{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/183 <br>KARAR NO: 2025/475<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10/11/2021<br>NUMARASI: 2017/413 Esas - 2021/736 Karar <br>DAVANIN KONUSU: Alacak (Satım sözleşmesinden kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı  vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 2010 yılında motorin satımına ilişkin sözleşme imzalanırken davalıya ... Bankası AŞ'ye ait 35.000,00 TL bedelli teminat mektubu verildiğini,  müvekkilinin ticari ve üretim merkezinin Adana ili Kozan ilçesinde olduğunu, davalı ile çalışmaya başlandığında davalı şirketin Kozan ilçesinde şubesi bulunduğunu, ancak sözleşme devam ederken davalının şubesini kapattığını ve davalının sözleşmeden kaynaklanan motorin temin etme yükümlülüğünü yerine getiremediğini, müvekkilinin sözleşmeyi 18.08.2016 tarihli ihtarname ile haklı nedenle feshettiğini ve teminat mektubunun iadesini talep ettiğini, davalının teminat mektubunun 30.000,00 TL'lik kısmını cezai şart olarak aldığını beyan ederek fatura düzenlediğini, faturanın davalıya 05.09.2016 tarihli ihtarname ile iade edildiğini, 11.10.2016 tarihinde davalının teminat mektubunu paraya çevirdiğini, bu bedelin 30.000,00 TL'sini cezai şart, 1.827,00 TL'sini teslim edilmeyen araçların kimlik ünitesi olarak aldığını, kalan 3.172,97 TL'yi ise müvekkiline iade ettiğini, müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenlerle fesh ettiğini, davalının sözleşmenin erken ve haksız feshedilmesi gerekçe gösterilerek 30.000,00 TL cezai şart alma hakkı bulunmadığını ileri sürerek, cezai şart olarak alınan 30.000,00 TL'nin 11.10.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının sözleşmeyi haksız nedenle feshettiğini, müvekkilinin Kozan ilçesinde bayilik tesis edileceği veya sürekli olarak bayisinin bulunacağı yönünde bir taahhüdünün bulunmadığını, müvekkilinin sözleşmeye aykırı davranmadığını, davacının anlaşma kapsamındaki ürün alımının % 7,93'ünü  Kozan'daki bayiden, kalan %92,07'sini ise Kozan dışındaki bayilerden aldığını, müvekkilinin Kozan ilçesindeki bayiliğinin 19.10.2015 tarihinde kapandığını, bayiliğin sona ermesinden yaklaşık bir yıl sonra ilçede bayi bulunmadığı gerekçesi ile 18.08.2016 tarihinde sözleşmenin feshedilmesinin haksız olduğunu, süresinden önce ve haksız şekilde feshedilen sözleşme nedeniyle davalının cezai şart borcu bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava, taraflar arasında akdedilen akaryakıt alım sözleşmesinin davacı tarafça feshedilmesinden ötürü davalı dağıtım şirketinin teminat mektubu bedelinden tahsil ettiği cezai şart alacağının iadesi istemine ilişkindir. Davacı ... San. Tic. Ltd. Şti ile davalı ... A.Ş. arasında 09/01/2012 tarihinde ... Sistemi Anlaşması düzenlenmiştir. Davalı şirket mezkur anlaşma ile davacı şirketin araçlarına taşıtmatik cihazı vererek ve bu araçları otomasyon sistemine kaydederek akaryakıt temini sağlayacak, davacı şirket ise akaryakıt bedellerini sözleşmede kararlaştırılan iskonto oranları uygulanmak suretiyle ve yine sözleşmede kararlaştırılan vadelerde davalı şirkete ödeyecektir.