... isimli sigorta şirketinin sigorta-teminat notu kapsamında Kuvertür verdiği, Kenya Yollar idaresinin poliçenin tarafına tevdii koşuluyla kuvertürü kabul ettiği ancak dava dışı şirket tarafından kuvertürün poliçeye dönüştürülmediği, bunun üzerine davacının dava dışı ... şirketine poliçe düzenletmek zorunda kaldığı, mühendislik sigortaları branşından inşaat bütün tehlikeler/ ... (...) sigortasında, rizikonun/ işin doğası gereği, teminat başlangıç tarihinin önceki tarihle düzenlenebildiği, ... sigorta poliçesine dönüştürülmemesinden ve meydana gelen zarardan davalı ... ile dava dışı sigorta şirketinin müşterek ve müteselsilen sorumlu oldukları, poliçe primi ile ...primi arasındaki 26.964,29 Euro'luk ( 26.964,29*2,5229=68.030,49.-TL ) farkın davacının zararını oluşturduğu...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 68.030,49 TL'nin 06.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin gerekçeli karanının HMK'nın 294 ve 297. maddelerine aykırı olduğunu,  müvekkilinin hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, davanın esasını etkileyecek nitelikte önemli delillerin dikkate alınmayarak adil yargılama hakkının ihlal edildiğini, davanın haklılığını ispatlar nitelikteki delillerin, kayıtlar üzerinde inceleme yapılarak düzenlenen bilirkişi raporuna yönelik itirazların değerlendirilmeden, davacının hak arama  özgürlüğünün ihlal edilerek karar verildiğini,Mahkemece dosyadaki delillerinin tam olarak değerlendirilmediğini, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra alınan 14.12.2020 tarihli bilirkişi raporuna 31.12.2020 tarihli dilekçe ayrıntılı bir şekilde itiraz edilmesine rağmen, ek rapor alınması talebi ile ilgili ara karar verilmeden yargılamanın sonlandırıldığını, gerekçeli kararda da rapora yönelik itirazlar ile ek rapor alınmama gerekçesinin yazılmadığını, rapora yönelik itirazlar karşılanmadan, itiraza uğrayan rapora değer verilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, gerekçeli kararda delillerin tartışılmadığını, müvekkilinin ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine yer verilmediğini ve bu hususların kararın bozulması nedeni olduğunu,Müvekkili şirketin, ihtar ve talimatlarına rağmen davalı şirketin borçlarını gereği gibi ve zamanında ifa etmemesi, dolayısıyla dava dışı bir şirketten daha fazla prim ödeyerek ve daha menfi şartlarda bir sigorta poliçesi temin edilmesi nedeniyle oluşan zararların istendiğini, davalının sigorta poliçesi sunma yükümlülüğünü kusurlu olarak ihlal etmesi nedeniyle yeni bir sigorta poliçesi temin etmesinden doğan zararının tahsilinin istendiğini, mahkemece hükme esas alınan 14.12.2020 tarihli bilirkişi raporu ile davalının  brokerlik faaliyetinden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği, müvekkilde sözleşmenin kurulacağına dair güven yaratmasına rağmen sözleşmenin kurulmasını sağlamadığı, bu kapsamda kusurlu olan davalının müvekkilin uğradığı zararlardan sorumlu olduğunun belirlendiğini, ancak raporda zararın doğru hesaplanmadığını, mahkemece rapora yönelik itirazların değerlendirilmeyerek hata yapıldığın, mahkemenin bu eksikleri takdiren dahi çözmesi mümkünken rapora yönelik itirazların dikkate alınmadan, ek rapor alınmadan ve alınmama sebepleri gösterilmeden karar verildiğini,14.