{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/1364 <br>KARAR NO\t\t: 2025/477<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/10/2018 (Asıl Dava) - 17/03/2022 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2019/31 Esas - 2022/252 Karar<br>DAVA\t\t: Hisse Devir Sözleşmesinin İptali<br>\t <br>BİRLEŞEN İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2019/1180 ESAS SAYILI DOSYASI:  <br>TARİHİ                                \t: 20/11/2019 (Birleşen Dava) - 17/03/2022 (Karar) <br>DAVA\t\t: Hisse Devrinin Tescil ve İlanı<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 26/03/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 26/03/2025<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/31 Esas-2022/252 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'in 2015 yılında davalıların hissedarı oldukları ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. firmasının hisselerini devraldığını, hisseleri devralırken basiretli bir kişi gibi davrandığını ve şirketin defter ve belgelerini mali müşavir aracılığıyla incelettiğini, SGK ve Vergi Dairesi'nden borcu olmadığına dair belge aldırdığını, tüm incelemeler sonucunda ve davalıların da garanti vermesi ile şirketin hisselerini devraldığını, müvekkilinin davalılardan (dosyası daha sonra tefrik edilen) ..., .. ve ... ile ayrı ayrı İzmir 21. Noterliğinin 23/06/2015 tarihli limited şirket pay devri sözleşmelerini akdederek şirket hisselerini iktisap ettiğini ve şirketin tek ortaklı bir yapıya kavuştuğunu, bilahare müvekkili tarafından şirketin ünvanının ... Sanayi ve Ticaret A.Ş olarak tadil edildiğini, müvekkili ile davalılar arasında resmi hisse devir sözleşmeleri akdedilmeden önce ayrıca 22/06/2015 tarihli kendi aralarında özel olarak \"hisse alım ve satım sözleşmesi\" başlıklı bir sözleşmenin daha akdedildiğini, anılan sözleşmenin 2.1.maddesinde; \"İşbu maddede belirtilen hüküm ve şartlara tabi olmak üzere, Satıcılar hisseleri alıcıya satmayı, devir ve temlik etmeyi, Alıcı da hisseleri satıcılardan satım bedeli mukabilinde her türlü takyidattan ari olarak satın almayı kabul etmektedir\" 2.2.maddesinde; \"Alıcı 19/06/2015 tarih ve 2015/1 karar no ile hisseleri alan taraf olarak; i)Hisse devir ve tescil tarihinden itibaren şirketin bu tarihten sonra oluşacak tüm borçları, alacakları, aktif ve pasifte oluşacak her türlü değişiklik kendisine ait olacaktır. SATICI, 19/06/2015 tarih ve 2015/1 karar no ile hisseleri satan taraf olarak i) Protokole ek mizanda görülen borçlardan başka borcu olmadığını, ii) Mizan harici vadeli çek borcu olmadığını beyan eder, eğer herhangi bir vadeli çek borcu çıkarsa çıkan miktarı derhal defaten şirkete ödemeyi kabul ve taahhüt eder. iv) Şirketin devir tarihine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu borçları, Vergi Dairesi borçları ve doğabilecek tazminatları ödemeyi kabul ve taahhüt eder. v)Şirketin hisselerini sattığı tarihe kadar bilerek yanıltıcı belge niteliğinde fatura alış ve satışı olmadığını kabul ve beyan eder. vi)Vergi İdaresi tarafından tespit edilebilecek bu tür işlemlere ait mali ve hukuki sorumluluğun kendisine ait olduğunu kabul ve beyan eder. vii) Herhangi bir inceleme sonucu gerek ve vergi idaresi gerek Sosyal Güvenlik Kuruluna devir tarihine kadar oluşacak vergi ve cezaların kendisine ait olduğunu kabul ve taahhüt eder. Doğabilecek bu borçları defaten ödemeyi kabul eder\" şeklinde düzenlemelerin yapıldığını, müvekkili ile devreden davalılar arasında satış görüşme ve pazarlıklarının yapıldığı dönemde satıcılar tarafından müvekkiline şirketin vergi ve SGK'ya herhangi bir borcunun olmadığı yönünde tam garanti verildiğini, ancak, davayı açmalarına neden olan asıl çok önemli ve hayati konunun müvekkilinin gözünden kaçırıldığını ve kendisine de hiçbir şey söylenmediğini, onun da; müvekkilinin hisselerini devraldığı ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. hakkında vergi inceleme müfettişleri tarafından yapılan vergi incelemesi olduğunu, müvekkili