{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1614 <br>KARAR NO:2025/414<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/06/2021<br>NUMARASI:2019/407 E. -  2021/487 K.<br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Haksız fiilden ve şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı arayışına girdiğini, davalının şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solat enerjisine yatırım yapmak olduğunu ifade ettiğini, şirkete yatırım yapan yatırımcıların borçlu tarafından kendilerine şirketin kuruluş amacı olarak ifade edilen bu amaca yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını, ancak borçlunun yatırımcıların semayelerini başka amaçlarla kullandığını ve şirkette vaat edilen hedefe uygun şekilde kullanmadığını, bundan dolayı da Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli kararı ile davalı hakkında  dolandırıcılık suçundan dolayı 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, adı geçen kararda mahkeme borçlunun şirkete yatırılan paraların sadece çok ufak bir bölümünü şirketin amacına uygun kullandığını, geriye kalan asıl paraların başka işlerinde borçlarını ödemeye, başka işlerini yeniden yapılandırmaya ve sanat eserlerini almaya harcadığının tespit edildiğini, dolayısıyla borçlunun şirkete yatırılan paraları amaç dışı kullandığı ve yatırımcıları bu şekilde dolandırdığının ceza mahkumiyeti kararı ile sabit olduğunu, şirkete para yatıranlar arasında davacı müvekkilinin de bulunduğunu, davacı müvekkiline olan borcundan dolayı davalı aleyhine ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının asıl alacağa, faize, ferilerine ve icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğini, ancak yapılan itirazların haksız ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına  ve %20 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının dava dışı...'den alacaklı olduğunu iddia ettiğini, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi kararı incelendiğinde davacının ... olduğu, davalının ise ... olduğunu, davalı müvekkilinin ...'nin ortağı olduğunu, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan davalıya karşı husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davalı müvekkilinin mernis adresinin Berlin/Almanya olduğunu yetkili mahkemenin de davalının yerleşim yeri olan Berlin Mahkemeleri olduğunu, işbu davanın ...'den olduğu iddia edilen ticari alacaklarına ilişkin olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin de Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davaya konu edilen alacakların 2005 yılına ait bir ticari ilişkiden doğduğunun anlaşıldığını, bu sebeple zamanaşımına uğradığını, davacının, davaya konu icra dosyasında ve akabinde açılan işbu itirazın iptali davasında davalı ile ilgisi bulunmayan bir yabancı mahkeme kararını delil olarak gösterdiğini,  davalı ile direk şahsen ilgisi bulunmayan delile dayanarak ihtiyati haciz kararı verilmesi ve işbu davaya devam edilmesinin hukuken mümkün  olmadığını,  bunun yanında davacı tarafından dosyaya sunulan belgelerden davacının dava dışı ...'den alacaklı olduğu iddiası ile Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtıklarını, mahkeme kararı incelendiğinde davanın ... aleyhine açılmış olduğu ve davalı ile ilgisi olmadığının açıkça anlaşıldığını,  davacının delilleri arasında sunmuş oldukları Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi iflas tablosundan, iflasa konu şirketin ve alacağın ... olduğu görülmekle beraber belgeden çok fazla birşey anlaşılmadığını, davalının  ...'nin yetkilisi bulunmakta olup, davada iddia edilen ticari ilişki ile aslen sorumlu olmadığını,   kaldı ki davacı tarafından ... aleyhine ve müvekkili aleyhine açılmış davalar var ise işbu davanın derdestlik nedeni ile reddedilmesi gerektiğini,  başka hukuki başvuru hakkı varken (tanıma ve tenfiz gibi) Türkiye'de yeniden dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, buna  rağmen hiçbir hukuki temele dayanmayan ve kendilerine tebliğ dahi edilmeyen, uzman görüşü olduğu iddia edilen yazıda, ne olduğu belli bile olmayan belgenin İİK'nın 