Öncelikle belirtmek gerekir ki, taraf şirketlerin ticari defter ve belgeleri incelendiğinde sözleşmenin fesih tarihi itibariyle davacı şirketin, davalı dağıtım şirketine akaryakıt bedelinden kaynaklı herhangi bir borcu bulunmamaktadır. Her iki ticari defter ve kayıtları uyumlu olup, cari hesap bakiyesi yoktur. Esasen, bu hususta taraflar arasında çekime de söz konusu değildir. Davacı şirket tarafından sözleşmenin akdedilmesi ile birlikte davalı dağıtım şirketine sözleşme ilişkisi çerçevesinde 11/10/2010 tarihli 35.000,00 TL bedelli teminat mektubu verilmiştir. Davacı taraflar arasında akdedilen satış sözleşmesi uyarınca davalı şirkete teslim edilen 11/10/2010 tarihli ve 35.000,00 TL bedelli teminat mektubunun davalı şirket tarafından haksız olarak nakde çevrilmesi suretiyle bu mektup bedelinden cezai şart alacağı olarak tahsil edilen 30.000,00 TL' nin davalıdan iadesini talep etmektedir. Davacı, kendileri tarafından sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini, bu nedenle davalının cezai şart alacağının sözleşme nazara alındığında oluşmadığını, sözleşmenin feshinde haklı neden olarak 'davalı şirketin davacının ticari faaliyet ve merkezlerinin bulunduğu Adana ili Kozan ilçesindeki ... petrol istasyonun kapatılması' vakıasına dayandığı anlaşılmıştır. Sözleşme tarihinden sonra petrol istasyonun kapatılması nedeniyle davacı şirketin motorin temin edemediğini, anılan nedenle sözleşme feshinin haklı olduğunu ve cezai şart alacağı olarak mahsup edilen tutarın iadesi istenilmektedir. Uyuşmazlığın temeli, davacı tarafından sözleşmenin haklı/ haksız olarak feshedilip edilmediği, cezai şart alacağının koşullarının oluşup oluşmadığı, cezai şart alacağının miktarı ve fahiş olup olmadığı, konularında toplanmaktadır.Bilindiği üzere taraflar, hukuk düzeninin sınırları içerisinde sözleşme serbestliği ilkesi uyarınca diledikleri gibi ve diledikleri şartlarla sözleşme akdedebilirler. Sözleşme ile kararlaştırılan hususlar taraflar için bağlayıcı niteliktedir. Taraflar, ahde vefa kuralı gereğince sözleşme ile üstlendikleri edimleri / borçları sözlemede kararlaştırılan şekilde ve zamanında yerine getirmekle yükümlüdürler. Öte yandan, sözleşme ile taahhüt edilmemiş bir edim sebebiyle, karşı tarafın sanki böyle bir edim varmış gibi ifa talebinde bulunması hukuken mümkün değildir. Buna aykırı hareket edilmesi bizatihi sözleşmenin ihlali ve sözleşmeye aykırılık sonucuna yol açacaktır. Taraf şirketler arasında 09/01/2012 tarihli ... Sistemi Anlaşması ve Ek Protokolleri içeren sözleşme akdedilmiştir. Davacı şirket Kozan ... Noterliğinin 18/08/2016 tarihli ihtarnamesi ile Kozan ilçesinde davalı şirketin petrol istasyonu bulunmadığı için sözleşmeyi feshetmiştir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri incelendiğinde; davalı akaryakıt dağıtım şirketinin Adana ili Kozan ilçesinde bayilik tesis edeceği, sürekli veya süreli olarak bayilik bulunduracağı yahut bulundurmak zorunda olduğu yönünde hiçbir edim taahhüdü bulunmamaktadır. Bu husus sözleşmede açıkça kararlaştırılmamıştır. Dolayısıyla, davalı akaryakıt dağıtım şirketinin sözleşme ile taahhüt etmediği bir husus sebebiyle davacının davalı şirkete edim borcu yüklemesi sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği gibi, bu nedenle sözleşmenin feshedilmesi haksız fesih sonucunu doğuracaktır. Açıklanan nedenlerle, davacı tarafından sözleşme haksız olarak feshedilmiştir.Davalı akaryakıt dağıtım şirketinin Kozan ilçesinde petrol istasyonu bayisi bulundurma yükümlülüğü bulunmadığı gibi, sözleşme tarihinde mevcut olan bayinin süresiz olarak devam edeceği, her zaman istasyon bulunacağı ya da bayinin kapatılmayacağı yönünde de bir taahhüdün bulunmadığı yukarıda ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra, davacı şirketin akaryakıt alımları