{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO\t\t: 2022/1254 <br>KARAR NO\t\t: 2025/325<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 14/06/2021 (Dava) - 06/04/2022 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2021/366 Esas - 2022/303 Karar<br>DAVA\t\t: Limited Şirketin Haklı Nedenle Feshi <br>BAM KARAR TARİHİ\t: 05/03/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 05/03/2025<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/366 Esas-2022/303 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ortağı bulunduğu davalı şirketin 26/05/2014 tarihinde kurulduğunu, davadışı ...’un tek ortak şeklinde 100.00,00 TL sermaye ile davalı şirketi kurduğunu, 10/08/2017 tarihinde şirket paylarından 25 adet payını ...'e,  25 adet payını ...'ya, 50 adet payını da müvekkili ...'a devrederek şirketi tek ortaklıktan çıkardığını, şirket müdürünün de ... seçildiğini, daha sonra, 26/09/2019 tarihinde ...’in kendi payını ...'ya devrettiğini, bu çerçevede, davalı şirket ortaklarının müvekkili ... ve ... olmak üzere, yarı yarıya pay oranlarına sahip duruma geldiklerini, halen de bu şekilde ortaklığın devam ettiğini, limited şirketlerin sona ermesinin TTK’nın 636.maddesinde sayıldığını, 3.fıkrada haklı sebeplerin varlığından bahsedildiğini, ancak tahdidi şekilde sayılmadığını, hakimin somut olay özelinde davacı tarafın iddia etmiş olduğu tüm sebepleri inceleyeceğini, davacı tarafın öne sürmüş olduğu haklı sebeplerin tek başına fesih için haklı sebep oluşturmayıp da tüm sebepler birleştiğinde ortaklık ilişkisi çekilemez hale geliyorsa burada da haklı sebebin varlığından söz edilebileceğini, müvekkilinin, ortaklığın başladığı tarihten bugüne kadar şirketin iş ve işleyişiyle ilgili diğer ortaktan bilgi alamadığı gibi, kar dağıtımı yapılmadığını, şirket bilançolarının müvekkiline gösterilmediğini, bu durumun artık çekilemez hal aldığını, davalı şirket ortakları arasındaki güven ilişkisinin sona erdiğini, diğer ortağın şirket müdürü olup, kendi kusurundan kaynaklı şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkansızlık meydana geldiğini, sözde ortaklık devam ederken 10/03/2021 tarihinde bir karar defteri gönderildiğini ve imzalanmasının talep edildiğini, yazılan konunun şirket isminin değiştirilmesi hakkında genel kurul kararı olduğunu gördüğünü, usule uygun olmayan şekilde çağrı yapılmadan, bu genel kurul kararını tabi ki imzalamadığını, müvekkili tarafından imzalanmayan şirket isminin 15/03/2021 tarihinden bu yana broşürlerde, instagramda şirketin resmi hesabında ve şirket binasının tabelasında değiştirilmek sureti ile ... olarak yazıldığını, müvekkilinin artık diğer ortağa karşı güveninin kalmadığını, müvekkilinin şirketin iyi idare edilmediğini de gördüğünü, bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret ünvanını veya mallarını kötüye kullanmasının Yargıtay tarafından haklı nedenle fesih sebebi olup, doktrinde ve Yargıtay kararlarında haklı sebep olarak kabul edilen hususların davalı şirkette mevcut bulunması sebebi ve izah ettikleri tüm sebeplerden dolayı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın yersiz olduğunu ve reddi gerektiğini, haklı sebep bulma konusunda sıkıntı yaşayan davacının, gerçek dışı ve soyut gerekçelere dayandığını, müvekkili şirketin, eğitim camiasında bilinen saygın bir kurum olduğunu, 13/09/2017 tarihli ortaklar kurulunun 2017/4 sayılı kararı ile \"...\" olan adının, davacı ...'ın da imzası ile \"...\" olarak değiştirildiğini, yine 13/09/2017 tarihli ortaklar kurulunda oy birliği ile alınan 2017/5 sayılı karar ile kurum açma, kapatma, devretme, devir alma ve benzeri işlemleri yapma yetkileri ile şirketin diğer ortağı ...’nın kurucu temsilci olarak atandığını, 13/09/2017 tarihli ve 2017/5 sayılı ortaklar kurulunca verilen yetkiye dayanarak \"...