{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1536 <br>KARAR NO:2025/257<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:12/01/2021<br>NUMARASI:2014/1076 Esas -  2021/12 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/03/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  285.081 TL alacağın önce tasarruf mevduatı sigorta fonuna, fon tarafından da müvekkil şirket ... A.Ş.'ye temlik edildiğini, bu temlik sözleşmesi ile temlik alınan ... sayılı dosyası yenilenerek ... esas numarası aldığını, söz konusu takibe davalı-borçlularından ... ve ...'ya tebligat yapıldığını, ...'ya tebligatın bila dönmüş olmasına rağmen iş bu takibe itiraz ettiklerini,  söz konusu borca ilişkin zamanışımı itirazında da bulunulduğunu, karşı tarafın beyanının yerinde olmayıp zamanaşımı itirazının reddinin gerektiğini, icra takibine konu edilen alacağın fon alacağı olduğunu, alacağın zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu, bu nedenle hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığını, bu konudaki beyanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalı-borçlunun ... sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin takip talebindeki şartlarla devamına ve yapılan itirazın kötü niyetle yapılmasından dolayı davalı-borçluların asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... A.Ş. İle ....A.Ş. Arasında 24/03/1997 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığını, ...in tasarruf ... Fonu tarafından el konulmasının ardından ... tarafından bu kredi sözleşmesine binaen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2004/996 D.İş sayılı dosyası ile ihtiyati tedbir talep ettiği, alınan ihtiyati tedbir kararının ardından ... tarafından ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlattığını, davacının iddiasına göre var olan alacağın taraflar arasındaki 1997 yılında yapılan sözleşmeye dayandığını, alacak var ise bu alacağın ...'in alacağı olduğunu, Borçlar kanunu uyarınca en yüksek alacağın zamanaşımının 10 yıl olduğunu, bu nedenle ...'nin alacağı ...'ye temlik etmesinin ardından 20 yıllık zamanaşımının da uygulanamayacağını, genel kredi sözleşmesinde belirtilen faiz miktarının hukuka aykırı olduğunu, davacının dayandığı belgelerin asıllarını dosyaya ibraz etmekle yükümlü olduğunu, bu nedenle davacının %20 icra inkar tazminatı talebinin reddini, lehlerin %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Taraflar arasında imzalanan sözleşmede davalı kefillerin kefalet limiti 320.000 USD olup, davacı banka, kat tarihindeki kullandırmış olduğu... kredisinden dolayı ... alacağını seçimlik hakkını kullanarak 285.081,23 Yeni TL talebinde bulunduğundan kefalet tutarı olan 320.00 USD nin 24/03/1998 tarihinde döviz satış kuru 239,520 olup Türk Lirası karşılığı 76.646,40 TL olarak hesaplanmaktadır. Dolayısıyla davalı kefillerin, temerrüt tarihi itibari ile 76.646,40 TL kefalet limitinden ve temerrütün hukuki sonuçlarından sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır. Her ne kadar davacı vekili, davalıların limitin arttırılması genel kredi sözleşmesini imzaladıklarını bu nedenle borcun tamamından sorumlu olduklarını iddia etmekte ise de; davacı bankanın sunmuş olduğu limit arttırım sayfasının sadece imzalı olduğu, tarih ve arttırılan limit oranı yazılmadığından geçerli olmadığı dikkate alınarak davalıların kefalet limit olan 76.646,40 TL'den sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre; kredi alacağına uygulanacak olan temerrüt faizinin tespitinde; ... Bankası'na bildirilen ve krediye fiilen uygulanmayan temerrüt faizinin esas alınmaması, bunun yerine,  kredi hesabının kat edildiği tarihte aynı tür kredilere uygulanan akdi faiz tespit edilerek sözleşme hükümleri uyarınca bunun %50 fazlasının temerrüt faizi olarak uygulanması gerekmektedir. Davacı tarafından TL kredilere uygulanan faiz oranı sunulmamıştır. 