{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1466 <br>KARAR NO:2025/372<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:25/11/2020<br>NUMARASI:2016/742 Esas -  2020/667 Karar<br>DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:20/03/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin .... A.Ş.nin % 10 oranında paya sahip azınlık ortağı konumunda bulunduğunu. yönetim kurulu üyelerinin, kusurlu ve kasıtlı işlemleriyle şirkete zarar verdiğini, şirkete yasalara aykırı borçlandıklarını, şirkette sahip oldukları çoğunluktan yararlanarak şirketi kendi kasaları gibi görerek hareket ettiklerini, şirketin malvarlıkları ile kendi malvarlıklarını karıştırarak ve paysahipliği haklarını n kullanılmasını engelleyerek şirketi zarara soktuklarını. TTK m. 553 uyarınca, kanun veya ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi ifa yerine getirmeyen yönetim kurulu üyelerinin bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa ve ortaklara karşı sorumlu tutulduklarını, 01/01/2015-31/12/2015 dönemi yıllık faaliyet raporu incelendiğinde 2014 yılında şirketin 3.631.866.36 Tl, dönem zararının görüldüğünü, bu durumun 2014 yılına ait kurumlar vergisi beyannamesinin incelenmesi ile açıklık kazandığını, beyannamede 3.538.673,92 TL olağan dışı gider ve zarar gözüktüğünü, bu kalem için dipnotta \"Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar kaleminde gözüken rakamın 2.532.545, 73 TL.nin 6552 say. Kanunun 74. maddesi gereği Ortak Cari Hesap Düzeltmesinden dolayı ortaya çıkmıştır\" açıklaması yapıldığını, şirket ortaklarının şirkete yüksek oranda borçlandığını, bu ortakların davalılardan ... ve ... olup aynı zamanda toplam %65 oranda paya sahip çoğunluk hissedar yönetim kurulu üyeleri olduğunu, bu borcu şirkete piyasa şartlarına uygun surette faizi ile birlikte şirkete ödemeleri gerektiğini, 2015 yılı fınansal tablolarının incelenmesinden 6552 sayılı Kanun kapsamında bu borçlanmanın  muhasebesesel bir hamle ile giderleştirildiğinin ve  şirket alacaklarını tahsil etmek gibi bir niyetlerinin  olmadığının anlaşıldığını, TTK m. 358 uyarınca \"Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz, \" şeklinde olduğunu, oysa ... ve ...'un 2 milyon TL sermayesi olan bir şirkete 3.5 milyon TL’nin üzerinde borçlandıklarını, bu borçlanmanın yasalara aykırı olduğunu, şirkette sadece çoğunluk pay sahibi hissedarların şirket kazancından şirkete borçlanmak suretiyle faydalandığını, aynı zamanda yönetim kurulu üyeleri oldukları için söz konusu borçlara faiz işletilmediğini ve şirketin kendilerinden olan alacaklarının tahsilini asla talep etmediklerini, bu şekilde örtülü olarak kendilerine kar dağıtıldığını, diğer pay sahiplerinin kar payı hakkının ihlal edildiğini, davalıların bu borçlanmalara halen devam ettiğinin 2015 yılı bilançosunun incelenmesiyle de anlaşıldığını, şirketin 2015 yılı bilançosunda Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklarda şirketin 2.456.637,20 TL borç aldığını, şirketin ticari borç rakamının 2.397.651,18 TL,’ye vardığının görüldüğünü, bu şekilde bir borçlanmanın anonim şirket esaslarına, yasaya ve usule aykırı olduğunu, muhasebesel bir işlemle kayıtların düzeltilmesinin yönetim kurulu üyelerinin söz konusu borçlanmalar nedeniyle şirkete ve pay sahiplerine karşı sorumluluklarını ortadan kaldırmadığını, yönetim kurulu üyesi davalıların şirketten aldıkları borç miktarı, aldıkları tarihten itibaren piyasa koşullarına uygun surette ödemeleri gereken faiz ve ayrıca bu borçlanmalar nedeniyle şirketin farklı kaynaklardan Finansman bulması nedeniyle karşılaştığı maliyetin başta olmak üzere maruz kaldığı sair ve munzam zararların davalılar tarafından şirkete  tazmin edilmesi gerektiğini,  davalılar ... ve ...'un aynı zamanda ...Şti., ... ve ...Şti. ... ve ... şirketlerinde de ortak olduklarını, bu iki şirketin  iştigal konularının ... A.Ş.'nin iştigal alanı ile aynı olduğunu, ... ve ...'un, ... bünyesinde gerçekleştirdikleri tüm faaliyetleri ... A.Ş. veya ... de gerçekleştirebileceklerini fakat ... üzerinden yürütmekte olduklarını, bunun amacının şirketlerin faaliyetinden elde edilecek karı sadece kendi ortağı oldukları şirkette realize etmek olduğunu, davalıların ... A.