{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>18. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/262 <br>KARAR NO: 2025/593<br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 19/11/2024<br>NUMARASI: 2017/920 Esas,  2024/836 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Tazminat<br>KARAR TARİHİ:  26/03/2025<br>Taraflar arasındaki  davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan,  dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili Sevinç, hamilelik sürecinin takibi amacı ile ... Hastanesi'ne başvurmuş ve müvekkilin hamilelik sürecinde takiplerini aynı hastaneye bağlı olarak çalışan Doktor ... yaptığını, tüm kontrollerine düzenli olarak gitmiş, üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, kontrollerde doktor ... her şeyin iyi gittiğini, sağlıklı bir bebeğin dünyaya geleceğini bilgisini davacılara verdiğini, davacı ... fiziksel olarak minyon tipli olduğunu, doğumdan önceki son kontrolde küçük ... 3.900 kg geldiğini, davacı ...'in normal doğum yapamayacak olması ortada olduğunu, ancak doktor ... hastalarına sezaryen değil, normal doğum önerdiğini söyleyerek davacıya da normal doğumu tavsiye ettiğini, davacı da doktora olan güveni sebebi ile normal doğumu beklediğini, doktor ... davacıya ...'e pelvik muayenesi yapmadığını, bebeğin kilosu ile doğum yolunun darlığını - genişliğini kıyaslayarak normal doğum mümkün alabilir mi diye değerlendirmediğini, davacının doğumunu doktor ...'in yaptırması hususunda doktor ile davacılar anlaştığını, davacılar adalarda yaşadığı için ani bir doğum başlangıcı olması ihtimaline binaen doğumdan önceki haftalarda müvekkil ...'in ablasında kaldıklarını, 01.07.2011 tarihinde ...'in suyu gelmiş, aile hemen doktor ...'u aradığını, doktor ise tatilde olduğunu, gelemeyeceğini, açıkça başlarının çarelerine bakmalarını söylediğini, davacılar hemen taksiye binmiş en yakın hastane olan ... Hastanesi'ne gittiklerini, davacı acile alınmış ve hemen NST'ye bağlandığını, küçük ...'ın kalbi durduğu söylenmiş ve acil ameliyata alındığını, küçüğe doğumdan sonra 25 dakika kalp masajı yapılmış ve hayata döndüğünü, oksijensiz kaldığını, 1,5 ay küvezde kalmış, 12 günlükken diyalize bağladıklarını, küçük ... şuan %100 ağır engelli olduğunu, doktor ..., özen ve tedbir yükümlülüğüne aykırı davranmış, son kontrolde 3.900 kg gelen bebeğin doğumunun zor olabileceğini değerlendirmemiş, müvekkile pelvik muayenesi yapmamış, sezaryen önermemiş, aileyi normal doğuma yönlendirdiğini, ayrıca müvekkilin doğumunun yakın olduğunu bildiği halde tatile gitmiş, davacıları bu hususta uyarmamış, başka bir doktora yönlendirmediğini, doktorun özen tedbir yükümlülüğüne dayalı olarak kusurunun olduğunu, tabibin mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara buğlı olarak müvekkil ... için 75.000,00 TL, ... için 75.000,00 TL, ... için 75.000,00TL. olmak üzere toplamda 225.000,00 TL. manevi tazminalın, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TI.. maddi tazminatın fiilin gerçekleşmesinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı yandan tahsiline, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Sigortalının tazminat talebinden haberdar olma tarihi ve ihbar tarihi dikkate alınarak talebin teminatta olup olmadığı değerlendirilmesi gerektiğini, davalı hekim ve hastanenin hukuki sorumluluğunun tespiti açısından söz konusu müdahalede bir komplikasyon mu yoksa malpraktis mi mevzu bahis olduğunun tespit edilmesi gerektiğini, dava konusu olayda, müvekkil sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, zira hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için, gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiğini, tıbbi standartın uygulandığı yerde, hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin/hastanenin kusur veya sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, tüm bu tıbbi bilgiler ve literatür ışığında, davacının takibi ve doğum kararı ile ilgili olarak sigortalı hekimin hiçbir kusuru bulunmadığını, tıbben yapılması gereken işlemler eksiksiz yapıldığını, her şeyden önce sigortalı doktor doğuma katılmadığını, yüzlerce hasta takip eden doktorun 24 saat çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, doktorun uyuduğu saatler, tatilde olduğu vakitler gibi mesaide olmadığı zorunlu zamanlar olacağını, Dr. ... tarafından yapıldığı iddia edilen takipler neticesinde davacı ...'ın doktorun tedbir ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı neticesinde doğum sırasında oksijensiz kalarak ağır engelli olduğu iddiası ile davacı yan tarafından müvekkil şirkete maddi tazminat talebi ile husumet yöneltildiğini, öte yandan davacı yanın tazminat talepleri dayanaksız ve fahiş olduğunu, öncelikle belirtmek gerekir ki davacı yanın iddialarının aksine, olayda malpraktis söz konusu olmadığını, üstelik, maddi tazminat hakkının doğabilmesi için, hukuka aykırı eylem, bu eylem sonucu ortaya çıkmış zarar, illiyet bağı ve kusur unsurlarının bir arada bulunması gerektiğini, halbuki dava konusu olayda davalı hekimin herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi iddia edilen zarar ve gerçekleştirilen tedavi arasında illiyet bağı da bulunmadığını, üstelik ilgili mevzuat ve tıbbi standarda uygun olarak gerçekleştirilmiş bulunan teşhis ve tedavi işlemleri, “hukuka aykırı eylem” niteliğini de taşımadığından davanın reddini talep etmişlerdir. İlk derece mahkemesince; davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Her ne kadar karara karşı  davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de; 06.08.2024  tarihinde  davacı ...'ın vefat ettiği anlaşılmıştır. Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde, TMK.’nun 28/I maddesi uyarınca ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu durumda mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar, tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu halde, ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburî dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerekir. Bu durumda davacı ...'ın nüfus kaydına göre, mirasçılarına gerekçeli kararın tebliği ile yasal istinaf süresi sona erdikten sonra davacı ...'ın mirasçılarına tebligat yapıldıktan sonra dosyanın esası hakkında inceleme yapılması gerekmekte olup, bu eksikliğin tamamlanması için dosyanın ilk derece mahkemesine geri çevrilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.Davacı ...'ın  mirasçılarının tespiti ve gerekirse veraset ilamı alma konusunda yetki verilerek, tespit ettiği mirasçıları davaya dahil etmesi hususunda muhtıra çıkarılmasına, bu işlemleri tamamlamasının ardından, mirasçılara usulüne uygun tebligat yapıldıktan sonra esas hakkında İSTİNAF İNCELEMESİ İÇİN dosyanın tekrar Dairemize gönderilmek üzere kararı veren mahkemeye GERİ ÇEVRİLMESİNE,  Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 26/03/2025 günü, oy birliği ile,  kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7aaa5155e1a1b7e6","SID":"cbdf7efce0fbc917"}}