{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/2274 Esas<br>KARAR NO: 2025/484 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2019/155 Esas -  2022/656 Karar <br>TARİH:  30/06/2022<br>DAVA: Alacak ve Tazminat (Şirket Yöneticisinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; \"Müvekkil ..., Dubai ticari ve Türkiye’de gayrimenkul yatırımları olan bir Suudi Arabistan vatandaşıdır. Diğer müvekkil ... ise, turizm firması sahibi olup, çoğunlukla Arap ülkelerinden müşterilerini Türkiye’ye getirmektedir. 2- 2017 yılı sonlarında müvekkilin Hatay Hemşeri Derneğinden ... adlı tanıdığı, ... adında bir hemşerilerinin gayrimenkul satışı ve yatırım aracılığı yaptığını, müvekkilin yabancı çevresi geniş olduğu için tanışmak istediğini söylemiştir. Müvekkil ... da bir hemşerisine yardımcı olacağı düşüncesiyle iyiniyetli olarak bu şahsa randevu vermiştir. Bir süre sonra davalı ... müvekkilin işyerine gelmiş ve portföyünde birçok yatırım projesi ve satılık gayrimenkuller bulunduğunu, iş ve bürokrasi çevrelerinde birçok üst düzey tanıdığının bulunduğunu söyleyerek, müvekkilden Türkiye’de yatırım yapmayı düşünen müşterilerini kendisine yönlendirmesini rica etmiştir. Müvekkil bu görüşmeden sonra 7-8 müşterisini davalıya yönlendirmiş ise de bir türlü davalının vaat ettiği işler gerçekleşmemiştir. Zaman içerisinde müvekkilin iş yerine gidip gelmeye başlayan davalı, Ekim 2018 ayında müvekkile gelerek ... projesinin içinde bulunan ve ... gruba ait “...” adlı cafe restorandın satılık olduğunu, piyasa fiyatı iki buçuk milyon Amerikan dolarının üzerinde olmasına rağmen kendisinin “...”ın sahibi olan ... şirketinin sahibi ..., yönetim kurulu başkanı ... ve genel müdürü ... bey ile arkadaş olduğunu, kendisine piyasa fiyatının çok altında 1.250.000,00-USD+KDV şeklinde çok cazip bir fiyat verildiğini burayı müvekkil ve bulacağı bir ortak ile birlikte almayı teklif etmiştir. Müvekkil ... da bu teklifi diğer müvekkil ... açmıştır. Bay ... işletmeyi görmeden karar veremeyeceğini söyleyince davalı müvekkilleri ...’a göndererek işletmeyi görmelerini sağlamıştır. Ardından ofisinde bir toplantı düzenleyen ...; bu işletmenin %35 oranında karlılığının bulunduğunu ve “...”ın sahibi olan ... şirketinin sahibi ...’in arkadaşı olduğunu, eşi olan diğer davalı ...’ i tanıdığını, kendisine “... Hanım adına şirket kur, onun üzerine burayı al” diyerek eşinin adına kurulacak şirkete burayı satmayı vaat ettiğini anlatmıştır. Ziyaretten sonra taraflar bu işletmeyi satın almak üzere bir şirket kurmak, sermaye taahhüt paylarının %50 ..., %25 ..., %25 ... olması konusunda anlaşmışlardır. Bu anlaşma doğrultusunda ... İnşaat ve Ticaret A.Ş kurulmuş ve davalıların istek ve ısrarı üzerine ... tek başına imzaya yetkili yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir. (1. ek- ticaret sicil kayıtları) Şirket kuruluşunun öncesinde, davalı ..., bu projenin avansı 100.000USD(yüz bin Amerikan dolarının) kendisine ait olduğunu beyan ettiği ... Tic. A.Ş’ ye ödenmesini talep etmiştir. Müvekkil ... de iş bozulmasın diye davalının bildirdiği ... Tic. A.Ş hesabına bu parayı havale etmiştir.(2.ek- dekont) Yine davalı ..., işletmenin yeni kurulan ... İnşaat ve Ticaret A.Ş. adına alınacağı için peşinat gerektiğini bu nedenle ...’ nin devir bedelinin yarısını göndermesini istemiştir. Müvekkil bu talep üzerine de 20.11.2018 tarihinde ... Ticaret A.Ş’ nin hesabına 649.980,00-USD (altı yüz kırk dokuz bin dokuz yüz seksen Amerikan doları) göndermiştir. (3.ek- dekont) ... en kısa işletmeyi devralacağını kendisinden haber beklenmesini söylemiştir. Müvekkiller devir işlemlerinin tamamlanmasını, sözleşmelerin imzalanmasını beklerken, davalı ..., müvekkil ...’yı arayarak gönderilen paranın yetmediğini ...’ nin 250.000,00USD daha göndermesini talep etmiştir. Müvekkil Mustafa, işleri için Suudi Arabistan’da bulunduğunu dönünce konuyu müzakere edeceklerini söylemiş ise de davalı ısrarcı olmuş, bunun üzerine ... kendisine işletmenin devri ile ilgili olarak satıcılarla yapılmış bir ön protokol ve makbuz gönderilmesi şartıyla ancak 100- 150.000,00 USD gönderebileceğini söylemiştir. Ancak kendisinden yazılı sözleşme istenen davalı müvekkilleri oyalama yoluna gitmiştir. ..., parayı Dubai’deki hesaplarından gönderdiği için Dubai’deki bankanın paranın neye karşılık gönderildiğinin belgelenmesini istediğini, bu nedenle bir an önce sözleşme ve makbuzların kendisine ulaştırılmasını istemesine rağmen, davalı ... bir türlü tarafları sözleşme için bir araya getirmemiştir. Bunun üzerine müvekkiller boş yere oyalandıklarını, bu işten vaz geçtiklerini gönderilen paraların iade edilmesini talep etmişlerdir. Davalı ... bir miktar kaparo ödediklerini kendi hissesine düşen ödemeyi temin etmek için kredi başvurusu yaptığını, kredinin birkaç güne ödeneceğini krediyi alınca sözleşmeyi imzalayacağını ve yapacağı ödeme ile birlikte tüm makbuzları ulaştıracağını söylemiştir. Ancak aradan haftalar geçmesine rağmen sözleşmenin imzalanmaması üzerine bunun yeni bir oyalama taktiği olduğu anlaşılmıştır. Bu arada müvekkiller çevreden yaptıkları araştırmada, ...’daki ...’ın aylar önce başka şahıslara satılmış olduğunu öğrenince durumu davalı ...’tan sormuşlardır. Davalı “şirketin alt kademelerindekiler yöneticilerin bana verdikleri sözden haberleri olmadığı için bu satış olmuş, orasının yerine Ataköy’deki ...’ı alalım” diyerek müvekkillere teklifte bulunmuştur. Müvekkiller bir taraftan paralarını kurtarabilmek diğer taraftan da gerçekten iş yapabilmek, Dubai’deki bankanın ...’den paranın neye karşılık gönderildiğinin belgelenmesi isteğini karşılamak için bu teklife onay vermişlerdir. Davalı yine tutarsız sözlerle oyalama cihetine gidince müvekkiller ...’ın sahipleri ile kendileri doğrudan görüşmek istemişlerdir. Davalı ... önce paniklemiş, randevusuz görüşülemeyeceğini söylemiş, daha sonra da müvekkil ...’ya Whatsapp`tan elle yazılmış ve ödeyen kısmı kapalı bir makbuz resmi göndererek 1.180.000 TL kaparo ödedim siz görüşmeye giderseniz iş bozulur.” Diyerek müvekkilleri engellemiştir. (4. Ek davalının whatsapptan gönderdiği fotoğraf) ancak yine oylamalara girişince müvekkiller ...`ın sahipleri ile görüşme konusunda ısrarcı olmuşlardır. Bunun üzerine davalı ..., “o zaman ben bu ortaklıktan çekiliyorum, eşim de şirket ortaklığından ayrılacak, ben ... işletmesinin sizin adınıza başlattığım devir işlemlerini tamamlayacağım, sizin ödediğiniz paranın 220.000,00-USD’sini iş geliştirme ücreti olarak istiyorum” şeklinde mukabelede bulunmuş, müvekkiller de paralarını kurtarmak için davalıyla anlaşma yoluna gitmek istediklerinde, ... 185.000,00-USD’ın altına inmeyeceğini söylemiştir. Davalı ... istediği ücretin şahsına ait olduğunu kesinti oluşmaması için elden ödenmesini istediğini ve daha önce banka üzerinden ... Tic. A.Ş. adına gönderilen avansı iade edeceğini yine ... Tic. A.Ş. adına gönderilen paraların ise şirket hesaplarında bulunduğunu kendisine istediği ücretin ödenmesi halinde eşi diğer davalı ...`in şirket hisselerini iade edeceğini söyleyerek bu konuda bir protokol hazırlamıştır. Müvekkillerde davalının istediği şekilde protokol imzaladığı sırada elden kendisine 185.000,00- USD ödemişlerdir. Protokol her iki davalı ve müvekkiller tarafından imzalanmıştır. (5. Ek protokol) protokolün imzalanmasından sonra davalı ... de ... Turizm ve Tic. A.Ş. adına gönderilen 100.000,00 USD avansın karşılığı olarak 540.000 TL`yi müvekkil ...`nin hesabına iade etmiştir. Ödenen son paraya rağmen yine gelişme olmayınca müvekkiller, ...’ın sahiplerinden kendileri randevu alarak görüşmeye gitmişlerdir. ...’ın sahipleri kısa bir süre önce davalı ... ile bir ön görüşme yaptıklarını, davalının ...’ı kendi adına almak istediğini, 1.180.000 TL kaparo verdiğini sonrasında bakiyeyi ödemediğini, müvekkillerden hiç bahsetmediğini, müvekkilleri tanımadıklarını beyan etmişlerdir. Müvekkiller davalılarla yaşadıkları süreci anlatıp, davalı ...’ in burayı % franchise ücreti karşılığı ve kira sözleşmesi müvekkil şirket adına olacak şekilde müvekkiller adına aldığını, 1.180.000TL kaparoyu, kendilerinin adına verdiğini anlatınca ... sahiplerinden ... müvekkillere herkese verdikleri şartlarla franchise verebileceklerini ücretin %20 kira sözleşmesinin ise kendi şirketleri adına olacağını söylemiştir. Ortaya çıkan bu durum ve şartlar davalı ... Tarafından müvekkillere vaad edilenden çok farklı olunca da anlaşma sağlanamamıştır. Bu arada davalı ... kendi üzerine bulunan ... İnş. Ve Tic. A.Ş. hisselerini müvekkillere devrettikten sonra şirket hesaplarında yapılan incelemede şirket hesabında sadece 1.150.000 TL bulunduğu, müvekkil ...’ nin de 20.11.2018 tarihinde ... İnşaat ve Ticaret A.Ş.`nin hesabına gönderdiği 649.980,00- USD(altı yüz kırk dokuz bin dokuz yüz seksen Amerikan doları)`nın aynı gün davalı ...’ in vekalet verdiği kocası davalı ... tarafından, yine ...` in sahibi bulunduğu ... Turizm ve Tic. A.Ş hesaplarına aktarıldığı taraflar arasında yapılan protokolden sonra ise sadece 1.150.000TL’sinin iade edildiği kalanının davalıların uhdesinde kaldığı anlaşılmıştır. (6. ek dekontlar) Müvekkiller, durumu görüşmek için davalı ... ile görüşmek istemiş ise de bu şahıs görüşecek bir şeyinin bulunmadığını, kendisinin rahatsız edilmemesini, bakan, vali, emniyet yetkilisi gibi hatırlı tanıdıklarının bulunduğunu, kendilerini pişman edeceğini söyleyerek müvekkilleri terslemiştir. Davalıların müvekkiller aleyhine haksız olarak edindikleri meblağlar ve müvekkillerin maddi ve manevi zararları Davalı ..., şirket yetkilisi olarak ticaret nedeniyle sıyanetine bırakılan ... İnşaat ve Ticaret A.Ş.’nin hesabında bulunan 649.980,00-USD(altı yüz kırk dokuz bin dokuz yüz seksen Amerikan doları)’nı vekalet verdiği eşi diğer davalı ... aracılığıyla yine ...’ in sahibi bulunduğu ... Turizm ve Tic. A.Ş hesaplarına aktartmıştır. Bu paranın sadece 1.150.000 TL (217.000 USD)’sj sonradan şirkete iade edilmiş ise de 430.000,00 USD’ si davalıların uhdesinde kalmıştır? Bu bakiyeden ... için ödendiği söylenen 1.180.000TL(221.000USD) kaparonun müvekkillere iade edilmesi varsayımı ile indirim yapılsa dahi müvekkil şirkete ait 210.000,00-USD kayıp durumdadır?) ... sahipleri tarafından müvekkillere 1.180.000 TL iade edilmez ise ki -bugüne kadar iade edilememiştir- 440.000,00-USD’nin müvekkile şirkete ödenmesi gerekmektedir. Şirket kasasında bu para mevcut olmayıp, davalılar tarafından kendi uhdelerine aktarılmıştır. Davalı ... ve vekalet verdiği eşi diğer davalı ..., haksız eylem ile uhdelerine geçirdikleri şirkete ait bu meblağı TBK m. 49 ve 69 uyarınca iade etmek zorundadır. Ancak bu aşamada ... için ödendiği söylenen 1.180.000TL(225.000USD) kaparonun müvekkillere iade edilmesi varsayımı ile ödenmediği takdirde bu meblağı ayrıca talep etme hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 210.000,00-USD’nin davalılardan tahsilini talep etmekteyiz. Davalı ...`in önce ...l`daki ... adli işletmeyi devralmayı vaat ederek burasının gerçekte başka şahıslara devredildiğinin ortaya çıkması üzerine ...`ı müvekkiller adına almayı vaadederek iş geliştirme faaliyeti karşılığı olarak 185.000,00-USD almış ancak ...`ın sahipleri davalı ...`in ... kendi adına almak istediğini müvekkillerden hiç bahsetmediğini müvekkilleri tanımadıklarını beyan etmişlerdir. Böylede davalı ... müvekkilleri aldatarak 185.000,00-USD`lerini uhdesine geçirmiştir. Davalı ... bu parayı ... müvekkiller adına alma vaadi ile almış, ancak vaat ettiği işi yapmamıştır. Dolayısıyla haklı bir sebep olmaksızın müvekkiller aleyhine 185.000,00-USD zenginleşmiştir. Davalı \"..., bu parayı ...’ı müvekkiller adına alma vaadi ile almış, ancak vaat ettiği işi yapmamıştır. Dolayısıyla haklı bir sebep olmaksızın müvekkiller aleyhine 185.000,00-USD zenginleşmiştir. Dolayısıyla haksız ve hileli bir şekilde müvekkillerden alınan bu meblağın iadesini talep etmekteyiz. Davalı ... baştan beri gerçeğe aykırı bir şekilde kendisine önemli iş adamı proje satıcısı taşınmaz maliki olduğu izlenimi vererek gerçekte sahibi yetkili hatta ilgili dahi olmadığı ...’daki ... adli işletmeyi devralmayı vaat ederek müvekkilleri aylarca oyalamış, sonrasında aynı taktik ile ... için müvekkilleri aylarca oyalamıştır. Her iki müvekkil de işlerini güçlerini bırakmış davalının hayali vaatlerine kanarak devralacakları işletme için hazırlık yapmıştır. Özellikle müvekkil ... defalarca Türkiye’ye gelmiş, ulaşım ve konaklama masrafları yapmıştır. Yine müvekkil, davalının vaadi nedeniyle gönderdiği paraların başka iş ve yatırımlarda değerlendirilmesinden kaynaklanan gelirden mahrum kalmıştır. Müvekkiller güven, iyi niyet ve düşüncelerle, davalının her isteğini yerine getirmiş, ancak işin sonunda dolandırıldıkları ve güvenlerinin kötüye kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Keza müvekkil ..., Türkiye’ye yatırım olarak transfer ettiği paranın dolandırılması nedeniyle Dubai’de banka ve yetkili makamlar nezdinde itibar kaybına uğramıştır. Tüm bu nedenlerle müvekkillerden ...’ ın oluşan maddi zararı 50.000TL ve ...’nin oluşan ' zararı 200.000TL’nin üzerinde olup ileride hesaplandığında arttırılmak kaydıyla her bir müvekkil için ayrı ayrı şimdilik 1.000’erTL maddi tazminat talep etmekteyiz. İhtiyati Haciz Talebimiz, ..., şirket yetkilisi olarak ... İnşaat ve Ticaret A.Ş’ nin hesabında bulunan 649.980,00-USD (altı yüz kırk dokuz bin dokuz yüz seksen Amerikan doları)’nı vekalet verdiği eşi ... aracılığıyla yine ... ’in sahibi bulunduğu ... Turizm ve Tic. A.Ş hesaplarına aktartmıştır. Yine ... iş geliştirme ücreti adı altında müvekkillerden 185.000,00-USD almış ve bu vaat ettiği işi yapmamıştır. Davalıların kötü niyetli oldukları barizdir. Keza ..., kendi adına mal edinmemekte üzerindeki malları başkaları üzerine kaçırmaktadır. Davalıların eylemleri aynı zamanda TCK anlamında suç da oluşturmaktadır. Gerek verilen zararın büyüklüğü gerekse de dava açıldıktan sonra davalıların yapacakları kötü niyetli işlemlerle davayı sonuçsuz bırakmalarının söz konusu olması nedeniyle ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmekteyiz. Dava şartı olması ihtimaline binaen arabuluculuk başvurusu: 6325 Sayılı Kanun m. 11,15 ve 16 ve TTK m. 5/A uyarınca zorunlu dava şartı olma ihtimaline binaen dava açılmadan önce arabuluculuk başvurusu yapılmış ve davalı taraf davet edilmiş ise de davalı taraf gönderdiği vekili aracılığıyla anlaşmayacağını beyan etmiştir. İşin niteliği ve aciliyeti, alacak ve zararın büyüklüğü, gerekse de dava açıldıktan sonra davalıların yapacakları kötü niyetli işlemlerle dava sonunda verilecek hükmü  etkisiz bırakmalarının söz konusu olması nedeniyle ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı verilerek davalıların 2.162.000,00- TL alacağı karşılayacak menkul, gayrimenkul malları ile hak ve alacaklarının haczine, tedbirin işin niteliği gereği teminatsız olmasına, Harca esas olmak üzere dava tarihindeki MB dolar kuru 1USD=5.47 TL üzerinden 1.148.700,00 TL olarak hesaplanan 210.000,00 USD'nin fiili ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Parası karşılığının arabulucu başvurusu yapılan 21.02.2019 tarihinden itibaren hesaplanacak reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkili ... İnşaat ve Ticaret A.Ş'ye ödenmesine, harca esas olmak üzere dava tarihindeki MB dolar kuru 1USD = 5.47TL üzerinden 1.011.950,00-TL olarak hesaplanan 185.000,00-USD'nin fili ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Parası karşılığının arabulucu başvurusu yapılan 21.02.2019 tarihinden itibaren hesaplanacak reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkillerİ ... ve ... 'ye ödenmesine, HMK m. 107 uyarınca hesaplandığında arttırılmak kaydıyla her bir müvekkil için ayrı ayrı şimdilik 1.000'er TL maddi tazminatın arabulucu başvurusu yapılan 21.02.2019 tarihinden itibaren hesaplanacak reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiller ... ve ...'ya ödenmesine,  yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; \" Dava dilekçesinde son derece karmaşık bir şekilde ifade edilmiş olan hususlar ve ileri sürülen iddialar tamamıyla hukuki ve fiili gerçeklere aykırı olup davacıların müvekkillerimden herhangi bir alacakları bulunmadığından davanın reddi gerekmektedir. Şöyle ki: taraflar arasında akdedilmiş olan sulh ve ibra protokolü kapsamında davacıların tamamı müvekkillerimi bütün alacakları yönünden ibra etmişlerdir. Dilekçemiz ekinde sunulu olan ve davacılar ile davalı müvekkillerim arasında akdedilmiş olan 04.01.2019 tarihli \"SULH VE İBRA PROTOKOLÜ\" başlıklı belgenin 4. Maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere; dava dilekçelerinde iddia ettikleri maddi ve hukuki ilişkilerden kaynaklanan hususlara ilişkin olarak davacılar müvekkillerim ... ve ...'le sulh olduklarını ve hem asaleten, hem de vekaleten yürütmüş oldukları görevler nedeniyle müvekkillerimi ibra etiklerini, başkaca her hangi bir nam ve sıfatta kendilerinden talepleri olmayacağını kabul ve beyan etmişlerdir. (EK-1: Sulh ve İbra Protokolü) Davacılar da dava dilekçelerinde iş bu sulh ve ibra protokolüne delil olarak dayanmış olmakla, iş bu sözleşmenin hukuken geçerli bir sözleşme olduğunu ve sözleşmelerdeki imzaların da kendilerine ait olduğunu kabul etmiş bulunmaktadırlar. Malum olduğu üzere ibra sözleşmesi, tarafların aralarında mevcut olan bir borcu kısmen veya tamamen ortadan kaldırarak borçlunun borçtan kurtulmasına yönelik irade ortaya koydukları, iki taraflı bir hukuki işlemdir. İbra bir tasarruf işlemi olduğu için; mevcut borç ibra sözleşmesinin yapılmasıyla birlikte ortadan kalkar. Bu nedenle ve asla dava dilekçesi içeriğinde borcun sebebi olarak ileri sürülen, tamamen çarpıtılmış, asılsız iddiaları kabul etmek anlamına gelmemek kaydı ile ÖNCELİKLE 04.01.2019 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi göz önüne alınarak davacıların, tüm alacakları için müvekkillerimi ibra etmiş olmaları nedeniyle huzurdaki davayı açma hakları olmadığından dolayı haksız ve kötü niyetli davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz. Dava dilekçesindeki iddiaların büyük kısmı gerçeklere aykırı olup taraflar arasındaki maddi ve hukuki vakıalar aşağıda izah edeceğimiz şekilde gelişmiştir. Davacı ... ile davalı ... yaklaşık 3 yıldan beri tanışmakta olup bu süreç içerisinde davacı ... kendisinin Arap iş adamları ile bağlantılı olduğunu, bu kişilerin Türkiye'de yapmayı düşündükleri yatırımlar için kendisinin aracılık yaptığını, bazen ortak olarak kendisinin de yatırımlara iştirak ettiğini ifade ederek, çevresinin geniş olması nedeniyle müvekkilim ...'den uygun ve karlı bir projeden haberdar olması halinde kendisi ile irtibata geçmesini rica etmiştir. 2018 yılının sonlarına doğru ... ve ... \"...\" olarak bilinen cafe-restoran zincirlerinin birinde şirket müdürü olan arkadaşlarının vasıtasıyla, Franchising usulü ile zincire dahil bazı restoranların işletme hakkının devredileceğini öğrenmeleri üzerine ... bu durumu ... ile paylaşmıştır. ...' ın, ... adlı Suudi Arabistan vatandaşı olan bir kişinin konu ile ilgilendiğini söylemesi üzerine ilkin \"...\" restoranının işletme hakkının devralınması için ilgili kişilerle görüşmeler yapılmış, Franchising sözleşmesinin şartları üzerinde karşılıklı müzakereler yürütülmüş, müvekkil ... şahsi ilişkilerini de kullanarak olabilecek en uygun fiyat ve şartlarda Franchising alınması için çaba sarf etmiş ve nihayetinde 1.500.000,00 USD üzerinde mutabık kalınmıştır. Davacılardan ..., 1.500.000,00 USD lik franchising bedelinin ...'niye yüksek geldiğini, bu şartlarda ancak %50 oranında işletmeye ortak olarak yatırım yapabileceğini söylediğini, geri kalan %50 için kendisi ile birlikte bir ortak daha olur ise işletmeyi devralabileceklerini ifade ederek müvekkil ...'e ortaklık teklif etmiştir. Müvekkilim bu teklifi eşi ... ile paylaşmış ve neticede \"...\" ın, franchising usulü işletmeciliği için ...'nin %50, ...' ın %25 ve ...'in %25 hisse ile ortağı ve ...'in tek başına imza yetkilisi olduğu ... TURİZM İNŞ. VE TİC.A.Ş. unvanlı bir şirket 13.11.2018 tarihinde kurulmuştur. Şirket ortaklarından biri olan ... 1.500.000,00 USD `lik franchising bedeli için kendi %50 ortaklık payına tekabül eden 750.000,00 USD ye mahsuben önce 05.11.2018 tarihinde iki parçalı olarak 75.000 USD + 25.000 USD = 100.000,00 USD` yi banka yoluyla transfer etmiştir. 05.11.2018 tarihinde henüz ... A.Ş. nin resmi kuruluş işlemleri tamamlanmadığı ve haliyle şirket adına henüz bir banka hesabı da açılamadığı için bahse konu 100.000,00 USD ...'in yetkilisi olduğu dava dışı \"... TURİZM VE TİC.A.Ş.\" unvanlı başka bir şirket hesabına gönderilmiştir. Şartların gerekli kıldığı mecburiyet nedeniyle ... A.Ş. nin banka hesabına yapılan iş bu havalenin dava dilekçesinde, sanki dolanlı veya yasa dışı bir amaçla kasten yaptırılmış olduğuna dair imada bulunulmuş olması anlaşılır gibi değildir. Kuruluş işlemi tamamlanıp, şirket adına banka hesabı açılmasından sonra 20.11.2018 tarihinde ... bu kez 750.000 USD den geriye kalan 650.000,00 USD yi ... A.Ş. nin banka hesabına transfer etmiştir. (Yasal kesintiler nedeniyle 649.980 USD olarak hesaba geçmiştir) Müvekkil ... de, kendi %25 hissesine düşen tutarı (375.000,00 USD) hazır etmiş olmasına rağmen diğer ortak ... her seferinde başka bir bahane üreterek 375.000,00 USD yi toparlayıp getiremediği için \"...\" ın Franchising hakkı bu arada başka bir gruba verilmiştir. Davacı ... yüzünden \"...\" gibi kâr marjı, zincire dahil diğer restoranlara göre yüksek olan bir yatırımın kaçırılması nedeniyle müvekkil ... bu kez \"...\" ın franchising hakkının ... A.Ş. adına alınması için temaslarda bulunmaya başlamış ve adı geçen işletme için bu kez 1.100.000,00 USD franchising bedeli üzerinden şirket sahipleri ile mutabık kalınmıştır. Hatta ... yüzünden bu restoranı da kaçırmamak için ... tarafından gönderilmiş olan paranın içinden şirket yetkilisi ...'in talimat ve yetkilendirmesi ile 29.11.2018 tarihinde \"...\" ın şirket müdürüne elden 1.180.000,00 TL. kaparo ödemesi yapılmıştır. (EK -2-3: Kaparo ödemesine ait 29.11.2019 tarihli makbuz ve ... San. ve Tic. A.Ş. İstanbul Yalı Ataköy Şubesi yetkilisinin ... olduğunu gösteren İTO Bilgi Bankası çıktısı) Franchising sözleşmesi imzalanarak işlemin tamamlanması aşamasına gelinmiş olmasına rağmen ... yine 1.100.000,00 USD üzerinden kendi %25 payına düşen meblağı (275.000 USD) bir türlü toparlayıp getirmemiş, hatta büyük ortak ...' den gerçeğe aykırı bir şekilde müvekkillerimi bahane ederek ilaveten 100.000- 150.000 USD daha para istemiş olduğunu müvekkillerim öğrenmiştir. Zaman içerisinde ...' ın ...' den ...' ın franchising bedelinin ilk projeye göre 400.000,00 USD daha az bir bedelle 1.100.000,00 USD ye düştüğünü gizleyip, bu şahıs tarafından başlangıçta ödenmiş olan 750.000,00 USD nin içinden kendi payına düşen tutarın büyük kısmını kapatmayı amaçladığı da müvekkillerim tarafından anlaşılmıştır. Bu gelişmeler karşısında ...' a olan güveni iyiden iyiye sarsılan ve bu niyetteki bir insanla ortak iş yapılamayacağını anlayan müvekkil ..., ... A.Ş. deki ortaklıktan çıkmaya karar vermiş ve 04.01.2019 tarihinde imzalanan hisse devir sözleşmesi ile sahip olduğu %25 hisseyi ...'a 50.000,00 TL. üzerinden devretmiştir. İş bu hisse devir sözleşmesinin imzalandığı aynı gün bir araya gelmiş olan ..., ..., ... ve ... arasında, ... tarafından gönderilmiş olan 750.000,00 USD için aşağıda izah edilen çerçevede hesap görülerek ibralaşılmıştır. ... tarafından 05.11.2019 da dava dışı ... A.ş. Hesabına gönderilmiş olan 100.000,00 USD (25.000 +75.000) Bu tutara karşılık 04.01.2019 da, ibra sözleşmesinin imzalanmasının hemen öncesinde ...'nin şahsi banka hesabına 540.000,00 TL. gönderilmiş/iade edilmiştir. Bu durum davacıların da kabulünde olup esasen dava dilekçesinin netice-i talep kısmında 100.000,00 USD ye ilişkin olarak herhangi bir talep yer almamaktadır. (EK-4: Banka Dekontu) ... tarafından 20.11.2019 da ... A.ş.`nin banka hesabına ödenmiş olan 649.980,00 USD Bu tutara ilişkin olarak 1 USD = 5,12 TL olarak kabul edilmek suretiyle 649.908 USD = 3.327.528,00 TL. üzerinden hesap görülmesi hususunda taraflarca mutabık kalınmıştır. Bu çerçevede: 04.01.2019 tarihinde, ibra sözleşmesinin imzalanmasının hemen öncesinde davacılar tarafından da kabul edildiği üzere 1.150.000,00 TL. ... A.Ş. nin banka hesabına iade edilmiş olup iş bu tutar 3.327.528,00 TL`nin içinden düşülmüştür. 29.11.2018 de ...'ın franchising hakkı için kaparo olarak verilmiş olan 1.180.000,00 TL. de 3.327.528,00 TL. içinden düşürülmüştür. Ki ibra sözleşmesinin akdedildiği 04.01.2019 tarihinde ... için görüşmeler devam etmekte olduğu için ödenmiş olan kaparonun toplam tutardan indirilmesi gerektiği hususunda taraflar mutabık kalmışlardır. Esasen dava dilekçesinin neticesi talep kısmında davacıların bu tutara ilişkin bir iade talepleri de bulunamamaktadır. %25 hissenin devir bedeli olarak hisse devir sözleşmesi içeriğinde ...'e ödeneceği kararlaştırılmış olan 50.000,00 TL. ile ...'in \"...\" ve \"...\" ile ilgili iş geliştirme faaliyetleri nedeniyle kendisine ödenmesi gerektiğine karar verilen 185.000 USD ye tekbül eden 947.200,00 TL. olmak üzere toplam 997.200,00 TL. de 3.327.528,00 TL. içinden düşürülmüştür. Bu esaslar çerçevesinde davacılardan ... tarafından ödenmiş olan 649.980,00 USD nin tamamı üzerinden (328,00 TL. gibi ufak bir farkla) yapılan hesaplama neticesinde müvekkillerimin davacılara iade etmesi gereken başkaca bir tutar kalmadığına karar verilerek kendileri 14.01.2019 tarihli sözleşme ile ibra edilmişlerdir. İzah edilen şekilde 649.980,00 USD lik hesap müvekkillerim tarafından kapatılmış olmakla ... A.