{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t: .... <br>KARAR NO\t: ....<br>KARAR TARİHİ\t: 11/04/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t              : ....  (...)<br>ÜYE\t\t              : ....  (...)<br>ÜYE\t\t              : ....  (...)<br>KATİP\t              : ....  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 14/06/2024<br>NUMARASI\t: ... Esas ... Karar <br><br>Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>... ESAS SAYILI DOSYADAKİ DAVADA:<br><br>DAVACILAR \t: 1-.......  <br>\t\t\t2-....... <br>\t\t\t3-....... <br>VEKİLİ\t\t: Av....<br>DAVALILAR \t: 1-.......  <br>VEKİLİ\t\t: Av....<br>\t\t\t2-.......  <br>VEKİLİ\t\t: Av....<br>\t\t\t3-.......  <br>DAVA\t\t: Maddi ve Manevi Tazminat  <br><br>BİRLEŞTİRİLEN Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>... ESAS SAYILI DOSYADAKİ DAVADA:<br><br>DAVACI\t\t: .......  <br>VEKİLİ\t\t: Av....<br>DAVALILAR \t: 1-.......  <br>\t\t\t2-.......  <br>\t\t\t3-.......  <br>VEKİLİ\t\t:Av....<br>\t\t\t4-.......  <br>VEKİLİ              : Av....<br>DAVA               : Maddi Tazminat  <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 11/04/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 11/04/2025<br><br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkillerinin murisi müteveffa .......' nun 14/12/2021 tarihinde ....... plakalı araç ile Antalya Seydişehir yolunda duraklama yaptığı esnada davalı .......' e ait diğer davalı ....... sevk ve idaresindeki ....... plakalı çekici ve çekiciye bağlı ....... plakalı yarı römork ile çarpması sonucunda müvekkillerinin murisinin vefat ettiğini, kaza tespit tutanağına göre davalı .......' in asli kusurlu olduğunu, .......' nun ölümünden sonra müvekkillerinin maddi ve manevi olarak zor günler geçirdiğini, savcılık aşamasında temin edilen bilirkişi raporu ile de davalı .......' in asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müvekkili .......' nun ev hanımı olup herhangi bir gelirinin bulunmadığını, çocuklarının bakımını üstelenen müvekkilinin iki kez kalp krizi geçirerek ölümden döndüğünü, diğer müvekkili .......' nun ise henüz 23 yaşında olmasına rağmen eve gelir sağlamak amacıyla düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını, diğer müvekkili .......' nun ise henüz 20 yaşında olduğunu, herhangi bir gelirinin bulunmadığını, davalı sigorta şirketine yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını, davalılar ile yapılan zorunlu arabuluculuk görüşmesinden de sonuç alınamadığını, müteveffa .......' nun kazanın oluşumunda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, bunun savcılık dosyası ile sabit olduğunu, müvekkillerinin hem madden hem manen zor günler geçirmesi nedeniyle öncelikle müvekkillerinin alacaklarını teminat altına alabilmesi için ihtiyati haciz taleplerinin bulunduğu, tüm açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik her bir müvekkili için ayrı ayrı 100,00 er TL destekten yoksun kalma tazminatının, yine her bir müvekkili için ayrı 17.000,00 er TL manevi tazminatın davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihinden itibaren diğer davalılar yönünden kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkillerine verilmesine, cenaze ve defin giderleri olarak şimdilik 50,00 TL nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden alınarak müvekkillerine verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davacılar vekili 01/04/2024 havale tarihli talep artırım dilekçesi ile özetle; müvekkili ....... için dava dilekçesinde 100,00 TL talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminatını 34.124,08 TL artırarak 34.224,08 TL ye, müvekkili ....... için dava dilekçesinde 100,00 TL talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminatını 2.195.564,85 TL artırarak 2.195.664,85 TL ye, diğer taleplerinin dava dilekçelerinde belirtikleri gibi davalılardan alınarak müvekkillerine ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı gerçek kişiler üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; 14/12/2021 tarihinde müvekkiline ait ....... plakalı çekici ve buna bağlı ....... plakalı dorse ile davalıların murisi olan .......' nun sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın çarpışması sonucu dava konusu ölümlü trafik kazasının meydana geldiğini, davalılarının murisinin, kullandığı aracın arızalanması nedeniyle gerekli tedbirleri almadan sağ şeritte aracı tamir etmeye çalışırken kazanın gerçekleştiğini, savcılık dosyasından