\" kurum isminin, şirket temsilcisi ... tarafından \"...\" olarak değiştirildiğini, ... olarak müvekkili şirkete iş yeri açma ve çalışma ruhsatı verildiğini, davacının 13/09/2017 tarihli toplantıda alınan 2017/5 sayılı kararda, şirket temsilcisi ...'ya verilen yetkilerde kendisinin de bizzat imzasının ve onayının bulunduğunu, kaldı ki şirketin ünvanında herhangi bir değişiklik olmadığını, davacı ...'ın bizzat kendisinin de talebi ile kurumun sadece Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki isminin değiştirildiğini, davacının kurum isim değişikliğini şirketin isim değişikliği olarak yansıtmasının dürüstlükle bağdaşmadığını, ayrıca şirket ortağı ...'nın kurum yetkilisi olarak kurum ismi değişikliği kararını tek başına almasında kanunen bir engel de bulunmadığını, davacının şirket ortağı ... ile ortaklarından olduğu \"... Limited Şirketi\" isimli bir şirket için de aynı gerekçelerle fesih davası açtığını, bu davanın İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/408 Esasında kayıtlı olup mahkemedeki dava ile aynı gün açıldığını, mahkemede şirket isminin hukuka aykırı olarak isminin değiştirildiğinden bahseden ve bunun için kendisinden izin alınmadığını ifade eden davacının, diğer mahkemede görülen davada ise \"...\" isminin kendi markası olduğunu ve izinsiz kullanıldığı için şirketin haklı sebeple feshi gerektiğini haksız ve kötü niyetli olarak ileri sürdüğünü, ortada şirketin feshedilmesini gerektirecek haklı bir durum bulunmadığını, davacının aslında şirketin feshinden ziyade, para alarak ortaklıktan çıkmak istediğini, iddialarının da doğru olmadığını, müvekkili şirketin bütün kayıtlarının son derece titizlikle ve sağlıklı olarak tutulduğunu, davacının iddiasını destekleyen hiçbir somut gerekçe sunmadığını, davacının, müvekkili şirketin mali durumu ve faaliyetleri hakkında her türlü bilgiye de sahip olduğunu, şahsen de istediği zaman şirket kayıtlarını inceleyebileceğini, davacının müvekkili şirketten farklı olarak kendisine ait başka bir eğitim kurumunun daha bulunduğunu, kendisine ait eğitim kurumu ile ayrıca yukarıda bahsi geçen ... Limited Şirketi'nin mali müşaviri ...’ın aynı zamanda müvekkili şirketin de mali müşaviri olduğunu, belgelerin daima ortakların bilgisine hazır durumda olduğunu, davacının kayıt ve belgelere ulaşamaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, şirketin idare ve temsil yetkisinde hiçbir sorun bulunmadığını, güven sorunu yaşayan ve müvekkili şirketin diğer ortağı ... ile nedensiz yere irtibatı kesenin bilakis davacının kendisi olduğunu, müvekkili şirket kar elde edemediği için davacının da gayet iyi bildiği üzere ortaklarına kar payı dağıtımı yapamadığını, özellikle yaklaşık iki yıldır yaşanan ve büyük bir ekonomik krize yol açan salgın hastalığın da araya girmesi nedeni ile şirketin kar elde edemediğini, buna karşılık müvekkili şirketin diğer ortağı ...’nın büyük bir gayret ve özveri göstererek sorumluluğu tek başına üstlenerek eğitim faaliyetlerine zorluklarla da olsa devam etmeye çalıştığını, şirketi tek başına ayakta tuttuğunu, davacının ise şirket ortağı olarak üzerine düşen yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmeyerek, özellikle pandemi başlangıcından bu yana da covid bahanesi ile şirkete uğramadığını, şirketin SGK, Vergi Dairesine ve kendi çalışanlarına borcu bulunmadığını, sadece koşullar nedeni ile kar elde edemediğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3.maddesindeki mahkemenin yetkisinin haklı bir sebebin varlığı ve şirketin bu sebebe dayanarak sona erdirilmesinin adil olduğunun belirlenmesi halinde ortaya çıkacağını, mahkemenin bu şartla ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebildiğini, ayrılmaya sebep