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda değerlendirilen 408.834,00 Euro bedelli sigorta poliçesinin taslak poliçe olduğunu, nihai poliçe ve  Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/70 Talimat dosyasında alınan 13.07.2015 tarihli talimat bilirkişi raporunun esas alınarak tazminat hesaplanması gerekirken taslak poliçe kapsamında hesap yapılmasının hatalı olduğunu,  anılan raporda poliçe prim 408.834,29 Euro-381.870,00 Euro Kuvertür Prim= 26.964,29 Euro zararının ödenmesi gerektiğinin belirlendiğini, ancak bu raporda talimatla alınan 13.07.2015 tarihli bilirkişi raporunun dikkate alınmadığını, bu raporun 6. ve 7. sayfalarında davacının dava dışı ... Sigorta ve ... A.Ş.’ye 28.01.2013 tarihinde 416.700,03 Euro bedelli iki adet sigorta poliçesi yaptırdığı, müvekkil şirketin söz konusu sigorta poliçelerini ticari defterlerine toplam 960.779,86 TL bedelle kaydederek dört eşit taksitte ödediğinin açıklandığını, bu hesap dikkate alınmadan taslak poliçedeki 408.834,00 Euro tutarındaki değerin esas alınarak zararın belirlenmesinin hatalı olduğunu, bu rakama aşağıda detayları verilecek terör risk sigortası bedelinin de eklenmesi ile tazminat hesabında dikkate alınması gereken nihai poliçe bedelinin 416.700,03 Euro olduğunu, buna ilişkin itirazlar sunulmasına rağmen, itirazların dikkate alınmadan karar verildiğini, 14.12.2020 tarihli raporda belirtildiği üzere davalı şirketin kusuruyla zamanında sunulmayan poliçe, terör risk sigortası içermekteyken  dava dışı ... Sigorta ve ... A.Ş.’ye yaptırılan poliçe bu sigortayı içermediğini, bu nedenle müvekkilince ek olarak 9.865,74 Euro bedelli terör risk sigortası da satın alındığını, müvekkilince talimat raporunda belirtildiği üzere ve  ticari defterleriyle anlaşılacağı üzere 406.834,29 Euro + 9.865,74 Euro toplamı 416.700,03 Euro sigorta poliçesi bedeli ödendiğini, davacının sunduğu teklifin 381.870,00 Euro olması karşısında davalının kusuru nedeniyle müvekkilin dava dışı şirketten satın almak zorunda kaldığı sigorta poliçesinden doğan prim farkı zararının 34.830,03 Euro iken (416.700,03 Euro -381.870,00 Euro = 34.830,03 Euro) hükme esas bilirkişi raporunda bu zararın hatalı şekilde 26.964,00 Euro (408.834,00 Euro – 381.870,00 Euro= 26.964,00 Euro) hesaplandığını ve mahkemece bu yönlere ilişkin itirazın dikkate alınmadan karar verildiğini,Hükme esas alınan raporda, müvekkilinin yaptırdığı poliçede yer alan muafiyetler, üçüncü kişi mali sorumluluk teminatı gibi zararların dikkate alınmadığını, sonradan alınan poliçenin daha dar teminatlı olduğunun raporla tespit edildiğini, müvekkilinin de bunun için 9.047,00 Euro ek zarara uğradığını, teklifte muafiyet oranlarının %10’u minimum 11.213,00 Euro iken alınmak zorunda kalınan sigorta poliçesinde bu tutarın 19.880,00 Euro olduğunu, ve 8.667,00 Euro bedelin fazladan ödendiğini, muafiyet oranın üçüncü şahıs mali mesuliyet teminatında 747,00 Euro iken alınmak zorunda kalınan sigorta poliçesinde 1.127,00 Euro olup 380,00 Euro fazla ödendiğini, bu nedenle müvekkilinin 9.047,00 Euro zararı bulunduğunu, bu miktarın bilirkişi raporunda zarar olarak dikkate alınmadığını,Mahkemece alacağın, dava tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek karar verilmesinin hatalı olduğunu, hatalı hesaplarla davanın kısmen kabulüne karar verilerek karşı taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece hatalı görüşler içeren bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verildiğini, kararda savunmalarının dikkate alınmadığını, zira prim farkı istenen sigorta poliçesinin 25.01.2013 tarihinde imzalanıp