{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2024/444 - Karar No:2025/409<br>                        T.C.<br>                   ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         27. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/444 <br>KARAR NO\t: 2025/409<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 04/03/2024<br>NUMARASI\t: 2020/252 E-2024/119 K<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 11.04.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 11.04.2025<br>\t<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tDavacı vekili: Taraflar arasında 12.12.2012 tarihinde Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesinin imzalandığını, sözleşme gereğine  müvekkilinin Teknopark İstanbul Teknoloji Geliştirme Bölgesi Yerleşke Altyapı ve Tesisleri Yapım İşini üstlendiğini, sözleşme kapsamındaki işin 12.02.2014 tarihinde müvekkili tarafından bitirilip teslim edildiğini, ancak sözleşme bedelini davalı şirketten tam olarak alamadığını, hakedişlerinin bir kısmının ödenmediğini, davalı yanca hakedişlerde haksız kesintiler yapıldığını, ayrıca davalının sözleşme konusunda gördüğü bazı eksiklikleri sözleşmeye aykırı olarak müvekkiline bildirmeden kendisinin gidermeye çalıştığını ve bunun sonucunda yaptığı harcamaların bedelini de müvekkili üzerinde bıraktığını, sözleşmeye göre davalı şirketin ödemeleri idarece hakedişinin ödenmesinden itibaren 5 gün içerisinde müvekkiline nakit ve eksiksiz olarak ödeme borcu bulunduğunu, davalı şirketin ahde vefa ilkesine uymayıp sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmediği gibi Türk Ticaret Kanunun 18. maddesinde düzenlenen basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğüne de uygun davranmadığını,  müvekkilinin  yaptığı harcamalara ilişkin düzenlediği faturaları davalıya gönderdiğini, davalının fatura bedellerini ödemediğini, faturalara itiraz da etmediğinden içeriklerini kabul etmiş sayılması gerektiğini, 31.10.2019  tarihli ihtarnamenin ve de arabuluculuk görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını belirterek davanın kabulüne, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiş,\tdavacı vekili 17/01/2024 tarihli ıslah dilekçesiyle  davadaki talebini 256.253,50 TL’na yükselterek ıslah ettiğini belirterek tüm alacak miktarlarına ticari davalara uygulanan en yüksek faizin  uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.\t\t<br>\tDavalı vekili: Zamanaşımı, hak düşürücü süre, görev, yetki ve husumet itirazlarında bulunduklarını,  esas bakımından ise müvekkili şirketin davacıya işbu dava konusuna ilişkin olarak herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının sözleşmeye göre hak ettiği tüm ödemeleri gerçekleştirdiğini, talep edilen alacak miktarına ilişkin olarak müvekkili şirket kayıtlarında herhangi bir kaydın mevcut olmadığını, davacı tarafın sözleşme ile yapımını üstlendiği işi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini,  işi tamamlamadan işin yapıldığı yeri terk ettiğini,  bu nedenle müvekkilinin kendi imkanları ile tamamladığını ve davacı işçilerinin ücretlerini dahi müvekkilinin ödediğini, hakedişin davacı tarafça ihtirazi kayıtsız imzalandığını, faturaların müvekkiline teslim edildiğini ispat yükünün davacıda olduğunu belirterek davanın usulden aksi halde ise esastan reddini istemiş, ıslaha karşı da zamanaşımı defiinde bulunarak ıslah talebinin usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. \t\t<br>\tİlk derece mahkemesince: Davanın taraflar arasında akdedilen 12.12.2012 tarihli Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesine ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, davanın tarafları tacir