{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1763 <br>KARAR NO:2025/334<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:11/02/2021<br>NUMARASI:2020/8 Esas -  2021/94 Karar<br>DAVA:Alacak (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:13/03/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacı şirket ile davalılardan ... A.Ş ile 26/02/2014 tarihinde bayilik sözleşmesi akdedilmiş olduğunu, bu sözleşme ile akaryakıt/otogaz satışı ile ilgili olduğunu, Rekabet Kurumu Başkanlığı'nın almış olduğu 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kararı doğrultusunda sözleşmenin 5 yıllık olarak yapılmış olduğunu, akabinde iş bu sözleşmenin davalılardan ... A.Ş tarafından diğer davalı .... A.Ş ye taraflar arasında imzalanan 14/06/2018 tarihli devir mutabakatı sözleşmesi ile devredilmiş olduğunu, her ne kadar devir işlemi gerçekleşmiş olsa dahi davalıların arasında yoğun bir organik bağ ve birlikte hareket etme amacının söz konusu olduğunu, davada her iki davalıya karşı açıldığını, davacı şirket müteselsil kefil sıfatıyla gerekli rücu haklarından mahrum kalmamak adına aslı borçlular olan ...Şirketi ve ...'a bu müteselsil kefalet sözleşmesi sebebiyle sorumlu olunan bedelin ödendiğini, artık alacaklılara ödeme yapılmamasını ve müvekkil şirkete ödemenin yapılmasını Denizli ...Noterliğinin 13/03/2019 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarı ile belirtmiş olduğunu, davacı şirket tarafından müteselsil kefil olmanın gerekliliklerinin rücu hakkının kaybedilmemesi açısından eksiksiz olarak yerine getirilmiş olduğunu, davalılarca asıl borçlularla akdedilen sözleşmelerin ne aslı ne de tasdikli suretlerinin davacı şirkete aylar geçmesine rağmen verilmediğini, taraflar arasında imzanmış olan müteselsil kefalet sözleşmesi nedeniyle davalılara ödenen bedelin, öncelikle davalıların TBK m.592 maddesine uymamaları nedeniyle davalıların ihtar ile temerrüde düşmelerinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte ve müştereken ve müteselsilen tahsiline, mahkeme aksi kanaatte ise terditli olarak müteselsil kefaletnamenin TBK'nın aradığı geçerlilik şartlarına uygun olmaması sebebiyle davalıların ödemeyi aldıkları tarihten itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile  birlikte ve müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkillerine ödenen tutarın protokol ile taahhüt olunduğunu,  protokol çerçevesinde davacının müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğunu, davacının müteselsil kefaletname sözleşmesi kapsamında yapmış olduğu ödemeyi kefaletnamenin geçersiz olduğunu beyan ederek talep etmesinin kötü niyetli olduğunu, kefaletname belgesinde tarihin dahi yazılı olduğunu, davacının aslı borçluya gitmeden ve gitmesine engel bir hal olmadığı halde müvekkil şirketi TBK m.592 hükmü gereği sorumlu tutmasının kabul edilemez olduğunu, davacının müvekkilinden belge istediğini ancak müvekkilin bu belge ve bilgiyi vermediğini iddia etmekle birlikte davacının aslında asıl borçlulardan alacağını tahsil edebilmek için ihtiyacı olan tek belgenin müvekkilleri tarafından gönderilen ihtarname ve bu ihtarname gereğince yapılmış olan ödemelere ilişkin banka işlem kayıtları olduğunu,  kefilin bu çerçevede TBK m.592 hükmü gereği alacaklıyı sorumlu tutabilmesinin mümkün bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Kefalet ve müteselsil borçluluk birbirinden farklı kavramlar olup geçerlilik koşulları, tabi oldukları düzenlemeler ve sonuçları farklıdır. Borçlar Kanunu'nun 487. maddesinde kaynak İsvicre Kanunu'ndan farklı olarak \"müteselsil borçlu\" ibaresine de yer verilmiştir. BK'nun 