{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2025/226 <br>KARAR NO: 2025/299<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 16/04/2021<br>NUMARASI: 2018/291 Esas, 2021/386 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 27/03/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı  istinaf yoluna başvurulmuş olup, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 25/12/2024 tarih, 2024/1156 Esas - 2024/5190 Karar sayılı kararıyla Dairemizin 2022/1156 Esas - 2024/10 Karar Sayılı kararının bozulması üzerine HMK'nın 373/3. Maddesi gereğince duruşma açılarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 30.09.2010 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, davalı yüklenicinin 535 adet daire anahtarını 27.11.2017 tarihinde müvekkiline teslim ettiğini ve 535 daire bedeli 91.792.050,00 Türk Lirası  ve % 1 KDV'si  917.920,50 Türk Lirası  dahil  olmak üzere 09.10.2017 tarihli  toplam 92.709.970,50 Türk Lirası  tutarlı faturayı düzenlediğini, müvekkilinin faturayı alıp defter kayıtlarına işlediğini ve KDV beyannamesini verdiğini, müvekkilinin de sözleşme ve KDV Kanunu'na uygun olarak  91.792.050,00 Türk Lirası  arsa bedeli ve  % 18 KDV'si 16.522.569,00 Türk Lirası   dahil olmak üzere, 30.11.2017 tarihli, toplam 108.314.619,00 Türk Lirası  bedelli faturayı düzenleyip noterlik vasıtasıyla  davalı şirkete gönderdiğini, tarafların karşılıklı olarak düzenledikleri faturaların mahsubu sonucu müvekkilinin 15.604.648,50 Türk Lirası  alacaklı hale geldiğini, bu alacağın davalı tarafından ödenmediğini, dairelerin sözleşme uyarınca teslimi ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiğini, davanın konusu oluşturan bu faturanın da teslim tarihinden ve davalı şirketin faturalandırma işleminden sonra tanzim edildiğini, alacağın her iki faturada yazılı KDV oranları arasındaki fark nedeniyle ortaya çıktığını ve  60 no.lu KDV sirkülerinin 1.8. bölümü ve taraflar arasındaki  sözleşmenin 20. maddesi gereği bu tutarın davacı tarafından ödenmesi gerektiğini belirtilerek  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 500.000,00 Türk Lirası  alacaklarının tahsiline  karar verilmesini talep etmiş, 14.04.2021 tarihli ıslahı ile de talebini  6.145.379,99 Türk Lirası  arttırarak 6.645.379,99 Türk Lirası  alacağının tahsiline karar verilmesini talep ve dava  etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme uyarınca edimlerini tam ve eksiksiz yerine getirmeyen davacının haksız ve hukuka uygun olmayan fatura düzenleyerek müvekkili davalıyı borç altına sokmaya çalıştığını, taraflar arasındaki ilişkinin trampa ilişkisi olup  KDV Kanunun 2. maddesinin 5. fıkrası gereği teslim hükmünde olduğunu ve her birinin KDV'ye tabi olduğunun hükme bağlandığını, davalı  tarafından düzenlenen faturanın yasal koşulları taşımadığından iade edildiğini, taraflarca faturaların eş zamanlı düzenlenmesi ve diğerini borç altına sokacak mahiyette bulunmamasının gerektiğini, davacının eş zamanlı fatura düzenleme yükümlülüğüne uymadığını, KDV tebliğine göre tarafların karşılıklı olarak eş değer şekilde ve yakın tarihte fatura  düzenlenmesi gerektiği halde davacı tarafından geç olarak düzenlenen ve şirketlerini borçlandırıcı nitelikteki faturanın kabulünün mümkün olmadığını, sözleşmenin 20. maddesindeki düzenlemenin inşaatın yapımına ilişkin olup teslim ile ilgili yükümlülüklerin hükme dahil olmadığını belirterek, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; davacının başvurusu üzerine yargılama sırasında vergi dairesi tarafından vergi tekniği raporu düzenlendiği ve bu rapor doğrultusunda davacının gerekli düzeltmeleri yaparak daha önce düzenlediği faturaları iptal ettiği ve yeni düzenlenen faturayı