{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t\t: 2022/1270 <br>KARAR NO\t\t: 2025/326<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 08/09/2016 (Dava) - 02/11/2021 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2016/1093 Esas - 2021/795 Karar<br>DAVA\t\t: Alacak (Kooperatif Üyeliğinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 05/03/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 05/03/2025<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1093 Esas-2021/795 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin her ikisinin de davalı kooperatife üye iken gönderilen 1. ve 2. ihtarnamelere rağmen borçlarını ödemedikleri gerekçesiyle 09/06/2014 tarihli ve 7 sayılı yönetim kurulu kararı ile ortaklıktan ihraç edildiklerini, söz konusu çıkarma kararının 19/06/2014 tarihli ihbarname ile müvekkillerinden ...'a ve 19/06/2014 tarihli ihbarname ile müvekkillerinden ...'a tebliğ edildiğini, müvekkilleri tarafından herhangi bir hukuki yola müracaat edilmediğini ve böylece çıkarma kararının kesinleştiğini, müvekkillerinin ortaklıktan çıkarılmaları sebebiyle kooperatife ödedikleri miktarları davalı kooperatiften talep ettiklerini, ancak bugüne kadar kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkillerinin iade alacağının, çıkarmanın kesinleştiği 2014 yılına ait bilançonun 2015 yılı Mayıs ayında yapılan genel kurul toplantısında kabul edilmesi sebebiyle genel kurul tarihinden 1 ay sonra muaccel hale geldiğini, çıkarma kararının kesinleşmesine ve müvekkillerinin iade alacakları muaccel hale gelmesine rağmen, müvekkillerinin davalı kooperatife ödedikleri miktarlar genel giderlere katılım payları düşülmek suretiyle müvekkillerine ödenmediği için işbu davayı açma zorunluluklarının hasıl olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek, hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkillerinin ortaklıktan ihraç edilmeleri sebebiyle kendilerine iade edilmesi gereken miktarlardan ... için 1.000,00 TL ve ... için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL iade alacağının muaccel hale geldiği tarihten itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte kooperatiften alınarak ayrı ayrı müvekkillerine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılar vekilinin, müvekkillerinin borçlarını ödemediklerinden dolayı ihraç edildikleri ve bu ihraçların kesinleştiği beyanının doğru olduğunu, ancak müvekkili kooperatifin 11/04/2010 tarihinde yapmış olduğu genel kurul toplantısında kooperatif ortaklığından ayrılmış olan ortakların birikmiş aidatlarının ayrılma tarihinden itibaren en geç 3 yıl içinde kooperatifin mali durumunu aksatmayacak şekilde ödenmesine dair karar almış olup bu durumda davacıların birikmiş aidatlarının geri ödemesini 19/07/2017 tarihine kadar yapılacağının ortada olduğunu, davacıların alacağı muaccel olmadığı gibi müvekkili kooperatifin mütemerrit olmasının da söz konusu olmadığını, davacılarının ödemelerinin de ne kadar olduğu belli olmadığı gibi ödeme makbuzlarının müvekkili kooperatife ibraz da edilmediğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece; \"...Toplanan deliller, bütün dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarına göre; davacıların, davalı kooperatif üyesi oldukları, kooperatiften ihraç edildikleri, kooperatife yapmış oldukları ödemenin tahsilinin talep edildiği, alınan bilirkişi raporları ve 02/06/2021 tarihli ek rapor kapsamına göre; davacıların sunmuş oldukları makbuzlar, ödeme belgeleri ve kooperatif kayıtları üzerinde yapılan incelemede, davacı ... ...' ın ödeme miktarının 24.045,26-TL olarak tespit edildiği, ...' dan ... ...' ın hesabına intikal eden ödeme miktarının 3.540,00-TL olarak tespit edildiği, bu miktarın 24.045,26-TL' nin içinde bulunduğu, cari hesap dökümüne göre belirlenen 4.120,00-TL ödeme bakımından 580,00-TL fark oluştuğu, ancak cari hesabın esas alınması için kayıtlı ödemelerin tevsik edici belgelerin mevcut olması gerektiği, tevsik