{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/416 - 2025/686<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/416 <br>KARAR NO\t: 2025/686<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                       \t   K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/11/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/291 E.  -  2022/380 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t:  Marka Hakkına Tecavüz, Tespit, Maddi ve Manevi Tazminat<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/11/2022 tarih ve 2021/291 E. - 2022/380 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, 2010 yılından beri restoran, bar işletmeciliği sektöründe müşterilere hizmet veren müvekkili ile ... Danışmanlık arasında 17.11.2020 tarihinde marka devir sözleşmesi imzalandığını, imzalanan iş bu sözleşme ile ... Danışmanlık tarafından 2014/61657 sayılı 43. Sınıfta ve 2020/72504 sayılı 29., 31., 32., 33. ve 41. Sınıflarda tescil edilen “... Şekil” markalarının müvekkiline devredildiğini, müvekkiline ait “...” markasının müvekkili ile davalı arasında akdedilmiş bir lisans/bayilik/franchise sözleşmesi mevcut olmamasına karşın, davalı tarafından işletme adı olarak iltibasa yol açacak ve haksız rekabet oluşturacak şekilde şube görüntüsü ile tabelada kullanıldığını, müvekkili şirket markasının iltibasa yol açacak şekilde gerek tabelada, gerekse diğer sosyal medya hesaplarında kullanıldığını, davalı şirketten bu kullanımlara son verilmesi talep edilse de davalı şirket tarafından bu kullanımlara son verilmediğini, davalının bu şekildeki kullanımının müvekkilinin tescilli markasıyla karıştırılma ihtimalini oluştuğunu,  somut olayda yoksun kalan kazancın belirlenmesi için davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplama yapılmasını talep ettiklerini, müvekkilinin markasının 43. Sınıfta tescilli olup, dava konusu markanın kapsamında yer alan hizmetlerin de 43. Sınıftaki hizmetleri kapsadığını, dava konusu marka ile müvekkilinin markasının marka işaretleri bakımından benzer olduğunu, “...” ibaresi ile karşı karşıya kalan tüketicinin bu ibareyi gördüğünde, marka sahiplerinin aynı olduğu şeklinde yorumlama yoluna gideceğini, dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli olarak yapıldığını ileri sürerek müvekkilinin markasına yapılan tecavüzün önlenmesi ve durdurulmasına, davalı yanın hukuka aykırı haksız eylemleri neticesinde müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararlara ilişkin olarak fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak sureti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesine, müvekkilinin uğradığı manevi zarara ilişkin olarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine, davalının 2019/100969 tescil numaralı “... ... ...” ibareli markasının SMK’nın 6/1 ve 6/9 maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, mahkemece verilecek karar özetinin, masrafı davalıya ait olmak üzere, tirajı yüksek üç gazetenin ulusal baskısında ilan edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 18/10/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 9.280,04 TL ye yükseltmiştir. <br>Davalı şirket vekili, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, davanın reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın markası ile müvekkilinin markasının ayrı bir adlandırmaya dolayısıyla ayrı bir markaya haiz olduğunu  savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ait tescilli 2014/61657 sayılı \"... şekil\" ibareli markanın 43. Sınıf \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri\" mal ve hizmetlerini kapsadığı, 2020/72504 sayılı, \"... şekil\" ibareli markanın 9, 31, 32, 33, 41. sınıf mal ve hizmetleri kapsadığı, dava konusu 2019/100969 başvuru ve 24/02/2020 tescil tarihli \"... ... ...\" ibaresinden oluştuğu, 43. Sınıftaki \"Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.\" mal ve hizmetlerden oluştuğu, davalıya ait dava konusu markanın kapsamında yer alan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri. Gündüz bakımı (kreş) hizmetleri. Hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri.” hizmetlerinin davacının redde 2014/61657 sayılı gerekçe markasının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, dava konusu \"... ... ...\" ibareli markanın, beyaz zemin üzerine, büyük, italik, siyah harflerle “...” ibaresi ile bu ibarenin altında “... ...” ibaresinin yer aldığı, herhangi bir şekil unsuru içermeyen kelime markası olduğu, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin işletmenin veya markanın kimin aracılığı ile sunulduğunu ifade ettiği, “...” ibaresinin ise dava konusu hizmetler bakımdan tanımlayıcı unsur olduğu hususları dikkate alındığında, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, davacının \"... ... ...