{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1751 <br>KARAR NO:2025/566<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ:20/09/2019   <br>NUMARASI:2014/937 Esas - 2019/770 Karar <br>DAVA:Alacak,  manevi tazminat, menfi tespit (Acentelik sözleşmesi)<br>Taraflar arasındaki davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında acentelik sözleşmesi bulunduğunu, davalının sözleşmeye aykırı davranışlarıyla müvekkilini zarar uğrattığını, bunun üzerine sözleşmenin davacı tarafından feshedildiğini,  fesih nedeniyle oluşan zararlarının a-İsim hakkına ilişkin olarak 18.037,66TL, b-Araç-demirbaş bedeli olarak 57.555,20TL, c-Müşteri portföyü nedeniyle denkleştirme tazminatı olarak şimdilik 25.000,00TL, d-Hakedişlerden kaynaklanan alacak olarak şimdilik 15.000,00TL, e-Sözleşmeye güvenilerek yapılan masraflar kapsamında şimdilik 10.000,00TL, f-Manevi zarar sebebiyle 20.000,00TL  olduğunu belirterek bu tutarların bilirkişi incelemesiyle belirlenecek tam zarar tutarı sonrası, dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, ayrıca sözleşme sebebiyle davalı tarafa 50.000,00-USD tutarlı  teminat senedi verildiğini, bu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının, davalının Ihlara Acentesi olduğunu, haklı bir fesih sebebi bulunmadığı halde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, sözleşme gereğince davalı kayıtlarına göre değerlendirme yapılması gerektiğini, tanık deliline onaylarının bulunmadığını, davacının fesih gerekçesi olarak hakedişlerin taksitli ödenmesi olgusuna dayandığını, Sözleşme, Ek Protokol ve  Cari Hesap Sözleşmesinin 5. maddesine göre bu fesih sebebinin haklı neden kabul edilemeyeceğini, bu konularda herhangi bir ihtar gönderilmediğini, davacının müvekkiline katma bir değerinin bulunmadığını, davacının sözleşme gereğince yapması gereken tüm ödemeleri yapmadığını, katkı paylarını tamamlamadığını, feshi haksız olduğundan ayrıca sözleşmeye uygun süre verilerek fesih yapılmamış olduğundan, aralarındaki sözleşme gereğince ödediği isim hakkı, araç-logo-demirbaş  bedelinin iadesinin mümkün olmadığını, buna ilişkin sözleşmede hüküm de bulunduğunu, portföy tazminatı ve manevi tazminat yasal koşullarının oluşmadığını, davacının ödenmemiş hakediş alacağı da bulunmadığını  belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...İncelenen sözleşme ve protokol hükümleri, taraf ticari defter kayıtları, talep,iddia,savunmalar kapsamında yapılan hukuki değerlendirme sonucunda, acentelik sözleşmesi uzmanı ve mali bilirkişi kurulundan alınan son rapor denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülerek hükme esas alınmıştır. Raporda detaylı belirtilen tespit ve hesaplamalara göre davacı acentenin sözleşmeyi feshinin haklı fesih sayılamayacağı, sözleşmeye Ek Protokol 9.2-a bendi kapsamında acentenin sözleşmeden kendi isteğiyle vazgeçmesi veya sözleşmeden dönmesi anlamına geldiği, kaldı ki sözleşmede kararlaştırılan 30 gün ve TTK 121'de düzenlenen 3 aylık feshi ihbar süresine uymadan, fesih gerekçelerine ilişkin davalı şirkete daha önce hiçbir ihtar-uyarı-itirazda bulunmadan sözleşmeyi feshetmiş olduğu, sözleşmede acente işletme giderlerinin tamamının davalı tarafından ödeneceğine ilişkin bir maddenin de bulunmadığı, bu nedenle iki tacir arasında ihtirazi kayıtsız akdedilen sözleşme hükümlerine göre davacının ödediği yatırım katkı payı, araç-logo-demirbaş bedelllerini iade talep hakkı