{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1534 <br>KARAR NO:2025/275<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/06/2021<br>NUMARASI:2019/374 Esas -  2021/464 Karar<br>DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/03/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  dava dışı şirket ve davalı kefil ... ile müvekkili arasında ticari ilişki kurulduğunu ve kredi kullandırıldığını, dava dışı şirket ve müteselsil kefil ... ile 02.05.2014 tarihli 1.500.000,00 TL'lik genel kredi sözleşmesi imzalandığını, dava dışı şirket ve davalı tarafından kredi ödemelerinin zamanında yapılmadığını, dava dışı şirkete ve davalıya İstanbul Üsküdar ... Noterliği tarafından ihtarname ile hesaplarının kat edildiğini, ihtarnameye süresinde itiraz edilmediği ve ihtarda verilen süreye rağmen borcun ödenmediğini, temerrüde düşen davalı aleyhine ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı vekili aracılığı ile takibe itiraz ettiğini,  davalı tarafından takibe, ödeme emrine, borca, faiz ve tüm fer'ilerine itiraz edildiğini,  borçlunun yetki itirazının iptaline, takibin ... sayılı dosyası üzerinden devamına, borçlunun borca itirazının iptaline, takibin devamına, haksız itiraz eden borçlu aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere inkar kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili 16.01.2013 tarihinde ... ve ... Limited Şirketi'ne %25 hissedarlık payı ile ortak olduğunu, akabinde 02.05.2014 tarihinde ... ve ... Limited Şirketi  ile davacı ... Bank arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin işbu sözleşmeyi müteselsil kefil başlığı altında firma ortağı unvanı ile imzaladığını, 26.05.2015 tarihinde müvekkil ... şirket ortaklığından ayrıldığını, tüm hisselerini ...isimli kişiye devrettiğini, 12.06.2015 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, müvekkilinin ... ve.... Şti. ortaklığından ayrılması ile birlikte, ilgili şirket bakımından tüm banka kefaletleri yönünden sorumluluğunun sona erdiğini, ... Bank ile ... Şirketi arasında 22.03.2017 tarihinde yeni bir Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, işbu yeni Genel Kredi Sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, davacı banka 14.08.2018 tarihinde ... Şirketinin merkez adresine haksız olarak müvekkili aleyhine ihtarname gönderdiğini, davacı banka tarafından daha sonra müvekkil aleyhine ... sayılı ilamsız icra takibi başlatıldığını, ilamsız icra takibinin sebebi olarak 13.08.2018 vadeli ... Krediler gösterildiğini, ilamsız icra takibinin ekine alacağın dayanağı olarak müvekkilinin imzasının bulunmayan 22.03.2017 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin eklendiğini, davacı bankanın icra takibine konu ettiği alacağın dayanağını müvekkilinin kefil olarak imzası bulunmayan 23.03.2017 tarihli sözleşme oluşturduğundan; 02.05.2014 tarihli eski sözleşmeye dayalı olarak müvekkilden alacak talebinde bulunulması hukuken mümkün olmadığını, huzurdaki itirazın iptali davasının dayanağını oluşturan icra takibinde borcun sebebi olarak 13.08.2018 vadeli rotatif kredi belirtildiğinden, mahkemece takip hukuku gereği takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı olarak bir inceleme yapılacak olması ve işbu kredi sözleşmesinde müvekkilin imzasının bulunmaması dolayısıyla davanın, salt bu sebeple dahi reddedilmesi gerektiğini, davacı banka ilamsız icra takibinin gerekçesinde ve ekinde yer alan kredi sözleşmesinde müvekkilin imzası bulunmadığını bilmesine rağmen, açıkça haksız ve kötüniyetli bir şekilde huzurdaki davayı ikame ederek, müvekkilinin imzası bulunmayan bir kredi sözleşmesine dayanarak icra takibi başlatmış olduğundan, davacı bankanın alacağın %20den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı banka üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan dava, itirazın iptali davası olup davacı banka genel kredi sözleşmesinden kaynaklı 13/08/2018 vade tarihli 3 adet rotatif kredi alacağının tahsilini talep etmektedir.Davacı banka ile ... ve....Şti arasında 02/05/2014 tarihinde genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeyi ....A.Ş. ... ve davalı ...'ın müteselsil kefil olarak imzaladıkları fakat daha sonra davacı banka ile dava dışı ... ve ...Şti arasında 22/03/2017 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede davalı ...'