{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2119 <br>KARAR NO:2025/369<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:02/04/2021<br>NUMARASI:2017/659 Esas - 2021/262 Karar<br>DAVA:Ticari Şirket<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/03/2025<br>Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı ve davalı vekilleri ile davacı yanında fer'i müdahil tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA:Davacı vekili,  müvekkilinin hissedarı olduğu davalı şirkette 19/04/2013 tarihinde esas sermaye değişikliği yapıldığını, değişiklik taslağının tümünün genel kurul öncesi gerekli yerlerde ilanının yapılmadığını, ayrıca yapılan değişikliğin TTK nın 360 maddesine aykırı olduğunu, bu madde uyarınca yönetimde temsil hakkının belirtilen üç gruba aynı anda ve bütün olarak tanınabileceğini, sadece tek bir gruba imtiyaz tanınamayacağını, oysa esas sermaye değişikliği ile tek bir gruba imtiyaz tanınarak müvekkilinin yer aldığı hissedarlar grubuna kanunla verilen hakkın ortadan kaldırılmak istendiğini, bu sözleşmenin baştan hükümsüz ve yok hükmünde olduğunu, ayrıca bu esas sermaye değişikliği ile ortaklara ayrılma hakkı tanınması gerekirken tanınmadığını, yine şirketin yönetim kurulu görev süresinin 2016 yılı Nisan ayında dolmasına rağmen 2013-2016 yılları genel kurullarının henüz yapılmadığını ileri sürerek, davalı şirket genel kurulunu toplantıya çağırmak üzere  müvekkiline izin ve yetki verilmesine, dava konusu genel kurul tarihinden ayrılma hakkının kullandırım tarihi kararının alınmasına kadarki süreye reeskont faizi uygulanmak üzere ortaklara ayrılma hakkının kullandırılması gerektiğinin tespitine, dava konusu genel kurulda yapılan esas sermaye değişikliğinin sermaye ve paylar, yönetimde temsil imtiyazı ile ilgili kısmının butlanı ve yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:Davalı, davaya cevap vermemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece, davaya konu 19/04/2013 tarihinde yapılan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimine ilişkin alınan kararda  TTK nın 479/2 madde hükmüne aykırı olarak A grubu hisselerin yönetim kurulu seçimlerinde 1.000.000 oy hakkı imtiyazını kullandıkları, B grubu hisselerin ise herhangi bir imtiyazı bulunmadığı şeklinde bir durumun söz konusu olmadığı, genel kurul kararlarının tümünün oy birliğiyle alındığı, bu durumda genel kurul kararlarının butlanını düzenleyen TTK 447'deki şartların gerçekleşmediği; genel kurul kararlarının 479/2 hükmüne aykırı olduğu ve kararların butlana tabi olduğu düşünülse dahi genel kurul ile dava tarihi arasında uzun zaman geçtikten sonra bu husususun ileri sürülmesinin TMK 2'ye aykırı olacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:1- Davalı vekili, hem ... adına hem de yetkili temsilcileri ..., ..., ..., ... ve ... adına vekaletname sunduklarını ve davayı takip ettiklerini, her bir davalı yönünden davanın reddine karar verildiğinden her biri için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak müvekkilleri lehine vekalet ücretine hükmedilmesine ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.2- Davacı vekili, davalı şirketin 05/08/1994 tarihinde ... A.Ş. unvanıyla kurulduğunu, 19/04/2013 tarihli 2012 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan şirket esas sözleşmesi değişikliğine ilişkin kararların 29/04/2013 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek, şirket yatırım ortaklığı statüsünden çıktığını ve unvan değiştirerek ... A.Ş. unvanını aldığını, daha sonra ise 26/12/2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar ve 31/12/2013 tarihinde yapılan tescil ile şirketin unvanının bir kez daha değiştirilerek hali hazırda ... unvanını aldığını, şirketin 10.000.000-TL olan çıkarılmış sermayesinin, 20-TL nominal değerli (A) grubu nama yazılı ve imtiyazlı ve 9.999.980-TL nominal değerli (B) grubu hamiline ve imtiyazsız paylardan oluştuğunu; şirketin, ... A.Ş. unvanı ile faaliyette iken 19/04/2013 tarihli 2012 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan kararla ... A.