ve Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dava dosyasından temin edilen Adli Tıp Kurumu raporu ile müteveffa .......' nun asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, müteveffanın Karayolları Trafik Kanununda belirtilen gerekli tedbirleri almama hükmünü ihlal ettiğinden kazaya sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait 2009 model Rekor marka dorsenin kazalı haliyle 50.000,00 TL ye satıldığını, dorsenin kazasız halinin  satılan tutarın çok üzerinde olduğunu, bu nedenle müvekkilinin maddi zarara uğradığını, kazadan sonra müvekkiline ait araçların yediemin otoparkına çekilmesi sonucu müvekkilinin yediemine 4.500,00 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını, oluşan kaza nedeniyle müvekkiline 1.181,00 TL idari para cezası kesildiğini ve bu tutarın da müvekkili tarafından ödenmek zorunda kalındığını, müvekkilinin kaza sebebiyle çalışamadığını ve gelir elde edemediğini, bu zarardan da sigorta şirketi hariç diğer davalıların sorumlu olduğundan bahisle muhtemel alacaklarının teminat altına alınması için davalılar ......., ....... ve .......' nin yedinde ve üçüncü şahısta bulunan taşınır taşınmaz mallarına ve alacakları ile diğer haklarına ihtiyati haciz konulmasına, müvekkiline ait ....... plakalı dorse de oluşan hasar bedeline ilişkin olarak sonradan artırılmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tüm davalılardan, ikame araç bedelinden doğan maddi zarara ilişkin olarak sonradan artırılmak üzere şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın, müvekkilinin ödemiş olduğu otopark ve çekici ücretinden kaynaklanan 3.400,00 maddi tazminatın, müvekkilinin karayolunda meydana gelen zarar nedeniyle ödemiş olduğu 900,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen tahsiline, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı ....... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacıların dava konusu taleplere ilişkin olarak müvekkili şirkete yaptıkları geçerli bir başvurunun bulunmadığını, bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, mağdurların kaza tarihinde zararı ve tazminat yükümlüsünün kim olduğu hakkında bilgi sahibi olduklarından zamanaşımı nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, kazaya karışan ....... plakalı aracın müvekkili nezdinde sigorta ve kasko poliçesinin bulunduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek üzere müvekkilinin sorumluluğunun sigortalının kusuru oranında poliçe limitleri ile sınırlı olduğunu,  araç işleteninin ve sürücüsünün kusursuz olduğu hallerde sigortacının da tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını, bu nedenle kazadaki kusur oranının Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınacak raporla belirlenmesi gerektiğini, davacı tarafın talep ettiği manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu, manevi tazminatın davacılar için zenginleşme aracı olamayacağını, trafik kazalarından kaynaklanan sağlık hizmet bedellerinin SGK tarafından karşılandığından müvekkilinin tedavi giderleri, bakıcı giderleri ve geçici iş göremezlik tazminatı bakımından sorumluluğunun bulunmadığını, davacılar ile müteveffa arasında desteklik ilişkisi bulunup bulunmadığının ve davacıların destekten yararlanma sürelerinin dolup dolmadığının araştırılması gerektiğini, belgelendirilemeyen cenaze defin giderlerinin trafik sigortası kapsamında olmadığını, müvekkilinin hiçbir mesuliyetinin bulunmamakla birlikte müteveffanın gelirinin somut belgelerle ispatlanması gerektiğini, dava konusu kazada müteveffanın kendi can güvenliğini korumak için gerekli tedbirleri alıp almadığının tespit edilmesi gerektiğini, gerekli tedbirlerin alınmamış olması halinde hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğinden bahisle açılan davanın müvekkili yönünden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davcılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ....... vekili cevap dilekçesi ile özetle;  davaya konu olayda müteveffanın kullandığı ....... plakalı aracın elektrik aksamında meydana gelen arıza nedeniyle sağ şeritte tamir etmeye çalışırken müvekkiline ait aracın davacıların murisine çarpması sonucu davacıların murisinin vefat ettiğini, davaya konu trafik kazasında müteveffa .......' nun asli kusurlu olduğunu, savcılık aşamasında alınan bilirkişi raporu ile davacıların murisinin kullandığı araçta elektrik arızasının bulunduğunun sabit olduğunu, müteveffanın aracının gece vakti trafik akışının sağlandığı şeritte ikaz ışıkları olmadan