ın ne borçlu ne de müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı, icra takibine dayanak yapılan genel kredi sözleşmesinin 22/03/2017 tarihli olup zaten kullandırılan rotatif kredilerin bu genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, her iki genel kredi sözleşmesi arasında bağlantı olmadığının ihtiyati haciz kararına itirazı istemini inceleyen İstanbul BAM 13.HD'nin 2019/2130-1541 E-K sayılı ilamında da tespit edilmiş olduğu, 22/03/2017 tarihli genel kredi sözleşmesinde davalının müteselsil kefil olarak irade beyanı ve imzası olmadığından bu kredi sözleşmesine dayanan kredilerden de sorumlu tutulması hukuken mümkün olmayıp açılan itirazın iptali davasının reddine ayrıca davacı bankanın kötüniyetle davrandığı hususları ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatı talebinin de reddine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefaletten vazgeçme, feragat ve kefaletin sona ermesinin TBK 598 maddesi gereğince belirlendiğini, davalı tarafından kefaletin sona erdiğine ilişkin bildirim ve beyanda bulunulmadığını,Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında sona ermeyen kefil hakkında davacı bankanın tüm hukuki yollarını kullanarak, icra takibi başlattığını, davaya konu Genel Kredi Sözleşmesinin 3.5.2.5 de kefaleti sona erdirme sebeplerinin sayıldığını, iş bu kefaletin süresiz olduğunu bildirdiğini,  krediye ilişkin imzalanan Genel Kredi Sözleşmesinin süresiz olması sebebi ile kefaletin devam etmekte olduğunu, 2014 yılında imzalanmış olan Genel Kredi Sözleşmesinin süresiz kefaleti içerdiğini, Yargıtayın, banka kredilerinin cari hesap şeklinde işlendiği, değişkenlik olduğunu, birden fazla kredi sözleşmesi olsa dahi, kefaletin devam ettiği şeklinde karar vermiş olmasına rağmen mahkemece kefilin imzaladığı sözleşme kapsamında olmayarak, yeni kurulan sözleşme sebebi ile sorumlu olmadığına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, davalı ve dava dışı şirket ile davacı banka arasında cari hesap şeklinde işleyen bir kredi ilişki kurulduğunu, davalı tarafın icra takibini haricen öğrendiklerini beyan ederek itirazda bulunduklarını, icra takibi dosyasında borçlulara tebliğe çıkan tebligat zarfında tüm dayanak evrakların eklendiğinin açık olduğunu, davalıların icra tabine dayanak evrakların tebliğ ekinde bulunmadığını beyan ettiklerini, ancak evrakın ekinde evrak olduğu icra dairesinde kanıtlandığını, icra dosyasında takip dayanağı olarak sunulan davalı yanca imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi örneğinin olmadığını ileri sürmelerinin kabul edilemez olduğunu, dosyaya evrak sunulmadan ihtiyati haciz kararı alınmayacağı gibi icra takibinde borçlulara ödeme emri tebliğinde eklenerek ilgililere tebliğe çıkartıldığını, ilk derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde tüm yönüyle bozularak ortadan kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine yükletilmesine  karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın kötü niyetli olarak davaya konu icra takibini başlatması sebebiyle kötü niyet tazminatı taleplerinin reddi kararının hukuki dayanağı olmadığını, davacının davalı tarafı haksız ve mesnetsiz olarak zarara uğrattığını,  davacı bankanın mahkemeyi yanıltmak amacıyla, huzurdaki davayı ikame ettiğini, davalının imzası bulunmayan bir kredi sözleşmesi dolayısıyla haksız ve kötüniyetli olarak icra takibi başlattığından dolayı davacı bankanın alacağın %20 sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini,. davacı tarafın istinaf dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususların hiçbir surette hukuki dayanağı bulunmadığını, davalının asıl borçlu şirketin yeni kredilerden \"kefil olarak\" sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, kefil olarak sorumlu olmadığının hüküm altına alındığını ve işbu kararın usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı tarafın istinaf dilekçesinde iddia ettiği üzere davalı ... kefil olarak sorumluluğunun devam ettiğine ilişkin iddialarının mesnetsiz ve hukuka aykırı olduğunu beyanla, davacı tarafın alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf uhdesine bırakılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, genel  kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan  ilamsız icra takibine kefil borçlunun  itirazının iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, davalı vekilince kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği,  davacı vekilince de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; takip konusu kredinin hangi kredi sözleşmesine dayanarak kullandırıldığı, davalının imzasını taşımayan sözleşme kapsamında kullandırılan krediden davalının sorumlu tutulup tululamayacağı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu ve diğer borçlular  ...ve ...A.