{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/2000 <br>KARAR NO:2025/353<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:06/07/2021<br>NUMARASI:2020/214 E. -  2021/526 K. <br>DAVANIN KONUSU:Ortaklığın Tespiti <br>Taraflar arasındaki ortaklığın tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalılar ... ve davalı şirket  vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı 18.02.2008 tarihinde limited şirket olarak kurulduğunu, daha sonra anonim şirkete dönüştürüldüğünü, şirketin sermayesinin paya bağlandığını ve nama yazılı olduğunu ve ilmühaber şeklinde bastırıldığını, 26.12.2016 tarihli genel kurulu ile sermayenin 200.000 TL artırılarak şirketin iç kaynaklarından karşılandığını, sermayenin her biri 25 TL değerinde 12.000 adet paydan oluşan 300.000 TL'ye çıkarıldığını ve bu payların da nama yazılı olduğunu, şirket paylarının %50'sinin ...’ye diğer yarısının ise davalı ...’ya ait olduğunu, şirket yönetiminin her iki ortakça müştereken yapıldığını, müvekkilinin davalı ...‘in paylarını 17.10.2017 tarihli devir  sözleşmesi ve cirolanmış ilmühaberlerin zilyetliğini almak suretiyle devraldığı,  müvekkiline devir edilen payların bu kez diğer davalı ... tarafından 18.11.2017 tarihli hisse devri sözleşmesi ile alındığını, 25.11.2017 tarihli olağanüstü genel kurulunda ...'nin paylarının diğer davalıya devrettiğini, davalı ...’nın tüm şirket paylarına malik olduğu ve 14.12.2017 tarihli olağan genel kurulu toplantısında şirketin tek yöneticisi olarak seçildiğini, oysa şirketin  %50 payının 17.10.2017 tarihli temlik beyannamesi gereğince dacıya ait olduğunu, TTK'nın 486/2 ve 490/2.maddesi uyarınca pay devrinin ancak nama yazılı senetlerin veya ilmühaberlerin zilyetliğinin devir alana geçmesi ile geçerli olacağını, kaldı ki davalılar arasında düzenlenen 18.11.2017 tarihli hisse devir sözleşmesinde de, ilmühaberlerin zilyetliğinin devri ile sözleşmenin geçerli olacağının düzenlendiğini, pay senetlerini devir almayan davalının paylara malik olmadığını ve müvekkilnin, şirket paylarının %50'sine sahip olduğunu, bu nedenle şirketin yönetiminin belirlenmesinde davalı ... ile eşit oy hakkına sahip olduğunu, müvekkiline ait payların davalı adına tescili ile bu davalının ticaret sicilinde tek pay sahibi olarak görüldüğünü, müvekkiline ait payların haksız şekilde ... adına tescil edildiğinden şirketin bu davalı tarafından haksız şagil sıfatıyla yönetildiğini, bu yöneticinin şirketi temsil edemediğini ve şirketin tek taşınmazının haciz tehdidiyle satılmasının gündeme geldiğini, ilmühaber ve sözleşme ile payları devir alan müvekkilinin payların gerçek sahibi olduğunu, iktisabının TTK'nın 486 ve 490.maddesine uygun olması nedeniyle korunması gerektiğini ileri sürerek, müvekkilinin ortaklığına kadar şirketin mal varlığının ve taşınmazlarının ihtiyati tedbir yoluyla korunmasına,  TTK'nın 235 gereğince davalı ...’nın temsil ve ilzam yetkisinin tamamen kaldırılması ve yönetim kayyumu atanmasını, davaya konu hisseler üzerine tedbir konulmasına, ilmühaberlerin ihtiyati tedbire teminat olarak kabul edilmesine, nama yazılı ilmühaberlere bağlı olan her biri 25 TL değerinde 6.000 adet paydan oluşan 150.000 TL değerindeki payların müvekkiline aidiyetinin tespitine ve davalı şirketin pay defterlerine tescil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili, savunmasında özetle; davaya konu yapılan payları 17.10.2017 tarihli devir ve temlik beyannamesi ile davacıya devrettiğini, devir sırasında ilmühaberleri davacı adına ciroladığını, ilmühaberlerin zilyetliğini de davacıya devrettiğini, payların tescilinin şirket yetkilisi ... tarafından yapılması gerektiğinden, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davacıya 17.10.2017 tarihinde devrettiği payları 18.11.2017 tarihli hisse devir sözleşmesi ile davalı ...'ya devrettiğini, ancak bu sözleşmenin şartlı olduğunu, ...'nın, davacının şirkete ortak olmasını istemediğini, kendisinin de davalıya, davacı ile anlaşmasını tavsiye etitğini, davacı ile ...'nın anlaşma ihtimaline binaen 18.11.2017 tarihli pay devrine ilişkin şarta bağlı sözleşmenin düzenlendiğini, davalının, davacı ile pay devri konusunda anlaşamaması nedeniyle devir sözleşmesinin yerine getirilmediğini, davacının tescil taleplerini