487. maddesinin yorumunda 20.09.21950 gün ve 4/10 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca kaynak İsviçre metnine uygun olarak \"müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu\"deyimleri (müşterek müteselsil) olarak anlaşılmalıdır. Başka bir anlatımla, BK'.nun 487. maddesi hükmündeki \"müteselsil kefil ve müşterek borçlu\"kavramıyla müteselsil borçluluk öngörülmemiş ve kasdedilmemiştir. Böyle olmakla birlikte, müteselsil borçluluk konusunda değişmez ilke ve ölçüler konulmadığından, kullanılan kavramlardan çok tarafların amaç ve somut halin özellikleri gözetilerek anlam ve mahiyeti ortaya çıkarılmalıdır.(Yargıtay 11.HD 2006/13149E. 2008/5480K.sayılı ilamı) Buna göre dayanak kefalet sözleşmesi ve çerçeve sözleşmede davacının, sadece müteselsil kefil değil aynı zamanda açıkça \"müteselsil borçlu\" sıfatının bulunduğu, adı geçen sözleşmelerin yapılmasında davacı şirketin yararının bulunduğu, daha da önemlisi davalı şirketin adı geçen sözleşmeye taraf olmasında da davacının müteselsil borçlu sıfatı ile imza sahibi olmasının da önem arz ettiği, buna göre tarafların sözleşmedeki sıfatları ve menfaat ilişkisinin varlığı dikkate alındığında davacının müteselsil borçlu sıfatıyla imzaladığı sözleşme nedeniyle davalılardan ödediği miktarı TBK m.592 hükmüne göre talep edebilmesinin yasal şartları mevcut değildir. Öte yandan davacı müteselsil kefaletnamenin geçerlilik şartlarına haiz olmaması noktasında da terditli davaya konu olacak şekilde fer-i talebini ileri dahi sürmüştür. Asıl talebin reddi nedeniyle fer'i nitelikli bu talebin de değerlendirilmesi gerekir.Öncelikle belirtmek gerekir ki 6098 sayılı TBK m.12 hükmüne göre şekle tabi sözleşmelerde şekle uyulmaması durumunda sözleşme hüküm doğmayacaktır. Bu noktada somut olay açısından davacının iddia etmiş olduğu üzere kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına haiz olmadığı kabul olunsa dahi somut olay açısından bu durumun ayrıca belirlenmesi gerekir.Somut olayda davacı çerçeve sözleşme çerçevesinde \"müteselsil borçlu\" sıfatını kazanmıştır. Bu suretle davacı davalılara borç ödemeyi münhasıran ve müstakilen üzerine almıştır. Hatta yukarıda açıklandığı üzere bu sözleşmelerin yapılmasında davacının yararı dahi mevcuttur. Davacının \"müteselsil borçlu\" sıfatıyla borcu üstlendikten ve çerçeve sözleşmesine göre gerekli ödemeyi yaptıktan sonra dayanmış olduğu kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu iddiası ile ödemiş olduğu bedeli talep etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup bu sonuca varmayı gerektiren nedenler açıklanacaktır.Somut olay açısından kefil olma amacı sadece bir başkasının yararına değil, aynı zamanda kendisinin de yararının söz konusu olduğu hukuki bir ilişki içindir. \"Zira bu durumda kefil, asıl borçluyla olan ekonomik ya da hukuki bağlantısı sebebiyle yani satın aldığı taşınmazın intifa bedelinin ödenmesinden dolayı dolaylı bir fayda elde etmektedir. (Burak Özen, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2014, Sayfa 244) Bu itibarla davacının bu yöne yani şekle aykırılık nedeniyle kefaletin geçersizliğini ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması olarak mahkememizce kabul edilmiştir. Yine \"hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin olmak üzere, kefalet sözleşmesiyle alacaklının kefile karşı bir edim yükümlülüğü bulunması durumu ayrıca ele alınmalıdır. Kefilin borcunu ifa etmesine rağmen alacaklıya karşı edim yükümlülüğünden kaçmak amacıyla, sözleşmenin şekle aykırılığını ileri sürmesi de hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilebilecektir. Söz konusu durumlardaki gibi şekle aykırılığın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edildiği hallerde, geçersizliği iddia edilen tarafın bu iddiası dinlenmeyecek ve sözleşme kurulmuş kabul edilecektir. Burak Özen, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul, 2014, Sayfa 245) Nitekim somut olayda taraflar arasında 26/02/2014 tarihli sözleşmenin akdedildiği, çerçeve protokolünün 7.maddesine göre davacı şirketin önceki bayi olan dava dışı ...