{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   37. HUKUK DAİRESİ  Esas-Karar No: 2023/2853 - 2025/464<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>37 HUKUK DAİRESİ <br><br>DOSYA NO\t: 2023/2853 <br>KARAR NO\t: 2025/464<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 09/05/2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/281 Esas - 2023/323 Karar<br><br>DAVANIN KONUSU\t: Muarazanın Önlenmesi, Alacak<br><br>Asliye Ticaret Hukuk Mahkemesince yukarıda tarih ve numarası yazılı davada verilen karara karşı, davalı vekili tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla; dosyadaki tüm kayıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. <br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili şirket arasında TOBB Tahkim Divanın 2019/9 ve 2019/14 nolu tahkim davalarının bulunduğunu ve bu dosyalarda karar verildiğini, 2019/9 nolu dosyasında müvekkili lehine 18.200,00 TL, 2019/14 nolu tahkim dosyasında ise 208.625,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, takiben 2019/9 nolu dosyadan hükmolunan 18.200,00 TL miktarlı vekalet ücretinin ödenmesi üzerine 10/07/2020 tarihli ibranamenin düzenlendiğini, ne var ki bu ibranamede hata yapılarak zuhulen 2019/14 numarasının yazıldığını, 2019/14 nolu tahkim dosyasından hükmolunan 208.625,00 TL miktarlı vekalet ücretinin ise ödenmediğini belirterek, T.O.B.B. Tahkim Divanının 2019/14 nolu tahkim davasında hükmedilen 208.625,00 TL'nin tahkim divanının karar tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte ödenmesine, davalı aleyhine asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Ankara 42. Hukuk Mahkemesinin 2021/435 esas sayılı dosyası kapsamında ... A.Ş.'nin davacı vekilini görevini gereği gibi yapmadığını savunarak  azlettiğini, Av. ...'ın ... A.Ş. ile olan vekalet ilişkisinin devam edip etmediğinin açıklığa kavuşması için Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/435 E. sayılı dosyasının sonuçlanmasının beklenilmesi gerektiğini, hata koşullarının oluşmadığını, davacının iddialarının hayatın olağan akışı ile uyumlu olmadığını, ibranameyi düzenleyenin mesleği nazara alındığında da hata iddiasının kabulünün mümkün olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.<br>Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulün kabulü ile; 208.625,00 TL'nin 09/07/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece alınan bilirkişi raporunda; davacının TOBB Tahkim Divanının 2019/14 sayılı dosyası için davalı ... Madencilik Sanayi Ve Ticaret A.Ş. adına herhangi bir serbest meslek makbuzu düzenleyerek serbest meslek kazanç defterine gelir olarak işlemediğinin görüldüğü, diğer taraftan, TOBB Tahkim Divanında görülmekte olan 2019/9 E. dosya numarasında yer alan vekalet ücretinin ise banka havalesi ile alındığının tespit edildiği, ancak davacı vekilinin bu miktar için de serbest meslek kazanç defterine gelir olarak işlemediğinin anlaşıldığı tespitlerine yer verildikten sonra, 2019/14 E. sayılı dosyasından kaynaklanan vekalet ücretinin davacı vekilinin 10/07/2020 tarihli ibranamesi ile nakten alındığının beyan edilmesi karşısında, davacının bu dosyadan kaynaklanan vekalet ücreti alacağının bulunmadığının rapor edildiğini, davacı taraf bu kez 10/07/2020 tarihli ibranameyle ilgili olarak açıklamada yanılma olduğunu iddia ederek, \"Davacı Avukat ... lehine T.O.B.B. Tahkim Divanı'nın 2019/14 nolu Tahkim Davasında hükmedilen 208.625,00 TL