tarafından bu husus bilinmiş olsaydı, asla firmanın devralınmayacağını, davalılar bu hususu çok iyi bildiklerinden özellikle sakladıklarını, müvekkiline geçmişte de herhangi bir tebligat gelmediğini ve konudan haberi dahi olmadığını, müvekkilinin bu yılın bahar aylarında banka hesabındaki mevduat hesabına haciz konulması ile böyle bir borcun varlığından haberdar olduğunu, bunun üzerine davalılardan ... ile temas kurduğunu, davalının kendisine böyle bir konunun varlığını teyit ettiğini, ancak verilen cezaların iptali için şirket avukatına talimat vermiş olduklarını ve kendisinin Vergi Mahkemesi'nde dava açtığını, cezanın iptal edileceğini ve herhangi bir endişesinin olmaması gerektiği yönünde beyanda bulunduğunu, konu ile ilgili müvekkili tarafından ilgili vergi dairesinde yapılan araştırmada, firma ile ilgili yapılan vergi incelemesinin ciddi miktarda vergi cezasının kesilmesi ile neticelendiğini öğrendiğini ve rakamı duyduğunda tam anlamıyla şoke olduğunu, şu anda öğrenebildikleri kadarıyla faizleriyle birlikte müvekkilinin sırtına binen ceremenin 8-9 milyon TL civarında olduğunu, Vergi Mahkemelerinden alınan yanıtta, açılan davaların bir kısmının süre yönünden reddedildiğinin öğrenildiğini, tüm bu gelişmeler karşısında müvekkilinin daha hisse devri aşamasında çok büyük bir girdabın içerisine bilerek çekildiğinin anlaşıldığını, 6098 sayılı TBK'nın 36.maddesinde; \"Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması halinde, sözleşmeyle bağlı değildir\" şeklinde düzenleme yaptığını, iradesi esaslı surette yanıltılan müvekkilinin hisse devir sözleşmelerinden geçmişe etkili olarak dönmesi ve davalıların haksız olarak kendi üzerine tabiri caiz ise yıktığı kamu borcundan kurtulmasını sağlamak için işbu davanın açılması zorunluluğunun doğduğunu belirterek, devir sözleşmelerinin, devir tarihi itibariyle iptaline, hisse devir bedelinin iadesine, iadesi talep edilen devir bedeline davalılara ödeme tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına ve şirket hisselerinin devirden önceki eski hale gelmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Birleşen davacı vekili birleşen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin eski hissedarı olduğunu, 27/03/2014 tarihli şirket genel kurul kararı ile müvekkilinin şirketteki 3.200,00 TL sermaye payının tamamını şirkette ortak olan davalı ...’a devrettiğini ve şirket ortaklığının da son bulduğunu, İzmir 21. Noterliğince 27/03/2014 tarihli tasdik edildiğine dair belge suretinin sunulduğunu, 27/03/2014 tarihli şirket genel kurulu kararına istinaden devrin usulüne uygun olarak yapıldığını, yine şirketin diğer ortağı daavdışı ... tarafından da 16.000,00 TL sermaye payının tamamının şirkette ortak olan davalı ...'a devredildiğini, noter onaylı şirket genel kurul kararının sunulduğunu, neticeten müvekkili ve dava dışı ... tarafından yapılan hisse devirleri ile davalı ...’ın şirketin tek hissedarı ve yetkilisi haline geldiğini, davalı ...'ın, müvekkilinin bilgisizliğinden istifade ederek şirket hisselerini diğer davalı ...'e devir edeceğinden bahisle müvekkilini ve dava dışı ...'ı şirket merkezine çağırarak şirketi diğer davalı ...'e devredeceğini söylediğini, eski ortak oldukları için onların da onayının gerektiğini söylediğini, davalı ...'ın yanlış bilgilendirmesi üzerine müvekkili hălă şirket ortağıymış gibi 19/06/2015 tarihli ve 2015/1 sayılı İzmir 21. Noterliğinin 23/06/2015 tarihli onaylı hisse devir-yetki iptali- müdür tayini kararını, diğer davalı ... ile haricen düzenlenen 22/06/2015 tarihinde hisse devir sözleşmesini ve nihayetinde davalı ... ve müvekkili arasındaki İzmir 21. Noterliğinin 23/06/2015 tarihli düzenleme şeklinde hisse devir sözleşmesini imzaladığını, yapılan hisse devirleri ile davalı ...’in şirketin tek hissedarı ve yetkilisi olduğunu, 23/06/2015 tarihinde yapılan hisse devirlerinin İzmir ...’nce 30/06/2015 tarihinde tescil edildiğini ve Ticaret Sicil Gazetesinde 06/07/2015 tarihinde ilan edildiğini, ancak, açıkladıkları