{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1424 Esas<br>KARAR NO:2025/457 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2018/1135 Esas- 2022/44 Karar<br>TARİH:20/01/2022<br>DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:20/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... A.Ş. (...) ile davalı şirket arasında ... Nizip/Gaziantep adresinde bulunan akaryakıt istasyonunda ... markası altında bayilik yürütülebilmesi için muhtelif sözleşmeler imzalandığını ve davalı şirket ile bayilik dikey ilişkisi kurulduğunu, davalı bayi yetkilisi ...'ın müvekkili şirket ile imza ettiği sözleşme ve protokolde müvekkili şirketin tüm hak ve alacaklarını garantör sıfatıyla da garanti ettiğini, diğer davalı ...'ın davalı bayinin müvekkili şirket nezdinde doğmuş ve doğacak borçlarının 100.000 TL'sine kadar 10 yıl süre ile sınırlı olmak üzere müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile kefaletname imzaladığından davalı şirketin borçlarından sorumlu olduğunu, davalı bayinin taraflar arasında bayilik sözleşmesi ve bayilik protokollerine ek olarak satış taahhütnamesi imzaladığını, buna göre beher yılda asgari 400 m3 beyaz ürün satmayı kabul ve taahhüt ettiğini, eksik sattığı beher m3 için davacının maruz kaldığı kar kaybını şartı ceza olarak ödeyeceğini, eksik kalan m3 başına 60 USD cezai şart ödeyeceğinin belirlendiğini, müvekkili şirketin beş yıl boyunca kendi logosu ve markası altında satış yapılacağı inancı ile sözleşmeden ve bayilik ilişkisinden kaynaklanan tüm edimlerine yerine getirmesine karşın davalı tarafın satış taahhütlerini yerine getirmediğini ve sözleşme süresi dolmadan ve müvekkili şirketin onay ve izni olmaksızın istasyonu başka bir işleticiye sattığını, istasyonu satın alan işleticinin de müvekkili şirket ile anlaşmaması nedeni ile taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin süresinden önce son bulduğunu, davalı bayinin taahhütnamede belirlenen asgari taahhüdünü ihlal ederek satamadığı ürün sebebi ile cezai şart borcu doğduğunu, müvekkili tarafından davalı bayiye noter vasıtasıyla satış taahhüdüne uyması gerektiğinin ihtar edildiğini, davalı bayinin yıl esasına dayalı satış taahhütlerini yerine getirmeyerek, sözleşme hükümlerine aykırı davranarak, bayilik ilişkisinin sona ermesine neden olarak müvekkili şirketin zarara uğramasına neden olduğunu beyan ederek bayilik sözleşmesinin davalı bayi tarafından süresinden önce erken feshi sebebiyle 50.000 USD cezai şart bedelinin işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, davalı bayinin satış taahhüdünü ihlali nedeni ile satış taahhüdünü ihlalden doğan cezai şart alacağının fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 10.000 USD'lik kısmının temerrüt tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek bankaların dövize uyguladıkları en yüksek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle her ne kadar 17/01/2014 tarihli kefaletname başlıklı belgeye dayanarak müvekkili ...'ın müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu gerekçesiyle kendisine husumet yöneltilmişse de, kefalet açıkça mevzuata aykırı alındığından, kurucu şart gerçekleşmediğinden yok hükmünde olduğunu, ayrıca  eş muvafakatinin de alınmadığını, bu nedenle ... bakımından husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davaya konu akaryakıt bayilik sözleşmesinin her iki tarafa edim yükleyen satış sözleşmesi olduğunu, bayi olarak müvekkilinin sözleşmenin fesih olduğu tarihe değin çalışılan dönemde gerek 5015 sayılı kanun, gerekse bağlı yönetmeliklere uygun olarak lisans faaliyeti gösterdiğini, enerji sektöründe uygulanacak hükümleri, bu hükümlerin uygulanmasından doğan cezai uygulamaları yerine getirmeye yetkili kişinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olduğunu, EPDK'nın