{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/108 <br>KARAR NO: 2025/472<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 21.10.2021<br>NUMARASI: 2021/22 Esas - 2021/838 Karar <br>DAVA: İtirazın İptali <br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkiline olan borcu nedeniyle İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip  başlatıldığını, davalı borçlunun  borç ve ferilerine yönelik itirazının haksız olduğunu, davalının Almanya'da ... unvanlı şirketi iki ortakla kurarak, şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, şirketin amacının yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıklandığını, yatırımcılar tarafından belirlenen amaca yönelik olması şartı ile yatırım yapıldığını, ancak yatırımcılar tarafından belirli amaçla verilen paraların ifade edilen amaçla kullanılmayarak başka amaçlarla kullanıldığını, borçlunun eylemleri nedeniyle yargılandığı hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli kararıyla dolandırıcılık suçundan beş yıl süreyle cezalandırılmasına karar verildiğini, kararda yatırımcıların parasının çok az bir kısmının belirtilen şirket amacı doğrultusunda kullanıldığını, kalan miktarın ise başka amaçlara kullanıldığının belirlendiğini, şirkete para yatıranlar arasında davacının da bulunduğunu,  Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin 16.07.2008 tarihli kararıyla davalının iflasına karar verildiğini, şirkete yatırım amacıyla para yatıran ve dolandırılan alacaklıların  alacaklarını iflas masasına yazdırdığını, bu kapsamda  iflas sıra cetvelinden de görüleceği üzere, borçlu davalının müvekkiline 7.290,08 Euro tutarında borcunun bulunduğunu, bu borcun kesinleştiğini ve bu mahkeme iflas dosyasında kayıt altına alındığını, davalının Almaya daki malvarlığının borcu karşılamadığından ve Türkiye de malvarlığı bulunduğundan müvekkili davacının alacağını Türkiye de yasal yollarla takip etmek istediğini, dolayısıyla davalının borca itirazının yersiz ve kötü niyetli olduğunu, uluşlararası sözleşme hükümleri  gereğince müvekkilinin teminattan muaf olduğunu  savunarak, davanın kabulü ile davalının itirazının iptaline, takibin devamına, alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Berlin/Almanya adresinde ikamet eden gerçek kişi olduğunu, davacının Almanya’da yaşayan ve dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere dava dışı ...’den alacaklı olduğunu iddia eden gerçek kişi olduğunu, davacının alacaklı olduğunu iddia ettiği dava dışı ...'nin Almanya’da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, huzurda görülmekte olana davada davacının dava dışı ...’den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararı incelendiğinde davacının ... davalının ise ... olduğunu, müvekkilinin ...’nin ortağı olması nedeniyle davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmadığını,  davacının ...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak müvekkilinden tahsil etmeye çalıştığını, davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan müvekkiline karşı husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının Almanya’da faaliyet gösteren ...’den güneş enerjisi ile ilgili bir ticari ilişkiden alacaklı olduğunu iddia ettiğini, bu durumda davanın ticari alacak davası olduğunu, yani konunun ticaret mahkemesi tarafından çözümlenmesi gerektiğini, asliye hukuk mahkemesinin görevsiz olduğunu,  müvekkilinin adresinin mernis kayıtlarından da anlaşılacağı üzere ... Berlin/ALMANYA olduğunu, ayrıca davacının dava dışı ...'ye açmış oldukları davaların da Hamburg’da açıldığını, davanın yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiğini, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını, somut uyuşmazlıkta ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kanunda aranan koşulların  gerçekleşmediğini savunarak, davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davanın açıldığı İstanbul 6.Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararıyla  dosya İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. Dava dosyasının gönderildiği İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.11.2019 tarih ve  2019/433 E. - 2019/730 K. Sayılı ilamı ile mahkemenin yetkisizliği nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin İstinaf  başvurusu üzerine Dairemizin 03.12.2020 tarih ve  2020/388 E., 2020/1334 K. sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu kararımız üzerine ilk derece mahkemesince  yargılama yapılarak uyuşmazlığın esasına ilişkin karar verilmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Davacı taraf, dava dilekçesinde dava dışı Almanya'da mukim ... şirketine yatırımcı olarak para yatırdığını, davalının şirket hesaplarını kendisine aktararak dolandırıcılık yaptığını, şirketin Almanya'da iflasına karar verildiğini, müvekkilinin alacağını tahsil edemediğini, bu nedenle müvekkilinin alacağını davalıdan tahsil etmek amacıyla icra takibi başlattığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf gerek icra dosyasında gerekse cevap dilekçesinde adresinin Almanya'da olduğunu beyan ederek yetki itirazında bulunmuştur. Bu davanın davalısı hakkında aynı sebeple açılmış dosyalarda verilen kararların istinaf edilmesi sebebiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2018/2230 Esas ve 2018/1551 Karar sayılı ilamında, davalıya yüklenen yatırımcılardan toplanan paraların başka amaçlar için kullanılması eylemi haksız fiil olarak kabul edilmekle davanın, davacının alacağını dayandırdığı dava dışı şirketin iflas masası tarafından verilen kayıt belgesi tarihine göre yürürlükte olan mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 336. maddesinde yer alan  'İdare meclisi azaları şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsan mesul olamazlar. Ancak aşağıda yazılı hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler. Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması,' düzenleme kapsamında, şirket ortağına karşı açılmış sorumluluk davası olarak nitelendirildiği, 12. Hukuk Dairesinin 2019/481 Esas ve 2019/359 Karar sayılı ilamında da benzer şekilde nitelendirme yapıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553/1. maddesinde de benzer bir düzenleme olduğu anlaşılmakla; Mahkememizce de davanın hukuki nitelendirmesi bu madde kapsamında kabul edilmiştir. Bu bağlamda; Türk Ticaret Kanunu'nun 561. maddesine göre sorumlular aleyhine açılacak davalarda şirket merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesi kesin yetkili olup, dava dışı şirketin merkezinin de Almanya'da olduğu ve Mahkememizde yargılama yapılamayacağından davanın usulden reddine karar verilmiş  karar davacı vekilince istinaf edilmiş,  İstanbul BAM 14.Hukuk Dairesi'nin 2020/388 Esas - 2020/1334 Karar sayılı 03/12/2020 tarihli kaldırma ilamına göre Dava, haksız fiil ve şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı olarak alacaklının yaptığı takibe itirazın iptaline ilişkindir. MÖHUK 40.maddede 'Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.' hükmü düzenlenmiştir. Türk mahkemelerini yetkili kılan bir iç yetki kuralı varsa,Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi de mevcuttur. TTK'nın 553.maddesinde kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin.. sorumluluğu düzenlenmiş, 561. maddesinde de sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan yetki düzenlemesi kesin yetki kuralı olmayıp genel yetki kuralının yanında ek bir yetkili mahkeme düzenlenmektedir. HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yine 9.maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir. Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli/İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye' de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutad meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK 9.maddesine göre davada mahkeme yetkili olup, mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. gerekçesiyle mahkememiz kararı kaldırılmış ve yeni esasa kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir. Taraflarca sunulan tüm delil, emsal karar ve bilirkişi raporları incelenmiş olmakla tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde, açılan dava şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı olarak yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf, davalının Almanya'da ... şirketinin yöneticisi olduğunu, birçok şahıs gibi yatırım amacıyla şirkete para verdiğini, paranın usulsuzce kullanılarak kendisinin dolandırıldığını, bu konuda Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli kararı ile cezalandırıldığını, ayrıca davalı hakkında Almanya Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (İflas Mahkemesi sıfatıyla) 15.07.2008 tarihli kararı ile tüketici iflası