edici belgeler bulunmadığı için cari hesap dökümünün dikkate alınmadığı, raporda belirtilen 5.350,00-TL' lik ödeme bakımından kooperatif tarafından düzenlenen makbuzun kooperatif tarafından düzenlenen diğer makbuzlar ile aynı mahiyette olduğu, ... ...' ın kooperatife vermiş olduğu ancak verildiği tespit olunamayan senet bedelleri olduğu kanaatine varılarak bu miktarın ... ...' ın alacağı üzerine eklenmesi gerektiği, buna göre ... ...' ın alacağının 29.395,26-TL olduğu, ...' ın alacak miktarının 28.195,26-TL olduğu, 10/06/2015 tarihli raporun 11. sayfası kapsamına göre kooperatifin temerrüdünün 10/06/2015 tarihinde gerçekleştiği, yargılama aşamasında davacı vekili talep miktarını artırmadığından açılan davada talep edilen bedel ile bağlı kalınarak; DAVANIN KABULÜ İLE, ... için 1.000-TL, ... için 1.000-TL alacağın 10.06.2015 temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı ... nden alınarak davacılara verilmesine....\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>DAVACILAR VEKİLİ TARAFINDAN; \"...Belirsiz alacak davası açtıklarını, alınan kök bilirkişi raporu ile davacı müvekkili ...'ın 24.045,26 TL, müvekkili ...'ın 28.195,26 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, itirazlar üzerine alınan 02/06/2021 tarihli ek bilirkişi raporu ile kök rapordaki tespitlerin geçerliliğini koruduğunun belirtildiğini, fakat yine de alacak tutarları yönünden seçenekli hesaplama yapıldığını, ek bilirkişi raporuna 25/06/2021 tarihinde itiraz edildiğini, 02/11/2021 tarihli duruşmada mahkemenin, ek bilirkişi raporu alınması yönündeki itirazlarıyla ilgili bir karar vermeksizin ve HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca taleplerini belirlemek üzere süre verilmeden sözlü yargılamaya geçerek, ... için 1.000,00 TL alacak ve ... için 1.000,00 TL alacak yönünde hüküm kurduğunu, kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, HMK’nın 107/2.maddesinde; ‘Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır’ denildiğini, ancak mahkemece dava değerinin arttırılması için iki haftalık süre verilmemiş olup hukuki dinlenilme haklarının kısıtlandığını (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/5273 Esas-2021/11010 Karar), bilirkişi raporlarına yapılan itirazlarıyla ilgili mahkeme tarafından bir karar verilmemişken, alacağın belirlenebilir olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığını, açıklığa kavuşturulması gereken birçok husus bulunduğunu, 27/07/2018 tarihli bilirkişi raporunda, davalı kooperatif ile ... arasında bağlantı olduğuna dair herhangi bir kayıt ve belgeye rastlanmadığı gerekçesiyle ... adına yapılan ödemelerin hesaplamaya dahil edilmediğini, fakat dosyanın 13/10/2020 tarihli duruşmasında, davalı kooperatif vekilinin, ... ibaresinin, ...'nin ilk ünvanı olduğunu belirttiğini, dolayısıyla aynı tüzel kişilik olduğunun anlaşıldığını, ...'ne ait ödeme belgelerinin de, hesaplama yapılarak müvekkilinin alacağına eklenmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, kooperatif üyelerinin ihracının geçerliliğinin bazı şekil kurallarına uyulmasına bağlı olduğunu, buna göre davalı kooperatifin bu hususu dikkate alarak, elinde bulunan kayıtlardan müvekkilinin gerçek borç miktarını tespit ettiğinin varsayılması gerektiğini, dolayısıyla ihtarnamede ödenmediği belirtilen aidatlar dışında kalan diğer aidatların ödenmiş olduğunun bir karine olarak kabul edilmesi gerektiğini, bunun dışında ödeme belgelerinin, ödenmediği iddia edilen aidat borçlarının ödendiğinin ispatı için değerlendirilmesi gerektiğini, 27/08/2018 tarihli kök bilirkişi raporunda; 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ait defterlerin müvekkilleri ve diğer eski yöneticiler tarafından teslim edilmediği gerekçesiyle bu dönemlere ait hesaplama yapılmadığını, ek bilirkişi raporunda da tekrar edildiğini, halbuki İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 19/02/2019 tarihli yazısında,  ...'ne diğer bir deyişle davalıya ait