bulunmadığı, denkleştirme tazminatını da TTK md.122 gereği talep hakkı olmadığı, hakediş alacağı bulunmadığı, sözleşmeye güvenerek yapılan masraf talep hakkı olmadığı gibi, ispatlayabildiği bir masraf ve zarar alacağının da bulunmadığı, sözleşme ilişkisini davacı haksız sona erdirdiği gibi davalının hukuka aykırı fiili nedeniyle davacı tacirin ağır ticari itibar kaybına ve manevi zarara uğradığını ispatlar bir delil bulunmadığından manevi tazminat talep koşullarının da oluşmadığı kanaatine varılarak, davacının tüm alacak (maddi-manevi tazminat) taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Davacının 50.000 USD bedelli bono yönünden takip öncesi menfi tespit istemi yönünden yapılan hukuki değerlendirmede ise, davalı taraf sözleşme kapsamında alınan bonoyu son celseye kadar ne kabul etmiş ne de reddetmiş olup, yasal ihtaratlar üzerine son celsede 12.11.2008 keşide tarihli, tediye tarihi kısmında \"teminat senetidir\" yazan bono aslını dosyaya sunmuştur. İncelenen bonoda açıkça teminat senedi olduğu yazmakta olup, taraflar arasında dava konusu acentelik sözleşmesi dışında bir ticari-akdi ilişki bulunmadığına göre, senedin temin ettiği ilişkinin bu sözleşmeden kaynaklandığını kabul etmek zorunludur, esasen bu husus iki tarafın da kabulündedir.İncelenen 07.08.2008 tarihli sözleşmenin 5.maddesinde acentenin uymakla yükümlü olduğu düzenlemeler genel olarak belirlendikten sonra,  acentenin bu yükümlülüklere aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin ... Kargo tarafından feshi halinde acentenin 36.maddede yer alan cezai şarttan da sorumlu olacağı ve buna karşılık 50.000 USD bedelli teminat senedi alınacağı hükmüne yer verildiği, sözleşmenin 36. maddesinde de acentenin fesih sonrası 5 yıl boyunca sır saklama yükümlülüğü düzenlenerek ihlali durumunda 50.000 USD cezai şarttan sorumlu olacağı kararlaştırılmıştır. Davalı tarafın davacı acentenin  bu yükümlülüklere uymadığına dair bir iddia ve tespiti bulunmadığı gibi, 36. maddede düzenlenen 5 yıllık sürenin de sona ermiş olduğu, nitekim bononun davalı tarafından takip konusu da yapılmamış olduğu, incelenen ticari defter kayıtlarında buna ilişkin bir alacak-borç kaydının da bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava tarihi itibariyle davacının teminat senedinden kaynaklanan borcu olmadığı...\" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacının alacak taleplerinin reddine, davacının menfi tespit talebinin kabulüne, 12/11/2008 keşide tarihli, 50.000,00-USD tutarlı, davacının keşideci olduğu teminat senedi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dosyanın tamamı bir arada değerlendirildiğinde, müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle sona erdirdiği ve tazminat istemlerinin yerinde olduğunu ancak mahkemece dosyanın tamamına değil, her bir rapordaki eksik incelemeye dayalı hatalı değerlendirmelere istinaden bir karar vererek, somut olay adaletini sağlayamadığını ve müvekkilinin mağduriyetinin iş bu yargılama sonucunda giderilemediğini,Davalı şirketin, bu ek protokollerde acenteye vaat edilen hiçbir taahhüdünü yerine getirmediğini, müvekkili acentenin zarara uğraması karşısında vermesi gereken desteği vermediği gibi, müvekkilinin hak edişlerini de sözleşme ekindeki usullere uygun biçimde ödemediğini,  davalı taraf ise, feshin haksızlığı, ileri sürülen iddiaların geçerli olmadığı gibi tek bir ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin müvekkilinin faaliyet gösterdiği şube, demirbaş ve araçları 16.11.2012'de teslim aldığını, görüldüğü gibi davalının feshe ve fesih gerekçelerinin \"haksızlığına\" dair tek bir itirazı bulunmadığını, akdin bu teslim işlemi ile 16.11.2012'de sona erdiğini,Davalının 4 yıldır devam eden hukuki ilişkide önemli müşteri portföyü elde ettiğini,  bundan yararlanmaya devam ettiğini ve fakat herhangi bir denkleştirme tazminatı da ödemediğini, 9. dosyada alınan raporların tamamında, müvekkilinin menfi tespit isteminin yerinde olduğu, davalıya teminat olarak verilen 50.000 USD'lik teminat senedinden ötürü borçlu olmadığı ifade edildiğini, nitekim dava bu talep yönünden kabul edilmiş olup, bu konuda herhangi bir itirazı bulunmadığını, ancak maddi tazminat talebini oluşturan alacak kalemleri hakkında dosyadaki tüm raporların birbiriyle çeliştiğini, gerçekten, dosyada alınan birinci raporun ve onun eki raporda araç, logo ve demirbaş bedellerinin iadesi gerektiği tereddütsüz ifade edilmiş iken, hükme esas son raporda bunun iade edilmemesi gerektiğinin iddia olunduğunu, bizzat gerekçeli karar ile sabit olduğu üzere, dosyada alınan raporların tamamında bu tür çelişkiler bulunduğunu, mahkemenin çelişkileri giderecek bir tamamlayıcı rapor almaksızın karar verdiğini, üstelik mahkemenin, son rapora itibar ederken, rapora itirazların neden geçerli olmadığını, bunların neden doğru olmadığını hiçbir şekilde tartışmadığını, \"son rapor böyle diyor\" diyerek davadaki tazminat/alacak istemlerini haksız olarak reddettiğini, bu kararın, dosya safahatı ile maddi ve hukuki gerçeklere açıkça aykırı olduğunu, acentelik ilişkisinin müvekkilinin tarafından sona erdirilmesi haklı nedene dayandırdığını, dolayısıyla müvekkilinin acentelik ilişkisi boyunca zarar ettiği; buna karşılık davalının kendi kârını yüksek tuttuğu ve acenteyi destekleme borcunu ihlâl ettiği açıkça ortada olduğunu, bu durumda yapılan fesih haklıdır ve müvekkilinin tazminata açıkça hak kazandığını, öte yandan mahkemenin kararında hiçbir şekilde değinilmeyen TTK'nın 120.maddesi uyarınca sağlayıcı (davalı), acenteye, acentelik sözleşmesinin yerine getirilmesi için gerekli olan hususları ve özellikle iş hacminin acentenin normalde bekleyebileceğinden önemli surette düşük olabileceğini dahi bildirmek zorunda olduğunu,  davalının iş hacmini genişletmek ve ona portföy kazandırmak için akit imzalayan davacı müvekkilinin, aslında davalının rakibi değil, onun bağımsız bir yardımcısı olduğunu, oysaki davalının, müvekkilinin adeta bir rakip gibi görüp, onun zarar etmesini göze alacak şekilde kesintiler yaptığını ve acentelik sözleşmesinin bünyesinde olan destekleme, bilgi verme ve sadakat yükümlüklerini bu suretle ihlâl ettiğini,Müvekkilinin gelirinin ne olursa olsun, ondan sabit bir \"isim hakkı\" adı altında kesinti yapıldığını, bu kesintiye gelir üzerinden uygulanan bir oranla ilaveler eklendiğini, masraflar geliri karşılamasa bile davalı bir pay aldığını, müvekkilinin ise her ay düzenli ödeme yaptığını, kimisini ise peşin olarak ödediğini, menkullere sahip olabilmek bakımından, sözleşmeyi ağır şartlar altında uygulamaya devam etmek zorunda bırakıldığını, zira bu menkullerin müvekkili adına devri, süre ve meblağ olarak bir sınırlamaya tabi tutulmuş ve bu süre + meblağ gerçekleşmeden müvekkilinin herhangi bir mal iktisabı sınırlandığını,  mahkemenin, masrafların davalı tarafça ödeneceğine dair bir hükmün