68.maddesi bağlamında belge olduğunun kabul edilemeyeceğini,  Alman Kanunlarının Türkiye'de uygulanmasının mümkün  olmadığını, davacıların ...'den  olduğunu iddia ettikleri alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalıştığını, davacının davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan belgeleri dışında herhangi bir delil sunamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava itirazın iptali istemine ilişkindir.Dava, şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı olarak alacaklının yaptığı takibe itirazın iptaline ilişkindir.MÖHUK 40. maddede 'Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.' hükmü düzenlenmiştir. Türk mahkemelerini yetkili kılan bir iç yetki kuralı varsa ,Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi de mevcuttur.TTK'nın 553. maddesinde şirket kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin.. sorumluluğu düzenlenmiş, 561. maddesinde de sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabileceği düzenlenmiştir.Anılan yetki düzenlemesi kesin yetki kuralı olmayıp genel yetki kuralının yanında ek bir yetkili mahkeme düzenlenmektedir.HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.Yine 9. maddede Türkiye'de yerleşim yerinin bulunmaması halinde yetki düzenlenmiş olup, maddeye göre Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında genel yetkili mahkeme davalının Türkiye'de mutad meskeninin bulunduğu yer mahkemesidir.Davaya konu takibe davalı tarafça yapılan itirazda verilen vekaletnameye göre davalının adresi Şişli /İstanbul olarak belirtilmiştir. Buna göre Türkiye' de yerleşim yeri bulunmayan davalının mutad meskeni Şişli/İstanbul'dur. HMK 9. maddesine göre davada mahkememiz yetkilidir.Davacı taraf delil olarak temelde Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin İflas Mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveline ve Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasına dayanmıştır. Mahkememizce Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasında verilen kararın kesinleşmesi bekletici mesele yapılmıştır. Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi kararında hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulmuştur. Davacı taraf bekletici mesele yapılması ara kararımıza rağmen 31.05.2021 tarihli dilekçe ile Alman Asliye Ceza Mahkemesinin kararının sonucu beklenmeksizin davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiş olup bu haliyle bu talep delillerin dosyadaki delillerle sınırlandırılması, hasredilmesi niteliğinde kabul edilmiş ve mevcut delil durumuna göre karara gidilmiştir. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararı kesinleşmemiş olduğu için hükme esas alınacak bir delil niteliğinde olması mümkün değildir.Geriye temel delil olarak Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin İflas Mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveli kalmakta olup ; söz konusu belge ilam nitaliğinde bir belge olmayıp ancak olsa olsa İİK 68. Madde kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, Davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİK 68. Maddesi kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK'nın 68. maddesi gereğince kesin kaldırılması için kullanılabileceği ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatı gerektiği buna göre bu belgenin alacağın varlığını ispatlamaya yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu nedenlerle zararın miktarı ve sorumluluk toplanan delillerle ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir.\" gerekçesiyle, davanın reddine karar  verilmiştir.  Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının, davalının Almanya'da kurulu şirketine ait tahvili satın aldığını, davalının, topladığı sermayeyi şirket bünyesinde kullanmaması neticesinde kendisi  hakkında Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan davada dolandırıcılık suçundan hapis cezasına mahkum olduğunu, ayrıca Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (İflas Mahkemesi) 15/07/2008 tarihinde iflas kararı verdiğini,  anılan Mahkemenin ... Esas nolu dosyasından ... seri numaralı ve 01/09/2008 başvuru tarihli iflas dosyasından yapılan sıra cetveline göre müvekkilinin alacağının kaydedildiğini ve sıra cetvelinin kesinleştiğini,  buna karşılık davalının Türkiye'de, Almanya’da tahsil ettiği para ile edinmiş olduğu bir taşınmazı bulunduğu halde bunu kasıtlı olarak Alman İflas Masasına bildirmediğini, alacağın Almanya’da tahsil şansı kalmadığı için işbu davanın açılması zarureti doğduğunu, mahkemenin  gerekçesinin hükümle sebep sonuç ilişkisinin kurulmasını sağlayacak yeterlilikte, açık, anlaşılabilir ve tatmin edici olmadığını, maddi olaylar, delilleri, (özellikle de kesinleşmiş İflas Tablosu) ve hukuki olgular irdelenmeksizin, emsal bilirkişi raporu ve hukuki mütalaaya değinilmeksizin, MÖHUK-TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku ve TTK'nın 553.md. kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilinin hak arama hürriyetini kısıtlama sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini,  mahkemenin ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini,  delilleri hatalı şekilde değerlendirdiğini, dosya kapsamında sunmuş oldukları Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğinini açıkça belirtildiğini,  akabinde dosya üst derece mahkemesi incelemesi yapıldığı aşamada da yine yerel mahkemenin belirtiği gerekçe ile bozulmadığını, davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı incelendiğinde görülecektir ki davalı hakkında beraat kararı verilmediğini, Federal Mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...'nin beraatine değil dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verildiğini,   yani  davalının dolandırıcılık suçunu işlediği sabit olduğu ancak dolandırıcılık suçunun nitelikle halinden sorumlu olup olmayacağının da incelenmesi gerektiğinin belirtildiğini, Federal mahkeme kararı gereği davalının dolandırıcılık suçundan mahkum olacağının  aslında kesinleştiğini,  mahkemece Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi dosyasının kesinleşmesinin beklenilmesine karar verildiğini, söz konusu kararın ardından kendilerince a ceza mahkemesi kararının beklenilmesine ilişkin karardan rücu edilmesi, zira emsal dosyalarda uzman akademisyen bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda ceza mahkemesi kararının beklenilmesinin işbu davamız bakımından gerekli olmadığının belirtildiğini, davamıza konu olan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiş olan iflas kararının İİK m.68 kapsamındaki belge niteliğinde olduğunun belirtildiğini, dosya kapsamındaki tüm deliller de dikkate alınarak ceza mahkemesi yargılamasının beklenilmesine ilişkin karardan rücu edilmesinin talep edildiğini, Türk Hukukunda sayın mahkemelerce verilen ara kararlardan  rücu edilmesi davanın her aşamasında talep edilebileceğini, mahkemelerce de gerekli görülmesi halinde rücu kararı verilebildiği ya da ara kararın uygulanması ve rücu talebinin reddi yönünde kararlar verilebildiğini,  mahkeme tarafından ara karardan rücu taleplerinin  delillerinin dosyadaki deliller ile sınırlandırılması, hasredilmesi niteliğinde kabul edilmesinin hatalı olduğunu,   gerek sözlü gerek yazılı hiçbir beyanlarında delillerini sınırlandırdıklarını, Hamburg Ceza Mahkemesi kararına delil olarak dayanmadıklarını  beyan etmediklerini, buna rağmen yerel mahkemece delilleri yok sayılmak sureti ile karar verildiğini,  bu dava ile benzer nitelikte olan seri dosyaları  kapsamında Alman-Türk hukuku alanında uzman akademisyenden bilirkişi raporu alınmasına karar verildiğini, bilirkişi raporunun da yerel mahkeme yargılaması sırasında dosyaya sunulduğunu,  uzman akademisyen bilirkişi raporunda \"Alman Ceza Kanunu da Alman Medeni Kanunu madde 823/2 anlamında bir başkasını korumayı amaçlayan bir yasadır.Dolayısı ile Alman Ceza Kanunu'nun ihlali bir suçun işlenmesi de haksız, Alman Medeni Kanunu madde 823 anlamında bir haksız fiil teşkil eder.Buna göre olayda Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi ve akabinde Federal Mahkeme 5.Ceza Dairesinin yukarıda yer alan kararı uyarınca davalı ...'nin yapmış olduğu