park halinde bulunduğunu, müteveffanın gerekli tedbirleri almaması nedeniyle davaya konu trafik kazasının meydana geldiğini, dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu raporu ile de müteveffanın asli kusurlu olduğunu, davacıların desteklik ilişkilerinin ve sürelerinin göz önünde bulundurulması gerektiğinden bahisle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Birleşen davada davalılar ......., ....... ve ....... vekili cevap dilekçesi ile özetle; müteveffa .......' nun 14/12/2021 tarihinde ....... plakalı araç ile Antalya Seydişehir yolunda duraklama yaptığı esnada .......' e ait ....... plakalı ....... sevk ve idaresindeki çekici ve çekiciye bağlı ....... plakalı dorse ile çarpması sonucunda müvekkillerinin murisinin vefat ettiğini, davacıya ait araç sürücüsü .......' in asli kusurlu olduğunu, araç sürücüsünün önden giden araçları güvenli ve yeterli bir mesafeden izleme kuralını açıkça ihlal ettiğinin tespit edildiğini, kaza esnasında davacıya ait aracın sürücüsü olan .......' in takografının takılı olmadığını, mola sürelerine dikkat edip etmediği bile belli olmayan .......' in hazı ve takip mesafesi kurallarına aykırı davranarak elim hadiseye davetiye çıkardığını, müvekkillerinin murisinin kazanın oluşumunda hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacı tarafın iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, davacı taraf iddialarını somut belgelerle ispat edemediğini, idari para cezasından ve otopark işletme bedelinden müvekkillerinin sorumlu olmadığını, davacının talep ettiği maddi tazminat miktarının fahiş olduğundan bahisle davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ....... A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile özetle; öncelikle görülmekte olan davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, davacı tarafın davaya konu talepler yönünden talep konusunu belirlediğini, ancak davanın yine de belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini, bu nedenle davanın hukuka aykırı olarak açıldığından davanın doğrudan usulden reddedilmesi gerektiğini, kazaya karışan ....... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde sigorta örtüsü altına alındığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte müvekkili şirketin sorumluluğunun sigorta poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, bu miktarın kaza tarihi itibari ile araç başına 43.000,00 TL olduğunu, dosya üzerinden yapılan tüm ödemelerin teminat limitinden mahsup edilmesi gerektiğini, sigortalının kazanın oluşumunda kusurlu olduğunu gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığını, öncelikle mükerrer ödeme ve sebepsiz zenginleşmenin engellenmesi için kaza nedeniyle sigortalı veya kasko sigortacısı tarafından zarar görene ödeme yapılıp yapılmadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğini, dosyaya bakiye ödeme ve onarıma ilişkin olarak herhangi bir faturanın sunulmadığını, davacı tarafın yokluklarında aldırmış olduğu tespit raporu veya faturalar varsa bunların kabulünün mümkün olmadığından bahisle davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte olursa dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>Konya.... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; \"Bu açıklamalar doğrultusunda düzenlenen aktüerya ek raporunda davacı ....... için yapılan 2.195.664,85 TL'lik destekten yoksun kalma tazminatından feragat kapsamında kalan 392.000,00 TL'nin mahsubu ile davacı ....... için talep edilebilecek maddi tazminatın (2.195.664,85-392.000,00) 1.803.664,85 TL olduğu anlaşıldığından bu davacı yönünden açılan davanın kısmen kabulüne, alınan aktüerya ek raporuna göre davacı .......'nun talep edebileceği desten yoksun kalma tazminatının 34.224,08 TL olduğu anlaşıldığından bu davacı yönünden açılan maddi tazminat davasının kabulüne, davacı ....... 23.06.1999 doğumlu olup kaza tarihinde 18 yaşından büyük ve öğrenim hayati içinde olmadığından Yargıtay ve Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları nazara alınarak adı geçen davacı yönünden açılan maddi tazminat davasının reddine karar vermek gerekmiştir.