vekalet ücretinin yetkilisi olduğum ... Madencilik tarafından ödediğimize, Av. ... tarafından imza edilen ibranamenin T.O.B.B. Tahkim Divanının 2019/14 nolu Tahkim Davasında hükmedilen vekalet ücreti ödemesi esnasında alındığına, Avukat ...'a şirketimizin vekalet ücreti borcu bulunmadığına, tüm dava dosyası kapsamında gerçeğe uygun cevap vereceğime, hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ederim\" şeklinde yemin teklif ettiğini, T.O.B.B. Tahkim Divanının 2019/14 nolu tahkim davasında vekalet ücreti ... A.Ş. lehine hükmedilmiş olup, davada dahi vekalet ücretini talep eden davacının ... A.Ş.  olmasına rağmen yemin metninde  \"Davacı Avukat ... lehine T.O.B.B. Tahkim Divanı'nın 2019/14 nolu Tahkim Davasında hükmedilen 208.625,00 TL vekalet ücretinin...\" ve \"...Avukat ...'a şirketimizin vekalet ücreti borcu bulunmadığına...\" şeklinde ifade kullanıldığını, yemin teklif eden davacı Avukat ... değil ... A.Ş. olduğunu, davacı dışında üçüncü bir kimseye karşı borçlu olunmadığına dair yemin teklifinin usulsüz olduğunu, bu hususta yemin edilmemiş olmasının, davalının davacıya borcu bulunmadığı hususunda yeminden kaçındığı sonucunu doğurmayacağından, yeminden kaçınma nedeniyle davanın ispat edilmiş olduğuna dair verilen kararın hatalı olduğunu10/07/2020 tarihli ibraname davacı vekili tarafından düzenlenmiş olup, davada söz konusu ibranameyle ilgili olarak açıklamada yanılma iddiasına dayanıldığını, davalı şirketin davacı vekilini hataya düşürdüğünden söz edilmeyeceğini, davacının ibranameyi yanılgıyla düzenleyip düzenlemediğinin davalı tarafın bilmesine imkan olmadığından ibranamenin açıklamada yanılma suretiyle düzenlediği konusunda yemin teklifinin de usulsüz olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.<br>Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir. Bu tanım geniş anlamda irade bozukluğunu ifade etmektedir. Aslında dar ve teknik anlamda irade bozukluğu yalnız işlem iradesinin oluşumu safhasında ortaya çıkan bozukluklarla ilgilidir. Oysa geniş anlamda irade bozukluğunun içine irade beyanındaki bozukluklar da girmektedir. Doktrin ve uygulamada irade bozukluğu kavramı geniş anlamda kullanılmaktadır.<br>Geniş anlamda irade bozukluğu birbirinden ayrı iki olguyu içine almaktadır. Bunlardan birincisi teknik ve gerçek anlamdaki irade bozukluğudur. Bu tür irade bozukluğunda işlem iradesi daha oluşum safhasında sakatlanmaktadır. Başka bir değişle burada taraflardan birini belirli bir sözleşme yapmaya sevkeden iradenin kendisi sakat ve bozuk bir şekilde oluşmaktadır. Söz konusu bozukluk işlem iradesinin oluşumunda olabileceği gibi, beyan iradesinin oluşumunda da olabilir. İradenin oluşumundaki bozukluk genel olarak saik yanılması, aldatma, korkutma gibi hâllerde görülür. Bu tür bozuklukta iradesi sakatlanan kişinin beyanı, iradesine uygundur.<br>İrade ile beyan arasında bir uygunsuzluk söz konusu değildir.<br>İrade bozukluğunun ikinci türü beyandaki sakatlığı ifade eder. Burada sözleşme iradesi tam, doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşmuş, yalnız bu, muhataba bildirilirken beyanda bir sakatlık meydana gelmiş ve böylece beyan, iradeden sapmış, sözleşme iradesi ile beyan arasında bir uygunsuzluk ortaya çıkmıştır (Eren, F.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.391).