Ş. unvanını aldığını, yeni şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin \"Şirketin işleri ve yönetimi genel kurul tarafından TTK ve SPK hükümleri dairesinde seçilecek 6 üyeden oluşan yönetim kurulu tarafından yürütülür. Bu üyelerin yarısı (A) grubu pay sahiplerinin çoğunluğunun göstereceği adaylar arasından genel kurulca oylanır ve içlerinden en fazla oy almış olan üyeler yönetim kurulu üyesi olarak seçilir.\" şeklinde düzenlendiğini, yani (A) grubu payların imtiyazı, yönetim kurulu üyelerinin seçiminde üyelerin yarısını oluşturacak sayıda, (B) grubu paylar ile eşit sayıda aday gösterebileceğini; TTKnın 479/1'maddenin \"Oyda imtiyaz, eşit itibarî değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilerek tanınabilir.\"şeklinde  düzenlendiğini, söz konusu esas sözleşme değişikliğiyle kanuna aykırı olacak şekilde eşit itibari değerde olmayan paylara farklı sayıda oy hakkı verilerek imtiyaz tanındığını; 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü Kanununun 28/3 maddesinde TTK 479/1'e aykırı esas sözleşmelerin, anılan Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıl içinde, anılan fıkra hükmüne uygun hale getirileceğinin kabul edildiğini; davalının son genel kurul toplantısının 26/12/2013 tarihinde yapıldığını, sonrasında genel kurul toplantısı yapılmadığından kanun hükmünün gereği yerine getirilmediğini; aynı maddenin 6. fıkrasında ise bu maddenin üçüncü fıkrasında yapılması şart koşulan sürede gerekli esas sözleşme değişikliklerinin ve uyarlamaların gerçekleştirilmemesi halinde, oyda imtiyazı düzenleyen esas sözleşme hükümlerinin, belirtilen sürenin dolduğu tarihte kendiliğinden geçersiz hale geleceği ve esas sözleşmede öngörülen oya ilişkin imtiyazların tümünün kanunen sona ereceğinin düzenlendiğini; mahkemece dava konusunun ve öncelikli taleplerinin hatalı nitelendirildiğinin açık olduğunu, zira öncelikle dava konusu genel kurulda yapılan esas sözleşme değişikliğinin, yönetimde temsil imtiyazı ile ilgili kısmının (şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinin)  TTK 479/1, 6103 sk'nın 28/3,6 hükümleri uyarınca geçersizliğinin tespitine karar karar verilmesi, yani dava konusu genel kurul toplantısında alınmış olan yönetim kurulu üyelerinin seçiminde, farklı itibari değerde olan 9.999.980-TL karşılığı 9.999.980 adet (B) grubu hamiline yazılı pay senedi sahipleri ile 20-TL karşılığı 20 adet (A) grubu nama yazılı pay senedi sahiplerinin aynı sayıda aday gösterebilmesini sağlayan esas sözleşmenin 8. maddesinin geçersizliğinin tespitinin istenildiğini; geçersizliğin tespiti davasının butlan davası olmadığını, şirketin esas sözleşmesinin söz konusu maddesinin geçersiz olduğunun tespiti anlamında bir tespit davası olduğunu, bu davanın herhangi bir zaman aşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmadığını, esas sözleşmenin ilgili maddesinin geçersizliğinin re’sen dahi dikkate alınması gerektiğini; esas sözleşme hükmünün, aynı zamanda objektif iyi niyet kurallarına ve anonim şirketin temel yapısına aykırı olduğunu, işbu hükmün pay sahiplerinin kanunun tanıdığı en temel haklardan yönetimde temsil edilebilme hakkını aşırı oranda sınırladığını; dosyaya sundukları Yargıtay 11. HD'nin 2017/4653 E. sayılı ilamında da haklılıklarının açıklandığını; davaya konu esas sözleşme değişikliğinin yapıldığı genel kurul toplantısı tarihinde müvekkili hissedar olmadığından, toplantıya katılıp muhalefet etmesinin mümkün olmadığından ve bu davanın açılması için bir süre bulunmadığından, mahkemenin davadaki talebin TMK 2'ye aykırı olduğu gerekçesinin isabetli olmadığını; müvekkilinin, azınlık hakkı sağlayacak pay oranına sahip olması ve buna bağlı olarak yönetim kuruluna üye seçiminde söz sahibi olabilecek hukuki konuma ulaşmasının üzerinden çokça bir zaman geçmeden davanın açıldığını; nitekim 6103 sk 28/3'teki üç yıllık süre içinde esas sözleşmenin kanuna uygun hale getirilmesinin beklendiğini; bilirkişi raporlarındaki tespitlerin hatalı olduğunu; mahkemenin, genel kurul