akaryakıt sektörüne yönelik ön araştırma raporunda tonaj taahhütleri nedeniyle cezai şart talep edilmesinin baskı unsuru olarak ve kötüniyetli kullanılarak rekabet ortamını bozması nedeniyle muafiyet kapsamı dışında tutulduğundan Rekabet Kanunu 56. madde uyarınca geçersizlik hükmüne tabi olduğunu ve mutlak butlanla batıl olduğunun tartışılmaz olduğunu, sektörde akaryakıt bayilik sözleşmesine ek olarak taahhütname düzenlenmesinin söz konusu olduğunu, sözleşmeye ek olarak düzenlenen taahhütnamelerin istasyonların konumu, bayinin potansiyeli, marka değerinin yarattığı müşteri portföyü, geçmişteki çalışmanın yarattığı güven duygusu, yapılan yatırımlar, bayiye yapılabilecek yüksek iskonto oranı vs gibi faktörlerinin değerlendirilmesiyle belirlendiğini, uygulamada yıllık olarak tanzin edilen asgari mal alım taahhütnamelerinin dağıtım şirketlerinin bu değerlendirmeleri yapılarak bayilerin yıllık satabileceği akaryakıt miktarına göre asgari mal alımını taraflarla müzakere ederek belirlediğini ancak müvekkili  istasyonun işlek bir yerde olmayışı, bölgede başkaca bayilerle rekabet ilişkisi içinde oluşu, bulunduğu bölgede davacı markasıyla tek elden satış yetkisinin taraflarına tanınmamış oluşu, istasyonun objektif değerlendirmede mevcut çalışma şartlarıyla ne kadar satabileceğinin aşikar olduğunu, söz konusu taahhüt evrakının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ve pacta sund servanda ilkesine aykırı olarak vücut bulduğunu, basiretli ticaret anlayışının ürünü olmadığını, ayrıca davacı ile akdedilen 17/01/2014 tarihinde başlayan bayilik sözleşmesinin ilk yılı 17/01/2015 tarihinde son bulacak olup, ceza koşulunun talep edilebilmesi takip eden yılda henüz bayiye mal verilmeden önce ceza koşulu ile ilgili çekincenin bildirilmesi yani henüz ifaya başlamadan önce çekince bildirişmesi veya devam eden yılda yakıt alımına başlamadan önce ihtar çekilmesi gerektiğini, talep edilen cezai şartın hukuk kaideleri ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, geçmiş yıllarda sessiz kalarak ihtar çekilmediği de gözetilerek geçerli bir asgari mal alım taahhüdü olduğunu kabul etmemekle birlikte cezai şartın çelişkili davranış yasağına, karşı tarafta yaratılan haklı güven ilkesine aykırı olduğunu, bahse konu taahhüt hususlarının değiştirildiğinin sabit olduğunu, davacının takip eden yılda henüz ifaya başlamadan önce çekince koymadan  kar elde ettiği ve ihtirazi kayıt ile şerh de etmediği sabit olup,Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve paralel doğrultuda HGK kararı ile de desteklenen bu husus nedeniyle davacının cezai şartı hiçbir koşulda isteyemeyeceğinin açık olduğunu, hukuki vasıflandırma yapıldığında görüleceği üzere haklı nedenle ve fesih durumu da değerlendirildiğinde dava dilekçesinde açıkça süresinden önce fesih nedeniyle akde aykırılığa dayanıldığından ve ayakta olan sözleşme olmadığından talep edilen vasıftaki cezai şarta hükmedilemeyeceğini, müvekkiline kararlaştırılan iskonto oranlarının doğru uygulanmaması, rekabetin artması, bölgede Suriye mazotu diye tabir edilen kaçak motorin satışları nedeniyle fiyatların diplere çekilmiş olması ve mevcut fiyatlandırma ile müvekkilinin kar elde etmesi ve çalışmasının imkansızlaşması karşısında, rakipleriyle mevcut fiyat koşullarıyla rekabet edemez hale geldiğini ve istasyonu satmak zorunda kaldığını, davacı dağıtıcının istasyonun konumu ve belirttikleri tüm faktörler, marka değerinin istasyona çekeceği müşteri potansiyeli, civarda rekabet eden diğer markaların satış rakamlarını gözeterek bayiye bilgi vermesi ve  buna göre taahhüt alması gerektiğini, ancak taahhüt verildiğini kabul etmemekle birlikte, sözleşme beher yıllara bölünerek taahhüt içerse bile reel satış hacmi