<br>Beyan bazen, iradeye uygundur; fakat irade oluştuğu sırada sakatlanmıştır. İradeyi etkileyen saikler kural olarak göz önünde tutulmazlar, yani bunlar beyanın geçerliliğine zarar vermezler. BK. 24/II, bu hususu şöyle dile getirmiştir: “Akdin yalnız saiklerine taallûk eden hata esaslı değildir.” Başka bir deyimle, bir kimsenin kararı yönünden önemli bir olayı yanlış telâkki etmesi esaslı yanılma sayılamaz. Fakat karar alınması safhasında ortaya çıkan bazı önemli sakatlıkların, gayrı tabiiliklerin, yasaca göz önünde tutulmaması da doğru olmazdı. Borçlar Kanunu işte iradeyi oluşması sırasında bozan bu nedenlerden bazılarını, yani aldatma (hile), korkutma (ikrar) ve sözleşmenin temelini ilgilendiren saiklerdeki yanılma (hata) yı düzenlemek zorunda kalmıştır.<br>818 sayılı Borçlar Kanunu’nda olduğu gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da iradeyi sakatlayan haller konusunda yasal düzenlemelere gidilmiştir.<br>Dar anlamda yanılma, bir durum veya olay, kısaca gerçek hakkında bilinçli olmayan yanlış ya da eksik tasavvurdur. Yanılmada, tasavvur edilen şey, gerçeğe uymamaktadır. Geniş anlamda yanılma, bir olay veya durum hakkında bilgisizliği de içerir. Gerçekten, geniş anlamda yanılmada dar anlamda yanılma yanında daimi bilgisizlik de söz konusu olur. Bilgisizlik, bir olay ve durum veya gerçek hakkında bilgi yokluğunu ifade eder. Bilgisizlikle dar anlamda yanılma hukuken bir (eşit) tutulur ve ikisi birlikte geniş anlamda yanılmayı meydana getirir. Bu sebeple, bir olay veya duruma ilişkin düşünce ve tasavvurun doğruluk ve gerçekliği hakkındaki şüphe, yanılmayı ortadan kaldırır. Zira belirli bir durum veya olay hakkındaki şüphe, onun doğru olmadığı ihtimalini de içerir. Aynı şekilde, bilinçli olarak gerçeği bilmeme de yanılma değildir. Çünkü bir olay ve durum veya gerçek hakkında bilinçli olarak bilgi sahibi olmayan, kesin bilgisizliğinin bilincinde olan bir kimsenin yanılmasından söz etmek mümkün değildir. TBK. m. 30 vd.nda hükme bağlanan yanılma kavramından bilgisizliği de içine alan geniş anlamdaki yanılmayı anlamak gerekir (Eren, s.393-394).<br>Yanılma, her günkü yaşayışımızda kendini gösteren bir tezahürdür. Bizim bir şey hakkındaki düşüncemiz o şeyin gerçek durumuna uygun olmadığı, yani bizim inandığımız, kabul ettiğimiz durum, gerçekte başka türlü olduğu taktirde, yanılma vardır (Tunçomağ, s.335).<br>Bizi burada ilgilendiren yanılma, hukuki işlem meydana getirmek için açıklanmış bir irade beyanının konusunda düşülen yanılmadır. Bu hâlde, bir kimse dikkatsizlikle, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunmakta ve böylelikle iradesini sakatlamaktadır (Tunçomağ, s.335).<br>Yanılma günlük hayatta sık rastlanan bir olaydır. Yanılmanın çeşitli türleri vardır. Zaman yönünden yanılma türleri, geçmişteki, hâldeki ve gelecekteki bir olay veya duruma ilişkin yanılma olmak üzere üçe ayrılır. Ayrıca yanılmanın hukuki ve fiili yanılma şeklinde ikiye ayrılması mümkündür. TBK. m. 30 “esaslı yanılma”, “esaslı olmayan yanılma” ayrımını yapmaktadır. Sözü geçen maddeye göre sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz. Buna karşılık esaslı olmayan yanılmada sözleşmenin geçerliliği kesin olup, burada yapılan sözleşmeyi iptal edemez. Esaslı yanılma, Türk Borçlar Kanunu’nda tanımlanmış olmamakla birlikte, TBK. m.31/I, bent 1 – 5’te ve 32’de bunun örnekleri sayılmıştır. Sözü geçen 31/I. maddede 5 bentte sayılan esaslı yanılma hâlleri beyan yanılması iken, 32. maddede düzenlenen esaslı yanılma hâli nitelikli saik yanılması, yani temel yanılmasıdır. <br>Türk Borçlar