Şirketi ile ...'ın yanında davalılara karşı intifa iade borcunu müteselsil borçlu olarak kabul ve taahhüt ettiği, dava dışı ...Şirketi ile davalı ... arasında 16/03/2013 tarihli bayilik sözleşmesi akdedildiği, bu bayilik sözleşmesine konu taşınmazın daha sonra ise davacı şirket tarafından satın alındığı, bu suretle davacı şirket ile davalı ... arasında 26/02/2014 tarihinde bayilik sözleşmesi yapıldığı, yine bayilik sözleşmesi ardından ise yine çerçeve sözleşme ile müteselsil kefaletname sözleşmesinin imzalandığı, böylelikle ve ancak 14/06/2018 tarihi itibariyle davacı şirket ile davalı ... arasındaki sözleşmelerin davalı ... ... A.Ş. yerine davalı ... A.Ş.'ye geçtiği, bu suretle davacının sözleşmelerdeki konumu karşısında ve hele hele müteselsil borçlu sıfatı ile ödeme yanması sonra kefaletnamenin şekle uygun olmadığı iddiasıyla bu defa yapmış olduğu yapmış olduğu ödemeyi talep etmesi tam olarak hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Davacının bu yöne ilişkin talebinin kabulü bu açıdan da mümkün değildir. \"Müteselsil borçlu sıfatıyla\" bir borcu üstlenen, ödeme yapan davacının yine adı geçen çerçeve sözleşmesi ile bağlantılı olan kefalet sözleşmesinin şekle aykırılığı nedeniyle bu defa bu ödemeyi talep etmesi ayrıca davacı yönünden çelişkili davranış yasağı (Venire contra factum proprium) kapsamındadır. O halde davacının kefaletname sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle ödediği bedeli talep etmesi bu yönden de kabul olunabilir değildir. Yapılan açıklamalar karşısında davacının terditli davasına konu asli talebinin sübut  bulmadığından reddine, davacının terditli davasına konu feri talebinin sübut bulmadığından reddine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  müteselsil kefil olarak ödenen dava değeri bedelin, asıl borçlulara karşı rücu hakkının kullanılacağından, T.B.K. m.592/III’te belirtildiği üzere borcu ödeyen kefil olarak davacı şirketin rücu haklarını kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini davalıların teslim etmek ve gerekli bilgileri vermekle yükümlü oldukları, yine davalıların, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlular tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de kefil davacı şirkete teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak zorunda oldukları, iş bu sebeple de asıl borçlulara davacı şirketin rücu etmesi için gerekli tüm belgelerin asıl veya onaylı suretlerini davacı şirkete teslim etmeyip rücu hakkını engellemesi sebebiyle kefil olarak ödenen bedelin davalıların ihtar ile temerrüte düşmelerinden itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte ve müştereken ve müteselsilen iadesi gerektiğini, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise ikinci terditli talebinin, belgelerin aslı veya onaylı sureti davacı şirkete gönderilmediği, belgelerin asılları gösterilmediği için de ilgili müteselsil kefaletnamenin geçerliliği davacı müvekkil şirketçe tespit edilememiştir.Ancak fotoğrafı gönderilen mevcut evraklarda da müteselsil kefaletnamede tarih bulunmadığı, el yazısı ile yazılan müteselsil kefaletname kabulünün davalı şirketin eski yetkilisinin eli ürününe