\" ibareli markasının, siyah eliptik bir zemin üzerine, mor renkte el yazısı şekline “...” ibaresi, bu ibarenin hemen altında sarı renkte ... müzik aleti figürü, “G” harfinin üstünde ise sınırları mavi, içi siyah renkte bir şapka figürünün yer aldığı karma bir marka olduğu, markalarda yer alan kelime unsurunun şekil unsurlarına kıyasla daha ön planda olduğu hususu dikkate alındığında, davacının redde gerekçe markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın redde gerekçe markanın esas unsuru “...” ibaresini aynen içerdiği, davacının \"...\" esas unsurlu markasıyla davalı firmanın \"... ... ...\" ibareli markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu,  6769 sayılı SMK’nın “Önceki tarihli hakların etkisi” başlıklı 155. maddesinin “Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmüne amir olduğu, davacının 2014/61657 sayılı markasının başvurusunun, davalının hükümsüzlüğü talep edilen markadan daha önce olması nedeniyle, davalının tescilli markasının olduğu yönündeki savunmasının değerlendirmede dikkate alınamayacağı, davacı markasında ve davalı kullanımında “...” ibaresinin marka olarak algılanacak asli esas unsur olarak bulunduğu, ortalama tüketicilerin şekilden ziyade ibareye ağırlık verecekleri hususu da dikkate alındığında taraf markaları arasında işitsel, görsel ve anlamsal açıdan yüksek oranda benzerlik olduğu, öte yandan, davacı markasının kapsamında yer alan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri.” ile dosya kapsamında yer alan bilgi, belge ve bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının kapsamındaki hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer olduğu, davacının markasındaki hizmetlerin ve davalının sunduğu hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olması ve davacının markası ile davalının kullandığı işaret arasındaki ayniyet derecesindeki benzerlik nedeniyle davacı markası ile davalı kullanımı arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalının bu kullanımlar için, “işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olduğu” yönünde bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı dolayısıyla davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davacı tarafından, 6769 sayılı SMK’nın 151/2-(c) maddesi uyarınca 9.280,04 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesinin talep edildiği, herhangi bir tescilli sınai mülkiyet hakkına tecavüz halinde, tecavüzün varlığının tespiti ve önlenmesi ile ref'i davalarında kusurlu olması şartı aranmazken, maddi ve manevi tazminat davalarında mutlaka davalının kusurlu olmasının gerektiği, davalının  tescilli markasını kullandığı, dava konusu eylemlerini \"kusurlu\" olarak gerçekleştirmediği, bu nedenle kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğunun bulunmadığı, davalının tescilli marka kullanımının haksız rekabet olarak da değerlendirilmediği, gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2019/100969 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davalının marka kullanımının davacı adına tescilli 2014/61657 sayılı markaya tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, tecavüzün önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının adına tescilli markasını kullanması dolayısı ile maddi ve manevi tazminat için gereken kusur şartı gerçekleşmediğinden tazminat taleplerinin reddine,kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı şirketin kendi markasını müvekkili şirketin markasına izni olmaksızın yaklaştırarak aynı ticaret alanına çıkmak suretiyle kullandığını, müvekkili şirketin vermiş olduğu hizmete etki ederek malvarlığında zarara neden olduğunu, davalının elde etmiş olduğu net kazancın bilinmesi  mümkün olmadığından zararın tam olarak ispat edilemediği durumlarda TBK m. 50/2'de yer alan “Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler” şeklindeki hükmün de dikkate alınarak ortaya çıkacak fiili zararın maddi tazminat hesabında dikkate alınmasının talep edildiğini, somut olayda yoksun kalınan kazancın belirlenmesi için  davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde ödemesi gereken lisans bedeline göre hesaplama yapılmasının talep edilmiş ve örnek sözleşmelerin dosyaya sunulduğunu, davalı seçimin tesadüften ibaret olamayacağı ve iyi niyetli sayılamayacağını, somut olayda davalının kusurunun bulunmadığı şeklindeki gerekçe ile maddi ve manevi tazminat taleplerimizin reddine karar verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, olayın oluş şekli, ihlal süresi, tarafların ekonomik ve sosyal konum ve durumları dikkate alınarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiş ise de mahkemece talebin gerekçesiz reddine karar verildiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br>Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dosyada somut verilerin bulunmadığını, bahse konu markanın görsel unsurları incelendiğinde arasında hiçbir benzerlik olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, müvekkile ait markanın her hangi bir yanıltma, aynı markayı kullanma ya da başkaca markalara benzeme arzusu ya da amacı taşımadığını, davalının tescilli markasını kullandığı, dava konusu eylemlerini \"kusurlu\" olarak gerçekleştirmediğinden, kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğu bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t: 1-Dava, markaya tecavüzden kaynaklanan tespit, önleme ve durdurma ile maddi ve manevi tazminat istemi ile marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br> \tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, marka hakkına tecavüz SMK'nın 29. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında marka hakkına tecavüz sayılan fiillerin belirlendiği, bunlara göre, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmanın,  marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmenin ve markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmanın, dağıtmanın, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmanın, ithal işlemine tabi tutmanın, ihraç etmenin, ticari amaçla elde bulundurmanın veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmanın ve marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmenin veya bu hakları üçüncü kişilere devretmenin marka hakkına tecavüz sayılan fiillerden olduğu, davacı markasında ve davalı kullanımında “...” ibaresinin marka olarak algılanacak asli esas unsur olarak bulunduğu, ortalama tüketicilerin şekilden ziyade ibareye ağırlık verecekleri hususu da dikkate alındığında taraf markaları arasında işitsel, görsel ve anlamsal açıdan yüksek oranda benzerlik olduğu, öte yandan, davacı markasının kapsamında yer alan “Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri. Geçici konaklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonu kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri.” ile dosya kapsamında yer alan bilgi, belge ve bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının kapsamındaki hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer olduğu, davacının markasındaki hizmetlerin ve davalının sunduğu hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer olması ve davacının markası ile davalının kullandığı işaret arasındaki ayniyet derecesindeki benzerlik nedeniyle davacı markası ile davalı kullanımı arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davalının bu kullanımlar için, “işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olduğu” yönünde bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı dolayısıyla davalının eylemlerinin davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6769 sayılı SMK'nın 155. maddesi uyarınca, marka hakkı sahibinin, kendi hakkından daha önceki başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri sürmesinin mümkün bulunmadığı, davacının \"...\" esas unsurlu markasıyla davalı firmanın \"... ... ...\" ibareli markası arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br>\t2- Davacı vekilinin istinaf itirazlarına gelince, davalının eylemi davacı adına tescilli markaya tecavüz oluşturmasına rağmen, davalının maddi ve manevi zararı tazmin ile yükümlü tutulabilmesi için somut olayda kusurlu bulunması gerekmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24/04/2013 Tarih, 2012/9828 Esas ve 2013/8166 Karar). Zira, SMK'nın 150-151. maddeleri kapsamında açılan tazminat davası, özünde bir haksız fiil davası olup, her ne kadar madde metninde açıkça belirtilmemekte ise de, zarar ile fiil arasında nedensellik bağı yanında maddi tazminat talep edilebilmesi için mütecavizin kusurunun varlığı da gereklidir (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2018, s.774).  Diğer bir ifade ile tecavüz, özü itibariyle bir haksız fiil olduğundan, kanun koyucu Türk Borçlar Kanunu'nun 49. vd. maddelerindeki genel hükümlere paralel olarak, burada tazminat bakımından da zarar ve illiyet bağının yanında kusurlu sorumluluğunu kabul etmiştir (Cahit Suluk, Tasarım Hukuku, 2003, Ankara, s.496; Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.525). Bu husus sadece maddi ve manevi tazminat açısından değil, aynı zamanda itibar tazminatı istenebilmesi bakımından da geçerlidir (Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.531). Bu nedenle davalının tazminat ile sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olduğunun da ortaya konulması gerekmektedir. Kusur, kasıt biçiminde olabileceği gibi ihmal biçiminde de olabilir. İhmal halinde de, gösterilecek özenin derecesi objektif kriterler yanında, mütecavizin mesleği, iştigal alanı, tacir olup olmadığı, somut olayın özellikleri gibi hususların da gözetilmesi gerekir (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, 4. Baskı, İstanbul, 2018, s.774). İhmal, esasen davalının kendisinden beklenilecek hususları yerine getirip getirmediği ile ilgilidir. Örneğin tacirler arasında özen yükümlülüğü oldukça yüksek olduğundan bir markayı kullanmak isteyen kişinin ilk olarak marka ile ilgili araştırma yapması beklenir. Bu araştırma da marka tescillerinin araştırılması yönündedir (Fatih Aydın, TBB Dergisi, 2017, s.535).