düzenlendiği, teklif mahiyetindeki mektubun ise daha sonra 27.01.2013 tarihinde düzenlendiği dikkate alındığında, davacının tüm iddia ve taleplerinin ve özellikle de “alelacele, zaman kısıtlılığı sebebiyle gerekli müzakereleri yapmadan  başka bir sigorta şirketinden sigorta poliçesi yaptırmak zorunda kaldığı için zarara uğradığı” temel iddiasının haksız, hukuka aykırı ve gerçek dışı olduğunu, bu savunmaya rağmen bilirkişilerin hatalı görüşünün esas alınarak , davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, brokerlik işlemi ile bir zarar meydana gelmediğine ilişkin savunmanın dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, bir sigorta sözleşmesi olmadığı için, davacının ancak olumsuz zararlarını isteyebileceğini, savunmaların değerlendirilmeden verilen kararın HMK'nın 297. maddesine aykırı olduğunu, Poliçenin düzenlenme tarihinden daha önceki bir tarih, poliçe üzerine düzenlenme tarihi olarak yazılabilme ihtimali bulunmadığını ve poliçenin düzenlenme tarihinin poliçede yazılacağını ve mahkemenin buna aykırı gerekçesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin kurulduğu tarihten daha önceki bir tarihi, sözleşme tarihi olarak kabul eden bir hukuk düzeni olamayacağını, davacının sunduğu noter tasdikli poliçe tercümesinin ikinci sayfasının en alt kısmında poliçenin 25.01.2013 tarihinde düzenlendiğinin yazılı olduğunu, poliçenin başka bir tarihte düzenlendiğinin aynı nitelikte bir belge ile kanıtlanabileceğini, poliçenin sonradan düzenlenmesine rağmen bu tarihin yazıldığının aynı nitelikte bir delil ile kanıtlanması gerektiğini, poliçenin bu tarihten sonra düzenlendiğine ilişkin bir kanıt bulunmadığını, davacının satın aldığı poliçenin düzenlenme tarihinin 25.01.2013 tarihi olmasına rağmen prim farkı istenen teklif mahiyetindeki poliçenin ise 27.01.2013 tarihli mektuptan önce olması nedeniyle zarar talep edilemeyeceğini, bilirkişi ve mahkemenin sözleşmenin niteliği hususunda hataya düştüğünü, müvekkilinin broker olarak davacının gereksinmelerini karşılar şekilde sigorta teminatı bulmaya çalıştığını ve davacının talepleri doğrultusunda sigorta şirketlerinden teklif alarak bu teklifleri davacı ile eksiksiz bir şekilde paylaştığını, davacının yetkilendirdiği ... şirketince davacının isteği ile sigorta şirketlerinden teklifler alındığını, poliçe telifleri ve şartlarının davacının talepleri doğrultusunda revize edilerek, broker ... tarafından sigorta şirketlerine iletildiğini, ilgili sigorta şirketlerinin kabul etmemesi üzerine poliçe düzenlenemediğini, sigorta poliçesinin yapılamama sebebinin, davacının, sigorta şirketlerinden alınan teklifleri revize etmesi ve tekrardan talepte bulunması olduğunu, müvekkilinin sözleşme öncesi dönemde bir kusuru bulunmadığını, brokerlik işlemi sonucu bir zarar oluşmadığını, mahkemece zararın niteliğinin gözden kaçırıldığını, olumsuz zarar kapsamının hatalı değerlendirildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacının broker konumundaki davalının sözleşme ilişkisine aykırı davrandığı, önceden bildirilmiş olan olan kuvartur belgesi kapsamında sigorta sözleşmesini düzenletmemesi nedeniyle  başka bir sigorta şirketinden temin edilmek zorunda kalınan poliçe için daha fazla ödeme yapıldığı iddiasıyla,  fazla ödenen prim  nedeniyle ortaya çıkan zararın tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, müvekkilinin Kanya'da üstlendiği baraj inşaatı için idareye sunulması gereken sigorta