olacak bu haklı sebebin de şirketin feshini meşru kılacak nitelikte ve ağırlıkta olması gerektiğini, Yargıtay’ın konu ile ilgili kararlarında bu durumda Türk Ticaret Kanunu gereğince şirketin feshi yerine çıkma ve pay değerinin ödetilmesine ilişkin talebin de yerinde olmadığının ifade edildiğini, bu kapsamda davacı ortağın haklı sebebin gerçekleşmesi bakımından hiç kusurunun olmaması ya da daha az kusurlu olması gerektiğini, kusurlu ortak TMK’nın 2.maddesinde yer alan dürüstlük kuralına ve bu kuralın dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğüne aykırı hareket ederek kendi kusurlu davranışlarına dayanıp bir de şirketin feshini talep edemeyeceğini, bu davanın davacının kendi kusurlu hareketlerinden kendi lehine bir takım sonuçlar çıkarma gayretinden başka bir şey olmadığını, davacının diğer şirket ortağı ...'yı sürekli yalnız bıraktığını, kötü niyetle hareket ederek işbu haksız davayı açtığını, haklı bir neden olmadığı için fesih davasının reddine, ancak mahkeme aksi bir kanaatte ise şirketin devamlılığı esas olduğundan, şirketin feshi yerine, davacının ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep etmelerinin gerektiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece, \".....Toplanan tüm delliler, yeminli tanık beyanları ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporu ile; davacı taraf şirketin iş ve işleyişiyle ilgili bilgi alamadığı, bu hakkının kısıtlandığı, şirketin içine girmesinin engellendiği iddiasında bulunmuş ise de, davacının yarı paylı ortağı olduğu davalı şirkete salgından önce ara sıra gelip gittiği, salgından sonra ise hiç gitmediği, şirket merkezine ve şirketin işlettiği eğitim kurumuna gitmesi halinde engellenmesinin söz konusu olmadığı, şirkete ait defter ve kayıtlara istediği her an ulaşabileceği ve şirket muhasebecisi tarafından istediği her türlü bilgi ve belgelerin kendisine verilebileceği, buna göre davacının şirkete ilgisizliğinin kendisinden kaynaklandığı belirlenmiş olup, davacının bu durumun aksine iddialarının haklılık taşımadığı gibi bu yöndeki iddialarını kanıtlar hiç bir delil sunulmadığı, hiç kar payı dağıtılmadığı iddia edilmiş ise de, şirketin 2017 yılından beri sürekli olarak zarar ettiği ve genel kurul toplantılarında kar payı dağıtımına ilişkin bir karar alınmadığı birlikte değerlendirildiğinde, kar payı dağıtılmasının mümkün olmadığı gibi bu yönde alınmış bir karar bulunmadığından şirket yöneticisi ortağın aksine hareket etmesinin söz konusu olmadığı, şirket yetkilisi ortağın şirket mallarını kötüye kullandığı ve ortaklar arasındaki güven ilişkisinin kalmadığı iddia edilmiş ise de, tüm dosya kapsamı ve özellikle bilirkişi raporu ile şirkete sürekli borç para vererek ayakta tutmaya çalıştığı, salgında dahi salgın öncesi öğrenci mevcudunu koruduğu, şirketin donuklanmış geçmiş bir borcunun bulunmadığı, davacının ilgisiz kalmasına rağmen şirket iş ve işlemlerini tek başına yürüttüğü dikkate alındığında, şirket yetkilisinin güven sarsıcı, davacıyı, alacaklıları ve şirketi zarara uğratıcı özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı somut bir eylemi belirlenmediği gibi davacı tarafça bu iddiaya yönelik hiçbir delil sunulmadığı, şirket ünvanının izin alınmaksızın değiştirildiği iddia edilmiş ise de, bu durumun bir fesih sebebi olmadığı gibi şirket ve kurum ünvanının değiştirilmesine ilişkin kararda davacının imzasının ve izninin bulunduğu ve isim değişikliğinin şirkete zarar verdiğine ilişkin davacı tarafça hiçbir delilinin sunulmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, aksi yöndeki iddianın haklı olmadığı, şirket müdürü olan diğer ortağın kusurundan kaynaklı olarak şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkansızlığın meydana geldiği iddia edilmiş ise