<br><br>\tMahkemece, davalının tescilli markasını kullandığı, dava konusu eylemlerini \"kusurlu\" olarak gerçekleştirmediğinden, kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğu bulunmadığı belirlenmiş olup, yukarıda açıklanan hususlar karşısında davalının sırf tescilli markasını kullanması kusurunu ortadan kaldıran bir sebep olarak düşünülemeyecektir. Zira az önce de açıklandığı üzere davalının bir özen göstermiş olması, örneğin bu kapsamda kendi iştigal alanı ile ilgili işletmeleri araştırması gerekmektedir. Dosya kapsamından davalının böyle bir özen gösterdiğine ilişkin bir delil bulunmadığı gibi davalının davacı tarafça kendisine gönderilen ihtarnameye rağmen kullanıma devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dosyada başka bir somut veri bulunmadan, sırf tescilli marka kullanımının kusur şartını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle davalının davacının maddi ve manevi zararından sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmaması doğru bulunmamıştır. <br>\tDosya kapsamında davacı tarafça 6769 sayılı SMK'nın 151/2-c maddesi uyarınca, tazminat istenilmiş olup, mahkemece alınan bilirkişi raporları ile davalının markayı bir lisans anlaşması ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması halinde m.151/2-c çerçevesinde ödemesi gereken lisans bedelinin 2019 yılı için 3.460,20 TL, 2020 yılı için 5.283,72 TL ve 2021 yılı için 536,12 TL toplamda 9.280,04 TL olduğu belirlenmiştir. Bu belirlemenin davalı tarafça verilerin sunulmaması üzerine vergi beyannameleri üzerinden yapılmış olduğu da anlaşılmaktadır.<br>\tBorçlar Kanunu'nun 50/2. maddesine göre, uğranılan zarar miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri gözönünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler. Somut uyuşmazlıkta da, yukarıda ifade edildiği üzere, hükme esas alınan bilirkişi raporunun tam olarak zararı belirlemeye elverişli olmadığı, dosyaya sunulması gereken bilgi ve belgelerin de sunulmadığı, dosyada bulunan diğer bilgi ve belgelerden gerçek bir maddi zararın belirlenemeyecek olduğunun anlaşılması nedeniyle gerçek zararın tespitinin hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın tespitinin somut olay açısından belirtilen gerekçelerle mümkün olamayacağı, bu nedenle 6098 sayılı TBK'nın 50. maddesi uyarınca makul bir tazminat belirlenmesi gerektiği (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4580 Esas, 2016/2044 Karar ve 25.02.2016 Tarih), bilirkişi tarafından dosya kapsamında belirlenen ve davacı tarafça da talep edilen maddi tazminatın hakkaniyete ve TBK'nın 50. maddesine uygun bulunduğu anlaşılmıştır. <br> \tÖte yandan, davacının marka hakkının ihlali nedeniyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 149/1-ç maddesine dayalı olarak manevi tazminat talebinde bulunabileceği pek tabiidir. Ancak özel durumlar göz önünde tutularak hükmedilecek manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. açıklanan hususlar dikkate alındığında davalının markaya tecavüzü nedeniyle davacı lehine manevi tazminat ödemekle de yükümlü bulunduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre 25.000 TL manevi tazminatın dosya kapsamı ile hakkaniyete uygun bulunduğu kabul edilmiştir. <br>\tAnayasa Mahkemesince verilen, 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas ve 2024/226 Karar sayılı karar ile 6100  sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun \"Yargılama giderlerinden sorumluluk\"  kenar başlıklı  326/2. maddesindeki \"Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.\" hükmünün  “manevi tazminat davaları” yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine  aykırı  olduğu tespitinde  bulunularak hükmün iptaline karar vermiştir. <br>\tAnayasa Mahkemesinin anılan kararında, hukuki bir uyuşmazlığın mahkeme önüne götürülmesi hakkının Anayasa'nın 36. maddesinde  güvenceye alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı ile ilgili  olduğu, manevi tazminat davasının kısmen reddedilmesi halinde, davayı açan kişinin yargılama giderlerinin bir bölümünden sorumlu tutulmasının, davacı üzerinde oluşturduğu baskı nedeniyle bu hakkı sınırladığı tespitinde bulunulmuştur. Yine anılan kararda, ödenecek manevi tazminat miktarının belirlenmesinin tamamen hakimin takdirinde olduğu,  miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiği davalara ilişkin yargılama giderleri bakımından herhangi bir özel düzenleme de bulunmadığı, HMK’nın 326/2. maddesi ile mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı belirtilmiştir. <br>\tHer ne kadar  iptal hükmünün ilgili kararın Resmi Gazete'de yayım tarihi olan 14/03/2025 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe gireceği kararlaştırılmış ise de, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak  ve hürriyetlerin  özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği hüküm altına  alınmış olup, Anayasa Mahkemesi  tarafından HMK'nın 326/2. maddesinin manevi tazminat davaları  yönünden \"kanunilik\"  şartını karşılamadığı tespit edilerek ilgili hükmün iptaline karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin, Hulusi Yılmaz [GK B. No: 2017/17428,  1/12/202] kararında, Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olup, kamu gücü kullanan makamların her türlü iş ve işlemlerinde öncelikle Anayasa hükümlerini gözetmek zorunda oldukları,  Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca hâkimlerin önlerine gelen uyuşmazlıkları öncelikle Anayasa hükümlerini dikkate alarak çözüme kavuşturmalarının anayasal bir zorunluluk olduğu, mahkemelerin  Anayasa'ya aykırılığı açık olan bir  kanun hükmüne dayalı olarak uyuşmazlığı çözmesinin Anayasa'nın 152. maddesine aykırı olduğu, hükmün  bireysel başvuruya konu olması hâlinde Anayasa ile korunan temel hak ve hürriyetlerin de ihlaline sebebiyet verebileceğine işaret edildiği, bu nedenle, somut uyuşmazlıkta da ilgili kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edildiği, Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca hükmün iptali için itiraz yoluna gidilmesinin söz konusu olamayacağı ve  bu hükme  dayalı olarak karar verilmesinin iptal kararı ile açık bir çelişki oluşturacağı, bireysel başvuruya konu edilmesi halinde mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olabileceği anlaşıldığından manevi tazminat isteğinin redde konu bölümü esas alınarak davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir.<br>\tHMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br><br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile, Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 03/11/2022 Tarih ve 2021/291 Esas - 2022/380 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA;<br>\t3- Davanın kabulü ile davalının marka kullanımının davacı adına tescilli 2014/61657 sayılı markaya TECAVÜZ TEŞKİL ETTİĞİNİN TESPİTİ İLE TECAVÜZÜN ÖNLENMESİNE, DURDURULMASINA VE SONUÇLARININ ORTADAN KALDIRILMASINA,<br>\t4-9.280,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>\t5-25.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t6-Davalı adına tescilli \"... ... ...\" ibareli  2019/100969 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve Sicilden terkinine,<br>\t\t\t\t\t\t\t\t7-Kararın ulusal çapta yayın yapan bir gazetede bir defa ilanına,\t\t\t<br>\t8-Harçlar Kanunu uyarınca kabul edilen maddi ve manevi tazminat yönünden 2.341,67-TL nispi ve diğer istemler yönünden 615,40 TL maktu olmak üzere alınması gereken toplam 2.957,07‬-TL karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 870,96- TL ve 142,00-TL ıslah harcının mahsubu ile kalan 1.944,11‬ TL bakiye harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t9-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen, kabul edilen maddi tazminat yönünden 9.280,00 TL, kabul edilen manevi tazminat yönünden 25.000,00-TL, kabul edilen diğer istemler yönünden 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t10-Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 Tarih, 2024/29 Esas, 2024/226 Karar sayılı kararı uyarınca reddedilen manevi tazminat talebi yönünden vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,  <br>\t11-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.700,00 TL bilirkişi ücreti, 324,48‬ TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 25,52 tebligat ve posta masrafı,  492,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 4.542‬,00 TL yargılama giderine, 59,30 TL başvurma harcı, 870,96 TL peşin harç ve 142,00 TL ıslah harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 5.614,26‬ TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>\t12-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t13-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t14-Davacıdan peşin olarak alınan 179,90-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı iadesine,<br>\t15-Davalıdan kabul edilen maddi ve manevi tazminat yönünden ve diğer istemler yönünden alınması gereken 2.957,07 istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 2.777,17‬-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, \t<br>\t16-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 28/03/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/03/2025<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9fc0684e9fe8ae30","SID":"b45b4e9f422eff53"}}