kararlarının tümünün oy birliğiyle alındığından bahisle, kararların butlanını düzenleyen TTK 447'deki şartların gerçekleşmediği değerlendirmesinin doğru olmadığını; 26/12/2013 tarihinden sonra genel kurul toplantısı yapılmadığından, yönetim kurulunun görevine hukuka aykırı olarak uzunca bir süredir devam ettiğini,esas sözleşmenin 8. maddesinin geçersizliğinin tespiti talebiyle birlikte, davalı şirketin genel kurulunu 05/06/2017 tarihli ihtarname ekindeki gündemle toplantıya çağırmak üzere izin verilmesinin ve yine müvekkilinin sahibi olduğu payların, işbu payların değerlerine, dava konusu edilen genel kurul karar tarihinden, ayrılma hakkının kullandırılacağı tarihe kadar işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalı şirket tarafından satın alınarak müvekkiline ortaklıktan çıkma hakkının kullandırılmasına da terditli olarak karar verilmesi istenilmesine rağmen, bu talepler hakkında bir karar verilmediğini belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. 3- Feri müdahil, davacı vekilinin istinaf dilekçesine aynen katıldığını beyan ederek, SPK Hukuk İşleri Dairesi'nin raporu incelenmeden karar verildiğini, rapor incelenseydi mevzuata aykırı hareket edildiği ve şirket sermayesinin azaltıldığının görüleceğini, bunun da mahkeme kararını değiştirecek mahiyette olduğunu; davacıya ve kendisine genel kurul yaptırma yetkisi verilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.<br>GEREKÇE:Dava, 19/04/2013 tarihli anonim şirket genel kurul kararının butlanının tespiti, genel kurul toplantısına çağrı izni verilmesi ve ayrılma hakkının kullandırılması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir. TTK nın 447. maddesi \"(1) Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır.\"TTK'nın 360. maddesi \"(1) Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesi zorunludur. Bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkı, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamaz. Bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemeler saklıdır. (2)Bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan paylar imtiyazlı sayılır.\"Aynı kanunun 478. maddesi \"(1) İlk esas sözleşme ile veya esas sözleşme değiştirilerek bazı paylara imtiyaz tanınabilir. (2) İmtiyaz; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda, paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkıdır. (3) 360 ıncı madde hükmü saklıdır. (4) (Ek: 26/6/2012-6335/25 md.) Sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte; Devlet,... kooperatifler ve bunların üst kuruluşlarına ait anonim şirketlerde ve bu şirketlerin aynı oranda sermaye payına sahip oldukları iştiraklerinde; bunların sahip oldukları paylara tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer paylara, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine, belirli pay gruplarına ve azlığa bu Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez. Bu hüküm, payları borsada işlem gören anonim şirketlere, 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşlarına ve finansal kuruluşlara uygulanmaz.\";\"Oyda imtiyazlı paylar\" başlıklı 479. maddesi, \"(1) Oyda imtiyaz, eşit itibarî değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilerek tanınabilir. (2) Bir paya en çok onbeş oy hakkı tanınabilir. Bu sınırlama, kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir sebebin ispatlandığı durumlarda uygulanmaz. Bu iki hâlde, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin, kurumlaşma projesini veya haklı sebebi inceleyip, bunlara bağlı olarak, sınırlamadan istisna edilme kararını vermesi gerekir. Projede yapılacak her değişiklik mahkeme kararına bağlıdır. Kurumsallaşmanın gerçekleşmeyeceğinin anlaşıldığı veya haklı sebebin ortadan kalktığı hâllerde istisna etme kararı mahkeme tarafından geri alınabilir. (3) Oyda imtiyaz aşağıdaki kararlarda kullanılamaz: a) Esas sözleşme değişikliği. b) (Mülga: 26/6/2012-6335/43 md.) c) İbra ve sorumluluk davası açılması.