alenen ortada olup, hiç bir yıl çekilemeyecek bir taahhüt miktarının arkasına sığınmanın dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ayrıca bir akaryakıt istasyonunda satışları arttırabilmenin yolunun dağıtıcı firmanın marka değerini arttırması ile mümkün olduğunu, bir çok dağıtım firmasının ulusal bazda reklam ve kampanya faaliyetleri ile bayilerin yakıt satışlarının arttırmasını sağlaması karşısında davacı dağıtıcı firmanın reklam ve kampanya faaliyetlerinde gerekli yatırımları yapmayarak, marka değerini arttıracak çalışmaları yeterince yapmaması nedeni ile satışların rekabet edilemez seviyelerde seyretmesine ve müvekkilinin ticaretini terke zorladığını, haklı fesih nedeni ile cezai şart istenemeyeceğini, aksi kanaatte ise YHGK'nun 2010/14-244 E, 2020/260 K. sayılı, 12/05/2010 tarihli içtihadında belirtilen kesinti yöntemi ne göre iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız fesih edildiği hallerde BK 106. ve 108 maddeleri gereğince kar kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen BK 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanmasının gerektiğini, bu yönteme göre hesaplanan kar kayının sözleşme ifa ile bitseydi  zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden, yapması gereken zorunlu harcamalar ile sözleşme süresinden önce fesih edildiğinde sözleşmenin süresinden önce feshi sebebiyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içinde başka işlem sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarının toplamının indirilerek bulunduğunu, bu şekilde elde edilecek fark miktarına ise net kar denildiğini, cezai şart ve kar mahrumiyeti istenebileceğini kabul etmemekle birlikte bu hususa dikkat edilmesi gerektiğini, ayrıca düzenlenen ceza miktarının tacir olan borçlunun iktisaden mahvına yol açacak derecede ağır ve yüksek olmaması gerektiğini beyanla müvekkili ... yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle, diğer davalı ... yönünden reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 20/01/2022 tarih 2018/1135 Esas- 2022/44 Karar sayılı kararında;\"Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağı istemine ilişkindir. ...Sözleşmenin incelenmesinde; akaryakıt bayilik sözleşmesinin ... - ... petrol kaşesinin üzerinde ... imzasının bulunduğu, kaşenin yanında ...'a ait başka bir imza daha bulunduğu, davacı tarafça da sözleşmenin imza koyulduğu görülmüştür.Kefaletnamenin incelenmesinde; kefaletnamenin 21.2.2014 tarihinde ... tarafından imzalandığı, azami miktar ve kefalet türünün el yazısıyla yazılmış olduğu anlaşılmıştır. Satış taahhütnamesinde ... - Karaman petrol kaşesinin üzerinde ... imzasının bulunduğu, kaşenin yanında ...'a ait başka bir imza daha bulunmaktadır.Bayilik protokolünde garantör ifadesinin altında ... ismi ve imzası bulunmakta olup, ... a ait imzanın altında ise bir imza daha bulunduğu anlaşılmıştır. İkinci imzanın kefaletnamede imzası bulunan ... imzasına benzediği görülmüştür. Protokol Madde 1 de; PROTOKOLDE geçen;...\"GARANTÖR; BAYİ ile aynı adreste mukim ve BAYİ borç ve yükümlülüklerini ...'e karşı garanti eden ... isimli gerçek kişiyi\" ... İfade eder. Açıklamasına yer verilmiştir. Garantörün ... olduğu açık bir şekilde belirtilmiş olup, ... a ait imza bu kişiyi tek başına garantör haline getirmeyecektir. Bu nedenle davacı tarafın cevaba cevap dilekçesinde ...' ın aynı zamanda garantör olduğuna ilişkin iddiası kabul edilmemiştir. ... yönünden, sözleşmeyi garantör olarak imzalaması, sözleşmenin eki olan satış taahhüdünden imzasının bulunması, garanti altına alınan borcun belirlenebilir olması ile garantörlüğün ve cezai şartın geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Davalı vekili, davacı ile akdedilen 17/01/2014 tarihinde başlayan bayilik