Ş. hakkında, ... sayılı takip dosyası ile; ödeme emrinde\" 253.035,28 TL rotatif vade tarihi  13/08/2018, 85.000,00 TL rotatif vade tarihi 13/08/2018, 60.000,00 TL rotatif vade tarihi 13/08/2018, 661,80TL masraf vade tarihi 13/08/2018\" borcun sebebi gösterilerek\" ferileriyle birlikte 409.689,40 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatılmış, takip talebine davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... ve ... Şti. Arasında tanzim edilen 4.000.000 TL limitli 22/03/2017 tanzim tarihli Genel kredi sözleşmesi ile aynı taraflar arasında tanzim edilen 02/05/2014 tarihli 1.500.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin 1. ve son sayfa fotokopileri ile kat ihtarı fotokopisinin eklendiği, davalının itirazı üzerine takip davalı yönünden  durmuş ve eldeki itirazın iptali davası açılmıştır.İcra takip dosyasına sunulan genel kredi sözleşmelerinden 22/03/2017 tarihli sözleşmede davalının kefaletinin bulunmadığı, 2014 tarihli sözleşmede ise müteselsil kefaletinin bulunduğu görülmektedir. Davalının 12 haziran 2015 tarihli Türkiye Ticaret Sicili gazetesindeki ilana göre asıl borçlu şirketteki paylarının tamamını diğer ortağa devrederek şirket ortaklığının sonlandığı, bu tarihten sonra asıl borçlu şirket ile davacı banka arasında bu sefer davalının  kefaletinin bulunmadığı  22/03/2017 tanzim tarihli Genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, takibe konu rotatif kredilerin yeni sözleşme imzalandıktan ve yürürlüğe girdikten sonra 27/04/2018, 08/03/2018 ve 09/03/2018 tarihinde kullandırıldığı sabittir.Takibe  konu kredi alacaklarının 2014  tarihli sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden devreden herhangi bir borç bulunmadığı da  belirlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 599/1. Maddesinde, gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefilin alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebileceği düzenlenmiştir. Buna göre borç doğduktan sonra kefaletten dönülmesi mümkün değildir. Anılan Kanun maddesinde kredi borçlusu şirketin hissesinin devredilmesi kefaletten dönme sebepleri arasında sayılmamıştır. Bu haliyle davalının kefili olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç bulunması halinde sorumlu olacağı anlaşılmaktadır.Davalının kefalet imzasını taşıyan Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan borcun bir noktada ödenmiş olması davalı kefilin, kefalet sorumluluğunu; daha sonra aynı sözleşmeye dayalı olarak kullandırılan krediler yönünden sona erdirmez ise de, banka tarafından yeni bir sözleşme düzenlenerek kredi kullandırılması halinde  şayet yeni sözleşmede ilk sözlemeye kefalet eden kefilin imzası bulunmaz ve ilk sözleşmede yeni imzalanan sözleşmeye atıfta bulunulmaz ise, bu yeni kullandırılan krediden dolayı borcu ödenerek kapatılan ilk sözleşmeye kefalet eden davalının sorumluluğundan söz edilemez.Uyuşmazlık konusu alacağın davalının kefaletinin bulunmadığı 22/03/2017 tarihli 4,.000.000,00 TL limitli Genel Kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklandığı sabittir. Davacı tarafça kredinin önceki tarihili sözleşmelere dayanılarak kullandırıldığı iddia edilse de bu konuda dosyaya ibraz edilmiş bir delil bulunmamaktadır.Yine taraflar arasındaki ilişkinin seyri, aslı borçlu ile banka arasında yeni bir kredi sözleşmesi yapılması, takibe konu kredilerin bu sözleşme tarihinden sonra  kullandırılmış olması, gibi hususlar dikkate alındığında davacının bu iddialarına itibar edilmeyerek davanın reddine karar verilmemesinde bir isabetsizlik yoktur.Davacının takibinde haksız olmasına rağmen kötü niyeti ispat edilmediği anlaşılmakla kötü niyet tazminatına  hükmedilmemiş olmasında da bir isabetsizlik bulunmadığından davalı istinaf istemi de yerinde değildir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun  ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı  ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,1‬0 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,1‬0 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davacı ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 06/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7fe89161d5495ef9","SID":"096744182e1168d8"}}