Ş.`nin veya ...' nin banka hesaplarına yapılan iadelerin de, ...'in yetkilisi olduğu, dava dışı ... A.Ş. nin hesabından yapılmış olmasının bir sakıncası da bulunmamaktadır. Bu nedenle dava dilekçesinde karmaşık bir anlatım ile ... A.Ş. nin hesabından yapılan transferler nedeniyle davacıların sanki zarara uğratıldıkları gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılması anlaşılır gibi değildir. Neticede hakları olan tutarlar için ilgili davacılara gerekli iadeler yapılmış olup, ortada mağdur olan herhangi bir kimse yoktur. 04.01.2019 Tarihli protokol imzalandığı anda müvekkil ...'e elden 185.000,00 usd ödendiği yönündeki davacı iddiaları son derece kötü niyetli ve gerçek dışıdır: Davacılardan ... tarafından gerek ... A.Ş. Hesabına, gerekse ... A.Ş. Hesabına gönderilmiş olan toplam 750.000,00 USD haricinde müvekkillerime, ... veya Saad Suliman S. Alhakbani tarafından 185.000,00 USD tutarında ayrıca bir ödeme hiç bir şekilde yapılmamış, aksine iş bu 185.000,00 USD nin, yukarıda izah ettiğimiz gibi 649.908 USD nin içinden mahsup edilmek/düşülmek suretiyle müvekkillere ödenmiş olduğu farz ve kabul edilmiştir. Davacıların yaptığı gibi bunun aksini iddia etmek hayatın olağan akışına da aykırıdır. Zira hesaplara yapılan nakit iade ve ödenen kapora bedelinin düşümünden sonra dahi halen müvekkillerimden alacaklı kalmaya devam ediyor olmasına rağmen ...'nin müvekkillere üstüne bir de 185.000,00 USD tutarında ayrıca bir ödeme yaptığını iddia etmek gayri ciddi olduğu kadar hayatın olağan akışına da aykırıdır. Nitekim dava dilekçesinin olaylar kısmında, 10. Maddede müvekkil ...'e itaf edilen \" ... işletmesinin sizin adınıza başlattığım devir işlemlerini tamamlayacağım, sizin ödediğiniz paranın 220.000 USD sini iş geliştirme ücreti olarak istiyorum, şeklindeki beyanından da önceden ödenmiş olan paranın içinden bir kesinti yapılması hususunda ve bu niyet çerçevesinde taraflar arasında görüşmeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerekirse ileride bu hususta güvenilir bir insan olarak bildiğimiz ve yalan söylemeyeceğine inandığımız \"sadece\" ...' ye yemin teklifinde de bulunabiliriz. Davalı ... ibra sözleşmesinden sonraki süreçte de ... için temaslarını sürdürmüş ve imza aşamasına gelinmiş olmasına rağmen davacılar tarafından ödenmesi gereken bedel ödenmediği gibi davacıların standart franchising sözleşmesinin şartları dışına çıkarak olmayacak taleplerde bulunmaları nedeniyle de görüşmeler akamete uğramıştır. 04.01.2019 tarihinde ...'in şirketteki ortaklığının sona ermesi ve tarafların sulh olup ibralaşmaları sonrasında da müvekkillerden ... esasen ...'ın franchising hakkı ile en uygun bedel ve genel esaslar çerçevesinde anlaşmayı sağlayarak imzaların atılması safhasına kadar işi getirmiş olmasına rağmen ... yine %50 ye çıkmış olan ortaklık payına isabet eden tutarı ödememek için bin bir bahane uydurarak imzadan kaçınmış, hatta müvekkil ...'den kendisine borç vermesini talep etmiş ve neticede parayı denkleştiremediği için de imzalar bir türlü atılamamış olup bu noktaya gelinmesinde müvekkil ...'in doğal olarak her hangi bir suçu bulunmamaktadır. Ekte sunulu olan ve 04.01.2019 tarihli ibra sözleşmesinin akdedilmesinden sonra 08.01.2019 tarihinde gerek ...'ın yetkilisi ... bey ile müvekkil arasındaki, gerekse de ... ile müvekkil arasındaki Whatsapp yazışmalarından 08.01.2019 tarihi itibarıyla sözleşmenin imza için hazır olduğu, devir bedelinin en azından bir kısmının (4.000.000,00 TL.) sinin peşin ödenmesi kaydı ile imzaların atılacağı anlaşılmaktadır. (EK-5-6: Whatsap yazışmaları) Ancak ... peşin olarak ödenmesi gereken tutarı bir türlü temin etmediği için görüşmeler akamete uğramış, sözleşme imzalanamamıştır. Dolayısı ile dava dilekçesinde iddia edilenin aksine müvekkil ... hayali bir takım vaad ve projelere ile davacıları oyalamamıştır. Aksine ... denen şahıs gerek müvekkillerimi, gerekse de davacılardan ...' yi oyalayarak, hatta bu kişiye devir bedeli hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunarak (1.100.000,00 USD yerine devir bedelinin 1.500.000,00 USD olduğunu söyleyerek) kendi payı için ödemesi gereken tutarı bu şahsın parasından karşılayıp bedavaya getirmeyi amaçlamış, neticede hileli yollara saparak işin tamama ermesine engel olmuştur. Bunun haricinde müvekkil ... kendisine franchising ile ilgili sözleşme örneğini ve şartlarını baştan itibaren iletmiş olmasına rağmen, imza aşamasına gelindikten sonra ...'den habersiz yetkili kişilerle görüşüp ... restoran zincirlerinin bütün şubeleri için uyguladıkları franchising sözleşmesinin standart koşularının dışında, olmayacak bazı şartlar ileri sürerek de ( En yakında açılacak yeni bir şube ile aradaki mesafenin, uygulanan standarttın neredeyse 3 katına çıkartılması, kardan alınacak hissenin standart uygulamanın yarısına çekilmek istenmesi gibi) imza aşamasına gelmiş sözleşme sürecini baltalamıştır. Bu husus dinleteceğimiz tanıklarımızın (özellikle ... şirket müdürünün) ifadeleri ile de sübuta erecektir. İşletmecisine yılda en az 2.000.000,00 TL. para kazandıracak bir işletmenin imtiyaz haklarını piyasa şartlarına nazaran en uygun koşullarda alınmasını temin ederek imza atılması safhasına kadar işi getirmiş olmakla müvekkil ..., kendi üzerine düşen yükümlülükleri fazlası ile yerine getirmiş olup akabinde davacılar tarafından, özellikler de ... tarafından ödenmesi gereken franchising bedelinin ödenmemesi nedeniyle işin tamamlanmamış olmasında müvekkilin her hangi bir kusuru bulunmamaktadır. Bu nedenle asla kabul etmek anlamına gelmemek kaydı ile davacıların yaptıkları iddia ettikleri, soyut ve delili sunulmayan birtakım masrafları müvekkillerimden talep etmeleri de son derece haksız olup bu yöne ilişkin taleplerine de itiraz ediyoruz. Davacıların maddi tazminat talepleri için belirsiz alacak davası açma hakları da bulunmamaktadır. Dava konu olan maddi olayların cereyan ettiği süreçte davacıların yapmış olduğunu iddia ettikleri masrafların tutarı daha en başta, dava açılır iken kendileri tarafından bilinmekte ve belirlenebilecek mahiyette olmakla (Nitekim bu tutarın ... için 50.000,00 TL. , ... için 200.000,000 TL. olduğu dava dilekçesinde ifade edilmiştir) HMK 107 madde kapsamında bu talepler için belirsiz alacak davası açılamayacağından, hukuki yarar yokluğundan dolayı davacıların maddi tazminat taleplerine yönelik belirsiz alacak davasının reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 30/06/2022 tarih ve 2019/155 Esas -  2022/656 Karar sayılı kararında; \"Davacılar vekili 19.02.2019 tarihli dilekçesi ile, davalılar hakkında,  emniyeti suiistimal ve dolandırıcılık suçlaması ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaatta bulunulmuş, davalılar hakkındaki suç duyurusu üzerine açılmış 2019/46359 soruşturma sayılı dosyada davalılar hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği ve verilen kararın itiraz üzerine kesinleştiği görülmüştür. Dava dışı ... Turizm ve Ticaret A.Ş.nin sicil kaydı incelendiğinde, 03.04.2018 tarihinde 50.000TL. ile yolcu taşımacılığı ve seyahat acenteleri meslek grubunda , yurt içi yurt dışı turistik amaçlı geziler, turlar düzenlemek, konaklama , seyahat taşıma rehberlik hizmetleri, seyahat acenteleri kurma, kurulmuşlara ortak olma konularında faaliyet göstermek üzere kurulduğu, muştur. İTO'ya kayıt tarihinin 03.04.2018 olduğu ve şirket yönetim kurulu ve münferit yetkilisinin ... olduğu tespit edilmiştir. Davalılar tarafından sunulan “TUTANAKTIR” başlıklı belgede  “ 29.11.2018 tarihinde 1.180.000TL. ... devir işlemleri için kaparo olarak tarafımdan teslim alınmıştır. ... imza ve ...“ hususlarının   yazılı olduğu, davacılar vekilinin de dava dilekçesinde aynı şekilde iddiada bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkememizin 12/12/2019 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararı gereği Tarafların iddia ve savunmaları, sunulan deliller, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dava dışı ... Turizm ve Ticaret Anonim Şirketinin de ihtilaf konusu yıllara ilişkin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi suretiyle davacıların davalılardan istenebilir alacağı olup olmadığı, varsa miktarının ne olduğu tespiti için farklı konularda uzman mahkememizce resen seçilecek 2 kişilik bilirkişi heyeti vasıtasıyla inceleme yapılarak rapor alınmasına karar verildiği ve bilirkişi ... ve ... tarafından sunulan 30/07/2020 tarihli raporda özetle, Davacı ... İnş. Ve Tic. A.Ş.’nin 2018-2019 yıllarına ait ticari defterleri, 1-Davacı şirketin ticari defterleri 6762 sayılı ETTK 66 6102 Sayılı Yeni Ticaret Kanunun 64- ve 213 sayılı V.U.K. ilgili hükümleri gereğince yasal ve usulünce tutulmuştur.2-Ticari defterler TTK 69 ve 213 sayılı kanunun 216.md gereğince açılış tasdikleri süresinde yapılmıştır. 3-Ticari defterler VUK 228-226 md gereğince muhasebe usul ve tekniğine uygun tutulup kazıntı ve silintiye rastlanmamıştır.4-ETTK 70/6 md. 72/3 fıkraları ve YTTK 64/3 fıkraları gereğince ticari defterler süresinde kapanış tasdikleri yapılmıştır.5-Ticari defterler ve dayanağı belgeler yardımcı defterlerin birbirini teyit etmesi nedeni ile TTK 85 md ve HMK 222. maddesi gereğince delil niteliğine haiz olabileceği kanaati oluşmuştur.Nihai takdir Sayın Mahkeme’ye ait olmak üzere, 1. Sözleşmenin birinci maddesinde ... A.Ş.’ye franchise kaparo bedeli olarak verilen 1.180.000-TL’nin iş geliştirme kapsamında verildiği belirtilmekle, bu bedelin tarafların ortak biçimde erişmeye çalıştıkları amaca binaen verildiği açıklığa kavuşturulmaktadır. 2. Sözleşmenin ikinci maddesi gereğince, Davalı ..., davacı ...’a bir diğer davacı ... A.Ş. nezdindeki hisselerini devretmeyi borçlanmıştır. Dosyaya mübrez belgeler kapsamında davalı ... bu borcunu yerine getirdiği görülmektedir. 3. Sözleşmenin üçüncü maddesi gereğince, davacılar ... ve ..., davalılar ... ile ...’e 185.000 USD ödemiştir. 185.000 USD’nin elden verildiği yazmadığı ve başkaca bir ispat vasıtası ile tespit edilemediği için bu para elden mi verildi bu hususu tespit edememekteyiz. Burada Sayın Mahkemenin takdirine göre durum değişecektir; Elden verildiğinin kabul edilmesi halinde, 185.000 USD mükerrer ödenmiş olacaktır. Elden verilmediğinin kabul edilmesi halinde ise tarafların arasında akdedilen protokol uyarınca davalıların uhdelerindeki parayı iade ederken 185.000 USD yi düşerek iade ettiği ve davacının bu hususta a.Hesaplama; 1 USD 5,12 TL olarak baz alınırsa = 749.860,00 USD - (230.468,75 USD+224.609,38 USD+105.468,75)  = 189.313,12 USD Davalının Borçlu olduğu ancak İbra Protokolü kapsamında bu borçtan 185.000 USD’nin düşüm yapılması sonrasında Davacının 4.313,12 USD alacaklı olduğu tespit edilmiştir.  b.Hesaplama; Ödemelerde Ödeme Tarihindeki TCMB USD Alış Kuru Baz Alınırsa = 749.860,00 USD - (228.054,58 USD+212.616,48 USD +99.837,30 USD )  = 209.351,64 USD Davalının Borçlu olduğu ancak İbra Protokolü kapsamında bu borçtan 185.000 USD’nin düşüm yapılması sonrasında Davacının 24.351,64 USD alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Ancak sulh ve ibra sözleşmelerinin hukuki nitelikleri kapsamında, taraflar arasındaki sözleşmede davalıya verilen 185.000 USD ve ...’a kaparo olarak verilen 1.180.000 TL dışında geri kalan bedelin iadesine ilişkin düzenleme olmadığı için Nihai takdir Sayın Mahkeme’ye ait olmak üzere, yukarıda “... Ödemelerini İadesi” başlıklı tablo dikkate alındığında, tarafların sulh anlaşmaları çerçevesinde yaptıkları işlemlerle birlikte, alacaklının sadece davacı Alhakbani olduğu, 24.351,64-USD tutarındaki alacağından  (bkz. Sulh ve İbra Protokolü m. 4 vasıtasıyla) fedakarlık ettiği kabul edilebilir. 