{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/1382 <br>KARAR NO\t\t: 2025/378<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02.06.2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/594 E. - 2022/365 K.<br>DAVANIN KONUSU\t: Menfi Tespit <br>KARAR TARİHİ\t: 05.03.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 05.03.2025<br><br>\tKarşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.06.2022 tarih 2021/594 E. - 2022/365 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :\t<br>\tDAVA: Davacı vekili, davalının müvekkili aleyhine Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 2021/4361 E. sayılı dosyasında 21.06.2019 düzenleme, 01.07.2021 vade tarihli, malen yazılı 350.000,00 TL’lik bonoya dayalı olarak, müvekkilinin T.C. vatandaşı olmadan önceki ... adı soyadı ve yabancı kimlik numarası ile taraf yapılarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlattığını, müvekkilinin davalının kardeşi ... ile 25.11.2016 tarihinde evlendiğini, T.C. vatandaşı olarak ismini değiştirip T.C. kimlik numarası aldığını, davacının bunu bilmesine rağmen evlenmeden ve T.C. vatandaşı olmadan önceki kimlik bilgileri ile hakkında işlem başlattığını, takibe konu bononun hile ve aldatmaca ile müvekkilinin iradesinin fesada uğratılması sonucunda alındığını, kök mirasçı ... ve onun mirasçısı olan müvekkilinin eşi ...’nin vefatı ile müvekkilinin terekede mirasçı haline geldiğini, davalının ve birlikte mirasçı olan dava dışı ...’nin müvekkilini mirastan yoksun bırakmak için hareket ettiklerini, paraya ihtiyaçları olduğunu söyleyerek müvekkilinin eşinin sağlığında ve halen oturduğu aile konutu niteliğindeki daireyi satmak istediklerini, dairenin değerinin 350 bin TL olduğunu, diğer daire ve dükkanların değerinin ise düşük olduğunu söyleyerek satışa rıza göstermesi için müvekkiline baskı yaptıklarını, kendisine oturduğu daireden vazgeçmesi karşılığında 100.000,00 TL nakit ödemeyi veya 150 bin TL nakit ödemesi koşuluyla oturduğu daireyi teklif ettiklerini, müvekkilinin ise 50.000,00-TL karşılığında dairenin kendisinde kalmasını teklif ettiğini, ancak bunun kabul görmediğini, bu görüşmelerde tarafların senetten hiç bahsetmediklerini, gerçekten bir senet ve buna bağlı bir alacak olsa idi karşı tarafın mahsup talebinde bulunması gerektiğini, taraflar arasında miras ortaklığının giderilmesine ilişkin bononun düzenlendiği tarihlerde açılmış Karşıyaka 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2021/111 E. dosyasının bulunduğunu, senette yazılı bedel ile aile konutuna biçilen değerin aynı olduğunu, davalının müdafi huzurunda verdiği 17.08.2021 tarihli polis ifadesinde senedi müştekiye elden verdiği nakit borcun karşılığı aldığını söylediğini, aslında senedi doldururken mevzuatın haksız yere müvekkiline verdiğini düşündüğü miras payı hakkı için ihkakı hak amacıyla doldurduğunu itiraf ettiğini,  senedin düzenlendiği tarihte müvekkilinin 2,5 yıldır Türkiye’de olduğunu, 6 ay sonra kansere yakalanıp vefat eden %98 engelli yatalak eşine 24 saat baktığını bu nedenle sosyal ilişkilerinin bulunmadığını, Türk hukukunu ve emre muharrer senedin anlamını bilmeyen müvekkilinin böyle bir senedin imzalanmasının sonuçlarını tam olarak idrak etmesini engellediğini, bonoyu imzalaması sırasında yaptığı eylemin anlam ve sonuçlarını kavramaktan yoksun ve dolayısıyla ehliyetsiz olduğunun kabulü gerektiğini, senetteki diğer kısımların tamamen davalının el yazısı ile doldurulduğunu, senet üzerinde malen yazmasına rağmen davalının nakit olarak verilen para karşılığı olduğunu beyan ettiğini, müvekkilinin muris eşinin bankalara olan borçlarının bir kısmını ödediğini, bir