{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1656 <br>KARAR NO:2025/419<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:26/03/2021<br>NUMARASI:2017/745 Esas -  2021/215 Karar<br>DAVA:Tazminat (Maddi-Manevi Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/03/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı şirketin ... markalı ürün satışının yanında çeşitli tanınmış markaların distribütörlüğünü yaptığını, davalı şirkete ait ... markası altındaki ürünlerini 10 yıldan fazla bir süredir Afyon, Uşak, Kütahya Eskişehir, Bilecik, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Zonguldak, Karabük ve Bartın'da tek satıcılığını yaptığını, hal böyle iken davalının, hiçbir ihtar ve ihbarda bulunmadan Ocak 2017 ayı başında, aniden ve makul bir süre tanımadan ticari ilişkiye haksız bir şekilde son verdiğini, davalının müvekkil şirketle ticari ilişkisi devam ederken başka firmalarla 2016 yılında görüştüğü ve anlaştığı hususunun tespit edildiğini, davalının bu haksız feshi yüzünden kazanç kaybından ve TTK m.122/5 uyarınca markanın tanınmışlığına sağlanan katkı tazminatından mahrum kaldığını, ayrıca yatırım giderlerinden dolayı zarara uğradığını öne sürerek, haksız fesih nedeniyle şimdilik 500 TL maddi tazminat ve ticari İtibar kaybı nedeniyle 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili, 30/11/2020 tarihli dilekçesi ile, 500.00 TL olan maddi tazminat talebini  78.814,11 TL’ye ıslah etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin, davacı şirketle çalışmasına 2007 yılında İzmit/Adapazarı, 2009 yılında Zonguldak, 2011 yılında Eskişehir, 2016 yılında Afyon/Uşak bölgelerinde distribütörlük faaliyeti yürüttüğünü, 2016 yılı sonlarına gelindiğinde davacı şirket ile ilişkileri sonlandırma kararı alındığını, kararın kendilerine bildirilebilmesi iç in 2016 yılı Aralık ayından itibaren kendilerinden randevu alınmaya çalışıldığını, çok yoğun oldukları gerekçesiyle toplantı talebini erteleyen davacı şirket ile ancak 6 Ocak 2017 tarihindeki toplantıda bir araya gelinebildiğini işbu toplantıda taraflar arasında sağlanan mutabakat neticesinde ticari ilişkileri sonlandırma kararı alındığını, davacıyı zor durumda bırakmamak için bu sonlandırmanın aşama aşama yapılması hususu tavsiye edilmiş ise de davacının Ocak ayı içinde bu sonlandırılmanın tamamlanmasını talep ettiğini, davacı vekili, sözleşmenin haksız feshedildiğini iddia etmiş ise de kurulmuş olan distribütörlük sözleşmesinin belirsiz süreli bir sözleşme niteliğinde olduğunu, TBK'da yer alan düzenlemelere göre belirsiz süreli bir sözleşmenin taraflardan herhangi biri tarafından ihbar öneline uyulmak suretiyle her zaman feshedilebileceğini, bu nedenle tazminat talebinin yerinde olmadığını, davacının ticari ilişkiye binaen yatırım yaptığını, depo kiraladığını, çalışanı istihdam ettiğini iddia etmiş ise de davacının yalnızca müvekkil şirketin değil, farklı firmaların da distribütörlüğünü yaptığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Dava konusu uyuşmazlıkta; Taraflar arasında yazılı olarak tesis edilmiş bir TEK SATICILIK SÖZLEŞMESİ bulunmamakla birlikte, tarafların karşılıklı beyanlarından Davacı Şirket ile Davalı Şirket arasında 10 Yılı aşkın süredir devam eden Tek Satıcılık Akdi ilişkisi olduğu ve bu akdi ilişki çerçevesinde tarafların karşılıklı mutabakatıyla belirlenen bölgelerde davacı şirketin davalı şirkete ait ürünlerin tek satıcısı olarak faaliyet gösterdiği ve taraflar arasında sözlü olarak akdedilmiş belirsiz süreli bir tek satıcılık ilişkisinin var olduğu, Taraflar arasındaki Distribütörlük ilişkisinin feshine ilişkin olarak davalının yazılı bir ihtar ve ihbarının olmadığı, akdi ilişkinin sözlü uyarı ile 2017 Ocak ayında sonlandırıldığının anlaşıldığı,Taraflar arasında davalı tarafın sözleşmeyi sona erdirme iradesinin davacıya ulaştığı (fesih) konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, davalı tarafın sözleşmeyi feshinde haklı bir sebep ileri sürmediğinden sözleşme ilişkisini olağan fesih yoluyla sona erdirdiği, davalı taraf fesih bildiriminde süre