4. Sözleşmenin dördüncü maddesinin hukuki niteliğinin ibra sözleşmesi mi yoksa sulh sözleşmesi mi olduğunun açıklığa kavuşturulması önem arz eder. Nitekim bu iki sözleşme farklı hüküm ve sonuçlara tabidir. Dördüncü madde ile “Sulh ve İbra Protokolü”nün geneli birlikte değerlendirildiğinde, dördüncü maddenin mahkeme dışı sulh sözleşmesi niteliğinde olduğu kanaatindeyiz. Bu kanaate ulaşırken; - Sözleşmenin geneli ve dördüncü madde birlikte değerlendirildiğinde, sözleşmenin taraflarının çeşitli fedakarlıklarda bulunduğu, - Tarafların “Sulh ve İbra Protokolü” ile sadece bir alacak hakkından ibra edilmesinin ötesinde karşılıklı fedakarlık yoluyla aralarındaki hukuki ilişkiyi yeni bir düzene koyma gayesi güttüğü,- Tarafların ibra sözleşmesindeki gibi belirli bir alacaktan ziyade belirsiz nitelikte alacakları da çevreleyebilecek belirsiz bir hukuki ilişki yeni bir düzene kavuşturmak için sözleşme kurduğunu gözetmekteyiz. <br>c. NETİCE: Takdir Sayın Mahkemenin olmak üzere, dava dosyası ve ekinde yer alan her türlü bilgi, belge, tüm deliller ve davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde ve hukuki niteleme ve takdir Sayon Mahkemenin olmak üzere; Davacı şirketin 2018-2019 yılına ait ibraz ettiği ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında ve usulüne uygun olarak yaptırılmış olduğu, defterlerin birbirini teyit eder şekilde tutulduğu, kayıtların düzenli ve yasalara uygun tutulduğu, ticari defterlerin HMK 222 maddesi uyarınca sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu,  Davalı şirketin ticari defter ve belgelerini ibraz etmediği, dosya kapsamında yerinde inceleme talebinde bulunmadığı, Taraflar arasındaki hukuki ilişkilerin mahkeme dışı sulh sözleşmesi niteliğinde olan “Sulh ve İbra Protokolü” sebebiyle yeni bir hukuki düzene kavuştuğu,Sözleşmenin üçüncü maddesi gereğince, davacılar ... ve ..., davalılar ... ile ...’e 185.000 USD ödediği, sözleşmede 185.000 USD’nin elden verildiğinin yazmadığı, bu meblağın elden mi verildiğinin tespit edilemediği, Burada Sayın Mahkemenin takdirine göre; Elden verildiğinin kabul edilmesi halinde davacıların 185.000 USD mükerrer ödeme yapmış olacağı, Elden verilmediğinin kabul edilmesi halinde ise; a.Hesaplama; 1 USD 5,12 TL olarak baz alınırsa = 749.860,00 USD - (230.468,75 USD+224.609,38 USD+105.468,75)  = 189.313,12 USD Davalının Borçlu olduğu ancak İbra Protokolü kapsamında bu borçtan 185.000 USD’nin düşüm yapılması sonrasında Davacının 4.313,12 USD alacaklı olduğu tespit edilmiştir. b.Hesaplama; Ödemelerde Ödeme Tarihindeki TCMB USD Alış Kuru Baz Alınırsa = 749.860,00 USD - (228.054,58 USD+212.616,48 USD +99.837,30 USD )  = 209.351,64 USD Davalının Borçlu olduğu ancak İbra Protokolü kapsamında bu borçtan 185.000 USD’nin düşüm yapılması sonrasında Davacının 24.351,64 USD alacaklı olduğu tespit edilmiştir.  c.Ancak sulh ve ibra sözleşmelerinin hukuki nitelikleri kapsamında, taraflar arasındaki sözleşmede davalıya verilen 185.000 USD ve ...’a kaparo olarak verilen 1.180.000 TL dışında geri kalan bedelin iadesine ilişkin düzenleme olmadığı için Nihai takdir Sayın Mahkeme’ye ait olmak üzere, yukarıda “...nin Ödemelerini İadesi” başlıklı tablo dikkate alındığında, tarafların sulh anlaşmaları çerçevesinde yaptıkları işlemlerle birlikte, alacaklının sadece davacı ... olduğu, 24.351,64-USD tutarındaki alacağından  (bkz. Sulh ve İbra Protokolü m. 4 vasıtasıyla) fedakarlık ettiğinin kabul edilebileceği,\" yönünde görüş ve tespitte bulunmuşlardır. 30/07/2020 tarihli  bilirkişi raporu  denetime elverişli olmadığından dosyanın öncekilerden farklı bir YMM, ticaret hukuku konusunda uzman öğretim görevlisi bilirkişiye tevdine, her bir davacının dava tarihi itibariyle varsa alacak miktarının hesaplanması, sulh ve ibra protokolünün yalnız akit taraflar yönünden dikkate alınması suretiyle hesaplama yapılması istenilmiş ve bilirkişi ... ve ... tarafından sunulan 06/01/2021 tarihli  raporda özetle, davacı ... İnşaat ve Tic. A.Ş.’nin defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemede; ticari defterlerin açılış tasdiklerinin süresinde yapılmış olduğu anlaşılmıştır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” olması başlıklı 222/1 uyarınca eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrular nitelikte olduğu, 1) Davacı ...’ın davalılarla parasal bir ilişkisinin olmadığı ve bu yönüyle bir alacağının bulunmadığı, 2) Davacı ... Turizm İnş. ve Tic. A.Ş. dışında davalılara bir ödeme yapmadığı sadece davalıların kontrolündeki dava dışı ... Tic. A.Ş.’ye başlangıç aşamasında 24.940,00 USD ve 74.940,00 USD tutarlarını gönderdiği,  sonrasında ... Tic. A.Ş. tarafından 04.01.2019 tarihinde Davacı ...’ye bu tutarların karşılığı olarak 540.000,00 TL (99.837,30 USD) ödenmiş olduğu ve Davacı ... ’nin davalılardan bir alacağının bulunmadığı, 3) Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş. tarafından davalılara 20.11.2018 tarihinde 649.980,00 USD ödendiği, davalılar tarafından bu tutarın 228.054,58 TL’lik kısmının davacı adına kaparo olarak 29.11.2018 tarihinde verildiği, 04.01.2019 tarihinde 212.616,48 USD’nin banka hesabına gönderildiği, taraflar arasındaki 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre de 185.000,00 USD’nin iş geliştirme bedeli olarak davalıların olması gerektiği sonucuna varıldığından davalıların Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş.’ye 24.308,94 USD bakiye borcunun kaldığı, 4) Davacılar tarafından 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD’nin iş geliştirme bedeli olarak nakden davalılara ödenmiş olduğunun kabulü halinde davalıların Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş.’ye 209.308,94 USD bakiye borcunun kaldığı \" yönünde görüşte bulunmuşlardır. Davacılar vekilinin rapora itirazlarının değerlendirilmesi, ayrıca ... Bankasının dosyada mevcut 14.01.2020 tarihli müzekkere cevabı dikkate alınarak 04.01.2019 tarihli protokolde taraf olmayan davacı şirket hesabından çekildiği iddia edilen para nedeniyle şirket yetkililerinin sorumlu olup olmadığının TTK. 556 ve devamı maddeleri gereğince incelenip sorumluluk davası için gereken dava şartının bulunup bulunmadığı, bu yönde alınmış genel kurul kararı olup olmadığı hususlarının da değerlendirilerek davacı şirkete gönderilen paranın davalı ... tarafından ne şekilde kullanıldığı ve şirket zararının bulunup bulunmadığı, varsa zarar miktarı konusunda ek rapor tanzim edilmesinin istenmesine karar verildiği ve bilirkişi ... ve ... tarafından sunulan13/07/2021 tarihli ek raporunda özetle,...1) Davacı ...'ın davalılarla parasal bir ilişkisinin olmadığı ve bu yönüyle bir alacağının bulunmadığı, 2) Davacı ...'nin ... İnş. ve Tic. A.Ş. dışında davalılara bir ödeme yapmadığı sadece davalıların kontrolündeki dava dışı ... Turizm ve Tic. A.Ş.'ye başlangıç aşamasında 24.940,00 USD ve 74.940,00 USD  tutarlarını gönderdiği, sonrasında ... Tic. A.Ş. Tarafından 04.01.2019 tarihinde Davacı ... 'ye bu tutarların karşılığı olarak 540.000,00 TL (99.837,30 USD) ödenmiş olduğu ve Davacı ...'nin davalılardan bir alacağının bulunmadığı, 3) Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş. tarafından davalılara 20.11.2018 tarihinde 649.980,00 USD ödendiği, davalılar tarafından bu tutarın 228.054,58 TL'lik kısmının davacı adına kaparo olarak 29.11.2018 tarihinde verildiği, yani 1.180.000,00 TL'nin ... tarafından kaparo olarak verilmiş olduğu, 04.01.2019 tarihinde 212.616,48 USD'nin banka hesabına gönderildiği, taraflar arasındaki 04.01.2019 tarihli “Sulh ve  İbra Protokolü”ne göre de 185.000,00 USD'nin iş geliştirme bedeli olarak nakden davalılara ödenmemiş olduğunun mahkeme tarafından kabul edilmesi ve de davalıların alması gerektiği sonucuna varılması halinde, davalıların Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş.'ye 24.308,94 USD bakiye borcunun kaldığı, 4) 1.180.000,00  TL'nin ... tarafından kaparo olarak verilmemiş olduğu ve de Davacılar tarafından 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD'nin iş geliştirme bedeli olarak nakden davalılara ödenmemiş olduğunun mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde bu kez Davacı ... Tic. A.Ş.'ye 252.363,52 USD (24.308,94 USD * 228.054,58 USD) bakiye borcunun kaldığı, 5) 1.180.000,00  TL'nin ... tarafından kaparo - olarak verilmemiş olduğu ve de Davacılar tarafından 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD'nin iş geliştirme bedeli olarak nakden davalılara ödenmiş olduğunun mahkeme tarafından kabul  edilmesi halinde bu kez Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş.'ye 437.363,52 USD (24.308,94 USD + 228.054,58 USD+ 185.000,00 USD)  bakiye borcunun kaldığı, <br>6) 1.180.000,00 TL'nin ... tarafından kaparo olarak verilmiş olduğu ve de Davacılar tarafından 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD'nin iş geliştirme bedeli olarak nakden davalılara ödenmiş olduğunun mahkeme tarafından kabul edilmesi halinde bu kez Davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş.'ye 209.308,94 USD (24.308,94 USD * 185.000,00 USD) bakiye borcunun  kaldığı, 7) 04.01.2019 tarihli Sulh ve İbra Protokolü başlıklı belgenin imza tarihinde davacıların ... A.Ş. yönetim kurulu üyesi sıfatını taşıdıkları, dolayısıyla ... A.Ş. adına imza yetkilerinin bulunduğu, 8) Davacıların taleplerinin kuruluştan doğan sorumluluğa ilişkin olmadığı, ayrıca Sulh ve İbra Protokolü başlıklı belgenin Borçlar Kanunu çerçevesinde bir sulh ve ibra sözleşmesi niteliğinde olduğu, Ticaret Kanunu çerçevesinde genel kurulda alınmış bir ibra kararı niteliğinde olmadığından TTK m.559 hükmünün uygulanma kabiliyeti bulunmadığı, bu hususun nihai takdir ve hukuki değerlendirmesinin Sayın Mahkemeye ait olduğu, 9) Dolandırıcılın  iddiâsıyla buaçılmışın ceza soruşturması bulunduğu, dolandırıcılığa  ilişkin iddiaların  değerlendirilmesinin heyetimizin uzmanlık alanı dışında kaldığı, Yukarıdaki açıklamalarımız çerçevesinde, yapılan ek incelemede kök raporda vardığımız sonucu değiştirecek bir husus bulunmadığı ...\" şeklinde görüş ve kanaat bildirmişlerdir.Tüm Dosya Kapsamı Birlikte Değerlendirildiğinde Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğundan kaynaklı tazminat istemi ile aracılık hizmetinin sunulmamış olduğu iddiasına dayanılarak hizmet bedelinin iadesi ve uğranılan maddi zararların tahsili istemine ilişkindir. ... isimli  işletmenin devri ve işletilmesi amacıyla 200.000,00 TL sermayeli ... İnşaat ve Tic. A.Ş isimli şirketin kurulduğu, davacı ...'nin %50,  davacı ...'ın %25 ve davalı ... 'in %25 sermaye payına sahip oldukları, davalılardan  ...`in ilk bir yıl için yönetim kurulu başkanı ve şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, davalı ...'in pay sahibi ve yönetici sıfatının bulunmadığı , ... isimli  işletmenin devri amacıyla  davacı ...'nin ... İnş. Ve Tic. A.Ş. ‘ne 649.980,00 USD, dava dışı ... Tic. A.Ş’ne  24.940,00 USD+ 74.940,00= 99.880 USD  USD ödeme yaptığı , dava dışı ... Tic. A.Ş. `nin hesabına ... İnş. Ve Tic. A.Ş hesaplarından çekilen 649.980 USD nin aktarıldığı böylece davacı ... tarafından doğrudan gönderilen 99.880 USD ile birlikte toplam 749.860 USD bedelin tamamının dava dışı ... Tic. A.Ş. `nin hesabına geçtiği , 04.11.2019 tarihinde dava Dışı ... Tic. A.Ş.`nin banka hesabından davacı ... Tic. A.ş. hesabına 1.150.000,00 TL (212.616,48 USD)  iade edildiği  hususlarında  uyuşmazlık bulunmamaktadır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/46359 soruşturma sayılı dosyası , dava dilekçesi ve imzası inkar edilmeyen sulh ve ibra protokolü başlıklı belgeden; davalılardan ...'in ... isimli işletmenin devir işlemlerine esas olmak üzere davacı ... İnş. ve Tic. A.Ş. adına 228.054,58 USD yi (1.180.000,00 TL)  kaparo olarak verdiği  anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacı ... tarafından ... AŞ'ye aktarılan 649.980,00 USD sermayeden kasada olan 1.150.000,00 TL (217.000,00 USD) ile  ... isimli işletme devri için davalı ... tarafından işletme sahiplerine ödenen 1.180.000,00 TL (225.000,00 USD) dışında kalan 210.000,00 USD'nin şirket kasasında mevcut olmaması nedeniyle bu miktar paranın  ve  185.000,00 USD aracılık ücretinin  ve bu süreçte davacı gerçek kişilerin uğradığı maddi zararların şirketi münferiden temsile yetkili yönetim kurulu başkanı davalı ...'den ve işletmenin devri için aracılık yapan   davalı ...'den tahsilinin talep edilip edilemeyeceği, taraflar arasında 04/01/2019 tarihinde akdedilen \"Sulh ve İbra Protokolü\" başlıklı sözleşmenin davacıların talepte bulunmasına engel olup olmayacağı hususlarında toplanmıştır. Taraflar arasında düzenlenen “SULH VE İBRA PROTOKOLÜ” başlıklı sözleşmede \" Bir tarafta ... İnşaat ve Ticaret A.Ş. ortakları ..., ... Suudi/Arabistan adresinde mukim ... ve ... (T.C. ...) ile diğer tarafta ... (T.C. ...), ... Ticaret A.Ş. ve ... Ticaret A.Ş.  yetkilisi ... (T.C. ...) aralarındaki hukuki ilişkiye yönelik olarak aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır. 1- ... franchise zincirinin Ataköy'de yer alan işletmesinin franchise kullanım ve işletme haklarının ... İnşaat ve Ticaret A.Ş. tarafından alınması için, ... San. ve Tic. A.Ş.'ye ... tarafından 1.180.000 TL (BirMilyon YüzseksenBin Türk Lirası) tutarındaki para kaparo olarak verilmiştir. Bu ...'in iş geliştirme kapsamında yaptığı bir işlemdir. 2- ..., elinde bulundurduğu ... İnşaat ve Ticaret A.