poliçesinin temini için broker olan davalıya 18.01.2013 tarihinde yetki verildiğini,27.01.2013 tarihinde davalının, ... sigortadan düzenlettiği ... sigortanın taraf olduğu... (... not) belgesinin verilmesine rağmen, süresinde poliçenin düzenlenerek teslim edilmemesi nedeniyle, müvekkilinin başka bir sigorta şirketinden yeni şartlarda başka bir poliçe düzenlemesi nedeniyle uğradığı zararların tahsilini istemiştir. Davalı, teklif mahiyetindeki mektubun dava dilekçesinde iddia edildiği şekilde kuvartur poliçesi niteliğinde olmadığını, müzakere aşamasında davacı tarafından revizeye uğramış ve poliçe şartlarının oluşmasına yönelik bir çalışma olduğunu, davacının dava konusu mektup ile başka bir sigorta şirketinden yeni tedarik ettiği poliçe arasındaki  teminat ve muafiyetleri talep edemeyeceğini, çünkü bu kalemlerin  olumsuz zarar niteliğinde olmadığını savunmuştur.Davacı tarafından düzenlenen ... Atama Mektubu başlıklı yazıda, 18.01.2013 tarihinden itibaren davalı ve ... Sigorta şirketini sigorta ile ilgili konuda davacıyı temsil etmek üzere sigorta brokeri olarak atamıştır. Yazıda brokerin, davacı adına adımıza hareket ederek  sigorta şirketlerinden teklif almaya, sigortalarının mutabakatını takiben sigorta poliçelerini hazırlatmaya, poliçe teslim almaya, prim ödemeye, prim iadesi almaya, davacının bu konular ile ilgili hak ve menfaatlerini korumak üzere gerekli girişimleri yapmaya yetkili olduğu belirlenmiştir. 5684 sayılı sigortacılık Kanununun 2/1-d maddesinde broker, \"...: Sigorta veya reasürans sözleşmesi yaptırmak isteyenleri temsil ederek, bu sözleşmelerin yaptırılacağı şirketlerin seçiminde tamamen tarafsız ve bağımsız davranarak ve teminat almak isteyen kişilerin hak ve menfaatlerini gözeterek sözleşmelerin akdinden önceki hazırlık çalışmalarını yürütmeyi ve gerektiğinde sözleşmelerin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olmayı meslek edinen kişiyi,\" şeklinde tanımlanmıştır. Taraflar arasında Brokerlik Sözleşmesinin kurulduğu sabittir. Bu sözleşmenin hukuki niteliği öğreti de tartışmalı olmakla birlikte, sigorta aracılarından olan ve yukarıda belirtilen yasa hükmünde tanımlanan broker, karşılaştırmalı hukukunda simsar kavramının karşılamak maksadıyla kullanmaktadır. Brokerlik sözleşmesinin simsarlık, komisyon, acentelik gibi sözleşmelerle benzerlikleri bulunmakla birlikte, dava konusu uyuşmazlıktaki brokerlik sözleşmesi, kurulacak sigorta sözleşmesine aracılık edimi içermesi nedeniyle genel olarak simsarlık sözleşmesine benzemektedir. Kural olarak simsarın kurulacak sözleşmenin imzalanması ile ilgili bir edimin bulunmamakla birlikte, taraflar arasındaki brokerlik sözleşmesinde \"sigortaların mutabakatını takiben sigorta poliçelerinin hazırlanmayı, poliçe teslim almaya, prim ödemeye ve iadesini almaya...\" yetkileri bulunduğundan, dava konusu olayla brokerin yukarıdaki değinilen yasa maddesinden farklı olarak sözleşmenin yapılması edimini üstlendiği anlaşılmaktadır.Nitekim davalının yapmış olduğu çalışmalarla ... tarafından düzenlenmiş olan ... davacı şirkete verilmiştir. Davalı temin ettiği bu şartlarda poliçe teminini üstlenmiş olup, bu edimin yerine getirmemesi nedeniyle davacının, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklı tüm zararlarını TBK'nın 112.maddesine göre tazmin etmekle yükümlüdür. Dava dilekçesinde talep Türk Lirasına çevrilerek, Türk Lirası alacağın işletilecek avans faizi ile birlikte talep