olumsuz karşılık verdiğini, davacının %50 payını imza yetkisini kullanarak kendi adın tescil ettirdiğini, davalı ...’nın bu süreçte şirketteki tek başına temsil ve ilzam yetkisini kötüye kullandığını ve şirket defterlerini imha ettiğini savunarak, davanın müvekkili yönünden reddini istemiştir.Davalı ... ve ... AŞ vekili, savunmasında özetle; TTK’ya göre pay sahipliği sıfatının şirkete karşı ileri sürülebilmesi için pay devrinin şirkete bildirmesi ve pay defterlerine işlenmesi gerektiğini, davacının 17.10.2017 tarihinde devraldığını iddia ettiği payların, pay defterlerine kaydı için şirkete başvurmadığını, şirkete başvurulmadan şirktin devre onay verip vermeyeceğinin ya da payları gerçek değeriyle almayı önerme hakkını kullanıp kullanmayacağının belli olmadığından davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını ve dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, pay defterlerine hükmen tescil talebinin, şirket iradesinin yerine geçen eda hükmü niteliğinde olduğunu, bu nedenle davanın eda davası olarak nitelendirilmesi gerektiğini,  sözlemede pay bedelinin 1.100,000 USD olarak yazılması nedeniyle bu miktar üzerinden harç ikmali gerektiğini, dava konusu payların davacıya ait olduğunun iddia edildiğini, oysa davanın açılmasından 10 gün öncesine kadar davacı ve oğlunun bu payları müvekkilinden satın almaya çalıştığını, müvekkilinin, davalı şirketin paylarının tamamın maliki olduğunun 26.12.2017 tarihli sicil gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, davacının oğlunun 20.10.2019 tarihinde şirket muhasebecisine gönderdiği teklif ile payları satın almak istediğini, 2017 yılından beri davacıya ait olduğu iddia edilen payların 2019  ve 2020 yıllarında hazırlanan sözleşme taslakları ile satın alınmak istenmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacının oğluna 21.11.2019 tarihinde planlanan devir işleminin anlaşma sağlanamadığından gerçekleştirilmediğini, 17.10.2017 tarihli temlik beyannamesinde yer alan ifadelerin doğru olmadığın ve geçerli bir pay devrinin bulunmadığını, davacının bu tarihte dava konusu payları satın alacak mali gücünü bulunmadığını, ...'nın davacıyla ortak olmak istemediğini savunarak, öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, aksi halde 1.000.000 USD üzerinden eksik harcın tamamlanarak eda davasının esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"... İddia, savunma, dosya içeriği deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre; davalı şirket tarafından alınan yönetim kurulu kararı ile 300.000,00-TL sermayeli şirket için nama yazılı    senetlerin yerine geçmek üzere nama yazılı geçici ilmühaber çıkarıldığı, davalılardan ...'nin  şirketin 150.000,00-TL nominal değerli 6.000 adet payına sahip olduğu, bu payların da nama yazılı hisse senedi yerine geçmek üzere çıkartılan nama yazılı geçici ilmuhaberlere bağlanmış olduğu, davalı ...'nin davalı şirkette bulunan ve nama yazılı geçici ilmuhaberlere bağlanmış hisselerinin tamamını davacı ...' a devrettiği, dosya içerisinde buna ilişkin 17.10.2017 tarihli devir ve ferağ beyannamesinin bulunduğu, ayrıca davalı ... tarafından namaz yazılı geçici ilmuhaberlerin tamamaının ciro ve zilyetliğin devri yolu ile ...'a devredildiği, ilmuhaber asıllarının davacı tarafından mahkememiz kasasına sunulduğu tespit olunmuştur. <br>Dosya kapsamında bulunan 18/11/2017 tarihli devir ve ferağ beyannamesi incelendiğinde ise,  ...'nin 17/10/2017 tarihli beyannameye de konu ettiği  mezkur 6.000 adet payını bu kez ...'ya devrettiğine dair belgenin davalılarca imzalandığı anlaşılmıştır.Davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde, her iki devir ve ferağ beyannamesinin imzalandığı tarih itibariyle, davalılar ... ve ...'nin şirkete %50 oranında ortak oldukları, yine şirketi müşterek imzaları  temsil yetkilerinin bulunduğu,; dava tarihi itibariyle davalı ...'nın şirketin tek ortağı ve yetkilisi olarak göründüğü tespit olunmuştur.Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/311 Esas 2018/335 karar sayılı dosyası kapsamından; davalı şirket tarafından, genel kurul toplantı ve müzakere defterinin ortaklar pay defterinin ve 30/01/2018 tarih ve ... yevmiye ile tasdik olunmuş yönetim kurulu karar defterinin şirket merkezinde olmadığının kaybolmuş olduğunun tespit edildiğinden bahisle  zayii belgesi verilmesinin talep edildiği, mahkemece talebin reddedildiği, kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. 