{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1712 Esas<br>KARAR NO: 2025/411 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2022/45 Esas - 2022/522 Karar <br>TARİH: 21/06/2022<br>DAVA: İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 13/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında akdedilen 01.01.2021 tarihli acentelik sözleşmesi kapsamında müvekkili şirketin acentesi olduğunu,  davalı firmanın müvekkili şirket nezdindeki cari hesabı olduğunu ve müvekkili şirkete ait otelde yapılan konaklamalara dair ücretlerin ödenmemesi nedeniyle 30.09.2021 tarihi itibariyle 42.984,73 TL borç bakiyesinin bulunduğunu, yapılan görüşmeler ve yazılı ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine  İstanbul ... İcra Müdürlüğü...Esas sayılı takip dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu beyan ederek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından süresinde davaya cevap dilekçesi sunulmamıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 21/06/2022 tarih ve 2022/45 Esas - 2022/522 Karar sayılı kararında; \"Mahkememizce İstanbul ... İcra Dairesine ait  ... Esas sayılı takip dosyası UYAP sistemi üzerinden çıkarılmış,  dosyanın incelenmesi sonucunda, davacının davalı aleyhine takip başlattığı, davalının yasal süresi içerisinde ödeme emrine itiraz ederek takibin durduğu görülmüştür. Mahkememizce tarafların yasal ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak;  defterlerde gözüken alacak ve borç kayıtları ile hesap bakiyeleri tespit edilip, iddia , savunma ve itirazlar ile dosyaya sunulan belgeler değerlendirilerek varsa takip tarihi itibariyle davacı alacağının saptanmasına ilişkin mali müşavir bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiştir. Alınan bilirkişi raporunda özetle; davacı yanın incelemeye sunulan 2020 ve 2021 yılları ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK. İlgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulduğu, davalı tarafından ticari defterlerin incelemeye sunulmadığı, davacı yanın incelenen ticari defterlerinde, icra takip tarihi olan 20.10.2021 tarihi itibariyle, davacı yanın davalı yandan 42.984,73 TL alacaklı olduğu, davacı tarafından davalı yana düzenlenmiş E-Faturaların, E-Fatura sistemi üzerinden davalı yana teslim edilmiş olduğu, taraflar arasında 01.01.2021 tarihinde 1 yıllık Seyahat Acentası Sözleşmesi düzenlenip imzalanmış olduğu, ancak, taraflar arasındaki çalışmanın 2020 yılı öncesinden de devam ediyor olduğu, davacı yan tarafından davalı yana 07.10.2021 tarihinde 42.984,73 TL alacaklarının ödenmesi için ... ile iadeli taahhütlü olarak ihtarname gönderilmiş olduğu, işbu belgenin 13.10.2021 tarihinde davalı yan adresinde ... tarafından teslim alınmış olduğu, işbu ihtarnameye cevap niteliğinde davalı tarafından davacı yana gönderilmiş bir ihtarnameye dosya içeriğinde rastlanmamış olduğu, davacı yan lehine karar alınması durumunda, davacı yanın 3095 sayılı yasaya istinaden icra takip tarihi olan 20.10.2021 tarihinden itibaren asıl alacağına, davacının takip talebinde belirtmiş olduğu gibi değişen oranlarda reeskont avans faizi talep edebileceği ifade edilmiştir. <br>Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222/2 maddesi gereğince ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması ile aynı maddenin 3. fıkrası gereğince ticari defter ve kayıtlarının sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği belirtilmektedir. İtirazın iptali davaları takip ile sıkı sıkıya bağlı olup, dava konusu icra takibine konu edilen faturalara konu malın teslimi olgusunu satıcının tek taraflı düzenlediği faturalar ile ispatı mümkün olmayıp, teslime