ticari defterlerine işlediği, davalının vergi tekniği raporu doğrultusunda faturalaşmayı yapmadığı, mevzuat gereği tarafların aynı anda fatura kesip aradaki KDV farkının yüklenici tarafından karşılanması gerektiği,davalının davacı tarafından düzenlenen fatura nedeniyle vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı, KDV farkını taraflar arasındaki sözleşmenin 20. maddesi uyarınca doğmuş ve doğacak KDV borçlarından dolayı davalı yüklenicinin sorumlu olduğu, davacının davalının % 1 oranında KDV'li fatura düzenlemesi nedeniyle yükümlü olmadığı tutarı vergi dairesine ödemek zorunda kaldığı, davalının davacı tarafından vergi tekniği raporu doğrultusunda düzenlenen faturadaki KDV farkını davalıdan vergi mevzuaatı ve taraflar arasındaki sözleşme uyarınca isteyebileceği, davacının ilk düzenlediği faturayı iptal ederek vergi tekniği raporu doğrultusunda yeni fatura düzenlemesinin  davayı konusuz bırakmadığı, bu fatura karşılığında davalının düzenlemesi gereken faturayı düzenlemediği, davacının alacağının ödeme veya başka bir sebeple konusuz kalmadığı, alacağın devam ettiği, davalının hiç fatura düzenlememesinin sonuca bir etkisinin bulunmadığı, nihayetinde davacının % 18'lik fatura düzenleyip bunu vergi dairesine bildirmesi ile KDV borcunu ödeme yükümlülüğü altına girdiği, ödediği bu miktarın taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davalı yüklenici tarafından karşılanması gerektiği, kaldı ki davalının bu faturayı defterlerine işleyip vergi dairesine KDV bildiriminde bulunması halinde davalının da bir zararının bulunmayacağı anlaşıldığından davanın ıslah edilmiş hâliyle kabulüne karar karar verilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesiyle, mahkemece davanın konusuz kalmış olmasına rağmen karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında, davaya konu Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi (KKİS) imzalandığını, taraflar arasında, arsa sahibine teslim edilen dairelerin KDV'si ile yükleniciye teslim edilen arsanın KDV'si arasındaki farkın kimin tarafında ödeneceği konusunda hukuki sorun yaşandığını, davacının dava dilekçesinde talebinin, 30/11/2017 tarihli ... nolu 108.314.619,00-TL bedelli faturadan kaynaklı 15.604.648,50-TL alacağın tahsiline yönelik olduğunu, aynı hukuki ilişki için tek bir fatura düzenlenebileceğine göre; davacının da faturasını Beyoğlu ... Noterliğinin 28/10/2020 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile KDV dahil, 46.126.755,31-TL bedelli  fatura olarak müvekkiline 04/11/2020 tarihinde tebliğ edildiğine göre; davacının davasında \"alacağının dayanağı olarak bildirdiği\" faturanın iptal edilmiş olduğunu, zaten Vergi Raporunda ve dosyaya sunulan Uzman görüşünde de davacının faturasını gerek matrah gerekse dönem olarak hatalı tanzim ettiğinin belirtildiğini, dolayısı ile davacının davasının dava konusu fatura iptal edildiği için konusuz kaldığını, davacının ise mahkemeye sunduğu ıslah dilekçesinde talebini değiştirdiğini ve \"taraflar arasında akdedilen Bakırköy ... Noterliğinin 30.09.2010 tarih ve ... yevmiye numarasında kayıtlı Düzenleme Şeklinde Gayrı Menkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesine istinaden ve Vergi Usul Kanunu ile Katma Değer Kanunu gereğince, mevzuat hükümlerine uygun olarak müvekkil şirket tarafından davalı şirkete kesilen 26.10.2020 tarihli ...00000001 nolu KDV dahil toplam 46.126.755,31-TL. bedelli fatura ile davalı tarafça düzenlenmesi gereken %1 KDV dahil 39.481.375,31-TL. bedelli fatura arasındaki farktan kaynaklanan 6.645.379,00-TL. alacağın 04.12.2020 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili olarak belirttiğini, KKİS'de (faturaya esas) matrahı belirleyen