{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>26. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/302 - 2025/373<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2023/302 <br>KARAR NO\t: 2025/373<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24.11.2022<br>NUMARASI\t\t: 2018/145 Esas 2022/827 Karar<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Maddi Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 20.03.2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 26.03.2025<br><br>\tİlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>Davacı vekili, 12.08.2016 tarihinde davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı araç ile davacının eşinin idaresinde olup davacının yolcu olarak bulunduğu ... aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada davacının ağır şekilde yaralandığını, kazaya karışan her iki aracın da kusurlu olup müteselsil sorumluluk esasına göre yolcu olan davacının tüm zararlarını davalı sigorta şirketinden talep ettiklerini, sağlık kurulu raporunda davacının iş gücü kaybının %24 olarak belirlendiğini, daha fazla efor sarfetmesi gerekeceğini, davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak ödeme yapılmadığını, davanın 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesi uyarınca açıldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, trafik kazasında yaralanan davacının tüm zararının belirlenmesine, toplanacak delillere göre tazminat hesabı yapılarak olay tarihindeki poliçe limitini aşmamak üzere ve müteselsil sorumluluk esasına göre sigortaya başvuru tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında dava dilekçesinde talep edilen 1.000,00 TL tazminatın 100,00 TL’lik kısmının tedavi gideri, 900,00 TL’lik kısmının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkin olduğunu belirtmiştir.<br>Davalı vekili, dava dilekçesindeki taleplerin zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminatın  hangi zararına ilişkin olduğunun anlaşılamadığını, davalı sigorta şirketinin sorunluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olup dava konusu kaza nedeniyle davadan önce davacıya 54.218,12 TL tutarında ödeme yapıldığını, davalının üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini ve sorumluluğu bulunmadığını, kusur oranlarının tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, kusur oranı ve maluliyet durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını talep ettiklerini, geçici iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderlerinden sorumlulukları bulunmadığını, başvuru tarihinden itibaren faiz talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece, davanın trafik kazasında yaralanma nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderine ilişkin olduğu, Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinin 02.09.2019 tarihli raporunda kazanın meydana gelmesinde dava dışı sürücü ...'ın %80 oranında, sigortalı araç sürücüsünün %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca düzenlenen 26.02.2021 tarihli raporda davacının özür oranının %6 olduğu, iş göremezlik süresinin 6 ay olduğunun belirtildiği, davalı sigorta şirketi tarafından davacıya 27.09.2017 tarihinde 54.128,12 TL ödeme yapıldığı, sigortalı araç sürücüsünün kusur oranı ile 25.07.2022 tarihli aktüer bilirkişi ek raporundaki tespit ve hesaplamalar esas alındığında davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile davacının zararlarının karşılandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davacının geçirdiği trafik kazası nedeniyle meydana gelen zararın tazmini için açılan davanın reddine karar verildiğini, zararın sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin çok üzerinde olduğunu, bilirkişi tarafından kusur oranlaması yapılarak sorumluluk miktarı belirlendiğini ve fazla ödeme olduğunun tespit edildiğini, kusur oranlaması yapılmasının hatalı olup davacının olayda kusuru bulunmadığını, davada müteselsil sorumluluk esasına göre zararın tamamının davalıdan talep edildiğini, kusur indirimi yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, progresif rant yöntemine göre hesaplamada aktif ve pasif dönem olmak üzere iki dönem bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 2017 ila 2022 yıllarını işleyecek dönem içinde hesapladığını, oysa tüm bu yıllarda davacının maaşının belli olup farazi hesaplama yapılmasının mümkün olmadığını, davacının anılan yıllara ilişkin maaş bordrolarının dosyada mevcut olduğunu, bu yılların bilinen aktif dönem hesabında olması gerektiğini, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin ise faizi ile mahsup edilmesi gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE<br>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;<br>Davacı vekili, davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı ... plakalı araç ile davacının eşinin idaresinde olup davacının yolcu olarak bulunduğu ... plakalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen trafik kazasında davacının yaralandığını, kazada her iki araç sürücüsünün de kusurlu olup müteselsil sorumluluk esasına göre talepte bulunulduğunu belirterek sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi gideri taleplerinde bulunmuş, mahkemece kusur oranı gözetilerek yapılan hesaplama sonucunda davacının zararlarının davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme ile karşılandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>Dosya içeriğinden, 12.08.2016 tarihinde dava dışı ... idaresinde olup davacının yolcu olarak bulunduğu ... plakalı araç ile davalı sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kazada davacının yaralandığını, kusur oranlarının belirlenmesine  ilişkin Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 02.09.2019 tarihli raporda kazanın meydana gelmesinde ... plakalı araç sürücüsü ...'ın %80 oranında, ... plakalı araç sürücüsü dava dışı ...'