dair alıcı tarafça imzalı irsaliyeleri  de sunması gerekmektedir. Bununla birlikte, mal tesliminin ispatının tek yöntemi bu olmayıp, imzalı irsaliye sunulmamakla birlikte eğer bahse konu faturalar benimsenerek bizzat alıcının ticari defterlerine kayıt edilmiş ise bu durumda artık satım sözleşmesinin yapıldığının, satıma konu fatura içeriklerinin ve malların teslim edildiğinin kabulü zorunlu olup, bu husus Yargıtay' ın yerleşmiş içtihatları ile de istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. (Bu yönde bknz...Yargıtay 19.HD. 2016/5355 E.-2017/2575 K.,  2016/3391 E.- 2016/14472 K.,   2016/4293 E.-2016/15075 K...) Mahkememizce tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda; davacı tarafça ticari defter ve kayıtlarında faturaya yer verilmek suretiyle alıcı olan davalıya faturaya konu hizmeti teslim ettiğini ispatlayamamış  olduğuna mahkememizce karar verilmiş ve davacı vekiline  yemin delili hatırlatılmış, davacı  vekilince yemin deliline dayanılmayacağının beyan edilmesiyle mahkememizce davacının faturaya konu hizmetin verildiğine ilişkin iddiasını ispatlayamadığına karar verilmiş ve davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\"gerekçesi ile, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının, dosya içeriği incelenmeden, taraflar arasındaki ilişkinin nevi dikkate alınmaksızın ve mevcut yasal düzenlemelere aykırı olarak verilmiş olup iptali gerektiğini, Müvekkili şirketle davalı firma arasında satım sözleşmesi değil acentelik sözleşmesi bulunduğunu, bu nedenle davalının imzasını havi irsaliye düzenlenmesinin mümkün olmadığını, yerel mahkeme tarafından kararın gerekçesinde; \"satıcının tek taraflı düzenledigi faturalar ile ispatı mümkün olmadığı, teslime dair alıcı tarafça imzalı irsaliyeleri de sunması gerektiği, imzalı irsaliye sunulmamakla birlikte eğer bahse konu faturalar benimsenerek bizzat alıcının ticari defterlerine kayıt edilmiş ise bu durumda artık satım sözleşmesinin yapıldıgının, satıma konu fatura içeriklerinin ve malların teslim edildiginin kabulünün zorunlu olduğu, davacı tarafça ticari defter ve kayıtlarında faturaya yer verilmek suretiyle alıcı olan davalıya faturaya konu hizmeti teslim ettiğini ispatlayamadığı\" hususları belirtilerek davanın reddine karar verildiğini, oysa müvekkili şirket ile davalı firma arasında alım satım ilişkisi bulunmamakta olduğunu; dosyaya sunulu bulunan  01.01.2021 tarihli acentelik sözleşmesinden de açıkça anlaşılabileceği gibi, müvekkili şirket ile davalı firma arasında acentelik sözleşmesi ve ilişkisi bulunmakta olduğunu, taraflar arasındaki ilişkide davalı firma tarafından temin edilen müşterilerin bilgileri müvekkili şirkete bildirilmekte, müşteri müvekkili şirketçe işletilen otelde konaklamakta, konaklama ücreti de sözleşme hükümleri çerçevesinde davalı firmaya fatura edilerek tahsil edilmekte olduğunu; yani müvekkili şirketçe sunulan hizmet davalı acenteye değil, onun temin ettiği müşteriye verilmekte olduğunu; dolayısıyla faturalara konu hizmetin verildiğine dair davalı tarafından imzalanmış bir irsaliyenin bulunması mümkün olmadığını, hizmetin doğrudan davalıya verilmemekte olduğunu, hal böyleyken, taraflar arasındaki ilişkinin mahiyetini dikkate almaksızın, sanki taraflar arasında alım satım sözleşmesi ve ilişkisi varmış gibi salt \"hizmetin teslimine dair imzalı irsaliyenin bulunmadığı\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu; davalı tarafın faturalara konu hizmetin verilmediğine dair bir itirazının da bulunmamakta olduğunu, Takip konusu cari hesap alacağının temelini teşkil eden faturaların davalı firmaya tebliğ edildiğini, itiraza uğramamaları nedeniyle kesinleştiğini,  yerel mahkeme tarafından mal veya hizmetin verildiğinin yalnızca fatura ile ispatlanmasının mümkün olmadığının belirtilmekte olduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun \"Fatura ve teyit mektubu\" başlıklı 21. maddesinin 2. fıkrası; \"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.