tarafın müvekkili olduğunu, Vergi İnceleme Raporunun tüm idari ve yargı makamları açısından yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olmayıp, sadece tevsiye niteliği taşıdığını, dolayısı ile müvekkilinin Vergi İncelemesi Raporunda belirtilen değerlendirmenin aksine, inşaat maliyetini değiştirmediğini, davacıya gönderdiği 09/10/2017 tarihli %1 KDV Dahil 92.709.970,50-TL faturayı kayıtlarından çıkarmadığını, davalının teslim aldığı taşınmazlardaki maliyetlerin 91.792.050-TL olduğu gözetildiğinde, davacının Vergi İnceleme Raporuna göre tanzim ettiği 26.10.2020 tarihli ... nolu %18 KDV dahil toplam 46.126.755,31-TL faturaya göre hükmün kurulmasının açık bir hukuki hata olduğunu, buna göre, davacının kestiği faturanın KDV dahil 46.126.755,31-TL, müvekkilinin tanzim ettiği faturanın ise KDV dahil 92.709.970,50-TL olduğunu, müvekkilinin davalıdan 46.583.215,19-TL alacaklı olduğunu, mahkemenin, hiç olmayan, hiç tanzim edilmeyen bir fatura varmış gibi, müvekkilince düzenlenmesi gereken (fakat hukuken var olmayan) faturaya dayanarak iki fatura arasındaki fark üstünden davanın kabulüne karar verdiğini, bilirkişinin olmayan bir faturayı varmış gibi raporuna yazdığını, mahkemenin de olmayan fatura üstünden hüküm kurduğunu, müvekkilinin kayıtlarının yerinde incelenmesi talebinin yerine getirilmediğini, taraflar arasındaki sözleşmenin imzası sonrası KDV oranlarında yapılan değişiklik nedeni ile müvekkilinin maddi külfet altında bırakılmasının hatalı olduğunu, 02/12/2020 tarihli uzman görüşünde, -arsa payı karşılığı inşaat işlerine ilişkin sözleşmelerin \"TRAMPA\" niteliği taşıdığı, -taraflar arsındaki sözleşmenin 3/I maddesinde ve 23. Maddesinde yer alan hükümlere göre taraflar arasındaki sözleşmenin \"BEDELSİZ\" olduğu, -yükleniciye bir arsa satışı olmadığı, -dolayısı ile sözleşme sonucu ortaya çıkacak vergi yükünün de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği, -trampada esas amacın her iki tarafın da eli temiz olarak ayrılmasının amaçlandığı, -taraflardan birinin %1, diğerinin ise %18 oranda KDV uygulamasının %17'lik bir hakkaniyetsiz fark ortaya çıkardığı, -bu %17 oranındaki farkın dosyadaki verilere göre 15 Milyon civarında olacağı, bu kapsamda dosyada görüş bildiren bilirkişilerin \"KDV indirimine tabi tutulması\" yönündeki düşüncelerinin pratikte ve günümüz ekonomik koşullarında anlam ifade etmediği, -taraflar arasındaki teslime konu Büyükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/67 E.İş sayılı dosyasında hazırlanan rapora göre; 03/10/2017 tarihinde teslim konusu blokların teslime hazır olmasına rağmen, 27/11/2017 tarihinde teslimin yapıldığı böylece davacının temerrüte düştüğü, -vergiyi doğuran olayın 03/10/2017 tarihinde gerçekleştiği, -davalının ise bu tarihten 7 gün içinde yani 09/10/2017 tarihinde faturasını kestiği, -davacının ise faturasını anahtarları teslim aldığı tarihten 3 gün sonra yani 30/11/2017 tarihinde kestiği, -davalının bu faturayı kabul etmediği,  -davacının eş zamanlı fatura kesilmesine engel olduğu bu nedenle arada çıkan %17'lik farktan kendisinin sorumlu olması gerektiği, kimsenin kendi kusuruna dayalı olarak hak talep edemeyeceğinin mütalaa edildiğini, mahkemenin bilimsel bu tespitlere kararında yer vermediğini, taraflar arasındaki hukuki nizanın ortaya çıkmasına ve fatura konusunda gerek matrah gerekse fatura zamanı olarak hataya düşenin davacı olduğunu, davacının davada, kendi hatası sebebi ile ortaya çıkan zarardan kendi lehine hak sağlama çabasında olduğunu, hiç kimsenin kendi hatasından, kendisine hak ve yarar sağlayamayacağını, mahkemenin bir zarar doğmadığı gerekçesinin hatalı olduğunu, kararına gerekçe yaptığı sözleşme maddesinin maddi olayın