{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br>KARAR TARİHİ : 07/03/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>KARAR TARİHİ: 23/11/2021<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 07/03/2025<br><br>İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında alım satım ilişkisi olduğunu, davalının bir kısım fatura bedellerini ödemediğini bunun için icra takibi yaptıklarını takipten sonra asıl alacağı ödeyip faize itiraz ettiklerini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20’dan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı hükmedilmesine, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili; taraflar arasında cari hesap sözleşmesi ile borç miktarının belirlendiğini, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, bu sebeple faiz ve sair giderlerden sorumlu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>Mahkemece; \"Eldeki dava satım sözleşmesi çerçevesinde ödenmeyen fatura alacaklarına ilişkin başlatılan takibe itirazın iptali davasıdır. Davacı vekili davalın faizi ödemediğini savunmuş davalı ise müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini belirtmiştir.<br>Taraflar arasında borcun varlığı ve miktarı hususunda anlaşmazlık bulunmamaktadır. Sorun davalının temerrüde düşüp düşmediği noktasındadır. Bilindiği üzere kural olarak tacirler arası temerrüt ihtarı ancak noter kanalıyla yapılır. Buna karşın kesin vadeli sözleşmelerde vade tarihi ile tacirler arası satım ve hizmet sözleşmelerine ilişkin alacaklarda teslimden itibaren 30 gün sonra temerrüt gerçekleşir. Taraflar arasındaki satışın faturaya dayalı olduğu ve malın teslim edildiği uyuşmazlık dışıdır. Bu halde temerrüt için ayrıca bir ihtara gerek olmadığından davalının iddiaları yerinde görülmemiş ve davanın kabulü ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ...ile davalı müvekkili şirket...Ş. arasında, müvekkili şirketin Kemer Şubesi (...Köyü) için inşaat malzemeleri tedarik edilmiş olup, karşılığında e-arşiv faturaları düzenlendiğini, taraflar arasında söz konusu faturalara ilişkin olarak daha önce Yerel Mahkeme dosyasına sunmuş oldukları bir cari hesap sözleşmesi yapılmış olup, toplamda 44.945,25 TL ödenmesi hususunda anlaşıldığını, ancak davacı şirketin söz konusu ödemelerin belirlenen tarihlerde ödenmediği iddiasında bulunmuş olup İstanbul Anadolu 10. İcra Dairesi...E. sayılı dosyasından 44.911,57 TL asıl alacak, 6.581,35 TL ticari faiz işletilerek toplam 51.492,92 TL olmak üzere davalı müvekkili aleyhine ilamsız icra takibi başlattığını, söz konusu icra takibinin usul ve yasaya aykırı olduğunu,  07.07.2021 tarihinde müvekkili şirkete tebliğ olunan ödeme emrine ilişkin kısmi itirazda bulunduklarını, söz konusu borcun varlığına dair herhangi bir itirazları olmamakla birlikte borcun miktarına itiraz ettiklerini, kaldı ki davalı müvekkilinin sözleşme ile tarafların  mutabakata vardıkları söz konusu borcu 12.07.2021 tarihinde ödediğini, nitekim söz konusu itirazları neticesinde ilgili İcra Müdürlüğünce davalı müvekkilinin ödemiş olduğu miktarın dışında kalan 6.547,67 TL tutar bakımından takibin kısmi olarak durdurulmasına karar verildiğini, davacı yanın bunca zaman davalı müvekkili ile aralarındaki dostane ve ticari ilişkinin zedelenmemesi için herhangi bir hukuki yola başvurmamış olup, aradan uzunca bir zaman geçtikten sonra söz konusu takibi başlattığını, Yerel Mahkeme kararının aksine söz konusu zamanlamanın ve takip miktarının iyi niyetli bir yaklaşımın sonucu olamayacağını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi'nin temerrüt olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, dolayısıyla davacı alacaklının takip tarihinden öncesi için işlemiş faiz talebinde bulunup bulunamayacağı hususlarının tartışıldığı bir itirazın iptali davasında temerrüt ihtarının konu ve içerik yönünden takibe konu alacağa ilişkin olması gerektiğine hükmettiğini ve tacirler arasında temerrüt ihtarlarının TTK md. 18/3‘de belirtilen araçlarla yapılması gerektiğini vurguladığını, ayrıca doktrinde de tacirler arası ticari işletmelerini ilgilendiren mal ve hizmet alımından kaynaklı temerrüt hususunda 6762 sayılı  Türk Ticaret Kanunu’nun mülga edilen 20/3. maddesinde  öngörülen tacirler arası, karşı tarafı temerrüde düşürme, sözleşmeyi fesih veya sözleşmeden rücu amacını taşıyan ihbar ve ihtarların noter aracılığı ile telgrafla veya iadeli taahhütlü mektupla yapılmasına ilişkin şeklin Borçlar Kanunu’nun 