de, şirketin salgın döneminde dahi faaliyetine devam ettiği, geçmişe dönük donuklaşmış bir borcunun bulunmadığı, zarar miktarının ekonomik ölçülere göre karşılanabilir olduğu, sermaye arttırımı halinde faaliyetine devam etmesinin mümkün bulunup, bu yola dahi başvurmadan  yönetici ortağa borçlanmak suretiyle faaliyetine devam ettiği, salgın nedeniyle eğitim kurumlarının kapanmasına rağmen dört yıl boyunca öğrenci sayısında önemli bir değişiklik bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafın bu yöndeki iddiasınında haklılık bulunmadığı gibi aksini kanıtlar hiçbir delilin sunulmadığı, şirketin borca batık olduğu ve sürekli olarak zarar etmesi haklı sebep olarak iddia edilmiş ise de, yönetici ortağın şirkete borç vermek suretiyle şirketi finanse ederek faaliyetini sürdürmeye çalıştığı, salgın döneminde birçok özel eğitim kurumunun öğrencilerini kısmen veya tamamen yitirmesi, kapanması veya iflası gibi sonuçlarla yüz yüze kaldığı herkes tarafından bilinir bir gerçek olmasına rağmen davalı şirketin öğrenci sayısının yaklaşık olarak korunarak faaliyetinin devam ettiği, şirketin 2017 yılından itibaren zarar edip 2020 yılı zararının 128.937,33 TL olduğu, bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere sermaye arttırımına gidilmesi halinde, öğrenci sayısının salgında dahi önemli ölçüde düşmemesi ve bunun yanında şirketin geçmişe dönük donuklaşmış bir borcunun da bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde; şirketin faaliyetini sürdürerek gelecekte karlılığa ulaşabileceği konusundaki umudun varlığını koruduğu, borca batıklık miktarı ile 2020 yılına ait zarar miktarı ve geçmişe dönük donuklaşmış bir borcun bulunmaması ile şirketin faaliyet alanı ve salgın hastalık birlikte değerlendirildiğinde, şirketin mevcut borca batıklık ve dört yıl boyunca zarar etmesinin başlı başına haklı bir fesih nedeni olmadığı dikkate alınarak davacı tarafça fesih sebebi olarak ileri sürülen bütün sebeplerin somut olay açısından varlığının bulunmadığı gibi davacının yarı paylı ortak olmasına rağmen salgından önce şirkete ara sıra gidip salgından sonra hiç uğramayarak şirket iş ve işlemlerine ilgisiz kaldığı, yönetici ortağın davacının güvenini sarsıcı şirketi ve davacıyı zararlandıran işlem ve kararlarının bulunmadığı gibi şirketin faaliyet alanı ve salgın nedeniyle zor durumunda olan şirketin faaliyetini finanse ederek sürdürmeye çalıştığı, şirketin sermaye arttırımına gitmesi halinde faaliyetini sürdürebileceğine, karlı duruma geçebileceğine ilişkin bir umudu bulunmasına rağmen sermaye ihtiyacının yalnız yönetici ortağa borçlanmak suretiyle karşılandığı, şirketin iş ve işleyişine zorlu salgın döneminde ilgisiz kalan davacının şirketi ayakta tutmaya çalışan yönetici ortağa göre ortaklar arasındaki iletişimsizlikte ve şirketin daha verimli çalışarak karlı hale gelmesi konusunda daha az kusurlu olmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın çıkma talebinde de bulunmaması nedeniyle davacı ortağın, şirketten çıkarılması suretiyle uygun bir çözüm yoluna gidilmesine gerek bulunmadığı dikkate alınarak, DAVANIN REDDİNE....\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili tarafından, \"...Davalı şirketin kurulduğundan bu yana gitgide daha da borca batmak sureti ile zarara uğradığını, 26/09/2019 tarihinde davalı şirket ortakları müvekkili ... ve ... olmak üzere, yarı yarıya pay oranlarına sahip duruma geldiklerini, halen de bu şekilde ortaklık devam ettiğini, davalı şirketin haklı sebeple feshine ilişkin iddialarının hepsi gerek bilirkişi raporunda gerekse de muhasebeci olan tanığın beyanları ile doğrulandığını, sunulan tüm iddialar ispatlanmışsa da mahkemenin bu hususları göz ardı edip davanın reddine karar vererek hatalı hüküm kurduğunu, mahkemenin