Ş'ye ait %25 payını yine aynı şirketin ortaklarından ...'a devredecektir, 3- Yapılacak bu işlemler ve devir karşılığında ayrıca yine bugüne kadar yapılmış olan iş geliştirme faaliyetleri karşılığında ... Ticaret A.Ş. ortakları olan ... ve ..., ... ve ...'e sulh ve ibra protokolünün imza tarihinde geçerli olan kurdan KDV hariç net 185.000 USD (YüzSeksenBeşBin Amerikan Doları) vermiştir. 4- ... ve ..., bu sözleşmenin imzasıyla birlikte ...'i hem aslen hem de vekâleten yürüttüğü görevlerle ilgili olarak, ... Ticaret A.Ş.'yi ve ...'i hem aslen hem de vekâleten yürüttüğü görevler açısından, kendi hür iradeleri ile Sulh olmuş ve İbra etmiş olup başkaca herhangi bir nam ve sıfatta talepleri olmayacaktır. 5- İşbu protokolün içeriği ... (T.C. ...) tarafından ...'ye tercüme edilmek suretiyle imza altına alınmıştır. \" hususları kararlaştırılmış ve davalılar imza inkarında bulunmamışlardır. Protokolün imzalandığı tarihte, ..., ... ve ... A.Ş.nin yönetim kurulu üyesi, ... ise  hem ... İnşaat ve Ticaret A.Ş.  hem de ... Ticaret A.Ş.  yetkilisi konumundadır. Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6102 sayılı TTK’nda anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir. Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır. Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Yargılama sırasında davacılar vekili davalı ... aleyhine sorumluluk davası açılmasına ilişkin genel kurul kararını ibraz etmiş olup dava şartına ilişkin eksiklik yargılama sırasında tamamlattırılmıştır. 6098 sayılı TBK’nın 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” şeklindeki düzenleme ile ibra, borcu tamamen veya kısmen ortadan kaldıran bir sebep olarak borcun sona erme hâlleri arasında sayılmıştır. Sulh ve ibra protokolünde davacı gerçek kişilerin, davalıları 04/01/2019 tarihine kadar yürüttükleri görevlerle ilgili olarak açıkça ibra ettikleri anlaşıldığından davacı gerçek kişilerin davalılardan alacak ve tazminat talebinde bulunamayacağı kanaatine varılmış;  davacılar ... ve ...'ın davasının her iki davalı yönünden de reddine karar vermek gerekmiştir. Dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarından;1.180.000,00 TL( 228.054,58 USD) nin  ... tarafından kaparo olarak verilmiş olduğu , 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD iş geliştirme bedelinin davalıya ödenmiş olduğu, 212.616,48 USD nin de davalılar tarafından davacı şirkete iade edilmiş olduğu dikkate alındığında davacı şirket hesabında bulunması gereken 649.980,00 USD den 212.616,48 USD ve  228.054,58 USD nin düşülmesi halinde davacı şirket kasasında 209.308,94 USD bulunması gerektiği, davalı ...'in  şirketin yönetim kurulu başkanı ve münferiden temsile yetkili olması nedeni ile şirket kasasında bulunması gerekirken dava dışı şirket hesabına aktarıldığı tespit edilen  209.308,94 USD zarardan sorumlu olduğu anlaşılmakla davacı ...'nin ...'e yönelik davasının kısmen kabulü ile 209.308,94 USD'nin 08/03/2019 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faizi ile birlikte (reeskont faiz oranını geçmemek kaydıyla) davalı ...'den tahsili ile davacı şirkete verilmesine , fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar vermek gerekmiş,  davalı ...'in davacı ... Ticaret A.Ş. de pay sahibi ve yönetici sıfatının bulunmadığı ,davacı şirketin davalı ...'den talepte bulunamayacağı anlaşılmakla davacı şirketin bu davalıya yönelik davasının ise reddine  dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.\"gerekçesi ile, ''Davacılar ... ve ...'ın davasının REDDİNE, Davacı ...'nin ...'e yönelik davasının KISMEN KABULÜ İLE, 209.308,94 USD'nin 08/03/2019 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faizi ile birlikte (reeskont faiz oranını geçmemek kaydıyla) davalı ...'den tahsili ile davacı şirkete verilmesine, Davacı şirketin ...'e yönelik davasının REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinde davalılar aleyhine; - Müvekkil ... İnş. ve Tic. A.Ş.’nin alacağı olan 210.000,00 USD’nin davalılardan ... ve ...’den tahsili - Müvekkiller  ... ve ... davalı ...’e  04.01.2019 tarihli sulh ve ibra portokolünün imzalanması sırasında ...’ın işletme devrinin alınması taahhüdüne karşılık iş geliştirme ücreti olarak 185.000,00 USD’nin ...’den tahsili ve - Müvekkillerin davalılar nedeniyle girilen bu hukuki ilişki nedeniyle uğradığı zararların tazmini” istemiyle dava açmış bulunduklarını, İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde özetle davanın; -“müvekkil şirket kasasında bulunmayan 209.308,94 USD yönünden davalılardan sadece şirket yönetim kurulu başkanı olan ve münferiden temsile yetkili olan ...’in sorumlu olabileceği, diğer davalı ...’in müvekkil şirkette pay sahibi olmaması  ve yöneticinin sıfatının bulunmaması nedeniyle talepte bulunulamayacağı”, gerekçesi ile bu alacak yönünden, ... yönünden kabulüne, -  diğer alacak kalemlerinden olan 185.000 USD iş geliştirme ücretinin ve buna bağlı olarak talep ettiğimiz maddi tazminat talebimizin ise;  dosya içerisinde bulunan –Sulh ve İbra Protokolü- başlıklı metin uyarınca davalıların yürüttükleri görevler uyarınca ibra edildiği, müvekkil ... ve ...’ın iki davalı yönünden de alacak ve tazminat talebinde bulunamayacağından bahisle”  taleplerinin hem ... hem de ... yönünden tümden reddine karar verildiğini, Davanın; tek bir olaydan türeyen çeşitli alacak kalemlerine konu edilen bir uyuşmazlık olduğunu; tarafları dava sürecine getiren olaylar silsilesine baktıklarında her bir taraf yönünden talep edilen kalemlerin deyim yerindeyse ince eleyip sık dokunarak aydınlatılması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi, özellikle davalı ...’in baştan beri kötüniyetli olarak müvekkilleri dolandırmaya yönelik eylemlerini  olay sürecinden soyutlayan, eksik ve dolayısıyla hatalı bir karar verdiğini, Bu nedenle bahse konu kararın istinafen incelenmesi için istinafa başvurduklarını, İlk derece mahkemesinin 12.09.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında tespiti yapılan uyuşmazlık tespitine göre bu davaya konu üç ayrı alacak kalemi mevcut olup; Bunlardan ilkinin, müvekkili şirket ... Ticaret A.Ş'nin hesabından davalılar ... ve ...'in sahibi olduğu ... Ltd. Şti'ne aktarılan 649.980,00USD olduğunu, Bu paranın ... tarafından müvekkili şirket hesabına gönderildiği banka kayıtları ve adı geçen şirketlerin ticari defter kayıtları ile sabit olduğunu, Paranın ertesi gün ... tarafından, ...’e ait ... Ltd. Şti'ne aktarıldığı da banka kayıtları ve adı geçen şirketlerin ticari defter kayıtları ile sabit olduğunu, Mahkemenin şirketin kasasında 209.308,94USD’nin eksik olduğunu tespit ettiğini – ki eksik olan meblağın 437.363,52USD olduğunu- ve bu miktar yönünden davanın şirket müdürü olan ... hakkında kabulüne karar verdiğini, Oysa tüm işlemleri yapan kişinin, davalı ... olduğunu; her ne kadar davalı ... şirketlerin yetkisili olarak görünmekte ise de ...’in -sonradan ortaya çıkan icra dosyaları ve haciz kayıtlarından anlaşıldığı üzere- göstermelik olarak şirketleri eşi olan davalı ... adına kurduğu, ardından eşinden en geniş şekilde vekaletname alarak işlemleri kendisinin yürüttüğü dosya münderecatı ile sabit olduğunu; müvekkillerle tanışan ve onlara frnachise taahhüdünde bulunan kişinin ... olduğunu; ... ile eşi ... arasındaki görünürde vekalet olarak gösterilen ilişkinin muvazaalı olduğunu; gerçek ilişki çıkar ortaklığı ve işbirliği ilişkisi olduğunu, Bu iki kişinin birlikte hareket ederek  şirketi zarara uğrattığı banka kayıtlarıyla ve de müvekkili şirketin usulüne uygun tutulmuş kesin delil niteliğine havi ticari defter kayıtlarıyla ortaya çıktığını, Somut uyuşmazlıkta talep ettikleri ikinci alacak kaleminin ise; ...’in, ... Franchise zincirinin Ataköy'de yer alan franchise kullanım ve işletme haklarının müvekkili şirkete tesisi amacıyla taraflar arasında bir sözleşme kurulmasını sağlamaya yönelik taahhüt ettiği iş ve işlemler için ödenen 185.000 USD’ nin iadesi olduğunu, Söz konusu 185.000 USD’ nin bu davalıya ödendiği bizzat davalı tarafın da delil olarak dayandığı 04.01.2019 tarihli protokol ile sabit olduğunu, Protokolün 1. maddesinde belirtildiği gibi  ..., ... Franchise zincirinin Ataköy'de yer alan franchise kullanım ve işletme haklarını devralmak için aracılık yaparak iş geliştirme faaliyeti yürütmeyi  taahhüt ettiğini ve müvekkiller ... ve  ...'tan185.000,00USD'yi iş geliştirme ücreti olarak aldığını,   ancak gerek protokolün imza tarihinde ve gerekse sonrasında müvekkiller adına yaptığı hiçbir şey olmadığını, ne bir sözleşme imzalanması, ne vaad edildiği gibi avantaj ya da  bir rüçhan alınması ne de başka bir hizmet vermediğini, Başka bir deyişle davalı ... taahhüt ettiği işi yapmadığından 185.000 USD ücreti zaten hiç hak etmediğini, Davalı ... işin başında kendisini ... inşaat şirketinde CEO olarak tanıtmış,  portföyünde birçok yatırım projesi ve satılık gayrimenkuller, iş ve bürokrasi çevrelerinde birçok üst düzey tanıdığının bulunduğunu söyleyerek, ... gruba ait “...” adlı cafe-restaurantın fanchise ve işletmesini  “...”ın sahibi ... şirketinin sahibi , yönetim kurulu başkanı  ve genel müdürü olan kişilerle arkadaş olduğunu beyan ederek piyasa fiyatının çok altında devir alma işlemini gerçekleştireceğini beyan ettiğini, Öncesinde ...”ı alacağını söyleyen davalı, ...’daki ...’ın aylar önce başka şahıslara satılmış olduğunun ortaya çıkması üzerine “şirketin alt kademelerindekiler, üst yöneticilerin bana verdikleri sözden haberleri olmadığı için bu satış olmuş, orasının yerine Ataköy’deki ...’ı alacağım” diyerek müvekkillere teklifte bulunduğunu; müvekkillerin de hem şirket kuruluşunda şirkete yatırdıkları paralarını kurtarabilmek hem de yapılan protokol ile yazılı olarak taahhütte bulunan davalıya bu parayı ödediklerini, Ancak aşamalarda,  “...”ın sahibi olan ... şirketinin sahibi, yönetim kurulu başkanı  ve genel müdürü olan kişiler bu kişiyi tanımadıklarını ve kendisine herhangi bir franchise verilmediğini beyan ettiklerini, Yani davalı taraf aldığı bu para karşılığında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemiştir. Davalının gerek protokolün imza tarihinde ve gerekse sonrasında müvekkiller adına yaptığı hiçbir şey, ne bir sözleşme imzalanması, ne vaad edildiği gibi avantaj ya da  bir rüçhan alınması ne de başka bir hizmet olmadığını, Davaya konu üçüncü alacak kalemi isenin; müvekkiller ... ve  ...'ın davalı ...'in vaad ve taahhütlerine kanarak yaptıkları masraflar olduğunu, Müvekkiller ... ve ... bu olay nedeniyle çok ciddi masraflar yaptıklarını ve çok ünlü bir işletme olan ...’ın işletme hakkını devralmaktan mahrum kaldıklarını; gerçekten davalı ... taahhüt ettiği bayilik imkanını sağlayabilseydi müvekkiller ... ve ... ciddi bir gelir elde edecek prestij kazanacağını, Ne yazık ki ilk derece mahkemesinin yargılaması sonrasında bu kalemin bahsi dahi geçmeden, göz ardı edildiğini, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinin açık olmadığını, Mahkemenin gerekçesinde, baştan beri tüm işlemi tek başına yürüten ...’in, müvekkili ... şirketinin hesabından kendilerine ait ... şirketine aktardığı meblağdan neden sorumlu olmayacağının açıklanmadığını,  Yine ...’in, aldığı 185.000,00USD’ye karşılık herhangi bir yapmadığı sabit olduğu halde bu meblağın tahsili talebimizin neden reddedildiğinin açıklanmadığını, Müvekkili şirkete gelen 649.980,00USD'ın davalılarca aynı gün kendilerine ait dava dışı ... Ltd. Şti'ne aktarıldığı, şirket hisselerinin müvekkillere devrinden sonra şirkete sadece  1.150.000,00TL'nin iade edildiği, şirketin kasasında başka bir paranın bulunmadığı, hem banka kayıtları hem de şirketin usulüne uygun defter kayıtları ile tespit edildiğini, Mahkeme dosyasındaki sonuncu ek raporda iade edilen paranın güncel kuruna göre 212.616,48USD'ye tekabül ettiğinin belirtildiğini; bu tespite göre şirketin kasasından 437.363,52USD'nin davalılarca alındığı tartışmasız bir şekilde ortaya çıktığını, Esasen davalı ...'in dahi şirketin parasını aldığını ikrar etmekte, kayıp  437.363,52USD'den 1.180.000TL'sini franchise bedeli olarak ... şirketinin Genel Müdürüne verdiğini beyan etmekte olduğunu; davalının bu beyanına itibar edilse dahi -bilirkişinin kabul ettiği kura göre1.180.000TL'nin 228.054,58 USD tuttuğu hesabıyla-   437.363,52USD - 228.054,58 USD = 209.308,94USD kayıp olduğunu, Mahkeme, müvekkili şirketin kayıp olan 437.363,52USD parası yerine, davalının beyanına itibar ederek 209.308,94USD’nin kayıp olduğuna karar verdiğini, Kararın bu yönü ile hatalı olduğu gibi, ...’in neden bu kaçırdığı paradan sorumlu tutulmadığının açıklanmamış olması yönü ile de hatalı olduğunu, Davalılardan ... müvekkili şirkete karşı vermiş olduğu tüm zarar verici eylemlerini, diğer davalı eşi ...’den aldığı vekaletname ile gerçekleştirdiğini, Başka bir ifadeyle vekil eden davalı ... ile vekil diğer davalı ... arasındaki ilişkinin, vekalet sözleşmesi adı altında görünen çıkar ortaklığı ve işbirliği ilişkisi olduğunu, Bu halde müvekkili şirket yönünden davalılardan ...’in sorumlu olması gereken meblağ bakımından sadece 6102 Sayılı TTK hükümlerine göre değerlendirme yapılması, davalılar arasında bulunan vekalet ilişkisinin göz ardı edilmesi 4721 Sayılı TMK’nın 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, Yargıtay kararlarında da değinildiği üzere, vekâlet sözleşmesinin temelini büyük ölçüde güven duygusu oluşturmaktadır. Aksi takdirde vekile vekâlet verilmesinden söz edilemeyeceğini, Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere, vekilin vekâlet verene karşı borçları, güven unsurundan, vekilin vekâlet veren yararına ve iradesine uygun davranış yükümlüğünden doğduğunu; vekilin asıl borcu vekâlet sözleşmesiyle üstlendiği işin veya hizmetin vekâlet verenin amacına, iradesine ve talimatlarına uygun ifası olduğunu ancak vekilin asıl borcunun yanında bir takım yan borçları da bulunduğunu; bunların başlıca; vekilin vekâletinin sınırları içinde iş görme edimini sadakat ve özen ile yapma borcu, vekilin vekâlet verenin iradesine, talimatına uygun hareket etme borcu, vekilin sır saklama borcu, vekilin işi şahsen ifa borcu ve vekilin hesap verme borcu oluşturmakta olduğunu, Hesap verme borcu TBK’nın “Hesap Verme” başlığı altında 508. maddesinde düzenlenmiş olup, ilgili madde “Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür...” şeklinde olduğunu, Yine Yargıtay içtihatları uyarınca vekil vekâleten gerçekleştirdiği işten sorumlu olduğu kadar, adına hareket ettiği vekâlet verenin zararına işlem gerçekleştirmesi söz konusu olmuşsa, vekil edenin bundan doğan zararından da sorumlu olduğunu, Bu bağlamda yerel mahkemenin sadece ...’in şirket yetkilisi olmamasını gerekçe göstererek, bizzat davalı tarafından ele geçirilen şirket kasasında olmayan paradan sorumlu tutmasının hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin bu tavrından her bir alacak talebinin tek bir hukuki zeminden ele alındığını, doğru ve yerinde hukuki perspektifden bakmadan hüküm kurduğu açıkça anlaşılmakta olduğunu, Her ne kadar taraflar arasında bir vekalet ilişkisini gösteren bir vekaletname var ise de, bu vekaletname taraflar arasındaki çıkar ve işbirliğinin hukuka uydurulmuş hali olduğunu,Davalının savunmasına dayanak gösterdiği protokolün tarafları arasında müvekkili şirketin yer almadığını; yani protokol ile hisselerini devredecek olan ... ve bu parayı aldığı vekaletname ile çekerek dava dışı üçüncü şirket ... Gayrimenkule devrini sağlayan ..., müvekkil şirket ve diğer müvekkiller ... ve ...’a karşı bu paranın şirket hesabında bulunmamasının hesabını vermekle yükümlü olduğunu; müvekkili şirket tarafından davalılara karşı yapılmış bir ibra olmadığını; yerel mahkemenin aksi yöndeki kabulüne itiraz ettiklerini, III. Yerel mahkeme davalı ...’e ödenen 185.000USD'yi davalının hakkettiği, çekişmesiz bir alacak gibi kabul ederek müvekkiller yönünden davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, Davalılardan ...’in bu protokol ile müvekkillerden aldığı 185.000 USD 6098 Sayılı TBK’da düzenlenen simsarlık sözleşmesi uyarınca aldığı iş görme bedeli olduğunu,  Gelgelelim davalı taraf taahhüt ettiği bu işi başarı ile sonuçlandıramadığını, Buna rağmen sayın ilk derece mahkemesinin dosya içerisinde bulunan geçersiz  -Sulh ve İbra Protokolü- başlık metni dayanak göstererek 185.000 USD gibi bir meblağın davalıya hibe edildiğini kabul etmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Yerel mahkeme adeta 185.000 USD gibi dudak uçuklatan bir rakamı kolayca vazgeçilebilecek, gözden çıkarılan bir meblağ olarak gördüğünü, Davalı tarafça sunulan \"Sulh ve İbra Protokolü”ne müvekkil şirket taraf olmadığı gibi, imzalayan taraflar arasında da 6098 Sayılı TBK anlamında bir ibra sözleşmesi niteliğinde olmadığını, Hukuk literatüründe borçtan kurtarma anlamına gelen ibra, 6098 Sayılı TBK’da borcu sona erdiren haller arasında düzenlendiğini; borcu sona erdiren sebeplerden olduğu sabit olan ibra; geniş anlamda borcu değil aksine dar anlamda borcu sona erdirdiğini; başka bir deyişle 6098 Sayılı Kanunun amir hükmü uyarınca ibra; borç ilişkisini değil borç ilişkisi içerisinde münhasır bir borcu sona erdirdiğini, İbranın var olabilmesi için en önemli şart tarafların ibra üzerine -  Alacak Hakkını Ortadan Kaldırma Üzerine- anlaşmalarıdır. Yani ibra edilen borç, bütün kapsamıyla kesin olarak belirtilmesi gerektiğini; karşılıklı, birbirine uyumlu iradelerin eksikliği durumunda ibra sözleşmesi kurulmamış sayıldığını, Somut uyuşmazlıkta dava dosyasında yer alan protokolün ibraya yer veren 3. Maddesinde; ibranın hangi iş ve işlemler açısından yapıldığının anlaşılmadığını; davalı ... protokolün imzasına kadar bir çok iş yaptığını ve protokolden sonra da devir işleminin tamamlayacağını vaad ederek  bu ibrayı yazdırmış ise de sonraki süreçte davalının ibraya konu ettiği hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmediği ortaya çıktığını; bu bakımdan ibra maddesinin geçersiz olduğunu, Davalı taraf bu parayı almadığını değil, bu para konusunda sulh ve ibra protokolü akdettiklerine dair savunmalarda bulunduklarını; oysa bu protokolün adı her ne kadar “sulh ve ibra protokolü” olarak yazılmış ise de ödenen 185.000,00USD’nin ileriye yönelik olarak taahhüt edilen franchise işi için ödendiği açıktır. Protokolün imzalandığı tarihte, ..., henüz bu işi yapmadığı için ibra edilmiş sayılmasının hatalı olduğunu, ... Franchise kullanım hakkının şu an müvekkili şirkette olsaydı, işbu  185.000 USD dava konusu olmaktan çıkacağını, Başka bir ifadeyle yerel mahkemenin bu taleplerini reddebileceği tek durumun;  ... Franchise kullanım hakkının müvekkili şirkette olduğu hal olduğunu, Oysa ortada davalı ... tarafından yapılan hiçbir iş-edim olmadığını, Simsarlık sözleşmesi vekâlet sözleşmesinin, konusu belirli (akit yapma hususunda aracılık faaliyetinde bulunma) ve simsarın her zaman ücrete hak kazandığı özel bir çeşididir. Bu sebeple TBK. m. 520/2 maddesinde (BK m.404/2) \"simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır\" denildiğini, Simsarlığın önem ve yararı şu şekilde açıklanmakta olduğunu: “Bir akdin yapılması için tarafların birbirleriyle buluşmaları lazımdır. Fakat bu buluşma her zaman kolay bir şekilde olmaz; hatta çoğu zaman bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Mesela taraf olacakların birbirlerini tanımamaları, ayrı ayrı mahallerde bulunmaları, aynı dili konuşmamaları gibi sebepler onların birbirini bulmalarına ve sözleşmeyi yapmalarına mani olabilir. İşte çeşitli sebeplerden ötürü bir araya gelemeyen kimseleri birbirlerine yaklaştırmak hususunda aracılık yapmayı kendilerine meslek edinen şahıslardan müteşekkil bir sınıf olup, eski zamanlardan beri mevcuttur.” Zamanında iş aleminin zaruri kıldığı ihtisaslaşma ve iş bölümü dolayısıyla tellallık mesleği ticaret hayatının vazgeçilmez bir unsuru hâline geldiğini; Simsarlık sözleşmesi, simsar ile iş sahibi arasında haklar ve borçlar meydana getirdiğini, 6098 Sayılı TBK’nın 521-525. maddeleri arasında sadece simsarın ücret alacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesi ile ilgili diğer hususlarda, 520/2 maddesinin yollaması gereği vekâlete ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 502. ve devamı hükümleri uygulama alanı bulacağını, Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 521. maddesine göre \"simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır\" (521/1). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmakta olduğunu, Simsar söz konusunu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyeceğini, Bu bağlamda; simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi (vekâlet veren) ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 521/1 bu şartı, \"yaptığı faaliyet sonucunda\" sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.c) Türk Borçlar Kanunu m. 523'de (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s.604 vd) .  Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 gün, 2014/859 E., 2016/428 K. sayılı kararı ve 15.03.2017 gün, 2017/644 E., 2017/460 K. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edildiğini, Davalı ...’in ... Franchise kullanım hakkını alacağını vaad ederek işin başında müvekkillerde para ama hiçbir girişimde bulunmamasının iyiniyet kuralına aykırı olduğunu, Geldikleri noktada ise yerel mahkemenin taraf iradeleri ile örtüşmeyen ve her halde geçersiz olan bir metni dayanak göstererek, hiçbir iş görmeyen davalıdan bu ücretin tahsil ve talep edilemeyeceğini iddia etmesinin kabul edilemeyeceğini, İlk derece mahkemesinin daha davanın başında tespit ettiği uyuşmazlık konusunun içeriği olan para akışlarının hem taraflarınca hem de banka kayıtlarıyla ispatlandığını, bu kayıtlar usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defter kayıtlarıyla da teyit edildiğini, Aksi ispat edilemez bu resmi kayıtlara rağmen ilk derece mahkemesi dosyasına görevlendirilen iki farklı bilirkişi heyeti; bırakın uyuşmazlığı aydınlatacak raporu, ne kadar yatırılıp ne kadar havale yapıldığı belli olan rakamların toplama çıkarma işlemini dahi yapamadan kısmen aleyhe olacak şekilde raporlar tanzim ettiğini, Haliyle ilk derece mahkemesi de; bu iki kök rapor arasındaki çelişkiyi ve gerçek duruma aykırı iddiaları ortadan kaldırmadan hukuka aykırı şekilde hüküm kurduğunu, 6100 Sayılı HMK’nın Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil Olması Başlıklı 222. Maddesine göre;“1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.” İlk derece mahkemesi dosyasına sunulan heyet raporları ile; müvekkil şirket defterlerinin eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu tespit edildiğini, Bu kayıtların kesin delil niteliğine haiz olup, davalılar bu kayıtların aksini ispata yarar hiçbir delil sunamadıklarını, Hal böyle iken heyet raporunun sonuç kısmını bu defterleri esas alarak değil davalının savunmasını esas alarak hazırladığını, Esasen müvekkili şirketin defter kayıtlarıyla uzaktan yakından alakası olmayan bu tespitlerin kabulü mümkün olmadığı gibi, yerel mahkemenin kararına dayanak olarak gösterdiği bu raporlara göre hüküm kurması hukuka aykırı olduğunu, Dosyada mevcut ve şüphe uyandırmayan tüm delillere rağmen raporun sonuç kısmında neredeyse müvekkilleri borçlu çıkaracak şekilde hesaplama yapılmasının nedeni taraflarınca anlaşılamadığını, Uyuşmazlık konusunun ne olduğunu daha yargılamanın başından ön inceleme duruşmasında tespit eden yerel mahkemenin dosya arasına banka kayıtlarını celp edip, ticari defterleri incelemesinden sonra yapması gereken tek işlemin basit bir toplama çıkarma işlemi olduğunu; ilk derece mahkemesi bu konuda üzerine düşeni yapmamış, bilirkişi heyetlerinin deyim yerindeyse başından savuşturarak hazırladığı elverişsiz raporları hükmüne esas aldığını,  İlk derece mahkemesinin hatalı kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, Esasen somut uyuşmazlıkta banka kayıtları ve yazılı beyanlarımız doğrultusunda 6100 Sayılı HMK’nın 222. Maddesi uyarınca; davalının dayanaksız olan savunma iddiaları defedilmiş ve çekişmeli olan alacak kalemleri tüm dosya kapsamı ile netliğe kavuşturulduğu halde, müvekkil şirket ve gerçek kişi müvekkillerin davalılardan olan alacak ve tazminatına işaret eden tüm belgeler İlk Derece Mahkemece aleyhe yorumlanarak  davanın kısmen reddedildiğini, Her ne kadar Müvekkili ... İnşaat ve Ticaret A.Ş'nin banka ve defter kayıtlarına göre tespit edilen alacağı 209.308,94USD’nin davalı ...’den tahsiline karar verilmişse de bu kabulün hatalı olduğunu; diğer davalı ... şirketin kasasında olmayan bu parayı davalı eşinden aldığı vekaletle dava dışı ... Tic. A.