{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1674 Esas<br>KARAR NO: 2025/481 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2020/182 Esas - 2022/603 Karar <br>TARİH: 14/06/2022<br>DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; \"Müvekkili şirketin 15/02/20146 tarihinde ... isimli muhasebe yazılımını davalı taraftan satın aldığını, satın alınan bu muhasebe programının şirketin girdilerini çıktılarını kolay suretle takip edebilme ve bilgilerini depolama yeteneğine haiz olduğunu,  programı satın alan müvekkilinin davalı tarafa her ay düzenli olarak program ücreti ödediğini, bu ücretin gerekli bakım ve onarımın düzenli olarak yapılması ve bilgilerin depolanması amaçlı verildiğini, nihayetinde Temmuz 2019'da müvekkilinin tüm şirket bilgilerinin yer aldığı bu programın çöktüğünü ve tüm bilgilerin kaybolduğunu, bu sırada müvekkilinin destek almış olduğu davalıyı arayarak sorun olduğunu belirttiğini ve bu gerekçe ile depolanan verilerin tarafına gönderilmesini talep ettiğini, bunun üzerine davalının 24/02/2019 yılına kadar olan verileri müvekkiline sunduğunu ancak 24/02/2019 tarihinden sonra bilgisayara virüs bulaşma tarihi Temmuz 2019'a kadar olan kısmı depolamadığı için müvekkiline iade edilemediğini, halbuki davalı tarafın tüm bilgileri depolama yükümlülüğünün mevcut olduğunu, zira böyle bir şey yapmayacaksa aylık ücret almasının bir manası kalmayacağını, açıklanan nedenlerle; davalının mevcut zararın giderilmesi amaçlı şimdilik 10.000,00- TL manevi, 1.000,00-TL maddi olmak üzere tazminata ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin arz ve talep edildiği...\" görülmüştür. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; \"müvekkili şirket ile davacı arasındaki çalışmanın 26/02/2016 tarihinde ... no'lu fatura ile başladığını, müvekkilinden ... Ön Muhasebe programı ve uzak masaüstü sunucuyu almasının sebebinin Bakırköy'den veya Küçükçekmece'den coğrafi etkenlerden etkilenmeden internet olduğu müddetçe onun için tahsis edilen sunucuya bağlanarak yazılımın kullanılmak istendiğini, kullanılan yazılımın kiralık bir yazılımı olmadığını, yıllık ücret ödenmediğini, ama kullandığı uzak masaüstü sunucusunun yıllık olarak... adlı firmadan satın alıp müşterilere sunulan bir kiralama hizmeti olduğunu,  davacının, sunucu yönetimini kendisinin yapmak istediğini belirtip daha ilk yıldan itibaren sunucusunun ana yönetim şifresini müvekkilden istediğini ve şifrenin kendisi ile paylaşıldığı tarihte davacı yanında çalışan ... isimli personelin buna şahit olduğunu, bu şifreyi almasının sonucu güvenliği ile ilgili problemlerin kendi sorumluluğunda olduğu, ona ve personeline o tarihlerde bildirildiğini, sunucuyu amacına uygun olmayarak masaüstü bilgisayar gibi kullanmaya başladığını ve böylece yıllarca bu şekilde kullanıldığını, pek çok kere virüs ve benzeri sorunlar nedeniyle sunucularının çöktüğünü ve müvekkili tarafından sistemin tekrar ayağa kaldırıldığını bununla ilgili kendisine kesilen faturalar olduğunu, son senelerde kendisine defalarca bu sunucunun eskidiği, işletim sistemini yenilemek gerektiğinin müvekkili tarafından söylendiğini, en son Şubat ayında bunun tekrar söylendiğini ancak davacı tarafından kabul edilmediğini, müvekkilinin sistemde tehlikenin sunucunun değiştirilmemesi, (upgrade) edilmemesinden kaynaklanacağını öngörürken çok geçmeden bu tehlikenin ortaya çıktığını, davacıya ait tüm sunucu datalarının geri getirilemez şekilde tahribat verildiğini, dataların geri getirilmesi için sunucuya giren 3.kötü niyetli kişinin amacının para olmayıp davacıdan şahsi intikam amacında olabileceğini, müvekkilinin güncel datayı geri getirememişse de, yine de sunucuyu yeniden kurdurup en son virüs sorunu yaşanan Şubat ayında kendi insiyatifi ile sözleşmesel ve ticari zorunluluğu olmadığı halde yedeğini aldığını ... Ön Muhasebe datasını yani 2.5 ay