{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1290 <br>KARAR NO:2025/365<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/06/2021<br>NUMARASI:2020/239  Esas  2021/489 Karar<br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:26/03/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili tarafından, dijital platformlarda yürütülecek reklam faaliyetlerinin planlanması, reklam ve reklam alanlarının satın alınması ve plana uygun bir şekilde yayımlanmasının sağlanması konusunda davalı şirket ile anlaşma yapıldığını, müvekkili şirket tarafından davalı şirkete dijital reklam hizmeti sunulmaya 01.09.2018 tarihinde başlanmış olup 03.09.2019 tarihine kadar da hizmet verilmeye devam edildiğini, her ne kadar taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmasa da müvekkiline kesilen faturalar, davalı şirket tarafından yapılan ödemeler ve davalı adına yapılmış reklamlar için ...ev... hesabındaki loglar ile taraflar arasındaki hizmet ilişkisinin açıkça tespit edilebilir durumda olduğunu, taraflar arasındaki bu hizmet ilişkisini kısaca açıklamak gerekirse; müşterilerinin müvekkiline aylık bir miktar bütçe vermekte, müvekkili tarafından da bu bütçeyle ..., ... vb. mecralarda reklam yeri satın alınmakta ve müşteri için hazırlanan veya müşterinin iletmiş olduğu dijital reklamları bu alanlarda yayınlandığını,  işbu mecralara yapılan ödemelerin ya müşterinin kredi kartından karşılandığını ya da müşteri adına müvekkili tarafından karşılanıp sonrasında müşteriye yansıtıldığını, hizmet bedeli olarak ise aylık olarak, müşteri için o ay harcanan toplam reklam bütçesinin belirli bir yüzdesi alındığını, tüm bu açıklanan hususlar o ay müşteri için harcanan bütçe ile müşteriye kesilen faturalardan ve ayrıca müvekkilinin... ve ... server kayıtlarından da tespit edilebilir durumda olduğunu,  2018 yılının sonlarında yapılan düzenleme ile internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin, Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamında 01.01.2019 tarihinden itibaren vergi kesintisi (stopaj) kapsamına alındığını, karara göre, internet ortamında reklam hizmeti verenlere veya internet ortamında reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere bu hizmetlere ilişkin olarak yapılacak ödemelerden, kendisine ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın vergi kesintisi yapılacağını, görüldüğü üzere 2019 yılına kadar ... ve ... gibi mecralardaki reklamlar için stopaj doğmazken; vergi mevzuatında yapılan değişiklik ile bu mecralarda yapılacak reklamlar için ... ve ...'un kestiği faturalar üzerinden ayrıca stopaj ödenmesi gerektiğini, kararın hesaben ve mahsuben yapılan her türlü ödemeyi kapsadığını, işbu nedenle davalı şirketin reklam faaliyetlerinin yapıldığı ... ve ... gibi kanalların ödemelerinde stopaj yükü oluştuğunu, bu karar uyarınca... ve ... ödemelerinden doğan %15 lik stopajların müvekkili şirket tarafından beyan edilip ödenmek zorunda kalındığını, işbu karar ile beraber kesintilerin yapılması ve ödemelerin gerçekleşmesi ile reklam maliyetlerinde büyük oranda ek maliyet meydana geldiğini,  müvekkili tarafından bu hizmetlerin görülebilmesi için ocak mart, nisan, mayıs, haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında davalı üzerine düşen stopaj bedelleri tahakkuk ettirildiğini,  ancak davalının işbu stopaj bedeli talep edildiğinde, stopaj ödemesi yapmayı reddettiğini, ancak yürürlüğe giren stopaj sebebiyle iş planının yerine getirilmesi sonucunda ciddi bir vergi yükünün müvekkili üzerinde kaldığını, halbuki taraflar arasındaki anlaşma uyarınca müvekkili tarafından hizmet sunulmuş olup hizmet veren olarak işin görülmesi sırasında sonradan ortaya çıkan vergi, harç veya sair masraflardan müvekkilinin sorumlu olmadığını, şirketlerinin, yalnızca esas vergi sorumlusuna ilişkin reklam hizmetlerini yürüten reklam aracısı sıfatında olup, söz konusu tutarı davalı şirket adına ödediğini, davalıya verilen hizmet neticesinde ek maliyetlerin kendilerine yansıtılmasının ticari hayatın olağan akışına uygun olup, sektörün zarar etmemesi için de gerekli bir adım olduğunu,  ödemesi yapılan işbu ek maliyetlere ilişkin davalı şirkete Seri ... sıra numaralı 0111.2019 tarihli 369.783,01 TL bedelli stopaj yansıtması faturası keşide edildiğini ve Beyoğlu ... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı 06.12.2019 tarihli ihtarnamesi ile tebliğ edildiğini,  ancak ihtarname ile verilen süre içerisinde herhangi bir ödeme yapılmamış ve bunun üzerine taraflarınca ... Sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını ifade ederek ..., Sayılı icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamını ve takip konusu alacağın likit olması nedeniyle %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı  vekili cevap dilekçesi ile; Davacının iddia ettiği gibi müvekkili şirket ile davacı arasında uzun vadeli, sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme söz konusu olmadığını, Dijital ortamda reklamcılık sektöründe anlaşmaların spontane ve değişken olmakla, müvekkili tarafından davacı şirkete verilen her bir işin ayrı bir sözleşme konusu olduğunu, dolayısıyla davacının “aylık bir miktar bütçe vermekte” olduklarına dair iddiasının asılsız olduğunu, müvekkili şirketin, kimi zaman davacı şirketten bütçe talebi aldığını, kimi zaman da kendisi belli bir bütçe tahsis ettiğini, ilgili sektörün usul ve uygulamasının da bunu gerektirdiğini, dolayısıyla müvekkili şirket ile davacı arasında önceden belirlenen sürekli edimli bir iş ve hizmet bedeli söz konusu olmadığını,  reklam faaliyetine bu denli önem veren bir şirketin uzun vadeli reklamcılık işlerini yazılı ve öngörülebilir bir sözleşme akdetmeksizin yaptırmasının söz konusu olamayacağını,  müvekkili şirketin her bir hizmet alımında davacı tarafından ayrı ayrı bilgilendirilmesi ve karşılıklı irade beyanlarının sıhhatli bir uyumu gerektiğini,  davacının, bu kapsamda, müvekkili tarafından talep edilen her bir hizmet kapsamında basiretli bir tacir ve dürüst bir sözleşmeci taraf olarak müvekkilini bilgilendirmesi gerekirken, dava konusu stopaj konusunda müvekkilinin herhangi bir şekilde bilgilendirmediğini, müvekkiline faturasını kesmediğini, müvekkili şirketin, dijital ortamda reklam hizmeti ihtiyacını karşılamak amacıyla davacı ile çalışma yoluna gittiğini, mailleşmeler aracılığıyla anlaşmalar gerçekleştirildiğini, bu anlaşmaların davacı şirket tarafından faturalandırılarak müvekkili şirketten bedeli tahsil edildiğini, ancak davacının bu süreç dâhilinde müvekkiline bildirdiği/faturalandırdığı herhangi bir stopaj bedelinin söz konusu olmadığını, müvekkili şirketin, ilgili mevzuat değişikliğini bizzat takip etmek gibi bir zorunluluğu olmadığını, davacının, bu hususta müvekkili şirketi bilgilendirmesi ise sözleşme hukuku ve dürüstlük kuralının gereği olduğunu, yasa gereği vergi kesintisi yapmakla sorumlu kişinin davacının kendisi olduğunu, davacının devletle arasındaki vergi ilişkisi, davacı ile devlet arasında olup müvekkili şirketin sorumluluğunun söz konusu olmadığını, stopaj bedelinin ödenmesi hususunda müvekkilinin yükümlü olduğunu kabul etmemekle birlikte, dava konusu hizmet alımı kapsamında sözleşmede vergi, resim ve harçların ayrıca ve açıkça kimin üzerine yükletildiği belli edilmedikçe, işbu gider kalemlerinin de hizmet sağlayan davacının sorumluluğunda olduğunu ifade ederek davanın reddine, her türlü yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, \"...Dava konusu uyuşmazlığın esasen  internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin ödemelerinde vergi kesintisi ile ilgili mevzuat ve yasal düzenlemelerin incelenmesi ile (19.12.2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18.12.2018 tarih ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının - 15.02.2019 gün ve 30687 Sayılı Resmi Gazete’de, yayımlanan “Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 17) ile ortaya çıkacağı,  1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan ve aynı zamanda KVK Md 15 ve GVK Md. 94'te sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanların dar mükellefiyete tabi bir kurumun internet ortamında verdiği reklam hizmeti karşılığında bu kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapmakla yükümlü olduklarının anlaşıldığı, bu halde teknik bilirkişi raporuna göre de; davacı şirket tarafından, davalıya verilecek hizmetler için dava dışı firmalara yapmakta olduğu ödemelerde stopaj kesintisi sorumluluğu olduğunun, davacı şirket tarafından, davalıya verilecek hizmetlerin temin edilmesi esnasında dava dışı şirketlere yapılacak ödemelerde stopaj kesintisi yapılması gerektiğinin, söz konusu stopaj kesintisinin ise 5520 sayılı Kanun’un 15. Maddesinde; kurumlara, avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben maddede belirtilen ödemeler üzerinden istihkak sahibinin kurumlar vergisine mahsuben % 15 oranında kesinti yapılması şeklinde tanımlandığının anlaşıldığı, dava konusu somut uyuşmazlıkta  davacı tarafından dava dışı şirketlere yapılan ödemelerden yasal düzenlemeler ile 01.01.2019 tarihinden itibaren davacının sorumlu tutulduğu, davacının stopaj kesintilerine ait faturayı 01.11.2019 tarihi ile defterlerine işlediği, ancak tacir olan davacının sözleşme konusu hizmeti ifa ederken vergisel yükümlülüğü davacı şirkete yansıtmadığı, taraflar arasında yazılı bir sözleşme de olmadığından davacının vergisel yükümlülüğün davalı tarafça ödenmesi hususunda anlaştıkları yönündeki iddiasını ispat etmesi gerektiği, her ne kadar davacı vekilince 18.05.2021 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde, davalı taraf ile stopaj kesintilerinden davalı şirketin sorumlu olduğuna dair anlaşmaya varıldığını, bu hususun ekte sundukları mail yazışmaları ile de sabit olduğunu ifade etmiş ise de; sunulan mail yazışmaları incelendiğinde, yazışmaların 03 Eylül 2019 tarihine ait olduğu, yasal düzenlemenin 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlükte olduğu, mail yazışmasının sözleşmenin kuruluşu ve ifası dönemine ait olmadığı anlaşıldığından, tarafların vergisel yükümlülükten davalı şirketin sorumlu olduğuna dair anlaşmaya vardıkları yönünde bir kanaate ulaşılamadığı \"  gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Yerel mahkemenin davaya konu stopaj bedellerinden davalının sorumlu olduğunu açıkça gösteren delillerimizi tamamıyla hatalı bir yorumla yok saymış olması nedeniyle kararının kaldırılması gerektiğini, dosya kapsamında mübrez mail yazışmaları ile davalının davaya konu stopaj kesintilerini ödeyeceğini, sorumlu olduğu tutarı kabul ettiği açıkça görüldüğünü, davalı tarafın iddialarının aksine taraflar arasında kısa süreli birden fazla sözleşme değil tek bir sözleşme ve yine uzun zamandan beri süregelen bir ticari ilişki mevcut olduğunu, yerel mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporu hükme elverişli olmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, reklam hizmetinden kaynaklanan stopaj kesintisine dayalı  faturaya istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. ... sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 1 adet faturaya istinaden 369,783,01 TL asıl alacak, 987,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 370.770,78 TL alacağın  tahsili için  takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Marka uzmanı, hesap uzmanı ve maliyeci bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetinden alınan 24/04/2021 tarihli raporda özetle; \"Tarafların ticari defterlerinde yapılan inceleme neticesinde; davacının 01.11.2019 tarihi itibari ile 369.783,01 TL alacaklı olduğu ancak davalının ticari defterlerinde ise  borç/Alacak bakiyesinin mevcut olmadığı, taraflar arasındaki mevcut farkın; davacının ticari defterlerinde kayıtlı 01.11.2019  tarih ... fatura numaralı 369.783,01 TL bedelli faturanın davalının kayıtlarında yer almaması nedeni ile oluştuğu, davacının ticari defter kayıtlarında mevcut   davalı adına düzenlenmiş toplam 1 adet  fatura içeriğinin, Ocak-Ağustos arası ... %15 stopaj yansıması, Ocak-Nisan arası ... %15 stopaj yansıması bedellerine dayandığı, Taraflar arasında somut uyuşmazlık konusunun internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin ödemelerinde vergi kesintisi ile ilgili mevzuat ve yasal düzenlemelerin incelenmesi ve irdelenmesi ile; (19.12.2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18.12.2018 tarih ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının ve 15.02.2019 gün ve 30687 Sayılı Resmi Gazete’de, yayımlanan “Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde  Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 17))” Reklam Hizmeti Vereneler ; 1-Dijital alt yapıyı oluşturan firmalar kişiler; (Örn:Google, Facebook, YouTube, Yandex vb.) 2-Sosyal medya aktörleri (Fenomenler).;(Örn: Blogger, YouTuber, Vlogger, İnfluencer vb.) Aracı Kuruluşlar ; Medya planlama ajansları, reklamın içeriğini üreten dijital ajanslar, reklamın sosyal medya yönetimini gerçekleştiren sosyal medya ajansları aracı kuruluşlar,Reklam Hizmeti Talep Edenler ;Tüzel kişiler, gerçek kişiler, dar mükellefler, markalar vs. olduğu, Dava konusu olay doğrultusunda yasal düzenlemelere