{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>46. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2618 <br>KARAR NO: 2025/574<br>KARAR TARİHİ: 24/04/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E   A D L İ Y E   M A H K E M E S İ    K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 14/06/2022<br>NUMARASI: 2021/196 Esas - 2022/624 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu. <br>G E R E Ğ İ   D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; taraflar arasında akdedilen yapı denetim hizmet sözleşmesi nedeniyle ödenmediği iddia edilen hizmet bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Davalı cevap dilekçesinde; Takibe ve davaya konu alacağı kabul anlamına gelmemek üzere zaman aşamı itirazında bulunduklarını, dava dilekçesi ve eklerinin müvekkillerine tebliğ edilmediğini, Davacı tarafın iddia ettiği gibi dava konusu inşaat alanının 55.400m2 olmadığı 52.031m2 olduğunu, yüz ölçüm alanı ise 10.207,32m2 olduğu, 28/03/2016 tarihinde yapım işi gerçekleşme oranına ait 9610 seviye tespitinin olduğunu, seviye tespitinin üzerinden 2,5 ay geçmesinden sonra Büyükçekmece ... Noterliğince 24/06/2016 tarih ve ... yevmiye nolu  ihtarı ile yapı denetim sözleşmesini fesih ettiğini ve fesihin Beylikdüzü Belediyesi'ne ve Çevre Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü'ne bildirildiğini, Davacı firmanın alacağının Yapı Denetim Mevzuatı'na göre alacağının fesih tarihine kadar olan seviyeye kadar olacağı %100 seviye üzerinden toplam hakediş istemesinin yönetmeliğe açıkça aykırı olduğunu, davacının alacağının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; \"...Taraflar arasında yapı denetim hizmeti sözleşmesi olduğu, sözleşme kapsamında davacının yüklenici, davalının ise iş sahibi olduğu hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki ihtilaf dava konusu sözleşme kapsamında davacının üzerine düşen edimini yerine getirip getirmediği, getirmiş ise ne kadar miktarlık kısmını yerine getirdiği, edimi yerine getirmesi halinde davalı tarafça davacıya hak ediş bedellerinin ödenip ödenmediği noktasındadır. Mahkememizce taraflar arasındaki sözleşmeye istinaden resmi kurumlar tarafından düzenlene hak ediş belgeleri ve dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Mahkememizce alınan bilirkişi raporunda; davacı, davalı ve Beylikdüzü Belediye Başkanlığı personelinin imzasını taşıyan yapı seviye tespit tutanağında işin seviyesinin % 100 olarak tamamlandığının tespit edildiği, yapının tamamlanması sebebiyle davalı adına yapı ruhsatının düzenlendiği, yapının % 10 seviye hak edişinin ödendiği, ancak geri kalan kısım için hak ediş bedelinin ödenmediği, % 90 seviye hak ediş bedelinin 307.558,91-TL olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafından bizzat kendi imzasını taşıyan yapının % 100 davacı tarafından bitirildiğine dair seviye tespit tutanağına karşın yapının davacı tarafından % 10 oranında yapıldığı, geri kalan kısmının ise başka bir yapı denetim firması tarafından yapının denetlendiğine dair itiraz ve savunmada bulunmuş, ancak resmi belgenin aksi ve sahteliğini ispatlar ve başka firma tarafından yapıldığına dair geçerli ve kesin bir delil dosyaya sunmamıştır. Bu nedenle davalı vekilinin itiraz ve savunmalarına Mahkememizce itibar edilmemiştir. Davacı tarafından dava konusu yapımının denetlenme işinin % 100 seviyesinde yapıldığı ve sözleşme kapsamında edimini ifa ettiği taraflar ve Belediye Başkanlığı yetkilisi tarafından imza altına alınan seviye tespit tutanağı ile sabit olduğundan ve davacının ödenmeyen % 90 seviyeye ilişkin hak ediş bedeline hak kazanması sebebiyle dava açmakta hukuki yararı bulunduğundan...\" gerekçesi ile; \"Açılan davanın KABULÜ İLE; Davalı borçlunun Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra takip dosyasındaki takibe yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden aynen devamına, Hüküm altına alınan asıl alacağın % 20 oranında (61.511,78-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine...\" şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yapı denetim hizmetinden kaynaklanan eldeki davada, yapılan istinat-perde duvar alanının sadece 10.207,32 metrekare olduğunu,  hal böyle olunca davacı tarafça sanki 55.400,00 metrekare inşaat alanı yapılmış gibi hesaplamayla talepte bulunulmasının yasal dayanağının bulunmadığını, 28/03/2016 tarihli seviye tespit tutanağının 10'u işaret ettiğini, davacı firmanın noterce keşide edilen fesih ihbarının etraflıca değerlendirilmediğini, Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği düzenlemelerinin davalı yanın haklılığına işaret ettiğini, mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporunun yeterli incelemeyi içermediğini, dolayısıyla karara da esas alınamayacağını, raporda bulunan yapı yaklaşık maliyet hesabı ve sözleşme içeriğindeki tutar 213.899,40 TL olsa da, sonuç kısmıyla 307.558,91 TL talep edilebileceğine dair getirilen kanaate iştirak edilmediğini, davalı adına imza edilen sözleşmeler ve inşaat