incelendiğinde davacının oransal olarak çok az tutarda alımlarını Kozan ilçesindeki petrol istasyonundan yaptığı, alımlarının büyük çoğunluğunun Kozan ilçesi dışında bulunan davalı şirketin istasyonlarından gerçekleştiği hem celp edilen yazışmalardan hem de incelenen defter ve kayıtlardan tespit edilmiş, bu husus 18/04/2019 tarihli ek rapor ve 17/02/2021 tarihli hükme esas alınan raporda da ifade edilmiştir. O halde, mevcut fesih sebebin esasen haklı bir nedene dayanmadığı açıktır. Kaldı ki, haklı neden olarak ileri sürülen 'Kozan'daki bayinin kapatılması' sebebi Mahkememizce inandırıcı ve gerçekçi de görülmemiştir. Zira, Kozan ilçesindeki bayinin 2015 yılında kapatılmasından sonra taraflar arasındaki ticari ilişki bir yıl süre ile 2016 yılına kadar devam etmiş, davacı tarafından sözleşme bir yıl sonra 18/08/2016 tarihinde feshedilmiştir. Bu itibarla, Kozan' daki petrol istasyonu kapatılmasına rağmen davacı şirketin akaryakıt alımına devam etmesi ve sözleşmeyi sürdürmesi nazara alındığında mevcut fesih sebebinin gerçekçi ve inandırıcı olmadığı, sözleşmenin haksız olarak feshedildiği sonucuna varılmıştır. Davacı cevaba cevap dilekçesi ile birlikte bu sefer sözleşme süresinin dolduğunu, davalının sözleşme süresi sona erdiği için cezai şart talep edemeyeceğini ileri sürmüştür. Taraflar arasında akdedilen 09/01/2012 tarihli sözleşmenin 2.maddesinde  'Anlaşmanın süresi imza tarihinden itibaren 2 (iki) yıldır. Taraflardan biri anlaşmanın sona erme tarihinden 30 gün önce diğer tarafa feshi ihbarda bulunmadığı takdirde anlaşma aynı hüküm şartlarla 1 yıl süre ile uzatılmış olacaktır. ..., 3 yılın bitiminden itibaren herhangi bir tarihte 15 gün evvel feshi ihbarda bulunmak suretiyle anlaşmayı her zaman feshedebilir' denilmiştir. Bu halde sözleşmenin olağan süresinin iki yıl sonra 09/01/2014 tarihinde sona ermesi gerektiği, ancak tarafların feshi ihbarda bulunmaması sebebiyle sözleşmenin birer yıl olarak aynı şartlarla uzadığı, davacı sözleşmenin uzatman süresinin eklenmesi ile birlikte 09/01/2015 tarihinde bittiğini ileri sürse de; sözleşme hükmünde uzatmaya ilişkin 1 yıllık sürenin 'en fazla 1 yıl olarak' belirtilmediği, kaldı ki hükmün devamında 3 yıllık süreden sonra sözleşmenin devam etmesinden bahsedilerek davalı şirkete feshi ihbar konusunda hak ve yetki sağlandığı açıktır. Açıklanan nedenlerle, sözleşmenin 09/01/2015 tarihinde sona erdiğine yönelik davacı iddialarına sözleşme hükümleri nazara alınarak itibar edilmemiştir. Esasen aynı hususlar hükme esas alınan 17/02/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da ifade edilmiştir. Kaldı ki, davacının sözleşmenin süresinin dolduğunu belirttiği 09/01/2015 tarihinden sonra aynı sözleşme uyarınca fesih tarihi olan 18/08/2016 tarihine kadar davalı şirketten akaryakıt alımına devam ettiği, sözleşmenin bitimi ile birlikte 9/2. madde uyarınca taşıtmatik cihazının davalı akaryakıt şirketine teslim edilmesi gerektiği halde davacının 09/01/2015 tarihinde bu cihazları davalı şirkete iade de etmediği gibi aksine kullamaya devam ettiği, sözleşme feshinin Kozan ... Noterliğinin 18/08/2016 tarihli ihtarnamesi ile gerçekleştiği nazara alındığında TMK' nın 2. maddesi uyarınca sözleşme süresinin dolduğuna yönelik mevcut iddianın dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği açıktır. Yapılan açıklamalar karşısında; davacının sözleşmeyi süresinden önce ve haksız olarak feshettiği anlaşılmıştır. 