Ş.’den yüksek oranda borç alarak şirketi kendi kasaları gibi kullanmakta olduklarını, aynı alanda iştigal eden ve sadece kendi ortak oldukları ... Şirketi'ndc yüksek oranda kar ettiğini, müvekkilin bu aykırılıklardan rahatsız olduğunu fark eden şirket yönetiminin müvekkilini şirketten uzaklaştırmak istediğini, bu amaçla öncelikle 20.02.2015 tarihinde müvekkilinin şirketteki masasını toplatıp eşyalarının depoya atıldığını, 20.07.2015 tarihinde artık kendisiyle şirketle ilgili bilgilerin paylaşılmayacağının söylendiğini ve son olarak 25.01.2016 tarihinde şirket e-mail adresi kapatıldığını, müvekkilin şirketle bağlantısının kesilmek istendiğini, şirketin kötü durumda ve zararda olduğunu düşünen müvekkilinin bilgi almaya yönelik pay sahipliği haklarını kullanamadığını, yıllardır hiç kar payı alamadığını, oysa pay sahibinin kar payı hakkının iki cephesi olan vazgeçilmez bir hak olduğunu, bu pay sahipliği haklarını kullanmak isteyen müvekkilinin genel kurul toplantısı yapılması ile bu konuların görüşülmesini istediğini, 04.04.2016 tarihinde .., A.Ş. Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ... ve ... muhatap alınarak. Beyoğlu 33. Noterliği aracılığıyla ... numaralı ihtarname çekildiğini, ve 2015 yılı için genel kurulun toplanması gerektiğinin muhataplara ihtar edildiğini, müvekkilinin 11.05.2016‘da belirtilen adreste hazır bulunduğunu, Genel Kurul esnasında müvekkili dışında ...'nun vekili olarak hareket ettiğine ilişkin vekaletini gösteren ... ve ...'un da hazır bulunduğunu, ardından hazır bulunanlar hazerun cetvelini imzaladığını, müvekkili yeterli açıklamayı alamayınca, muhalefet şerhine bu konuyu eklenmesini, ardından faaliyet raporu ile bilanço oylandığını ve tarafınca olumsuz oy verildiğini, özel denetçi atanması konusunda müvekkili tarafından talep ileri sürüldüğünü, karar yeter sayısına ulaşıldığını ve denetçi atanması talebinin reddedildiğini, diğer gündem maddeleri tartışılamadan ..., kendi hazırlamakta olduğu ve ekte sunulduğu Genel Kurul Tutanağı'nı imza için getirdiğini, tutanakta henüz bu konuda oylama yapılmamışken Yönetim Kurulü'nun ibra edildiğinin yazıldığı görüldüğünü, taraflara TTK. 436/2 maddesi uyarınca Yönetim Kurulu üyelerinin kendi ibraları hususunda oy kullanamayacakları, müvekkilin de %10 paya karşılık 200.000 oyla ibralarını reddettiğini şifahen söylediğini, ... toplantıyı sebepsiz olarak sona erdirdiğini, kendilerinden genel kurul toplantısının durumunu yansıtacak şekilde tutanak tutulmasını ve toplantının ertelendiğinin tarafına yazılı olarak bildirilmesini istemiş olmasına rağmen, her türlü talebininin hukuka aykırı olarak reddedildiğini, binayı terk etmesinin istendiğini ve diğer pay sahipleri toplantı salonunu terk ettiğini, Sicil Gazetesinin incelenmesinden 1 Haziran 2016 tarih ve 9087 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde Şirket Yönelim kurulu tarafından ilan yapılarak 11.05.2016 günü yapılması gereken 2015 yılı Olağan Genel Kurul toplantısının toplantı nisap sayısının yetersiz kalması nedeniyle yapılamadığı belirtilerek 29/06/2016 tarihinde toplantı yapılacağının ilan edildiğini gördüklerini, pay sahipliği haklarını kullanma çabalarının engellendiğinin gizlenmeye çalışılmakta olduğunu, şirket yönetiminde bulunmayan müvekkilinin şirketin uğradığı zararın kesin olarak bilebilmesinin mümkün olmadığını, huzurdaki davada izah edildiği üzere zarar miktarının belirlenmesinin hem ... A.Ş.'nin hem de ...Şti.nin elinde bulunan defter ve kayıtlarda inceleme yapılmasını gerektirdiğini, davalıların şirkete ne kadar zarar verdiklerinin ortaya çıkacağını, dolayısıyla HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde olmak üzere şimdilik 10.000 TL'nin haksız eylemlerin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal ticari faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile Şirkete ödenmesine karar verilmesini, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalılara yüklenmesini, giderlerin davalılara yükletilemeyeceğine karar verilmesi halinde dahi TTK m. 555/2 hükmünün uygulanması yoluyla bu ... A.