önceki datasını yükleyerek kendisine teslim ettiğini, davacı sunucusunun masa üstündeki kendi kaybetmiş olduğu özel dosyaları olduğunu ve onları istediğini söylemişse de, müvekkilinin ... yazılımları bayisi olduğunu ve aynı zamanda bu yazılım ile ilgili hizmetlerin uzak masaüstü RDP sunucusu gibi) kiralayıp sattığını, müvekkilinin davacıya hep ...nsoft yazılımları ile ve virüs ile ilgili veya yıllık kiralaması ile ilgili fatura kestiğini, fatura açıkça ne için olduğunun yazdığını, müvekkilin davacıdan yedekleme adı altında bir para almadığını, yedekleme hizmetinin ayrı bir hizmet olup ayrı ücretlendirme gerektirdiğini ve bu hizmeti davacının da istemediğini  müvekkilinin sorumlusu olmadığı ve ücretini de almadığı bir hizmet tutulduğunu ve suçlandığını,  bu şekilde itibarının ve marka değerinin zarar gördüğünü, açıklanan nedenlerle; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesinin arz ve talep edildiği...\" görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 14/06/2022 tarih ve 2020/182 Esas - 2022/603 Karar  sayılı kararında; \"Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Satın alınan yazılımdaki tüm bilgilerin kaybolmasında sorumluluğun kime ait olduğu, davacının maddi ve manevi zarara uğrayıp uğramadığı noktasında uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir.Mahkememizce taraf tanıkları dinlenmiş olup bilirkişi incelemesi yapılmıştır.Davacının muhasebe kayıtlarının tamamının davalı şirketten kiralanan ve davalı şirketin sorumluluğunda bulunan sunucuda muhafaza edildiği, sunucuya enjekte olan virüsten ötürü Şubat 2019 döneminin son haftası ile Temmuz 2019 dönemi arasındaki muhasebe kayıtlarının geri getirilemez şekilde tahribata uğradığı, söz konusu dönemlere ait yedeklerin de alınmamış olması sebebiyle belirtilen dönemler arasındaki kayıtlara ulaşılamadığı, ancak ileri tarihlerde bu kayıtlardan bazılarının yeniden program girilmek suretiyle oluşturulduğunun tespit edildiği, somut olayda davalı şirketin davacıya kiraladığı sunucunun yapılandırılmasından, yönetilmesinden ve yetkilendirilmesinden sorumlu olması nedeniyle kiralayan olarak kendi uhdesindeki sunucunun ve sunucuda muhafaza edilen verilerin her türlü güvenliğinden de sorumlu olduğu, ayrıca tahribata uğrayan ve geri getirilemeyen verilerin boyutu ve niteliği bilinemediğinden uğranılan maddi zararın tespitinin de teknik açıdan mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Tahrip olan verilerin niteliğine ilişkin beyan dilekçesi ve tanık beyanları kapsamında maddi zarar yönünden değerlendirme yapılması için ek rapor alınmıştır.Davacı vekili tarafından sunulan dilekçe ve eklerinde, müvekkili şirketin Temmuz 2019 ayına göre sonraki aylar 13.151,00 TL (2019 Ağustos) ve 22.728,00 TL (2019 Eylül) daha az Katma Değer Vergisi beyanında bulunduğunu, bu hususun müvekkili şirketin zararını ispatladığını, müvekkili şirketin ortalama %30 karla iş yaptığı şeklinde maddi zarar iddiası ve talebinde bulunulmuşsa da; teknik inceleme sonucunda davacıya ait muhasebe kayıtlarının davalı şirketten kiralanan ve davalı şirket nezdinde bulunan sunucuda muhafaza edildiği, sunucuya enjekte olan virüs nedeniyle Şubat 2019 – Temmuz 2019 dönemi arasındaki kayıtların geri getirilemez şekilde tahribata uğradığı, işbu dönemlere ait kayıtların yedeği alınmadığından ilgili kayıtlara erişimin ortadan kalktığı, kaybı söz konusu olan kayıtların davacı şirkete vermiş olduğu maddi zararın tespitinin teknik imkanlar dahilinde bulunmadığı, belirtilmiştir. Davacı şirketin iddia edilen zararının tespitinin sadece Temmuz 2019a göre Ağustos 2019 ve Eylül 2019 KDV beyannameleri dönemlerinde meydana gelen azalışla ifade ve tespit edilmeyeceği, davacı şirketin iddia ettiği zararın veya kar azalışının organizasyon, pazar şartları, müşteri ilişkileri, rekabet unsurları, satış şartları ve fiyatlama unsurları gibi bir unsurun etkisi altında olduğu, sadece KDV beyannamelerindeki beyan edilen KDV azalışından yola çıkılarak maddi zarar tespitinde bulunulamayacağı değerlendirilmiştir.HMK’nin ispat yükünü düzenleyen 190. maddesine göre ispat yükü; kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince de, \"Kural olarak, herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.