09/01/2012 tarihli ... Sistemi sözleşmesinin Anlaşmanın İhlali başlıklı 9/2. maddesinde 'İşbu anlaşmanın müşteri tarafından süresinden önce feshedilmesi veya müşterinin işbu anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya herhangi bir hükmünü ihlal etmesi veya Anlaşmanın ... tarafından bahsi geçen nedenlerle feshedilmesi halinde müşteri, taşıt kimlik ünitelerinin ...' ye iade edeceğini ve ayrıca ...' ye taşıtmatik sistemine dahil edilmiş her bir taşıt başına 100,00 USD tutarının ödeme günündeki T.C Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığını cezai şart olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder' şeklinde cezai şart hükmü kararlaştırılmıştır. Davacının sözleşmeyi haksız olarak ve süresinden önce feshetmesi sebebiyle yukarıda değinilen sözleşme maddesi uyarınca (sözleşmenin 9/2,maddesi) davalının cezai şart alacağını talep etmeye hakkı bulunmaktadır. Nitekim, yargılama öncesinde bu husus taraflar arasında faturalaşma ve noter ihtarları ile talep konusu olmuş, ancak davalı şirket tarafından bu amaçla tanzim edilen fatura davacı şirket tarafından iade edilince herhangi bir ödeme söz konusu olmamıştır. Bunun üzerine, davalı dağıtım şirketi davacı tarafından kendisine teslim edilen 11/10/2010 tarihli ve 35.000,00 TL bedelli teminat mektubunu nakde çevirmiş, bu tutardan 30.000,00 TL ' yi cezai şart bedeli alacağı olarak tahsil etmiştir. Davalı şirketin teminat mektubundan tahsil ettiği 30.000,00 TL cezai şart alacağının sözleşme hükmü nazara alındığında hesaplanması, fazla tahsilat yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesi ve özellikle eldeki davaya konu talep bakımından fazla tahsilat varsa iadesi gereken miktarın hesaplanması zorunludur. Bu amaçla dosya alanında uzman bilirkişilerden oluşan kurula tevdi edilmiş, bilirkişi kurulu 17/02/2021 tarihli raporunda cezai şartın koşullarının ve miktarının sözleşmenin 9/2. maddesinde belirlendiğini, anılan maddede '...'ye taşıtmatik sistemine dahil edilmiş her bir taşıt başına 100,00 USD tutarının ödeme günündeki T.C Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığını cezai şart olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder.' denildiğini, taşıtmatik sistemine dahil edilen toplam 99 adet araç olduğunu, 99 adet araç  * bir araç için cezai şart 100,00 USD olmak üzere = toplam 9.900,00 USD cezai şart alacağının mevcut olacağını, teminat mektubunun 11/10/2016 tarihinde nakde çevrildiğini, bu tarih itibariyle T.C Merkez Bankası efektif satış kurunun 1 USD = 3,0686 TL olduğunu, dolayısıyla 9,900,00 USD * 3,0686 TL = 30.379,14 TL cezai şart alacağının olduğu hesaplanmıştır. Bilirkişi kurulu raporu cezai şart alacağının hesabı yönünden sözleşme hükümlerine uygun olup, hükme esas alınmıştır. Görüleceği üzere, davalı dağıtım şirketinin sözleşmenin haksız ve süresinden önce feshedilmesi sebebiyle toplamda 30.379,14 TL cezai şart alacağının bulunduğu, ancak mektubun nakde çevrildiği tarih itibariyle hem fatura içerikleri hem de tarafların kabulünde olduğu üzere davalı şirketin bu tutardan daha az olmak üzere 30.000,00 TL cezai şart alacağı mahsup ettiği, o halde davalı şirket tarafından fazladan tahsil edilen bir cezai şart tutarı bulunmadığından davacının taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.  