<br>TBK'nın 52. maddesinde zarar görenin müterafık kusuru bulunması durumunda hakim tazminatta indirim yapılacağı düzenlenmiştir. Dosya kapsamına ve kazadan sonra düzenlenen, kaza tespit tutanağına göre davacıların murisi .......'nun emniyet kemerinin takılı olup olmadığının belirsiz olduğu anlaşıldığından hükmedilen maddi tazminatlarından herhangi bir indirim yapılmamıştır. Açıklanan nedenlerle ana davada davacıların tüm davalılar yönünden açılan manevi tazminat davalarının ayrı ayrı reddine, maddi tazminat davalarının ise davalı sigorta şirketi yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı gerçek şahıslar yönünden kısmen kabulüne dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>Dosyamızla birleşen Mahkememizin ... Esas sayılı dosyasında yapılan değerlendirmede; birleşen davada davacı ....... vekilince davalılar ....... A.Ş., ......., ....... hakkında aynı kazada kendisine ait ....... plakalı çekici ile bu çekiciye bağlı ....... plakalı dorsenin davacıların murisi .......'nun sevk ve idaresinde bulunan ....... plakalı araçla çarpışması nedeniyle zarar gördüğü ileri sürülerek, ....... plakalı aracın ZMM poliçesini düzenleyen ....... A.Ş. ve sürücü ....... mirasçılarına karşı maddi tazminat talebiyle dava açılmış olup; her ne kadar birleşen dosya yönünden davadan önce davalı sigorta şirketi dışındaki davalılar yönünden arabuluculuğa başvurulmamış ise de; Konya BAM 3. Hukuk Dairesinin içtihatları ve mahkemelerdeki genel kabule göre; bu davayı ticari dava haline getiren husus davada sigorta şirketinin taraf olmasıdır. Aynı dava gerçek şahıs olan davalılar yönünden Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış olsa idi, zorunlu arabuluculuk dava şartı aranmayacağından mahkememizce dava şartı eksikliğinin bulunmadığının kabulü gerekmiştir.<br>Esastan yapılan değerlendirmede; toplanan deliller ve özellikle İTÜ Trafik Kürsüsünde görev yapan bilirkişi heyetinden alınan 08.06.2023 tarihli rapor ile, 12.09.2023 tarihli ek kusur raporuna göre kazanın meydana gelmesinde davacıların murisi .......'nun herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacıya ait aracın sürücüsü .......'in %100 kusurlu olduğu tespit edildiğinden davacı .......'in birleşen davasının tüm davalılar yönünden ayrı ayrı reddine dair; <br>MAHKEMEMİZİN KÖK ... ESAS SAYILI ANA DAVASI YÖNÜNDEN;<br>Davacıların davalı ....... Sigorta A.Ş. hakkında açtıkları destekten yoksun kalma ve cenaze gideri ve defin ücretleri taleplerine ilişkin maddi tazminat DAVASININ FERAGAT NEDENİYLE AYRI AYRI REDDİNE.<br>Davacıların Davalı ....... ve ....... yönünden açtığı MADDİ TAZMİNAT TALEPLERİNİN  TALEP ARTIRIM DİLEKÇESİ VE DAVACILARIN FERAGATİ NEDENİYLE TBK 166/1 ve 168/2 MADDELERİ DE NAZARA ALINARAK KISMEN KABULÜ İLE;<br>Davacı ....... yönünden; 1.803.664,85 TL,<br>Davacı ....... yönünden; 34.224,08 TL olmak üzere TOPLAM 1.837.888,93 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılar ....... ve .......' den kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile müştereken ve müteselsilen tahsili ile adı geçen davacılara verilmesine. <br>Davacı ....... yönünden açılan maddi tazminat talebinin davalılar ....... ve ....... yönünden AYRI AYRI REDDİNE. <br>Fazlaya ilişkin taleplerin feragat ve BK'nun 166/1 ve 168/2 maddeleri nazara alınarak her iki davalı yönünden ayrı ayrı REDDİNE.<br>Davacıların manevi tazminat taleplerinin tüm davalılar yönünden davacıların feragati ve TBK 166/1 ve 168/2 maddeleri nazara alınarak AYRI AYRI REDDİNE. \" şeklinde hüküm kurulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davacılar vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu kaza sonucu müteveffa .......'nun, olay yerinde vefat ettiğini, bu sebeple geride eşi ......., kızı ....... ve oğlu .......'nun kaldığını, kaza sebebiyle müteveffa .......'nun desteğinden mahrum kalan ailenin zor günler geçirdiğini, gerçekten de aileden geride kalanlara müteveffa .......'nun bakması ile geçindikleri için gerek maddi gerekse de manevi bir çöküntü yaşadıklarını,  İTÜ Trafik Kürsüsünde görev yapan bilirkişi heyetinden alınan 08.06.2023 tarihli rapor ile, 12.09.2023 tarihli ek kusur raporuna göre kazanın meydana gelmesinde davacıların murisi .......'nun herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacıya ait aracın sürücüsü .......'in %100 kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalılar ....... ve ....... yönünden manevi tazminatlar açısından reddedilmesi ve müvekkiller aleyhine vekalet ücreti takdirinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında esas alınan yaşam tablosu yönünden eksik inceleme ile karar verildiğini, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesinin yapılmasını, kararın müvekkiller lehine ortadan kaldırılmasını, yargılama ve istinaf giderlerinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>Davalı- birleşen davada