Ş.’ye aktardığını; bu halde diğer davalı ... vekaleten yürüttüğü bu işlem nedeniyle 6098 Sayılı TBK’da düzenlenen vekalet sözleşmesinin vekilin hesap verme yükümlülüğü maddesi kapsamı uyarınca yaptığı bu işlemden ve şirket hesabından uçurduğu bu paranın akıbetinden sorumlu tutulması gerektiğini, Öte taraftan; + Müvekkiller ... ve ...'nin davalıya protokolün imzalanması sırasında verdiği 185.000USD alacağın geçersiz ibra metnine istinaden talep edilemeyeceği, + Yine bu uyuşmazlık nedeniyle müvekkiller ... ve ... tarafından yapılan masrafların masraf belgeleri ve TBK m.50/2 uyarınca halin icabına göre yerel mahkemece hesaplanması mümkün iken hiç değinilmemesi, Hukuka ve Hukuki dinlenilme hakkının düzenlendiği 6100 Sayılı HMK’nın 27. Maddesinin; “(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirmesini, içerir” hükmüne açıkça aykırı olduğunu, Müvekkiller ... ve ...'nin davalıya protokolün imzalanması sırasında 185.000USD verdiği ise bizzat davalının dayandığı protokol ile sabit olduğunu, Yine ... ve ... tarafından yapılan masraf ve giderler de belgeli olup, TBK m. 50/2 uyarınca hakimin hallin icabına göre tazminat belirleme yetkisi bulunduğunu, Yerel mahkemece yapılan yargılamada dava konusu uyuşmazlıkla ilgili iki kök ve bir tane de ek rapor olmak üzere  toplamda üç bilirkişi raporunun dosya arasına girdiğini; bu raporlara karşı ilk derece mahkemesine sundukları itiraz dilekçelerinde raporların dava konusu uyuşmazlığı aydınlatacak yerde iyice çıkmaza soktuğu, bu haliyle dosyada mevcut maddi delillerle çelişen tespitler içeren raporların hükme esas alınmasının mümkün olmadığı defaten dile getirildiğini, İlk derece mahkemesi dosya içerisinde yer alan Sulh ve İbra Protokolü başlıklı metne ilişkin hukuki değerlendirmeyi kendi içerisinde çelişen bu raporları esas alarak, somut durumu gözetmeksizin nitelendirme yaptığını, Gelinen aşamada istinaf edilen bu karar; her haliyle hukuka aykırı olup,  dairenizden incelemenin duruşmalı olarak yapılması ve gerekirse istinaf incelemesinde uyuşmazlıkla ilgili yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasını ve bahse konu kararın dairenizce yapılacak inceleme neticesinde; + Müvekkil şirket alacağı yönünden verilen kısmen kabul kararının, bu alacaktan diğer davalı ...’in de 6098 Sayılı TBK’nın vekalet hükümleri uyarınca sorumluluğu dikkate alındığında, bahse konu alacaktan her iki davalının da sorumlu olduğuna karar verilerek düzeltilerek ONANMASINA, + Müvekkiller ... ve ... yönünden ise tümden reddedilen alacak ve tazminat taleplerimize ilişkin hükmün ise KALDIRILMASINI talep ettiklerini, İleri sürerek, açıklanan nedenlerle; istinaf taleplerinin kabulü ile icranın geri bırakılmasına ve istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasına, müvekkili şirket alacağı yönünden verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak müvekkili şirketin alacağının 437.363,52USD  üzerinden her iki davalı hakkında kabulüne karar verilmesini, Daire farklı kanaatte olursa İlk Derece Mahkemesince kabul edilen 209.308,94USD alacaktan diğer davalı ...’in sorumluluğu dikkate alındığında,  bu alacaktan her iki davalının da sorumlu olduğuna karar verilerek düzeltilerek ONANMASINA, 209.308,94USD davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine müvekkiller ... ve ... yönünden ise tümden reddedilen alacak ve tazminat  taleplerine ilişkin hükmün ise KALDIRILMASINA, 185.000,00USD’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiller ... ve ...’a ödenmesine Müvekkiller ... ve ... yönünden dava dilekçemizde HMK m. 107’ye göre talep ettiğimiz 1.000’er TL maddi tazminata ilişkin red kararının kaldırılarak davamızın TÜMDEN KABULÜNE, karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2022 tarih, 2019/155 E. Ve 2022/656 E. Sayılı dosyasından verilen karar özetle;\"...Yargılama sırasında davacılar vekili davalı ... aleyhine sorumluluk davası açılmasına ilişkin genel kurul kararını ibraz etmiş olup dava şartına ilişkin eksiklik yargılama sırasında tamamlattırılmıştır. 6098 sayılı TBK’nın 132. maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” şeklindeki düzenleme ile ibra, borcu tamamen veya kısmen ortadan kaldıran bir sebep olarak borcun sona erme hâlleri arasında sayılmıştır. Dosya kapsamı ve bilirkişi raporlarından;1.180.000,00 TL( 228.054,58 USD) nin... tarafından kaparo olarak verilmiş olduğu , 04.01.2019 tarihli “Sulh ve İbra Protokolü”ne göre 185.000,00 USD iş geliştirme bedelinin davalıya ödenmiş olduğu, 212.616,48 USD nin de davalılar tarafından davacı şirkete iade edilmiş olduğu dikkate alındığında davacı şirket hesabında bulunması gereken 649.980,00 USD den 212.616,48 USD ve228.054,58 USD nin düşülmesi halinde davacı şirket kasasında 209.308,94 USD bulunması gerektiği, davalı ...'inşirketin yönetim kurulu başkanı ve münferiden temsile yetkili olması nedeni ile şirket kasasında bulunması gerekirken dava dışı şirket hesabına aktarıldığı tespit edilen209.308,94 USD zarardan sorumlu olduğu anlaşılmakla davacı ...'nin ...'e yönelik davasının kısmen kabulü ile 209.308,94 USD'nin 08/03/2019 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faizi ile birlikte (reeskont faiz oranını geçmemek kaydıyla) davalı ...'den tahsili ile davacı şirkete verilmesine , fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar vermek gerekmiş,davalı ...'in davacı ... Ticaret A.Ş. de pay sahibi ve yönetici sıfatının bulunmadığı ,davacı şirketin davalı ...'den talepte bulunamayacağı anlaşılmakla davacı şirketin bu davalıya yönelik davasının ise reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. ...\"gerekçesi ile karar verdiğini, Zikredilen kararın davalı ... yönünden isabetle verilen ret kararı ile sonuçlandığını fakat usul ve yasaya aykırı olarak ... yönünden kısmi kabul kararı verildiğini, ... aleyhine verilen bu kısmi kabul kararına karşı itiraz nedenlerinin aşağıda belirtildiğini, Mahkeme talebe bağlılık ilkesine aykırı karar verdiğini, İstinaf konusu davada davacı taraf,ın uğradığı zararın tazminini talep etmekte olduğunu; bu talebinin dayanağı olan vakıaları da dava dilekçesinde tek tek sıraladığını,Esasen diğer davalı ... ile aralarında olan iş ilişkisi ve davacılar adına alınması planlanan işletmenin hangi koşullarda alınacağına dair vakıalardan  bahsedildiğini, Davacı taraf tüm beyanlarında müvekkillerin aracılık hizmeti verdiğini, kendileri adına alınacak işletmeler için davalı ...'e ve davacı şirkete  devir bedeli ile kaparo ödemeleri yapıldığını belirttiğini, Belirtilen vakıalar karşılığında da davalılardan, hem ödenen paraların hem de ibra sözleşmesine konu edilen tutarların tazmini ile uğranılan maddi kayıpların tazmini talep edildiğini, Diğer bir ifade ile istinaf konusu dava doğrudan ödenen tutarların geri alınması talebine dayanan alacak davası olarak açıldığını, Fakat istinaf konusu karar, TTK'nın 644/1 yollaması ile TTK'nın 549-561. maddelerinde düzenlenen şirket yöneticisinin sorumluluğunu esas alarak ... hakkında 209.308,94 USD'nin davacı şirkete ödenmesine karar verildiğini, Diğer taraftan;HMK'nın 26. maddesi uyarınca hakimin tarafların talebi ile bağlı kalacağı şartını düzenlediğini, Davacılar gerek dava gerekse cevaba cevap dilekçelerinde yukarıda belirtilen gerekçeler dışına çıkmamış, şirket yöneticisinin sorumluluğu vakıalarına dayanmadığnıı; özü itibari ile davalıların muvafakati ile iddialarını ve dayandıkları vakıaları genişletmdiğini, taleplerini bir başka vakıaya dayandırmadıklarını, Müvekkillerin iddianın genişletilmesi sonucu doğuran bu tasarruf bakımından açık bir muvafakati de olmadığını,En saf hali ile bir alacağın tahsili talep edilmişken, mahkeme tarafından uyuşmazlığın şirket yöneticisinin sorumluluğu olduğu karına varıp, bu yönde karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,  Taraflar arasında imzalanan ibra sözleşmesi bakımından ... de ibra edilmiş olmakla aleyhine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davacı gerçek kişilerin de kabulünde olduğu üzere davalı taraflar arasında bir iş yerinin devralınması konusunda mutabık kalındığını, Bu kapsamda bir takım sarf ve faaliyetler yürütülmüş ve sürecin sonunda beklenen menfaat gerçekleşmeyince taraflar kendi aralarında 04.01.2019 tarihli \"Sulh ve İbra Protokolü\" başlıklı belgeyi akdettiklerini, Adı geçen belgenin ilk paragrafında ve 4. bendinde açık bir biçimde davalı ...'in hem aslen hem de vekaleten yaptığı iş ve işlemler nedeni ile ibra edildiği açıkça belirtildiğini, Özü itibari ile ... de tıpkı ... gibi tüm tasarrufları bakımından ortak bir irade ile ibra edilmiş bulunmakta olduğunu, Davacı gerçek kişilerin ve ortak olarak vücuda getirdikleri davacı şirketin bu belgedeki iradeden ayrı olduğunun düşünülemeyeceğini, Çünkü davacı gerçek kişiler ile müvekkillerin bir araya gelerek vücuda getirdiği şirket hakkında yine bu kişilerin yapacağı anlaşma ve uzlaşmaların, ibra sözleşmelerinin geçerli olmadığını var saymak hatalı bir değerlendirme olacağını, Tarafların ortak iradesi anlaşmazlığı sulh ve ibra yolu ile nihayete erdirmek iken, mahkeme tarafından verilen kararda bu durum gözetilmeden hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, Belirtilen nedenle İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2022 tarih, 2019/155 E. ve 2022/656 K. sayılı usul ve yasaya aykırı ilamının kararın bozularak kaldırılması gerektiğini, Hüküm kısmında belirtilen vekalet ücretleri ve hesaplamalarının hatalı olduğunu, İstinafa konu dava dosyasında davacı tarafın talepleri sırası ile;- 210.000,00 USD nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı şirkete verlimesi,- 185.000,00 USD nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile davacı gerçek kişilere verilmesi,- Davacılar için ayrı ayrı olmak üzere 1.000,00 er TL nin davalılardan tahsili ile davacı gerçek kişilere verilmesi olduğunu, 30.06.2022 tarihli kararda yukarıda belirtilen talepler bakımından sırası ile; - 209.308,94 USD alacağın kabulü ile davalı ...'den tahsiline ve ... A.Ş.'ye ödenmesine, bakiye 691,06 USD bakımından talebin reddine, 210.000,00 USD alacağın ise davalı ... bakımından tamamen reddine, - 185.000,00 USD alacağın reddine, - Davacılar tarafından ayrı ayrı talep edilen 1.000,00 er TL maddi tazminat talebinin de reddine karar verildiğini, Yabancı para alacaklarına konu dava ve icra takiplerinde; Harç hesaplarının dava ve takip açılış tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz efektif satış kuru esas alınarak hesaplanacağı, İlam vekalet ücretlerinin de karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz efektif satış kuru esas alınarak hesaplanacağı izahtan vareste olduğunu, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de 26.09.2019 tarih, 2019/6569 E. ve 2019/16794 K. sayılı ilamında; \"...  Hükümde tahsiline karar verilen yabancı para alacağının, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL’ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken, davacı lehine eksik vekalet ücreti takdir edilmesi hatalı olup, bozma sebebi ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün HMK. nun geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK. nun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.\"gerekçesi ile hesaplamanın nasıl yapılacağına dair ilkeyi gösterdiğini, Buna karşılık mahkeme tarafından verilen kararın hüküm fıkrasında hesap edilen vekalet ücretlerinin dava tarihi itibari ile TL karşılıklarının esas alındığının tespit edildiğini, Karar tarihi olan 30.06.2022 tarihinde 1 USD'nin Türk Lirası karşılığının 16,71 TL  olduğunu, https://www...gov.tr/.../ Buna göre müvekkiller lehine karar tarihi itibari ile tahakkuk etmesi gereken ilam vekalet ücretlerinin aşağıdaki gibi olması gerektiğini: 210.000,00 USD tutarlı talep yönünden; - Davalı ... lehine reddedilen 691,06 USD karşılığı 11.547,61 TL olup; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği 5.100,00 TL ilam vekalet ücreti tahakkuk etmesi gerektiğini, - Davalı ... lehine reddedilen 210.000,00 karşılığı 3.509.100,00 TL olup; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği 123.716,00 TL ilam vekalet ücreti tahakkuk etmesi gerektiğini, 185.000,00 USD tutarı talep yönünden; Davalılar ... ve ... lehine reddedilen 185.000,00 USD karşılığı 3.091.350,00 TL olup; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği 119.505,30 TL ilam vekalet ücreti tahakkuk etmesi gerektiğini, Diğer taraftan; davacıların uğradıkları maddi kayıplara dair talep ettikleri ayrı ayrı 1.000,00'er TL maddi tazminat talebinin de reddedildiğini fakat bu konuda hüküm fıkrasında ilam vekalet ücreti bakımından bir hüküm kurulmadığını, İleri sürerek, Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; Davalı ... yönünden; İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2022 tarih, 2019/155 E. ve 2022/656 K. sayılı ilamı ile verilen karar isabetli olup; bu davalı yönünden verilen hükmün ONANMASINA, Davalı ... yönünden; HMK 26. maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak, davacıların dayandığı vakıaların dışında nedenleri gerekçe gösteren,  İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2022 tarih, 2019/155 E. ve 2022/656 K. sayılı usul ve yasaya aykırı ilamının İSTİNAF incelemesi yapılarak BOZULMASINA ve KALDIRILMASINA, neticeten ... hakkında açılan davanın da tümden REDDİNE,  Hüküm fıkrasında vekalet ücretlerini hatalı hesap ve takdir edilen, talep edilen 1.000,00 er TL maddi zarar tazmini için ise ret kararı verildiği halde vekalet ücretine hükmedilmeyen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2022 tarih, 2019/155 E. ve 2022/656 K. sayılı usul ve yasaya aykırı ilamının İSTİNAF incelemesi yapılarak DÜZELTİLMESİNE, Tehir-i icra talebinin kabulü ile istinaf incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; tarafların dava dışı işletmeyi devir almak için kurdukları davacı şirkete gönderilen paranın şirket hesaplarından kendi şirket hesaplarına aktarılması sebebiyle şirkete iadesine, davalı ...'a ödenen iş geliştirme ücretinin davacı gerçek kişilere iadesine ve işletmenin devri için davacı gerçek kişiler tarafından yapılan masraflar sebebiyle davacıların uğradığı iddia edilen zararların davalılardan tahsili talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacılar ... ve ...'