Davalı savunmalarının devamında; cezai şartın fahiş olduğunu söyleyerek cezai şart miktarından tenkis talebinde de bulunmuştur. Ticaret Hukukumuzda cezai şart, miktarı yönünden sadece, BK’nın 20. maddesindeki ahlâka aykırılık kavramı ile sınırlanmış bulunmaktadır. TTK’nın 24. maddesi uyarınca tacirin, borçlu olduğu cezai şartın tenkisini istemesi mümkün değildir  Ancak, TTK’nın 24. maddesi ile tacir olan şahsa ve onun âkidine tanınmış olan bu (akit serbestisi) ilkesi, bütün akitler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan TTK’nın birinci maddesi hükmünün atfı nedeniyle BK’nın (butlan) matlabını taşıyan 20. maddesi hükmü ile, tahdit edilmiştir. Şayet, taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan (cezaî şart) miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvını mucip olacak ve onun eskisi gibi ticarî faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede (ağır) ve (yüksek) ise, o zaman, böyle bir (cezaî şartı) ahlâk ve adaba aykırı bir şart olarak kabul ederek, (kısmen) veya (tamamen) iptali cihetine gitmek mümkündür. Çünkü, ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla sözleşmede yer alan (cezai şart)'ın (butlanı), hukukun genel bir ilkesidir. TTK’nın 24. maddesi hükmünün, bu genel müeyyidenin dışında kalacağını düşünmek mümkün değildir. Bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her (cezaî şart), ahlâk ve adaba aykırıdır. Mahkemelerin bu hususta karar verirken, borçlu bir şirket ise, bu şirketin ticaret sicilindeki kayıtlar celp ederek ne miktar bir sermaye ile ticarî faaliyette bulunduğu, mal varlığının neye baliğ olduğu ve kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığı gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırılması icap etmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/19-922 E., 2019/706 K.). Nitekim aynı ilkeler 10.03.1940 tarihli ve 1940/7 E., 1941/71 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ve Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarihli ve 1970/1053 E., 1974/222 K., 09.05.1984 tarihli ve 1984/263 E., 1984/286 K. sayılı kararlarında da benimsenerek detaylı bir biçimde açıklanmıştır. Somut olaya dönüldüğünde; yukarıda değinilen ilke ve kurallar nazara alınarak davacı şirketin mali durumu hakkında bilirkişi incelemesi yaptırılmış, nihayetinde talep edilen 30.000,00 TL cezai şartın davacı şirketin ticari faaliyet alanı, imzalanan sözleşme bedeli, davacının işlem hacmi, cirosu, mal varlığı vs... gözetilerek davacı açısından onun ekonomik mahvına sebep olacak tutarda olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu bağlamada, davacı şirketin ekonomik durumunu açıklayan detaylı ve gerekçeli inceleme içeren 17/02/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporuna itibar edilmiş, cezai şartın fahiş olmadığı ve davalının ekonomik mahvına sebep olmayacağı anlaşıldığından bu rapordaki görüşe de itibar edilerek cezai şarttan tenkis / indirim yapılması yoluna gidilmemiştir. Açıklanan nedenler karşısında; 17/02/2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunun denetime açık, bilimsel yönden yapılan açıklamaların uyuşmazlığı giderici mahiyette olması ve hüküm kurmaya elverişli olduğu gözetilerek anılan rapor doğrultusunda davacının sözleşmeyi süresinden önce ve haksız olarak feshettiği, davalının sözleşmenin 9/2,maddesi uyarınca cezai şart alacağını istemeye hakkının doğduğu, değinlen sözleşme maddesi uyarınca cezai şart alacağının 30.379,14 TL olduğu halde davalının daha az tutarda 30.000,00 TL cezai şart alacağı tahsili yoluna gittiği, bu bağlamda davacı tarafa iadesi gereken cezai şart alacağının bulunmadığı, ayrıca cezai