davacı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme aşamasında aldırılan İTÜ kusur raporlarının her ikisinin de somut olaya, kanun hükümlerine aykırı olması sebebiyle raporların hüküm kurmaya elverişli olmadığı izah edilse de yerel mahkemece somut olay ile uyuşmayan hatalı kusur raporlarının dikkate alınarak hüküm kurulduğunu, kazanın iki türlü vuku bulma ihtimalinin olduğu her iki ihtimalde de KTK ve KTKY'de yer alan hükümler uyarınca müvekkile  ait araç sürücüsüne tam kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığı, müvekkile ait araç sürücüsünün hızını trafik kurallarına göre ayarlamaması ve yola gereken dikkati vermemesi kuralını ihlal etmesi ihtimalinin ancak ve ancak tali kusur olacağı ortadayken, raporun resmen görseydi de dursaydı mantığı ile hazırlandığı bu mantığın hukuk dışı olduğu, raporlarda dilekçelerinde yer alan trafik kurallarının itirazlarının görmezden gelindiği ve değerlendirilmediği, raporu düzenleyen hocaların mantığı ile hareket edildiğinde hiçbir trafik kuralının bir anlam ifade etmediği, trafiğe çıkan herkesin ne şartta olursa olsun gece bile olsa önünü görüp durması gerektiği aksi takdirde tam kusurlu olacağı ortaya çıkacağını, aydınlatması olmayan aracın sebep olduğu kazada ek kusur raporunda aydınlatmanın bir öneminin olmadığının ifade edilmesinin akıl dışı olduğunu, manevi tazminat her bir davacı için ayrı ayrı talep edilmiş olup dosya kapsamında üç davacı bulunduğundan her bir davacı yönünden ayrı ayrı red vekalet ücreti verilmesi gerekirken tek bir red vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemece PMF 1931 yaşam tablosu dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken TRH 2010 yaşam tablosu dikkate alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, birleşen dosya yönüyle hatalı kusur raporu dikkate alınarak davanın tümden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden kusur ve hesaplama raporu alınmasına, asıl davanın reddine birleşen dosyadaki davalarının kabulüne karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava trafik kazası nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup Mahkemece verilen karar  davacılar ile  davalı- birleşen davacı ....... tarafından istinaf edilmiştir.<br>-Davalı .......'in kusura yönelik itirazın incelenmesinde; <br>Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, \"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür\", yine aynı kanunun 50.maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" denilmektedir.<br> Yine aynı kanunun, 50. Maddesinde, \"Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır\" hükmüne yer verilmiştir. <br>Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, \"İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur\"  denilmektedir.<br>Olaya ilişkin kaza tespit tutanağı, ceza dosyasında alınan kusur raporları ile Mahkemece alınan kusur raporu ve bu raporlar arasındaki çelişkiyi de gideren İTÜ uzman bilirkişi heyetinin kusur rapor ile tüm dosya kapsamındaki deliller nazara alınarak kazadaki kusur durumunun dosya kapsamına, oluşa uygun şekilde belirlenmiş olmasının, çelişkileri gideren, ayrıntılı, gerekçeli, hükme elverişli İTÜ fen heyeti raporunun ceza dosyasındaki kusur raporuna paralel olarak davalı tarafın tamamen kusurlu olarak belirlemiş bulunmasında bir isabetsizlik olmamasına göre, davalı tarafın itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmakla, buna yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir. <br>- Kamu düzeni gereği ve tarafların istinaf sebebi nedeniyle aktüer raporuna yönelik;  <br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. <br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>           Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>        Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Bu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br> Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir. (Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları)<br>Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve vergilendirilmiş  gelirin nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Bu halde mahkemece, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosu ve Progressif Rant sistemine göre hazırlanan rapora itibar edilmesi gerekirken, TRH yaşam tablosu ve yanlış maluliyet yönetmeliği esas alınarak karar verilmesi isabetsiz olup aktüer raporuna yönelik itirazlar ve kamu düzeni nedeniyle, bu hususlardan dolayı kararın kaldırılması