sözleşmesinin ilk yılının 17/01/2015 tarihinde son bulacak olup, ceza koşulunun talep edilebilmesi takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili çekince bildirmesi yani henüz ifaya başlamadan önce çekince bildirmesi veya devam eden yılda yakıt alımına başlamadan önce ihtar çekilmesi koşuluna bağlı olduğunu, davacının cezai şartı hiçbir koşulda isteyemeyeceğini ileri sürmüştür. Davacı tarafça sözleşmenin ilk iki dönemine ilişkin gönderilen ihtarname ve faturasında her hangi bir ihtirazi kayıt/şerh bulunmamaktadır. Davacı sözleşmenin üçüncü yılında ihtarname göndermiştir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin \"hakların geç Kullanılması\" başlıklı 5.2 maddesinde \"...'nin ...'e karşı her ne suretle olursa olsun üstlenmiş olduğu yükümlülük ve taahhütlerden her hangi birinin ihlali halinde; ...lehine doğacak hakların bir ya da birkaçının ... tarafından Bayi'ye karşı zamanında kullanılmaması, ... tarafından bu haklardan feragat edildiği anlamına gelmez. ... bu haklarını mevzuat ve yasalarda belirlenen sürelerde her zaman için kullanabilir\" hükmüne yer evrilmiştir. Anılan hüküm uyarınca dönem sonunda ceza koşulu ile ilgili faturaya ihtirazi kayıt konulmaması ihtarname gönderilmemesi haktan feragat anlamını taşımadığından davacı talepte bulunabilecektir. (Benzer şekilde Yargıtay 11. HD  2020/3027 Esas, 2021/3649 Karar sayılı ilamı) Bilirkişi raporunda davalı tarafından alınmayan ürün için cezai şart tutarı  92.648,70 USD, sözleşmenin haksız yere fesih edilmesi nedeni ile cezai aşrt tutarı 50.000,00 USD olarak hesaplanmıştır. alınmayan ürün için cezai şart tutarı  92.648,70 USD olarak hesaplanmış ise de taleple bağlı kalınarak 10.000 USD üzerinden % 80 oranında takdiri indirim ile hesaplanan 2.000 USD hüküm altın alınmıştır.Davalı işyeri açma ve çalıştırma ruhsatını sonlandırarak EPDK lisansının iptal edilmesine, dolayısıyla akaryakıt bayilik anlaşmasının süresinden önce sonlanmasına sebep olmuştur. Akaryakıt bayilik sözleşmesinin 43, 44,46, ve 47. Maddeleri uyarınca davacı sözleşme ve taahhütnamede belirlenen cezai şartları isteyebilecektir. Bilirkişi raporunda 103.332,87 TL üzerindeki cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olacağı belirlenmiştir. Bu durumda davalının mali bilançosu yaptığı işin miktarı, ticari işletmesinin büyüklüğü ile davacının mali yapısı ve ekonomik büyüklüğü dikkate alınıp değerlendirildiğinde; davacının takdiren davalıdan talep edebileceği cezai şart miktarından % 80 oranında indirim yapılmıştır. Takdiri indirim uygulanması nedeni ile ... yönünden davanın kısmen reddine hükmedilmiştir. Cezai şart tutarından takdiri indirim sonucunda reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemiştir. ... yönünden; ...' ın UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre 19.10.1989 tarihinde evlenmiş olduğu ve halen evli olduğu, sözleşme tarihinde evli olması ve eş muvafakati sunulmaması nedeniyle TBK md. 584 e aykırı olan kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu nedenle davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir...\"gerekçesi ile,'' 1-Davalı ... hakkındaki davanın reddine, Davalı ...-... petrol yönünden; 10.000 USD alınmayan mal karşılığı cezai şart alacağının davalının ekonomik yönden mahvına sebebiyet vereceğine kanaat getirildiğinden % 80 oranında indirim yapılarak 2.000 USD cezai şart alacağının ve 50.000 USD sözleşmenin fesih edilmesi nedeniyle cezai şart alacağının davalının ekonomik yönden mahvına sebebiyet vereceğine kanaat getirildiğinden % 80 oranında indirim yapılarak 10.000 USD cezai şart alacağı olmak üzere; toplam 12.000 USD nin, 3095 Sayılı Kanunun 4.md/a bendi uyarınca 12/01/2017 tarihinden fiili ödeme gününe kadar  Devlet Bankalarının USD  ile açılmış