yükünün 5 kat gibi fazlasına alınan bir metrekare hesabıyla fahiş bir fiyatlandırma çıkartıldığını, 12/10/2017 tarihli seviye tespit tutanağının değerlendirilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu, alacağın likit ve muayyen olmadığını, dolayısıyla icra - inkâr tazminatı talebinin de reddi gerektiğini, davalının bir lojistik firması olup yapı denetim hak ediş hesaplamasını bilmesine imkânının olmadığını, tüm bu sebeplerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;Taraflar arasında akdedilen yapı denetim hizmet sözleşmesi nedeniyle ödenmediği iddia edilen hizmet bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin eldeki davada, yerel mahkeme tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davalı yanca yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun  341 nci maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355 nci maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya mündericatında yer alan, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip icra takip dosyasının incelenmesinde, davacı- alacaklı yanca davalı- borçlu hakkında toplam 307.558,91-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı ve davalı- borçlu yanca yasal süresi içerisinde itiraz edildiğinden takibin durdurulmasına karar verildiği, akabinde de davacı- alacaklı yanca yasal hak düşürücü süre içerisinde İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen yapı denetim hizmet sözleşmesi nedeniyle ödenmediği iddia edilen hizmet bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 2 nci maddesinde; \"Bu Kanun kapsamına giren her türlü yapı; Bakanlıktan aldığı izin belgesi ile çalışan ve münhasıran yapı denetimi ile uğraşan tüzel kişiliğe sahip yapı denetim kuruluşlarının denetimine tabidir. Yapı denetim hizmeti; yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi veya vekili arasında akdedilen hizmet sözleşmesi hükümlerine göre yürütülür. Yapı sahibi, yapım işi için anlaşma yaptığı yapı müteahhidini vekil tayin edemez.\" hükümleri getirilmiştir.Aynı Kanun'un 5 inci maddesinde; yapı denetimi hizmet sözleşmelerinin yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında akdedileceği belirtilmiştir. Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliğinin \"Tanımlar\" başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde yapı müteahhidi; yapım işini, yapı sahibine karşı taahhüt eden veya ticari amaçla veya kendisi için şahsi finans kaynaklarını kullanarak üstlenen, ilgili meslek odasına kayıtlı, gerçek ve tüzel kişi, (r) bendinde ise yapı sahibi; yapı üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan gerçek ve tüzel kişiler şeklinde tanımlanmıştır.Aynı Yönetmeliğin \"Yapı sahibinin görev ve sorumluluklarını\" düzenleyen 8 inci maddesi; \"(1) Yapı sahibi, yapı denetimi hizmet sözleşmesini bizzat veya hukuken temsile yetkili vekili aracılığı ile imzalamak zorundadır. (2) Yapı sahibinin aynı zamanda yapı denetim kuruluşunun denetçisi olduğu hâllerde, yapı sahibi olan denetçiye görev verilmemek kaydı ile, mensubu olduğu yapı denetim kuruluşunca işin denetiminin üstlenilmesi mümkündür. (3) Yapı sahibi, yapı denetimi hizmet bedeli taksitlerini zamanında ödemek ile yükümlüdür. (4) Yapı sahibi projede, mahal listesinde, metrajda ve yapı yaklaşık maliyetinde bulunmayan herhangi bir imalatı, ruhsata bağlanmadığı müddetçe yapı müteahhidinden ve yapı denetim kuruluşundan isteyemez ve bu gibi istekler yerine getirilemez. (5) Tamamlanan yapı, yapı kullanma izni belgesi düzenlenmeksizin kullanıma açılamaz. (6) Yapı kullanma izni belgesi alınmış bir yapıda, ruhsat düzenlenmeksizin değişiklik yapılamaz. İşin fiziki olarak bittiğini gösteren iş bitirme tutanağının ilgili idarece onaylanmasından sonra yapılacak olan değişikliklerden yapı sahibi sorumludur.\" şeklinde düzenlenmiştir.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde ise; davanın, taraflar arasında akdedilen yapı denetim hizmet sözleşmesi nedeniyle ödenmediği iddia edilen hizmet bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu, yerel mahkemece alınan ve Dairemizce de iştirak edilen teknik bilirkişi raporunda; \"...Yapılan teknik inceleme sonucunda; Büyükçekmece ... Noterliğinden tasdikli 24.06.2016 tarihli ... yevmiye sayılı İSTİFANAME den maddi anlaşmazlık nedeniyle denetim sözleşmesinin davacı tarafından feshedildiğinin anlaşıldığı, ayrıca ilgili Belediye tarafından gönderilen Seviye Tespit Tutanağına göre istifaname tarihi itibariyle belirtilen yapının gerçekleşme oranının yüzde 100 olduğu, bununla birlikte yapının tamamlanması için Yapı Denetim sözleşmesinin ön şart olması sebebiyle dosya kapsamında yapılan inceleme sonucunda eksiklik nedeniyle ilgili belediyece yapının durdurulduğu, yeni bir yapı denetim firması ile anlaşıldığı ve yeni yapı denetim firması atanma sürecine kadar inşaatın mühürlendiğine dair bilgi ve belge bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalıdan kalan %90 oranındaki hakkediş bedelini talep edebileceği, -Dosya kapsamında yer alan 3 numaralı hakkedişe göre davacının %90 hakkediş için talep edebileceği tutarın Bakanlık sisteminde belirtilen tutar olan 307.558,91-TL olabileceği ve davacının bu tutarı davalıdan talep edebileceği...