iddiaları hiçe sayıp, çelişkili ve tam tespit yapılmayan bilirkişi raporundaki davalı lehine olan tüm maddeleri alarak davanın reddine karar kıldığını, davalı şirketin açıldığından bu yana covid zamanı öncesinden beridir kar getirmediğini, şirketin amacını gerçekleştirmede hukuki ve fiili imkansızlık sebebine dayandıklarını, şirket borca batık olduğundan eğitim öğretim gibi kutsal bir görevi gereği gibi ifa edemediğini ve bundan sonra da edemeyeceğini, çalışanların yasal haklarını nasıl ödeyeceğinin, vergi borcu bulunup bulunmadığının, öğrencilerden tahsil ettiği senetleri bildirim yükümlülüğüne uygun şekilde mi tahsil edip etmediğinin merak konusu olduğunu, davalı şirkette 1 kez dahi genel kurul yapılmadığını, yapılmaya teşebbüs dahi edilmediğini, bu durumun da müvekkilinin şirkete ilgisizliğinden mi kaynaklandığının anlaşılamadığını, yazılı ve resmi şekillerle ispatladıkları durumların nedense bilirkişi tarafından ele alınmamasını anlayamadıklarını, genel kurul yapılmamasının şirketin fesih sebebi için tek başına bile yeterli olduğunu, uzun yıllar ciddi bir faaliyetin olmaması sebebine dayandıklarını, ..., şirketi madem ayakta tutmaya çalışıyor neden şirketin satılması hususunda görüşmeler yapıp internet sitelerine satış ilanı koyduğunun, neden genel kurul dahi yapmadan, salt kendi kendine şirket yönetmeye çalıştığının merak konusu olduğunu, Yargıtay uygulamalarında ve öğretide haklı sebep olarak gösterilen olaylar sınırlı olmayıp hakimin somut olay özelinde davacı tarafın iddia etmiş olduğu tüm sebepleri inceleyeceğini, davacı tarafın öne sürmüş olduğu haklı sebepler tek başına fesih için haklı sebep oluşturmuyor ancak tüm sebepler birleştiğinde ortaklık ilişkisinin devamı çekilemez hale geliyorsa burada da haklı sebebin varlığından söz edilebileceğini, davalı şirketin sırf pandemi sebebini bahane ederek zararda olduğunu beyan etse de bu zararın şirket açıldığından işbu zamana kadar devam ettiği, bilirkişinin de 2017, 2018, 2019, 2020 bilanço dönemlerinin tamamında zarar ettiği, 2020 yılında kira gideri başta olmak üzere genel yönetim giderlerini karşılayamamasının zarar etmesinde belirleyici olduğu, incelenen dönemlerin tamamında davalı firmanın faaliyetlerinden elde ettiği gelirin giderlerini karşılamaya yetmediği şeklinde rapor tanzim ederek şirketin borca batık olduğunu beyan ettiğini, bilirkişi, davalının fon ihtiyacının ortaklardan sadece birisi tarafından finanse edilmekte olduğunu beyan etmişse de buna ilişkin herhangi bir somut delil sunamadığını, müvekkilinin koyduğu sermaye, yaptığı harcamalar hesaba katılmadan eksik inceleme ve davalının beyanı üzerine bu raporun sunulmasının hukuka uygun olmadığını, limited şirketlerin ortaklar arasındaki güvene dayalı olarak kurulan ticari şirketler olduğunu, davalı şirket ortakları arasındaki güven ilişkisinin sona erdiğini ve diğer ortak şirket müdürü olup, kendi kusurundan kaynaklı şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkansızlığın meydana geldiğini, bu hususlar mevcutken TTK’nın 376.maddesinin uygulanmasının hiçbir amacı bulunmamakta olup, hiçbir sonuç elde edilemeyeceğinin bariz olduğunu, bilirkişinin ortaklar arası güven kalmadığı bariz olan işbu halde, bu denli borca batık bir şirketin şuanki ülke ekonomisi durumunda sermaye artırarak nasıl düzelebileceği hususuna vardığını kabul etmelerinin mümkün olmadığını, işbu bilirkişi raporuna ve TTK’nın 376.maddesinin uygulanması beyanına itiraz ettiklerini ve yeniden inceleme yapılmasını talep ettiklerini, bilirkişi raporunda işletme adının değiştirilmesinde müvekkilinin zımnen muvafakati ve hatta talebi bulunduğu şeklinde değerlendirilmiş ise de bu değerlendirmenin yanlış olduğunu, ortaklar kurulunun 13/09/2017 tarih ve 2017/05 sayılı kararı ile, kurum