ın %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, dava dilekçesinde ... plakalı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan sigorta şirketine husumet yöneltilerek müteselsil sorumluluk esasına dayalı olarak talepte bulunulduğu anlaşılmıştır. <br>1-2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde zarar verenlerin birden fazla olması halinde “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur.” düzenlemesi yapılmış, 6098 sayılı TBK'nın 61. maddesinde “ Dış ilişkide, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmüne yer verilmiş, 62. Madde de ise “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” Düzenlemesi ile birden  çok kişi aynı zarardan aynı sebeple yada çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır. Türk Borçlar kanunun müteselsil borçluluk ve dış ilişki de borçluların sorumluluğu başlıklı 163 Maddesinde  “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder” denilerek zarar  verenlerin  zarar görenlere  karşı sorumluluğunun kapsamını düzenlemiştir. Buna göre zarar gören tazminatın tamamını dilediği takdirde zarar verenlerin hepsinden  talep edebileceği gibi bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir. Burada yasa koyucu zarar görene, tazminatın tamamının zarar verenlerden yalnız birine karşı ileri sürebilmesi imkanı sağlamıştır. Zarar verenlerden biri tazminatın tamamını ödediği  takdirde borç ortadan kalkar dolayısıyla zarar gören öyle bir halde artık diğer zarar verenlerden tazminat talep edemez. <br>Bu nedenle kusursuz zarar görenin zarardan sorumlu olanların birinden, bir kısmından ya da hepsinden zararın tamamını talep etmesi durumunda davalı zarar veren, tazminatın diğer zarar verenlerden talep edilmesi gerektiğini ya da kusuru kadar sorumlu olması gerektiğini ileri süremez. TBK'nın 166 maddeye göre borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. Başka bir deyişle zarara neden olanların birden fazla olması durumunda zarar göreninin teselsül hükümlerine göre tazminat talep etmiş olması halinde zarara neden olanlar tazminatın tamamından  sorumludur. Müteselsil borçlulardan birinin  tazminatın tamamını ödediği taktirde diğer zarar verenlerin de tazminat ödeme borcu sona erer.  <br> Dava konusu olayda davacı vekili dava dilekçesinde 12.08.2016 tarihinde meydana gelen trafik kazasında yaralanan ve yolcu konumunda olan davacı için sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi gideri talebinde bulunulduğu, müteselsil sorumluluk esasına göre tüm zararlarının davalı sigorta şirketinden talep edildiği belirtildiğine göre mahkemece davacı vekilinin talebi de gözetilerek teselsül hükümlerinin uygulanması gerekirken yazılı şekilde kusur oranlarına göre yapılan hesaplama esas alınarak karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.<br>2-Dava dilekçesi ve 14.03.2018 tarihli açıklama dilekçesinde trafik kazasında yaralanan davacı için sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi gideri talep edildiğinin belirtildiği, her iki talebin farklı zarar türlerine ilişkin olup ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece davalı sigorta şirketi tarafından yapılan 54.218,12 TL ödeme ile davacının tüm zararlarının karşılandığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de yapılan ödemenin hangi zarar kalemine ilişkin olduğunun belirlenmediği, davacı vekilinin yargılama sırasında ödemenin sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin olduğu yönünde beyanda bulunmuş olduğu da nazara alınarak yapılan ödemeye ilişkin tüm kayıt ve belgelerin getirilmesi, ödemenin hangi zarar kalemine ilişkin olduğunun tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulması ve daha sonra sürekli iş göremezlik tazminatı ve tedavi giderine ilişkin taleplerden her biri hakkında 6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesine uygun olarak hüküm oluşturulması gerektiğinin nazara alınmamış olması doğru görülmemiştir.<br>3-Mahkemece hükme esas alınan 25.07.2022 tarihli aktüer bilirkişi ek raporunda, sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme tarihi verilerine göre hesaplama yapıldığının belirtildiği,  hesaplamada  ödeme tarihinin 27.09.2017 olduğu belirtilerek hesaplama yapıldığı, ne var ki istinaf aşamasında dosyaya  getirilen evrak ve ödeme belgesinden davalı sigorta şirketi tarafından yapılan 54.218,12 TL ödemenin tarihinin 04.01.2018 olduğu, bu tarih esas alınarak hesaplama yapılarak ödemenin denetlenmesi gerekirken hatalı tarihin esas alınması doğru olmamıştır.<br>Ayrıca bilirkişi raporunda davacının gerçek zararının hesaplanmasında davacının gerçek gelirinin esas alınması gerekir. Kaza tarihi itibariyle memur olarak görev yaptığı anlaşılan davacının aylık maaş bordrolarının getirtildiği, her ay için geliri bilindiğinden buna göre hesaplama yapılması gerekirken her yılın Temmuz ayı maaşına göre hesaplama yapılmış olması da doğru görülmemiştir. Bu durumda aktüer bilirkişiden  öncelikle  01.04.2018 ödeme tarihi esas alınarak ve davacının her ay maaşının ayrı ayrı gösterir şekilde bilinen dönem hesabının yapıldığı denetime elverişli rapor alınması, bulunacak tutar ile ödeme miktarının karşılaştırılması ve sonucuna göre ödenen tazminat bedelinin yeterli olması halinde  zarar görenin zararı karşılanmış sayılacağının dikkate alınması, dava açılmadan önce yapılan ödemenin yetersiz olduğunun anlaşılması halinde ise  karar tarihine en yakın veriler dikkate alınarak olay tarihinden rapor tarihine kadar olan tüm maaş bordrolarının  getirilmesi ve bilinen dönem hesabında gelirin  her ay için ayrı ayrı belirtilerek tazminatın hesaplanması, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince yapılan ödemeye hesaplama yapıldığı tarihe kadar geçen süre için yasal faiz uygulanarak güncellenmesi ve hesaplanan  tutardan   mahsup   edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebeplerinin kabulü gerekmiştir. <br>Davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>Yeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>2-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine, <br>3-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına,<br>4-Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 20.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.\t<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip <br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e3d8815fa02b116e","SID":"02dd4362e53db39a"}}