göre; İnternet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin ödemelerin bu hizmetin verilmesine aracılık eden tam mükellef bir kuruma yapılması halinde (davacı şirkete), bu ödemeler üzerinden % 0 oranında vergi kesintisi yapılacağı, diğer ifade ile davalı şirket tarafından davacıya yapılan ödemede, davalı  tarafından stopaj kesintisi yapılması sorumluluğun olmadığı, 1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliğin (15.1.) bölümünde sayılan ve aynı  zamanda KVK Md 15 ve GVK Md. 94'te sayılan vergi kesintisi yapmakla sorumlu olanlar  dar mükellefiyete tabi bir kurumun internet ortamında verdiği reklam hizmeti karşılığında bu  kuruma yapacakları ödemeler üzerinden %15 oranında vergi kesintisi yapmakla  yükümlü olduğu, diğer ifade ile davacı şirket tarafından, davalıya verilecek hizmetler için dava dışı firmalara yapmakta olduğu ödemelerde stopaj kesintisi sorumluluğu olduğu  anlaşıldığı, Nihai olarak taraflar arasında mevcut uyuşmazlık doğrultusunda; davacı şirket tarafından, davalıya verilecek hizmetlerin temin edilmesi esnasında dava dışı  şirketlere yapılacak ödemelerde stopaj kesintisi yapılması gerektiği, söz konusu stopaj kesintisinin ise 5520 sayılı Kanun’un 15. Maddesinde; kurumlara, avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben maddede belirtilen ödemeler üzerinden istihkak sahibinin kurumlar vergisine mahsuben % 15 oranın da kesinti yapılması şeklinde tanımlandığı,Sonuç olarak, davacı tarafından dava dışı şirketlere yapılan ödemelerin yasal düzenlemeler ile 01.01.2019 tarihinden itibaren davacının sorumlu tutulduğu anlaşıldığı, söz konusu sorumluluk neticesinde davacı yönünden vermiş olduğu hizmetin maliyetini artıracağı açık olup ancak davacı stopaj kesintilerine ait faturayı 01.11.2019 tarihi ile  defterlerine işlediği ve sözleşme konusu işi görürken bu tutarları davacı şirkete yansıtmadığı, dolayısı ile taraflar arasında yazılı bir sözleşme de olmadığından davacının bu miktarın ödenmesi hususunda anlaştıkları iddiasını ispat etmesi gerektiği\" yönünde kanaat ve tespitte bulunmuşlardır. Somut olayda; davacı tarafından, dijital platformlarda davalı şirkete reklam hizmeti verilmesi konusunda taraflar arasında sözlü anlaşma yapıldığı ve  2018 Eylül ayından itibaren ticari ilişkinin başladığı, reklam hizmetlerin 01/01/2019 tarihi itibariyle vergi kesintisi (stopaj) kapsamına alındığı, davacının, davalıya vermiş olduğu reklam hizmeti kapsamında ... ve ... ödemelerindeki %15 oranındaki vergiden (stopaj kesintisi) davalı şirketinin sorumlu olduğundan bahisle huzurdaki davanın açıldığı görülmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere 19.12.2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de  yayımlanan 18.12.2018 tarih ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ve 15.02.2019 gün ve 30687 Sayılı Resmi Gazete’de, yayımlanan “Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde  Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'e dair yasal mevzuatta, internet ortamında verilen hizmetlere ilişkin ödemeler üzerinden yapılacak vergi kesintisinden yasal sorumluluğun davacı şirkete ait olduğu, diğer bir ifade ile davalı şirkete, internet ortamında verilecek hizmetler için aracı kurum olan davacı şirket tarafından, dijital altyapıyı oluşturan dava dışı firmalara yapılacak ödemelerden stopaj kesintisinden davacı şirketin sorumlu olduğu görülmüştür. O halde, davacı taraf, verilen hizmetlerden dolayı ödemiş olduğu stopaj kesintisini davalı taraftan talep edebilmesi için aksinin yani sorumluluğun davalıya ait olduğu davacı tarafça ispatlanması gerekmektedir. Ancak bu husus davacı tarafça ispata elverişli yasal delillerle kanıtlanmadığı gibi,  hizmetin ifa edildiği sırada aylık olarak faturalara yansıtılmadığı, yaklaşık on aylık süre geçtikten  sonra teamüle aykırı şekilde davaya konu geçmişe dönük stopaj kesintilerine ilişkin 01.11.2019 tarihli faturanın düzenlendiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekili her ne kadar  davalı taraf ile stopaj kesintilerinden davalı şirketin sorumlu olduğuna dair yapılan mail yazışmaların dosyaya sunulduğunu ileri sürmüş ise de dava dilekçesi ile sunmuş olduğu delil listesinde ; icra dosyası, arabuluculuk tutanakları, hizmete ilişkin raporlar (CD içerisinde sunulmuş) muhtasar tahakkuklar, ödeme dekontları, ihtarname ve tebliğ şerhi, 01/11/2019 tarih 369.783,01 TL bedelli stopaj yansıtması faturası, borçlu şirkete düzenlenmiş faturalar, taraflara ait ticari defter, ticari kayıtlar, sair bilgi ve belgeler, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin \" deliline dayanmış olduğu, mail yazışmaların, bilirkişi incelemesi sonrası bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile birlikte dosyaya sunmuş olduğu görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulüne tabi davalarda, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Aynı gereklilik, cevap dilekçesi açısından da geçerlidir. Nitekim 6100 sayılı HMK'nun \"Cevap dilekçesinin içeriği\" başlıklı 129. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bendlerine göre cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükümlülüğünün gereğidir. HMK'nun 194. maddesine göre taraflar; dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırarak dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Ön inceleme aşamasında, tarafların daha önce dayanmadıkları bir delili göstermesi (ve devamında ibraz etmesi), ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 140/5. maddesi çerçevesinde mümkün olabilecektir. Dolayısıyla bu aşamada, herhangi bir koşul aranmaksızın yeni delil gösterilmesi söz konusu olamayacak; ancak önceden (dava ve cevap dilekçelerinde) gösterilen delillerin ibrazı, mahkemeye sunulması için birtakım önlemler alınabilecektir. Zira ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir (m.140/5). Kuraldan anlaşılacağı üzere bu aşamada toplanacak deliller, tarafların daha önce dilekçelerinde dayandıkları, ancak henüz mahkemeye ibraz edilmemiş olan delillerdir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1758)HMK'nun \"Sonradan delil gösterilmesi\" başlığını taşıyan 145. maddesi; \"(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesinin gerekçesi; \"Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa, hâkim gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucudur\" şeklinde açıklanmıştır.Tarafların Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme aşamasında veya çıkarılacak davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme hakkının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.Tahkikat Aşaması (m. 145) (Kural, sonradan delil gösterilemez; ancak, geç bildirme kötüniyetli değilse bir kusura dayanmıyorsa mahkeme bu konuda izin verebilir): Ön incelemeden sonra delil gösterilmesi ve sunulması -iddia ve savunmanın sınırları içinde kalsa da- mümkün değildir. Tahkikat aşamasında, yeni delil gösterilmesi ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesi çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. ye dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, beceriksizliği, önemsememesi, kötüniyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilmez, artık o delilden vazgeçilmiş sayılır. Bu durumlarda, mutlaka mahkemenin çok titiz davranması, tarafın durumunu objektif olarak değerlendirip yargılamada kötüniyetli davranışlara imkân tanınmamalıdır (Pekcanıtez Usul, Cilt.II, s.1759,1760).Dilekçeler aşaması kesin sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17/10/2019 tarih 2017/2-1897 Esas 2019/1073 Karar sayılı ilamı) Dosya kapsamına göre; davacı taraf, dava dilekçesinde mail yazışmalarından bahsetmemiş, delilleri arasında belirtmemiş, alınan bilirkişi raporu sonrasında bilirkişi raporuna beyan ve itiraz dilekçesi ile birlikte dosyaya sunulmuştur. Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemenin amacı da dikkate alındığında delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye dayanıyorsa mümkündür. Somut olayda ise bu yönde bir iddia ileri sürülmediği gibi, bilirkişi raporuna yönelik itiraza kadar o delilin varlığından bahsedilmemiştir. Açıklanan nedenlerle somut olayda HMK'nun 145.maddesinin uygulanma şartları oluşmadığından HMK 141. maddesi uyarınca, savunmanın genişletilmesi kapsamında sonradan sunulan mail yazışmalarına, davalı vekilince 17/06/2021 tarihli duruşmada muvafakat edilmemesi nedeniyle  bu yönde bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkemece her ne kadar dosyaya sunulan mail yazışmaları dikkate alınmış ise de sonuca etkisi bulunmadığından bu husus eleştiri konusu yapılmıştır. Açıklanan nedenlerle  ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.26/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"63505848018076a4","SID":"feda23ae8bbb70af"}}