olmamasının, ret gerekçesi yapmasının, acentelik sözleşmesi'nin doğasına aykırı olduğunu, doktrinde isâbetle belirtildiği üzere, acentenin sürümü arttırma yükümlülüğünün karşısında, müvekkilinin de   acenteyi destekleme borcu söz konusu olduğunu ve bu destekleme borcu mal, malzeme ekipman  desteği ile olabileceği gibi, finansman desteği ile de olabilir. bu destek, masrafların %100 ödenmesini de gerektirmediğini, burada önemli olan dürüstlük kuralı gereği, makul ölçüde katkının sağlanması olduğunu, mahkemenin gerekçesinin aksine dosyada alınan raporlar eksik inceleme mahsulü ve çelişkili raporlardır. mahkeme bu çelişkiyi gidermediği gibi gerekçeli kararında, rapora itirazlara neden itibar edilmediğini de açıklamadığını,  müvekkilinin maddi ve manevi tazminat taleplerinin haklı olduğunu, ödemesi tam ve eksiksiz yapılan ve ancak mülkiyeti devredilmeyen araç, logo ve  demirbaş bedellerinin iadesi gerekirken ve bu husus bilirkişi raporu ile sabit olmasına rağmen, bu yönden davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, buna göre araç ve demirbaşların devrine dair şartlar oluşmuş ve ancak bu devir yapılmadığını, alınan ilk üç bilirkişi raporunda da isâbetle bunların bedelinin iadesi gerektiği ifade edilmesine rağmen mahkemece bu alacak kalemi haksız olarak reddedildiğini, müvekkilinin hak edişleri eksik ve hatalı ödendiğinden bu konuda uğradığı zararların da tazmini gerektiğini, bu talep sözleşmeye tamamen uygun olduğunu, sözleşmenin gereği gibi ifa edileceğine güvenle yapılan masrafların tazmini gerektiğini, akdi haklı fesheden müvekkilinin, portföy tazminatına da hak kazandığını,Davacı müvekkilinin, davalı ile acentelik sözleşmesini imzalamadan önce davalı şirkette ... Kargo... Şube Müdürü olarak uzun yıllar çalıştığını, 2008 yılı Kasım ayında davalı şirketin Konya Bölge Müdürü davacı müvekkilini arayarak ya işten çıkması gerektiğini ya da müdürü olarak hizmet verdiği şubeyi acente olarak devralması gerektiğini anlatığını, acenteyi devralmaz ise işten çıkarılacağını başka seçeneklerinin olmadığını söyleyerek işten çıkarılacağı korkusuyla zorda kalan davacı müvekkiline bu zor durumundan yararlanarak davalı tarafın her türlü kollandığı, hakim durumunu kötüye kullanarak karını maksimilize edeceği ağır bir sözleşme imzalamak zorunda kaldığını,Sonuç itibarıyla, mahkemenin menfi tespit istemini kabul etmesi usul ve yasaya uygun ise de alacak/tazminat kalemleri yönündeki değerlendirmeleri tamamen hatalı olduğunu, müvekkilinin, acentelik sözleşmesini \"haklı\" nedenle feshetmiştir ve dosyadaki tüm raporların, müvekkilinin zarar ettiğini ve bu zarara rağmen davalının \"acenteyi destekleme\" borcuna aykırı davranıp, bunu görmezden geldiğini kanıtladığını, müvekkili için fesih kaçınılmaz olup, bu fesih haklı ve geçerli olduğunu, bu sebeple haklı fesih ile acentelik ilişkisi sona eren müvekkilinin tazminat istemleri usul ve yasaya tamamen uygun olduğunu, mahkemenin bu konuda gereği gibi inceleme yapmadığı gibi, çelişkili, eksik inceleme mahsulü bir rapora dayanarak talepleri reddettiğini, mahkemenin AAÜT 13.maddesi  uyarınca tazminat davasında davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinden fazla bir vekalet ücretini davalı lehine hükmetmesi dahi, dosyada gerekli özen ve araştırmanın yapılmadığını kanıtladığını, mahkemenin davanın reddine dair hüküm fıkrasının kaldırılmasına, feshin haklı olduğunun tespiti ile alacak kalemlerin