üzere, önceki hisse devrinde devir alan ... tarafından ... nezdinde tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmemiş olsa da müvekkili ...’nın 23/06/2015 tarihi itibariyle şirket hissedarı olmadığını, davalı ...'e yapılan devrin geçersiz olduğunu, müvekkilinin şirket hissedarlığının 27/03/2014 tarihinde hisselerini davalı ...'a devretmesi ile sona erdiğini, davalı ... tarafından müvekkilinin, diğer davalı ... ve dava dışı diğer hissedar ... aleyhine İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/31 Esas sayılı dosyası ile şirketin vergi borcunun kendisinden gizlendiği iddiası ile hisse devir sözleşmesinin iptali için dava ikame edildiğini, müvekkili ... ve davalı ... arasında gerçekleşen 27/03/2014 tarihli hisse devir sözleşmesinin 27/03/2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere İzmir ...’ne hükmen tescili ve ilanı sonucunda davalı ...'e yapılan hisse devirlerinin temelsiz kalacağının açık olduğunu belirterek, İzmir 21. Noterliğinin 27/03/2014 tarih ve 09159 yevmiye nolu limited şirket hisse devir sözleşmesinin 27/03/2014 devir tarihi itibari ile hüküm ifade edecek şekilde İzmir ... nezdinde hükmen tesciline ve ilanına, İzmir 21. Noterliğinin 23/06/2015 tarih ve 17645 yevmiye tarihli düzenleme şeklinde hisse devir sözleşmesinin ve 30/06/2015 tescil işlemin, 06/07/2015 ilan işleminin müvekkili için geçersizliğine ve iptaline, geçersizlik ve iptalin İzmir ...’nce tescil ve ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tAsıl davada davalı ... vekili süresinden sonra sunduğu beyan dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin eski hissedarı olduğunu, 27/03/2014 tarihli şirket genel kurul kararı ile müvekkilinin şirketteki 3.200,00 TL sermaye payının tamamını şirkette ortak olan davalı ...'a devrettiğini ve şirket ortaklığının da son bulduğunu, kararın İzmir 21. Noterliğince 27/03/2014 tarihinde tasdik edildiğine dair belge suretinin sunulduğunu, 27/03/2014 tarihli şirket genel kurulu kararına istinaden İzmir 21. Noterliğinin 27/03/2014 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi ile de devrin usulüne uygun olarak yapıldığını, yine şirketin diğer ortağı ... tarafından da 16.000,00 TL sermaye payının tamamının şirkette ortak olan davalı ...'a devredildiğini, İzmir 21. Noterliğinin 20/03/2014 tarihli onaylı şirket genel kurul kararının sunulduğunu, neticeten müvekkili ve dava dışı ... tarafından yapılan hisse devirleri ile davalı ...’ın şirketin tek hissedarı ve yetkilisi haline geldiğini, davacının şirket kayıtlarını incelettiği beyanına göre bu devirleri görmemesinin mümkün olmadığını, davalı ...'un müvekkilinin bilgisizliğinden faydalanarak sonraki sözleşmeleri imzalattığını, davacının sonraki tarihli hisse devrinin geçerli olmadığını, kaldı ki hiçbir devir sonucu müvekkilinin hisse bedellerinin karşılığını da alamadığını, müvekkilinin bu konuda İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1180 Esas sayılı dosyasında dava açtığını, bekletici mesele yapılmasını, davacının 3 yıl boyunca vergi borçlarını öğrenmemesinin de mümkün olmadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir. <br>Asıl ve birleşen davada davalı ... vekili tarafından cevap süresinden sonra sunulan beyan dilekçesinde özetle; iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, öncelikle davacı yanın ... şirketini devralmadan önce muhasebecisi aracılığı ile inceleme yaptırdığını ve devir tarihi itibari ile şirketin vergi ve SGK borcunun olmadığının tespitiyle üzerine devraldığını kendi dilekçelerinde beyan ettiğini, davacının davaya konu şirketi 23/06/2015 tarihinde devraldığını, ancak işbu davayı devirden 3 yıl geçtikten sonra açtığını, davacının 3 yıl boyunca şirketin vergi incelemesinden geçtiğinden haberdar olmamasının mümkün olmadığını, zira kendi beyanı ile uzman kişi aracılığı ile inceleme yaptırdığını beyan ettiğini, ayrıca, şirkete ilişkin İzmir Kordon Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün yazı cevabına istinaden mahkemece