açıldığını, davacının iflas masasına 27.02.2009 tarihinde başvurduğu, 5.938,10 Euro alacağı olduğunu iddia ederek icra takibi yoluyla tahsilini talep etmektedir. Buna göre davacının Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin kararına ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas kararına dayandığı anlaşılmaktadır. TTK 553 Md. Kapsamında 'kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahibine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur' hükmünü ihtiva etmektedir. Davalının Almanya'da şirket yöneticisi olarak sorumluluğu bulunduğunu iddia eden şirket alacaklısı davacı taraf, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin (iflas mahkemesi sıfatıyla) verdiği kişisel iflas kararına dayanmaktadır. Türk Hukukunda kişisel iflas mevcut olmayıp MÖHUK şartlarını taşımamaktadır. İflasın mülkiliği ilkesi gereği kişisel iflasın sonucu borçtan kurtulma yöntemiyle yürütülen iflas süreci etkilerini ve sonuçlarını Almanya'da doğurmuş olup Türkiye'de bir etkiye sahip değildir. Çünkü kişisel iflasın Türk mevzuatına aykırı olmasının yanı sıra icra edilebilir olduğuna dair Türk Mahkemelerince verilmiş bir tanıma ve tenfiz kararı da mevcut değildir. Türk Mahkemelerince davalının iflasa tabi kişilerden olup olmadığı denetlenmeli ve ayrıca Alman Hukukuna göre iflas mahkemeleri iflas masasına kayıt taleplerini yargılama yapmadan kabul ettikleri için davacının iflas masasına kaydedilen alacağının varlığı ve miktarı yönünden de inceleme yapılıp açılacak tanıma ve tenfiz davasında iflas kararının kamu düzenine uygun olup olmadığına karar verilmeli iken tüm bu aşamalar pas geçilerek doğrudan iflas kararı dayanak alınıp icra takibinde bulunulması hukuken mümkün değildir. Davacının ikinci dayanak noktası davalı hakkında verilen Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı olup bu karar hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmaması gerekçesi ile bozulmuş olup karar kesinleşmemiştir. Bu nedenle davalının bu yönden sorumluluğuna gidilmesi Türk Hukuk yönünden mümkün değildir. TTK 553 Md. Şartları oluşmadığından şirket yöneticisi sıfatıyla davalının sorumluluğuna gitmek ve iflas masasına kaydedilen alacağa hükmetmek mümkün olmadığından ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme maddi olaylar, özellikle kesinleşmiş iflas tablosu ve hukuki olgular irdelenmeksizin, emsal bilirkişi raporu ve hukuki mütalaaya değinilmeksizin, uzman akademisyen bilirkişiler tarafından Alman Hukuku ve TTK'nın 553.mdesi kapsamında yapılan değerlendirmeler dikkate alınmadan, müvekkilin hak arama hürriyetinin kısıtlaması sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini, mahkeme gerekçesinin aksine ceza mahkemesi kararı dışında da bir çok delil sunulduğunu, takibine itiraz edilen alacaklının elinde İİK'nın 68.maddesi kapsamında belge bulunan alacaklının itirazın kaldırılması davası açabileceği gibi, her halde genel hükümlere göre itirazın iptali davası açılabileceğini, itirazın iptali davasında genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu, Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiğinden Türk Hukukuna göre resmi belge olduğunu ve alacağın HMK'nın 204.maddesine göre resmî belge ile kanıtlandığını, seri dosyalarda alınan raporlar ve bunlar üzerine verilen kararlara ilişkin istinaf mahkemesi kararlarının dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, analın kararlarda Almanya'daki iflas dosyası kapatılsa dahi kasten işlenen haksız fiilden doğan zararların iflasın kapatılmasından etkilenmediğini, bu nedenle davalının Almanya'da iflas etmiş ve tasfiyenin kapatılmış olmasının, bu alacak davasının görülüp karara bağlanmasına engel teşkil etmeyeceğinin anılan kararlarda tespit edildiğini, ayrıca davalının yöneticisi olduğu şirketin yatırılan sermayeyi amaca aykırı kullandığına yönelik tespitlere itiraz edilmediğinin de mahkemelerce belirlendiğini, bu dosyalardaki raporlarda sonuç olarak davalının sorumlu olduğunun belirlendiğini, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararının (tablosu) MÖHUK kapsamında tanıma tenfiz talebinde bulunulabilecek nitelikte bir karar olmadığını, ancak bir kararın tanıma tenfize konu edilemeyecek olmasının, söz konusu ilamın kesin delil niteliğini ya da delil niteliğini ortadan kaldırmadığını, davalının haksız fiilinden sorumlu olduğunu ve Türk Mahkemelerinin