kısmını ödemekte zorluk çekmesi üzerine 14.300,00-TL tutarında banka borcunun davalı tarafından ödendiğini, bu tutarın dahi davalı tarafından faizi ile birlikte müvekkilinden alındığını, davalının müdafii huzurundaki beyanı ile senede yazdığı malen karşılığın olmadığını ikrar ettiğini, senet metnindeki \"malen\" ifadesini \"nakit borç\" olarak talil ettiğini iddia ederek, davacının davalıya Karşıyaka 1. İcra Müdürlüğünün 2021/4361 E. sayılı icra dosyası ve dayanağı senet nedeniyle, öncelikle takipte geçerli T.C. kimlik numarası ve isim soyisim yerine ... adı ve geçersiz yabancı kimlik numarası ile taraf gösterilmesi nedeniyle, kabul görmemesi halinde, davacının hile ve aldatma ile davacı iradesinin fesada uğratılarak senetle borçlanma iradesi olmadığı halde imzalatılması nedeniyle; bunun da kabul görmemesi halinde, senedin davalı tarafından talil edilmiş ve yeni sebebin ispatlanamamış ve ispatlanamayacağının da kabul edilmiş olması nedeniyle; bunun da kabul edilmemesi ve senedin 14.300,00 TL’lık aynı tarihli anlaşmayla bağlı olduğunun kabul edilmesi halinde anlaşmaya aykırı doldurulduğunun, anlaşma bedelinin ise ödendiğinin kabul edilerek hiçbir borcu olmadığının tespitine, %20’den aşağı olmamak üzere tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tCEVAP:Davalı vekili, davacı tarafından ileri sürülen ve HMK açısından senet/belge sayılmayan hiçbir vakıanın hukuki değerlendirme kabul edilemeyeceğini, davacının Ukrayna uyruklu oluşu nedeniyle senet/bono imzalamanın sebep ve sonuçlarının bilinemeyeceği \"hile-aldatmaca\" ile senet imzalatıldığı iddiasının hukuki dayanağının olmadığını, davacının Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşadığını, bir Türk ile evlendiğini ve T.C. vatandaşı olduğunu, bononun bir ödeme aracı olduğunu, davacının davasını ispat ile yükümlü olduğunu, davacı ispat yükünün yer değiştirdiğini iddia etmiş ise de, müvekkilinin Karşıyaka C. Savcılığı tarafından yapılan ve  KYOK ile sonuçlanan 2021/15476 soruşturma dosyasında yer alan \"kardeşimin hastalığında çok baktı ve elden para verdim\" şeklindeki beyanda bulunduğunu, ancak davacının da senet metnini talil etmiş olduğunu, çift taraflı talil halinde ispat yükünün yer değiştirmeyeceğini, davanın mahiyeti gereği tanık dinletilmesine muvafakatlerinin olmadığını savunarak davanın reddine davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıya ait ise de, alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği tekrar borçlu tarafa geçtiği, davaya konu senet üzerinde malen kaydı bulunduğu, davacının taraflar arasında herhangi bir mal alışverişinin bulunmadığını ileri sürdüğü, davalının ise senedin düzenlenme sebebinin elden verilen borç olduğunu beyan ettiği, böylece senedin ihdas nedenini ta'lil ettiği, davacının ise dava dilekçesinde öncelikli olarak davaya konu senedin davacının eşinin mal varlığı üzerinde bulunan miras hakkından mahrum bırakmak için doldurulduğunu, bu talebin kabul edilmemesi halinde ise davacı tarafından ödenen 14.300,00 TL için düzenlenerek verildiğini ileri sürerek davacı tarafından da senedin ihdas nedeninin ta’lil edildiği, tarafların  karşılıklı olarak ihdas nedenini talil ettikleri, çift taraflı talil durumunda, ispat yükü yer değiştirmeyeceği için davacı yanca senet bedelinin ödendiği iddiasının usulüne uygun delillerle ispat edilmesi gerektiği, bu yönde herhangi bir belge ve delil sunulamadığı, davalı tarafından davacı adına ödenen 14.300,00 TL için düzenlendiği iddiasının da ispat edilemediği, kambiyo evrakı üzerindeki yazıların keşideciye ait olmasının