olduğu, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren iş bu dava ticari dava olup mahkemenin davaya bakmakta görevli olduğundan görev itirazı, yetki itirazında yetkili mahkeme bildirilmediğinden usulüne uygun yetki itirazı olmadığı, kaldı ki davalının adresinin de mahkemenin yetki sınırlarında kaldığı görülmekle yetki itirazının mahkemece kabul görmediği, zamanaşımı itirazının değerlendirilmesinde; TBK'nın 126/4. maddesinde, eser sözleşmelerinde 5 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörüldüğü, iş bu sürenin TBK'nın 128. maddesinde yer alan düzenlemeye göre alacağın muaccel olduğu tarihte başlayacağı, kesin kabul yapılmadan kesin hakediş düzenlenemeyeceğinden fazla ödemeye dayalı alacaklarda alacağın muaccel olduğu, yani zamanaşımının başlangıç tarihinin kesin hesap ve kesin kabulün onay tarihi olacağı, dava konusu işe ilişkin geçici kabul tutanakları sunulmuş ise de kesin kabul tutanaklarının olmadığı anlaşılmakla zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerektiği, taraflar arasında akdedilen sözleşmeye ilişkin alacak davası olup, davacın davalıya iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğundan husumet itirazının mahkemece kabul görmediği, davacının dava konusu sözleşmeye uygun şekilde işi ifa etmesine karşın bedelinin eksik ödendiği ve teminat kesintilerinin iade edilmediğini iddiası ile iş bu alacağın davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının  ise davacı taşeronun işi sözleşmeye uygun şekilde ifa etmeyerek işi yarım bıraktığı, bu sebeple işin davacı nam ve hesabına 3.bir kişiye yaptırıldığını, bu sebeple yapılan ödemelerin davacı alacağından tenzil edildiğini, davacının herhangi bir hak ve alacağını bulunmadığını belirterek davanın reddini istediği, taraflara verilen kesin sürede dosyaya dava konusu sözleşme metni sunulmadığından tarafların sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, teminatın iade koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilirken sözleşmeden faydalanılamadığı, mahkemece genel hükümler çerçevesinde değerlendirme yapmak gerektiği, Türk Borçlar Kanununun 473/II maddesinde “Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, iş sahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.” denildiği, davalının dava konusu işi üçüncü kişiye yaptırılabilmesi ve masraflarının davacıdan istenebilmesi, kendi kusurunun olmaması ve davacıya TBK. md. 123’e göre uygun bir süre verip, hasar ve masrafı ona ait olmak üzere ayıpların giderilmesini talep etmiş  ya da işin devamının üçüncü kişiye yaptırılacağı ihtarında bulunmuş olması gerektiği, davalı iş sahibinin  iş bu yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde masrafları davacı yükleniciden talep etme hakkı bulunmamakla masraflara kendisi katlanmak zorunda olduğu, davalının iş bu yükümlülükleri yerine getirdiğine ilişkin ispata yarar bir delil sunmadığının görüldüğü, bilirkişi marifetiyle taraf defter kayıtlarının incelendiği, kayıtlarda yer alan 10.000,00 TL'lık farka ilişkin davacının davalı şirket muhasebe sorumlusu ... hesabına SGK primlerinin yatırması için 19.03.2013 tarihinde  10.000,00 TL  gönderdiğini iddia ettiği, dosyaya kazandırılan banka dekontu ve yapılan SGK ödemeleri birlikte değerlendirildiğinde davacının davalıdan 10.000,00 TL alacaklı olduğunun ticari kayıtlarda yer almasa da yapılan hesaplamalarda dikkate alındığı,  iş bu hesaplamanın mahkemece de kabul gördüğü, mahkemece alınan bilirkişi heyeti raporları ile dosyada mevcut belgelere göre davacının hakedişlerinden davalı yanca yapılan teminat kesinti tutarının 87.760,17 TL olarak hesaplandığı, mahkemece iş bu hesaplama denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülerek hükme esas alındığı, bu tutarın davacıya iade şartları değerlendirilmesi için davacı tarafın söz konusu iş nedeni ile herhangi bir borcu olmadığına dair SGK ilişiksiz belgesinin dosyaya kazandırıldığı, SGK Başkanlığının 01.06.2023 tarih E-59027182- 202.01.01-74070621 sayılı yazısında; \"Merkezimizde 4 4221 08 08 1162679 034 23- 02 002 008 sicil numaralı dosyada 002 nolu aracı kodu ile işlem gören ... Yaz. Don. Eğt. Dan. ...İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti ünvanlı işyeri ile ilgili olarak ilgide kayıtlı yazınız gereği yapılan inceleme sonucu, Kurumumuza verilen prim belgelerinden dolayı 01.06.2023 tarihi itibariyle muaccel prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir. İşbu yazı ilgide kayıtlı dilekçenize istinaden Bilgi Amaçlı tanzim edilmiş olup ihalelere girmek için kullanılamaz, 5510 sayılı kanunun 90. Maddesi uyarınca Yapı Kullanma İzin Belgesi verilebilmesi niteliğinde değildir ayrıca, ibra anlamına da gelmemekte olup 30.06.2023 tarihine kadar hüküm ihtiva etmektedir.\" denildiği, davalı yanın teminat kesintilerini iade etmemesine ilişkin haklı bir nedene rastlanılmadığından teminatın iade koşullarının oluştuğunun anlaşıldığı, davalı yanca geçici kabul kapsamında kaçakların giderilmesi için dava dışı ... İnşaat Yapı Malzemeleri & ... isimli firmaya 27.01.2016 tarih A-052563 seri numaralı 26.550,84 TL tutarlı faturaya istinaden ödeme yapıldığı belirtilmiş ise de bu fatura davacı yana tebliğ edilmediği gibi geçici kabul eki eksik iş listesi dosyaya sunulmadığından yapılan ödemenin geçici kabul eksikliklerinden olup olmadığı tespit edilememekle davacının alacaklarından tenzil edilemeyeceğinin kabul edildiği, tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi heyet raporları ile davacının davalıdan ticari kayıt ve defterlere göre alacaklı olduğu tespit edilen tutarda önceki raporlarda yapılan  maddi hatanın düzeltilerek yapılan hesaplama  ile  ticari kayıt ve defterlerde yer almayan ancak davacı tarafından davalı şirket muhasebe sorumlusuna gönderilen 10.000,00 TL’nin de davalıdan alacaklı olunan tutara ilavesi ile toplam alacak tutarının 168.493,33 TL olarak hesaplandığı, teminatın iade koşulları oluştuğundan bu tutara 87.760,17 TL’nin ilave edilmesi ile davanın kabulü ile, 256.253,50 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerektiği, iş bu kısmi davada dava dilekçesinde faiz talebine rastlanılmamakla, davacının 17.01.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile faiz talebinde bulunduğu ve faiz başlangıcı için tarih bildirilmediği görülmekle iş bu alacağa ıslah tarihi olan 17.01.2024 tarihinden avans faiz işletilmesine karar verildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 256.253,50 TL’nin 17.01.2024 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.<br>\t\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davaya konu alacak talebinin  zamanaşımına uğradığını,  davacının alacağı bulunduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte beş yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmayan hukuka aykırı ve mesnetsiz davanın reddi gerektiğini,  davacı şirket tarafından dava dilekçesinde açıkça 12.12.2012 tarihinde sözleşmenin akdedildiği ve 12.02.2014 tarihinde yüklenilen işin teslim edildiğinin beyan edildiğini, dolayısıyla  davaya konu sözde alacağa ilişkin yapılacak zamanaşımı incelemesinde davacı şirket tarafından beyan edilen 12.02.2014 tarihinin esas alınacağını ve alacağın halihazırda zamanaşımına uğradığının sabit olduğunu,  öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olmasının, saklı tutulan kesim için zaman aşımını kesmediğini, zamanaşımının alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesildiğini, bu