6102 Sayılı TTK'nun anonim şirketlerde; pay senedi bastırılması başlıklı 486 maddesinin 2 fıkrasına göre;  pay senedi bastırılıncaya kadar ilmühaber çıkarılabilir. ilmühaberlere kıyas yoluyla nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır. Aynı kanunun,  'nama yazılı payların ve pay senetlerinin devrinde ilke' başlıklı 490. maddesinin 1. fıkrası; kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı payların herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebileceklerini, 2. fıkrası;  hukuki işlemle devrin, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılacağını düzenlemiştir.Bu düzenlemelere göre; yönetim kurulu kararıyla çıkarılmasına karar verilen pay senetleri çıkartılıncaya dek geçici ilmuhaber basılabilir.Bu geçici ilmuhaberlere nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler uygulanır.Nama yazılı pay senetlerinin hukuki işlemle devri, ciro ve zilyetliğin devri ile mümkündür. Bu hükme tabi geçici ilmuhaberlerin devrinin geçerliliği de, ciro ve zilyetliğin devri unsurlarının birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.Mahkememizce geçici ilmuhaber asılları incelenmiş, ...'ye ait 6.000 paya tekabül eden geçici ilmuhaberlerin ... tarafından cirolanarak davacıya teslim edildiği anlaşılmıştır. TTK'nun 490/1 ve 2 fıkraları uyarınca nama yazılı geçici ilmuhaberlerin ciro ve teslim yolu ile devri yeterli ve geçerlidir. Dosya kapsamına alınan sicil kayıtlarından şirket ana sözleşmesinde payların ancak şirket onayı ile devredilebileceğine dair bir kısıtlama bulunmadığı, diğer deyişle dava konusu nama yazılı ilmuhaberlerin bağlı olmadıkları anlaşılmış, yine şirket ana sözleşmesinde, şirket sermayesinin tamamının tür değiştirme önce ... şirketinin ödenmiş sermayesinden  karşılandığının yazılı olduğu, bilirkişi raporunda da aksi bir hüküm bulunmadığı, şu halde pay devrine kanuni bir engelin de mevcut olmadığı tespit edilmiştir.Yukarıda yapılan saptamalar karşısında, Davacının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı beheri 25,00-TL itibari kıymetle 12.000 adet paya ayrılmış,  300.000,00-TL sermayeli  davalı şirkette 6.000 adet payın sahibi ve şirketin ortağı  olduğunun tespitine, pay sahipliğinin şirket pay defterine kaydına karar vermek gerekmiştir. Eldeki davada, davacının talebi nama yazılı geçici ilmuhaberlere dayalı olarak davalı şirkete %50 oranında ortak olduğunun tespitine yöneliktir. Bu talep bakımından husumetin şirkete yöneltilmesi yeteli olup, davalı şirket temsilcisi ... ve hisselerini devreden ...'nin pasif husumetleri bulunmamaktadır. İzah edilen gerekçelerle bu davalılar yönünden davanın pasif husumet yokluğu...\" gerekçesiyle, davalı ...ne yönelik davanın kabulü ile davacının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı beheri 25,00-TL itibari kıymetle 12.000 adet paya ayrılmış, 300.000,00 TL sermayeli ...'nde 6.000 adet payın sahibi ve şirketin ortağı  olduğunun tespitine, pay sahipliğinin şirket pay defterine kaydına, davalılar ... ve ...'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalılar ... ve ... AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; TTK'nın 493. maddesi uyarınca devir onayı için şirkete başvuru ön şartının yerine getirilmediğini, özel dava şartının yerine getirilmemesi nedeniyle öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, anılan maddenin 3.fıkrasında şirkete pay devrini onaylamak için süre verilmesinin bu görüşü doğruladığını, TTK'nın pay defterine kayıt esaslarını düzenleyen 499.maddesinde ise kayıt için payı devir alanın adı soyadı unvanı gibi bilgelerin kaydedilmesi gerektiğinin belirtildiğini, TTK'nın 498. maddesinin gerekçesindeki, talebin şekle bağlı olmadığına ilişkin ifadelerin de devir için başvuru zorunluluğu getirdiğini, açıklamaların şirketin devre onay vermesinin devralan yönünden taşıdığı önem nedeniyle, payların devralınması sonrası kayıt ve tescil için, şirkete devre onay başvurusu yapılmasının yasal zorunluluk olduğunu gösterdiğini, onay sürecinin başlamasına ilişkin TTK'nın 493 ve 498. madde gerekçelerinde