bulunan  bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yapılan yargılama neticesinde; Mahkemenin 20.01.2022 tarih, 2018/1135 E. ve 2022/44 sayılı kararında, gerek eksik ürün alımından kaynaklı cezai şart tutarının, gerekse protokolde tanımlanan cezai şart tutarının talep edilebileceği yönünde tespitte bulunduğunu, bu yöndeki tespitine katıldıklarını ancak mahkemenin cezai şarttan indirim yapılması yönündeki kararını kabul etmediklerini; Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı bayinin kusuru neticesinde sonlandığını, müvekkili şirketin eksik ürün alımından kaynaklı cezai şart ile bayilik protokolünün 4. maddesinde tanımlanan blok cezai şart tutarını talep etmesinde hukuka aykırı bir yön olmadığını, Mahkemece de bu yönde tespitte bulunulduğunu, ancak davalı bayinin ekonomik olarak yıkımına sebebiyet verileceği gerekçesi ile talep ettikleri cezai şart tutarlarından %80 oranında indirim yapılmasını kabul etmediklerini;Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda davalı tarafın sermayesinde azalma gerçekleşeceği ve bu doğrultuda borca batık duruma düşecek olması gerekçe gösterilerek, Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesi çerçevesinde cezai şartın indirilmesi gerektiğine ilişkin tespite yer verildiğini ve İlk derece mahkemsince de bu doğrultuda indirime gidilmesi gerektiği kanaati hasıl olmuş ise de, bu durumun kabulünün mümkün olmadığını, öncelikle 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376'ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğ\" yasal mevzuatta yürürlükte bulunmakta olup, işbu Tebliğ'in 2. maddesinde \"bu tebliğ, anonim ve limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketleri kapsar.\" düzenlemesine yer verildiğini, buna göre davalı tarafın işbu hüküm kapsamında değerlendirilmesinin kabulü mümkün olmayıp, bu yöndeki değerlendirmelerin hukuka ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini;Dosya kapsamında alınan bilirkişi heyeti raporunda cezai şartın indirilmesine ilişkin yer verilen değerlendirmelerin, şahıs şirketi olması bakımından davalı tarafın şahsi mal varlığının araştırılmaması bakımından eksik incelemeye dayandığını, nitekim Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nun sözleşme serbestisi ilkesini kabul etmesi sebebiyle, tacir olan tarafların cezai şart miktarını serbestçe kararlaştırabileceklerini, Türk Ticaret Kanunu'nun 24. maddesinde, tacir olan borçlu için taraflarca kararlaştırılan ücret ve cezanın fahiş olduğu ileri sürülerek indirim yapılamayacağının hükme bağlandığını, fakat bu cezanın, tacirin ekonomik yıkımına neden olacak bir miktarda ise, o zaman cezai şartın Türk Borçlar Kanunu'nun 19. ve 20. maddeleri uyarınca indirilebileceğini, Yargıtay'ın emsal kararları uyarınca davalı tarafın cezai şartın kabul edildiği tarihteki ekonomik durumu, taahhüt olunan işin değeri ve sözleşme hükümleri de göz önünde bulundurularak uzman bilirkişiler aracılığıyla istenilen cezai şartın borçlunun ekonomik yönden yıkımına sebebiyet verecek derecede yüksek olup olmadığının, bu halin ahlak ve adaba aykırı sayılıp sayılmadığının tespitinin ortaya konulması gerektiğini;Ayrıca her ne kadar davalı tarafın son mali bilançosuna göre (2017 yılına ait) değerlendirmeye yer verilmiş olsa da, davalının tacir olduğu dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen sözleşmenin sonuçlarını bilmesi ve bilebilecek durumda olması gerektiğini, davalının gerçek mali durumu yansıtmayan kayıtları esas alınarak ekonomik mahvına sebebiyet vereceği tespiti ile bir sonuca ulaşılmasının hatalı olduğunu;Hesaplanan cezai şartın davalı tarafın mahvına sebep olup olmadığının sadece 2017 yılına ait mali bilançolar çerçevesinde değil, şahıs şirketinin söz konusu olması sebebiyle tüm