\" hükmünü içermektedir.TTK'nın 478. maddesinin gerekçesinde, imtiyazlı payların ihraç edilebileceği, anılan payların ilk esas sözleşmede öngörülebileceği gibi esas sözleşme değiştirilerek de de çıkarılabileceği veya mevcut paylara imtiyaz tanınabileceği, imtiyazın sadece esas sözleşmeyle tanınabileceği ve imtiyazın kişiye değil paya tanınan üstün bir hak olduğu ve üstünlüğün adi paya nazaran olduğu belirtilmiştir. Ayrıca hükmün 2. fıkrasında imtiyazın hangi haklarda olacağı sınırlı olmayacak şekilde sayıldıktan sonra 3. fıkrasında ise yukarıda zikredilmiş 360. maddenin yani belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesi hususunun saklı bulunduğu düzenlenmiştir. 360. maddenin gerekçesinde de, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarından hareketle  imtiyazın her paya değil belirli pay sahipleri grupları ile belirli pay gruplarına ve azlığa bir bütün olarak tanındığı belirtilmiştir.479. maddenin gerekçesinde de, eşit olmayan itibari değerdeki paylara eşit oy hakkı sağlayarak imtiyaz tanınmasının yasaklandığı açıklanmıştır.Doktrinde anonim şirketlerde esas sermayenin belirli itibari değerleri içeren paylardan oluştuğu; payın üyelik hak ve borçlarının kaynağını teşkil ettiği; haklardan yararlanmada genel olarak oransallık ilkesi olarak anılan sermayeye katılım oranında haklardan yararlanma ilkesinin benimsendiği; oransallık ilkesinin sonucu olan paylar arasında eşitlik ilkesinin istinasını teşkil eden imtiyazın paya ve ya özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azınlığa tanınabileceği (TTK 360/1); kural olarak her pay sahibinin şirket sermayesine katılım oranında değişen haklara sahip olacağı ve dolayısıyla anonim şirketlerde paylar arasında mutlak bir eşitlikten söz edilemeyeceği; bu bakımdan payın sağladığı haklardan yararlanmada ölçü olarak nispi eşitlik ilkesinin görünümü olarak oransallık ilkesinin geçerli olduğu; imtiyazlı payların olması halinde de aynı gruptaki paylara nispi eşitlik ilkesinin uygulanacağı; ancak oransallık ilkesine dayanan paylar arasında nispi eşitlik ilkesi kamu düzenine ilişkin olmadığından esas sözleşmede hüküm bulunması kaydıyla bazı paylara TTK 478'e göre imtiyaz tanınabileceği ve böylece oransallık ilişkisinin bir soncu olan paylar arasında eşitlik diye nitelenen bu kurala zıt bir hüküm öngörüldüğü ifade edilmiştir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 5. Baskı, Ankara 2017, s. 576-579).Davalı şirketin davaya konu edilen 19/04/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararla değiştirilen ana sözleşmesinin \"Kuruluş\" başlıklı 1. maddesinde şirketin menkul kıymet yatırım ortaklığı statüsünden çıkarıldığı,  \"Sermaye ve Paylar\" başlıklı 7. maddesinin 1. paragrafında, şirketin 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine göre kayıtlı sermaye sistemini kabul ettiği ve 2. paragrafında ...'nın izni ile ana sözleşmenin yatırım ortaklığı statüsünden çıkacak şekilde değiştirilmesine izin verildiği belirtilmiş; 4. paragrafı \"Şirket’in 10.000.000 (on milyon) TL’lik çıkarılmış sermayesini temsil eden pay bedellerinin tamamı muvazaadan ari şekilde nakden ödenmiş olup, her biri 1 Kuruş itibari değerde 20 (yirmi) TL karşılığı 2.000 (iki bin) adet nama yazılı (A) Grubu ve 9.999.980 (dokuz milyon dokuz yüz doksan dokuz bin dokuz yüz seksen) TL karşılığı 999.998.000 (dokuz yüz doksan dokuz milyon dokuz yüz doksan sekiz bin) adet hamiline yazılı (B) Grubu olmak üzere toplam 1.000.000.000 (bir milyar) adet paya ayrılmıştır.\"; \"Yönetim Kurulu\" başlıklı 8. maddenin 1. paragrafı da \"Şirket Yönetim Kurulu tarafından yönetilir ve temsil edilir. Yönetim kurulu, TTK, Sermaye Piyasası Mevzuatı ve ana sözleşme uyarınca genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Şirketin işleri ve yönetimi genel kurul tarafından TTK ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümleri dairesinde seçilecek altı üyeden oluşan Yönetim Kurulu tarafından yürütülür. Bu üyelerin yarısı (A) grubu pay sahiplerinin çoğunluğunun göstereceği adaylar arasından genel kurulca oylanır ve içlerinden en fazla oy almış olan üyeler yönetim kurulu üyesi olarak seçilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.Bilirkişi raporunda, şirket paylarının ...'