\" hükmünü taşımakta olduğunu; somut olayda her iki taraf da tacir olup dava konusu olay da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğunu, dolayısıyla anılan yasa hükmünün somut olaya uygulanması gerektiğini, müvekkili şirketçe düzenlenen dava konusu faturalar davalı yana e-fatura sistemi üzerinden teslim edildiğini; bu hususun hem bilirkişi raporunda ve hem de gerekçeli kararda ifade edilmekte olup taraflar arasında ihtilafsız olduğunu; dolayısıyla söz konusu faturalar kesinleşmiş ve davalı tarafça kabul edildiğini, Dosyaya sunulu faturalar incelendiğinde, konaklaması gerçekleşen müşterinin adının, onay ve voucher numaralarının, konaklamanın yapıldığı giriş ve çıkış tarihlerinin yazılı olduğunun görüleceğini; dolayısıyla itiraza uğramamış olan ve konaklamaya ilişkin detayların yer aldığı bu faturalar ile fatura konusu hizmetin verildiği olgusunun da kesinleştiğini, mevcut durumda müvekkili şirket lehine kanuni bir karine bulunduğunu; bu karinenin aksinin davalı tarafça ispatlanması icap edeeceğini ancak davalı yan bu hususta herhangi bir ispat vesikası veya aracı sunmak şöyle dursun, fatura içeriklerinin kabul edilmediğine dair tek bir itirazda dahi bulunmadığını, yerel mahkeme tarafından anılan kanuni karinenin görmezden gelindiğini, fatura içeriğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini; oysa mevcut durumda fatura içerikleri, yani fatura konusu hizmetin verildiği hususu kanuni karine gereğince belirlendiğinden, davalının fatura edilen borçlarını ödediğini ispatlaması gerektiğini; oysa davalı tarafın ne fatura konusu hizmetin alınmadığı ne de fatura konusu hizmet bedellerinin ödendiği hususunda bir itirazı bulunmakta olduğunu, üstelik söz konusu faturalara konu alacakların, müvekkili şirket tarafından davalı firmaya gönderilen 07.10.2021 tarihli yazı ile de bildirilerek ödenmesi istendiğini, davalı yanca bu talebe de itirazda bulunulmadığını,Davalı tarafın faturalara konu hizmetin teslim alınmadığı yönünde bir itirazı bulunmamakta ve borcun varlığı tevilli ikrar yoluyla kabul edilmekte olduğunu, davalı tarafın taraflar arasındaki ilişkinin varlığı, fatura konusu hizmetlerin verildiği, fatura bedellerinin ödenmediği vs. hususlarda hiçbir itirazı bulunmadığını; davalı tarafça sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi incelendiğinde, yalnızca salgın hastalık ve bu çerçevede alınan önlemler nedeniyle işlerinin bozulduğu, o tarihe kadar sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirildiği, salgın hastalık tedbirleri nedeniyle mücbir sebebin oluştuğu ve bu nedenle temerrüde düşmelerinde kendi kusurlarının bulunmadığı vb. hususların ifade edildiğinin görülmekte olduğunu,  görüldüğü gibi davalı tarafça verilen dilekçe ile mevcut hukuki ilişki ve takip konusu alacakları doğuran hizmetlerin ifa edildiği kabul edilmekte, ancak ödemelerin yapılmasına ilişkin mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü gibi sebepler ileri sürülmekte olduğunu; davalı tarafın \"salgın hastalık tedbirlerine dek düzenli olarak ödemede bulunduğu\", \"seyahat kısıtlamalarının davalıyı aşırı ifa güçlüğü içerisine düşündüğü\", \"temerrüde düşmelerinde kendi kusurlarının bulunmadığı\" yönündeki ifadeleri bir arada değerlendirildiğinde, davalı yanın tevil yoluyla dava konusu alacakları kabul ve ikrar ettiğinin belirgin