etmiştir. TBK'nın 99.maddesine göre talep imkanı bulunmasına rağmen seçilmiş hakkı kullanarak alacağın Türk Lirasına çevrilmesi ve buna ilişkin faizin talep edilmesi nedeniyle, yeniden yabancı para cinsinden talepte bulunulması mümkün değildir. Davacının, kuvertür belgesine uygun şekilde poliçe ibraz edilmemesi üzerine, yurt dışında aldığı ihale şartnamesine uygun şekilde yeni bir poliçe düzenlemesi karşısında, davalının sözleşmeyi ifa etmemesinden kaynaklanan menfi zararlar kapsamında talep etmesi mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken husus, davacının tazmini gereken zararların bu poliçe ile temini mümkün olan yeni bir poliçe arasındaki fark kadar olduğudur. Bu bakımdan ilk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesi sonucu kuvertür belgesi ile yeni düzenlenen poliçe arasındaki prim farkı olan 26.964,29 Euro'luk zararın Türk Lirası karşılığının tazmini yerindedir. İstinaf başvurusunda, bilirkişi raporunda yapılan gerçek poliçe yerine alınan bir teklifin esas alınarak hesaplama yapıldığı, oysa gerçek zararın talimat yolu ile alınan raporda belirlendiği ileri sürülmüştür.Mahkemece kabul edilen 408.834,00 Euro taslak poliçe olsa da bu miktar üzerinden bir poliçe düzenlenmesi mümkün olduğundan mahkemece bu miktarın esas alınarak karar verilmesi yerindedir. Mahkemece yapılan araştırmada, kuvertür belgesi ile temin edilen riskler ile düzenlenen poliçedeki risklerin karşılaştırılmasında fazladan terör veya başka bir kılozun satın alınmasını gerektirecek somut bir neden veya tazmini gereken gerçek bir zarar belirlenmemiştir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunun dördüncü sayfasında yapılan zarar hesabının  sözleşme ve dosyadaki belgelere uygun olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince yapılan inceleme ve varılan sonuç taraflar arasındaki blokerlik sözleşmesine uygundur. Mahkemece toplanan deliller yasa ve sözleşme hükümlerine uygun değerlendirilerek, yasada belirlenen unsurları içeren bir gerekçeli karar oluşturulmuştur.Davalı sözleşme ile yüklendiği edimini yerine getirmeyerek davacının zararına neden olmuştur.Teklif ile poliçe tarihi arasında fark bulunmasının oluşan zarara bir etkisi bulunmamaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlendiği üzere, poliçenin başlangıç tarihi ile ilk prim ödeme tarihinin dahi farklı  olduğu, primin ilk taksit tarihinden önce rizikonun başlatıldığı, sigorta poliçesinde teminat tarihinin önceki bir tarih olarak belirlenmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu nedenle davalı vekilinin teklifin poliçeden sonraki tarihli olduğuna ilişkin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı görülmüştür. Davalının kusurlu olarak ifa ettiği brokerlik hizmeti nedeniyle, vaat edilen poliçenin temin edilmediği ve davacının aynı teminatları içeren poliçe için daha yüksek bir prim ödeyerek menfi zarara uğradığı, meydana gelen zarar ile davalının eylemleri arasında illiyet bağı bulunduğu anlaşılmakla, taraf vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf  vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı   esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf nispi karar harcının  davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 3.477,37 TL  nispi istinaf karar harcının  davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 06.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6b983531ee98b0fb","SID":"ff4bb6c39b1f0640"}}