söz konusu uyuşmazlığı çözmekte yetkili ve görevli olduğunu, Dosyadaki delillerinin hatalı değerlendirildiğini, Hamburg Cesza Mahkemesinin kararının, müvekkilinin zararının belirli olmaması nedeniyle bozulmadığını, yapılan incelemede davalı hakkında beraat kararı verilmediğini, sadece dolandırıcılığın nitelikli hallerine ilişkin eksik inceleme yapıldığı için kararın bozulduğunu, bozma kararında davalının dolandırıcılık eyleminin sabit görüldüğünü, sadece nitelikli halinden sorumlu olup olmayacağının değerlendirilmesi için kararın bozulduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalının yöneticisi ve hâkim ortağı olduğu Almanya'da kurulan ... şirketine yatırım yapan davacının yatırımlarının, yatırımcıların zararına olarak şirketin amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle uğranılan zararların tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.\tDavalının Almanya'da verilen şahsi iflas kararının Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmediği, bir malvarlığı olmadığından iflasın kapatıldığı hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Farklı davacılar tarafından davalı aleyhine aynı nedenlerle açılmış dava dosyaları bulunmaktadır. Bu dava dosyalarındaki ceza mahkemesi kararı ve noter onaylı suretinden, davacı dahil ... yatırımcının yatırdığı paralar ile isimlerinin gerekçeli karar ekinde bulunduğu görülmektedir (Hamburg Bölge Mahkemesinin 20 Büyük Ceza Dairesi'nin  9 nisan 2013 tarihli ... kararın tam metni). Davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itiraz olmayıp uyuşmazlık, şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup bulunulamayacağına ilişkindir. Davalı, aleyhine açılan iflas kararının tenfiz edilmeden, şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenilmeyeceğini, davalının davacının zararından sorumlu olmadığını savunmaktadır. İlk derece mahkemesince, Türk hukukunda kişisel iflas bulunmadığı, bu kararın Türkiye'de tenfiz edilemeyeceği, bu nedenle iflas kararının etkilerinin Almanya'da doğduğu ve Türkiye'de etkisi olmadığı, Almanya'da iflas masasına yapılan taleplerin yargılama yapılmadan kabul edilmesi nedeniyle kesin delil niteliğinde olmadığı, bu nedenle iflas kararına dayanarak doğrudan takip yapılamayacağı,  Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi kararında davacının zararının tam olarak belirlenmemesi nedeniyle Türk hukuku yönünden yöneticinin sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava,  haksız fiil hükümlerine dayalı olarak açılmıştır. MÖHUK'un 34/1 maddesi uyarınca, haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tâbidir. Uyuşmazlığa maddi hukuk bakımından Alman Hukuku uygulanır. Davanın tanımı, usulü itirazların halli, ispat kuralları, geçici hukuki koruma, icra inkâr tazminatı gibi usuli konular ise hâkimin hukukuna (lex fori'ye ) tabidir. Davacı, davalının,  şirket yöneticisi olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacının zararına sebep  olduğunu ileri sürülmektedir. Davanın Türk hukukunda karşılığı, şirket yöneticisinin sorumluluğudur. Türk hukukunda yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman hukukunda yöneticinin sorumluluğuna başvurabilmek için özel bir düzenleme bulunmadığı, ancak haksız fiil hükümlerine dayalı olarak sorumluluğu talep edilebileceği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu yargılama bakımından bilirkişi incelemesi yapılmamıştır. Davacı vekili 21.10.2021 tarihli oturumda, seri açılan davalar bakımından alınan bilirkişi raporu ve mahkeme kararlarını sunmuş ve bunların dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesini, aksi halde bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etkiştir. Ancak mahkemece bilirkişi raporu alınmadan davanın reddine karar verilmiştir. Dosyada bulunan emsal bilirkişi raporunda, Alman hukukunun uygulanması gereken kanun hükümleri irdelenmiştir. MÖHUK'un 2. maddesi gereğince \"Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular.\" hükmünü haizdir.  Alman Medeni Kanunu (BGB)’nun 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”. MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. BGB’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi otuz yıldır. Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “Tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Alman İflas Kanunu'nun 302. Maddesinde, iflasın kaldırılması ve borçtan kurtulma kararının kasten işlenen haksız fiilden doğan borçları kapsamadığı belirtilmiştir. Emsal dosyada bilirkişi kurulu; bu düzenlemenin iflas tasfiyesi prosedürü dışında bireysel takiplerde uygulanacağını belirtmiştir. Buna göre iflas kapandıktan sonra da alacak davası açılması durumunda iflas idaresinin kayıt kararı, bir mahkeme kararı hükmünde olduğu kabul edildiğine göre, alacağın varlığı veya miktarının bir kez daha tartışılmasına gerek bulunmamaktadır. BGB'nin 849. Maddesi uyarınca,  bir kimse, mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi olarak zararın meydana geldiği tarihin esas alınması gerektiği şeklinde yorumlanmaktadır. Aynı Kanun'un 246. maddesi  gereğince, bir hukuki işlemden  veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal  faiz oranı yıllık %4'tür. Dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini talebiyle açılan itirazın iptali davası olduğundan, davacının iflâs tablosuna dayandığı, davalının iddiasının aksine aynı taraflar arasında aynı konu hakkındaki uyuşmazlığa ilişkin bir yabancı kararın mevcudiyetine rağmen, taraflardan her birinin yabancı mahkeme kararının tanınması tenfizi yoluna başvurmayıp, aynı konuda aynı taraflar arasındaki bir davayı Türkiye’de yeniden açmasının mümkün olduğu, iflâs kararının Türkiye’de tanınmadığından  alacaklılardan her biri Türk mahkemelerine başvurarak müflis aleyhine bireysel alacak davası açabileceği, Alman iflâs kararının bir sonucu olan “müflis aleyhine bireysel dava ve takip açma yasağının” Türkiye’de bir etkisi olmayacağı emsal dosyalarda alınan raporlardan anlaşılmıştır. Davanın karşı yanı hakkında iflas kararı verilmiş olsa dahi Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmedikçe iflas kararı hiç verilmemiş gibi davanın genel hükümlere göre sürdürülmesi gerekir.  (Yargıtay 11 HD nin 17.12.2007 tarihli ,2007/13214 esas-15912 karar sayılı ilamı). \"Yabancı mahkeme kararına konu alacağın iflas masasına kaydedilmesi, alacağı hükme bağlayan yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesi anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle, salt, hüküm altına aldığı alacak iflas masasına kaydedilmekle, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de tenfiz edilmiş olmaz. Çünkü, bir alacağın iflas masasına kaydedilmesi ancak,iflas işlemlerin yürütülebilmesi için gereken adımlardan sadece birini oluşturur ve bu adım, alacağın tahsili sonucunun gerçekleşmesi için tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla, tanıma kararıyla alacağın tahsili değil, yalnızca alacağın masaya kaydı sağlanır; tanınan yabancı mahkeme kararı bu kayıt işleminin dayanağını oluşturur. ..Bu açıklamalara göre, somut olayda davacının, yabancı mahkeme kararlarının tanınması suretiyle alacağın iflas masasına kaydedilmesi yönündeki isteği hukuka uygundur.\"(Yargıtay HGK nın 2009/19-161,2009/207 karar 27.5.2009 tarihli ilamı). HGK'na göre tenfiz edilmemiş yabancı mahkeme kararı dahi iflas idaresince belge olarak kabul edilerek masaya alacak kaydı yapılabilecektir. Yukarıda yazılan emsal kararlara göre, davalı tarafça davacı tarafın ileri sürdüğü alacağın şirketin borcu olduğu beyan edilmesine, Almanya'da verilen iflas kararının Türkiye'de tanınıp tenfiz edilmeden dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması olduğu ileri sürüldüğü dikkate alındığında davacının zararı ve miktarı bellidir. Davacının talebi iflas prosedürüne ilişkin olmayıp bir alacak davasıdır. Davalının iflasına ilişkin bir talep olmadığı, neticede davalının malvarlığı bulunmadığından iflasının kapatıldığı, davalının iflası kapatılması haksız fiile dayalı  iflas alacağını ortadan kaldırmadığından, iflas masasına kayıt edilen alacak nedeniyle otuz yıllık zamanaşımının uygulanması gerekir.Alınan emsal bilirkişi raporlarında, uyuşmazlığın yabancılık unsuru içermesi nedeniyle, doğrudan Türk hukukunun ilgili hükümlerinin uygulanarak uyuşmazlığın çözülemeyeceği, BGB'nin 197/5. maddesinde belirlenen otuz yıllık zamanaşımı süresine tâbi olduğu, bu hüküm iflâs tasfiyesi dışındaki bireysel takipler bakımından da uygulanacağı, Almanya’da gerçekleştirilen iflâs yoluyla takibe rağmen Türkiye’de açılan itirazın iptali davasında uygulanacağı, iflas idaresince düzenlenen belgenin apostil şerhi içermesi nedeniyle resmi belge olarak kabulü gerektiğini, ancak iflâs