Ş. tarafından karşılanmasına karar verilmesini talep ve etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde şirket yönetim kurulu üyelerinin şirket kazancından şirkete borçlanmak suretiyle para çektiklerini, örtülü olarak kendilerine pay dağıtımı yaptıklarını, diğer pay sahiplerine ise hiçbir ödeme yapılmadığını, kar payı hakkının ihlal edildiğini,TTK 553 maddesi kapsamında oluşan zararların müvekkillerinden tahsilini talep ettiğini, TTK 553, 555 ve 558.maddeleri bir arada değerlendirildiğinde  TTK 558 maddesiyle yöneticinin sorumluluğuna ilişkin dava hakkının kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla şirket genel kurulunun sorumluluktan ibraya ilişkin kararının ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap eden pay sahiplerinin dava hakkının ortadan kaldırdığını, 09/11/2015 tarihinde gerçekleşen  genel kurula davacının bizzat katıldığını ve  şirketin 2013-2014 yıllarına ilişkin bilanço görüşmelerinde kar zarar hesaplarının tasdikine oy verdiğini ve 2013-2014 yıllarına ilişkin hesapların oy birliği ile tasdik ve ibra edildiğini, aynı şekilde gündemin 7. Maddesi ile şirket karından kanun ve esas sözleşme gereği ayrılması gereken miktarların ayrılmasına ve kar dağıtımı yapılmamasına itiraz etmediğini ve bu gündem maddesininde yapılan oylamada oy birliği ile kabul edildiğini,  davacının 09.11.2015 tarihinde katılmış olduğu genel kurulda  şirket yönetim kurulu üyelerini ibra ettiğini ve TTK 558 maddesi gereğince sorumluluk davası açma hakkının ortadan kalktığını, davacının Genel kurul tarihi itibari ile 6 aylık dava açma süresinin de geçtiğini, bu nedenle de açılan davanın reddi gerektiğini, davacının 6552 Sayılı Kanunun 74. Maddesi ile şirketin ortaklardan olan alacağının kanun kapsamında muhasebeleştirildiğini ve şirketin alacaklarını tahsil etmek gibi bir amacının bulunmadığını belirttiğini, yasanın verdiği olanak ile 2.458,782 TL ortaklar adına olan alacak için vergi kayıtlarının  düzeltmesi yoluna gidildiğini, banka kanalı aracılığı ile davacı ... hesabına aylık 6000 EUR (TL karşılığı) toplamda 289.553.00 Tl. ödeme yapıldığını, yapılan bu ödemelerin bazılarının şirket hesabından talimat ile ödendiğini, bazı ödemelerin ise şirket çalışanları ... ve ... hesabından havale ile gerçekleştirildiğini, ancak bu ödemelerin şirket kayıtlarında ... adına  yazıldığını,  % 10 hisse ile şirket ortağı olan davacı ...’un, dava dilekçesinde yönetim kurulu üyelerinin örtülü olarak kendilerine kar dağıtımı yapmak amacıyla şirkete 2.458.782,26 TL borçlandıklarını iddia ettiğini ancak dava dilekçesinde 289.553.00 TL’nin kendisine ödendiğini beyan dahi etmediğini, şirket yönetim kurulu üyelerinin, şirketin içini boşalttıkları ve şirketi zarara uğrattıklarını iddia ettiğini, ancak 2015 yılı bilanço kayıtları incelendiğinde müvekkili şirketin 2015 yılında kara geçtiğini, davacının belirttiği şirket bilançosunda bulunan uzun vadeli yabancı kaynaklar borç kaleminin davacının şirkete ortak olmasından çok önce ortaya çıkan faizsiz olarak alınan ve senetlere bölünen o dönem şirketin nakit ihtiyacı için kullanılan bir borç olduğunu, söz konusu borçların 2018 yılına kadar taksitlendirildiğini vade farkı bulanmayan borç olduğunu, davacı tarafın, müvekkili ,... A.Ş.’nin bünyesinde çalıştırdığı eleman sayısının satış, pazarlama ve müşavirlik desteği sağlamaya yetmediğini .... Şti. bünyesinde çalışan kişi sayısının... tezgahların satışı, teknik desteği, yedek parça temini, müşavirliği ve diğer işlemlerin yapılması için yeterli düzeyde olduğunu ve bu nedenle faaliyetin ağırlıklı olarak bu şirket üzerinden devam ettiğini bildiğini, ayrıca ... Şti. 04.02.2013 tarihinde kurulduğunu, davacı ...'un  ise ... A.Ş.’ye 19.02.2013 tarihinde ortak olduğunu, davacının ortak olduğu tarih itibariyle şirketin mevcut işleyişinden haberdar olduğunu, davacının şirket ortaklığına dahil olduğu 19.02.2013 tarihinden sonra 01.04.2013 tarihinde ... A.Ş. şirket merkezinde Genel Kurul toplantısı yapıldığını, ...'un da asaleten temsil edildiği rekabet yasağına ilişkin iznin ...'un da onayı ile alındığını, ... A.Ş. bünyesinde 11.05.2016 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında davacının TTK. 208. Maddesi kapsamında, şirket faaliyetlerinin sürdürülmesini engelleyen, dürüstlük kuralına aykırı, şirketin faaliyetlerinin sürdürülmesinde sıkıntı yaratacak derece tutum ve tavırlar sergilediğini, davacının bu dürüstlük ve nezaket kurallarına aykırı davranışları neticesinde Genel Kurul'a katılan diğer ortakların  Genel Kurulu terk ettiğini, 11.05.2016 tarihli Genel Kurul toplantısında toplantı nisabı korunamadığından Genel Kurulun gerçekleştirilemediğini, davacının Genel Kuruldan çıkartıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, bu hususların davacının göndermiş olduğu ihtarnameye karşı Kadıköy ... Noterliğinin 24.06.2016 tarih ... Yev. Nolu cevabı ihtarnameyle yanıtlandırıldığını. 