evrakların, İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 07/08/2012 tarih ve 2009/48 Esas sayılı yazısı gereğince ...'ya teslim edilmiş olduğunun belirtildiğini, dolayısıyla ana sözleşmenin 73.maddesi uyarınca müvekkilinin devir teslim tutanağı sunmasının fiilen mümkün olmadığını, bu nedenle 2010 Nisan ayı ve öncesi için müvekkilinden aidat talep edilmemesinin bu döneme ait aidatların ödendiği anlamına geldiği şeklindeki kök rapora olan itirazlarının değerlendirilmesinin ve bu yönde bilirkişi raporu alınması gerektiğinin açık olduğunu, diğer yandan davaya konu ihtarnamelerde, 2010 Nisan ayı öncesi için aidat talep edilmemesini, ortaklıktan çıkarma kararının açılacak bir davada iptal gerekçesi sayılmaması için bu dönemin ayrık tutulmasına dayandırılmasının, somut dayanaktan yoksun bir varsayım olduğunu, eğer davalı kooperatif böyle bir düşünceyle hareket etmiş olsaydı, ilgili dönemi bu gerekçeyle ayrık tuttuğunu ihtarnamede belirteceğini ya da en azından fazlaya ilişkin haklarını saklı tutacağını, ihtarnamelerde müvekkillerinin aidat borçlarının, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin ifadelerle müvekkillerine bildirildiğini, bu nedenle, davacı müvekkilleri tarafından yapılan ödemelerin, sunulan belgelere göre tespit edilmesi gerektiği yönündeki tespitin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, mahkemece, yargılama aşamasında sunulan belgeler arasında bulunan, 07/02/2003 tarih ve 5.350.000.000 TL’lik ödemenin, hesaplamaya dahil edilmiş olan dönemlere ait senet bedelleri ile ilgili olduğu gerekçesiyle müstakil bir ödeme olarak değerlendirilmediğini, miktar olarak bu ödemenin dosyaya sunulmuş olan senetlerin tutarları toplamı ile uyuşsa da, bu ödemenin ödeme tarihinden önce düzenlenen senetlerle ilgili olmasının mantıken doğru kabul edilmesi gerektiğini, fakat dosyaya sunulan senetler arasında, 2003 yılının ilk iki ayına ve 2002 yılına ait senet bulunmadığını, genelde taksit tutarlarının her yılın 3.ayında değiştiği göz önüne alındığında bu ödemenin de 2003 yılının ilk iki ayına ve 2002 yılına ait senetlere istinaden yapıldığının kabul edilmesi ve müvekkilinin alacağına dahil edilmesi gerektiğini, kaldı ki söz konusu makbuzun arkasında yer alan, ‘kooperatif muhasebesine ödenmiştir. Senet bulunduğunda bu makbuz verilecek, senet alınacaktır’ ibaresinin, makbuzla ilintili olan senetlerin kaybolduğu ve dolayısıyla dosyada bulunan senetlerle ilgili olamayacağının da diğer bir kanıtı olduğunu, mahkemenin eksik araştırmalar ve hatalı hukuki değerlendirmeler ile vermiş olduğu kararının kaldırılması gerektiğini...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN; \"...Bilirkişi raporları son derece yanlış ve yetersiz olup mahkemece verilen karar da mezkur raporlara dayandığından haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacıların yönetim kurulu başkanı ve denetçi oldukları 27 adet dairesi olan kooperatife 133 kişi ortak ederek suç işlemelerine rağmen, bilirkişilerin ortak payına düşen genel giderleri hesaplarken 27 kişiye göre hesaplamaları gerekirken 105 kişiye göre hesap etmelerinin usul ve yasa hükümlerine aykırı olup, zaten suç işleyen davacıların ödüllendirilmesi gibi bir sonuç doğurduğunu, yani düşülmesi gereken genel gider payının 620,74 TL olmayıp 2.413,97 TL olduğunu, kooperatifin defter ve belgeleri davacılar ve onların suç ortakları tarafından yok edilmiş olup, bunlarla ilgili şikayetlerin ve soruşturmaların devam ettiğini, mezkur evraklar incelenememişken, mahkemenin bu davaların sonucunu beklemeden hüküm kurduğunu, oysa ki İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/81757 numaralı dosyası ile mezkur evraklar ile ilgili soruşturma yürütüldüğünü, bildirmiş oldukları gibi davacıların 20/02/2000 tarihine kadar ödedikleri senet bedelleri karşılığında makbuz aldıklarını, bu ödemeleri kabul ettiklerini, ancak 21/11/2001 tarihindeki ödemeler için sadece senet fotokopileri ibraz ettiklerini, senet