{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1752 <br>KARAR NO: 2025/442<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 21.04.2021<br>NUMARASI: 2018/835 Esas - 2021/364  Karar <br>DAVA: Tazminat (Acentelik sözleşmesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki  tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ile davalı şirket arasında 15/09/2001 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere acentelik sözleşmesi akdedildiğini, müvekkili şirketin 18/09/2001-06/04/2017 tarihleri arasında davalı sigorta şirketinin yetkili acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin bu güne kadar düzenli bir çalışma gösterdiğini, basiretli tacir sıfatına uygun çalışmalarını sürdürdüğünü, davacı günden güne kesmiş olduğu poliçe sayısını artırdığını, davalının yükselişine katkı sağladığını, davacı ile davalı arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin haksız sebebe dayalı olarak tek taraflı fesih edilmesi sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile maddi ve manevi zararının oluştuğunu ileri sürerek 1.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi zararın 06/04/2017 fesih tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili,22.12.2020 tarihli talep artırım dilekçesiyle tazminat talebini portföy tazminatı olarak nitelendirip talep miktarını artırmış, dava dilekçesinde talep edilen miktar olan 1.000,00 TL'nin birleştirilmesi sonucu toplam 139.325,40 TL olarak arttırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasındaki sözleşmede yetki şartının bulunduğunu, müvekkilinin olağan fesih hakkını kullandığını, davacının portföy tazminatı talep etme hakkı olmadığını, davalının portföy geliştirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacının davasını ispatlayamadığını, davanın usulden ve esastan reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği düzenlenmiştir. Davalı taraf davacı ile olan acentelik sözleşmesinin haklı nedenle fesih gerekçesi olarak, davacı acentenin kendisine verilen hedeflerin altında kalmış olmasını göstermektedir. Bu durumun müvekkili şirketi zarara uğrattığını ifade etmektedir. Ancak raporda yer alan tablolardan tespit edildiği üzere sözleşmenin yapıldığı 2001 yılından sözleşmenin feshedildiği 2017 yılına kadar davacı tarafın üretimini artırdığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından belirlenen hedefler acenta bakımından bir borç veya yükümlülük değil, ulaşılması istenen hedef ve niyet açıklaması niteliğindedir. TTK'nın 122 ve Sigortacılık Kanunu'nun 23/18 maddesi gereğince denkleştirme tazminatı talep edebilmek için sözleşmenin haklı bir nedenle sona erdirilmemiş olması gereklidir. Bu haklı sebepler ise, çalışmalarda önemli aksama, temerrüt, prim nakillerinin gerçekleşmemesi, gizlice başka şirketlerle çalışma ve haksız rekabet oluşturacak eylemlerdir. Davalı tarafça belirlenen hedeflerin bir niyet açıklaması olduğu ve belli hedeflere ulaşamamanın davalı şirket zararına yol açan bir borca aykırılık oluşturmayacağı ve acentanın tazminat almaya hak kazanabileceği...\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 139.325,40 TL denkleştirme tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, şartları oluşmadığından manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  Portföy geliştirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen acentenin, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği kabul edilmesi gerektiğini, aksi yönde tesis edilen mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,  Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, daha sonrasında itirazlarını  karşılar nitelikte yeni raporda alınmaksızın hüküm tesis edildiğini,  Yargıtay, düzenlenen ve yenilenen poliçe sayıları ile önemli menfaat kavramını irdelediğini, nitekim bir kararında 57 adet poliçe düzenlenmesine rağmen bu poliçelerden 5 adetinin yenilenmesinin. önemli menfaat olarak kabul edilemeyeceğini belirttiğini, davacı tarafından düzenlenen 2239 adet poliçenin yalnızca 147 tanesi yenilenmiş olup müvekkili şirketini davacıdan önemli menfaat elde etmediğini, Davacının diğer acentelerle de çalışmakta olup müvekkili şirkete portföy kazandırdığının kabulü imkan dahilinde olmadığını, davacının yalnızca müvekkili şirket ile çalışıp çalışmadığı itilafın çözümlenmesinde önem arz ettiğini, zira, davacı müşterilerini istediği sigorta şirketine yönlendirdiğini, bu hususta herhangi bir inceleme yapılmaksızın hüküm tesis edildiğini,  Davacının acentelik sözleşmesinin feshinden sonra yenilenen poliçeler listesindeki müşterilerin ilk olarak davacı acente ile müvekkili şirketten poliçe düzenlediği hususu davacı tarafından ispat edilemediğini, hangi müşterilerin davacı tarafından müvekkili şirkete kazandırıldığı tespit edilmeden doğrudan komisyon bedeli üzerinden tazminat hesaplaması yapılmasının hatalı olduğunu, Fahiş tazminat tespitleri üzerinden hüküm tesis edilmiş olmakla kabulünün mümkün olmadığını, Islaha konu ek tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu yönde itirazlarının dosya kapsamına sunulduğunu ancak ilk derece mahkemesince dikkate alınmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 122. maddesi gereğince acentecilik sözleşmesinin haksız feshi nedeni ile denkleştirme alacağı (portföy tazminatının) ve manevi tazminat  istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın portföy tazminat alacağı yönünden  kabulüne, manevi tazminat isteminin reddine  karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili tarafından yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, acentecilik sözleşmesinin varlığı, sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedilmiş olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacı acentenin sözleşmenin feshi neticesinde denkleştirme tazminatını hak edip hak etmediği, mahkemece bilirkişi raporları neticesinde verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden, akidinin hâlen yararlanmasına karşın acentenin yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde,  sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Yasal düzenleme uyarınca acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir:   1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece  bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeli ve bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Buna göre, davalının sözleşmeyi haklı feshettiğine dair istinaf nedeninin incelenmesinde;  davalı vekili tarafından, davacı acentenin gerçekleştirdiği üretimlerin çok yetersiz kaldığı, sözleşmenin sonlandırılmasında en büyük etkenin davacı acentenin üretimlerinin kaza branşından oluşup, davalının sürekli teknik zarara uğradığı iddia edilmişse de, davacı taraf ile davalı sigorta şirketi arasında 14/09/2001,07/12/2009 ve 19/01/2015 tarihlerinde üç adet Acentelik Sözleşmesi imzalandığı, acentenin 14/09/2001-06/04/2017 tarihleri arasındaki dönemde toplam 14.327.433,00TL davalıya prim kazandırdığı,  davacıya 2003-2004 yılları arasındaki performansı nedeniyle başarı belgeleri verildiği, davalının 2014,2015 ve 2016 yıllarında muhtelif dönemlerde munzam komisyonlarına ek olarak ödül ek komisyonu verildiği, alınan bilirkişi raporunda işaret edildiği üzere,  elementer sigorta poliçesi tanzim eden sigorta acentelerinin ana portföyünün araç sigortalarından oluştuğu, Türkiye’de 2012-2020 1. üç aylık dönemlerinde araç sigortası üretimi sıralamasında Kasko, ZMMS- trafik ve ihtiyari mali mesuliyet sigortalarında ilk üç sırada davalı şirketin yer aldığı tespiti karşısında davalının davalıya keşide ettiği  ihtarnamedeki zarar iddiasının somutlaşırılmadığı ve haklı neden sayılabilecek başka bir sebebin de ispatlanamadığı anlaşıldığından, ve bunların dışında on yıldan fazla devam eden sözleşme süresince davalının buna dair ihbar veya ihtarı olmadığı da gözetildiğinde,  davalı vekilinin  acentelik sözleşmesinin  haklı nedene feshedildiğinin kabulü gerektiği yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir. Hükme esas alındığı anlaşılan 06.07.2020 tarihli bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun, yeterli ve gerekçelidir. Mahkeme tarafından hükme esas alınmasında herhangi bir usulsüzlük görülmemiştir. Bu nedenle davalı vekilinin  buna dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Bilindiği üzere HMK 282 maddesinde; hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü  diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği ifade edilmiştir. Bilirkişi raporu takdiri deliller arasındadır. Alınan bilirkişi rapor içeriklerinde tespit edildiği üzere,  davalı sigorta şirketinin acentelik sözleşmesinin feshinden sonra davacı acentenin portföyünden tanzim edilmiş poliçelerden doğrudan veya başka ... Sigorta acenteleri  üzerinden  sigorta sözleşmesi akdettiği ve yenilenen 147 adet poliçe dolayısıyla toplam 154.867.- TL prim ve 23.564.-TL komisyon tahakkuk ettiği anlaşılmıştır. Buna göre davalı şirketin davacıdan önemli bir menfaat elde etmediği  yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan, TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır.  Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır''  Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dâhil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır.  Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, yerleşik yargısal uygulamalara ve yasal düzenlemelere uygun şekilde yapılan hesaplama neticesinde portföy tazminatı hesaplanmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin alacağın miktarı ve hesaplanmasına ilişkin istinaf nedenleri görülmemiştir. Eldeki dava denkleştirme tazminatı istemi yönünden HMK'nın 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası niteliğinde 05.01.2018 tarihinde açılmıştır. Yargılama sürecinde davacı yanca verilen 22.12.2020 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talep bilirkişi raporunda hesaplanan tutar dikkate alınarak  139.325,40 TL olarak arttırılmıştır. Taraflar arasındaki en son 19.01.2015 tarihinde akdedilen acentelik sözleşmesinin davalının davacıya gönderdiği Beykoz ... Noteriliğinin 28.04.2017 tarih ve ... y.n lu ihtarı ile 13.04.2017 tarihi itibariyle 3 aylık feshi ihbar süresine uyularak feshedildiği ihtilafsız olmakla, davacının ıslahla arttırılan tutar yönünden alacağının zaman aşımına uğradığı yönündeki istinafı da yerinde görülmemiştir.  Yine davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve davacının  22.12.2020 tarihli dilekçesinin ıslah dilekçesi olmayıp bedel arttırım dilekçesi olarak kabulü gerektiğinden,  davalı vekilinin arttırılan tutar için arttırım tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği yönündeki istinafı da yerinde değildir.  Açıklanan bu gerekçelerle, davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan inceleme soncu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 6.960,09 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendinin  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 13.03.2025  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d4816ccf2a2f01e3","SID":"e1e2e87a574d213d"}}