zorunlu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tKarara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>\tİSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, mahkemece irade fesadı halinin yanlış değerlendirildiğini, delillerin eksik ve yanlış değerlendirildiğini, irade fesadı iddiası için, senedin tazmin tarihini öğrenme tarihi kabul ederek, hak düşürücü sürenin geçtiği kararına varıldığını, oysa kararda belirtildiği üzere hak düşürücü sürenin hile ve yanılmayı öğrenme anından başladığını, müvekkilinin hile ve yanılmayı davaya konu takipten önce öğrendiğine dair davalı tarafın ne bir iddiasının bulunduğunu, ne de dosyaya bu yönde bir delil konulduğunu, senedin davacının imzası dışındaki tüm metninin sonradan davalı tarafından doldurulduğunu, davacının bugün TTK'dan çıkarılarak yerine ''emre yazılı senet'' ibaresinin yazıldığı, artık sözlüklerde ve Türkçe Ukraynaca sözlükte bulunmayan, hukuk fakültelerinde de bu terimin bonoyu ifade ettiği öğretilmeyen, artık hukuk aleminde zorunlu bono unsuru olarak bile yazılamayacak olan, ''emre muharrer senet'' ibaresini anlayacak yeterlikte Türkçe bilmesinin Türk Vatandaşından dahi beklenemeyecekken Ukrayna vatandaşından hiç beklenemeyeceğini, bu senedin 14.300 TL'lık borç sözleşmesi ile aynı tarihte alınmış olmasının da, dosyaya sonradan sunulan başka mahkemedeki davadan sonraki duruşma zaptında davalının davacının miras sahibi olmasını çekemediği ve senetten vazgeçmesini gerektirecek en küçük bir iyilik niyeti taşımadığı, miras malı tapular üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına yönelik borç kapatma işlemi sırasında, tapu baskısıyla ve hileyle alındığı hususunun değerlendirilmediğini, senet metnindeki ''malen'' ibaresini ''nakden'' olarak talil ettiğinin mahkemenin de kabulünde olduğunu, ancak mahkemece davalının hiçbir dayanak göstermeksizin ''davacının da senet metnini talil ettiği'' iddiasına dosyadan dayanak bulmaya çalışılarak gerekçe haline getirildiğini, ilk terditli taleplerinde senedin 14.300 TL'lık sözleşmeye karşılık doldurulduğu yönünde bir iddialarının bulunmadığını, davalının bile bu yönde bir vakıaya veya ifadeye dayanmadığını, dava dilekçesinin hile ile ilgili kısmının son cümlesinde, senedin 14.300 TL'nın karşılığı olarak doldurulduğunu değil, tam tersine, müteahhit ile birlikte tapu için gerekli olduğu baskısı altında, dil bilmezliğinden, yalnızlığından, Türk Hukukunu bilmezliğinden yararlanarak, aynı tarihli 14.300.-TL'Lık haciz kaldırmaya yönelik borç işlemi bir tapu edinme işlemi imiş, bunun için gerekli bir imza imiş gibi yaparak iradesinin fesada uğratıldığını iddia ettiklerini, dava dilekçesinde ve dava boyunca, senetten dolayı borçlu olmadıklarının yukarıdaki nedenlerle kabul edilmemesi halinde ve senedin 14.300.-TL'Lık sözleşme karşılığı doldurulduğunun kabul edilmesi halinde, anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ileri sürdüklerini, senedin bu borç karşılığı alındığına dair beyanlarının bulunmadığını, senedin hile ile alındığını ispatlayamadıkları takdirde alacaklı görünen tarafın ise talil ettiği sebebi ispatlayabildiği kabul edilir ise, bu kabülden sonra, yani mahkemece ispatlandığı kabul edilecek bu nakdi borç sebebinin bu kez aynı tarihli sözleşmeye aykırılık oluşturduğunun ve sözleşme borcunun da faiziyle birlikte ödenmiş olduğundan müvekkilinin borçlu olmadığının kabul edilmesini talep ettiklerini istinaf sebepleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tDavalı vekili, müvekkili yararına icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu belirterek kararın bu yönden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tGEREKÇE\t: Dava, bonoya dayalı icra takibi kapsamında menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>\tDairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>\t2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK'nın 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>\tMenfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Yargıtay HGK 17.12.2003 gün ve E:2003/19-781, K:2003/768; 12.10.2011 gün ve E:2011/19-473, K:2011/607; 04.12.2013 gün ve E:2013/19-89, K:2013/1645; 14.05.2014 gün ve E:2013/19-1155, K:2014/660 sayılı ilamları)\t\t<br>\tBono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı TMK m. 6). Eğer taraflardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - 2019/58 K. sayılı ilamı)<br>\tDavanın kambiyo senedi nedeniyle menfi tespit davası olması ve iddianın ileri sürülüş şekli itibariyle ispat yükü davacı taraf üzerindedir. Davacı dava konusu edilen bononun hile ve aldatma ile iradesi fesada uğratılarak imzalatıldığını ve bedelsiz kaldığını iddia etmekte ise de, takip dayanağı senet kambiyo senedi niteliğinde, bono vasfında olup kayıtsız şartsız borç ikrarını içermektedir. Senedin ihdas nedeni olarak malen kaydına yer verilmesi nedeniyle senedin bir mal karşılığı verildiğinin kabulü gerekir. <br>\tNe var ki, davalı Karşıyaka C. Başsavcılığı'nın 2021/15476 Sor. sayılı dosyasında \"bedelsiz senedi kullanma, kamu kurum ve kuruluşları vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık\" suçu nedeniyle yürütülen soruşturmada, davacının vefat eden kardeşinin eşi olduğunu, davacının kardeşine baktığı sürede maddi zorluk yaşadığını söylemesi üzerine elden kendisine 350.000,00 TL verdiğini, bu borca karşılık 21.06.2019 tarihli senedi düzenlediklerini beyan etmiş olup, bu haliyle senedi talil etmiş bulunmaktadır. Davalı vekili cevap dilekçesinde her ne kadar davacının da senedi talil ettiğini, karşılıklı talil nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmediğini savunmuş ve mahkemece bu savunmaya itibar edilmiş ise de, dosya kapsamında davacının senedin taliline dair bir beyanı bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde davaya konu senedin davacıyı eşinin miras hakkından mahrum bırakmak için doldurulduğuna dair beyan, davalının senedi düzenleme amacını ifade etmeye yönelik olup; davalı tarafça bankaya ödenen 14.300,00 TL tutarındaki murise ait borcun ise davacı tarafından faiziyle birlikte davalıya ödendiğine dair beyan da, dava konusu bononun bu borca istinaden düzenlendiğini göstermeyeceği gibi tutarlar arasındaki büyük fark da bu doğrultuda kanaat uyandırmaktadır. <br>\tBu durumda senedin talili nedeniyle ispat yükünün davalı alacaklıya geçtiği gözetilerek, taraf delillerinin belirlenmesi gerekmektedir. İlk derece mahkemesince ispat yükünün davacıda olduğu ve davacının senet bedelini ödediği iddiasını usulüne uygun delillerle ispat edemediği gerekçesiyle vermiş olduğu red kararı isabetli görülmemiş, davacı vekilinin istinaf isteminin bu nedenle kabulü gerekmiştir.<br>\tBu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca  ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>\t2-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.06.2022 tarih 2021/594 E. - 2022/365 K. sayılı  kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>\t4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre davalı vekilinin istinaf sebebinin bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, <br>\t5-İstinaf yoluna başvuranlar tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde kendilerine iadesine,<br>\tDosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 05.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"786c5f630b9be11e","SID":"09194c8052a6e41a"}}