benzemediği, dolayısıyla T.B.K. m.583vd. uyarınca kefalet tarihinin ve kefalet sorumluluğunu belirten yazıların kefil tarafından el yazısı ile yazılması zorunluluğu gözetildiğinde, davalılarda bulunan müteselsil kefaletnamenin kanun gereği geçersiz olacağı ve dolayısıyla müvekkil şirketin asıl borçluya rücu hakkını kullanması mümkün olmayacağından, müteselsil kefaletnamenin geçersizliği sebebiyle kefil olarak ödenen bedelin davalıların ödemeyi aldıkları tarihten itibaren uygulanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte ve müştereken ve müteselsilen iadesi talebinde bulunduklarını, somut durumda müteselsil borçluluğun uygulanmasına imkan bulunmadığını, müteselsil borçluluk için ortada herkes için bir borcun bulunması ve tarafların iş bu borcun tamamından alacaklıya karşı sorumlu olmayı kabul etmesi gerektiğini, ancak gerek sözleşme gerekse müteselsil kefaletname imzalanırken davacı şirketin herhangi borcu bulunmamakta olup, dava dışı şirket ve şahıs davalılara karşı borçlu olarak bulunduğunu, davacı şirketin iradesi ve amacı yukarıda belirtilen kararlardan da görüleceği üzere kefalete yönelik olduğunu, davacı şirketçe güdülen amaç sadece kefilliğe yönelik olup, iş bu durum da zaten düzenlenen müteselsil kefaletname başlıklı ve içerikli kefalet sözleşmesiyle sabittir. Dolayısıyla tarafların müteselsil kefalet sözleşmesi başlıklı ve içerikli iradesi ile yukarıda sunulu içtihatlar ve açıklamalar nazara alındığında taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin kefalet olduğu ve kefalete ilişkin hükümlere tabi olduğunu, bilirkişilerce 02/05/2019 tarihinde davacı ve davalılar arasında düzenlenen Arabuluculuk Anlaşma Belgesi neticesinde \"davalıların dava dışı asıl borçlular ile aralarında akdedilen sözleşmeler ve fesih belgelerinin asıl veya tasdikli bir suretini davacıya makul bir süre içerisinde vermesi gerektiği\" tespitinde bulunduklarını, hal böyleyken yerel mahkemenin terditli ilk talebimize yönelik değerlendirmesi hukuka aykırı olduğunu, somut durumun \"müteselsil borçlu\" olarak değil, \"müteselsil kefil\" kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla somut olay ve terditli ikinci talebinin \"müteselsil kefil\" olarak nitelendirildiğinde, müteselsil kefalet sözleşmesinin herhangi bir şekilde geçersiz olması durumunda, davacı şirketin rücu hakkını asıl borçlulara karşı kullanamayacağının açık olduğunu, T.B.K. m.581 vd. maddeleri uyarınca 6098 sayılı T.B.K. döneminde imzalanan kefaletname sözleşmelerinde, kefalet tarihinin ve kefalet sorumluluğunu belirten yazıların kefil tarafından el yazısı ile yazılması zorunlu tutulduğunu (T.B.K. m.583), belgelerin aslı veya onaylı sureti davacı şirkete gönderilmediği, belgelerin asılları gösterilmediği için de ilgili müteselsil kefaletnamenin geçerliliği davacı şirket açısından belirlenememiş olup ancak fotoğrafı gönderilen mevcut evraklarda da müteselsil kefaletnamede tarih bulunmadığı, el yazısı ile yazılan müteselsil kefaletname kabulünün davalı şirketin eski yetkilisinin eli ürününe benzemediği, dolayısıyla T.B.K. m.583vd. uyarınca kefalet tarihinin ve kefalet sorumluluğunu belirten yazıların kefil tarafından el yazısı ile yazılması zorunluluğu gözetildiğinde, davalılarda bulunan müteselsil kefaletnamenin kanun gereği geçersiz olacağı ve dolayısıyla davacı şirketin asıl borçluya rücu hakkını kullanması mümkün olmayacağı, ayrıca ilgili sözleşmelerin sahte olabileceği, zayi olmuş olabileceği gibi bir çok ihtimal olduğunu, bu ihtimallerden bir tanesinin dahi gerçek olması durumunda davacı şirketin rücu hakkını kullanması mümkün olmayacağından, davalıların