açma, kapatma, devretme, devir alma ve benzer işlemlerde ...’nın kurucu temsilci olarak atandığını, ancak kendisine işletme ismi değiştirebilmesine ilişkin herhangi bir yetki verilmediğini, buna karşın kendisi müvekkilinin haberi, izni olmadan 15/03/2021 tarihinden bu yana vatandaşlara dağıtılan broşürlerde, instagramda ve şirket binasının tabelasında değiştirilmek sureti ile '...' olarak yazmaya başladığını, müvekkilinin de ödemesine imkan bulunmadığını, müvekkilinin ve diğer ortağın bulunduğu ... isimli bir diğer şirketleri de borca batık olduğundan bu ay devredilmek zorunda kalındığını, limited şirketlerin kar elde etmek amacı ile kurulduğunu, ancak müvekkilinin de diğer ortağın da kar elde edemediğini, 06/04/2022 tarihli duruşmada da tutanağa geçmek sureti ile; ‘müvekkilim davadan önce davalı şirkete hakkımı verin ortaklıktan çıkayım teklifinde bulunmuştur, ancak davalı şirket maddi durumumuz müsait değil, istiyorsan dava aç diye davranınca bu dava açılmıştır, davalı tarafça çelişkili ifadeler kullanılmaktadır, haklı davamızın kabulü ile davalı şirketin feshine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkilimiz ortaklıktan çıkarılarak müvekkilimin hissesinin verilmesini talep ederiz dedi’ şeklindeki beyana göre de davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, ancak mahkeme gerekçesinde; ‘isim değişikliğinin şirkete zarar verdiğine ilişkin davacı tarafça hiçbir delilinin sunulmadığı davacının yönetici ortağa göre daha az kusur olmadığı anlaşılmakla ve davacı tarafın çıkma talebinde de bulunmaması nedeniyle davacı ortağın, şirketten çıkarılması suretiyle uygun bir çözüm yoluna gidilmesine gerek bulunmadığı...’ gerekçesiyle dava reddedilmişse de, limited şirketin gayesinin zaten kar yapma amacı olduğundan ekstradan kar dağıtımına ilişkin genel kurulun toplanarak karar almasına gerek olmadığını, bu hususun da mahkemece bilinmesi gerektiğini, bilirkişi raporundan yönetici ortağın şirketi ayakta tuttuğu beyan edilmişse de buna ilişkin herhangi bir somut delil olmadan salt beyan üzerine verilen hukuka aykırı ve taraflı bir karar olduğunu, ünvan değişikliğinin şirketi zararı uğrattığı iddiaları arasında bulunmamakta iken mahkemenin neden bu şekilde bir gerekçe sunduğunun anlaşılamadığını, zarar miktarının kabul edilebilir olduğuna mahkemenin nasıl kanaat ettiğinin anlaşılamadığını, bu ekonomik krizde yüz binlerce liranın kazanılıp bir anda bir şirketi kara geçirme olasılığının sıfır olduğunu, davalı şirketin feshini, aksi halde müvekkilinin hissesi oranında bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmasını istemişseler de mahkemenin bu taleplerini değerlendirmediğini, mahkeme feshi son çare olarak görüyorsa müvekkilini ortaklıktan çıkarma sureti ile de karar verebileceğini, kararın eksik inceleme sonucu verilmiş olması karşısında, müvekkili lehine kaldırılarak davanın kabulünü, aksi halde müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesini...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, limited şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi, olmadığı takdirde haklı nedenle ortaklıktan çıkma istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı ve davadışı ortağın %50'şer pay ile ortak olduğu davalı şirkette diğer ortağın münferiden şirket yetkilisi olduğu, davacının şirketin devamının çekilmez hale geldiği iddiası ile TTK 636/3.maddesi gereğince şirketin haklı nedenle feshini talep ettiği, karar duruşmasında davacı vekilinin öncelikle şirketin feshini, bu mümkün olmaz ise müvekkilinin ortaklıktan çıkarılarak hissesinin verilmesini talep ettiklerini beyan ettiği, mahkemece bilirkişi raporu alınarak davalı şirketin tüm mali kayıtlarının incelendiği, yukarıda yazılı gerekçelerle de davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>2-Bilindiği üzere, TTK 636/3. maddesine göre, \"....