olduğunu, somut olayda mücbir sebep veya aşırı ifa güçlüğü hususlarının uygulama yeri bulunmamakta olduğunu; bu hükümlerin, devamlılık arz eden sözleşmelerin sözleşmedeki hükümler çerçevesinde devam ettirilmesinin beklenemeyeceği durumlar için öngörüldüğünü; oysa somut olayda sözleşmenin devamı ile ilgili bir durum bulunmamakta olup, verilen bir hizmetin bedelinin ödenmemesi söz konusu olduğunu, dolayısıyla davalının tevil yoluyla ulaşılan ikrarı sebebiyle dahi davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Herhangi bir belge ibraz etmeyen ve ticari defter ve kayıtlarını ibrazdan imtina eden davalının himaye edilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili şirket tarafından alacağın ispatına yarayan tüm deliller sunulduğunu, tüm ticari defter ve kayıtları usulünce tutulmuş, bunlar mahkemenin incelemesine hazır bulundurulduğunu ve böylece alacağının varlığı belgeleriyle ispat edildiğini; bu durumun dosyaya sunulu bilirkişi raporu ile de sabit olduğunu, oysa davalı yanca borcunun bulunmadığına dair herhangi bir belge ibraz edilmediğini, ticari kayıt ve defterlerini sunmaktan imtina edilmiş, borcun bulunmadığına dair hiçbir ispat vasıtasına başvurulmadığını,  yerel mahkemenin kararı ile basiretli bir tacir gibi hareket eden, kanuni ve ticari yükümlülüklerini harfiyen yerine getiren müvekkil şirket cezalandırılmakta, hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalı tarafın ise ödüllendirilmekte olduğunu; borcun bulunmadığı veya ödendiği yönünde hiçbir itirazın veya delilin bulunmadığı, alacağın varlığı bilirkişi raporu ile sabit olan işbu davada verilmiş olan ret kararı kanuna, hukuka ve hakkaniyete taban tabana zıt olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle istinaf başvurularının kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasındaki acentelik ilişkisinden doğduğu iddia olunan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan, taraflar arasındaki acentelik ilişkisi kapsamından, davalı yanın rezervasyonunu yaptığı ve konaklama bedellerini davacı adına tahsil ettiği müşterilerin davacıya ait otellerde konakladıkları, davacının da davalı adına bu konaklamalar nedeniyle fatura kestiğini ve ilişkinin açık hesaba dayalı yürüdüğünü, ancak davalının bakiye açık hesap borcunu ödemediği gibi, gönderilen ihtarnameye de cevap vermediğini, başlatılan takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürmüştür. Dava dilekçesi ekinde taraflar arasındaki 01/01/2021 tarihli sözleşme, açık hesaba konu faturalar ve her bir faturanın dayanağı rezervasyon/konaklama bilgilerinin eklendiği görülmüştür. Dava konusu takip dosyası kapsamından; davacının davalı aleyhine cari hesap açıklaması ile 42.984,73-TL asıl alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlattığı, davalının yasal sürede vaki itirazı üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmış olup, mahkemece taraf defterleri üzerine mali bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, davalı yanın defter sunmaması üzerine, davacı yanın defterleri üzerinde inceleme yapılmış ve davacının takip dayanağı açık hesaba konu faturaları defterlerine kaydettiği, faturaları e fatura sistemi üzerinden davalıya teslim ettiği, davalıdan takip tutarı kadar alacaklı olduğu kanaati bildirilmiştir. Mahkemece davacının ticari defter ve kayıtlarındaki faturaya faturaya konu hizmeti davalıya teslim ettiğini ispatlayamadığı,  hatırlatılan yemin deliline de dayanılmayacağının beyan edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, taraflar arasında acentelik sözleşmesi bulunduğu, faturaların konusu mal teslimi olmadığından irsaliye de düzenlemeyeceği, faturaların davalıya