malvarlığının incelenmesi suretiyle ortaya çıkarılması gerektiğini, buna göre şahıs şirketlerinin sermaye şirketlerinden farklı olarak, kural olarak, ortaklarının şirket alacaklılarına sorumluluklarının sınırlandırılmamış olduğu şirketler olduğunu, şahıs şirketlerinde ortakların kural olarak şirket alacaklılarına karşı tüm malvarlıkları ile sorumlu olduklarını, davalı tarafın da Türk Borçlar Kanunu'nun 638. maddesi uyarınca bir sermaye şirketi değil şahıs şirketi olması sebebiyle, Bilirkişi Heyeti tarafından yapılacak incelemenin sadece 2017 mali bilançosuna göre yapılmaması gerektiğini, şirket ortağının şahsi malvarlığının da sorgulanarak, tüm menkul ve gayrımenkulleri birlikte değerlendirilerek, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart tutarının ödenme kabiliyetinin olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken, dosya kapsamında alınan bilirkişi heyeti raporunda  sadece 2017 mali bilançosunun değerlendirilmek sureti ile görüş bildirilmesinin ve nitekim Mahkemenin de bu hatalı raporu hükme esasa almasının  kabul edilebilir olmadığını;Mahkemenin davalı ... yönünden sözleşme tarihinde evli olması ve eş muvafakati sunulmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş ise de; kararın bu yönü ile de hatalı olduğunu, davalı ... tarafından 17.01.2014 tarihinde imzalanmış olan kefaletname mevcut olmasının yanı sıra davalının 17.01.2014 tarihli bayilik sözleşmesini garantör sıfatıyla da imzalamak suretiyle kefile göre daha ağır bir sorumluluk ve borç altına girdiğini,17.01.2014 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin \"...\" başlıklı 49. maddesinde bu hususun açıkça ve detaylı olarak düzenlendiğini, iş bu sözleşmenin son sayfasında yer alan garantör kısmında davalı ...’ın kendi el yazısı ile isim ve imzasının bulunduğunu;Durum bu şekilde açıkça ortada iken; garantör sıfatı ile imzalanan sözleşmelerin herhangi bir şekil şartına bağlı olmadığı ve garantör sıfatıyla imzalanan bayilik protokolünün garantörlüğe ilişkin hükümleri dikkate alınmadan davalı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olmasının da hukuka aykırı olduğunu beyanla İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 20.01.2022 tarih, 2018/1135 E. ve 2022/44 sayılı kararının indirim yapılan kısım bakımından ve  ... hakkında davanın reddi yönünde verilen karar yönünden kaldırılması ile davanın her iki davalı yönünden tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada özetle; davalı müvekkili ... yönünden davanın reddine; diğer davalı müvekkil ...-... Petrol yönünden ise davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiğini, gerekçeli kararın 4 nolu maddesinde: ''Davalı ... yönünden cezai şart tutarından takdiri indirim sonucunda davanın kısmen reddine karar verildiğinden lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,'' karar verildiğini, vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve hukuka aykırı olduğunu; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3. maddesinin 2. fıkrasında yer alan; \"Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddine, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.\" şeklindeki düzenleme ve 25/01/2022 tarihli dilekçeleri ekinde de bildirmiş oldukları ilgili Yargıtay kararları  göz önüne alınarak, iş bu davada açık olduğu üzere ayrı ret sebepleri için ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği hususunun dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, davacının davasını açarken alacak talebini 60.000 USD olarak açıkça belirttiğini ve belirli alacak olarak davasını açtığını,  davacının, davanın başında açıkça belirli bir harca esas değerle davasını açması ve hukuki savunmalarını en başından beri gerçekletirmiş olması karşısında Mahkemece, yapılan