celp edilen İzmir 4. Vergi Mahkemesi ve İzmir 3. Vergi Mahkemesi dosyaları incelendiğinde 2010-2011-2012 yıllarına ilişkin bir kısım kurumlar vergisi, KDV, vergi ziyaı cezası için vergi ceza ihbarnamesi düzenlendiğinin ve bu düzenlemeler hakkında şirket tarafından yasal yollara başvurulduğunun ve 2016/174 Esas ve 2016/175 Esas sayılı davaları ile cezalı tarhiyatlar ile özel usulsüzlük cezalarının kaldırılmasına karar verildiğinin görüldüğünü, bir kısım davaların ise süre yönünden reddine karar verildiğini, kabul kararı verilen ve Danıştay incelemesinden geçerek kesinleşen dosyalarda da görüleceği üzere davacının hisse devir sözleşmesinin iptali için gerekçe gösterdiği vergi borcunun kaynağı olan dönem için şirket defterleri hakkında İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/157 Esas-2016/933 Karar sayılı dosyası ile zayi kararı verildiğinin açık olduğunu, tüm mahkeme dosyaları birlikte değerlendirildiğinde, şirket aleyhine tahakkuk edilen cezaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin herhangi bir kusuru ve kötü niyeti olmadığının ve hatta şirket hakkında verilip daha sonra iptal edilen cezalar nedeniyle kendisinin mağdur olduğunun açık olduğunu, birleşen dava yönünden de; birleşen davacının iddiasında, kendi şirket hisselerini 27/03/2014 tarihli limited şirket hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, müvekkilinin bu devre rağmen kendilerinin bilgisizliğinden yararlanarak diğer davanın davacısına yapılacak hisse devri için kendilerinin de imzası olması gerektiği yönünde kandırıldığını iddia ettiğini, birleşen dosya davacısının bir şirket ortağı olduğunu, yani basiretli davranma yükümlülüğü olan ticaret erbabı bir kişi olduğunu, şirket devrinin geçerli olabilmesi adına hangi aşamaların tamamlanması gerektiğini bilen ve bilmek durumunda olan kişi olduğunu, 2014 yılı Mart ayında hisselerini devredip bu devri ilan ettirmemesinin bu devri geçersiz kıldığını, ayrıca tacir konumunda olan birleşen dosya davacısı hisselerini devretti ise bu devirden 1,5 yıl sonra aynı hisseleri başka bir kişiye yeniden devretmesinin hukukla ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmadığını, bu nedenle işbu davanın da reddi gerektiğini beyanla, asıl dava ile birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya karşı İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/31 Esas sayılı davası açılmış olup, bu davanın ise açtıkları davayı boşa düşürme amaçlı açıldığını, davaların birleştirilmesi gerektiği kanaatinde olduklarını, davacının bizzat dava dilekçesinde pay devir sözleşmesinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmediğini dolayısıyla ...’a yapıldığı belirtilen hisse devrinin geçerli olmadığının bilincinde olduğunu, dolayısıyla davacının 23/06/2015 tarihli düzenleme şeklinde hisse devir sözleşmesinin akdedildiği tarihte şirketin hissedarı konumunda olduğunu, şirket hissedarı olarak basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü olan davacının, müvekkiline karşı şirket hissedarı olmadığını iddia ettiği dönemde müvekkili ile düzenleme şeklinde pay devir sözleşmesi yaptığını, akabinde müvekkili tarafından ..., ... ve kendisi aleyhine İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/31 Esas sayılı dosyası ile hisse devir sözleşmesinin iptali ve hisse devir bedelinin iadesi için dava açıldığında bu kere 4 yıl sonra mahkemede işbu birleşen davayı açma gereği duyduğunu, müvekkilinin, ..., ..., ...’ın hissedarı oldukları ... San. ve Tic. Ltd. Şti. firmasının hisselerini devraldığını, müvekkili ile davalılar arasında resmi hisse devir sözleşmeleri akdedilmeden önce 22/06/2015 tarihinde, kendi aralarında özel olarak \"Hisse Alım ve Satım Sözleşmesi\" başlıklı bir sözleşme akdedildiğini, anılan sözleşmenin müvekkili ile devreden davalılar arasında satış görüşme ve pazarlıklarının yapıldığı dönemde satıcılar tarafından müvekkiline şirketin vergi ve SGK’ya herhangi bir borcunun olmadığı yönünde tam garanti verildiğini, müvekkili tarafından anılan kurumlarda gerekli incelemenin mali müşavir tarafından yapıldığını ve şirketin o tarihte borcunun olmadığının öğrenildiğini, ancak asıl çok önemli ve hayati konunun müvekkilinin gözünden kaçırıldığını ve kendisine hiçbir şey söylenmediğini, onun da; ... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti (daha sonra ünvanı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. olarak tadil edilen) firmasının hakkında vergi inceleme müfettişleri tarafından yapılan vergi incelemesi olduğunu, müvekkili tarafından bu husus bilinmiş olsaydı, asla firmanın devralınmayacağını, müvekkilinin mevduat hesabına haciz konulması ile böyle bir borcun varlığından haberdar olduğunu, vergi incelemesinin ciddi miktarda vergi cezasının kesilmesi ile neticelendiğini öğrendiğini ve rakamı duyduğunda tam anlamıyla şoke olduğunu, şu anda öğrenebildikleri kadarıyla faizleriyle birlikte müvekkilinin sırtına binen ceremenin 8-9 milyon TL civarında olduğunu, müvekkiline karşı açılan dava hiçbir şekilde iyi niyetli olmayıp, yasal açıdan kabulünün de mümkün olmadığını beyanla, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Birleşen dava davalısı İzmir ...'ne yapılan tebligata rağmen, davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece, \"...Somut olayda; davacının 2015 yılında davalıların hissedarı olduğu İzmir ...nde kayıtlı ... San. ve Tic. Limited Şirketi'nin hisselerini İzmir 21. Noterliğinin 23.06.2015 tarih ... yevmiye nolu limited şirket pay devri sözleşmesi ile ...'dan, ... yevmiye nolu sözleşme ile ...'dan, ... yevmiye nolu sözleşme ile ...'tan devraldığı ve şirketin tek ortaklı yapıya kavuştuğu, daha sonra şirket ünvanının ... San. ve Tic. A.Ş. olarak değiştirildiği, adı geçen şirket hakkında vergi incelemesi yapıldığının davacıdan saklandığı, dava dışı şirketin yüksek miktarda vergi borcunun bulunduğu, doğruyu bilmesi halinde hisse devri sözleşmesini imzalamayacağından bahisle devir sözleşmelerinin devir tarihi itibariyle iptaline, hisse devir bedelinin iadesine, şirket hisselerinin devirden önceki eski hale gelmesi yönünde karar verilmesine yönelik olarak ..., ..., ... aleyhine İzmir 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/405 Esas sayılı dosyasıyla açılan davanın ilgili mahkemenin 2018/29 Karar sayılı 24/10/2018 tarihli görevsizlik kararı sonucu mahkemeye tevzi edildiği, ... hakkındaki davanın işbu dosyadan tefrik edilerek mahkemenin 2019/810 Esasına kaydedilerek dava tarihinden önce vefat ettiğinden dolayı dava şartı yokluğundan reddine karar verildiği, davacının dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.'nin (önceki ünvan ... San ve Tic Limited Şirketi) devir tarihinden önce hissedarlarının 6016 hisse ile ..., 320 hisse ile ..., 64 hisse ile ... oldukları, ...'ın hisselerinin ...'a devrine ilişkin 20.03.2014 tarihli, ...'ın hisselerinin ...'a devrine ilişkin 27.03.2014 tarihli kararların ...'ne bildirilmediği, bu tarihten sonra İzmir 21. Noterliğinin ... yevmiye no ile onaylanan 19.06.2015 tarih 2015/01 sayılı ortaklar kurulu kararı ile ...'ın şirketteki 320, ...'ın 64, ...'ın 6016 adet hissesini davacı ...'e devretmesine ilişkin karar verildiği ve İzmir 21. Noterliğinin 23.06.2015 tarihli ... - 45 ve 46 yevmiye nolu 'Limited Şirket Pay Devri Sözleşmeleri'nin düzenlendiği, hisse devir sözleşmesinin imzalandığı dönemde şirkete ilişkin vergi incelemesinin bulunduğu hususunda davacıya bilgi verilmediği, hisse devrinin yapılmasıyla aldatma fiili arasında illiyet bağının bulunduğu, dava dışı şirket hakkında düzenlenen vergi ve vergi ziyai cezalarının kaldırılması yönünde İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 2016/174 ve 2016/175 sayılı dosyalarında açılan davaların kabulüne, İzmir 4. Vergi Mahkemesinde açılan davaların süre yönünden reddine karar verildiği, 2016-A-111/14 sayılı vergi inceleme raporunda davacı ...'e 10.09.2015 tarihinde düzenlenen tutanaktan davacı tarafın vergi incelemesinden söz konusu tarih itibariyle haberdar olduğu, TBK 39. madde kapsamında aldatmanın öğrenilmesinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılması gerekirken işbu davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 15.10.2018 tarihinde açıldığı, bu nedenle davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği, birleşen davada ise; davacının 27.03.2014 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hissesini ...'a devretmesinden sonra tarafların bir araya gelerek 19.06.2015 tarihli 2015/01 nolu davacı ... 