03/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda; 24/03/1998 kat tarihinde diğer bankaların uyguladıkları faiz oranlarının ortalaması alınıp %109 oranı tespit edilmiş olup, iş bu faiz oranının %50 fazlası olan % 165,50 oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Mahkememizce yerleşmiş Yargıtay içtihatları da dikkate alınarak davacının %300 oranında temerrüt faizi uygulanması talebi kabul edilmeyerek takip tarihinden itibaren %165,50 oranında temerrüt faizi işletilmesine, davanın  kısmen kabulüne,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefillerin limit arttırım sözleşmesinde imzalarının mevcut olduğunu ve borcun tamamından sorumlu olduklarını,Yerel mahkemece limit arttırım sayfasında tarih ve arttırılan limit oranı bulunmadığı, bu sebeple geçerli olmadığı belirtilmiş ise de bu tespitin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, limit arttırım sözleşmesinin kefiller tarafından imzalandığını, içeriğinin kabul edildiğini ve tüm borçtan sorumlu olduklarını, bu sebeple, davalıların kefalet limiti olarak belirlenen 76.646,40 TL'den sorumlu tutulmalarının davacı şirketi hak kaybına uğrattığını, yerel mahkemece 24.03.1998 kat tarihinde diğer bankaların uyguladıkları faiz oranının %109 olduğu ve işbu faiz oranının %50 fazlası olan %165,50 oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiği belirtilmiş ise de bu tespitin de doğru olmadığını, davalı/kefillerin kendi temerrütlerinin hukuki sonuçlarından sorumlu olduklarını, kefilin kendi temerrüdünün oluşması halinde, limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu söz konusu olduğunu, her ne kadar, Bakırköy ...Noterliği'nin 24.03.1998 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin kefillere tebliğ edilemediği, iade olduğu belirtilmekte ise de taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca borçluların bildirdiği adreslere yapılan tebligatın geçerli olduğunun kabul edildiğini, bu sebeple, tebligatların iade edilmesinin hükmü olmayıp kefillerin temerrüde düşürüldüğünü beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların kefalet limiti olan 76.646,40TL’den ve %165,50 oranında temerrüt faizinden sorumlu olduklarına yönelik kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, imza incelemesi yapılmadan, davalıların isticvap edilmeden ve kefaletin geçerli olup olmadığı tartışılmadan karar verilmiş olmasının kamu düzenine aykırı olduğunu, ayrıca kefaletin genel düzenleyici işlemlerine de aykırılık teşkil ettiğini, bu sebeple kararın hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarına ve bilirkişi heyeti ek raporuna yönelik haklı ve hukuka uygun itirazları gözetilmeksizin oluşturulan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,  kefilin ne kadarlık borca ne miktarda kefil olduğunun açık ve net bir şekilde belirtilmediği kredi sözleşmelerinin geçersiz olduğunu, Yargıtay kararlarının da bu doğrultuda olduğunu, davacı tarafın iddiasına göre var olan alacağın, taraflar arasındaki 1997 yılında yapılan sözleşmeye dayandırıldığını, alacak var ise, bu alacağın ...’in alacağı olduğunu, bu alacağın ...’ye temlik edilmesinin bu hususu değiştirmeyeceğini, Borçlar Kanunu uyarınca en yüksek alacağın zamanaşımının 10 yıl olduğunu, alacak ...’ye devredilince, alacak fon alacağına dönüşerek 20 yıllık zamanaşımının uygulanacağı iddiasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafça yanlış rakam üzerinden faiz hesaplaması yapılarak 5.809.728.288.395 TL alacak varmış gibi gösterildiğini, faizin de yanlış asıl alacak üzerinden hesap edildiğini, kefaletin geçerli olup olmadığı, kefilleri bağlayıp bağlamadığının tartışılmadığı gibi kat ihtarının usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğinin de incelenip değerlendirilmediğini, delil sözleşmesinin geçersiz olduğunu, buna yönelik itirazlarının gözetilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın kabul ve reddedilen faiz isteminin ne kadar olduğunun tam olarak belirtilmediğini, sadece faiz oranlarının belirtildiğini, ancak lehe hükmedilen vekalet ücretinin daha yüksek olması gerektiğini, bu yönüyle de mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalıların hiçbir kötüniyeti olmadığını, davacı tarafın dava konusu alacak iddiasının likit olmadığını,  davacı tarafın dava konusu alacak iddiasının yargılamayı gerektirirken davalılar aleyhine icra inkar tazminatına yönelik nihai karar oluşturulmasının hukuka aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini, davalılar lehine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı tarafa tahmilini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava; dava dışı asıl borçlu ....A.