eylemlerin en azından taahüt dolandırıcılığı suçunun teşkil etmesi alman hukuku bağlamında bir haksız fiil teşkil eder ve haksız fiilden dolayı failin kural olarak mağdurun ortaya çıkan zararının tazmini yükümlülüğü söz konusudur\" denilmek sureti ile davalının müvekkilin uğradığı zarardan sorumlu olduğunun açıkça tespit edildiğini, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi (İflas Mahkemesi) tarafından düzenlenen ... Esas no.lu iflas tablosu uluslararası geçerli,  İİK m. 68 kapsamında resmi bir belge olduğunu,  alacaklının icra hukuk mahkemesinde itirazın kaldırılması talebinde bulunabilmesi ve yapılan yargılama sonucunda itirazın kaldırılmasına karar verilebilmesi için alacaklının İİK m.68 kapsamındaki belgeyi elinde bulundurmasının zorunlu olduğunu, buna rağmen alacaklının genel mahkemelerde itirazın iptali talebinde bulunabilmesi için ise İİK  m.68 kapsamında belgenin bulunması zorunlu olmayıp her türlü delil ile alacaklı alacağını ispatlayabileceğini, elinde bu belgelerden biri olan alacaklının, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içerisinde itirazın kaldırılması yoluna başvurabileceğini, alacaklının itirazın kaldırılması yoluna başvurmasının  itirazın iptali davası açmasına engel  olmadığını,  itirazın iptali davasında genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu, mahkemenin hatalı tespitleri karşısında dosya kapsamında sundukları delilleri ile davacı alacağının ispatlandığını, Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosunun aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğu bulunduğunu,  buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacağın da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya  yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini, dava konusu alacağın resmi belge niteliğindeki bir delil ile ispat edilmiş durumda olduğunu,  HMK m.204/2 \"İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispat oluncaya kadar kesin delil sayılır\"  hükmünü haiz olduğunu,  kanun açık hükmü karşısında kesin delil niteliğindeki mahkeme ilamının yerel mahkemece kesin delil niteliğindeki belgenin delil olarak kabul edilmemiş olmasının emredici kanun hükmüne aykırı olduğunu,  davacının, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edemediğini, davalının bu belgenin Alman Hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmediğini,  davalının, dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini, davalının savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını, oysa ki hukuki dayanakları ile açıklandığı üzere, ispat yükü bu davada davalıya geçmiş olmakla, davalı bu tutarı almadığını veya amaca uygun şekilde kullandığını ispat etmekle yükümlü olduğunu,  buna rağmen davalı tarafından sundukları mahkeme kararları inkar edilmediği gibi davalı tarafından bir ödeme yapıldığının da iddia edilmediğini, seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporları, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararların mahkemece dikkate alınmadığını,  bu dosyalarda sunulan bilirkişi raporlarında  MÖHUK m. 34 uyarınca Alman Hukukunun uygulanması gerektiği, Alman Hukukunda; üçüncü kişilerin, anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiası ile doğrudan yönetim kurulu üyelerin aleyhine açtıkları davaların haksız fiillere ilişkin genel hükümler çerçevesinde çözümlendiği, davacının ibraz ettiği belgelerin İİK m.68 kapsamındaki belgelerden olduğu, MÖHUK madde 8 uyarınca zamanaşımına ilişkin uyuşmazlıkların da Alman hukukuna göre çözümlenmesi gerektiği, Alman MK (BGB) gereği 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı yönünde kanaatler  varıldığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13.Hukuk Dairesince 2018/1112 E.- 2018/1102 K,  2018/1872 E- 2019/111K. Sayılı ilamlarda ''Somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ekinde davalı hakkında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararını, Hamburg Asliye Ceza mahkemesince verilen kararı sunmuştur. Söz konusu kararlar ile davacının alacağı yaklaşık olarak ispatlanmış bulunmaktadır.