çözümüne uygun olmadığını, KDV sorumluluğunun müvekkiline ait olmadığını, mahkemenin kararında; tüm gerekçelerine ek olarak \"KDV bildiriminde bulunulması halinde davalının da bir zararının bulunmayacağı\" şeklinde bir tespitte bulunulduğunu, öncelikle yargı kararlarının, dosya içeriğine, delillere ve hukuk normlarına uygun olması gerektiğini, maddi olayda; müvekkilinin bir zararının olmayacağı yönündeki tespitin, davacının davasını kabul için haklı bir gerekçe olamayacağını, mahkemenin yapması gerekenin, kimin zarara uğrayıp uğramayacağını tahlil etmek değil, maddi gerçeklere göre hükme vermek olduğunu, sözleşmenin karara gerekçe yapılan 20. Maddesi incelendiğinde, hükmün sadece imalat faaliyetini düzenlediğini, arsa sahibinin taşınmaz devrine ilişkin bir KDV sorumluluğunun müvekkiline yüklenmediğini, kısa karar ile hükmün çelişkili olduğunu, mahkemenin 15/04/20201 tarihinde kısa karar ile kurduğu hüküm ile, gerekçeli karardaki hükmün birbirine uygun olmadığını, bu uyumsuzluğun HMK 304. maddesine göre tashih edilmesinin hukuken hatalı olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Dairemizin 2022/1156 Esas - 2024/10 Karar sayılı kararıyla; davacı davasını kısmi dava olarak açtığından ve usulüne uygun yapılan ihtara rağmen süresinde davasını ıslah etmediğinden, verilen kesin süreden sonra yapılan ıslah yok hükmünde olduğundan ıslah dikkate alınmaksızın karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle süresinde usulüne uygun ıslah yapılmadığından davacının davasının ilk açıldığı hali ile kabulüne karar verilmiştir.Bu karara karşı taraf vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1156 Esas - 2024/5190 Karar sayılı ilamıyla; mahkemece  ıslaha ilişkin 1 haftalık süreden dönüldüğü ve ıslahın süresinde yapıldığı kabul edilerek değerlendirme yapılması gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz istemi incelenmemiştir.Dava; KKİS'den kaynaklı sözleşme taraflarınca karşılıklı düzenlenen faturalardan kaynaklanan KDV alacağının tahsili istemine ilişkin olup, davacı arsa sahibi davalı ise yüklenicidir.Davacı arsa sahibi, taraflar arasında 30/09/2010 tarihli KKİS imzalandığını, anlaşma gereğince sözleşmeye konu 535 adet bağımsız bölümün anahtarlarının 27/11/2017 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini, davalı yüklenicinin teslim ettiği bu bağımsız bölümler için 91.792.050 TL + %1 KDV 917.920,50 TL toplam 92.709.970,50 TL bedelli fatura düzenlediğini, iş bu faturanın tebliğ alınmasından sonra taraflar arasındaki sözleşmeye ve KDV kanuna uygun olarak eş zamanlı müvekkilinin de arsa bedeli için 91.792.050 TL +%18 KDV 16.522.569 TL toplam 108.314.619 TL bedelli fatura düzenlediğini, işin niteliği gereği, davalı yüklenicinin KDV oranını %1 olarak, müvekkilinin ise kanuna uygun olarak KDV oranını %18 olarak fatura düzenlediklerini, her iki faturanın mahsubu sonrasında müvekkilinin KDV alacağı olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 20. Maddesinde “İnşaatın bitiminde; inşaat yapımı dolayısıyla tahakkuk eden işçi alacakları, SGK Prim alacakları, KDV ve işçi muhtasar beyanname kesintileri gibi doğmuş ve doğacak tüm borçlar Müteahhit tarafından ödenecektir.” denilmek suretiyle inşaatın bitiminde doğacak KDV'den de davalının sorumlu olacağının belirtildiğini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 500.000 TL'inin  tahsilini talep etmiş, verdiği 14/04/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile davadan sonra ilgili vergi dairesince dava konusu faturalar ile ilgili inceleme başlatıldığını ve vergi tekniği raporu düzenlendiğini, iş bu rapor doğrultusunda mahkemenin 15/10/2020 tarihli ara kararı doğrultusunda 26/10/2020 tarihli 46.126.755,31 