uzman bir heyet vasıtasıyla hesaplatılmasına, neticede davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki  acentelik sözleşmesinin haklı feshine dayalı olarak  davalıya ödendiği ileri sürülen  yatırım katkı bedeli (isim hakkı),  araç-logo-demirbaş  ödemelerinin iadesi, demirbaş alımından kaynaklı sözleşmeye güvenerek yapıldığı ileri sürülen  masraflar, Ekim-Kasım 2012 dönemlerine ilişkin hakediş alacağı, denkleştirme tazminatı ve uğranıldığı ileri sürülen  manevi zarar karşılığı manevi tazminat istemi ile teminat için verilen  bono nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın alacak istemleri yönünden reddine, manevi tazminat isteminin reddine, menfi tespit isteminin ise kabulüne   karar verilmiş; bu karara karşı davacı  vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı yanca, ilk derece mahkemesince menfi tespit istemine ilişkin hükmün isabetli olduğu ifade edilerek, reddedilen maddi alacak/ tazminat  kalemlerine yönelik hüküm bölümü istinaf edilmiştir. Taraflar arasında ilk olarak Aksaray ili Ihlara bölgesi için 07.11.2008 tarihli süresiz Acentelik Sözleşmesi ile eki Ek Protokol ve Cari Hesap Sözleşmesi akdedildiği, akdi ilişki devam ederken daha sonra 05.05.2011 tarihinde \"taşıyıcının yetki belgesi süresinin sonuna kadar devam etmek üzere\" yeni bir Acentelik Sözleşmesi akdedildiği, bu yeni sözleşme ile önceki sözleşmenin ve eklerinin aynen uygulanmaya devam edileceğinin sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olduğu, sözleşmenin öngörülen süreden önce davacı acente tarafından 05.11.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshedilmiş olduğu ihtilafsızdır.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök ve ek raporlarındaki tespitler ışığında, davacı yanca sözleşmenin haklı nedenle fesih iddiasının yerinde olmadığı, maddi alacak ve denkleştirme tazminatı istemlerinin yerinde olmadığı, yine manevi tazminat isteminin de yerinde görülmediği, menfi tespit isteminin ise yerinde olduğu soncu ile hüküm kurulmuştur.Davacı tarafından taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haklı nedenle fesh edildiğinin kabulü gerektiği ileri sürülerek karar istinaf edilmiştir. Davacının sözleşmeyi 05.11.2012'den geçerli olmak üzere feshine ilişkin 02.11.2012 tarihli fesih bildirim dilekçesinde  haklı fesih gerekçesi olarak  \"faaliyetin masraflarının davalı şirketin gönderdiği paradan fazla olmasına, ayrıca kazancın (yani hakedişin) peşin ödenmeyerek 4 taksitte ödenmesi nedeniyle masrafların bu şekilde karşılanamaması\" şeklinde açıklanmıştır.  Dolayısıyla davacı haklı fesih nedeni olarak ileri sürdüğü fesih nedenleri kapsamında haklılığını kanıtlamalıdır. Yine taraflar arasında akdedilen 05.05.2011 tarihli Sözleşmenin 9.maddesinde \"tarafların, aralarında imzaladıkları diğer esas acentelik sözleşmesi çerçevesinde bu sözleşmeyi tek taraflı feshetme hakkı olduğu, sözleşmenin süresinin bitiminden önce taraflardan birinin usulüne uygun ve esas acentelik sözleşmesi hükümleri gereğince bir fesih ihbarnamesi ile bu sözleşmeyi feshedebileceği\" düzenlenmiştir. Bu sözleşmede aynen uygulanacağı kararlaştırılan 07.11.2008 tarihli ana sözleşmenin 41.maddesinde \"sözleşmenin, tarafların haklı nedenle fesih haklarını kullanacakları özel hallerde, fesih iradesinin karşı tarafa tebliğini takip eden gün sona ereceği düzenlenmiştir.Somut olayda tarafların kabulündeki sözleşme hükümleri uyarınca sözleşmede