11.05.2016 tarihinden sonra davacı tarafından  ihtarname gönderildiğini ve davacı tarafın talebi doğrultusunda 29.06.2016, Bakanlık temsilcisinin de iştiraki ile Genel Kurul yapıldığını, dolayısıyla pay sahipliği haklarının ihlal edildiği iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...Tarafların ortağı oldukları dava dışı ...AŞ.ye ait sicil kayıtları getirtilmiş,  davacının ortak olmasından sonra yapılan 01/04/2013 tarihli olup 2012 yılına ilişkin genel kurul toplantısında 8 no.lu gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerine 6102 sayılı TTK 626 maddesindeki iznin verilmesine oy birliğiyle karar verildiği görülmüştür. Davacı bu genel kurul toplantısına katılmamış, izleyen 2013-2014-2015-2016 yıllarına ilişkin genel kurul toplantılarına katıldığı anlaşılmıştır. Davacının ileri sürdüğü iddialardan biri davalılar ... ve ...'nun AŞ ile aynı iştigal alanında ayrı bir şirket kurdukları ve bu şirketlere kazanç aktarımı yapıldığı, AŞ.nin ...Ltd.Şti.ye yüksek oranda borç verdiği yönündedir. ... Şirketi ... ve ... firmasının 04/02/2013 tarihinde ... ve ... tarafından kurulduğu, bunun dışında davacı ile davalılar ... ve ...'un ortak oldukları...Şirketinin bulunduğu sicil kayıtlarından anlaşılmıştır. Bilirkişi heyeti AŞ.ticari defter ve kayıtlarını incelemiş, AŞ.nin her iki şirketle süre gelen ticari ilişkilerinin olduğunu, AŞ.nin ... Şti.'den dava tarihi itibariyle 287.345,13 TL.alacaklı göründüğünü, ...Şti.den de aynı şekilde 121,75 TL.alacaklı göründüğünü ancak şirketler arasındaki hesap ilişkisinin dayanakları sunulmadığından değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Davacının bir diğer iddiası ise AŞ.de kar payı dağıtılmadığı hususuna ilişkindir. Davacı ortak olduktan sonra yapılan tüm toplantılara katılmış olup şirketin 2013-2014 yıllarına ilişkin genel kurul toplantılarında kar payı dağıtılmamasına oy birliği ile karar verildiği, 2015 yılına ilişkin 29/06/2016 tarihli toplantıda ise davacının olumsuz oy kullandığı ve bu konuda genel kurul kararlarının iptali için İstanbul Anadolu 4 ATM 'de açtığı davanın reddedildiği, 2016 yılına ait olup mahkememizde açılan davadan sonra yapılan 07/04/2017 tarihli toplantıda da bu konuda olumsuz oy kullandığı anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda şirketin 2013-2016 yılları için kar payı dağıtmadığı, şirketin 2013-2015 yıllarını kar ve 2014 yılını ise zarar ile kapattığı belirlenmiştir. Davacı davalıların şirkete yüksek miktarda borçlandıklarını, bunun TTK 358 maddesine aykırı geçersiz bir borçlanma olduğunu ileri sürmekte olup davalı taraf ise davacının bu konuda 2014 yılı şirket kayıtlarına dayandığını oysa bu kayıtların genel kurulda ibra edilip kesinleştiğinin uyuşmazlık konusu yapılamayacağını beyan etmektedir. Davacının dayandığı TTK 358 maddesi şirket pay sahibinin şirkete borçlanma yasağını düzenlemekte olup dava yöneticinin sorumluluğu ve davalılarda şirket yöneticisi olduklarından iddiaların TTK 395/2 maddesine göre değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Maddeye göre pay sahibi yöneticiler şirkete borçlanabileceklerdir. AŞ.nin ticari defter ve kayıtlarında yapılan inceleme ile davalılardan ...'nun bu anlamda şirkete herhangi bir borçlanmasının bulunmadığı belirlenmiştir. Bilirkişi heyeti dava dışı AŞ.nin 2014 yılında 6552 sayılı Kanun'dan faydalandığını, ortaklar (... ve ...)cari hesabının sıfırlandığını, bu tutarların ağırlık olarak şirketten çekilen paralar olduğunu, bu durumun 2014 yılında zarar olarak yansıdığını, ancak davalıların bu borçlanmalarının tek başına yöneticinin sorumluluğunu doğurmayacağını açıklamışlardır. Söz konusu zararın oluştuğu 2014 yılına ait genel kurul toplantısı 09/11/2015 tarihinde yapılmış olup 6552 sayılı kanun uyarınca yapılan silme işlemini de kapsamaktadır. Söz konusu genel kurul toplantısına davacı da katılmış olup bu toplantıda yönetim kurulu üyeleri olan davalılar oy birliğiyle ibra edilmiş ve yönetim kurulu faaliyet raporu ile denetçi tarafından verilen raporlar okunup müzakere edildikten sonra bilanço ve kar/zarar hesapları