{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2023/366 - Karar No:2025/395<br>                       <br>                      T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>        27. HUKUK DAİRESİ <br><br>DOSYA NO\t: 2023/366 <br>KARAR NO\t: 2025/395<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02/02/2023<br>NUMARASI\t\t: 2021/862 E-2023/147 K<br><br><br>\t<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 10.04.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 10.04.2025<br> <br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>\tDavacı vekili özetle; taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında 25.06.2019 tarihli soğuk hava deposu paketleme tesisi inşaatı yapımı ile ilgili sözleşme imzalandığı, davacının tüm edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini ancak davalının yapması gereken ödemeleri zamanında yapmayarak davacıyı mağdur ettiğini, aralarındaki ticari ilişki kapsamında  müvekkilinin, davalıdan 01.10.2020 tarih ve 1.478.760,55 TL bedelli faturadan kaynaklanan 225.573,64 TL kıymetli evraka bağlanmamış olan alacağı bulunduğunu, bu alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine Beypazarı İcra Müdürlüğünün 2020/1017 Esas Sayılı dosyası başlatılan icra takibine, davalı yanca haksız olarak itiraz edilmesi üzerine icra takibinin durdurulduğunu,  belirterek davalı tarafça yapılan haksız ve dayanaksız itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20'den aşağıda olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep  etmiş, cevaba cevap dilekçesinde ise;  taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 9. maddesinde sözleşme bedelinin 3.950.000,00 TL olarak kararlaştırıldığını, aynı maddenin devamında KDV belgesi muafiyetine istinaden TKDK’ya sunulacak faturada KDV’nin hesaplanmayacağı, vergi mevzuatında aleyhe bir durum olması halinde bunun işverene yansıtılacağının düzenlendiğini, dava konusu 10.10.2021 tarih 1.478.760,55 TL’lik faturada faturanın  225.573,64 TL’lik kısmının hesaplanan gerçek usulde KDV olduğunu, sözleşmede belirtildiği üzere faturada vergi mevzuatından kaynaklı olarak KDV gösterilmesi gerektiği durumda bunun işverene yansıtılması gerektiğini, ticari ilişkinin tamamına yansımış bir KDV’nin bulunmadığını, mevzuattan kaynaklı olarak kesilmesi gereken kısım üzerinden KDV’nin işverene sözleşme gereği yansıtıldığını,  eserin tam ve eksiksiz teslim edildiğini, teslime dair taraflar arsında 15.11.2019 tarihli iş teslim tutanağının düzenlendiğini, yapı kullanım belgesi alındığını, borç miktarı belli olduğundan alacağın likit olduğunu ve icra inkar hükmedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.<br>\tDavalı vekili özetle;  taraflar arasındaki ticari ilişkinin dayanağının anahtar teslim şeklindeki tanzim olunan eser sözleşmesine dayandığını, taraflar arasında akdedilen 12.06.2019 tarihli sözleşme ile davacı tarafından müvekkili kooperatife ait Soğuk Hava Deposu ve Paketleme Tesisi Yapım İşinin üstlenildiğini, aynı tarihli sözleşmenin 9. maddesi ile sözleşme bedelinin 3.950.000,00 TL olarak belirlendiğini ve yine aynı maddede \"Tesis Anahtar Teslimi olarak fiyatlandırılmıştır\" şeklindeki hükmün taraflarca benimsendiğini, müvekkili tarafından sözleşme ile kararlaştırılan bedelin, kıymetli evrak teslimi, elden-banka yolu ile ödeme suretiyle ifa edildiğini, davacı tarafından takip konusu yapılan faturanın, içeriği itibariyle taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak tanzim edildiğini, fatura içeriğini oluşturan KDV tutarının sözleşmeye aykırı olarak davalıya yükletilecek şekilde düzenlendiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin anahtar teslimi olacak şekilde tanzim edildiğini, KDV belgesi muafiyetine istinaden TKDK 'ya sunulacak faturada KDV hesaplanmayacağı, maliyet artışı veya düşmesi nedeniyle fark talebinde bulunulmayacağı, proje keşfinde bulunmayan ve yapılması zorunlu imalatlar için yüklenici firmanın fark talep edemeyeceğinin de kararlaştırıldığını, bu hali ile sözleşme bedelinin 3.950.000,00 TL olarak belirlendiğini, KDV'nin işveren tarafa ait olacağına dair bir hükmün sözleşme içeriğinde yer almadığını, davacının sözleşmeye aykırı bir şekilde müvekkili davalıdan fark talep etmesinin, KDV yansıtma yoluna gitmesinin kabul edilebilir olmadığını, davacı tarafından müvekkiline 225.573,64 TL yönünden yapılan bir imalat bulunmadığını, bu miktarın KDV nedeniyle oluşan fark olup, 3095 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun 8/1 maddesine göre Katma Değer Vergisinin Mükellefinin \"Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar\" sıfatı nedeniyle davacı şirket olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmede KDV'nin iş bedelinden hariç tutulduğuna dair bir ibareye yer verilmediğini, dolayısıyla KDV yükümlülüğünün davacı şirkete ait olduğunu, davacının fatura konusu inşaatı tam ve eksiz olarak yapıp teslim ettiğini ve bedelini hak kazandığını kanıtlamakla yükümlü olduğunu, faturanın varlığının tek başına eserin davalıya teslim edildiğinin kabulü için yeterli olmadığını, diğer yandan davacının sözleşme ile üstlendiği işi de tam ve gereği gibi yerine getirmediğini, eksiklerin bir kısmının davalı tarafından tamamlandığını, bir kısmının da halen eksik hali ile beklediğini, alacağın likit olmadığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>\tİlk Derece Mahkemesince; tüm dosya kapsamı, kayıt ve belgeler ile usul ve yasaya uygun olarak alınan denetlenebilir bilirkişi raporları birlikte değerlendirilerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda ayrıntısıyla değinildiği üzere sözleşmenin 9. maddesinde \"sözleşmeden kaynaklanan KDV belgesi muafiyetine istinaden TKDK'ya sunulacak faturada KDV hesaplanmayacaktır. (Vergi mevzuatında aleyhte bir düzenleme olması durumunda bu durum işverene yansıtılır.)...” hükmünün yer aldığı,   Beypazarı Vergi Dairesinin 14.03.2022 tarihli cevabi yazısında belirtildiği üzere KDV istisnasından yararlanılmayan harcama tutarının tahakkuk ettirildiği, bu durumda uygun olmayan harcama kısmı yönünden düzenlenecek faturadan KDV alınması gerektiği, uygun olmayan harcama tutarı olan 775.039,95 TL üzerinden  hesaplanan KDV miktarının 139.507,20 TL olduğu ve alacağın faturadan kaynaklı olduğu dikkate alınarak  davanın kısmen kabulü ile, davalının Beypazarı İcra Müdürlüğünün 2020/1017 esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile, takibin 139.507,20 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 139.507,20 TL üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karar verilmiştir. <br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının 2.529.813,09 TL tutarında faturanın KDV’den muaf olarak kesildiği,  gerçekte maliyetin 3.223.210,35 TL olduğu, davacı kendisinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı davalının bir kısım işi daha öncesinden ...’a yaptırması nedeni ile faturayı 2.529.813,09 TL bedel üzerinden KDV muaf olarak kesmek zorunda kaldığı,  bu durumda davacının kaybının 3.223.210,35 - 2.529.813,09 = 693.397,26 TL nin % 18 KDV  si olan=  124.811,50 TL olduğu,  bu farkın ödenmesi gerektiği, mahkemece “Beypazarı Vergi Müdürlüğü’nün 14.03.2022 tarihli, E-54315736-250.02.01 sayılı yazısı” gereğince uygun olmayan harcama tutarının toplamı 775.039,95 TL olarak kabul edilerek bu tutar üzerinden