vermediğinden 6 aylık fesih önelinin mahkememizce uyuşmazlık konusu olayda uygulanmasının uygun olacağının değerlendirildiği, Sözleşmenin tarafların karşılıklı mutabakatı ile sona ermediğinin değerlendirildiği, davalı tarafın fesih beyanında bulunurken ihbar öneli vermediğinden, davacının kar kaybı talep edebileceği, mali yönden yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde bilirkişi raporlarında da değerlendirildiği üzere taraflar arasında 2007 yılında başlayan ticari ilişkide hangi müşterilerin 2007 yılı öncesinden gelmekte olduğu, hangi müşterilerin ise 2007 yılı sonrasında davacı portföyüne girdikleri tespitinin yapılamadığı davacının bu hususu ispat edemediği, davacının sırf davalının mallarını satmak için yatırım yaptığı iddialarını ispat edemediği, davacı Şirketin dava konusu uyuşmazlıktan kaynaklı ticari itibar kaybına uğradığının ispat edilemediği, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı, mahkememizce değerlendirilerek, davacının kar mahrumiyeti alacağına  haksız fesih tarihi olan akdi ilişkinin davalı tarafından fiilen sonlandırıldığı 01.01.2017 tarihinden itibaren avans faizi işletilebileceği, bu nedenlerle  davanın kısmen kabulüne,...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davalının, hiçbir ihtar ve ihbarda bulunmadan, yeni bir yılın başında Ocak 2017’de uzun süreli ticari çalışmaya aniden, makul süre tanımadan, yazılı hiçbir ihtarda bulunmadan, haksız bir şekilde son verdiğini, Davalının davacı ile ticari işi devam ederken başka firmalarla 2016 yılında  görüşerek, hazırlıklar yaparak anlaştığı ardında davacı ile çalışmaya son verdiği tespit edilmiş bu hususa davalının dava boyunca hiç bir itirazı olmadığını, nitekim hali hazırda davalı, 2016’daki hazırlıkları çerçevesinde davacıya verdiği bölgeye küçük bir bölüm daha katarak 2 ayrı firma ile çalışmakta olup davalı defterlerinden tespit edilebileceğini,Davalının talebi ile yeni distiribitörüne devrettirmiş davalı Şirket istinaf dilekçesinde tekrarla belirttikleri \"mutabakat\" ile taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiği iddiasının maddi gerçeğe aykırı olduğunu, davalının her hangi bir ihtar ve ihbar etmeden, hatta gelecek yıl çalışma koşulları konuşulduktan ve davacının sözleşmesini önceden 3.bir firma ile anlaşıp, piyasada çalıştırmaya başladıktan sonra davacının sözleşmesini feshettiğini, mutabakata delil olarak davacı elindeki ürünlerin davalının davacıya haber vermeden distribütörlük verdiği şirkete devir edilmesini gösterdiğini, davacının distribütörlük anlaşması haber verilmeden davalı tarafından sonlandırılmış, piyasaya çıkarılmış artık davacının elindeki ürünleri piyasaya sürmesi yasak olduğundan başka noktalara satışının mümkün olmadığını, bu nedenle davalının işaret ettiği firma dışında kimseye satışı mümkün olmadığından davalının yeni distribütörüne devredildiğini, oysaki yapılan işlem sadece elindeki malın yeni davalı distribütörüne aynı bedel ile fatura kesilerek devredildiğini, bu piyasaya satış ile aynı kategoride ve karda olmadığı gibi sözleşmenin haksız feshinde ödemesi gerekli tazminatı da karşılamadığını, dava süresince böyle bir iddiada bulunmayan davalının iddia ve savunmasını genişletmesine muvafakatinin olmadığını, davacının Afyon, Uşak, Kütahya, Eskişehir, Bilecik, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Zonguldak,  Karabük ve Bartın’da tek satıcılığını yapmakta iken bu kadar geniş bölgeye yapılacak satış ile elde kalan ürünlerin devrini aynı kefeye konulmasının gerçeğe aykırı olduğunu, davalının ısrarla; davacının elindeki ürünleri elden çıkarmasını “mutabakata” yönelik delil olarak gösterme çabasında olduğunu, oysa sözleşmenin haksız feshi iadeden/elden çıkarmadan çok önce yıl sonuçlanmadan davalı tarafından gerçekleştirildiğini, bu feshin davacı yanın mutabakatı ve haberi olmadan gerçekleştiği taraflar arasında yazışmalardan açık olup sözleşmenin feshi anı, eldeki malların iade/elden çıkarma anı olmayıp davalının başka firma ile çalışma ve davacı ile sonlandırma anı olup diğer yandan davalı firmanın