\" denilmekle dosya kapsamında sundukları mahkeme ilamlarının alacaklarının  ispatladığının belirtildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, Almanya'da kurulan,  davalının yöneticisi ve hâkim ortağı olduğu  ... şirketine yatırım yapan davacının, davalının yatırımcıların zararına olarak  topladığı parayı şirketin  amacına uygun olarak kullanmaması sebebiyle doğan zarardan davalının sorumlu olduğu iddiasına dayalı  itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan...s sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu  aleyhine 11.343,64 EURO asıl alacak, 4.476,96 EURO işlemiş faiz olmak üzere toplam 15.818,60 EURO   90.173,95 TL ) alacak yönünden 24.05.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak Hamburg Sulh Mahkemesi ( İflas Mahkemesi ) tarafından düzenlenen ... Esas numaralı iflas tablosu - kayıt kararının gösterildiği, ödeme emrinin 30.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı  tarafından 31.05.2018 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.Davanın ilk olarak açıldığı İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/463 Esas, 2019/185 Karar sayılı ilamı ile asliye ticaret mahkemesi görevli olduğundan bahisle davanın usulden reddine karar verilmesi üzerine dava İstanbul 14.Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek istinafa konu eldeki karar verilmiştir.Mahkemece, icra dairesinin ve dolayısı ile mahkemenin yetkili olduğu hususu doğru şekilde tespit edilmiştir.  Davacı vekili; müvekkili davacının Almanya'da kurulan, davalının yöneticisi ve hâkim ortağı olduğu  ... şirketi'ne yatırım yaptığını, davalının yatırımcıların zararına olarak  topladığı parayı şirketin  amacına uygun olarak kullanılmadığını,  davalının ceza yargılamasında bu sebeple mahkumiyet kararı aldığını ileri sürerek, davacı zararının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise; husumet, yetki ve zamanaşımı itirazlarında bulunup, dava dosyasındaki belgelerin davalı ile direk ilgisi olmadığını, davalının şirketin yetkilisi olduğunu ve  aslen bu ticari ilişkiden sorumlu olmadığını, davacının tanıma ve tenfiz gibi yollara başvuru hakkı varken Türkiye'de yeniden dava açmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu savunmuşturDavalının esasen, davacının, dava dışı şirkete yatırdığı paranın varlığına ve miktarına itirazı olmayıp uyuşmazlık, şirkete yatırılan para nedeniyle davalıdan talepte bulunulup bulunulamayacağı noktasındadır. Davalı, açılan iflas kararının tenfizi yoluna gidilmeden, şirketin borcunun davalıdan tahsilinin istenemeyeceğini, davalının davacının zararından sorumlu olmadığını savunmaktadır. Davacı taraf,  davalının şahsi iflası sonucu iflas idaresince yapılan 01.09.2008 tarihli alacak kayıt belgesine ve ceza davasında verilen mahkumiyet kararına dayanmaktadır. İddia, Almanya'da kurulan, davalının yöneticisi ve hakim ortağı olduğu  ... şirketine yatırım yapan davacının yatırımcıların zararına olarak  topladığı paranın şirketin  amacına uygun olarak kullanılmaması sebebiyle doğan zarardan davalının sorumlu olduğu iddiasına dayalı olup dava, davalı yöneticinin haksız fiil sorumluluğuna ilişkindir. Hamburg Eyalet Mahkemesi  20. Büyük Ceza Dairesinin  09 Nisan 2013 tarihli kararı ile davalının 5 yıl, diğer ortak ...'nin ise 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Bu mahkeme kararı, Alman  Federal Mahkemesi 5.Ceza Dairesinin 18 Şubat 2014 tarihli kararı ile; ''Eyalet Mahkemesinin ceza belirlerken amacına aykırı yatırım yapılan paralar için kabaca belirlenmiş asgari bir paydan dolayı  sanıkların her biri için ilgili sürede yatırım toplamının  sadece %20 si kadar zarar görüldüğü varsayımından hareket etmiş,  ... dolandırılan sözleşme bitiminde yanlış yönlendirilmişse (makbuz dolandırıcılığı) zararın tespiti için gerekli olan sözleşme ortağına karşı kazanılmış olan hakkın para değerinin toplam netleştirilmesinin ve verilen para taahhüdünün birbiriyle karşılaştırılmalarıdır. ...  