şart miktarı fahiş ve davacının ekonomik mahvına sebep olacak tutarda bulunmadığından tenkis taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla; davacının teminat mektubundan tahsil edilen cezai şart miktarından  iadesini talep edebileceği bir tutar bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. \"  gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasında sözleşmenin akdedildiği tarihte ve devamında müvekkili şirketin merkezinin ve üretim fabrikasının bulunduğu yerde davalı şirketin akaryakıt istasyonu bulunduğunu, müvekkilinin \"...\" olarak bilinen ürünlerin üreticisi olduğunu ve ürettiği ürünlerin dağıtımını Kozan'dan yaptığını, sözleme tarihinde davacının üretim fabrikası ve şirket merkezinin bulunduğu yerde davalı şirketin akaryakıt istasyonunun bulunmasının, bu sözleşmenin  imzalanmasında etkili olduğunu, zira davacının asli ediminin akaryakıt sağlamak olduğunu, sözleşmenin devamı sırasında istasyonun davalı şirketçe kapatıldığını ve müvekkilinin uzak mesafelerden akaryakıt almak zorunda kaldığını, istasyonun kapatılmasının sözleşme ilişkisini çekilmez hale getirdiğini, davalının asli edim yükümlülüğünü yerine getiremez hale geldiğini, müvekkilinin istasyonunun tekrar açılacağı ümidi ile sözleşmeyi hemen feshetmediğini, uzun süre geçip istasyon açılmayınca sözlemenin haklı nedenle feshedildiğini, bu beklemenin müvekkili aleyhine yorumlanmayacağını, istasyonun kapanması ile Kozan'da alınan yakıtın azalmasının bir önemi bulunmadığını,  sözleşmenin amacına göre yakıt alımının az veya çok olmasının bir önemi bulunmadığını, davalının süresinden sonra sunduğu delillere itibar edilerek karar verildiğini, başka yerlerde açık istasyon bulunmasının feshe engel olmadığını, dağıtımın Kozan'dan yapılması nedeniyle araçların yola çıkmadan önce yakıt aldığını, hiç kimsenin kendi kusurundan hak sağlayamayacağını, müvekkilinin 85 km uzaklıktaki istasyondan yakıt alabiliyor olmasının, davalının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiği anlamına gelmediğini, sözleşme tarihinde müvekkilinin merkez ve üretim fabrikasının bulunduğu yerde davalı şirketin akaryakıt istasyonu bulunması nedeniyle sözleşme yapıldığının açık olduğunu, fesih tarihi ile istasyonun kapanması arasında süre olmasının, müvekkilin iyi niyetini ve makul süre beklendiğini gösterdiğini, makul süre beklenmesinin, sözlemenin bu şartlarda devam edeceğini gerektirmediğini, Bilirkişi raporunun özel ve teknik bir bilginin açıklığa kavuşturulması için alınabileceğini, ancak bilirkişilerin varsayıma dayalı olarak rapor hazırladıklarını, raporda hukuki değerlendirmeler yapılmasının yasaya aykırı olduğunu, davalının süresinde delil bildirmediğini, süresinden sonra sunulan tek taraflı belgelerin esas alınmasının hatalı olduğunu, cezai şart hesabına yönelik itirazın dikkate alınmamasının doğru olmadığını, cezai şart alacağının 99 araç üzerinde hesaplamasının haksız olduğunu, bu hesabın süresinden sonra sunulan delillerle yapıldığını, sözleşmenin 6 yıl uygulandığını, cezai şartın ise  sözleşmenin akdinden sonraki 3 yıl için kararlaştırıldığını, müvekkilinin 31.08.2016 tarihli ihtar ile sözleşme ile amaçlanan 3 yıllık süre dolduktan sonra sözleşmeyi feshettiğini, davalının sözleşmeyi kurarken cezai şart istemesine sebep olan unsurun, davacıyı 3 yıl için sözleşme ile bağlı tutmak olduğunu, müvekkilinin ise 6 yıl ürün alarak edimini ifa ettiğini, artık sözleşmenin feshi nedeniyle cezai şart istenemeyeceğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasındaki düzenlenen akaryakıt satımına ilişkin sözleşmenin haksız feshi nedeniyle davalının tahsil ettiği cezai şart bedelinin iadesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 09.01.2012 tarihinde düzenlenen ... Sistemi Anlaşması uyarınca davalı şirketin davacıya satacağı petrol ürünlerine ilişkin esaslar benimsenmiştir. Sözleşmenin 2. maddesine göre, anlaşmanın süresi imza tarihinden itibaren iki yıl olup, taraflardan birinin, anlaşmanın sona erme tarihinden 30 gün önce diğer tarafa fesih ihbarında bulunmadığı takdirde anlaşmanın aynı şartlarla bir yıl süreyle uzatılmış olacaktadır. BP'nin 3.yılın bitiminden itibaren herhangi bir tarihte 15 gün öncesinden ihbarda bulunarak her zaman sözleşmeyi feshedebileceği kabul edilmiştir. Buna göre sözleşmenin süresi iki yıl olup, sona ermeden 30 gün öncesinde taraflardan birinin sözleşmeyi sona erdirmemesi halinde sözleşmenin sürekli şekilde birer yıllık aralarla uzayacağı kabul edilmelidir. Sözleşmenin üçüncü yılından sonra 15 gün önceden bildirimde bulunarak fesih hakkı sadece davalıya tanınmıştır.Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart için bir süre ön görülmediğinden sözleşmenin devamı süresince cezai şartın geçerli olacağı kabul edilmelidir. Bu nedenle, davacı vekilinin üç yıllık sürenin aşılması ile cezai şart alacağının bulunmadığına ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde değildir. Taralar arasındaki sözleme davacının keşide ettiği Kozan ... Noterliğinin 18.08.2016 tarihli ihtarı ile şirket merkezi olan Kozan ilçesinde davalı şirketin istasyonun bulunmadığı gerekçesiyle feshedilmiştir. Dosyadaki belgeler ve taraf anlatımlarına göre davalı şirketin Kozan ilçesindeki akaryakıt istasyonu 19.10.2015 tarihinde kapanmıştır. Sözleşmenin yukarıda değinilen 2. maddesine göre, davacının, sözleşmenin 2. maddesine göre, sözleşmenin yenileneceği 09.01.2016 tarihinden 30 gün öncesinde göndereceği ihtar ile sözleşmeni sona erdirme imkanı bulunmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme en son  09.01.2015 tarihinde bir yıl uzamıştır. Bu uzama süresi içinde, davalıya ait bayi kapanmıştır. Davacı buna rağmen sözleşmeyi, sözleşmenin 2. maddesinde belirlenen usule göre feshi imkanı varken, sözleşmeyi sona erdirmeyerek aynı şartlarda bir yıl süre ile 09.01.2017 tarihine kadar uzatmıştır. Bu tarihte, davalı şirketin istasyonunun kapandığını bilen davacı, davalı ile bu şartlarda ticari ilişkisini sürdürmek istemiştir. Davacı tarafından, davadan veya fesihten önce, ilçedeki istasyonun  yeniden açılması veya akaryakıt temini için bir talebinin veya ihtarının bulunmaması, davacının yeni şartlarda sözleşme ilişkisini sürdürmek istediğini kanıtlamaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacının satın aldığı akar yakıtın çok az bir kısmının Kozan ilçesinde alınması bu durumu doğrulamaktadır. Davacı şirket, akaryakıt alım miktarı ve yerlerine göre sözleşme ilişkisini devam ettirmeyi yararına bularak sözleşmeyi sona erdirmeyerek 09.01.2017 tarihine kadar sözleşmeyi uzatmıştır. Bu durumda, ilk derece mahkemesince, sözleşmeye uygun fesih imkanı bulunan davacının, sözleşmeyi sona erdirmeyerek uzatması ve uzatma süresi içinde sözleşmeyi feshinin haksız fesih olarak kabul edilmesine ilişkin gerekçesi yasaya uygun olduğundan, davacı vekilinin feshin haklı olduğuna ilişkin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Davada, tahsil