'ın şirketteki sahibi bulunduğu 64 hissesini, ...'ın 320 hissesini, ...'ın 6016 hissesini ...'e devretmesine ilişkin ortaklar kurulu kararı aldıkları ve  kararın İzmir ...nce tescil ve ilan edildiği, 19.06.2015 tarihli ortaklar kurulu kararına katılan davacının 27.03.2014 tarihli hisse devrinden sonra TTK  598.  madde gereğince herhangi bir müracaatının olmadığı nazara alındığında, 27.03.2014 tarihli hisse devrinden zımnen vazgeçtiği, bu nedenle davanın sübut bulmadığı sonucuna ulaşılarak birleşen davanın reddi gerekmekle, sonuç olarak; ASIL DOSYA  YÖNÜNDEN <br>DAVANIN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE  NEDENİYLE REDDİNE, BİRLEŞEN DOSYA YÖNÜNDEN <br>DAVANIN REDDİNE....\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Asıl dava davacısı ... vekili tarafından, \"...Müvekkili ile devreden davalılar arasında satış görüşmeleri ve pazarlıklarının yapıldığı dönemde satıcılar tarafından müvekkiline şirketin herhangi bir vergi ve SGK borcu olmadığı yönünde tam garanti verildiğini, devir tarihi itibariyle yapılan araştırmada şirketin borcunun bulunmadığının öğrenildiğini, ancak, müvekkili tarafından devralındığı dönemde şirketin vergi kayıtları ile ilgili vergi müfettişleri tarafından inceleme yapıldığı bilgisinin müvekkilinden gizlenmesi nedeniyle müvekkilince hisselerin devralındığını, daha sonra müvekkiline vergi dairesi tarafından herhangi bir tebligat yapılmadığını, neticede, müvekkilin banka hesapları üzerine haciz işlemi uygulanması ile ilgili vergi dairesine başvurması sonucu şirkete 8-9 milyon TL civarında cezai işlem yapılması nedeniyle vergi borcu oluştuğunun öğrenildiğini, kandırılan müvekkilinin satın almış olduğu hisselerin, geçmişe etkili olacak şekilde devir alındığı tarih itibariyle yeniden eski paydaşları üzerine tesciline karar verilmesinin dava edildiğini, mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi incelemesi sonucunda müvekkilinin haklı olduğunun anlaşıldığını, ancak müvekkilinin 2016-A-111/14 sayılı vergi inceleme raporunda müvekkiline düzenlenen tutanaktan 10/09/2015 tarihi itibariyle haberdar olunduğu gerekçesiyle, davanın açıldığı tarih baz alındığında 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden dolayı davanın reddedildiğini, mahkemenin bu kararının hatalı olduğu kanaatinde olduklarını, zira vergi incelemesi yapılmasının mutlaka vergi cezası uygulanacağı anlamını taşımadığını, dolayısıyla, vergi incelemesinin yapıldığı tarihte müvekkili tarafından dava açılmış olsaydı, henüz ortada tahakkuk ettirilmiş bir ceza ve vergi borcu bulunmayacağından, hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiş olacağını, müvekkili yönünden hukuki yararın vergi cezasına ilişkin tahakkukların kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren başladığını, kaldı ki, ilgili vergi dairesi tarafından bu yönde bir tebligatın müvekkiline hiç yapılmadığını, müvekkilinin bu cezaları banka hesaplarına konulan hacizlerden öğrendiğini, haciz uygulanmasından kısa süre sonra da işbu davanın açıldığını, kısacası, hak düşürücü sürenin vergi incelemesinin öğrenilmesiyle değil, vergi incelemesi sonucu doğan sonucun öğrenilmesi tarihinden itibaren başlaması gerektiğini, diğer taraftan, vergi incelemesi olduğu dönemin akabinde eski ortaklara yapılan tebligattan sonra şirket vekili tarafından açılan davaların şirketin lehine sonuçlandığını, aynı şekilde borç tahakkuku olması halinde yargıdan bu tahakkukların iptal ettirileceğine dair kendisine garanti de verildiğini, ilk açtıkları