tebliğ edildiği ve yasal sürede itiraz edilmediği, davalının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde faturalara bir itirazda bulunmayıp, covid salgını nedeniyle mücbir sebep ve aşırı ifa güçlüğü bulunduğunu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını savunduğu, defterlerini incelemeye ibraz etmeyen davalının bu durumdan faydalandırılamayacağı, davanın kabul gerektiği yönündedir. Davalı vekili tarafından sunulan rapora itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunda dünyayı ve davalı şirketin işleyişini olumsuz yönde etkileyen mücbir sebebin varlığının  göz önüne alınmadığını,  taraflar arasındaki sözleşmenin daha ilk aylarında iken belki de dünyada yüz yılda bir meydana gelebilecek mücbir sebep teşkil eden bir hadise meydana geldiğini ve Çin'in Vuhan kentinden başlayan, tüm dünyayı etkisi altına alan ve DSO tarafından pandemi olarak ilan edilen koronavirüs  (covid-19) salgınının küresel boyuta ulaştığını, tarafların sözleşme uyarınca üstlendikleri edimlerin ifasının, mücbir sebep olarak nitelendirilen bu salgın hastalık ve salgın hastalıkla mücadele ederken devletlerin aldığı önlemler sebebiyle doğrudan veya dolaylı olarak etkilendiğini ve bazen de imkansızlaştığını, ülkemizdeki seyahat kısıtlamaları ile birlikte uçuşların, otel rezervasyonlarının, festivallerin iptal edildiğini, haliyle bu durumun  turizm sektöründe faaliyet gösteren davalının faaliyetlerinin zarar görmesine, aşırı ifa güçlüğü içerisine düşmesine sebep olduğunu, TBK 138 maddesinde aşırı ifa güçlüğünün düzenlendiğini,  COVID-19, sözleşme esnasında öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olup davalı şirketin sözleşmede ki yükümlülüklerine uymadığının söylenemeyeceğini, davalının davacı taraf ile uzun yıllardır çalıştığını, bu zamana kadar hiçbir sorun olmadığını, davalının mücbir sebebin başlangıcına kadar ödemelerini düzenli olarak yaptığının cari hesap dökümü ile ortada olduğunu,  salgın hastalığın ortaya çıkması ve de bu durumun sonuçlarının davalıdan  kaynaklanmadığını ve aşırı ifa güçsüzlüğüne sebep olduğunu, bilirkişi raporu eksik incelemeye dayalı olarak tanzim edildiğini,  yalnızca davacı yanın defterleri üzerinde yapılmış olup, müvekkili şirketin beyan etmiş olduğu hususların hiçbirinin tanzim edilen raporda inceleme konusu yapılmadığını, taraflar arasında akdedilmiş yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, davalı şirketin temerrüde düşmekte kendi kusurunun olmadığı sabit olduğundan kanuna göre sorumluluğu bulunmadığını,  bir an için davalının borçlu olduğu düşünülse dahi TBK m. 119/2 maddesinde; \"Borçlu temerrüde düşmekte kusuru olmadığını...ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.\" hükmü bulunduğunu, ilgili hüküm gereğince, davalının borçlu olduğu düşünüldüğünde ve temerrüde düştüğü kabul edilmemekle birlikte bir an olsun temerrüde düştüğü düşünüldüğünde dahi hiçbir kusuru olmadan temerrüde düşmüş sayılacağını ve bu aşamada pandemi nedeniyle aşırı ifa güçlüğünün borçludan kaynaklanmadığı hususunun sabit olacağını, davalı şirketin ticari defterleri incelenememiş olup, davalıya ait ticari defterlerin yerinde incelenmesi taleplerinin bulunduğunu, davacı yanın faiz talebinin reddi gerektiğini ileri sürerek, rapora itirazlarının kabulü ile yeniden rapor aldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafın hazır bulunmadığı ön inceleme celsesinin iki nolu ara kararı ile \"Tarafların yasal ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak;  defterlerde gözüken alacak ve borç kayıtları ile hesap bakiyeleri tespit edilip, iddia , savunma ve itirazlar ile dosyaya sunulan belgeler değerlendirilerek