11. maddesi anlamında bir geçerlilik şartı olduğunu, buna uygun olarak yapılmayan ihtar ve ihbarların geçersiz olduğunun açıkça ifade edildiğini, davacı tarafından söz konusu borca dayanak olarak gösterilen faturaların ödeme tarihlerinin 11.06.2020 - 09.11.2020 olarak düzenlendiğinin iddia edildiğini, söz konusu tarihlerin pandemi döneminin tüm sektörlerde inişli çıkışlı olduğu bir döneme denk geldiğini, davalı müvekkili şirket ise her ne kadar basiretli bir tacir gibi hareket etmeye çalışsa da dünya ve ülkemiz genelinde de görüldüğü üzere söz konusu durumdan olumsuz etkilendiğini, tüm bu hususlar ve tıpkı davacının müvekkili şirket ile aralarındaki ticari ve dostane ilişkiye binaen ihtar çekmediği gibi, davalı müvekkili şirketin de taraflar arasında akdedilen cari hesap sözleşmesine binaen söz konusu borcu maddi açıdan uygun olduğu ilk fırsatta 12.07.2021 tarihinde sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde ödediğini, görüleceği üzere davacı tarafın davası kötü niyetle açılmış olup, Yerel Mahkemenin kanaatinin aksine davalı müvekkilin temerrüdünün söz konusu olabilmesi usulüne uygun bir ihtar olması şartının yerine gelmediğini, kaldı ki Yerel Mahkemece duruşma yapılmaksızın karar verilmekle bilirkişi incelemesi dahi yapılmadan verilen kararın savunma haklarını zedelediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.<br>Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;<br>Dava; satış sözleşmesinden kaynaklanan faturaya dayalı alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. <br>Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320/1. maddesi uyarınca, ön inceleme duruşması için taraflara duruşma davetiyesi çıkartılmaksızın ve duruşmalı ön inceleme yapılmaksızın evrak üzerinde yapılan inceleme ile davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>Taraflar arasında öncelikle çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 320/1. maddesince duruşma yapılmadan karar verilmesinin doğru olup olmadığı konusudur.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.03.2007 tarih ve....esas, ...karar sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli ve bunun için  usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.<br>Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme  ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.<br>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın taraflarına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.<br>Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.<br>Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içermektedir. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin (tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilmelerini ve davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.<br>Basit yargılama usulünde; dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçeleri verilmez. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı dava açılması ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesi ile başlar, bu yargılama usulünde; dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve hüküm aşaması dışında, yazılı yargılamada olduğu gibi tahkikatın tamamlanmasından sonra sözlü yargılama için ayrıca bir aşama öngörülmemiştir. Bu aşamalar içinde yeni olan ise “ön inceleme” aşamasıdır.<br>Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından, 6100 sayılı Kanun ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere \"ön inceleme\" adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir.<br>6100 sayılı Kanun’un 137. maddesinde ön incelemenin kapsamı, 138. maddesinde öninceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, 139. maddesinde ön inceleme duruşmasına davet, 140. maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.<br>6100 sayılı Kanun'un ön incelemenin kapsamı başlıklı 137. maddesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılacağı, 138. madde dikkate alınarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verileceği, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında gerektiği takdirde kararını vermeden önce tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebileceği, ön inceleme duruşmasında tarafların iddia ve savunmaları kapsamında uyuşmazlık konularını tam olarak belirleyeceği, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik edeceği ve bu hususların tutanağa geçirileceği belirtilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceği ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceği belirtilmiştir.