da okunarak oy birliği ile tastik edildiği anlaşılmıştır. Davalı tarafta bu genel kurulda alınan kararlar uyarınca TTK 558/2 maddesi gereği davacının sorumluluk davası açmak ve bu hususu uyuşmazlık konusu yapmak hakkının bulunmadığını ileri sürmektedir. TTK 558/2 maddesi ibranın etkisini düzenlemekte olup şirket genel kurulunun sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak şirketin ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını ortadan kaldırır hükmü içermektedir. İbranın borçtan kurtarıcı bir sonuç doğurabilmesi ibraya konu işlemlerin ortaya konması, bilinmesi ve tartışılmasına bağlıdır. Söz konusu silme işlemi 10/12/2014 tarihinde yapılmış olup  2014 yılında muhasebeleştirilmiştir. Davacı yan bu işlemi 2016 yılında öğrendiğini iddia etse dahi 2014 yılına ilişkin genel kurul toplantısına katılmıştır. Genel kurul toplantısında salt yöneticilerin ibrası değil ayrı bir madde de yönetim kurulu faaliyet raporları ve denetim raporları ile şirketin kar ve zarar bilançoları da okunup müzakere edilmek suretiyle karar alınmıştır. Bu durumda davacının katılıp olumlu oy verdiği hususları konu ederek sorumluluk davası açamayacağı mahkememizce kabul edilmiştir. Davacının kar dağıtılmadığı iddiası da mahkememizce değerlendirilmiştir. TTK 408 maddesinde genel kurulun devredilemez yetkileri sayılmış olup maddenin 2-d fıkrasına göre kar payı dağıtıp dağıtmama genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Davacı, katıldığı 2013-2014 yılları genel kurul toplantılarında kar dağıtılmaması yönündeki karara olumlu oy kullanmış, 2015 yılında alınan aynı yöndeki karara karşı açtığı dava reddedilmiştir. Kar dağıtmaya karar veren merci genel kurul olup yönetim kurulu üyelerinin bu nedenle sorumlu tutulmaları mahkememizce mümkün görülmediğinden davacının bu iddiası da kabul edilmemiştir. TTK 553 maddesinde yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu kusur esasına dayandırılmış olup davacı zararın varlığına ve uygun illiyet bağına ek olarak davalı yönetim kurulu üyelerinin kusurlu olduklarını da ispatla yükümlü kılınmıştır. Dosya kapsamında toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu ile davalılardan ... ve ...'un AŞ.dışında ortak oldukları bir kollektif şirketin bulunduğu sabit olmakla birlikte davalıların bu şirket üzerinden kendilerine kazanç aktarımı yaptıkları,  AŞ.nin bu şirkete yüksek tutarda borç verdiği, bütün işlemlerin bu şirket üzerinden yürütüldüğü iddiaları da somut deilllerle ispat edilemediğinden davanın reddine ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2014 yılına ilişkin kayıtlarda yapılan silme işleminin ancak 2015 yılında tespit edilebildiğini, 6552 sayılı kanun’un getirdiği imkânın yalnızca vergi affı olduğunu, 2015 yılına ilişkin genel kurul’da alınan ibra kararının yok hükmünde olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı sorumluluğun şartlarının oluştuğunu, yönetim kurulu üyelerinin şirketi zarara uğrattıklarını, yönetim kurulunun kendi kurdukları başka bir şirkete kazanç aktarımı yaptıklarını, şirketin kendi kaynakları ile yatırım yapma imkanı varken, çoğunluk hissedarların Şirket kaynaklarını borç alarak kendilerine aktarmaları nedeniyle Şirket dışarıdan borç almak zorunda kaldığını, Nitekim 10.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda, dava tarihi itibarıyla şirketin 784.561,48 TL kredi borcu bulunduğunu, yönetim kurulu üyesi çoğunluk hissedarların, sistematik olarak Şirket kaynaklarını kendi lehlerine kötüye kullanarak Şirketin menfaatlerine açıkça zarar verdiği ve bundan sorumlu tutulmaları gerektiğini, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde iki farklı dosya bulunduğunu, bunlardan ilkinin, 2017/1108 esas sayılı dosya olup söz konusu dava kısmen kabul edilerek mahkemenin, müvekkiline ... Şirketi ... ve Ortakları nezdinde ödenmeyen 218.059,04 TL kâr payının ödenmesine karar verdiğini, bunlardan ikincisinin ise, 2016/938 esas sayılı dosya olup söz konusu dosyada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 12/02/2020 tarihli 13.celsesinin duruşmasında Davalı ... A.