(3) Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir\". Somut uyuşmazlıkta, davacı vekili tarafından ileri sürülen hususlar ortaklar arasında bir uyumsuzluk bulunduğunu göstermekte ise de, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona ermesine daha ziyade kusuruyla sebebiyet veren ortağın kendi kusuruna dayanarak fesih ve tasfiyeyi istemesi ilke olarak kabul edilemez. Zira, hiç kimse kendi kusurlu davranışlarından kendisi lehine sonuç çıkartamaz. Aksi düşüncenin kabulü, daha ziyade kusurlu ortağın kendi kusurundan fayda sağlaması, başka bir ifadeyle kusurunun ödüllendirilmesi anlamına gelmektedir ki böyle bir kabulün hukukun genel ilkeleri yanında hakkaniyet ilkeleri ile de bağdaştırılması düşünülemez (Bu yönde bknz. Yargıtay 11.HD 2015/11340 E.-2016/6490 K.,  2016/1706 E-2017/4509 K.,  2015/14106 E.-2016/4145 K ). <br>3-Hükme esas alınan bilirkişi raporuyla da belirlendiği üzere; davalı şirketin iki ortaklı bir limited şirket olup, davadışı diğer ortağın şirket yetkilisi olduğu, her ne kadar öz varlık tutarı gerilemiş ise de, şirketin faaliyetlerine devam ettiği, önceki yıllara göre öğrenci sayısında bir azalma olmadığı, covide dayalı pandemi sürecinin tüm eğitim kurumları gibi davalı şirketi de etkilemiş olduğu, buna rağmen şirketin yıl sonu zarar tutarının azalarak ilerlediği, esasen şirket faaliyetlerinin diğer ortağın mali katkısı ile sürmekte olduğu, şirketin donuklaşmış borcunun bulunmadığı, davadışı bu ortağa borçlanma suretiyle finanse edilmekte olduğu, bu nedenle ortaklara borç hesabından kaynaklı olarak şirketin zararda göründüğü, şirketin başka kurum ve kişilere  borcu bulunmayıp sadece diğer ortağa borç sözkonusu olduğundan, bu durumun şirketin faaliyetinin devamına engel nitelikte bir borç olmadığı, bununla birlikte, hayatın olağan akışına göre ortaklardan sadece birinin mali desteği ile şirketin yürütülmesinin yerinde olmayacağı, sermaye artışı yoluna gidilmesinin doğru olacağı, ortaklar arasında fikir ve eylem birliği yok ise de, bunun davacının ilgisizliğinden mi yoksa davadışı müdürün davacının görüşünü almadan işleri yürütmesinden mi kaynaklı olduğunun bilinmediği, kar elde edilmediğinden kar dağıtımı yapılmadığı,  \"şirket ünvanı\" değişikliği sözkonusu olmayıp \"kurs adı şeklindeki işletme adının\" değişimi bakımından da; davacının işletme adında geçen markanın kendisine ait olduğuna dair ihtarı ve önceki YK kararları gözetildiğinde davacının da bu değişikliğe muvafakatinin bulunduğunun kabulü gerektiği, davacının şirkete girmesini önleyecek özel bir engel durumu olmadığı ve  mali müşavirden bir ortak olarak bilgi ve belge almasına engel fiili bir durum da olmadığı, davacının bu yöndeki iddialarına dair hiçbir somut delil sunamamış olduğu da görülmekle, bu durumda tüm dosya kapsamına göre; ortaya çıkan uyumsuzlukta davacının diğer ortaktan daha az kusurlu olduğunun kabulüne yarar hiçbir somut delil bulunmadığından davacının kendisinden kaynaklanmayan bir sebeple fesih koşullarının oluştuğunu ispatlayamadığı, \"haklı sebep\" koşulu ispatlanamadığından 6102 sayılı TTK 636/3. maddesinde öngörülen duruma uygun düşen başka bir çözüm yolunun uygulanması da mümkün görülmemekle, mahkemece verilen usul ve yasaya uygun karara karşı davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davacı vekilinin İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/366 Esas - 2022/303 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,7‬0 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avanstan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  05/03/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c89e8b0b4d271886","SID":"68275a936da5a8f1"}}