gerekmektedir. <br>-Müterafik kusura ilişkin incelemede; <br>Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. <br>Somut olayda, davacıların desteği araç sürücüsünün müterafik kusuru noktasında, olaya ilişkin soruşturma dosyası, ceza mahkemesi değerlendirilmesi ve eldeki dosya kapsamı incelenerek, emniyet kemeri takılıp takılmadığı, takılmış ise bunun ölümde etken olup olmadığının değerlendirilip karar yerinde tartışılarak sonucuna göre tazminat miktarından % 20 oranında müterafik kusur indirimi yapılıp yapılmayacağına karar verilmesi gerektiğinden mahkeme kararının bu sebeple kaldırılıp gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. <br>- İstinaf eden tarafların sigorta ödemesi, ibraname ve bu bakımdan tazminat miktarına (dolayısıyla davacı tarafın manevi tazminat miktarına da)  yönelik itirazında;<br> Davalı tarafın, 2918 sayılı KTK.’nun 85. maddesi, sürücünün TBK’nun 49 (BK.’nun 41) vd. madde hükümlerine göre mevcut zarardan davacıya karşı, 2918 sayılı KTK.’nun 88/1. maddesi uyarınca müteselsilen sorumluluğu bulunmaktadır. Alacaklı taraf, TBK’nun 163. maddesi (BK.nun 142/1) uyarınca, müteselsil borçlulardan hepsinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.<br>Müteselsil borçlulardan birinin zarar görenin zararını ödemesi oranında diğer borçlular borcundan aynı oranda kurtulurlar. TBK’nun 166. maddesi (BK’nun 145. maddesi)   “Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan  biriyle  yaptığı  ibra  sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır” hükmünü içerir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2015/15947 Esas, 2018/6756 Karar)<br>Davacıya ZMMS sigorta şirketi tarafından tazminat ödenmiş, davacıların bu ödemeyi kabul ederek davalı sigorta şirketi hakkındaki davadan feragat etmiş bulunması halinde ise, davacı feragat beyanı poliçe limitiyle sınırlı olarak diğer müteselsil sorumlulara (davalı işletene de) sirayet edecektir. <br>Tüm bu anlatılanlara göre somut olayda, dava açıldıktan sonra gerek davacı ile davalı sigorta arasında düzenlenen ibraname ve yapılan feragat nedeniyle alacaklının borçlulardan  biriyle  yaptığı  ibra  sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtaracağından sigorta dışındaki davalı, ZMM ve Kasko Poliçesi nedeniyle İMM sigortası maddi ve manevi zarar teminat limiti üzerinde olan kısımdan sorumlu olacağından, Mahkemece kararda yazılı teminat miktarları üzerinden mahsupla yapılan değerlendirmede bir isabetsizlik bulunmadığından, buna dair itirazların reddi gerekmiştir. <br>- İstinaf edenlerin,  vekalet ücreti yönünden itirazlarında; <br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.07.2009 tarihli, 2009/21-286 Esas ve 2009/328 Karar sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere; Bir davanın birden fazla kişi tarafından veya birden fazla kişi aleyhine açılabilmesi için, aynı tarafta yer alanlar arasında hukuksal bir bağlantının bulunması gerekir. Hukukumuzda, bu bağlantı, karşılığını, dava arkadaşlığı kurumunda bulmaktadır. Dava arkadaşlığı, zorunlu ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere iki ana başlık altında ve zorunlu dava arkadaşlığı da yine kendi içinde maddi ve şekli olmak üzere ikili ayrımla düzenlenmekte olup, anılan kavramların açıklanmasında yarar vardır.<br>Dava konusu olan hak, birden fazla kişi arasında ortak olup da, bu hukuki ilişki hakkında, mahkemece, bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hallerde, dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle, bir hakkın, birden fazla kişi tarafından, birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hallerde, bu hak dava konusu edildiği zaman, o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hallerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında; dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan, davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise, dava sonunda, zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında, dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.<br>Bazı hallerde ise, birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmadığı halde, kanun; gerçeğin daha iyi ortaya çıkmasını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin doğru sonuca bağlanmasını sağlamak için, birden fazla kişiye karşı dava açılmasını usulen zorunlu kılmıştır ki, bu durumda şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı söz konusudur. Böyle bir davada, dava arkadaşları hakkında tek bir karar verilmesi veya dava arkadaşlarının hep birlikte ve aynı şekilde hareket etme zorunluluğunun varlığından söz edilemez.