\" düzenlemeleri mevcuttur. Buna göre; ispat yükü davacıda olup ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.\"gerekçesi ile, '' Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Müvekkili şirketin 15.02.2016 tarihinde ... isimli muhasebe yazılımını davalı taraftan satın aldığını, Satın alınan bu programın bir muhasebe programı olduğunu; yani şirketin girdilerini çıktılarını kolay suretle takip edebilme ve bilgileri depolama yeteneğine haiz olduğunu, Bu programı satın alan müvekkil şirket davalı tarafa her ay düzenli olarak program ücreti ödediğini; bu ücretin gerekli bakım ve onarımın düzenli olarak yapılması ve bilgilerin depolanması amaçlı verildiğini, Nihayetinde Temmuz 2019'da müvekkilin tüm şirket bilgilerinin yer aldığı bu programın çöktüğünü ve tüm bilgilerin kaybolduğunu; bu sırada müvekkili şirketin teknik destek almış olduğu davalıyı aradığını, bilgisayarda sorun olduğunu belirttiğini, bu gerekçe ile depolanan verilerin tarafına gönderilmesini talep ettiğini; bunun üzerine davalı tarafın  24 Şubat 2019 yılına kadar olan verileri müvekkile sunduğunu ancak 24 Şubat 2019 tarihinden bilgisayara virüs bulaşma tarihine kabar olan kısmı depolamadığı için müvekkile iade edemediğini; halbuki davalı tarafın tüm bilgileri depolama yükümlülüğü mevcut olduğunu; mahkemece bu durumun dahi değerlendirilmeksizin davanın reddine karar verildiğini; yalnızca yerine getirilmeyen yükümlülük için ödenen bedel dahi başlı başlına bir maddi tazminat kalemi oluştururken maddi tazminat taleplerinin reddinin hukuka aykırı olduğunu; net tespit edilemediği iddia edilen ancak tanık beyanları ve sunulan deliller ışığında müvekkilin zararı uğradığını; zarar miktarının net tespit edilememesi nedeniyle hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu; ortada bir haksız fiil mevcut olup bu haksız fiil neticesinde ortada belirlenebilir bir zarar mevcut olduğunu, Hatalı bilirkişi raporu ile hüküm tesis edilmesini kabul etmenin mümkün olmladığını; Bilirkişi tarafından \"zararının tespitinin sadece Temmuz 2019‟a göre Ağustos 2019 ve Eylül 2019 KDV beyannameleri dönemlerinde meydana gelen azalışla ifade ve tespit edilmeyeceği, davacı şirketin iddia ettiği zararın veya kar azalışının organizasyon, pazar şartları, müşteri ilişkileri, rekabet unsurları, satış şartları ve fiyatlama unsurları gibi bir unsurun etkisi altında olduğu sadece KDV beyannamelerindeki beyan edilen KDV azalışından yola çıkılarak maddi zarar tespitinde bulunulamayacağı, görüş ve kanaatine varılmıştır.\" şeklindeki değerlendirmesinin de eksik ve hatlı olduğunu; bu değerlendirme uyarınca hiç bir şirketin maruz kaldığı haksız fiil ile   uğradığı zararlar arasında illiyet bağı kurulmasının mümkün olmayacağını; elbette ki KDV matrahında meydana gelen değişim başlı başına haksız fiilin meydana getirdiği zarardan meydana gelmediğini, öyle ki  bu durum Mahkeme tarafından da hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle değerlendirme konusu yapılabileceğini; Bilirkişi tarafından mahkemenin takdir yetkisinin alanına giren böyle bir durumda kesin kanaat bildirilmesi hakkaniyete uygun olmadığını; dolayısıyla ek bilirkişi raporunda müvekkil şirket nezdinde dava konusu zararın meydana geldiği dönem itibariyle kar kaybına neden olan ana faktörün davalının haksız fiili olduğu hususunun eksik değerlendirildiğini; bu nedenle; müvekkil şirketin ilgili haksız fiilden önceki ve sonraki KDV matrah tutarlarının ortalaması alınarak haksız fiil sonrasında meydana