yazılı başvurudan söz edildiğini, başvuruya sözleşmenin eklenmemesinin emsal bir Yargıtay kararında devrin tescilinden kaçınmak için haklı sebep sayıldığını, buna rağmen davacının 17.10.2017 tarihinde devraldığını iddia ettiği payların, pay defterine kaydı için 17.03.2020 tarihinde açılana kadar müvekkili şirkete bildirerek başvurmadığını, başvuru halinde şirketin onay verebileceğini, veya gerçek değeriyle kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceğini, kabul halinde davaya gerek kalmayacağını, ayrıca payların rayiç değeri ile alınmasının teklifi ile dava açılmasının önlenebileceğini, devir sonrasında ve davadan önce devrin şirkete bildirildiğine ilişkin kanıt sunulmadığını, bu beyanlara ilişkin savunmada ise müvekkili ...'dan hisse alımı amacıyla gönderdiği sözleşme taslaklarının, ...'den pay devraldığına dair başvuru evrakı olduğunu iddia ettiğini, içerik olarak onay talebi içermeyen, tarafları dahi farklı olan bu yazışmaların, bir an için davacının iddia ettiği gibi onay talebi olarak kabul edilse dahi, TTK 494/3 maddesine ilişkin açıklamalarda belirtildiği üzere üç aylık onay süresi geçmeden açılan davanın erken açıldığı gerekçesiyle reddi gerektiğini,Hukuki yararın tespiti için 06.10.2020 tarihli oturumun 5. maddesinde, davacı vekilinin geçici ilmühaberlere dayalı olarak pay senetlerin deftere kaydı ve sicile tescili için başvuruda bulunup bulunmadığını açıklamak ve buna ilişkin delillerini sunmak üzere bir aylık kesin süre verildiğini, ancak dava öncesinde devre onay için şirkete başvuru yaptığını gösterir herhangi bir yazılı belge sunmadığını, mahkemece ara kararının gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, başvuru eksikliğini gizlemek için davada sahibi olduğunu iddia ettiği hisseleri müvekkil ...’dan satın almak için önce oğlu ..., sonra şahsı adına yaptıkları pazarlık görüşmeleri sırasında müvekkil ...’a iletilmek üzere whatsapp üzerinden şirket muhasebecisine ilettikleri taslak belgelerin, esasen ...’den 2017 yılında hisseleri devraldığını gösteren ve pay defterine kayıt talebini içeren evraklar olduğunu iddia ettiğini, ancak bu belgelerin içerik, tarih ve gönderinin muhatabı itibariyle devre onay başvurusu niteliği bulunmadığını, mahkemenin ara kararına rağmen bu eksikliği gerekçeli kararda dahi tartışmadığını,İlk derece mahkemesince, payların ...'den...'a devri sonrası şirketin tek ortaklı hale gelerek toplantı yapması ve müvekkilinin tek yönetici seçilmesine ilişkin işlemlere, büyük bedelle şirketin %50 payını alan davacının itiraz ederek hukuki koruma istememesine ilişkin itirazın, payların gerçekten davalı ...'den alınmadığını ve davadan kısa süre önce davacının eline geçtiğine ilişkin itirazın, sunulan uzman görüşündeki çelişkilere ilişkin itirazın, devirden sonra yaklaşık 2.5 yıl şirkete başvurulmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna ilişkin itirazın, müvekkili ...'ın hukuka uygun şekilde teslimsiz devir yoluyla sahip olduğu payların, eski paydaş ...'den hukuka aykırı şekilde ele geçiren davacının, müvekkilinin kazanımının dürüstlük ilkesine aykırı olduğunun savunulmasına yönelik itirazın, hisselerin gerçek değerlerinin belirlenmesine ilişkin itirazın değerlendirilmeden şekli bir yargılama ile karar verildiğini, Müvekkilin ...'ın şirketin %50 payını diğer davalıdan satın alarak tek paydaş olduğunu, bu durumun tescil ve ilan edildiğini, ilanın üçüncü kişiler yönünden bağlayıcı olduğunu, devir sonrası yapılan 25.11.2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ... ve diğer davalı ...'nin katıldığını, yönetim kurulu toplantısına da ikisinin kalarak, pay devrinin tescil edildiğini,  devir eden ve devir alanın bu tarihten sonra alınan yönetim ve genel kurul kararlarının iptalini istemediklerini, bu miktarda payın devir alıp uzun süre şirkete başvurulmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mahkemece davacı adına tescil edilmek istenen payların önce davacının, daha sonra ise davacının oğlunun satın almak istediğini, ancak anlaşma sağlanmaması nedeniyle devrin yapılmadığını, davacının bir süre sonra teklifte revize yaparak payların kendisine devrini istediğini, bu durumun da payların müvekkiline ait olduğunu gösterdiğini, sonradan da bu işlemlerin devrin bildirimine