<br>Açıklanan bu mecburi dava arkadaşlığı halleri dışında ise, dava arkadaşlığı ihtiyaridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 57. maddesinde; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:<br>a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.<br>\t\t\t\t\t\t\t\tb) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.<br>\t\t\t\t\t\t\t\tc) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.<br>\t\t\t\t\t\t\tŞu durumda; maddede açıkça sayılan, dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğmuş olması hallerinde, birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir.<br> \t\t\t\t\t\t\tAlacaklının müteselsil borçluların tümüne veya bunlardan bazısına karşı alacak davası açtığı hallerde davalı müteselsil borçlular; yine, mirasçılar miras bırakanın borçlarından müteselsilen sorumlu olduklarından, birden fazla mirasçıya karşı alacak davası açılması halinde davalı mirasçılar; birden çok kişinin aynı sözleşmeyle borç altına girdiği hallerde bölünebilen bir borç nedeniyle birden çok kişiye karşı birlikte dava açılması halinde, bu kişiler; arasındaki ilişki ihtiyari dava arkadaşlığıdır.<br>\t\t\t\t\t\t\tDavanın, birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması haline gelince; aynı sebepten maksat, yalnız hukuki sebep olmayıp, bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır. Örneğin, sebepsiz iktisap hükümlerine göre sorumlu olan kişilere karşı ve haksız fiili birlikte işleyen kişilere karşı birlikte dava açılabilir. Burada da ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.<br>   \tBu halde Dava arkadaşlığı; davacı veya davalı tarafta birden fazla kişi bulunması hali olup 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 57 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İhtiyari dava arkadaşlığında; birden çok kişi, birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu haller, davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması, ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri, davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olmasıdır. (HMK.57) Sayılan bu üç durum dışında ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusu değildir. Maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde ise mecburi dava arkadaşlığı vardır (HMK.59).<br>Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin;<br>\" 10 – (1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.<br>(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.<br>(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.<br>(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir. \" hükmünü taşımaktadır.<br>Somut olayda, davacılar ve davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar tarafından davalıdan manevi tazminat talep edildiğine ve davacılar ile davalı arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığına göre, kabul edilen miktarlar yönünden herbir davacı için davalı ....... lehine ayrı ayrı vekalet ücreti taktir edilmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup, buna yönelik davalı istinafının kabulü ile kararın bu yönden de kaldırılması gerekmiştir. <br> Bu nedenlerle, davacılar ve davalı- karşı davacı ....... vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacılar ve davalı-karşı davacı ....... vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan sebeplerle KABULÜ ile Yerel Mahkeme kararının HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca   KALDIRILMASINA,<br>2-Dosyanın, gerekçede belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden yargılama yapılması için HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, <br>3-İstinaf eden taraflarca yatırılan, başvurma harcı dışında kalan, istinaf karar harcının talep halinde yatıranlara iadesine,<br>4-İstinaf eden taraflarca istinaf aşamasında yapılan masrafların İlk Derece Mahkemesi tarafından verilecek nihai kararda hüküm altına alınmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Karar tebliği ve harç işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,<br>HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle KESİN olarak karar verildi.11/04/2025<br><br>\t\t\t\t<br>....<br>Başkan<br>...<br>e-imzalı <br>....<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>....<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>....<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f1d0b34242e34584","SID":"c8b949a5cc2b7f50"}}