KDV değerinin 139.507,19 TL olarak hesaplandığı,  bu kararın eksik olduğu davacının kestiği 693.397,26’TL lik faturanın %18 KDV’si olan 124.8111,50 TL’nin de hüküm altına alınması gerektiği,  uygun harcamalar +uygun olmayan Harcamalar = 124.811,50 + 139.507,19 =264.318,69 TL  olması gerekirken mahkemece uygun olmayan harcamalar yönünde KDV’nin hesaplandığı, inşaat işleri uygun harcama tutarı olan 3.223.210,35 TL’nin ancak 2.529.813,09 TL’sinin davacı tarafından KDV’siz kesildiği,   davacının KDV’siz kesemediği 124.81,50 TL’lik kısmın sorumluluğunun hukuki olarak davalıda olduğu, davacının ilk kestiği faturanın bedelinin 2.529.813.09 TL olduğu, bu faturanın  KDV 'den muaf kesildiği, iki faturanın da davalıya tebliğ edildiği,  davalının faturalara yönelik itirazda bulunmadığı,  KDV'den muaf kesilecek fatura bedelini davacının belirlemediği, bedelin TKTK ile davalı arasında yapılan protokol gereği belirlendiği,  davacının TKDK'nın belirlediği miktarda KDV'den muaf fatura kestiği, bakiye kalan miktarda da muafiyet olmadığı için KDV'li olarak faturanın kesildiği, burada dikkat edilmesi gerekekn hususun kurumun muafiyet sertifikasını ... Yapıya teslim ettiği ve ... yapı ile arasında yaptığı inşaat işleri sözleşmesinde de belirttiği gibi muafiyet sertifikasına göre faturanın kesileceğini belirttiği, ancak işin sonunda muafiyet sertifikasından 693.397,26 TL  kadar eksik fatura kesilmesi ve 124.811,50 TL kadar  ... Yapıyı bilinçli bir şekilde zarara uğratıldığı, burada dava dışı ... tarafından yararlanılan muafiyet dikkate alınmadığından bu yönü ile rakamın eksik hesaplandığı, dosyada alınan bilirkişi raporunda bilirkişi tarafından her ne kadar ...'ın muafiyetten yararlanmadığı ve bu nedenle ... tarafından düzenlenen faturayı muafiyet sertifikasından mahsup etmese de bunun hatalı olduğu, çünkü  muafiyet sertifikasının yapılan iş dikkate alınarak kurum tarafından düzenlendiği, TKDK’nın belli, işlerin yapılması kaydıyla muafiyet sertifikası düzenlediği,  ...'ın kestiği fatura muafiyetten yararlansın veya yararlanmasın yapılan iş ile TKDK’nın belirlediği pozlar ve iş kalemleri kullanıldığından bu iş için davacının tekrar bu pozu kullanayacağı ve faturayı kesemeyeceği, TKDK ile davalı  arasında düzenlenen zeyilnamede de bu durumun belli olduğu, dava dışı ..., KDV muafiyetinden yaralansın veya yaralanmasın ...'ın yaptığı işin KDV muafiyetini müvekkil firmanın kullanamayacağı, TKDK’nın yapılan işin şart ve özeliklerine göre muafiyet onayı verdiği, ...’ın muafiyetten yararlanmasa dahi muafiyet onun yaptığı işe tanımlanmış olduğundan davacı tarafından kullanılamayacağı,  davacıya  kullanamayacağı faturayı bu doğrultuda kesmesi gerektiği söylendiği için faturanın bu şekilde düzenlendiği, bilirkişinin raporunda da belirtildiği gibi  3.223.692,77 TL KDV istisnasından yararlanılan harcama tutarının olması gerektiği, ancak davacının maliyeden gelen yazıya (muafiyet sertifikası) göre değil de, TKDK’nın kurallarına göre, TKDK’nın onayladığı uygun harcamalara göre 2.529.813,09  TL fatura kesmek zorunda kaldığı, bunun nedeninin ise daha önce de belirtildiği üzere, dava dışı  ...’ın,  davalıya  yaptığı işlerden dolayı kestiği    693.879,68 TL’lik  fatura ile muafiyetten yararlanılmış olmasından kaynaklandığı, bu nedenle muafiyetten yararlanacak rakamın davacı açısından azaldığı,  bilirkişinin hesapladığı 139.507,19 KDV değerine ...'ın kullanması nedeni ile davacının yararlanmadığı muafiyet KDV tutarı olan 124.898,34 TL eklendiğinde müvekkilin alacağı 264.405,53 TL’nin ortaya çıktığı,  rakamın eksik çıkmasının nedeninin dava dışı ...'