ında işlem gördüğü, 10.000.000-TL olan çıkarılmış sermayenin 20-TL nominal değerli (A) Grubu nama yazılı ve imtiyazlı, 9.999.980-TL değerli (B) Grubu hamiline ve imtiyazsız paylardan oluştuğu; 2.000 adet (A) Grubu hisselerin tamamının ..., kalan 9.999.980 adet (B) Grubu hisselerin %94,12'sinin halka arz edildiği ve %10,32 hissenin davacıya ait olduğu belirlenmiştir.Davacı da yargılama aşamasında yönetim kuruluna aday göstermede-seçiminde (A) Grubu hissedarlara imtiyaz tanınması şeklindeki belirtilen ana sözleşme değişikliğinin, genel kurul kararının yoklukla malul olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiasına gerekçe olarak da, farklı itibari değerde olan 9.999.980-TL karşılığı 9.999.980 adet (B) grubu hamiline yazılı pay senedi sahipleri ile 20-TL karşılığı 20 adet (A) grubu nama yazılı pay senedi sahiplerinin aynı sayıda aday gösterebilmesinin iyiniyet kurallarına ve şirketin temel yapısına aykırı olduğunu ve yönetimde temsil edilebilme hakkını aşırı oranda sınırladığını göstermiştir. Ana sözleşmenin 7 ve 8 maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, 6 kişilik yönetim kurulu üyelerinin yarısı yani 3'ünün 20-TL karşılığı 2.000 adet nama yazılı (A) Grubu pay sahiplerinin çoğunluğunun göstereceği adaylar arasından genel kurul tarafından seçileceği anlaşılmaktadır. TTK'nın 360. maddesinde açıkça esas sözleşmede öngörülmek şartıyla belirli pay gruplarına yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabileceği, bu amaçla yönetim kurulu üyelerinin, belirli pay grupları arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkının da tanınabileceği, genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesinin zorunlu olduğu, bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkının, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamayacağı ve bu maddeye göre yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınan payların imtiyazlı sayılacağı açıkça düzenlenmiştir.Somut olayda da, bu düzenlemeden hareketle davalı halka açık olan şirketin 6 kişilik yönetim kurulunun yarısının yani 3 üyesinin (A) Grubu imtiyazlı hisseler tarafından aday gösterilecek kişiler arasından seçileceği kabul edilmiştir. Esas sözleşmedeki bu düzenleme, TTK'nın 360. maddesine uygun olarak davaya konu 19/04/2013 tarihli genel kurul toplantısında oy birliğiyle önceki esas sözleşme hükmü değiştirilerek getirilmiştir. Değişiklikte TTK'nın 478. ve 479. maddelerine aykırılık  bulunmamaktadır.Kanuna uygun olarak yapılan düzenlemenin de eldeki uyuşmazlık bakımından objektif iyiniyete aykırı olduğu söylenemeyecektir. Ayrıca eldeki davaya konu edilen genel kurul kararları davacının kabulünde olduğu üzere davacının davalı şirkette ortak olmadığı dönemde alınmıştır. Buna göre, her ne kadar kural olarak genel kurulu kararının butlanı hukuki yararı olan herkes tarafından herhangi bir süreye bağlı olmaksızın ileri sürülmesi mümkünse de, davacı pay sahibinin kendinden önce tamamlanmış işlemlere karşı geçmişe etkili olarak yokluk ya da butlanı ileri sürmesi mümkün değildir. Zira, davacının şirketin mevcut durumunu bilerek ve araştırarak hissedar olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 11. HD'nin 2022/7580 E., 2024/3687 K. sayılı ve 08/05/2024 tarihli ilamı). Davacı vekilinin  istinaf dilekçesinde belirttiği Yargıtay 11. HD'nin ilamı ise, somut uyuşmazlıkla benzer bir olaya ilişkin değildir.Davacı vekilinin davada ve istinaf dilekçesinde dayandığı  6103 sayılı Kanunun 28. maddesi hükümleri, mülga 6762 sayılı TTK dönemindeki esas sözleşmelerin (yeni) 6102 sayılı TTK'ya uyumlu hale getirilmesine ilişkindir.Davaya konu edilen esas sözleşme değişikliğinin   6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği tarih olan 01/07/2012 tarihinden sonra yapıldığından   anılan kanunun 28. maddesi hükümlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir. Davacının,esas sözleşmeyi değiştiren