Ş.'nin 29.06.2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul toplantısının, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 6 numaralı kararın iptali isteminin kabulü ile yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin 6 numaralı kararın yok hükmünde olduğunun tespitine karar verdiğini, yukarıda açıklanan sebeplerle, her iki dosyanın  da kısmen kabul edilmiş olup mahkemenin hangi dosyayı kastettiği ve hangi taleplerinin reddedildiğini belirttiğinin anlaşılamadığını, müvekkilinin pay sahipliği haklarının ihlal edildiğini bu iddiaların mahkemece değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğunu, vazgeçilmez bir hak olarak nitelendirilen pay sahipliğine ilişkin bu hakların ihlalinin yeniden değerlendirilmesini talep ettiklerini,  her ne kadar mahkeme kararında, kar dağıtımında kararı veren mercinin genel kurul olduğunu ve kar dağıtılmamasına karar verilmesinden dolayı yönetim kurulunun sorumlu tutulamayacağını belirtmiş olsa da 2013-2014 yılları genel kurulunda müvekkilinin kar dağıtılması yönündeki karara olumlu oy vermesinin nedeninin şirketin zararda olduğunu görmesi olduğunu, fakat, bu zararın yönetim kurulu üyelerinin hukuka aykırı şirkete borçlanma işlemlerinden kaynaklandığını ancak özel bir inceleme ve değerlendirme sonrası 2015 yılının mali tablolarından öğrendiğini, açıklanan nedenlerle İstinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul Anadolu 8. Ticaret Mahkemesi’nin 2016/742 E. 2020/667 K sayılı ilamının kaldırılmasına, haklı davalarının kabulüne, hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına, giderlerin davalılara yükletilemeyeceğine karar verilmesi halinde dahi TTK m.555/2 hükmünün uygulanması yoluyla giderlerin ... A.Ş. tarafından karşılanmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı, davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı,  ... A.Ş.'nin %10 pay sahibi  olup,   davalılar, anılan şirketin %70 pay sahibi  ve yönetim kurulu başkan ve üyeleridir. Dosya kapsamına alınan ticaret sicil kayıtlarından .... Tic. A.Ş.'nin 2009 ve 2010 yıllarına ilişkin 15.12.2011 tarihli genel kurul toplantısında ve  2011 yılı için yapılan 21.12.2012 tarihli genel kurul toplantısında davalıların 3 yıl süreyle yönetim kurulu üyesi olarak seçildikleri, davacının 04.05.2011 tarihinde ayrıldığı şirket ortaklığından 19.02.2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile şirkete yeniden ortak olduğu anlaşılmaktadır.Davacı taraf, kar payı dağıtılmadığını, pay sahipliği haklarının ihlal edildiğini, davalıların yüksek oranda şirkete borçlandıklarını, davalılar ... ve ...'nun AŞ ile aynı iştigal alanında ayrı bir şirket kurduklarını ve bu şirketlere kazanç aktarımı yapıldığını ileri sürerek  şirketin uğradığı zararın belirlenip, bu zararın davalılardan tahsili ile şirkete ödenmesini talep etmiş, davalılar ise, kusurlu ve şirketin zararına neden olacak bir işlemlerinin bulunmadığını, i şirket genel kurulunda ibra edildiklerini savunmuştur.1.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 553/1 maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahipleri şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir.Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar(TTK m. 369/1) Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar. Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur. Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür. Ancak, “yönetim kusuru” açık bir sorumluluk hâli olarak düzenlenmemiştir. Bunun gibi, mahkemenin yerindelik incelemesi yapıp bu yaklaşımla sorumluluğa varması, hükmümüzde yer alan “kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümler” somutlaşması karşısında güçtür; meğerki her iki hâl de özen yükümüne aykırılık olarak kabul edilsin (TTK m. 553 gerekçesinden). Bir şirketin her zaman kar etmesi düşünülemeyeceği gibi şirketin kusuru olmaksızın kazanç kaybına uğraması tek başına  yöneticilerin sorumluluğunu gerektirmez. Şirket genel kurulu, şirket kar payının belirlenmesi ve dağıtımı konusunda tek yetkili organ olup, bu yetkisini yönetim kuruluna devretmesi de mümkün değildir. Genel kurul şirket karının ne zaman, ne kadar ve nasıl dağıtılacağına karar vermeye yetkili tek organ olup, bu yönde alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı müddetçe muaccel kar payı alacağından bahsetme imkanı yoktur. Bu açıklamalar ışığında somut olayda ... A.