ürünleri için ilave depolar tutulmuş davalı tarafından feshedilen sözleşmeden sonra bu depoların elde tutulması veya elde ürünlerin, davalı başka bir firma ile çalışırken, davacı tarafından piyasada satışı da mümkün olmadığına göre başka bir yol da olmadığını, Mahkemeye sunulan deliller içindeki mailler incelendiğinde davacı yetkililerinin açıkça “taraflar arasındaki anlaşmanın; davalı tarafından feshedildiğini ve tazminin beklendiğini belirttikleri\"nin görüleceğini, mutabakata delil olarak gösterilen mailin, fesihden sonra tazmin talebi için gönderildiğini, davacı Şirket uzun yıllardır, İstanbul ve Marmara bölgesi başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinde, çeşitli markaların tek satıcılığını yapan ve piyasada bilinen bir tüzel kişi olup bilirkişi raporlarında da belirtildiğini, bu bilinirliğin uzun yıllardır yapılan yatırımlar ve büyük bir emek sonucunda oluşturulduğunu, davalının haksız ve ihbarsız feshi müvekkili hazırlıksız bıraktığı gibi diğer markalar, müşteriler, çalışanlar ve satış noktaları karşısında “itibar ve güven kaybına” uğramasına sebebiyet verdiğini, özellikle davacı Şirket, davalı markalarının satışı yapılan noktalara diğer yetkili olduğu markaları da sattığından; gerek marka sahibi Şirketlerin gerekse satış noktalarının karşısında güven kaybına uğradığını, ihbarsız feshi ve önceden hazırlanan yeni tek satıcı Şirketlerin, davacı satış noktalarına davalı ürünlerini satmaya devam etmesi davacıyı çok zor durumda bıraktığını, mahkemeden talep edilen manevi tazminatın bu itibar ve güven kaybını karşılamasının mümkün olmadığını, talep edilen 10.000.-TL manevi tazminatın tamamen sembolik olduğnu, buna rağmen sembolik bu manevi tazminatın reddinin yerinde olmadığını, maddi kar kaybı dışında Şirketin zedelenmesi ve piyasada oluşan güven gaybı da hukuk koruması altında olup bu miktarın ne kadar cüz’i olduğu taraflar arasındaki milyonları bulan ticaret ile karşılaştırıldığında ve yine davacının toplam ticaret rakamları, iş hacmi ve çalışma bölgesi de göz önüne alındığında görüleceğini, haklı olarak talep edilen manevi tazminat sadece bir nebze de olsa itibarın ve güven kaybını onaracak şekilde haksızlığın tespiti anlamını taşıyacağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen manevi tazminata ilişkin ret kararının kaldırılmasını ve manevi tazminat davasının kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşmenin haksız fesih ile değil, mutabakat ile sonlandırıldığını, mahkeme tarafından dosyadaki delillerin yeterli değerlendirilmemesi sebebiyle;  gerekçeli kararda \"sözlü uyarı ile\" distribütörlük ilişkisinin sona erdirildiği kanaatine varılmışsa da davalı şirket ile davacı şirket yetkilileri bir araya gelmiş, karşılıklı mutabakat ile sözleşmenin sona erdirildiğini, sözleşmenin mutabakat ile sonlandırıldığı bir anlığına kabul edilmeyecekse dahi davacının herhangi bir kazanç kaybına uğramadığı izahtan vareste olup davaya ilişkin işbu itirazlarının kabul edilmeyecekse dahi mahkemenin 6 aylık fesih öneline uyulmadığından bahisle 78.814,11 TL'lik tazminata hükmetmiş olması bozmayı gerektirmekle dolayısıyla bilirkişi incelemesiyle taraflar arasındaki feshin gerçekleşmesi ile  davacı tarafından yeni distribütöre transfer edilen stoğun kaç aylık bir stok olduğu ve davacının transfer esnasında elde ettiği kazancın (kârın) ne olduğu hesaplanmalı ve ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen yoksun kalınan kâr tutarından mahsup edilmesi gerektiğini, davacının manevi tazminata ilişkin talepleri reddedilmiş olsa da tarafı lehine bu hususta bir vekalet ücretine hükmedilmediğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, distribütörlük sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan maddi zarar ile manevi zararın tazmini  davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, distribütörlük sözleşmesinin haksız feshedilip feshedilmediği, sözleşmenin mutabakatla sona erip ermediği, manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı, manevi tazminat yönünden davalı yararına vekalet ücretine karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasındadır.Davacı tarafça, distribütörlük sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan kar kaybına uğradığı ve ticari itibarının sarsıldığı iddiasıyla maddi ve manevi tazminata karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiği ihtilaf konusu değildir. Ancak, fesih için bir ihtar ve ihbar söz konusu değildir.Taraf beyanlarından, sözleşmenin sözlü olarak herhangi bir ihbar öneli verilmeden feshedildiği anlaşılmaktadır. Belirsiz süreli sözleşmeler ihbar öneli verilerek her zaman ve haklı sebeplerin varlığı halinde derhal feshedilebilir. Davalı, herhangi bir önel vermeden sözleşmeyi feshettiğine göre, feshin haklı nedene dayandığını ispat ile yükümlüdür. Fesih, tek taraflı bir irade açıklaması olup, bu beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur ve karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Bu nedenle davacının, feshe karşı koymaması ve elindeki stokları, davalının yeni distribütöre devretmiş olması da haksız fesih nedeniyle sahip olduğu haklardan vazgeçtiği anlamına gelmeyecektir. Davalının sunduğu mail yazışmalarında davacının tazminat hakkından feragat ettiğine ilişkin bir beyan bulunmamaktadır. Bu halde, davalı sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ispatlayamamış olup, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle davacının kar kaybı zararından sorumludur.Davalı, davacının elindeki stokları üzerine kar koyarak yeni distribütöre devrettiğini ve zararının bulunmadığını ileri sürmüş ise de, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 24/01/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda iade faturaları düşülmüş ve böylece yıllık ortalama satışlardan daha düşük bir satış tutarı işleme esas alınmış olduğundan davalının söz konusu iddiası yerinde görülmemiştir. Bu doğrultuda kar kaybının tazminatına esas olarak 6 aylık dönemin esas alınmasında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Davacı tarafça manevi tazminat da talep edilmiştir.Tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerini kabul edilmektedir(Yargıtay HGK'nın, 15.12.2004 Tarih ve 2004/4-709 E.- 2004/720 K.; 31.05.2000 Tarih ve 2000/4-900 E. - 2000/935 K. sayılı kararları). Ancak,  manevi tazminata karar verilebilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 24. maddesi hükmünde genel olarak açıklanan kişilik haklarına bir saldırı bulunması, hukuka aykırı fiil sonucunda kişilik haklarının zarar görmüş olması zorunludur. Davacı tarafça, davalının gerçekleştirmiş olduğu fesih sebebiyle kişilik haklarının zedelendiği, ticari itibarın sarsıldığı ispat edilememiştir. Bu halde, eldeki davada talep olunan manevi tazminatın koşulları oluşmamıştır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davanın kar mahrumiyeti yönünden kabulüne, manevi tazminat yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Davalı vekilince, davacının manevi tazminat talebi reddedilmişse de, ilk derece mahkemesince lehe vekalet ücretine hükmedilmediğini beyanla, lehe vekalet ücretine hükmedilmesini ve gerekçeli kararda yer alan (6) numaralı hüküm fıkrasının düzeltilmesi talep edilmiştir.  İlk derece mahkemesinin (6) numaralı hüküm fıkrası, \"Manevi tazminat talebi yönünden davalı vekili lehine 2021 yılı AAÜT göre hesaplanan 4.080,00 TL vekalet ücretinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,\" şeklindedir.  Mahkemece esasen manevi tazminat yönünden davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmiş ancak maddi hata sonucunda takdir edilen bu vekalet ücretinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiştir. Bu maddi hatanın karar yerinde her zaman düzeltilmesi mümkün bulunduğundan kaldırma sebebi yapılmamıştır HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.346,00 TL harcın, alınması gerekli olan 5.383,79 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.037,79 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.  27/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"77ed3871f6d649fb","SID":"9d2ad40794cc37de"}}