edilen cezai şartın haksız olduğu vaya tahsil edilen miktarın haksız olduğunun HMK'nın 190 ve TMK'nın 6. maddesine göre davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Davacının, feshin geçerli olduğuna ve cezai şartın üç yıl süre için kararlaştırıldığına ilişkin istinaf başvuru nedenleri yukarıda incelenerek kabul reddine karar verilmiştir.Taraflar adasındaki sözleşmenin 9/2. maddesinde, sözleşmenin müşteri tarafından süresinden önce feshi veya müşterinin kusurlu davranışı ile ... tarafından süresinden önce feshi halinde sisteme dahil olan her bir araç için 100 USD ceza ödeneceği kararlaştırılmıştır. Yukarıda belirtildiği gibi, sisteme dahil kaç araç bulunduğu ve fazla araç için ceza alındığının davacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Davacı somut olarak buna ilişkin bir kanıt sunmamıştır. Davalı ise cezanın hesaplanmasına ilişkin belgeleri sunarak, teminat mektubundan tahsil edilen cezanın ne şekilde hesaplandığını açıklamıştır. İspat yükünün davalıya ait olmamasına rağmen, karşı ispat vasıtası olarak ileri sürülen belgelerin dikkate alınması yerindedir. Bu belgelerin süresinden sonra verildiğinin kabul edilmesi, davacının ispat yükünü yerine getirdiği şeklinde anlaşılamaz. İspat yükü kendisinde olan davacı, kaç aracının sisteme dahil olduğunu ve hangi veya kaç araç yönünden fazla tahsilat yapıldığını kanıtlamadan, soyut olarak hesap tarzına itiraz edilmesi yerinde görülmediğinden, bu yöne  ilişkin istinaf başvuru nedeni yerinde görülmemiştir.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında, taralar arasındaki sözleşme ilişkisi belirlenmiş ve sözleşme hükümlerine göre borç alacak ilişkisi ile cezai şart alacağı hesaplanmıştır. Varsayıma dayalı hazırlanan raporun hükme esas alınamayacağı ile bilirkişinin hukuki konularda görüş bildiremeyeceklerine ilişkin tespitler yerindedir. Ancak, bilirkişi raporu kesin delil olmayıp, hakim bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Yukarıda belirtildiği üzere ispat yükü davacıda olup, davacı sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini veya tahsil edilen cezanın fazla olduğunu ya da sözleşmenin süresi itibariyle artık cezai şart tahsil edilemeyeceğini usulüne uygun delillerle kanıtlamadır. İlk derece mahkemesince, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri usul hukuku hükümlerine uygun şekilde değerlendirilerek, davacının feshinin haksız olduğu, sözleşmenin devamı süresince cezai şartın talep edilebileceği, tahsil edilen ceza miktarının fahiş olmadığı, davalının sunduğu kanıtlara göre sisteme dahil olan her araç için alınması gereken 100 USD cezai şartın, tahsil edildiği tarihteki TCMB kuruna göre, davalının teminat mektubundan tahsil ettiği cezanın yerinde olduğuna ilişkin mahkeme gerekçesi sözleşme ve dosya kapsamındaki delillere uygundur. İlk derece mahkemesince, taraflara hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak delillerin toplandığı, alınan bilirkişi raporunun diğer delillerle birlikte usulüne uygun şekilde değerlendirildiği, tarafların itiraz ve savunmalarının gerekçeli kararda değerlendirilerek, doğru sonuca varıldığı anlaşılmakla davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı  vekilinin istinaf başvurusunun   esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının  davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 20.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3efd9f4d5ad4e888","SID":"19e48709ea5f5242"}}