Kanununun esas aldığı yanılma hâlleri bir başka açıdan “esaslı yanılma” ile “saik yanılması” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu, hukuki işlemlerde güven ilkesi sebebiyle kural olarak yalnız beyan yanılmasını esaslı yanılma saymıştır. Bununla birlikte Kanun koyucu, hakkaniyet ve adalet duygularını dikkate alarak istisnai hâllerde saik yanılmasını da kabul etmiştir. Gerçekten, Türk Borçlar Kanunu hukuken önem arzeden saik yanılmasını üç hâlde düzenlemiştir. Bunlar; temel yanılması, aldatma ve gabin hâlleridir (Eren, s.394).<br>Esaslı hata 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda tanımlanmadığı gibi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda da esaslı hataya yönelik bir tanıma yer verilmemiştir. Ancak Kanunun 24. maddesinde esaslı hatayı belirlemeye yarayacak bazı dayanaklara yer verilmiştir. <br>Doktrinde yazarlar esaslı hatayı şöyle tarif etmektedirler: “İrade ile beyan arasındaki fark beyan sahibi tarafından bilinseydi, beyanda bulunmayacağı kabul edilebilecek derecede önemli ise yanılma esaslıdır.” (Tunçomağ, s.337).<br>6098 sayılı TBK’nın  “Yanılma hâlleri” genel başlıklı “Açıklamada yanılma” alt başlıklı 31. Maddesinde; “Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:<br>1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa,<br>2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa,<br>3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa,<br>4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa,<br>5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa,<br>Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile Yetinilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.<br>Aynı Kanunun “Yanılma hâlleri” genel başlıklı “Saikte yanılma” alt başlıklı 32. maddesi; “Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.” hükmünü düzenlemiştir.<br>Saik yanılması, yanılmanın belirli bir kimseyle belirli içerikte bir sözleşme yapma iradesinin gerçeklere uymayan, yanlış tasavvurlar sonunda sakat oluşmasıdır. Saik yanılması, işlem iradesinin oluşumundaki yanılmadır (Eren, s.394). Saik yanılması, sözleşme içi bir unsura ilişkin olabileceği gibi, sözleşme dışı bir unsurla da ilgili olabilir. Sözleşme içi unsura ilişkin yanlış tasavvur, “nitelik yanılması” olarak adlandırılır (Eren, s.396). Sözleşme dışı unsurlara ilişkin saik yanılmasında ise, sözleşme yapan kişi, sözleşmeye konu şeyin yanlış olarak belirli bir tarzda kullanılabileceğini zannetmekte, oysa gerçek durum böyle olmamaktadır (Eren, s.396).<br>TBK. m. 32’ye göre, saik yanılması esaslı yanılma değildir; bu sebeple de sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Karşı taraf, saik yanılmasını bilse bile sonuç değişmez. Bu kuralın üç istisnası vardır. Birinci istisna, TBK. m. 36’ya göre aldatma, ikinci istisna TBK. m. 32’de düzenlenmiş bulunan temel yanılması, üçüncü istisna ise ölüme bağlı tasarruflarda görülür. Gerçekten, saik yanılması ölüme bağlı tasarrufun, özellikle de vasiyetnamenin iptali sonucunu doğurur (Eren, s.397). <br>Türk Borçlar Kanunu m. 30’a göre, sözleşmelerde yalnız esaslı yanılma önem ifade eder. Buna karşılık esaslı olmayan yanılma, sözleşmenin geçerliliği üzerinde bir etkiye sahip değildir. TBK. m. 32’nin ilk cümlesi saik yanılmasını esaslı yanılma olarak kabul etmemiştir. Ancak, burada söz konusu olan “adi saik yanılması”dır. Buna karşılık, aynı maddede temel yanılması denilen nitelikli saik yanılması, esaslı