ın muafiyetten yararlandığı/ kullandığı kısmın dikkate alınmamasından kaynaklandığı, sözleşmede açık şekilde KDV çıkması durumunda bunun iş sahibi tarafından ödeyeceğinin kararlaştırıldığı, KDV çıkmasının nedeninin davacı olmadığı, burada TKDK’nın muafiyet sağladığı pozların dava dışı 3. kişi ...’a yaptırıldığının sabit olduğu, dava dışı kişinin kullandığı pozları davacının kullanarak tekrar fatura kesemeyeceği,  bu konudaki itirazları dikkate alınmadan sadece vergi dairesinden gelen yazıya göre dosyanın karara çıkmasının hatalı olduğu,  TKDK’nın belirli pozları dava dışı ...'a kullandırttığı, bu durumda KDV’den muaf tutulacak fatura bedelinin otomatik olarak eksildiği,  davacının kestiği KDV’li faturaların tamamının %18 tutarının hüküm altına alınması gerekirken eksik hüküm altına alınmasının hatalı olduğu belirtilerek kararın kaldırılması talep edilmiştir.<br>\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıya ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi  yapılmış  olmasına rağmen, davacının kendi ticari  defter ve kayıtlarını sunmadığı, davalının  sunmuş  olduğu  muavin  defter kaydı ile sınırlı  inceleme yapıldığı, davacının ticari  defter ve kayıtlarının  davacı lehine  delil oluşturma  niteliği  taşıyıp taşımadığı, usulüne  uygun olarak tutulup  tutulmadığının  iş bu yargılama  açısından  tespit edilmediği, 06.07.2022 tarihli bilirkişi incelemesinde  davacının defter ve kayıtlarına  ulaşılamadığı  açıkça belirtilmesine rağmen mahkemece  bu konuda bir  karar verilmediği, davacı tarafından delil olarak dayanılan ticari defterlerin ibrazından kaçınıldığı hususu tespit edilerek, davanın reddine karar verilmesinin gerektiği,  kooperatife ait  ticari defterlerin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğunun sabit olduğu, 06.07.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre davalı kooperatifin, davacı şirkete borcu bulunmadığı, anahtar teslim şeklinde tanzim olunan sözleşmede KDV'nin davalı kooperatife ait olacağına  dair bir hükme yer verilmediği, sözleşmenin başından itibaren davalının sahip olduğu  muafiyet tutarının  davacı tarafından bilindiği, bunun  dışında kalan tutar  yönünden işin anahtar teslim olduğu, maliyet artışı veya düşmesi  nedeniyle  fark  talebinde bulunulmayacağı,  proje keşfinde bulunmayan ve yapılması zorunlu imalatlar için yüklenici firmanın fark talep edemeyeceğinin de kararlaştırıldığı ve bu hali ile  sözleşme  bedelinin 3.950.000,00 TL olarak  belirlendiği, KDV 'nin  işveren tarafa ait olacağına dair bir hükmün sözleşmede olmadığı,    muafiyet  dışında kalan  tutarın  vergi mevzuatı  açısından vergiye (KDV) tabi  olduğunun belli olduğu, sözleşmenin  başından itibaren bu durumun taraflarca bilindiği, davacının sözleşmeye aykırı bir şekilde fark  talep etmesinin doğru olmadığı, , davacı tarafından 225.573,64 TL yönünden  yapılan bir imalat bulunmadığı, bilirkişi ek raporunda; uyuşmazlığın  vergi  mevzuatı açısından ele alındığı,  Beypazarı Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından bildirilene göre davalı  kooperatifin 22.05.2018-27.12.2019 tarihleri  arasında 4.002,823,35 TL tutarındaki  mal ve hizmet alımları için KDV istisnasından  yararlanacağı hususunun bildirildiği, uygun olmayan harcama tutarının 775.039,95 TL olarak bildirildiği, dolaysıyla KDV'nin en fazla bu miktar üzerinden hesaplanması halinde 139.507,191TL olduğu, 1.253.186,91TL üzerinden  hesaplanması halinde ise  225.573,64TL olduğu  şeklinde  görüşlere yer verildiği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin mevzuat yönünden irdelenmesinde ise; KDV'nin kim tarafından ödeneceğinin açıkça sözleşmede  belirlenmesi gerektiği, belirlenmemesi halinde içtihatların  bu bedelin sözleşme