ın davasının reddine, davacı ...'nin ...'e yönelik davasının kısmen kabulüne, davacı şirketin ...'e yönelik davasının reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta; davacı gerçek kişiler davalı ... aracılığı ile dava dışı ... projesinin içinde bulunan \"...\" adlı işletmenin devir alınması için davacı ... % 50, davacı ...'ın % 25 ve davalı ...'in eşi davalı ...'in % 25 hissedar olduğu davacı şirketi kurmuş ve davalı ... tek başına imzaya yetkili yönetim kurulu başkanı olmuştur. Davacı ... tarafından davacı şirketin kurulmasından önce işletmenin devir bedeli için kendi payına düşen bedelin 100.000,00 USD'sini davalıların sahibi olduğu ...A.Ş'ye, sonrasında 649.980,00 USD'sini  davacı şirket hesabına gönderilmiştir. Söz konusu işletmenin devir alınamaması üzerine bu kez \"...\" adlı işletmenin devir alınmasına karar verilmesi üzerine  bu işletmenin devri için işletme sahiplerine 1.180.000,00 TL kapora verilmiştir. Tarafların anlaşamaması üzerine taraflar bir araya gelerek 04/01/2019 tarihli sulh ve ibra protokolünü akdetmişlerdir. Söz konusu protokolün birinci maddesinde \"...\" işletmenin devir alınması için ... tarafından 1.180.000,00 TL kapora verildiği, ikinci maddesinde ...'in davacı şirketteki hissesinin ...'a devredeceği, üçüncü maddesinde yapılacak bu işlemler ve devir karşılığında ayrıca yine bugüne kadar yapılmış olan iş geliştirme faaliyetleri karşılığında davacı şirket ortakları ... ve ... tarafından davalılara 185.000 USD verildiği, dördüncü maddesinde ... ve ...'ın bu sözleşme imzası ile birlikte davalı ...'i hem aslen hem vekaleten yürüttüğü görevlerle ilgili, ...A.Ş. ve ...'i hem aslen hem vekaleten yürüttüğü görevler açısından kendi hür iradeleri ile sulh olmuş ve ibra etmiş olup, başkaca herhangi bir nam ve sıfatta taleplerinin olmayacağı hüküm altına alınmış olup, protokol kendi adına ve ... adına ..., ..., sözleşmenin tarafı ve tercüman olarak ..., ... tarafından imzalanmıştır. ... tarafından davacı şirketteki hissesinin tamamının davacı ...'a devredildiğine ilişkin hisse devir sözleşmesi akdedilmiştir. Davacı ... tarafından davacı şirkete gönderilen 100.000,00 karşılığı 540.000,00 TL davacı ... hesabına iade edilmiştir. Yine davacı ... tarafından şirkete gönderilen 649.980,00 USD'nin 1.150.000,00 TLsi davacı şirket hesabına iade edilmiştir.  Taraflar arasında bu hususlarda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı vekili, davacı ... tarafından davacı şirket hesabına gönderilen 649.980,00 USD'den iade edilen 1.500.000,00 TL(217.000,00 USD) ve kapora olarak verilen 1.180.000,00 TL(221.000,00 USD) mahsup edildiğinde bakiye 210.000,00 USD 'nin iade edilmediğini, ayrıca davalı ...'in ...'ın işletmesini davacılar adına alma vaadini yerine getirmediğini, söz konusu iş geliştirme ücreti olan 185.000,00 USD'nin hileli olarak alındığını, işletmelerin devri için davacılar tarafından masraf yapıldığını ve zarara uğradıklarını iddia ederek bu bedellerin davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalılar vekili, taraflar arasında akdedilen sulh ve ibra protokolüne göre davalılara verilen  iş geliştirme ücreti olan 185.000,00 USD (947.200,00 TL9 ve davalı ...'in hisse devir bedeli olarak kararlaştırılan 50.000,00 TL nin davacılar tarafından ayrıca ödenmediğni, bu bedellerin davacı tarafından gönderilen  649.980,00 USD bedelden mahsup edildiğini, daha önce iade edilen ve kapora olarak verilen bedeller ile bu bedeller mahsup edilmek suretiyle hesabın kapatıldığını ve davalıların ibra edildiğini ve alacağın bulunmadığını savunmuştur. Davacı vekili tarafından davacı şirkete gönderilen bakiye alacağın 437.363,52USD olduğu ve bu bedelden her iki davalının da sorumlu olduğu iddia edilmiş ise de, davacının dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı şirkete gönderilen bedelden 1.180.000,00 TL'nin kapora olarak verildiğinin kabul edildiği, bu bedel mahsup edildiğinde davacı alacağının Mahkemece hüküm altına alınan  209.308,94 USD olduğu, söz konusu bedelin davacı  ... tarafından davacı şirkete gönderildiği, davalı ...'ın davacı şirkette ortak ve yönetici olmadığı, şirketin yönetim kurulu başkanın davalı ... olduğu, şirket hesabına gönderilen paranın şirket hesabından çıkarılarak davalı ...'in yetkili olduğu şirket hesabına aktarılması  ve zarara uğraması sebebiyle iadesinin talep edildiği, söz konusu bedelden yöneticinin sorumluluğu ilkesi kapsamında davalı ...'in sorumlu olduğu, diğer davalının vekalet ilişkisini kötü kullanması halinde sorumluluğunun vekalet veren tarafından ileri sürülebileceği, vekalet ilişkinin tarafı olmayan davacı tarafından  ileri sürülemeyeceği anlaşılmakla davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında akdedilen ibra ve sulh protokolünün ...'ın işletmesinin devri işlemi tamamlanmadan akdedildiği ve iş geliştirme ücretinin ödenmesinin kabul edildiği, ücretin yapılacak işlemler ve devir karşılığında ayrıca yine bugüne kadar yapılmış olan iş geliştirme faaliyetleri karşılığında davacı şirket ortakları ... ve ... tarafından davalılara verildiğinin kararlaştırıldığı dikkate alındığında, davacıların davalının herhangi bir hizmet vermediği ve ücrete hak kazanmadığı iddia ve istinaf sebebi yerinde değildir. Yine protokolün dördüncü maddesinde ... ve ...'ın bu sözleşme imzası ile birlikte davalı ...'i hem aslen hem vekaleten yürüttüğü görevlerle ilgili, ...A.Ş. ve ...'i hem aslen hem vekaleten yürüttüğü görevler açısından kendi hür iradeleri ile sulh olmuş ve ibra etmiş olup, başkaca herhangi bir nam ve sıfatta taleplerinin olmayacağı hüküm altına alınmış olup, söz konusu hüküm uyarınca davacıların sözleşmelerin akdedilmesi için yapılan masraflara ilişkin zararın talep edilmesi de mümkün olmadığından davacıların bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalılar vekili, davacıların yöneticinin sorumluluğu ilkesi kapsamında zararın tazmini talebinde bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılarak söz konusu hukuki kurum kapsamında değerlendirilme yapılması, sulh ve ibra protokolü kapsamında davalı ...'in de ibra edilmesine rağmen aleyhine hüküm kurulması ve vekalet ücretlerinin eksik hesaplanması sebebiyle kararın usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. HMK'nın 33. maddesi uyarınca hakim Türk hukukunu resen uygular. Bu hüküm uyarınca olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. Davacı vekili tarafından davacı şirkete gönderilen paranın şirket hesaplarından davalı ...'nin yetkili olduğu şirket hesabına aktarıldığı ve şirketin zarara uğratıldığı iddiası dikkate alındığında davacı şirketin o dönem yönetim kurulu başkanı olan davalı ... tarafından yapılan bu işlem dolayısıyla yöneticinin sorumluluğu ilkesi kapsamında davalının sorumlu olduğu ve Mahkemece hukuki nitelemenin doğru yapıldığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Yine taraflar arasında akdedilen sulh ve ibra protokolünün hiç bir maddesinde şirket hesabına gönderilen bakiye bedelden bahsedilmediği, söz konusu bedelin protokole konu olmadığı, protokole davacı şirketin taraf olmadığı gibi şirket tarafından da imzalanmadığı, ayrıca  protokolün dördüncü maddesinde davacı şirket tarafından davalıların ibra edilmediği, davacı gerçek kişiler tarafından ibra edildiği dikkate alındığında şirket hesabında bulunması gereken para yönünden davalı ...'in ibra edildiği söylenemeyeceğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Mahkemece vekâlet ücretine hükmedilirken dava tarihindeki kur esas alınarak dava değerinin belirlenmesi ve belirlenen ve harcı yatırılmış bu bedel üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca vekâlet ücreti hesaplaması yapılması yerinde olup, davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2024 tarih, 2024/3070 esas ve 2024/7743 karar sayılı ilamı) Ancak Mahkemece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davacı gerçek kişiler tarafından davalılar aleyhine ayrı ayrı talep edilen ve reddine karar verilen 1.000,00'er TL maddi tazminat üzerinden davalılar lehine vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerekirken bu konuda olumlu ve olumsuz bir karar verilmemesi isabetli olmamış, davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine,  davalıların istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından  HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalıların istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 30/06/2022 tarih ve 2019/155 Esas 2022/656 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, Davacılar ... ve ...'ın davasının REDDİNE, -Davacı ...'nin ...'e yönelik davasının KISMEN KABULÜ İLE, 209.308,94 USD'nin 08/03/2019 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faizi ile birlikte (reeskont faiz oranını geçmemek kaydıyla) davalı ...'den tahsili ile davacı şirkete verilmesine, -Davacı şirketin ...'e yönelik davasının REDDİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hükmolunan miktar üzerinden  hesaplanan 78.026,47 TL nispi karar harcından peşin yatırılan 36.921,56 TL harcın mahsubu ile noksan kalan 41.104,91 TL harcın davalı ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından peşin yatırılan ve mahsup edilen 36.921,56 TL harcın davalı ...'den tahsili ile davacı  ...ne verilmesine, 5-Davacı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden  hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan  72.778,43 TL vekalet ücretinin davalı ...'den tahsili ile davacı ...'ne verilmesine, 6-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden davacı ...nin reddedilen tazminat talebi üzerinden  Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince  hesaplanan 3.771,25 TL vekalet ücretinin davacı ...nden tahsili ile davalı ... e verilmesine, 7-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ...nin reddedilen tazminat talebi üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince  hesaplanan 72.910,42 TL vekalet ücretinin davacı ...nden tahsili ile davalı ...e verilmesine, 8-Davalılar ... ve ... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden davacılar ... ve ...'ın   reddedilen alacak talepleri üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan  67.629,10 TL vekalet ücretinin  bu davacılardan alınıp davalılar ... ve ...e  verilmesine, 9-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacılar  ... ve ...' tan tahsili ile bu davalıya verilmesine, 10-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen miktar ve tarifenin 13/2 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacılar ... ve ...' tan tahsili ile bu davalıya verilmesine, 11-Davacılar ... ve ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin bu davacılar üzerinde bırakılmasına, 12-Davacı  ... tarafından yapılan toplam 11.000,00 TL bilirkişi ücreti, 290,20 TL posta gideri olmak üzere toplam 11.290,20 TL yargılama giderinden davanın kabul red miktar ve oranı göz önüne alınarak hesaplanan 5.982,63 TL yargılama giderinin davalı  ...'den tahsili ile davacı şirkete verilmesine, bakiye kısmın davacı şirket üzerinde bırakılmasına, 13-Arabuluculuk faaliyeti nedeni ile Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabulucu ücretinin davalı ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 14-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN: 15-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalılara iadesine, 16-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacılardan alınması gereken  615,40-TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak ayrı ayrı yatırılan 80,70'şer TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0'şer TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 17-Davalılar tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacılar ... ve ...' tan tahsili ile davalılara verilmesine, 18-Kullanılmayan gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"53d8eefd6dfb0734","SID":"b178e942e172e152"}}