yanılma sayılmıştır. TBK. m. 31/I’da 5 bent hâlinde esaslı yanılma teşkil eden hâller sayılmıştır. Ancak, bu sayma sınırlayıcı nitelikte olmayıp, sadece örnek niteliğindedir. Bu nedenle bunlara benzer durumlar da esaslı beyan yanılması olarak kabul edilebilir. TBK. m. 32’de ise, beyan yanılması değil, nitelikli saik yanılması, yani temel yanılması, bir esaslı yanılma hâli olarak düzenlenmiştir. <br>Yanılmadaki esaslılık unsuru, bir görüşe göre sübjektif olarak değerlendirilmelidir. Buna göre beyan sahibinin, beyanının anlamını doğru olarak anlaması hâlinde, böyle bir beyanda bulunamayacağı kabul edildiği taktirde irade ile beyan arasındaki uygunsuzluk esastır. Buna karşılık objektif görüşe göre esaslılık unsuru, sübjektif değil, objektif ölçülere göre yorumlanmalıdır. Esaslılık unsuru iş çevrelerindeki hâkim ve geçerli görüşe, makûl değerlendirmelere göre tespit edilmelidir (Eren, s.399).<br>Genel olarak, bir kimse genellikle dikkatsizlik sonucu gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunur. Fakat yanılarak beyanda bulunan kimsenin yasa tarafından korunması için, yanılmanın mazur görülebilir mahiyette olması gerekmez. Gerekli olan, yanılmanın esaslı olmasıdır. Şu hâlde, esaslı yanılma, yanılmanın mahiyetiyle değil, fakat yasa tarafından kendisine bir iptal (bozma) hükmü bağlanması ile ilgilidir (Tunçomağ, s.336).<br>Esaslı yanılma ister beyan yanılması, ister temel yanılması şeklinde nitelikli saik yanılması olsun, sözleşmenin iptalini isteme hakkı verir. Türk Borçlar Kanunu’nda esaslı yanılmanın unsur ve kriterlerini hükme bağlayan norm, TBK. m. 32’dir. Burada düzenlenen unsur ve ölçüleri içeren her yanılma, ister beyan yanılması, ister saik (temel) yanılması olsun esaslı yanılmadır. Kanun koyucunun TBK m. 31’de beyan yanılmalarını düzenlemiş olmasının sebebi, bunların günlük hayatta ve uygulamada kendilerine en sık rastlanan yanılma hâlleri olmasıdır. Burada ayrıca belirtelim ki, her beyan yanılması mutlaka esaslı yanılma değildir. TBK. m. 31/I’in 1-5 bentlerindeki unsur ve ölçüleri içermeyen beyan yanılmaları, ilke olarak esaslı yanılma sayılmaz. Bunlar dışındaki bir beyan yanılmasının esaslı yanılma sayılması için, bunun TBK. m. 32’deki unsur ve ölçüleri taşıması gerekir. Durum, TBK. m. 32’nin birinci cümlesi dışındaki ölçü ve unsurları taşıdığı zaman esaslı yanılma, başka bir değişle temel yanılması olur. Şu hâlde, beyan yanılmaları ilke olarak; saik yanılmaları ise istisnai olarak esaslı yanılmadır. Sonuç olarak, objektif ve sübjektif yönden esaslılık unsurlarını taşıyan ve TBK. m. 31/I, 1-5 ile bunlar dışında kalan beyan yanılmaları ve TBK. m. 32’ye göre nitelikli saik yanılmaları esaslı yanılmadır (Eren, s.399).<br>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) esaslı yanılma hâlleri ayrı ayrı belirtilmiştir. Bunlardan ilki sözleşmenin niteliğinde yanılmadır. Burada yanılan taraf işlem iradesine uygun bir sözleşme yapmak istemekte, ancak yanlışlıkla kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamaktadır (TBK. m.31/I-bent 1). Böylece görünüşte kurulan sözleşme türü ile kurulmak istenilen sözleşme türü, hukuki nitelik ve içeriği itibariyle birbirinden farklıdır. Sözleşmenin tipinde bir yanılma vardır.<br>Sözleşme yapma iradesine sahip olmayan, bu sebeple de herhangi bir sözleşme yapmak istemeyen bir kimsenin, yanlışlıkla istemeden beyanda bulunması hali de buraya girer (Eren, s.400).