bedeline dahil olduğu şeklinde olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye atıf yapıldığı kararın bu şekli ile hatalı olduğu , eserin tam ve gereği gibi teslim edilmediği, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2014/117 Esas, 2014/1565 Karar Sayı ve 05.03.2014 tarihli kararı ile  ayrıntılı  olarak hukuki  çerçevesi  çizildiği  üzere  faturanın  varlığının  tek başına   eserin  davalıya  teslim edildiğinin kabulü  için yeterli  olmadığı,  davacının sözleşme  ile  üstlendiği işi de tam ve gereği  gibi  yerine getirmemiş, Genel duvar, tavan ve çatı paneli  işlerini  eksik  yapmış,  Nervürlü çelik hasırın yerine konulması 3,001-10,000 kg/m2 (10,000 kg/m2 dahil) (Q188/188), nervürlü çelik hasırın yerine konulması 1,500-3,000 kg/m2 (3,000 kg/m2 dahil)(Q158/158), 3 mm kalınlıkta elastomer esaslı (-20 soğukta bükülmeli) polyester keçe taşıyıcılı bir yüzü metal folyo kaplı polimer bitümlü örtü ile tek kat su yalıtımı yapılması, saha betonu altı kum çakıl serilmesi (malzeme, yükleme, nakliye dahil.), 400 mm.çaplı Koruge Kanalizasyon Boruları Yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) ve Polipropilen (PP) esaslı (TS EN 13476-1) (SN 8), plastik pis su borusu geçme muflu Ø200 MM.D=3,90 mm işlerininin  öngörülen ve projenin zorunlu kıldığı nitelikte yerine getirilmediği, eksik inceleme ile karar verildiği, kısmen kabul edilen  kısım  yönünden inkar tazminatının hüküm altına alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, 27.01.2023 tarihli dilekçeleri ile duruşmaya E- Duruşma yolu ile  katılmak  istediklerini beyan ettikleri, teknik nedenlerle bağlantının sağlanamaması halinde mazeretli  sayılmalarının talep edildiği,  02.02.2023  tarihli  duruşmaya  davacı  vekilinin  e-duruşma yolu ile  bağlandığı, kendileri ile  ne gerekçe ile bağlantı sağlanmadığının ise  açıklanmadığı ve  aranmadıkları gibi, aranıp aranmadıklarının açıklanmadığı ve varsa bir bağlantı sorunu mazeret talepleri  hakkında da  karar verilmediği, bu nedenle savunma  haklarının açıkça  ihlal edildiği belirtilerek kararın kaldırılması talep edilmiştir.<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali  istemine ilişkin olup mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\t6100 sayılı HMK'nın “Hukuki Dinlenme Hakkı” başlığını taşıyan 27. maddesinde “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; a)Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b)Açıklama ve ispat hakkını, c)Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” şeklinde belirtilmiştir. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme  hakkı; tarafların usulüne uygun şekilde duruşmalara davet edilmelerini ve yargılama aşamalarında taraflara söz hakkı tanınmak suretiyle yargılama yapılmasını ve hüküm tesis edilmesini zorunlu kılar.<br>\tHMK’nın \"Tarafların duruşmaya daveti\" başlıklı 147. maddesinde; \"(1) Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir. (2) Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilir.\" ve \"Sözlü yargılama\" başlıklı 186. maddesinde; \"(1) (Değişik:22/7/2020-7251/20 md.) Mahkeme, tahkikatın bittiğini tefhim ettikten sonra aynı duruşmada sözlü yargılama aşamasına geçer. Bu durumda taraflardan birinin talebi üzerine duruşma iki haftadan az olmamak üzere ertelenir. Hazır bulunsun veya bulunmasın sözlü yargılama için taraflara ayrıca davetiye gönderilmez. (2) Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. (Ek cümle: 22/07/2020-7251/20 md.) Şu kadar ki, 150. madde hükmü saklıdır.\" ve \"Ses ve Görüntü Nakledilmesi Yoluyla veya Başka Yerde Duruşma İcrası\" başlıklı 149. maddesinin birinci fıkrasında ise;  \"Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.