Ş nin Tasarruf Mevduatı sigorta fonuna devredilen ...A.Ş.' den kullandığı krediye, kredi borçlusu ile birlikte müştereken ve müteselsilen kefil olan davalılar hakkında başlatılan icra takibine yaptığı itirazın iptaline ilişkindir.Mahkemece dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve  davalı vekilince  istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; dava konusu alacak yönünden zamanaşımı süresinin geçip geçmediği, kefillerin sorumlu oldukları miktarın ne olduğu noktasındadır.Dava dışı ...A.Ş.'nin, dava dışı ... A.Ş.' ile 24/03/1997 tarihinde 200.000 USD limitli Genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının  bulunduğu, 17/06/1997 tarihinde 120.000 USD daha limit artımına gidildiği bu taahhütnamede de davalıların müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu, kredi sözleşmesinin 818 sayılı borçlar kanununun yürürlükte bulunduğu dönemde imzalandığı anlaşılmaktadır. Kullanılan kredinin ödenmemesi üzerine Dava dışı banka tarafından asıl borçlu ve davalı kefillere Bakırköy ... Noterliğinin 24/03/1998  tarih ve... ve ... numaralı ihtarnamelerini keşide edildiği, adresten ayrılma nedeniyle tebligatların yapılamadığı, sözleşmenin 17. Maddesi ile sözleşmede bildirilen adresin yasal ikamet olup bu adrese çıkarılacak tebligatların tarafımıza yapılmış sayılacağı düzenlenmesi bulunmaktadır. 2004 sayılı İİK’nun 68/b maddesi ise; “Borçlu cari hesap veya kısa, orta ve uzun vadeli kredi şeklinde işleyen kredilerde krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafın kredi sözleşmesinde belirttiği adresine, borçlu cari hesap sözleşmesinde belirtilen dönemleri veya kısa, orta, uzun vadeli kredi sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini takip eden on beş gün içinde bir hesap özetini noter aracılığı ile göndermek zorundadır. Sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullandıran tarafa bildirilmesi halinde sonuç doğurur; yeni adresin bu şekilde bildirilmemesi halinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır,” düzenlemesini içermektedir.Bu durumda asıl borçlu şirket yönünden tebligatın iade edildiği 24/03/1998 tarihi itibarıyla tebligat yapılmış sayılması gerektiği, asıl borçlu yönünden temerrüdün verilen süre dikkate alınarak 26/03/1998 tarihinde oluştuğu anlaşılmaktadır.Temerrüt için hesap kat ihtarının kefile tebliği şarttır. Asıl borçlu yönünden sözleşmede, belirlenen adrese tebligat çıkartılması ve tebliğ edilememesi halinde de temerrüdün gerçekleşeceğine ilişkin hüküm konulmuş olması halinde İİK. 68/b maddesi uyarınca  asıl borçlu yönünden temerrüt oluşur ise de bu hükmün kefil yönünden uygulanması mümkün değildir. Bu durumda davalı kefiller yönünden temerrüdün 08/07/2004 takip tarihinde  oluştuğunun kabulü gerekir.4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 12.12.2003 günlü, 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle eklenen Ek 3. maddesine göre, \"Bu Kanundan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır. \"01.11.2005 tarih ve 35983 Mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141.maddesine göre \"Bu Kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır.\" 168/A maddesine göre, Bu Kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılmıştır.\"Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85 esas 2014/103 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5411 sayılı Kanun'un 168. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 18.06.1999 tarihli 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun ilk hâlinde ayrıksı bir hüküm öngörülmediğinden anılan Kanun'dan kaynaklanan fon alacaklarında da zamanaşımı süresi on yıl olarak uygulanmıştır. Ancak 12.12.2003 tarih ve 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddeyle, söz konusu kanun'dan kaynaklanan fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, 4389 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde on yıl olan zamanaşımı süresi, 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinden itibaren 20 yıl olmuştur. 