nedenlerle bu aşamadan sonra davacı tarafından davanın ıslah edilmesi halinde alacağın zamanaşımına uğradığının dikkate alınması gerektiğini, dava beş yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığından işbu davanın öncelikle bu nedenle reddi gerektiğini, bilirkişi raporunda davacı yanın ticari defterlerinde kayıt altına alınan 10.000,00 TL tutarındaki \"... Havale\" açıklamasını haiz işleme ilişkin ödemenin müvekkili şirketin cari hesabına dahil edilmesinin yerinde olmadığı görülerek müvekkili şirketin hiçbir bağlantısı bulunmadığından hukuka uygun olarak hesaplamaya dahil edilmediğini, anılan ödeme işlemine ilişkin dayanak belgenin davacı şirket tarafından dosyasına ibrazı gerekli iken mahkeme huzuruna herhangi bir belgenin sunulmadığını, bu hususun 16.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda yer alan değerlendirmeler ile de sabit olduğunu, dolayısıyla davacı şirket tarafından dayanak belge sunulmamış olan işbu ödemenin hesaplama dışı bırakılması gerektiğini, nakit teminatın alacağına ilişkin hesaplamanın kabulünün mümkün olmadığı gibi kaldı ki davacının dahi  talep etmediği bir hususa mahkemece hükmedilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, hiçbir şekilde aleyhe kabul anlamına gelmemekle birlikte cari hesapta yer alan tutarın nakit teminat kesintilerini de kapsadığını, müvekkili şirket tarafından mahkemece belirtilen şekilde herhangi bir teminat kesintisi yapılarak cari hesaba işlenmesinin söz konusu olmadığını, davacı yanın cari hesap ekstresinde KDV tevkifatı ve stopaj kesintisi dışında bir kesinti mevcut olmayıp teminat kesintisi yapılmadığını, defaatle itiraz edilmiş olmasına rağmen bilirkişi heyeti ve mahkemenin yalnızca davacı defter ve kayıtlarına dayanarak görüş sunduğunu, mahkemece cari hesaba ek olarak nakit teminatın eklenmesi ile mükerrer hesaplama yapıldığını, nitekim müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarında yapılan bilirkişi incelemelerinde bu yönde yapılmış bir tespit de bulunmamakta olup bu hususta davacı iddiasına dayalı hatalı değerlendirmenin söz konusu olduğunu, bilirkişilerce ticari defter ve kayıtlarda yapılan incelemede görülmeyen ancak teminat alacağının bulunduğundan bahisle hesaplama yapılması hukuken mümkün olmadığı gibi mali müşavir bilirkişi imzasını taşıyan bilirkişi raporunu denetime elverişli olmaktan çıkardığını, davacı yanın kendi ticari defter kayıtlarının sunulan belgeler ile uyumlu olmadığı açıkça görülmekte olup kesinti yapıldığı iddiasına dayanak resmi kayıt niteliği dahi taşımayan belgelerin de defter kayıtlarına uyumlu olmadığı ve gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığını, kaldı ki 19.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacı yanın 2013 yılı ticari defter kayıtlarında müvekkili şirketten 622.779,44 TL alacaklı olduğunun görüldüğü belirtilmiş olup davacı yanın mahkemeye bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde sunduğu ve bilirkişi raporunda alacağı olarak hesaplamaya dahil edilen belgeler içerisindeki 17.01.2014 tarihli belgede müvekkili şirkete 31.12.2013 tarihi itibariyle 601.351,70 TL borcu bulunduğuna ilişkin mutabakat yazısının sunulduğunu, bu husus ile davacının kendi ticari defter kayıtlarının sunulan belgeler ile uyumlu olmadığı açıkça görülmekte olup kesinti yapıldığı iddiasına dayanak belgenin de defter kayıtlarına uyumlu olmadığı ve gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığını, mahkemece dikkate alınmayan diğer bir konunun, davacının işin devamı sırasında iş yerini terk ettiği ve müvekkilinin davacı nam ve hesabına ödemeler yaptığı olduğunu, bu durumda teminatın iadesi koşullarının mevcut