TL bedelli faturanın düzenlendiğini, davalının da vergi raporu doğrultusunda 39.090.470 TL bedelli fatura düzenlemesi gerektiğini ancak davalının gerekli düzeltmeyi yapmayarak önceki faturasını iptal ederek yeni fatura düzenlemediğini, bilirkişi raporunda davalının da faturasını düzeltmesi sonrasında müvekkilinin 6.645.379 TL KDV alacağının doğacağını belirttiğini ileri sürerek ıslahla taleplerini bu miktara arttırmıştır.Taraflar arasında 30/09/2010 tarihinde resmi KKİS imzalanmış olup sözleşmenin 20. Maddesinde  “İnşaatın bitiminde; inşaat yapımı dolayısıyla tahakkuk eden işçi alacakları, SGK Prim alacakları, KDV ve işçi muhtasar beyanname kesintileri gibi doğmuş ve doğacak tüm borçlar Müteahhit tarafından ödenecektir.” düzenlenmiştir.<br>İlk olarak davanın konusuz kalıp kalmadığının incelenmesinde, davacı dava dilekçesinde \"taraflar arasında akdedilen Bakırköy ... Noterliği'nin 30.09.2010 tarih ve ... yevmiye numarasında kayıtlı 'Düzenleme Şeklinde Gayrı Menkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'ne istinaden ve Vergi Usul Kanunu ile Katma Değer Kanunu gereğince, mevzuat hükümlerine uygun olarak müvekkil şirket tarafından davalı şirkete kesilen 30.11.2017 tarihli, ... nolu, 108.314.619,00-TL. bedelli faturadan kaynaklı 15.604.648,50-TL. müvekkil şirket alacağının ( davalı şirketin tanzim ettiği 09/10/2017 tarihli, K-281689 sıra nolu ve KDV dahil 92.709.970,50- TL. bedelli faturanın mahsubu ile doğan) fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500.000,00-TL.'sinin, faturanın davalı tarafa tebliğ edildiği 12/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile tahsili\" olarak belirtmiştir.Dava sırasında davaya konu faturalar bakımından ilgili vergi dairesince yapılan inceleme sonucu düzenlenen vergi tekniği raporu doğrultusunda davaya konu 30/11/2017 tarihli KDV dahil toplam 16.522.569 TL bedelli fatura 26/10/2020 tarihinde iptal edilmiş, Kasım/2017 KDV beyannamesi için düzeltme beyannamesi vermiştir. Davacı da ıslah dilekçesi ile 26/10/2020 tarihinde düzenlediği KDV dahil 46.126.755,31 TL bedelli faturayı düzenlediğini ve bu faturadan kaynaklı KDV farkını talep ettiğini belirtmiştir.Davacının dava dilekçesindeki talebi KDV farkından doğan alacağın tahsili istemine ilişkin olduğundan ve KDV yükümlülüğünün vergiyi doğuran olayın (somut olayda bağımsız bölümlerin teslimi) gerçekleşmesi ile doğacağından ve fatura düzenlenmesinin KDV tahakkuku için bir etkisi bulunmadığından, davacı arsa sahibinin dava dilekçesinde belirttiği faturayı iptal ederek vergi tekniği raporu doğrultusunda KDV'ni doğuran olay nedeniyle usulüne uygun olarak yeni bir fatura düzenlemesi ve karşı tarafında buna uygun fatura düzenlemesini ve aradaki KDV farkını talep etmesi mümkün olduğundan dava konusuz kalmamıştır. Davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir.Kısa karar ile gerekçeli kararda çelişki oluştuğu istinaf sebebine gelince, mahkemece 15/04/2021 tarihli duruşmada kısa karar verilmiş olup, kısa kararda sehven yapılan yazım hatası nedeniyle, \" Davanın KABULÜ ile ¨500.000,00'nin dava tarihinden bakiye ¨6.145.379,99  kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ...İcra Müdürlüğü'nün ...'nin ise ıslah tarihi olan 14/04/2021 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE\" denilmiş, gerekçeli kararda kısa karar aynen hüküm fıkrasına geçirilmiştir. Gerekçeli kararın tebliğinden sonra hüküm fıkrasındaki maddi hatanın düzeltilmesi için mahkemeden tashih talep edilmiş, mahkemece tashih talebi kabul edilerek kararda sehven kalan \"kısmen KABUL kısmen REDDİ ile davalının Bakırköy ...