dolandırılan mevcut durumdaki yatırımcılar gibi hamiline yazılı hisse satın almak için sözleşmenin akdedilmesiyle riskli bir işe girdiyse  zararın tespiti için belirleyici faktör aldatma ve hatalardan kaynaklanan kayıp  riskidir. Sadece tehdit edici, belirli olmayan bir varlık akışı ancak tehlikede olan varlığın ekonomik değeri zaten düşmüş ise bir zararın ortaya çıktığını gösterir. Bu, zarar riski nedeniyle, aldatılan kişi tarafından kazanılan hakkın parasal değerinin, girilen yükümlülüğün değerinden düşük olması durumudur. .... bu düşük değer ticari bakış açısına göre ve Federal Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun olarak somut bir şekilde tespit edilmeli ve gerektiğinde ekonomik hasarı belirlemek üzere bir bilirkişi yardımı ile ölçülmelidir. ... yatırım dolandırıcılığına ilişkin olarak Federal Mahkemenin kişisel zarar etkisine bağlanan hukuki şekline ilişkin, içtihattan ki buna göre   göre toplam netleştirmede hakkı ihlal edilen için erişilenin sübjektif değeri dikkate alınmalı ve eğer kendisi işin farklılığı ve riski bakımından elde etmek istediğinden (...\") tamamen farklı bir şey elde edecek şekilde yanıltıldıysa  ve alınan ödeme kendisi için tamamıyla kullanılmaz ise bu durumda yatırımcının ödemesinin tamamı zarar olarak görülebilir. ... hamiline yazılı tahvil vasıtasıyla kıymetlendirilen geri ödeme hakkına ilişkin ekonomik değer belirlenmemiştir. Bu değer ve yatırımcıların bundan kaynaklanan finansal zarar, karardaki diğer tespitlerden de çıkartılamaz. Bölge mahkemesi tarafından tespit edilen gerçeklere dayanarak pek çok husus, tahvil süresinin bitiminden sonra nominal tutarı geri alma ihtimalinin çok az olduğuna işaret etmektedir. ... Özellikle de ... ve şirketler grubunun tamamının son derece  gergin bir likidite durumuna sahip olması yanında gerçekleştirilmesi belirsiz sanat satışlarından 37,9 milyon Euro tutarındaki bir alacak dikkate alınmaksızın 31 Aralık 2005 tarihi itibariyle 39 milyon Euro kayıp ortaya çıkması ve bu nedenle mali denetmen Buchert'in 29 Mayıs 2006 tarihinde sadece sınırlı  bir onay raporu vermesi de buna işaret etmektedir. Ancak bunların hepsi yatırımın taahhüt edildiği tarihte geri ödeme haklarının değerliliğindeki eksikliğin ve bunun neticesinde finansal zararı belgelemek için yeterli olmamaktadır. Faiz alacağı da dikkate alınarak geri ödeme haklarının değerinin gerekli somut tespitine ilişkin olarak daha ziyade tasarruf tarihinde mevcut olan zarar  riski mevcut şirket varlığı vasıtasıyla ve ....  davalıların planları  doğrultusunda rakamlara dökülerek  bilirkişi yardımı alınarak rakama dökülmelidir.  ... davalı  Bod açısından aktif bir fiil ile dolandırıcılık yaptığı yeterince belgelenememektedir, zira bu tespitlerden kendisinin ...'nin sözleşmeye aykırı araç kullanma amacına bilgiye ulaşmasından sonra davalı ... ile ilişkili dolandırmaya yönelik satış faaliyeti üzerinde örgütsel kontrolünü gerekçelendiren veya devam ettiren faaliyetler görülmemektedir. Federal Başsavcının da daha detaylı izah ettiği gibi kararda tespit edilen şimdiye kadar belgelenmemiş bir finansal zarar mevcudiyetini varsayan gerçek durum bazında dolandırıcılık koşullarının ihmal edilmek suretiyle doğrudan gerçekleştirilmiştir.  ...eğer finansal zarar ispatlanamayacak olursa yeni  yerel mahkeme StGB264a maddesi doğrultusunda bir sermaye yatırım dolandırıcılığının  söz konusu olup olamayacağını kontrol etmek zorunda kalacaktır.\"   denilerek karar bozulmuştur. Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince  15.07.2008 tarihinde davalının şahsi iflasına karar verilmiş,  davacının  alacağı 01.09.2008 tarihinde sebebi \"haksız fiil \"olarak belirtilerek  11.343,67 EURO olarak kaydedilmiştir. Mahkemece her ne kadar davacının ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenmesine gerek olmadığını beyan etmesinin delillerin  hasredilmesi  anlamına geldiği belirtilmiş ise de, bu beyan davacının ceza mahkemesi kararı deliline dayanmaktan vazgeçtiği  veya delillerini hasrettiği anlamına gelmemektedir.  