\" şeklinde ifade edildiği üzere, davacı tarafından dava konusu yapının denetlenme işinin %100 seviyesinde yapıldığı ve dolayısıyla da davacının, sözleşme kapsamında üstlenmiş olduğu denetim hizmetine ilişkin edimini ifa ettiğinin, taraflar ve Belediye Başkanlığı yetkilisi tarafından imza altına alınan seviye tespit tutanağı ile de sabit olduğu ve bu haliyle de davacı denetim firmasının, sözleşme kapsamında ödenmeyen %90 seviyeye ilişkin hak ediş bedeline hak kazandığı;Her ne kadar davalı yanca, davacı tarafından denetim hizmetinin sadece %10'luk kısmının ifa edildiği, geri kalan kısmının ise başka bir yapı denetim firması tarafından yerine getirildiği iddia edilmiş ve bu husus İstinaf sebebi de yapılmış ise de; yerel mahkemece de isabetli olarak tespit edildiği ve Dairemizce de iştirak edildiği üzere; davalı tarafın, bizzat kendi imzasını taşıyan ve dava ve takip konusu alacağın dayanağı olan yapının, %100 oranında davacı tarafından bitirildiğine dair seviye tespit tutanağına karşın, davacı tarafından denetim hizmetinin %10 oranında yapıldığı, geri kalan kısmının ise başka bir yapı denetim firması tarafından yerine getirildiğine ilişkin İstinaf sebebine itibar edilmemiş ve ayrıca davalı yanca resmi belgenin aksini ispatlar mahiyette, yani eş söyleyişle; denetim hizmetinin %90 lık kısmının başka firma tarafından yapıldığına dair geçerli ve kesin bir delil de dosyaya sunulamadığından, davalı yanın iş bu yöndeki İstinaf isteminin reddine karar verilmiştir.Davalı yanın, icra- inkar tazminatına ilişkin İstinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede ise; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 inci maddesinin 1 inci fıkrasına göre takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptali davası açabilir. Aynı maddenin 2 inci fıkrasına göre de itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir. Kanunda öngörülen tazminatların tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır.İcra inkar tazminatı, Kanun'a borçlu olduğu miktarı bilebilecek ya da bu miktarı tayin edebilecek durumda olan borçlunun ödeme emri üzerine icrada borcunu inkâr etmesini önlemek amacıyla konulmuştur. İcra inkâr tazminatı için müstakil ayrı bir dava açılamaz. Ayrıca açılan itirazın iptali davasında talep edilen icra inkâr tazminatında ayrıca harç ödenmemiş olması da talebin geçersizliğini gerektirmez (Bknz. Yavuz, Nihat: Uygulamada ve Öğretide İtirazın İptali ve Tahsil ( Eda) Davası, Ankara 2007, s. 228 vd.). İcra inkar tazminatı hüküm altına alınan alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. İcra inkâr tazminatı Borçlar Kanunu anlamında bir tazminat olmayıp borçlunun ödeme emrine haksız yere itiraz etmesini önlemek için konulmuş bir müeyyidedir (Bknz. Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflas Hukuku, Ankara 2017, s. 112). Bu nedenledir ki Kanunda oran ile ilgili olarak üst sınır da öngörülmemiştir.Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 23.01.2020 Tarih ve 2017/3-1530 Esas-2020/58 Karar, 08.02.2022 Tarih ve 2018/18-1119 Esas-2022/92 Karar  ve 03.06.2021 Tarih ve 2017/15-2332 Esas-2021/665 Karar sayılı kararları). Ayrıca, likid alacak bakımından aranan; \"borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına)  veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması\" ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin,  alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında \"hesap işi\", çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan  borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Bknz. Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.10.2012 Tarih ve 2012/9-838 Esas-2012/715 Karar sayılı kararı).Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde ise; somut olayda alacağın dayanağının, yapı denetim hizmet bedelinden kaynaklandığı ve bu haliyle de alacak miktarının, likit ve belirlenebilir olduğu ve ayrıca kabul edilen miktar itibariyle de davalı yanın takibe ilişkin itirazının da haksız olduğu anlaşıldığından (Bknz. Yargıtay 19. H.D.'nin, 2012/8124 Esas-2012/14222 Karar sayılı kararı), davalı yanın bu yöndeki istinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Bu itibarla da; gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması ve  İlk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından  uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu  anlaşıldığından; davalı yanın istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davalı yanın istinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 3.Alınması gereken 21.009,00 TL harçtan yatırılan 4.580,7‬0 TL'nin mahsubu ile bakiye 16.428,3‬0 kalan TL'nin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 24/04/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"860f9290bf5147a2","SID":"d87084b8dfe24d30"}}