ilişkin olduğunu iddia edildiğini, davalı ...'in bir ay ara ile aynı payları iki farklı kişiye satmasının suç oluşturacağına ilişkin savunmaların değerlendirilmediğini, maddi gerçekler araştırılarak, davacının gerçekten payın sahibi olup olmadığının belirlenmeden karar verildiğini, davacının uzman görüşü için sunduğu belgeler ile dosyaya delil olarak sunulan belgelerin farklı olduğunu ve bu durumun HMK'nın 29. maddesindeki dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, anonim şirketin paylarının devrinin sözleşme ve ilmühaber devrine bağlanmasının şirketin içi barışı ve istikrarı, şirketin geleceğini tehdit eden, kişilik ve özellikleri ile ortaklığın mevcut durumunu olumsuz etkileyebilecek herkesin, dilediğince pay sahipleri arasına girmesine engel olunması amacına hizmet ettiğini, davadan 10 gün öncesine kadar payları satın almak isteyen davacının müvekkili ...’ın bedel ödeyerek ...’den satın aldığı payları temsil eden ilmühaberleri diğer davalı ...’le işbirliği yaparak illegal yollarla edinerek açtığı davanın kabul edilemeyeceğini, bu kadar uzun süre sonra dava açılmasının hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, payları devir alan davacının hangi sıfatla aynı payları müvekkilinden devir almak için pazarlık yaptığının açıklanması gerektiğini, payların müvekkiline ait olduğunu bilen davacının, dava konusu ettiği payları satın almak istediğini, şartlarda anlaşılmaması üzerine diğer davalı ile işbirliği içinde suç oluşturan eylemlerle payları almaya çalıştığını,Payların davacıya ait olduğuna ilişkin karar ile davalı ... hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesinin çelişkili olduğunu, davacının müvekkil ...'ın 18.11.2017 tarihinde, eski ortak ...'den satın aldığı %50 payın, kendisine ait olduğu iddiasıyla, bu payların kendisine aidiyetinin tespitini ve pay defterine tescilini talep ettiğini, davanın da payların malikine yöneltildiğini,...'ın paylarının istenmesi nedeniyle husumet itirazında bulunulmadığını, müvekkilinin payları alınıp davacıya verildiğine göre hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davalı ...'den usulüne uygun şekilde, ilmühaberlerin ciro ve teslim yoluyla payları devir aldığını, ancak şirketi temsil ve ilzama yetkili olan davalı ...'nın müvekkile ait payları usulsüz bir şekilde kendi adına kaydettirdiğini, bu nedenle payların aidiyetinin tespiti ve payların müvekkili adına pay defterine tescili talepli davanın şirketin yanı sıra payları devreden ... ve devraldığını iddia ederek payları kendi adına tescil ettiren ...'ya da yöneltildiğini, davanın sadece tescil olmayıp, aidiyetinin tespiti istemine ilişkin olduğunu, sadece pay defterine tescil şeklinde açılan davanın şirkete yöneltilmesinin yeterli olacağını, ancak burada aynı zamanda payların aidiyetinin tespitinin istenmesi nedeniyle payları usulsüz şekilde devir eden ve devir alanların da davalı olarak gösterildiklerini,Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin de  güncel bir kararında, pay tescili davasında devreden ve devralan olarak görünen şahıslara husumet yönetilmesi sonucunda bu davalılar yönünden pasif husumet yokluğundan ret kararını bozan Ankara BAM kararının onandığını, tüm davalılar yönünden kabul edilen davanın ise onandığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın diğer davalılar yönünden de kabulüne karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacının davalı şirkete ait %50 sermaye  payını davalı ...'den satın almasına ve payı  temsil eden ilmühaberlerin davacıya ciro edilmesine rağmen, aynı payların devir eden tarafından şirketin eşit paylı ortağı olan diğer davalıya devrinin geçersiz olması nedeniyle, davacının ortaklığının tespiti ile ortaklığın şirket kayıtlarına tescili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ile davalılar ... AŞ ile davalı ... vekilince ayrı ayrı, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin %50 payını 17.10.2017 tarihli pay devir sözleşmesi ile davalı ...'den satın alarak şirketin ortağı olduğunu, ancak aynı payın bu kez 18.11.2017 tarihli devir ve ferağ beyannamesi ile davalı 6.000 adet payını davalı ...'ya devrettiği belirtilerek, payların davacıya aidiyetinin tespiti ile tescili istenmiştir.Davalı ..., davacıya