0l.l1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Kanun'un 141. maddesinde de mülga 4389 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesine benzer bir hükme yer verilmektedir. Esasen fon alacaklarında zamanaşımı süresinin halen yürürlükte olan 141.madde ile 20 yıl olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının da elde ki davada incelenmesi gerekmemektedir. Uyuşmazlık davacının 20 yıllık zamanaşımından yararlanıp yararlanmayacağı noktasındadır.Bankacılık Kanunu 132/8 maddesi gereğince aynı yasanın 107 nci maddesi uyarınca bir bankanın alacaklarının devralınması hâlinde bu alacaklar, devir tarihi itibarıyla Fon alacağı haline gelir.  27 Ekim  2000  tarihli 24213  Mükerrer sayılı resmi gazetede yayınlanan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu' nun 85 numaralı kararı ile  Kredinin kullanıldığı ...A.Ş.’nin, temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarına istinaden Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilmesine karar verilmiştir. İş bu banka daha sonra 26/01/2001 tarihli Fon Yönetim Kurulu kararına istinaden tüm aktif ve pasifleri ile beraber ..., ..., ... ile birlikte...bank çatısı altında birleştirilmiş,  ...bank'a devredilmesi sonrasında Fon Yönetim Kurulunun 28/05/2001 tarihli kararı ile ...bank Hisseleri 09/08/2001 tarihinde imzalanan Hisse Devir Sözleşmesi kapsamında ... grubuna devredilmiştir.Dava konusu alacak ...bank uhdesinde bulunduğu aşamada 10 Ağustos 2001 tarihli alacağın temliki  sözleşmesi ile ...sigorta fonuna devredilmiş ve onun tarafından takip başlatılmıştır. Alacak ... ye devredilmiş olmakla fon alacağı niteliğini kazandığından 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğunda duraksama bulunmamaktadır.Dava konusu alacak  ...'den temlik alınan fon alacağı olması nedeniyle 5411 sayılı yasanın geçici 11.maddesi yollamasıyla 4389 sayılı yasaya 5020 sayılı yasaya eklenen ek 3.madde ve 5411 sayılı yasanın 141.maddesi uyarınca, zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak uygulanması gerekmekte olup  bu süre alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacaktır.  Muacceliyetin hesabın kat edilmesi ile   gerçekleştiği ve mülga 4389 sayılı kanuna eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3 maddeyle söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği, 26/12/2003 tarihinde henüz 10 yılını doldurmamış tüm fon alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi 20 yıla uzadığından alacağın muaccel hale geldiği 24/03/1998 tarihinden takip tarihi olan 08/07/2004 tarihine kadar 20 yıllık zamanaşımı süresi geçmemiştir.Bu durumda davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf talebi yerinde değildir.  (Yargıtay 19. Hukuk dairesinin 2017/5273 Esas, 2019/2644 Karar, Yargıtay 22. Hukuk dairesinin 2017/11921 Esas, 2018/17436 Karar) Davalı vekilinin kefaletin geçersizliğine ilişkin istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede;Davalı kefillerin takibe dayanak sözleşmede ve limit artımına ilişkin sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla isim, adres ve imzalarının bulunduğu, sözleşmede kredi limitinin 200.000 USD limit artırımına ilişkin taahhütte ise 120.000 USD olarak yazılmış olduğu görülmektedir.Sözleşme 818 sayılı B.K döneminde imzalanmıştır. Buna göre kefaletin geçerli olabilmesi için;1) Yazılı şekilde yapılması, 2) Kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın açıkça gösterilmesi, 3) Kefalet edilen borcun geçerli bir borç olması, 4) Kefilin medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunması gerekmektedir.Takibe dayanak sözleşmede, kredi limitinin 200.000 USD, limit artırımına ilişkin taahhütte ise 120.000 USD daha artırıldığı belirlenmiş, kefillerin müteselsil kefil olduğu kaydı düşülmüş, bu durumda davalıların  sorumlu olduğu miktarın da sözleşmede yazılı kredi limiti olduğu anlaşılmakla şeklen ve hukuken geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır.Kaldı ki  bir an için kefalet limiti gösterilmemiş olsa kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği yerleşik Yargıtay kararlarıyla sabittir. (Emsal  Yargıtay 11.H.D.26.12.1991 tarih  1990/3181 Es. ve 1991/6874 K. Sayılı Kararı) bu durumda  mülga B.K'nu ile Yargıtay emsal içtihat kararlarına göre Genel Kredi sözleşmesinde mülga: BK 484 ve 485.m. öngörülen “Muayyen bir limit şartının teşekkül etmiş olduğu açıkça anlaşıldığından dolayı, geçerli bir kefaleti mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir.Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''.......Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir.Aynı yasanın 5/2. maddesinde''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır.TBK’nun 598/3. maddesi, ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'',598/4. maddesi, ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' hükmünü içermektedir. 818 sayılı BK.'nun yürürlükte olduğu dönemde akdedildiği anlaşılan  genel kredi  sözleşmesi, 6101 sayılı 6098 sayılı kanunun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında  kanunun 1.maddenin 2.cümlesi uyarınca, TBK.'nun yürürlüğe girmesinden sonraki sona erme, tasfiye ve temerrüd 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olup, buna göre kefaletin 10 yıl için verildiğinin kabulü gerekmektedir.  6098 sayılı kanunun 598. maddesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin kendiliğinden sona ereceği  düzenlenmesi karşısında; sürenin  kamu düzenine ilişkin resen nazara alınması gerekli hak düşürücü süredir.  Türk Borçlar Kanunu ile 10 yıllık  hak düşürücü süre ilk defa öngörülmüş olup, başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan, hak sahipleri 6101 Sayılı 5. Maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilecektir.Dava ve icra takibine konu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerekli olup,  kullandırılan krediye ilişkin borcun kat edildiği ve alacağın 24/03/1998  tarihinde muaccel hale geldiği, TBK’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 24/03/2008 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve  6101 sayılı yasanın 5/2 maddesinde ifade edilen  1 yıllık ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle sona erdiği anlaşılmaktadır.Somut olayda icra takibi yasal olarak öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan 4 Temmuz 2004 tarihinde başlatıldığı, dosyanın 1 yıllık ek süre içerisinde  12/12/2012 tarihinde yenilenmiş olmasına göre hak düşürücü sürenin dolmadığı ve   kefaletin sona ermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalılar vekilinin bu yönlere ilişen istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin kefilin borcun tamamından sorumlu tutulması gerektiğine yönelik istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede;TBK'nın 589/1. maddesi gereği kefil; asıl borç ve borçlunun kusur ve  temerrüdünden  kefalet limiti ile, kendi temerrüdünün sonuçlarından ise sınırsız olarak sorumludur. Bir başka anlatımla  kendi temerrüdü oluştu ise bu aşamadan sonra limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu başlar. Kefil, takipten önce temerrüde düşürülmemişse hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olur.Az yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere dava konusu alacağın dayanağı kredi ilişkisi dava dışı banka tarafından 24/03/1998 tarihinde kat edilmiş, alacak bu tarihte muaccel hale gelmiştir ancak  davlılara kat ihtarı tebliğ edilememiş olmakla davalı kefiller takip tarihi olan 08/04/2004 tarihinde temerrüde düşmüştür. Bu durumda ilk derece mahkemesince açıklamalara uygun olarak düzenlenmiş bilirkişi raporunu esas alarak davanın kısmen kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davacı ve davalı tarafın tüm istinaf taleplerinin reddi gerekmiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararınında bir  isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davacı ve davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı  reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.351,63 TL harcın, alınması gerekli olan 5.406,50 TL harçtan mahsubu ile bakiye  4.054,87 TL istinaf karar harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına,4-Davacı ve davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.06/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9ac0ff803ebf517e","SID":"06257bc8ab5e916f"}}