kararın butlanının tespiti talebi dışında,diğer talepleri, çağrıya izin ve genel kurul tarihinden, ayrılma hakkının kullandırım tarihi kararının alınmasına kadarki süreye reeskont faizi uygulanmak üzere, ortaklara ayrılma hakkının kullandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesi isteğidir.TTK'nın 412. maddesine dayalı genel kurulu toplantıyı çağırma iznine ilişkin talepler hakkında mahkemece verilen kararlar, aynı madde hükmü gereğince kesindir. Bu talebe  ilişkin olarak  davacı vekilinin istinaf başvurusu usulden reddedilmiştir.Halka açık şirketler açısından uygulanması gereken 6362 sayılı ...'nın dava tarihinde yürürlükte bulunan (madde 20/2/2020 tarihli ve 7222 sayılı Kanunun 26. maddesiyle değiştirilmiş) \"Ayrılma hakkı\" başlıklı 24. maddesinde, (1. fıkra) 23. maddede belirtilen önemli nitelikteki işlemlere ilişkin genel kurul toplantısına katılıp da olumsuz oy kullanan ve muhalefet şerhini yazdıran pay sahiplerinin, paylarını halka açık ortaklığa satarak ayrılma hakkına sahip olduğu, halka açık ortaklığın bu payları pay sahibinin talebi üzerine, söz konusu önemli nitelikteki işlemin kamuya açıklandığı tarihten önceki otuz gün içinde borsada oluşan ağırlıklı ortalama fiyatların ortalamasından satın almakla yükümlü olduğu; yine dava tarihinde yürürlükte olan (maddenin 1. fıkrası 20/2/2020 tarihli ve 7222 sayılı Kanunun 25. maddesiyle değiştirilmiş) \"Ortaklıkların önemli nitelikteki işlemleri\" başlıklı 23. maddesinde, (1. fıkra) halka açık ortaklıkların imtiyaz öngörmesi veya mevcut imtiyazların kapsam veya konusunu değiştirmesi gibi hususların bu Kanunun uygulanmasında önemli nitelikte işlem sayılacağı düzenlenmiştir. Davacının, davada dayandığı (A) Grubu imtiyazlı hisseleri, 6362 sayılı Kanuna göre ayrılma hakkı veren önemli nitelikte işlem kabul edilse dahi davacının davalı şirkette ortak olmadığı dönemde yapılan genel kurulda alınan karar nedeniyle 6362 sayılı Kanunun 24/1 maddesi hükmüne göre, davacının ayrılma hakkı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.Davacı vekilinin ve fer'i müdahilin ayrılma hakkına ilişkin  istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır.Davalı vekili,istinaf dilekçesinde, davalı şirket ve yetkilileri ..., ..., ..., ... ve ... adına vekaletname sunduklarını ve davayı takip ettiklerini, her bir davalı için ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi gerektiğini ileri  sürmüştür.Davalı vekilinin dosyaya gerekçeli karardan sonra davalı şirketin vekaletnamesini sunduğu cevap dilekçesi ile sunmadığı, sunduğu vekaletnamenin dava dışı şirket... A.Ş.'ye ait olduğu,yargılama boyunca da gerekçeli karar dahil davalı şirkete tebligatlar TK nın 35. maddesine göre yapıldığı belirlenmekle HMK'nın 76. maddesine uygun olarak davalının vekaletnamesini sunmayan davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinde isabetsizlik  bulunmamıştır. Davalı sıfatını haiz olmayan şirket yetkilileri lehine ise vekalet ücreti takdir edilmeyeceğinden davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin  istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, davacı vekilinin, davacı yanında  feri müdahilin ve davalı şirket vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davacı vekilinin davalı şirketin genel kurulunu toplantıya çağırma iznine ilişkin talebi hakkındaki hüküm kesin olduğundan davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 346/1 maddesi uyarınca USULDEN REDDİNE,Davacı vekilinin diğer taleplerine yönelik, fer'i müdahilin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından 59,30-TL peşin alınan harcın mahsubu ile kalan 556,1‬0-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından 59,30-TL peşin alınan harcın mahsubu ile kalan 556,1‬0-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Taraflarca yapılan  istinaf yargı giderlerinin  üzerlerinde bırakılmasına,HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 10/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4914b5bea082956b","SID":"f11122ff95551189"}}