Öte yandan,  itirazın iptali davası   İİK'nın 67. maddesi gereğince icra takibine karşı itirazda bulunan borçlulara karşı açılır ve  genel hükümler dairesinde yargılama yapılır, alacağın varlığı  ispat edilir. Bu nedenle, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi yerinde olmamıştır. Kaldı ki, ceza  yargılamasında tespit edilen maddi vakıalara göre davacının aldığı ... tahvilleri için ... şirketine ödediği yatırım bedelinin davalının organizasyonunda amacı dışında tüketildiği belirlenmiştir. Yatırım bedellerini sözleşme amacı dışında kullandığı sabit görülen davalı hakkında devam eden ceza davasının sonunda verilecek kararın sonuca bir etkisi olmayacak, haksız fiil failinin sorumluluğu için ceza davasında tespit olunan vakıaların değerledirilmesi gerekecektir. Bu tespit ve bilgilere göre somut olayın değerlendirilmesinde; Davanın konusu yabancılık unsuru taşıyan bir özel hukuk uyuşmazlığıdır. Bu nedenle,  öncelikle, görevli ve yetkili Türk mahkemesince  uygulanacak hukuk tespit edilmelidir. 5718 sayılı MÖHUK'un  1.maddesi ''(1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir. (2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.'' hükmünü içermektedir.  Dava konusu uyuşmazlığın esası bakımından Türkiye'nin taraf olduğu bir milletlerarası sözleşme bulunmadığından uygulanacak hukuk MÖHUK hükümlerine göre belirlenecektir.  MÖHUK'un 2. maddesi gereğince  hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygular. Dava, haksız fiilden  kaynaklanan alacak iddiasına ilişkindir. MÖHUK'un 34. maddesi haksız fiillere uygulanacak hukuku gösteren  genel kural niteliğindedir.  MÖHUK'un 34/1 maddesi uyarınca \"Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna\" tâbidir. Somut olayda, haksız fiilin işlendiği yer Almanya olduğundan uyuşmazlığın esasına maddi hukuk bakımından Alman Hukukunun uygulanması gerekir.Davanın nitelemesi, usulü itirazların halli,  ispat kuralları, geçici hukuki koruma (ihtiyati haciz) aşamaları hâkimin hukukuna (lex fori )tabidir. Bu aşamalar ile ilgili olarak yapılan istinaf incelemelerinde  bu nedenle Türk Hukuku uygulanmıştır. Davacı tarafça  davalı şirket yöneticisinin mali ve finans sorumlusu olarak topladığı paraları amacı dışında kullanarak şirkete yatırım yapan davacının yatırımını kaybettiği, davalının kusurlu eylemleriyle davacı zararına sebep olduğu ileri sürülmüştür. Davacının talebinin Türk hukukunda karşılığı, şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkindir. Türk Hukukunda, yöneticinin gerek TTK'da özel olarak düzenlenen sorumluluk hükümleri, gerekse TBK'nın haksız fiil hükümlerine dayanarak sorumluluğu istenebilir. Alman Hukukunda anonim şirket kurucularının ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu Aktiengesetz (Paylı Ortaklıklar Kanunu)' de düzenlenmiştir. Ancak üçüncü kişilerin şirketin yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinden ötürü zarar gördükleri iddiasıyla doğrudan yönetim kurulu üyelerine karşı açtıkları davalara ilişkin olarak anılan kanunda bir hüküm bulunmadığından,  bu nitelikteki davalarda haksız fiil hükümleri uygulanmaktadır. Alman Medeni Kanunu (BGB)'nun 823. maddesi ''Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını,özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür.'' hükmünü içerir. Davacı, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin  (iflas mahkemesi) 03.09.2014'de kesinleşen ... dosya numaralı kararına, davacının alacağının  140 seri numarası ile kaydedildiği iflas  tablosunu ibraz etmiştir. Bu iflas  tablosu bir ilam değildir. Ancak bir devlet mahkemesince tanzim edildiğinden  resmî belge niteliğindedir.  Yabancı resmî belgeler, HMK'nın 224. maddesi uyarınca  ilgili devletteki Türk konsolosu tarafından tasdik edildikleri veya Türkiye'nin de taraf  olduğu 1961 tarihli Yabancı Resmî Belgelerin  Tasdiki Mecburiyetinin  Kaldırılması Hakkında La Haye Sözleşmesi çerçevesinde apostille şerhi ile donatıldıkları takdirde  Türk hukukunda resmî belge niteliğinde kabul edilir. HMK'nın 204/2 maddesi uyarınca da yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar  kesin delil sayılırlar.  