yapılan devri doğrulamış, aynı payların daha sonra davacı ile anlaşma şartına bağlı olarak davalı ...'a devir edildiğini savunmuştur.Davalı şirket ile davalı ... vekili ise TTK'nın 493 vd. maddelerine göre süresi içerisinde şirkete başvurulmaması nedeniyle dava şartının yerine getirilmediğini, belirtilen maddelerdeki düzenlemelerin şirkete başvuruyu zorunlu kıldığını, davacı ile davalı ... arasında gerçek bir pay devri bulunmadığını, davacı ve oğlunun davadan kısa süre öncesine kadar, dava konusu edilen müvekkiline ait payları satın almaya çalıştıklarını, davacı ve diğer davalının suç oluşturan eylemleri ile ilmuhaberlerin davacının eline geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.Davacı ile davalı ... arasında düzenlenen 17.12.2017 tarihli davalı şirketin pay senetlerinin devrine ilişkin sözleşmenin incelenmesinde, davalı ...'in, davalı şirkette sahip olduğu 150.000,00 TL nominal bedeli 6000 adet pay senedinin 1.100.000,00 USD karşılığı davacıya devredildiği ve alacağını aldığı kabul edilmiştir.Bu devir sözleşmesiyle birlikte şirketin çıkarmış olduğu, nama yazılı muvakkat ilmuhaberler de ciro edilerek davacıya teslim edilmiştir.Davalı ... bu kez aynı paylara ilişkin olarak davalı ... ile birlikte pay devir sözleşmesi düzenlemiş ve bu pay devir karşılığı da 1.100.000,00 USD aldığını kabul etmiştir.Davalı şirketin genel kurul toplantı ve müzakere defteri ile ortaklar pay defterlerinin zayi olduğu gerekçesiyle Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/311 Esas sayılı dosyasında açılan davanın reddine karar verildiği görülmüştür.Davacı tarafından dosyaya sunulan ve Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan 02.01.2020 tarihli uzman görüşünde, %50 payı temsil eden ihmuhaberlerin ciro yoluyla davacıya devir edilmesi ve devir sebebini belirleyen temlik sözleşmesi kapsamında şirket paylarının davacıya devredildiği ve bu payların şirket defterine kayıt edilmesi gerektiği, yapılan devirden sonra aynı payların bu kez davacıya devrine ilişkin işlemlerin geçersiz olduğu bildirilmiştir.Davalı ... tarafından davacıya yapılan pay devrinden sonra, aynı payların şirketin %50 ortağı olan davalı ...'ya yapılan pay devrinin her iki ortakça kabul edildiği ve davalı ...'ın şirketin tek ortağı ve yetkilisi olduğu, 25.11.2017 tarihinden sonra bu davalının şirketin tek ortağı olduğu anlaşılmıştır.Dairemizce incelenen şirketin sicil kaydında, davalı şirketin 22.02.2008 tarihli Sicil Gazetesi'nde limited şirket olarak kurulduğu, daha sonra 02.12.2015 tarihinde Bakırköy ... Noterliğinde düzenlenen 02.12.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı esas sözleşmesi ile aynı noterliğin ... yevmiye numaralı onaylı genel kurulu ile şirketin anonim şirket olarak faaliyet göstermeye başladığı anlaşılmıştır. Ana sözleşmenin 6. maddesinde, sermaye ve hisse senetlerini düzenlemiş olup, pay senetlerinin tamamının nama yazılı olacağı ve pay senetlerinin bir Türk lirası itibari değerin katları şekilde bastırılabileceği, sermayenin tamamı ödenmedikçe hamiline yazılı hisse senedi çıkarılamayacağı  kabul edilmiştir. Anılan karar uyarınca şirket sermayesini nama yazılı paylara bölündüğü ve bu  paylara ilişkin geçici ilmuhaberelerin çıkarılarak pay sahiplerine teslim edildiği görülmektedir. Şirket paylarının devri ile ilgili ana sözleşmede bir kısıtlama bulunmamaktadır.Anonim şirketin çıplak payları yazılı bir devir  sözleşmesi ile bir başka kişiye devredilebilir. Ancak payları temsil eden nama veya hamile yazılı pay senetleri düzenlenmesi halinde bu pay senetlerinin de TTK'nın 484 ve devamı maddelerinde yazılı usullerle devir edilmesi gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta düzenlenen pay senetleri nama yazılı olduğundan, pay devrinin yazılı temlik sözleşmesinin yanı sıra nama yazılı pay senetlerinin de ciro ile teslimi gerekmektedir.TTK'nın 490.maddesinde; \" Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir.\" düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre nama yazılı paylar ana sözleşmede bir kısıtlama bulunmadığı takdirde devredilebilir. Yukarıda belirtildiği üzere davalı şirketin ana sözleşmesinde de herhangi bir devir şekli veya yasağı öngörülmemiş tamamen TTK'daki düzenlemelere atıfta bulunulmuştur. Yasada devirin serbest olduğuna ilişkin kural konduktan sonra devam eden 491 vd. maddelerinde devrin sınırlandırılması düzenlenmiştir. Yasanın düzenleme şekline göre \"D) Devrin sınırlandırılması\" başlığı altında I-Kanuni sınırlama başlığında 491.madde, II-Esas sözleşme ile sınırlama başlığı altında 1.ilkeler kenar başlığıyla 492.madde, 2.Borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar üst başlığı altında, a) Ret sebepleri başlığı altında 493.madde, b) Hükümleri kenar başlığı altında 494. madde düzenlenmiştir.Devam eden 495, 496, 497 ve 498 maddesi borsaya kote edilmiş nama yazılı paylara ilişkindir. 499. madde ise pay defterine yapılacak kaydın şekline ilişkindir. İstinaf başvurusunda bir bütün olarak bu maddelerin, dava öncesi şirkete başvuruyu zorunlu kıldığı savunulmuştur. Ancak yasadaki düzenleme dikkate alındığında, değinilen 493 vd.maddelerinin uygulanabilmesi için anonim ortaklığın esas sözleşmesinde bir hüküm bulunması şartına bağlıdır.Nitekim borsaya kote olmayan nama yazılı paylarla ilgili olarak TTK'nın bağlama sistemine getirdiği yeniliklerden birinin de anonim ortaklığın kendi menfaatini ve istikrarını korumak amacıyla, hakimiyetin el değiştirilmemesi veya tartışılır hâle gelmemesi için, satımlarını uygun görmediği nama yazılı payların devrine engel olunabildiği öğretide kabul edilmiştir. Anonim ortaklık tarafından satın alma önerisinin yapılabilmesi için esas sözleşmede nama yazılı payların devrinin anonim ortaklığını onayına bağlı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmalıdır(Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku, İstanbul 2023, s. 155).Eldeki uyuşmazlıkta davalı şirketin ana sözleşmesinde bu yöne ilişkin bir düzenleme bulunmadığından TTK'nın 492 vd. maddelerine göre devrin sınırlandırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle TTK'nın 490. maddedeki genel kurala göre davacının sözleşme ve ciro ile edindiği temlik korunmalıdır. Davalı ...'nin kendi paylarını davacıya satıp, paya bağlı ilmuhaberleri ciro ile teslim ettikten sonra, şirkette payının kalmadığı açıktır. Bu davalının davacıya yaptığı devirden sonra payı kalmamasın rağmen, bu kez sanki sadece çıplak pay varmış gibi payını diğer davalıya devir etmesi, davalıyı bu paylar yönünden ortak hâline getirmeyecektir. Zira kimse sahip olmadığı şirket payını devir edemeyeceği gibi, senede bağlanmış payların, senetlerin devir edilmeksizin, davalıya devir edilmesinin hukuki bir sonucu bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin  05.04.2018 tarih ve 2016/8960 Esas, 2018/2472 Karar sayılı ilamında da bu husus belirtilerek, anonim şirket tarafından satın alma önerisinin yapılabilmesi için esas sözleşmede nama yazılı payların devrinin anonim şirketin onayına bağlı olduğuna dair bir hüküm bulunmalıdır.Bununla birlikte anonim şirket satın alma önerisi yaparken paya/paylara ödeyeceği bedeli açıklamalıdır.Yoksa sadece payları alacağını bildirmesi yeterli değildir. TTK'nin 493. maddesinin 5 ve 6 fıkralarında belirtilen tüm mekanizma ancak anonim şirket bedeli önermişse işleyebilir denilmiştir.Davalıların istinafının aksine, sunulan uzman görüşündeki değerlendirilen belgeler ile dava dilekçesine eklenen belgeler arasında esasa etki edebilecek bir çelişki bulunmamaktadır.Uzman görüşünde TTK hükümlerine göre yapılan her iki pay devir sözleşmesi incelenmiş ve davacıya yapılan devrin geçerli olduğu kabul edilmiştir.Diğer yandan, pay ilmuhaberlerinin davacının elinde olduğu ve dosyaya sunulduğu belirlenmiştir. Tedbir yargılaması sonucu verilen kararın istinafta incelenmesi sırasında Dairemizin 2020/2096  dosyasında da ilmuhaber aslının devir sözleşmesiyle birlikte bir kişide bulunmasına ilişkin sonuçlar değerlendirilmiştir.Davacının sözleşme ve ciro ile payı iktisap ettikten sonra, payın bu kez davalıya satılması ve davalının tek ortak olması karşısında davacı veya oğlunun davalı ile yapmış olduğu pay devrine ilişkin görüşmelerinin sözleşmeye ve devrin geçerliliğine bir etkisi bulunmamaktadır. Payı devreden ortak ...'nin davacıya devrettiği payları bu kez davalıya devretmesinin suç oluşturup oluşturmadığı bu yargılamanın konusu değildir. Sözleşme tarihi dikkate alındığında, davacının usulüne uygun sözleşme ve ciro ile payları devir aldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davalıların soyut olarak pay devrinin geçersizliğini iddia etmesinin hukuki bir dayanağı yoktur.