fotokopilerinin her zaman üretilebilecek olup, tek başına ödemeyi ispat edebilecek belgeler olmadıklarını, bu nedenle bilirkişi raporunda belirtilen 6.150,00 TL, 8.350,00 TL ve 9.376,00 TL'lik ödemelere itiraz ettikleri halde bu itirazlarının nazara alınmadığını, bilirkişinin bahsettiği ihraç ihtarlarında belirtilen borç miktarlarının, yönetim değiştikten sonra ödeme yapılması gereken borç miktarları olup; davacıların önceki borçları tespit edilemediğinden ihtarlara konu edilmediğini, ihtarnamede belirtilmemiş olmasının borçların ödendiğine delalet etmesi hakkındaki bilirkişinin varsayımının son derece yanlış olduğunu, müvekkili kooperatifin, sahte vekaletnameler ile satılan arsanın geri alınması için arsa sahiplerince açılan İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/306 Esas sayılı dosyası ile görülen davaya fer’i müdahil olarak katılmış olup, işbu davanın kaybı halinde kooperatifin gerçek ortaklarının son derece mağdur olacağını, buna karşılık kötü niyetli davacılara ödül verilmiş olacağını, mahkemenin taleplerine rağmen bu davanın sonucunu beklemeyerek, karar ihdas ederek hukuk kurallarına aykırı davrandığını, yine mahkemenin ayrılan ortakların geri ödemelerini kooperatifin yasal faiz ödemekle yükümlü olduğu şeklindeki kararının da doğru olmadığını, 1163 sayılı kanun gereğince davacıların asıl alacaklarına faiz isteyemeyeceklerini..\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, kooperatiften ihraç edilen üyelerin çıkma payı alacağı istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında davacılar vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; mahkemece karar celsesi olan 02/11/2021 tarihli celsede, taraf vekillerine tahkikata ilişkin son diyecekleri sorulmadan, doğrudan sözlü yargılama aşamasına geçildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin; “Bilirkişi raporunda maddi hatalar olması nedeniyle yeni ek bilirkişi raporu alınmasını talep ediyoruz, davanın kabulüne karar verilsin” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir. Bilindiği üzere; 6100 sayılı Kanun'un \"Belirsiz alacak davası\" kenar başlıklı  107. maddesi şu şekildedir: \"(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.”<br>6100 sayılı Kanun'un 107. maddesini değiştiren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında  Kanun'un (7251 sayılı Kanun) 7. maddesinin gerekçesinin ilgili kısmı da şu şekildedir: \"...Uygulamada sorun yaşanan ve doktrinde de tartışılan konu, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu “an”ın tespitine yöneliktir, ikinci fıkrada yapılan değişiklikle, bu “an”ın, bir başka ifadeyle alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün hale geldiğinin tespiti mahkemece yapılacaktır. Hâkim, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin “mümkün olduğu anda” talebini tam ve kesin olarak belirlemesi için davacıya iki haftalık kesin süre verecektir. Bu süre verme işlemi tahkikat aşaması sona ermeden yapılacaktır. Bu hüküm bölge adliye mahkemesince tahkikat yapıldığı hallerde de uygulanabilecektir. İsviçre hukukunda da kabul edilen genel görüş, hâkimin davacıya talebini belirlemesi için süre vermesi gerektiği yönündedir. Ayrıca 107 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve davacının, davanın başında belirtmiş olduğu talebini “artırabileceğine” ilişkin hüküm, yapılan diğer değişikliğin zorunlu sonucu olarak davacının talebini tam ve kesin olarak “belirleyebileceği” şeklinde değiştirilmektedir. Aynı fıkraya eklenen son bir cümleyle, hâkim tarafından verilen kesin süreye rağmen alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmemesi durumunda davanın talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı açıkça hükme bağlanmaktadır….”