kararlaştırılan 30 gün ve TTK 121'de düzenlenen 3 aylık feshi ihbar süresine uymadan, fesih gerekçelerine ilişkin davalı şirkete daha önce hiçbir ihtar-uyarı-itirazda bulunmadan davacı tarafından sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiği,  sözleşmede acente işletme giderlerinin tamamının davalı tarafından ödeneceğine ilişkin bir madde de bulanmadığı dikkate alındığında, hükme esas alındığı anlaşılan kök bilirkişi heyet raporu ile itiraz üzerine alınan 04.01.2018 tarihli ek raporun 4 sayfasında açıklandığı üzere, davacı hak edişlerinin sözleşme hükümlerine uygun ödenmediği iddiasının yerinde olmadığı anlaşılmakla, davacının sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir. Davalı yanca sözleşme feshinden sonra şube, demirbaş ve araçları ihtirazı kayıtsız teslim almış olması, davacı yanca sözleşmenin haklı nedenle fesh edildiğinin karinesi de sayılamaz. HMK 282 maddesi uyarınca bilirkişi raporları takdiri delil niteliğindedi. İlk derece mahkemesince yargılama aşamasında atanan iki farklı mali müşavir bilirkişiden kök ve ek rapor alındıktan sonra, tarafların raporlara itirazları da değerlendirilerek konusunda uzmanlarından oluşturulduğu anlaşılan 3 kişilik bilirkişi kurulundan kök ve ek rapor alınmış, alınan rapor içeriğindeki tespitler, taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşme hükümleri ile sunulu deliller değerlendirilerek ve gerekçesi belirtilerek hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.  Buna göre davacı vekilinin müvekkili tarafından sözleşmenin haklı nedenle fesih edildiğini, araç, logo ve demirbaş bedellerinin iadesi gerektiğini tespit eden raporlar ile hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporu arasındaki çelişkiler giderilmeden, hükme esas almaya yeterli olmayan bilirkişi heyeti raporlarının hükme esas alınmasının doğru olmadığı yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekilince,  davalının tek taraflı hazırladığı sözleşme hükümlerinin kelepçeleme sözleşmesi olup,  haksız şart niteliğindeki hükümlerin denetiminin yapılmaksızın karar verildiği ileri sürülerek karar istinaf edilmiştir. TBK'nın 20. maddesi uyarınca, genel işlem koşulu içeren sözleşme yapılması mümkündür. Genel işlem koşulu içeren sözleşmenin geçersiz olması için TBK'nın 25. maddesi uyarınca, karşı tarafa dürüstlük kurallarına aykırı olarak zarar verici veya karşı tarafın durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olması halinde söz konusudur. Yani sözleşmenin salt genel işlem koşulu şeklinde düzenlenmesi sözleşmeyi geçersiz kılmaz; geçersizlikten söz edebilmek için genel işlem koşullarının dürüstlük kuralına aykırı haksız şart niteliğinde olması veya TBK'nın 21/2. maddesi uyarınca sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı hüküm niteliğinde olması gerekir. Tacir olan tarafların genel işlem koşulu içeren sözleşme düzenlemeleri olağan olup, sözleşmede her iki tarafın hak ve borçları düzenlenmiştir.  Bu nedenle davacı vekilinin  aksi yöndeki istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.