\", Hukuk Muhakemelerinde Ses ve Görüntü Nakledilmesi Yoluyla Duruşma İcrası Hakkında Yönetmeliğin e-duruşma talebinin değerlendirilmesine ilişkin olarak düzenlenen 9. maddesinin 1. fıkrasında da; “e-Duruşma talebi hakkında hâkim, duruşma gününden en az bir iş günü önce kabul veya ret hususunda karar verir. Bu karar kesindir.” düzenlemelerine yer verilmiştir. <br>\tSomut olaya gelince; mahkemece, 01.12.2022 tarihli celsede, bilirkişi raporunun dönüşünün beklenmesine  ilişkin ara karar tesis edildiği, duruşmanın 02.02.2023 tarihine ertelendiği, davalı vekilinin 27.01.2023 tarihinde “E-duruşma talebimiz bulunmaktadır. Teknik aksaklık olması halinde mazeretli sayılmamıza karar verilmesini talep ederiz.” şeklinde talepte bulunduğu, mahkemece e-duruşma ve mazeret talepleri yönünden olumlu-olumsuz bir karar verilmeden ve teknik aksaklık yaşanıp yaşanmadığı tutanakta belirtilmeden davalı vekilinin yokluğunda gerçekleştirilen 02.02.2023 tarihli duruşmada tahkikat aşaması sona erdirilerek sözlü yargılama aşamasına geçilip davacı vekilinin beyanı alındıktan sonra davanın  kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>\tBu durumda; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler gözetildiğinde davalı vekilinin e-duruşma ve mazeret talepleri hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi, bu karar verildikten sonra HMK’nın 186. maddesindeki düzenleme uyarınca sözlü yargılama aşamasına geçilmesi ve işin esası hakkın hüküm tesis edilmesi gerekirken e-duruşma ve mazeret talebi hakkında herhangi bir karar verilmeden ve vekile sözlü yargılama duruşmasına katılmaması halinde yokluğunda karar verilebileceği ihtarını içeren bir ihtarat da gönderilmeden HMK’nın 27. maddesinde belirtilmiş olan hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacak şekilde davalı vekilinin yokluğunda sözlü yargılama aşamasına geçilerek  hüküm verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. (Emsal Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 03.02.2025 tarih, 2024/178 Esas,  2025/295 Karar sayılı ilamı)<br>\tAçıklanan nedenlerle, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacak şekilde hüküm verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmekle davacının istinaf sebepleri ile davalının diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin istinaf başvurularının kabulüne, mahkeme  kararının  HMK 353/1-a-4 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının  kabulüne,<br>2-Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin   02.02.2023 tarih,  2021/862 Esas, 2023/147 Karar<br> sayılı kararının HMK'nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına,<br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>4-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL  peşin istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,<br>5-Davalı tarafından yatırılan 179,90 TL ve 2.202,53 TL olmak üzere toplam 2.382,43‬ TL peşin istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine,<br> 6-Taraflarca ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına, <br>    \tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK.'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 10.04.2025  tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t<br><br><br>     Başkan  ...                   Üye ...\t            Üye ...                 Katip ...\t<br>  e-imzalıdır           e-imzalıdır          e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br>e-imzalıdır       e-imzalıdır        e-imzalıdır       e-imzalıdır<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"56f5fe2c0da242bd","SID":"558663c83c64d250"}}