<br>7251 sayılı Kanun'la 107. maddenin ikinci fıkrası yeniden düzenlenerek hâkim tarafından davacıya tahkikat sona ermeden talebini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi için iki haftalık kesin süre verilmesi öngörülmüştür. Bu Kanun ile maddede yapılan değişiklikler Dairemizce, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hâle gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir (Bu yönde bknz. Yargıtay 9. HD 2024/13392 E. - 2025/1011 K.,  Yargıtay 2. HD  2023/556 E. -   2024/609 K...) Ayrıca kanunun gerekçesinde de bu sürenin, alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda hâkim tarafından verilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu sebeple, belirsiz alacak davasının şartlarını taşıyan bir davada kanunda belirtilen an hâkim tarafından re'sen gözetilmeli ve davacıya re'sen kesin süre verilmelidir. Davacının verilen süreye rağmen geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmemesi durumunda davanın, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanacağı 107. maddenin ikinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenmiştir. Somut olayda, mahkemece kanunda yazılan bu usulün uygulanmaması doğru olmamış ve kararın bu sebeple kaldırılması gerekmiştir.<br>2-Davacı taraf, \"...\" isminin davalı kooperatifin ilk ismi olduğunu, sonradan ünvan değişikliği yapıldığını, bu nedenle ... adına yapılan ödemelerin de davalı kooperatife yapılmış ödemeler olarak kabul edilmesi ve davacıların alacağına eklenmesi gerektiğini iddia etmiştir. Davalı vekili de 13/10/2020 tarihli celsede; \"Bu konuda açık bilgim yoktur, kooperatif defter ve kayıtları 2005 yılı ve öncesi itibariyle zayi olduğundan buna ilişkin tespit kararımız vardır, davacıların 2005'den sonra 2006-2007-2008-2009 yıllarına ait herhangi bir ödemeleri de yoktur....... müvekkilim kooperatifin ilk kuruluşundaki ismidir, daha sonra isim değişikliği yapılarak ... olmuştur\" şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu durumda, davalı kooperatifin ilk kuruluşundan beri tüm ticaret sicil kayıtları ile kuruluş belgeleri ilgili kurumlardan celp edilerek, isim değişikliği yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli ve isim değişikliği yapılmış ise, davacıların ... adına yaptıkları ödemelerin de davalı kooperatife yapılmış sayılması gerektiği değerlendirilip ve bu konuda bilirkişiden ek rapor alınarak davacıların alacak tutarlarının hesaplanması gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile hüküm tesisi doğru olmamıştır.<br>3-Eksik evraklar tamamlandıktan sonra, davalının tüzel kişilik ünvanına dair belirsizliğin de giderilerek ödeme belgelerinin değerlendirilmesi ve tarafların beyanlarının gözetilmesi suretiyle bilirkişiden alınacak ek rapor ile değerlendirilmesi ve davacı taraftan HMK 107/2.maddeye uygun şekilde talebinin açıklatılması suretiyle yeniden bir karar verilmesi için kararın kaldırılması gerekmiştir.<br>4-Davalı kooperatif vekilinin istinaf itirazlarının ve davacılar vekilinin sair itirazlarının ise, yukarıda açıklanan karar kaldırma nedenlerine göre bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacılar vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine, davalı vekilinin istinaf itirazlarının ve davacılar vekilinin sair itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacılar vekilinin istinaf itirazlarının KISMEN KABULÜNE; İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1093 Esas - 2021/795 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davalı vekilinin istinaf itirazlarının ve davacılar vekilinin sair istinaf itirazlarının  ŞİMDİLİK İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,<br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-İSTİNAF AŞAMASINDA;<br>a-Davacılar tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf  karar harcının istek halinde davacılara iadesine,<br>b-Davalı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının istek halinde davalı tarafa iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında taraflarca karşılanan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.  05/03/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8305ce729f195452","SID":"8aca8f4c18841215"}}