kararı tenfiz edilmemişken, yani iflâsa Türkiye’de herhangi bir etki tanınmamışken, kesin delil olarak istifade edilmesinin çelişkili olacağının göz önünde bulundurulması gerektiği, Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, bu hüküm uyarınca, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” denildiği, iflâs tablosunun iflâs idaresi (ve bütün iflâs alacaklıları) bakımından bağlayıcı etkiye sahip olduğunu öngördüğü,  bu nedenle bu alacak davasında iflâs tablosunda yer alan kayıtlarla bağlı olacak bir iflâs idaresi olmadığı  yolunda kanaat bildirilmiştir. Ancak raporlardaki tespitlerin çelişkili olması nedeniyle Alman İflas Kanunu 178/3 hükmünün belge olarak kabul ettiği kayıt belgesinin HMK'nın 224 maddesi uyarınca resmi belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu nedenle davalının sorumluluğu ceza davasında yapılan tesbitlere göre belirlenecektir.Hamburg Eyalet Mahkemesi'nin 09.04.2013 tarihli kararı ile \" davalı ve diğer ortak ...'nin gerek ... gerekse bu şirketin tüm hisselerine sahip ...'nin yönetim kurulu üyesi oldukları, ... (davalı) şirket politikası, şirket grubunun tamamının organizasyonu ile şirketler grubu içerisinde, ...'nin ise halkla ilişkiler ve tahvillerin pazarlanmasından sorumlu olduğu, 2004 yılının sonunda ... tahvillerini yıllık %8,25 faiz ve 6 yıllık bir vadeye bağlanan organizasyon yapısı ile yatırımcılara sundukları, yatırımcılara hemen hemen tamamının öncelikle güneş enerjisi olmak üzere yenilebilir enerjilere yatırılacak olacağı intibası uyandırıldığı, yıllık %8,25 gibi yüksek bir faiz ve vade bitiminde nominal değer üzerinden güvenli yatırım sözü verildiği, Kasım 2004 tarihinden, Mart 2006 tarihine kadar 5411 vakada toplam nominal değeri 49.369.000 Euro olan şirket adına tahakkuk eden faizleriyle, 50.200.000 Euro yatırıldığı, alınan paraların eylem planına uygun olarak yenilebilir enerji alanına yatırılmadığı, büyük ölçüde risk yüklü sanat objeleri temininde, pazarlama masrafları ile yatırımcıların faiz ödemelerinde kullanıldığı, Şubat 2005 den Mart 2006 ya kadar 4.618 adet yatırımcıdan toplam 41.914.000 Euro topladığı, ... açısından kendisinin en geç 2005 Ağustos sonu itibariyle amaçlanan mali olanak kullanımından haberi olduğu, kendisine atfedilen suç döneminde 9.800.000 Euro tahvil  ödemesi yapıldığı, sanat objeleri ile ticaret ümit edildiği gibi başarılı yürümediğinden yatırımcı Avukatları tarafından pek çok sayıda  dava açıldığı ...'nin iflası ortaya çıktığı, iddianamenin kapsadığı yatırımcıların en az %85 tutarında bir zarara uğradıkları, davalıların eyleminin makbuz dolandırıcılığı olduğunu kabul ile ... ortak ve yöneticileri davalı ve ...nin dolandırıcılık suçu işlediğinden davalının 5 yıl, ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına \"karar verilmiştir. Alman  Federal Mahkemesi 5 Ceza Dairesi; 18.02.2014 tarihli kararı ile; \"Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının  sadece %20'si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket ettiği,..dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılması, dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse  zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp  riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. Bu düşük değer ticari bakış açısına göre somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir... Yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihatlara göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (aluid) tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa  ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. Hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. Şirketlerin gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında  sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31.12.2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması, mali denetmenin buna işaret etmesi buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır. Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar  riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve davalıların planları  doğrultusunda rakamlara dökülerek bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmesi gerektiği, \"..Davalı yanında yargılanan diğer ortak ...yönünden ise; \"adı geçenin aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenemediği, zira bu tespitlerden kendisinin ...'