<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.04.2013 tarih... Esas...Karar sayılı kararı ve sonraki kararlarında istikrar kazanmış ilkesi ön incelemenin duruşmalı yapılması yönündedir.<br>Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 320. maddesindeki; \"daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe  veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür” düzenlemesi karşısında mahkemece yapılacak iş, taraflara usulüne uygun şekilde duruşma gününü gösterir davetiye tebliği ile duruşma açmak, 6100 sayılı Kanun'un 320 ve diğer hükümleri uyarınca gerekli incelemeyi yaparak tarafların uzlaştıkları ve uzlaşamadıkları hususları belirlemek ve tahkikat aşamasına geçmek, tarafların gösterdiği delilleri toplayarak sonucuna göre hüküm kurmaktır.<br>Somut olayda; Mahkemece dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya; tensip zaptı davacıya tebliğ edilmiş, ön inceleme duruşması yapılmadan, duruşma günü için taraflara davetiye çıkartılmadan dosya üzerinden ve davanın esasına yönelik karar verilmiştir.<br>Yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak; tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı ihlal edilerek gösterilen deliller toplanmaksızın ve tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın karar verilmesi yanında usulüne uygun olarak ön inceleme tutanağı düzenlenmeksizin yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup davalı vekilinin bu husustaki istinaf itirazları yerinde görülmüştür.<br>Kabule göre de; dava, faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, icra takibinin dayanağının farklı tarihlerde düzenlenmiş yirmi adet fatura olduğu, davacı tarafça takipte her bir fatura için ayrı ayrı işlemiş faiz talebinde bulunulduğu görülmekle Yerel Mahkemece tarafların ticari defterleri de incelenmek suretiyle taraflar arasında tedarik ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu da değerlendirilerek 6102 sayılı TTK'nın 1530/4-a hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi, 6098 sayılı TBK'nın 100, 101 ve 102. maddeleri uyarınca mahsup işleminin yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, kesin vadeli sözleşmelerde vade tarihi ile tacirler arası satım ve hizmet sözleşmelerine ilişkin alacaklarda teslimden itibaren 30 gün sonra temerrüdün gerçekleşeceği şeklindeki tamamen soyut gerekçeyle herhangi bir temerrüt tarihi belirlenmeden ve faiz hesabı yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi de isabetsizdir.<br>Sonuç olarak; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile, Mahkemece  tarafların hak arama özgürlüğü kapsamında iddia, savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme ve açıklama yapma hakkı tanınarak usulüne uygun olarak ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek ön inceleme duruşmasının yapılması, taraflarca gösterilen delillerin toplanması, BA/BS formlarının getirtilmesi, davalı tarafın takipte faize ve faiz oranına itiraz ettiği de nazara alınarak tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, davalının temerrüde düşürülüp düşürülmediğinin tespit edilmesi, taraflar arasında tedarik ilişkisi bulunup bulunmadığı hususu da değerlendirilerek 6102 sayılı TTK'nın 1530/4-a hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi, davalı temerrüde düşürülmüş ise usulünce faiz hesabı yapılmak suretiyle rapor alınması ve dosya kapsamında toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a.6. maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalı tarafın İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,\t<br>2-6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/11/2021 tarih ve ... Esas ...Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,<br>4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafça peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde İlk Derece Mahkemesi'nce davalıya İADESİNE, <br>5-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi'nce yapılacak yargılama sonucunda dikkate ALINMASINA, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>7-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının İlk Derece Mahkemesince ilgili tarafa İADESİNE, <br>8-Kararın İlk Derece Mahkemesi'nce taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07/03/2025<br>...\t\t\t...</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"002008fce82e0a50","SID":"160fe8ea5c092814"}}