İcra Müdürlüğü'nün ...'nin\" kısmı karadan  çıkarılmıştır. Buna göre yapılan yazım hatası olup, kısa karar ile gerekçeli kararda çelişki söz konusu değildir. Davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebi de yerinde değildir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 20. Maddesinde yer alan “İnşaatın bitiminde; inşaat yapımı dolayısıyla tahakkuk eden işçi alacakları, SGK Prim alacakları, KDV ve işçi muhtasar beyanname kesintileri gibi doğmuş ve doğacak tüm borçlar Müteahhit tarafından ödenecektir.” hükmü ve yasal mevzuat gereği, davalı yüklenicinin düzenlemesi gereken faturada KDV oranı %1 olup, bunun karşılığında arsa malikinin arsa payı için düzenlemesi gereken faturada KDV oranı %18'dir. Matrah aynı olsada KDV farkı nedeniyle taraflar arasında karşılıklı düzenlenen faturalardan dolayı %17 KDV farkı kadar davacı arsa sahibi alacaklı olmaktadır. Davacı tarafça usulüne uygun düzenlenen faturada yer alan KDV ile davalının aynı şekilde düzenlemesi gereken faturada yer vermesi gereken KDV arasında davacı lehine oluşan farkı davacı talep edebileceğinden ve bilirkişilerce de faturalar arasındaki KDV farkı tespit edilmiş olduğundan, KDV farkı oranında davalının borçlu olduğuna ilişkin mahkeme kararı esas itibarıyla doğru olduğundan davalı vekilinin esasa yönelik istinaf sebepleri de yerinde değildir. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı deliller ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. Maddesi gereğince reddi ile birlikte, Dairemizce ilk derece hükmü ile aynı doğrultuda davanın kabulüne dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş, istinafa gelenin sıfatına, usulü müktesep hakka, aleyhe kaldırma yasağına, istinafın reddine karar verilmesine, Dairemiz kararının bozulması nedeniyle usul hükümleri gereğince yeniden ilk derece mahkemesi kararı doğrultusunda hüküm kurulması gerekmesine göre ilk derece mahkemesince her bir taraf lehine hükmedilen vekalet ücretleri aynen korunmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A)1-Davalı vekilinin istinaf talebinin REDDİNE, 2-Davanın KABULÜ ile 500.000,00 TL'nin dava tarihinden bakiye 6.145.379,99 TL'nin ise ıslah tarihi olan 14/04/2021 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 2/2.maddesi uyarıca değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE,<br>B) İLK DERECE YARGILAMASI YÖNÜNDEN 1-Alınması gerekli 453.945,91  TL karar ve ilam harcından peşin alınan 8.538,75 TL harç ile 104.947,73 TL ıslah harcının mahsubu  ile  bakiye 340.459,43 karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 2-Davacı tarafından ödenen 35,90 TL Başvurma Harcı, 8.538,75 TL peşin harç ile  104.947,73 ıslah harcı toplamı 113.522,38 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,3-Davacı tarafından yapılan 22 adet tebligat+posta ücreti 206,50 TL, bir bilirkişi inceleme ücreti 3.000,00 TL olmak üzere toplam 3.206,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 4-Davacının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan  AAÜT'ne göre  kabul edilen miktar üzerinden hesap edilen 155.078,80 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili  ile davacıya VERİLMESİNE, 5-Kalan gider avansının karar kesinleştiğinde  yatırana İADESİNE,<br>C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN 1-Alınması gereken 453.945,91-TL harçtan peşin alınan (59,30+113.427,18=) 113.486,48-TL harcın mahsubu ile bakiye 340.459,43-TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 2-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 3-İstinaf yargılaması sırasında duruşma bozma ilamından kaynaklı açıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okundu, usulüne uygun anlatıldı. 27/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"621ae2b9a1ef563b","SID":"09add296999a2df3"}}