davaların müvekkilinin hisse alışı yaptığı şirketin lehine sonuçlanması karşısında müvekkilinin gerek devreden davalıların ve gerekse şirket vekilliği yapan avukatın verdiği bu garantiler nedeniyle hareketsiz kaldığını, bu aşamada zaten yargı yoluna başvurmasının hukuki yarar yokluğundan reddinin kaçınılmaz olacağını, açtıkları bu davada haklılıkları her yönüyle ortaya çıkmış olmasına rağmen, hatalı değerlendirme yapılmak suretiyle 1 yıllık hak düşürücü süreden davanın reddine karar verildiğini, hak düşürücü sürenin başlama tarihinin tespitinde hata olması nedeniyle bu karar verilmiş olmakla, müvekkilinin vergi cezalarından kaynaklı borcu, hesaplarına konulan haciz işleminden sonra öğrenmiş bulunmasına göre davada bir yıllık hak düşürücü süre geçmemiş olması nedeniyle mahkeme kararının kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Asıl dava, hileye dayalı olarak limited şirket hisse devir sözleşmelerinin iptali istemine ilişkin olup, birleşen dava ise; önceki resmi hisse devirlerinin ticaret siciline tescil ve ilanı ile sonraki devrilerin bu surette hükümsüz kılınması istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle asıl davanın hakdüşürücü süreden reddine, birleşen davanın esastan reddine karar verildiği, karara karşı    asıl dava davacısı ... vekili tarafından asıl davaya yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>1-Asıl davada, başta davalı olarak gösterilen ...'ın dava tarihinden önce 16.06.2018'de vefat ettiği anlaşılarak, tefrik kararı verilip, bu şahıs hakkında açılan davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.<br>2-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; asıl davada davacı ...'in, ... San. Tic. Ltd. Şti'yi davalılardan 23.06.2015 tarihinde tüm gerekli resmi prosedürü de yerine getirmek suretiyle devraldığı, ilaveten taraflar arasında 22.06.2015 tarihli adi yazılı bir sözleşme de düzenlendiği ve bu sözleşme uyarınca davalıların, devir tarihine kadar şirketin vergi borcu olmadığını, vergi idaresi tarafından tespit edilebilecek bu tür işlemlere ait mali ve hukuki sorumluluğun kendileri üzerinde olduğunu, doğabilecek borç ve tazminatları ödemeyi kabul ve taahhüt ettiklerini beyan edip sözleşmeyi imzaladıklarını, davacının bu sözleşme hükümleri ile davalılar tarafından garanti verilmesi ve kendi mali müşavirine yaptırdığı araştırma sonucunda bahse konu şirketin hisselerini devraldığı ve şirketin tek ortaklı bir şirket haline dönüştüğünü, ancak bir süre sonra şirketin doğmuş vergi borcu değil ise de, şirket hakkında vergi incelemeleri yapılmakta olduğunu, bu durumun önceye dayalı olduğu halde davalılarca kendisinden gizlendiğini, zira bildirilse idi bu şirketi devralmayacağını, yaklaşık 8-9 milyon liralık cezaya tekabül eden bu vergi cezalarını banka hesabına uygulanan haciz ile öğrendiğini belirterek, hileye dayalı olarak bahse konu hisse devir sözleşmelerinin iptali istemli işbu davayı açtığı anlaşılmaktadır.<br>3-Mahkemece asıl dava bakımından, davacının hile sebebine dayalı olarak talepte bulunduğu, ancak  TBK 39. madde kapsamında aldatmanın öğrenilmesinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılması gerekirken davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 15.10.2018 tarihinde açıldığı, bu nedenle davanın hak düşürücüsü süre yönünden reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddedildiği görülmüştür.<br>4-Bilindiği üzere hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen  koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Hak düşürücü niteliğinde olduğundan taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği de tartışmasızdır. Somut uyuşmazlıkta, asıl davanın tarihi 15.10.2018'dir. Dosya kapsamındaki belgelere göre; bahse konu vergi incelemelerine Ocak-Şubat 2015 tarihlerinde başlandığına dair \"incelemeye başlama tutanakları\" nın dosyada mevcut olduğu, bu tarihin davacının henüz hisseleri devir almadığı tarihlere tekabül ettiği, bununla birlikte hisse devrinden sonra sözkonusu