Ş.'nin 2013-2014 yılları genel kurul toplantılarında kar dağıtılmaması yönünde karar alındığı, davacının alınan karara olumlu oy kullandığı ve  2015 yılında alınan aynı yöndeki karara karşı davacının ikame ettiği genel kurul iptal davasının İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/938 esas sayılı dosyası ile reddine karar verildiği gözetildiğinde davacının kar payı dağıtılmaması nedeniyle davalı yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesi yönündeki talebi yerinde olmayıp, mahkemenin bu yöndeki kabulü isabetlidir. 2. TTK'nın 358. Maddesinde \"pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe  ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte karı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. \"hükmü bulunmaktadır.TTK'nın 358.maddesinde  genel olarak anonim şirket ortaklarının şirkete borçlanması düzenlenirken, TTK'nın 395.maddesinde  yönetim kurulu üyelerine yönelik özel bir hükme yer verilmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma yasağını düzenleyen TTK'nın 395/2.maddesinde pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri, yakınları ile bağlantılı olduğu kişilerin şirkete borçlanması da yasak kapsamına alınmıştır. Bu hükme göre, “pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir”. Dava dışı ... A.Ş.'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi aracılığıyla yapılan incelemede davalılardan ...'nun şirkete herhangi bir borçlanmasının bulunmadığı tespit edilmiş ve şirketin 2014 yılında 6552 sayılı Kanun'dan faydalandığı, ortaklar (... ve ... yönünden) cari hesabının sıfırlandığı, ortak cari hesaplarının af kanunu kapsamında silinmesi vergisel olarak bilançodaki ortaklardan fiktif alacakların (%3'ünü ödemek suretiyle) silinmesine olanak verdiği ancak şirket ortaklarının işletmeden çektikleri paralardan oluşan borçlarını, yine işletmenin kaynağı ile vergi maliyetini ödeyerek silmelerinin muhasebe ilke ve kuramı açısından şirketi zarara uğratıcı işlem olduğu, bu durumun şirketin finansal tablolarına 2014 yılında zarar olarak yansıdığı  belirtilmiştir. Davalı tarafça genel kurulda alınan ibra kararı uyarınca TTK'nın 558/2 maddesi gereği davacının sorumluluk davası açma hakkının bulunmadığı ileri sürüldüğünden öncelikle şirketin 2014 yılı faaliyetine ilişkin olarak yapılan 09.11.2015 tarihli genel kurul toplantısında oybirliğiyle alınan ibra kararının sorumluluk davasına etkisi tartışılmalıdır. İbra,hukuki niteliği itibariyle menfi bir borç ikrarıdır. İbra edilen işlemler hakkında sonradan maddi bir hataya dayanılmadan ibradan dönülerek ibraya konu işlemler hakkında dava açılması mümkün değildir. Ancak, ibranın borçtan kurtarıcı sonucu doğurabilmesi ibraya konu işlemlerin açıkça ortaya konulması, bilinmesi ve tartışılmasına bağlıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2015/11856 E, 2016/9175 K sayılı  28.11.2016 tarihli kararı) Bu durumda, ibra sadece genel kurulun bilgisine sunulan konu ve işlemleri kapsar. Genel kurul aldığı ibra kararı, yönetim kurulu üyelerinin o döneme ilişkin işlemlerinin yasa ve ana sözleşmeye uygunluğunun kabul edilmesi anlamına gelir. Böyle bir kararla, şirket, muhtemel zararlarını talep etmekten vazgeçmektedir.Açıklanmamış ve belgeye dayandırılmamış, vasat yetenekli bir ortağın anlayamayacağı konularda ibranın yok sayılacağı, ibra kararı olsa dahi yönetim kurulu üyelerinin ortaklık menfaatlerine aykırı işlemler yapmaları, görevlerini kötüye kullanıp şirketi zarara sokmaları, bunları gizlemeleri ve bilançoda göstermemeleri halinde böyle bir ibranın geçerli olmayacağı ve yöneticilerin sorumluluklarının devam edeceği, bütün bu hususların genel kurulda görüşüldükten sonra yöneticilerin sorumluluk halleri ve ortaklığa verdiği zarar açıkça saptandığı halde genel kurulca ibraya karar verildiği takdirde böyle bir ibraya geçerlilik tanınabileceği Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2016/15708 Esas 2016/8807 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir. TTK'nın 558/2 maddesine göre, şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları ise ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. Ayrıca TTK 424. maddesi uyarınca bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, kararda açıklık bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin, ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Bununla beraber bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse veya bilanço gerçek