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir. Eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni  yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının  söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır.\"denilerek karar bozulmuştur. Gerek Hamburg Eyalet Mahkemesi gerekse Federal Mahkeme; özellikle diğer ortak ...'nin aktif olarak dolandırıcılık fiili kanıtlanamadığından beraatına karar verildiği belirlenmektedir. Ancak, davalı bakımından böyle bir tespit yapılmamıştır. ... dışındaki tek ortak ve yetkili davalıdır. Federal Mahkemenin, Eyalet Mahkemesinin olayı makbuz dolandırıcılığı nitelemesini doğru bulmayarak; davalının eyleminin yatırım dolandırıcılığı teşkil edebileceği, yatırımcıların finansal zararlarının bilirkişi aracılığıyla hesaplanması gerektiği, faiz gelirleri de dahil olmak üzere tüm finansal zararın hesaplanması gerekçesiyle  kararın bozulmasına karar verildiği belirlenmektedir.Davalı vekilinin, davalı hakkında verilen mahkumiyet kararı bozulduğundan ortadan kalktığı yolundaki itirazları bozma kararı içeriğine göre yerinde değildir. Davalı dışındaki ortağın beraat ettiği gözetildiğinde; ceza  yargılamasında  yapılan tespitlere göre davacının aldığı ... tahvilleri için  ... şirketine ödediği yatırım bedelinin davalının suç teşkil eden eylemi ile davacının zarara uğradığının kabulü gerekir.Topladığı sermayenin (Davalı hakkında açılan dava dosyalarına sunulan yatırımcılar tarafından davadışı ... şirketine karşı açılıp kesinleşen asliye hukuk mahkemesi kararlarında  davadışı şirketin 2005 yılında topladığı yaklaşık  50 milyon Euronun 25.milyon Eurosu ile sanat eseri satın alındığı,şirketin borca batık iflas halinde olduğu  tesbitleri bulunmaktadır.) amacı dışında kullandığı sabit görülen davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacağından ceza davası sonucunun beklenmesine gerek bulunmamaktadır. Alman Medeni Kanunda haksız fiil failinin sorumluluğu için mahkumiyet kararı verilmesi ve kesinleşmesi şart değildir. Davalının, kusurlu eylemiyle davacı yatırımcının zararına sebep olduğunun kabulü ile davacının, davalının iflas masasından tahsil edemediği alacağını talep etmekte haklı olduğu, davalının davacının  yatırım yaptığı şirketin beraat kararı verilen diğer ortak dışındaki tek ortağı ve yetkilisi olduğu, tahvillerden elde ettiği gelirleri amacı dışında  kullanarak tükettiğinin belirlendiği, suçunun yatırım veya makbuz dolandırıcılığı olarak nitelendirilmesinin veya bozma kararından sonra hakkındaki ceza davasının durdurulmasının eldeki davaya etkisi olmadığı, davalının  kusurlu eylemleriyle davacının zararına  sebeb olduğundan  davacının  zararını  tazmin ile yükümlü olduğu sonucuna varılmış, bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın kabulüne dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davanın kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı ilamsız icra takibine davalı tarafından yöneltilen itirazının iptaline, takibin 5.938,10 Euro asıl alacak ve 2.219,54 Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 8.157,64 Euro alacağın, asıl alacak tutarına icra takip tarihinden itibaren işleyecek ve  3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte tahsili için takibin devamına, 2-Alacak likit olmadığından ve yasal koşulları oluşmadığından, davacının icra inkâr tazminatı talebinin reddine, 3-Alınması gerekli 3.448,03 TL harçtan, peşin yatırılan  (icra dosyasına yatırılan harç dâhil) 862,01 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.586,02 TL harcın davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,5-Davacı tarafından yapılan  613,43 TL harç gideri ile ilk derece aşamasında sarf edilen ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı 655,00 TL olmak üzere toplam 1.268,43 TL yargılama giderinin davalıdan  alınarak davacıya verilmesine,6-Bakiye gider ve delil avanslarının, karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davacı tarafından sarf edilen 162,10 TL istinaf başvuru harç gideri ile 47,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 209,10 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,9-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 20.03.2025<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre  karar kesindir.\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"81bb37cdd3d3c7a2","SID":"6ef9d27d86e31327"}}