vergi incelemeleri devam ederken birtakım davet tutanaklarının da davacıya ve vergi işlemlerinde yetkilendirdiği (dosyada vekaletnamesi bulunan) vekili ...'ya tebliğ edildiği, yine dosyada mevcut bulunan vergi denetimine dair belgelerden 10.09.2015 tarihli tutanakta bizzat asıl dava davacısı ...'in beyanı ve imzasının bulunduğu görülmekte olup, asıl dava davacısının en geç bu tarihte şirket hakkında vergi incelemeleri yapılmakta olduğunu öğrendiği, basiretli bir tacir yükümlülüğü gözetilerek içeriğinden ve dolayısıyla boyutundan bu tarihte haberdar olacağı, buna rağmen, 1 yıllık hakdüşürücü sürede sözleşmeden dönme iradesini ortaya koymadığı, nitekim istinaf dilekçesinde de açılan davaların sonucunun olumlu olacağı inancıyla hareketsiz kaldığını bizzat beyan etmekte olduğu, dava tarihi itibariyle 1 yıllık hakdüşürücü sürenin sona erdiği, eldeki davanın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre bir tazminat/alacak davası olarak açılmamış olup, doğrudan hileye dayalı olarak açılmış sözleşmenin iptali istemli bir dava olduğu, burada davacı tarafça da hile eyleminin \"şirket hakkında devam etmekte olan vergi incelemelerinin bildirilmemesi\" olarak ileri sürüldüğü, bu vergi incelemelerinin öğrenildiği tarihin ise en geç 10.09.2015 olduğunun anlaşılmasına göre bu tarihin esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafın istinafında ileri sürdüğü; \"incelemeler devam etmekte ise de cezaya hükmedilip hükmedilmeyeceğinin o aşamada muallak olup, cezalar kesinleştikten sonra öğrenmenin gerçekleştiği ve süresinde de bu davanın açıldığı\"na dair beyanlarının esas alınamayacağı, zira davacının davalılara karşı dayandığı hile sebebinin de \"vergi incelemelerinin gizlenmesi olup, \"vergi cezalarının kesinleşmesi\" olmadığı, mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, asıl dava davacısı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.<br>5-Birleşen davaya yönelik ise herhangi bir istinaf itirazı bulunmadığı, bilindiği üzere TTK 595/2.maddeye göre; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şart olup, devrin bu onayla geçerli olduğu, somut olayda da 2014 yılındaki hisse devrilerinin noterden hisse devri sözleşmeleri  akabinde şirket genel kurulunca da onaylandığının anlaşıldığı, bununla birlikte mahkemece isabetli bir şekilde TTK 598.madde hükmü; \"(1) Esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için, şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulur. (2) Başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde, ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine sicil müdürü, şirkete, iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. (3) Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur.\" gözetilerek birleşen davanın reddine karar verildiği, zira birleşen davacının 2014 yılındaki hisse devrine ilişkin olarak bu madde hükmünce gerekli prosedürü yerine getirmediği, kaldı ki aynı madde uyarınca birleşen davalı ...'in iyiniyetle 2015 yılında bahse konu hisseleri devraldığına ilişkin durumun aksinin davacı tarafça ispat da edilemediği, aksine birleşen davacının 22.06.2015 tarihli harici adi yazılı sözleşmeyi ve 23.06.2015 tarihli noter hisse devri sözleşmelerini halen pay sahibi olduğunu beyan ve kabulle imzalamış olduğu gözetildiğinde, asıl davayı da etkileyebilecek nitelikte olan birleşen davanın reddi yönünden de bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; asıl dava davacısı ... vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Asıl dava davacısı ... vekilinin İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/31 Esas - 2022/252 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,7‬0 TL'nin asıl dava davacısı ...'den alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Asıl dava davacısı ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avanstan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  26/03/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dfa6e6aba2b0ae19","SID":"8e1396ce6bdae7ee"}}