<br>Esaslı yanılma hâllerinden ikincisi sözleşmenin konusunda yanılmadır. Yanılan, gerçekte istediğinden başka bir konu için iradesini beyan etmişse, konuda yanılma söz konusu olur. Burada geçen konu sözcüğü geniş yorumlanmalı ve bundan “sözleşmenin konusunu oluşturan şey” anlaşılmalıdır (Eren, s.400).<br>Kişi, sözleşmenin konusuyla ilgili sahip olduğu iradeden, farklı bir konuya ilişkin beyanda bulunmuştur (Kılıçoğlu, A.M.:Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 5. Bası, Ankara 2005, s.127). <br> Sözleşmenin niteliğinde ya da konusunda hata bazen yazılı bir sözleşmenin okunmadan ya da anlaşılmadan imza edilmesi nedeniyle gündeme gelebilir. Güven teorisine göre bu durumda da sözleşme kurulmuş ve geçerlidir. Ancak hataya düştüğünü iddia eden kişinin, beyanının içeriğinden bilgi sahibi olmadığını bile bile sözleşmeyi imza etmiş olması durumu hariç, yazılı metni okumadan ya da anlamadan imza etmesinin prensip olarak beyan hatası sayılabileceği kabul edilmektedir. <br>Aynı durum genel işlem şartları içeren sözleşmeler için de söz konusu olabilir. Özellikle anlaşılmamış ya da şaşırtıcı hükümler içeren Genel İşlem Şartları içeren sözleşmelerin okunmadan ya da anlaşılmadan imza edilmesi hâlinde de hata nedeniyle iptal söz konusu olabilmektedir (Kılıçoğlu, s.127).<br>Eğer bir kimse eşyada değil de, eşyanın niteliklerinde yanılmışsa o zaman BK’nın 24. maddesinin 4. bendi devreye girer. Karşı tarafın kimliğinde yanılma ile karşı tarafın niteliğinde yanılma hâlleri de esaslı yanılma hâli olarak kabul edilir. Yine edim veya karşı edimin miktarındaki yanılma da esaslı yanılmadır. <br>TBK. m. 31/I bent 5’e göre yanılan, yapmak istediği sözleşmede gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde çok veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamış ise, bu hâlde de esaslı beyan yanılması söz konusu olur. Miktarda yanılmanın gerçekleşmesi için gerçekte istenen miktarla sözleşmede fiilen kararlaştırılan miktarın önemli ölçüde birbirinden farklı olması gerekir. Buna karşılık borçlanılan edim veya karşı edimin değeri üzerindeki yanılma, miktarlar istenilene uymaktaysa, buraya girmez. Değer yanılması, ilke olarak saik yanılmasıdır (Eren, s.401).<br>Basit hesap yanılmasını miktarda yanılmadan ayırmak lâzımdır. Basit hesap yanılması, toplama, bölme veya çıkarma işlemlerindeki yanılmalardır. TBK. m. 31/II’ye göre sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir (Eren, s.401-402). Aynı şekilde BK’nın 24. maddesinde eşyada, kişide ve miktarda yanılmaya yönelik düzenlemeler bulunmaktadır. Bir kimsenin kişide yanılmasının esaslı yanılma sayılabilmesi için yapılacak olan hukuki işlemin o kişi göz önüne alınarak yapılması gerekir. <br>Öte yandan borçlu edimi şahsen yerine getirmekle yükümlü olduğu hukuki bir ilişkide borçlunun ödeme gücü esaslı bir âmil olduğu taktirde de, esaslı yanılma söz konusu olur.<br>Buna karşılık, kişinin niteliklerindeki yanılma, BK. 24 bent 4’deki temel yanılması içinde yer alır (Tunçomağ, s.339). <br>BK’nın 24. maddesinin 3. bendinde miktarda yanılma açıklanmıştır. Bu yanılma türü genelde cins borcunu ihtiva eden sözleşmelerde karşımıza çıkar. <br>Bir kimse, karşı yandan isteyeceği miktarı tayin ederken, giderini pek düşük hesaplamak, bazı kalemleri hesaba katmamak suretiyle yanılmış; hesaplama yanlışlığı yapmışsa, bunu, aslında saiklerle ilgili bir yanılma olduğu için, karşı yana ileri süremez. Bu gibi yanılmalar açık olmadığı için, karşı yan bunları doğrudan doğruya görmek ve incelemek olanağına sahip değildir. <br>Adi hesap yanlışlıklarına gelince, bunlar ne miktarda yanılma ve ne de hesaplama yanlışlıkları içerisine sokulabilir. Adi hesap yanlışlığı, bir hesap pusulasındaki rakamların yanlış toplanması, satılan şeyin ölçü ve fiyatı belirli olduğu halde çarpmanın yanlış yapılması gibi hallerde ortaya çıkar. Bunlarda bir yanlışlık olduğu açık ve meydanda olduğundan, bunların düzeltilmesi gerekir (BK. 24/III) (Tunçomağ, s.341-342).