durumun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu hususta bilinçli hareket edilmişse onama ibra etkisi doğurmaz. İlk derece mahkemesince 09.11.2015 tarihinde yapılan genel kurulda alınan ibra kararı nedeniyle davacının olumlu oy verdiği hususları konu ederek sorumluluk davası açamayacağı  kabul edilmiş ise de anılan genel kurul toplantısında alınan ibra kararı somut olarak ibra nedenlerinin tartışılmaması nedeniyle soyut ibra niteliğindedir. Bu tür bir ibra, ibranın kapsadığı maddi olayların tartışılmadan veya ortaklarca bilindiği veya bilinmesi gerektiği ispat edilmeden alınması nedeniyle TTK'nın 558.maddesinde belirtilen nitelikte bir ibra sayılamayacağından yöneticileri sorumluluktan kurtarmaz. Bu durumda mahkemece  ibranın soyut nitelikte olduğu dikkate alınarak TTK'nın 358.maddesi kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Diğer yandan dosya kapsamına alınan bilirkişi ek raporunda, şirketin zarar kaleminin 6552 sayılı Yasa'dan yararlanma nedeniyle oluştuğu ancak borçlanmanın tek başına bir sorumluluk sebebi oluşturmadığı belirtilmiştir. 6552 Sayılı  Kanunun 74. Maddesi \"...a) Bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükellefleri, 31/12/2013 tarihi itibarıyla düzenledikleri bilançolarında görülmekle birlikte işletmelerinde bulunmayan kasa mevcutları ve işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak tutarlarını bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar vergi dairelerine beyan etmek suretiyle kayıtlarını düzeltebilirler. b) (a) bendi kapsamında beyan edilen tutarlar üzerinden %3 oranında hesaplanan vergi, beyanname verme süresi içinde ödenir. \" hükmünü içermektedir.Anılan madde dayanak gösterilerek gerçekleştirilen borç silme işleminin kanuna uygunluğu, borcun gerçek veya fiktif olmasına bağlı olup, somut olayda davalıların \"ortaklardan alacaklar hesabı\"nda izlenen ve silinen borcun  gerçek olup olmadığı, yani şirketin bu tutarda davalılardan alacaklı olup olmadığı,  yapılan işlemin kanuna uygun olup olmadığı hususlarının tespiti  ve sonucuna göre şirketin zararı uğrayıp uğramadığı yönünden değerlendirme yapılması gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi de isabetsiz olmuştur.3.Anonim şirketlerde malvarlığının(sermayenin) korunması esastır. Bu nedenle yöneticinin işlemlerinde kazanç aktarımı yapıp yapmadığı önem arz etmektedir. Bu kapsamda hiçbir ekonomik gerekçe ve haklı sebep olmaksızın rekabet ve ihale mekanizmasını işletmeden veya göstermelik olarak işleterek ya da buna ihtiyaç dahi duymadan hammadde veya ihtiyaç kalemlerinin sürekli aynı yerden ve tek elden/tek el üzerinden alınması kazanç aktarımı olarak değerlendirilebilir.Somut olayda  davacının, davalı tarafça ... şirketine örtülü  kazanç aktarımı yapıldığı iddiası yönünden ilk derece mahkemesince HMK'nın 221.maddesi kapsamında  dava dışı  kollektif şirketlerin ticari defter ve dayanak kayıtların ibrazının istenemeyeceği belirtilmiş ve yargılama sonunda  bu hususun somut delillerle ispat edilmediği kabul edilmiştir.Dosya kapsamına göre ... şirketinin pay sahipleri ve yöneticilerinin  ... A.Ş.'nin de yöneticileri olan davalılar ... ve ... olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece dava kapsamında bilirkişi heyetinden rapor alınmış ise de davacının dava dilekçesinde dayanmış olmasına rağmen ... şirketinin ticari defterleri incelenmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221 maddesinde 3. kişiye ait defterlerin incelenmesi yöntemi açıkça belirlenmiş olup, Mahkemece  sektör uzmanı ve  mali müşavir bilirkişiden oluşan heyetten,  ... şirketinin defterleri incelenerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında şirketler arasındaki ticaretin ne zamandan beri devam ettiği, şirketler arasındaki  hesap ilişkisinin dayanakları tespit edilerek alınacak rapora göre ... A.Ş.'nden , ... şirketine ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak kazanç aktarımı yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olmuştur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususlarda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kaldırma sebebine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına  dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 20/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ada87e3370ab5edd","SID":"cbb9d9a7ec0ab0e3"}}