bu ihtimallere yönelik olarak sözleşme ve belgeleri vermemesinin kötü niyetli olacağını, dolayısıyla da işbu durumda mahkemenin değerlendirmesinin aksine hakkın kötüye kullanılması mümkün olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, kefalet sözleşmesi kapsamında yapılan ödemenin alacaklının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle iadesi, olmadığı taktirde kefalet sözleşmesinin geçerli olmaması nedeniyle ödenen bedelin iadesi davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının müteselsil borçlu olup olmadığı, davalının TBK'nın 592. Maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, kefalet sözleşmesinin geçerli olup olmadığı ve sonuç olarak davacının ödemesinin iadesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.Davalı ... A.Ş. İle davacı arasında 26/02/2014 tarihli ve 5 yıl süreli standart bayilik sözleşmesi ve çerçeve protokol; ...A.Ş. İle otogaz bayilik sözleşmesi imzalanmıştır.Dosyada sureti bulunan .../.../2014 tarihli müteselsil kefalet başlıklı belge ile, ... ve ...'a bayilik sözleşmesi kapsamında ... tarafından ödenen yatırım katılım bedeli ve/veya gayri maddi hak bedeline ilişkin 416.000,00 USD tutarındaki borçlarından müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu oldukları davacı tarafça kabul edilmiş ve belgenin sonuna el yazısı ile müşterek kefalete ilişkin beyan yazılmıştır.Davalı ... A.Ş. Tarafından davacı şirkete, 12/03/2019 tarih ve ... nolu 356.000,00 USD bedelli faturayı \"26.02.14 tar. Protokol istinaden intifa bedeli iade\" açıklaması ile düzenlemiştir.Dosyada sureti bulunan 12/03/2019 tarihli banka dekontuna göre, davacı tarafından 1.934.685,15 TL \"... nolu faturanın ihtirazı kayıtla ödenmesidir\" açıklaması ile davalı ... A.Ş.'ye ödenmiştir.Taraflar arasında 02/05/2019 tarihli \"Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Belgesi\" ile; ...ve ... başvurucu şirket tarafından ... ve ...'ın borçlarına kefalet nedeniyle yapılan ödemelerin başvurucu tarafından ... ve ...'a rücu edilebilmesi için .... A.Ş. Ve ... A.Ş. İle ... ve ... arasında akdedilen sözleşmelir ve fesih belgelerinin asıl veya tasdikli bir suretini başvurucuya makul bir süre içerisinde verileceği konusunda anlaşma sağlanmıştır.Davacı tarafça, kefalet sözleşmesi kapsamında yapılan ödemenin alacaklının TBK'nın 592. Maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle iadesine, olmadığı taktirde şekil şartları bulunmayan kefalet sözleşmesinin geçerli olmaması nedeniyle ödenen bedelin iadesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.16.06.2013 tarihinde ... A.Ş. ile ... Arasında, bayilik protokolü ve standart bayilik sözleşmesi imzalanmıştır. Aynı tarihte ... A.Ş. ile de standart otogaz bayilik sözleşmesi imzalamıştır. Akaryakıt istasyonunun faaliyet gösterdiği taşınmaz 13/02/2014 tarihinde ... tarafından davacı şirkete satılmış ve ... A.Ş. İle fesih protokolü imzalanmıştır.Daha sonra  26/02/2014 tarihinde davacı ... A.Ş. ile davalı ... ile de ... Protokolü imzalanmıştır. Çerçeve Protokolün 7. Maddesinde, sözleşmeye konu akaryakıt kurulu bulunduğu gayrimenkul üzerinde ... lehine tescil edilmiş bulunan intifa hakkının Rekabet Kurulunun 12/03/2009 tarihli duyuru ve kararları çerçevesinde 5 yılı aşan sürelerin muafiyetten yararlanamamasına bağlı olarak ...'in, işbu akaryakıt istasyonu için gerçekleştirdiği nakdi/gayri nakdi yatırımların ve ivaz ödemelerinin muafiyet kapsamı dışında kalan(işlememiş süreye) süresine tekabül eden miktarın, münakit sözleşme çerçevesinde talep hakkı bulunduğu; bu kapsamda bayi; önceki bayi “... A.