gelen KDV matrah azalışının müvekkilin zararının somut karşılığı olduğu yönündeki eksik değerlendirmenin tarafımızca kabul edilmediği ve bu haliyle mahkemece bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu kanaatinde olduklarını, Bilirkişi ek raporunda yalnızca tanık beyanlarına lafzi olarak yer verilmiş olup tanık beyanlarının içreğinde yer alan zarara ilişkin maddi olgulara yer verilmediğini; Tanık ... beyanında; kaybolan ve geri getirilemeyen veriler sebebiyle sırf cari hesaplarda müvekkil şirketin 15.000,00 TL civarında kaybının olduğunu beyan  etmiştir. Tanık ... beyanında; davacı müvekkil şirketten sipariş ettikleri ancak verilerin kaybolması sebebiyle  zamanında teslim edilemeyen bir (1) siparişinin tutarının 6.000,00 Tl olduğunu, kendi çalıştığı şirketin müvekkil şirketten siparişlerinin ayda 100.000,00 TL'yi bulduğunu belirttiğini; ayrıca söz konusu haksız fiil nedeniyle meydana gelen aksamalardan dolayı fazladan emek ve mesai harcandığı bu emek ve mesainin karşılığında müvekkil şirketin fazladan ödeme yaptığı hususları da dikkate alınmamıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirilmeliyken aleyhimize hüküm tesis edilmesi hakkaniyete aykırı olduğunu, İleri sürerek, yukarıda ayrıntısıyla izah edilen nedenlerle ilk derece mahkemesi tarafından kurulan kararın kaldırılarak maddi ve manevi tazminat taleplerimizin kabulü il yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep ederiz.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı tarafından davalıdan satın alınan muhasebe yazılım programının virüs girmesi sebebiyle çökmesi sonucu şirketin 24/02/2019-Temmuz 2019 tarihleri arasındaki verilerin davalının depolama yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle geri getirilemediği iddiası ile sözleşmeye aykırılıktan dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda maddi ve manevi tazminat talepli davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili, davalıdan ... isimli muhasebe yazılım programı satın alındığını, davalıya her ay düzenli olarak program ücreti ödendiğini, davalının bakım, onarım ve depolama hizmeti vermekle yükümlü olduğunu, söz konusu programın virüs sebebiyle Temmuz 2019 tarihinde çöktüğünü ve davacının 24/02/2019-Temmuz 2019 tarihleri arasındaki verilerin davalı tarafından depolanmaması sebebiyle geri getirilemediğini, davacının maddi ve manevi zarara uğradığını ve davalıdan tahsilini talep etmiş, ancak verilerin kaybolmasından dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın ne şekilde gerçekleştiğine, maddi zarar kalemlerinin ne olduğuna ilişkin açıklamada bulunmamıştır. Bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde ve istinaf dilekçesinde zararın tanık beyanlarına, Temmuz 2019 tarihinden sonra verilen KDV beyannamelerindeki azalış dikkate alınarak takdiri indirim yapılmak suretiyle tespitinin yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili, davacının kendilerinden ... Ön muhasebe programı ve Uzak Masaüstü RDP sunucu ve bir adet Thermal yazıcı aldıklarını, yazılımın kiralık olmadığını, ancak uzak masaüstü sunucunun yıllık olarak İsim Kayıt isimli firmadan satın alınarak müşterilere sunulan kiralama hizmeti olduğunu, davacının sunucu yönetimini kendisinin yapmak istediğini ve normalde müşterilerine verilmemesine rağmen davacının talebi üzerine şifrenin davacıya verildiğini, sunucunun amacına aykırı olarak masaüstü bilgisayar gibi kullanıldığını ve bu sebeple çok kez virüs ve benzeri sorunlardan dolayı programın çöktüğünü ve davalı tarafından programın kurtarıldığını ve buna ilişkin kendisine fatura düzenlendiğini, davacının uyarılmasına rağmen devam ettiğini, dava konusu olaya ilişkinde davalının kurtarma işlemi yaptığını, ancak özel dosyalarının kurtarılmasını istediğini, davalının davacıya yedekleme hizmeti verme yükümlülüğünün bulunmadığını, bu hizmetin ayrı