varsa takip tarihi itibariyle davacı alacağının saptanmasına ilişkin mali müşavir bilirkişiden rapor alınmasına, Davacı tarafın tutmakla yükümlü olduğu ticari defter ve kayıtları üzerinden HMK 218 kapsamnda bilirkişiye inceleme yapması için yerinde inceleme yetkisi verilmesine, Davalı tarafa tutmakla yükümlü olduğu uyuşmazlık  2020-2021 Yıllarına ait yasal ticari defterlerinin HMK 219 Maddesi gereğince inceleme günü mahkememiz kalemine ibraz edilmesine, aksi takdirde HMK 'nın 220/3 maddesi gereğince defter ibrazından kaçınılmış sayılacakları hususunun ihtarına, (davacı vekiline ihtarat yapıldı). Talep edilmesi halinde HMK 218. Maddesi gereğince bilirkişiye ticari defterlerin şirket merkezinde incelenmesi için yetki verilmesine,Bilirkişiye 800,00 TL ücret takdirine, bilirkişi ücretini yatırması için  davacı vekiline iki haftalık süre verilmesine,  verilen sürede bilirkişi ücretini yatırmaması halinde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının ihtarına, (ihtarat yapıldı) İncelemenin 29/04/2022  günü saat 14:00'da yapılmasına, bilirkişilere inceleme günü için davetiye çıkarılmasına, tüm tebligat masraflarının gider avansından karşılanmasına, Defter inceleme gününün davalı tarafa tebliğine, Bilirkişi raporu geldiğinde duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğine, taraf vekillerine beyanda bulunmaları için iki haftalık süre verilmesine, \" karar verildiği, ara kararı içeren duruşma zaptının henüz dosyaya vekalet sunulmadığından davalı şirketin elektronik tebligat adresine, 04/04/2022 tarihinde usulüne uygun tebliğ edildiği, davalı şirketin inceleme günü defterlerini ibraz etmediği gibi yerinde inceleme talebinde de bulunmadığı anlaşılmıştır.  6100 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca, ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Hükmün, mahkeme ara karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan,  7521 Sayılı Kanunun 23 maddesi ile değişik  üçüncü fıkrası uyarınca ise; ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. İncelenen davacı ticari defterlerinin HMK'nun 222/2 fıkrası uyarınca ticari davada delil olarak kabul edilebileceği bilirkişi tarafından tespit edilmiş olup, somut olayda mahkemece, davalının bilirkişi raporuna itiraz dilekçesindeki beyanları da göz önünde bulundurularak davalı yana HMK'nun 222/3 fıkrası uyarınca defterlerini ibraz etmemesi halinde, davacı yanın defterlerindeki kayıtların davacı lehine delil teskil edeceği meşruhatını da  içerir şekilde inceleme gün ve saatinin tebliğ edilmesi, davalının defter ibraz etmesi veya yerinde inceleme talep etmesi halinde taraf defterleri karşılaştırılmak suretiyle ek rapor alınması, davalı defter ibraz etmez ise, defter ibraz etmemenin sonuçları bakımından HMK'nun 222/3 maddesi de nazara alınarak bir değerlendirme yapılması gerekirken, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği, davalının rapor beyan dilekçesi değerlendirilmeksizin, yalnızca davalı yanın defter ibraz etmemesi nedeniyle ve tek taraflı fatura kayıtlarının faturalara konu hizmetin verildiğini ispata yetmeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olmamış, davacı yanın istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Sonuç itibariyle, davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın kaldırma ilamı doğrultusunda tahkikat yürütülmek üzere mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/06/2022 tarih ve  2022/45 Esas ve 2022/522 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,  Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/03/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ced9ab9c9301feca","SID":"33640b8b15379785"}}