İstinaf başvurusunun 6. sayfasının 3. maddesinde bir kısım davalı itirazlarının değerlendirilmediği ve delillerin toplanmadığı belirtilmiştir. Oysa ilk derece mahkemesince yasaya uygun şekilde tarafların hukuki dinlenilme hakkı hatırlatılmış ve sunulan deliller toplanmıştır. Sunulan deliler alınan bilirkişi raporuyla değerlendirilmiştir. Mahkemece uygulanması gereken yasa hükümleri doğru şekilde tespit edilerek değerlendirilmiştir. Davalıların sunduğu cevap dilekçesinde de taraflar arasında paylara ilişkin uzun süreli görüşmeler yapıldığının belirtilmiş olması, esasen şirkete başvurulduğunu göstermektedir.Bu nedenlerle davalıların vekilinin husumet dışındaki istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin husumete yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; dava dilekçesinde, davalı ...'den devir alınan payların bu kez usulsüz şekilde davalı ... tarafından kendi adına tescil edilmesi nedeniyle, bu payların davacıya ait olduğunun tespiti ile tescili talep edilmiştir. Görüldüğü gibi davacıya aidiyeti tespit edilen paylar ... adına kayıtlı olup, pay sahibinin davada yer alması zorunludur. Diğer yandan, diğer davalının da payı davacıya devir ettikten sonra davalı ...'ya  devir ettiği ve yargılama sırasında davalılar arasında yapılan bu ikinci devrin geçerliliğinin tartışılması gerektiğinden, bu kişiye yönelik de dava açılması yerindedir. Mahkemece davalı gerçek kişilere yönelik davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, olaya uygun olmayan şekilde gerçek kişilere yönelik davanın husumet bakımından reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş, davacı ve davalı ... vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün düzeltilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davalı ... AŞ ve ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine; davalı ... vekilinin husumete ilişkin istinaf başvurusunun ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının  kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davalılar ... AŞ vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı ... vekilinin husumete ilişkin istinaf başvurusunun ve davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının  düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın tüm davalılar bakımından kabulü ile davacının İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün... sicil numarasında kayıtlı her biri 25,00 TL itibari kıymetle 12.000 adet paya ayrılmış,  300.000,00 TL sermayeli davalı ...'nde 6.000 adet payın sahibi ve şirketin ortağı  olduğunun tespitine, pay sahipliğinin şirket pay defterine kaydına, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 85.273,65 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 21.318,41 TL harcın mahsubu ile bakiye 63.955,24 TL nispi karar ve ilam harcının davalılardan müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 76.491,67 TL nispi vekalet ücretinin  davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından ilk derece aşamasında sarf edilen ve ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı  toplam 9.390,35 TL yargılama gideri ile 21.318,41 TL ilk harç gideri olmak üzere toplam 30.708,76 TL yargılama giderinin  davalılardan  müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalılar tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 6-HMK'nın 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider ve delil avans bakiyelerinin, yatıran taraflara iadesine,7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davalı ... tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının,  karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince bu davalıya iadesine, c-Davacı tarafından sarf edilen 162,10 TL istinaf başvuru harç giderinin davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, d-Davalılar tarafından sarf edilen istinaf kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerlerinde bırakılmasına, 9-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 06.03.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8da0909cf1e46290","SID":"27a534984faea0a8"}}