ücrete tabi olduğunu, davacıya düzenlenen faturalarda da bu hizmet adı altında bir hizmet verilmediğinin ve ücret alınmadığının görüldüğünü, bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacı defter ve kayıtları ile dava konusu program üzerinde yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen raporda; virüs sebebiyle davacının Şubat 2019 döneminin sonu ve Temmuz 2019 dönemi arasındaki muhasebe kayıtlarının geri getirilemez şekilde kaybolduğu ve yedeklenemediğinden ulaşılamadığı, davacı personelinin beyanına göre bu kayıtların bir kısmının fiziki evraktan ve müşterilerden elde edilen bilgiler ile tekrar sisteme girildiği, davalının davacıya kiraladığı ve kendi uhdesinde bulunan sunucu ve sunucuda muhafaza edilen verilerin her türlü güvenliğinden sorumlu olduğu, tahribata uğrayan ve geri getirilemeyen verilen boyutu ve niteliği tespit edilemediğinden zarar tespitinin yapılamadığı belirtilmiş ve Mahkemece rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir. Mahkemece ve bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen faturalar ve sözleşme kapsamında açık bir şekilde davalının yedekleme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, programa virüs bulaşmasının davacının mı davalının mı kusurundan kaynaklandığı, söz konusu programa davalının belirttiği gibi davacının kusuru ile sürekli virüs bulaşıp bulaşmadığı, bulaşmış ise davalı tarafından kurtarma işleminin yapılıp yapılmadığı, dava konusu olayda kurtarılan verilere ilişkin verilerin yedeklenmesi sebebiyle mi yoksa davalının kurtarma işlemi sebebiyle mi kurtarıldığı ve buna ilişkin davalı savunmaları irdelenmeden karar verilmiş ise de, davalı tarafından gerekçeli karar bu yönleri ile istinaf edilmediğinden ve karara karşı sadece davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğundan bu hususlar kaldırma sebebi yapılmamıştır. Mahkemece davalının verilerin kaybından sorumlu olduğu kanaatine varılmış,  ancak davacı tarafından zarar ispat edilmediğinden davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından dava dilekçesinde maddi ve manevi zarara ilişkin ne şekilde zarara uğradığı, uğramış ise zarar ile verilerin kaybı arasındaki illiyet bağı ispatına ilişkin açıklama yapılmamış, zararın  tanık beyanlarına göre ve Temmuz 2019 tarihinden sonra verilen KDV beyannamelerindeki azalış dikkate alınarak takdiri indirim yapılmak suretiyle tespiti talep edilmiştir. Ancak söz konusu maddi zararın yazılı kayıtlar ile ispatı zorunlu olduğundan tanığın  verdiği örnekler üzerinden ispatı mümkün değildir. Yine davacının  Temmuz 2019 tarihinden sonra verilen KDV beyannamelerindeki cüzi miktardaki azalışın ve kar kaybının verilerin kaybı ile oluştuğuna ilişkin illiyet bağı ortaya konulamamış olup, davacının maddi zararı ispat edilemediğinden ve zarar ile illiyet bağının ortaya konulamaması halinde TBK'nın 114/2  maddesi delaletiyle aynı yasanın 50/2 maddesinin de uygulama olanağı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle yerindedir. Davacı tarafından manevi zarar talebinde bulunulmuş, ne şekilde manevi zarara uğradığı da açıklanmamıştır. Yine Mahkemece de manevi tazminat talebinin hangi gerekçe ile reddine karar verildiği açıklanmamış ise de, davacı tarafından karara karşı somut bir istinaf sebebi de ileri sürülmemiştir. Kaldı ki 6098 sayılı TBK'nun  58/1 maddesine göre kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık, manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Bu hüküm dikkate alındığında davalının sözleşmeye aykırı davrandığı iddiası sebebiyle davacının kişilik hakkının zedelendiği de ispat edilemediğinden manevi tazminat talepli davanın reddine karar verilmesi de sonucu itibariyle doğru olmuştur. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan ve kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"91aa74133457a9ea","SID":"bb8169c627d57c3c"}}