olmadığını, davacının da dava dilekçesinde teminat iadesine ilişkin hiçbir  iddia ve talebe yer vermediğini, davacının talebe konu dahi etmediği ve kesintiye konu edilmeyen  nakit teminat tutarının, bilirkişilerce ve mahkemece dikkate alındığını ve isabetsiz olarak hesaba dahil edilmesinin taleple bağlılık ilkesi ile de çeliştiğini,  müvekkili tarafından sunulan 28.06.2021 tarihli dilekçe ekinde 26.550,84TL bedelli faturanın da tanzim edildiğini açıkça tevsik eder muavin defter kayıtlarının sunulduğunu, buna rağmen mahkemece yapılan inceleme ve değerlendirmelerin davacının soyut iddialarına dayalı ve hatalı olduğunu, mahkemece müvekkili şirket tarafından sunulan önceki beyan ve itirazların hiçbirinin gözetilmediğini, dosyaya sunulan belgelerin incelemeye tabi tutulmadığını,  önceki bilirkişi raporları kapsamında yapılan hukuka aykırı inceleme ve değerlendirmelerin tamamen yinelenmesiyle yetinildiğini, aksine dosyaya sunulan belgeler incelendiğinde ve hukuka uygun hesaplamalar yapıldığında, müvekkili şirketin netice itibarıyla borçlu konumunda değil davacı şirketten 53.827,89TL alacaklı konumunda olduğunun anlaşıldığını, dosyada mevcut tüm belgelerin bu durumu açıkça ispatlar nitelikte olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının alacaklı bulunduğunun kabulü halinde de takas mahsup defilerinin dikkate alınması gerekirken bu hususun göz ardı edildiğini, davada müvekkili şirketin davacıya sözleşme konusu işten dolayı hiçbir şekilde borcu bulunmamakta olup dosyaya sunulan  cari hesap ekstresi doğrultusunda müvekkili şirketin alacaklı konumunda olduğunu, davacının yapımını üstlendiği işi tam ve zamanında yerine getirmemiş olup işin yapıldığı yeri işi tamamlamadan terk ettiğini, bu kapsamda müvekkili şirketin davacının yarım bıraktığı sözleşme konusu işi kendi imkanları ile tamamlamak zorunda kaldığını ve davacı tarafın işçilerinin ücretlerinin dahi müvekkili tarafından ödendiğini, ödemelere ilişkin kayıtların müvekkilinin  ticari defterlerinde yer almakta olup davacı adına 185.775,06  TL ödeme yapıldığını, bu doğrultuda ise bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere müvekkili şirketin kayıtlarında yer alan ancak davacının defter kayıtlarında rastlanılmayan toplam 185.775,06 TL tutarlı ödemeye konu işlemlerin, davacı tarafından yarım bırakılan sözleşme konusu işin tamamlanması aşamasında müvekkili şirket tarafından ödenmiş bedeller olduğunu, müvekkili şirketin kayıtlarında yer alan toplam 185.775,06TL tutarlı işlemlere ilişkin davacının defter kayıtlarında aksine hiçbir kayda rastlanılmadığı veya işbu toplam tutarın aksini ispatlayan herhangi bir belge de davacı tarafından dosyaya sunulmadığı göz önünde bulundurulduğunda, müvekkili şirketin alacaklı olduğunu belirten söz konusu ticari defter kaydının müvekkilinin lehine delil olarak kabul edilmesi gerektiğini ancak dosyada mevcut tüm itirazlarına rağmen davacı nam ve hesabına yapılan ödemelerin hesaplamada dikkate alınmadığını, mahkemece itirazlarına yer dahi verilmediğini, yüklenici konumunda bulunan davacının, işi tam, süresinde ve eksiksiz olarak teslim ettiğini ispat yükü altında olduğunu, bu hususta dosyaya hiçbir delil sunmamasına rağmen davacının işyerini terk ederek yarım bıraktığı iş bedelleri ile işçilik ödemelerinin hesaplamaya dahil edilmediğini, hangi nedenle dikkate alınmadığının da gerekçeli kararda belirtilmediğini, itirazlarına rağmen mahkemece hatalı şekilde nam ve hesaba ifa kabul edilmediğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece  davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.  <br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDavacı tarafça davalı ile yapılan 12.12.2012 tarihli Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesi kapsamında  Teknopark İstanbul Teknoloji Geliştirme Bölgesi Yerleşke Altyapı ve Tesisleri Yapım İşinde beton, demir, kalıp işlerinin yapımını taşeron olarak üstlendiği iddiasıyla alacak isteminde bulunulmuştur. <br>\tMahkemesince yapılan yargılamada taraflar arasında yapıldığı iddia edilen yazılı sözleşmenin dosyaya kazandırılması yönünde ara kararların alındığı 12.06.2023 tarihli celsede de 1 nolu ara kararı ile taraflara usulüne uygun kesin süre verildiği görülmüştür. <br>\tSözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 147/6 maddesine göre “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar” 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yanlar arasındaki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 5 yıldır. 6098 sayılı TBK'nın 149. madde hükümleri gereğince zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Eser sözleşmelerinde sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa iş bedeli alacağı eserin tamamlanıp teslim edildiği tarihte, sözleşmenin feshi halinde ise fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla muaccel hale gelir. (Yargıtay (Kapatılan) 15.H.D. 2019/1216E, 2020/2189K,  08.07.2020 )<br>\tKamu İhale Kanunundan kaynaklanan sözleşmelerde veya bu kapsamda olmayıp taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde bu kanun hükümlerinin ve/veya Yapım İşleri Genel Şartnamesinin eki olduğu belirtilen düzenlemelerde taraflar arasında geçici ve kesin kabullerin yapılacağı, kesin hesabın çıkartılacağı hususları düzenlenmiş olmakla, zamanaşımı süresinin yerleşik içtihatlarda da belirtildiği üzere zamanaşımı kesin kabulün onay tarihi ile kesin hesabın onay tarihlerinden hangisi sonra ise o tarihten başlayacağı (Yargıtay (Kapatılan)15.H.D. 2019/257E, 2019/3825K 08.10.2019), bu kapsamda olmayan eser sözleşmelerinde ise TBK hükümleri çerçevesinde zamanaşımı süresinin teslimden itibaren başlatılması gerekir.   <br>\tMahkemesince yukarıda belirtilen ilkeler kapsamında taraf, iddia, beyan ve delilleri değerlendirilerek taraflar arasında sözleşmenin niteliği ve kapsamını belirlemek suretiyle zamanaşımının başlangıç tarihinin tespit edilmesi, zamanaşımı süresinin 5 yıl olarak kabulü gerekeceği, dava ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımını kesen nitelikte işlem ve eylemlerin bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek varılacak sonucu göre, yine tarafların yapılan işler nedeniyle talep edebilecekleri bedel ve ödemelere ilişkin hususlarda delil ve beyanları da değerlendirilerek denetlenebilir nitelikte bilirkişi raporu alınması gerekirken, belirtilen husular üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. <br>\tAçıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, esası incelenmeksizin mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\t HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun  kabulüne,<br>\t2-Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04.03.2024 gün ve 2020/252 Esas 2024/119  Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına,<br>\t3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece  mahkemesine  gönderilmesine,<br>\t4-Davalı tarafından yatırılan 4.377,00 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,<br>\t5-Davalı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>      \t  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince  KESİN olarak  11.04.2025  tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t<br>\t<br><br>         Başkan                    Üye\t             Üye           Katip <br><br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0f6fae16578a3032","SID":"5d739ced0f0b21d7"}}