Ş.” ve malik ... T.C. Kimlik numaralı “...” ile birlikte, ... nezdinde muaccel hale gelen işlememiş intifa süresine tekabül eden 416.000,00 USD miktarındaki iade yatırım /ivaz borcunun ...'e ödenmesinden Türk Borçlar Kanunun 162 ve devamı maddeleri gereğince müteselsil borçlu sıfatıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, ...'in işbu borcun tamamının ifasını talep edebileceğini, işbu borcun mevcudiyetine ilişkin her türlü itiraz, takas defi haklarından peşinen feragat ettiğini kabul ve taahhüt elmiştir.Aynı Çerçeve protokolün 7.1. Maddesinde, ..., sözkonusu miktarın 60.000,00 USD tekabül eden kısmını Bayinin akdettiği işbu 5 yıl süreli Bayilik anlaşması ve eklerini, mevzuatın hükümlerini ihlal etmemesi, anlaşmalardan kaynaklanan taahhütlerini tamamen yerine getirmesi kayıt ve şartıyla, Bayi lehine “yatırım destek bedeli” olarak indirilmek suretiyle Bayiden talep etmeyeceğini; 7.3 maddesinde ise “Bakiye 356.000,00 USD miktarındaki iade borç tutarını ise beş yıllık anlaşma döneminin hitamında veya işbu Bayilik Anlaşması ve eklerinin 7.2 madde öngörülen şekilde 5 yıllık süresinden önce sona ermesi halinde ise muacceliyet kesbedeceği tarih olarak kabul edilecek işbu bayilik anlaşması ve eklerin sona erme tarihi itibariyle nakden ve defaten ...'e ödemeyi, kabul ve taahhüt etmişlerdir.Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 5 yıllık süre sonunda olağan şekilde sona erdiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Dolayısıyla ihtilaf bakiye 356.000,00 USD karşılığı ödenen tutara ilişkindir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 162/1. Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.Sözleşmeden doğan müteselsil borç ilişkisi borçlanılan edimle birlikte sözleşmenin yapıldığı sırada doğabileceği gibi, daha sonra da doğabilir. Borca katılma suretiyle de müteselsil borç söz konusu olur. Zira TBK'nın 201. Maddesine göre, borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Burada borca katılan borçlu, ilk borçlu ile birlikte sonradan müteselsil borçlu sıfatını kazanmaktadır, bu suretle borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı borcun tamamından müteselsilen sorumlu olmaktadır. Taraflar arasındaki çerçeve sözleşmesinin 7. Maddesinde kefalete ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi, bu düzenlemede borca teminat verildiğine ilişkin bir ifade de bulunmamaktadır.Sözleşmenin 7. Maddesinde, önceki bayiye ödenen ve işlemeyen süreye isabet eden bedelin davacıdan talep edileceği ifade edilmiştir. Anılan sözleşme maddesi, sözleşmenin esaslı unsurları arasında ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup, açıkça borca katılma niteliğinde olup, müteselsil borçluluğa vücut vermektedir. Davacı tarafça, .../.../2014 tarihli müteselsil kefalet başlıklı belge ile kefalet taahhüdünde bulunulmuştur. Ancak, ayrıca çerçeve sözleşmeden bağımsız şekilde imzalanan bu kefalet belgesi, çerçeve sözleşmeden kaynaklanan müteselsil borçluluğu sona erdirecek nitelikte değildir. Kaldı ki, davacı terditli olarak söz konusu kefalet belgesinde davacının el yazısıyla yazılmış tarih bulunmadığından kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığını ileri sürmektedir. Bu açıklamalara göre, davalı ... A.Ş.'nin önceki bayiye ödediği intifa bedelinin işlemeyen döneme tekabül eden kısmından davacı da müteselsilen sorumlu olup, kefalete ilişkin hükümlere dayanılarak yapılan ödemenin geri istenmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince asıl ve terditli talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.13/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0b7901e764916492","SID":"dc38f46ca37ac4fc"}}