İlk derece mahkemesince hükme esas alınan 02.11.2016 tarihi bilirkişi heyeti kök raporu ile davacı itirazların karşılanmak üzere alınan ek rapor içeriğinde yer verilen sözleşme hükümleri ile iş bu sözleşme hükümleri çerçevesinde mali kayıtlarda yapılan inceleme sonucu ulaşılan sonuçlar çerçevesinde, davalı yanca davacı hak edişlerinden yapılan kesintilerin taraflar arasındaki  sözleşme hükümleri uyarınca  taksitler halinde kesinti usulüyle ödeneceği kararlaştırılan yatırım katkı payı ve araç bedeli ile peşin ödeme olarak kesilen demirbaş bedeli kesintileri olduğu, hesaplanan hakedişlerden yapılan yatırım katkı payı, araç ve demirbaş bedeli kesintilerinin  sözleşmeye uygun olduğu, diğer kesintiler hakkında da  (stopaj dahil kira gideri, taşıt vergileri, araç sigortası, personel giyim gideri vb)  sözleşme süresince davacının bu giderlerin kabul edilmediği veya gerçeği yansıtmadığına dair hiçbir itirazı-iade faturası vb. bulunmadığı, hakediş/kesinti oranlaması yapıldığında davacının iddia edildiği gibi kesintilerin sürekli ve fahiş oranda artmasının sözkonusu olmadığı, kesintinin artmış göründüğü aylarda dönemsel kira, vergi, sigorta, personel giyim giderlerinin eklenmesi nedeniyle artış olduğu, davacının masraf artışları nedeniyle zarar ettiği iddiasına yönelik incelenen bilanço-gelir tablosu-beyanlarına göre davacının zararının sözleşmenin sürdüğü 2009-2012 yıllarında azalış eğiliminde olduğu, hatta 2011 sözleşmesinden sonra zararın arttığı beyan edilmişse de 2012'de zararının önceki yıllara göre önemli ölçüde azalmış olduğu, dolayısıyla zararın artış eğilimi iddiasının doğru olmadığı, davacı yanca taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle fesh edilmediği de gözetildiğinde ve taraflar arasında ihtilafsız sözleşme eki protokolün  4. Maddesindeki düzenleme ile feshe bağlı sonuçların düzenlendiği 9.2 maddesi uyarınca bilirkişi raporunun III nolu bendinde yapılan tespit doğrultusunda davacının yapması gereken ödemeleri henüz tamamlamadan sözleşmeyi tek taraflı fesh ettiği dikkate alındığında, araça ve demirbaşların bedeli ödenmekle mülkiyetlerinin davacıya geçirilmemesi nedeniyle alacak talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin sözleşmenin haklı feshine bağlı olarak maddi alacak kalemlerine ilişkin taleplerinin kabulü gerektiği yönündeki istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir. Yine davacı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshi kanıtlanmadığından ve feshin haksız olduğu sonucuna varılmakla, TTK 122/3 maddesi uyarınca koşulları oluşmadığından davacı denkleştirme tazminatı isteminin reddi isabetli olup, bu kalem alacağa yönelik istinaf da yerinde değildir. Bilirkişi raporlarında açıklandığı üzere, taraf ticari defter ve kayıtlarında yapılan inceleme sonucu Ekim 2012 ve acenteliğin fiilen sona erdiği 16.11.2012 tarihine kadar davacının hak ediş alacağı görülmediği, davalı kayıtlarında  ise 266,03 TL alacak  görüldüğü, bu surette hak ediş alacağının ispatlanmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aksi yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince kurulan hüküm kapsamında, davacının alacak taleplerinin ve manevi tazminat talebinin reddi nedeniyle davalı lehine vekalet ücretine, kabul edilen menfi tespit talebi yönünden ise davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi isabetli olup, davacı vekilinin mahkemenin AAÜT'nin 13. maddesi uyarınca  tazminat davasında davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinden daha fazla davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucu, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacı  tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 27.03.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f6af7d48d541865b","SID":"bf7dd91b50da0bd4"}}