Bu nedenle, Dairemizce davacının davalıdan bu miktar alacaklı olduğu kabul edilmiştir. İflas tablosunda  borçlunun davalı,  alacaklının davacı olduğu, alacağın gerekçesinin kasten işlenen haksız eylem  niteliğinde alacak olduğu, 01.09.2008'de kaydedildiği, 11.343,64  EURO olduğu ve yukarıda belirtilen hükümler uyarınca davacını davalıdan bu miktar alacaklı olduğu anlaşılmıştır.5718 sayılı MÖHUK'un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. Buna göre BGB'nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilen alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi otuz yıldır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin kesinleşen ... sayılı iflas tablosunda 140 seri numarası ile kayıtlı olduğundan otuz yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Uyuşmazlığın çözümünde Alman Hukukunun uygulanması gerektiğinden, talep edilen alacağa işletilecek faizin de Alman Hukukuna göre belirlenmesi gerekir. Alman Borçlar Kanunu'nun 246. maddesinde faiz oranı yıllık %4 olarak belirlenmiştir. Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 maddesine göre  bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. maddesi gereğince bir hukuki işlemden  veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 oranındadır. Davacı taraf alacağın iflas kayıt tablosuna kaydedildiği 01.09.2008  tarihinden itibaren devlet  bankalarınca mevduata uygulanacak en yüksek faiz oranıyla tahsili talebinde bulunmuş, işlemiş faiz olarak buna göre hesaplama yaparak talepte bulunmuştur. Davacının yatırım nedeniyle 11.343,64 EURO zararından davalının kusuruyla zararına sebep  olduğu icra takibinde 3095 sayılı kanun gereği  işlemiş faiz (4.474,96 EURO) talep ettiği, ancak  davalının %4 oranda faiz ödemekle yükümlü olduğu, buna 24.05.2018 tarihine yani  icra takip tarihine kadar iflas masasına başvuru tarihi 01.09.2008 tarihinden itibaren 9  yıl 264 gün işlemiş faiz talep hakkı olduğu ve  11.343,64  EURO asıl alacağa   4.234,13   EURO işlemiş faiz alacağı hesaplanmıştır. Davacı tarafından inkâr tazminatı talep edilmiş ise de dava haksız fiile dayalı tazminat istemine ilişkin olup alacak likit nitelikte olmadığından İİK'nın 67. maddesi koşulları oluşmadığından bu talebin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda,  davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görüldüğünden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabulü ile  ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının  kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1- Davanın kısmen kabulü ile 11.343,64 EURO  asıl alacak,  4.234,13 EURO  işlemiş temerrüt faiz  olmak üzere toplam 15.577,77 EURO  alacak bakımından itirazın iptaline, asıl alacak tutarına icra takip tarihinden  itibaren, yıllık %4 oranı geçmemek üzere, 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca temerrüt faizi işletilerek takibin devamına, işlemiş faize ilişkin fazla istemin reddine, 2-Koşulları olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,3-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen ve alınması gereken 7.382,42 TL ilam harcından peşin alınan 1.423,27 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.959,15‬ TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir kaydedilmesine,  4-Davacı tarafından sarf edilen 35,90 TL başvuru harcı, 1.423,27 TL peşin harç, olmak üzere 1.459,17 TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından harç dışında sarf edilen 22.493,9‬0  TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına göre hesaplanan 22.151,44 TL'lik bölümünün davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına 6-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 1.670,78 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya  verilmesine, 8-HMK’nın 333. maddesi gereğince, artan avansların yatıran taraflara iadesine, 9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri, 38,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 200,10 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10 Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,11-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.13.03.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"275a35d9b3cffd5e","SID":"15c1dc55ab04a697"}}