<br>Esaslı yanılmanın son  hâlini ise temel yanılması (nitelikli saik yanılması) oluşturur. Temel yanılmasında, bir olay veya durum hakkında sübjektif ve objektif yönden mevcut yanlış bir tasavvur (düşünce) söz konusu olduğundan, bu olay veya durum, ilke olarak sözleşmenin (beyanın) içeriğine dâhil değildir. Ancak bu olay veya durum sözleşmenin içeriğine de dâhil olabilir. <br>Somut olaya gelince; taraflar arasında rödovans sözleşmesinden kaynaklı TOBB Tahkim Divanın 2019/9 ve 2019/14 nolu tahkim davalarının bulunduğunu ve 2019/9 nolu dosyasında davacı lehine 18.200,00 TL, 2019/14 nolu tahkim dosyasında ise, 208.625,00 TL vekalet ücretine hükmedildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasında düzenlenen 10/07/2020 tarihli ibranamede 2019/14 numaralı dosyadan kaynaklı alacağın nakden alındığı başka bir borcun bulunmadığı yazılmış ise de; davalı tarafından, 13.07.2020 tarihinde 18.200TL EFT ile \"TOBB tahkim avukatlık ücreti\" açıklaması ile para gönderildiği, 2019/14 sayılı tahkim dosyasından kaynaklı vekalet ücretinin ödendiğinin ispat edilemediği görülmektedir. <br>Bu durumda; davacının ibranamedeki beyanın; esaslı yanılma hâllerinden, sözleşmenin konusunda yanılma olduğu, davacının gerçek iradesi 2019/9 sayılı dosyadaki vekalet ücreti yönünden ibra olmasına rağmen yanılma sonucu 2019/14 sayılı dosya numarasının yazıldığı anlaşılmaktadır.<br>Bu nedenlerle; dosya kapsamına, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerekçeye, mevcut delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, yemin zaptında \"davacı Avukat ... lehine\" denmesinin esasa etkili olmadığının anlaşılmasına göre, Mahkemece yazılı şekilde karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvuru isteminin esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:\tYukarıda açıklanan nedenlerle;<br>Dosya kapsamına, toplanan delillere, Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/05/2023 tarihli ve 2021/281 Esas, 2023/323 sayılı hükmünde mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvuru isteminin 6100 Sayılı HMK'nin 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle  alınması gereken 14.251,17 TL harcın peşin alınan 3.562,00  TL harçtan mahsubu ile bakiye 10.689,17‬ TL harcın istinaf kanun yoluna başvuran taraftan tahsili ile hazineye irat kaydına,  <br> HMK 27. maddesi gereği, tarafların hukuki dinlenilme hakkı nedeniyle ve 04/08/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Yasanın 27. maddesi ile HMK 302. maddesine eklenen 5.fıkrası uyarınca hükmün ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, <br>Dosya üzerinde yapılan incelemede 27/02/2025 tarihinde oy birliği ile KESİN olarak karar verildi.<br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİHİ : 27/02/2025<br><br><br>Başkan <br><br>Üye <br><br>Üye <br><br>Katip <br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"77c80a7d10078386","SID":"f156baa207a30dc6"}}