savunma ve bilirkişi raporlarına göre ekonomik mahv nedeniyle kanuni indirim yapılması sebebiyle Avukatlık Kanunu gereği de vekalet ücretine hükmedilmemesinin hak ve hukuka aykırı olduğunu, davacının davasını açarken Mahkemenin indirim hakkını gözeterek açıkça belirli ve harcı ödenerek bir rakam öngördüğünü ve belirlediği miktarı kısmi dava olarak açması karşısında mahkemenin yorumunun doğru olmadığını; Alınan bilirkişi raporunun 16. sayfasında açıkça ''Davalı tarafın 103.332,87-TL tutarındaki zarara kadar (cezai şart vb.) şirketin mahvına yol açmayacağı\" şeklinde bir tespit yapıldığını, uygulamada da davacılar tarafından kısmi olarak açılan dava, bilirkişi raporu sonrası ıslah yapılarak tespit edilen mahv rakamı gözetilerek dava değerinin belirlendiğini, ancak davacının davasını açıkça sözleşmeye göre belirli olarak açtığını, dava dilekçesi netice ve talep gözetildiğinde bu durumun görüleceği üzere süresinden önce erken fesih sebebiyle belirli alacak, satış taahhüdü ihlali nedeni ile ilgili ise ''şimdilik ...kısmının'' denilerek kısmi alacak olarak talep edildiğini;Yine ... yönünden de davanın tümden reddine karar verilmiş olması ve dava değeri de açıkça dava tarihinde ''310.800,00 TL (50.000 USD+10.000 USD=60.000USD USD karşılığı, 1 usd= 5,18 TL) ''  olmasına karşın 19.325,75 TL nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davalı ... yönünden 30.206,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 19.325,75 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olması nedeniyle de kararı istinaf ettiklerini; Yine dava dosyasında da belirtildiği üzere, cezai şarta hükmedilmesine gerekçe gösterilen maddeler incelendiğinde 50.000 USD takdir edilen cezai şart düzenlemesi içeren maddede açıkça ''protokolün 4. maddesine göre ...hallerinde sözleşmenin ...T'çe feshi halinde 50.000-USD cezai şart düzenlendiği'' ancak raporda görüleceği üzere feshin lisansın sonlanması şeklinden anlaşıldığı üzere bayi tarafından yapıldığının kabulü gerektiğini, dolayısıyla cezai şartın şekle bağlılığı gereği düzenlenişi genişletilemeyeceğinden istenebilme  şartının açıkça ''...'çe feshi'' olarak düzenlenmesi karşısında müvekkili aleyhine yazmayan bir hususun genişletilerek, kısmen kabul yönünden alacak tespitinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca yine dava dilekçesinde açıkça süresinden önce fesih nedeniyle akde aykırılığa dayanıldığından ve ayakta olan sözleşme de olmadığından talep edilen vasıftaki cezai şarta da hükmedilemeyeceğini, cezai şart müessesinin özellik arz etmesi nedeniyle taahhütnameyi kabul etmemekle, fesih halleri düzenleme tarzına dikkat edildiğinde kabul etmedikleri taahhüt evrakında, bayilik sözleşmesi ve protokolde özel ve seçimlik belirtilen fesih durumlarının hiç birisine uymadığından cezai şart istenemeyeceğinin ortada olduğunu, 50.000 USD için davacının davasını akde aykırılığa dayandırdığını, haksız fesih iddiasının da olmadığını, ayakta olan bir akit olmadığından mevcut durumda akde aykrıılık iddiasına dayanılarak cezai şart istenemeyeceğini;Eksik alım nedeniyle hesaplanan cezai şarta gelince, sözleşmenin haksız nedenle fesih edilmediğini, bilirkişi raporunda da haksız fesih edildiğine dair ibare olmadığını,  HGK kararı yazılmasına karşın vazgeçilmezlik ile ilgili sözleşmede metin olduğu gerekçesiyle istenebileceğini de kabul etmelerinin mümkün olmadığını, HGK kararları açık olup, her ne kadar vazgeçilmezlik maddesi olsa da, hakkın kullanılmayarak sonradan ihtar edilmesinin dürüstlük kuralına ve yaratılan güvene aykırı hareket edildiğini, aksi durumda o zaman tüm tacirlerin sözleşme içerisinde vazgeçilmezlik metni koyarak hukuken korumaya değer menfaatleri bertaraf edebileceklerini, dolayısıyla herhangi bir ihtar çekilmeyerek sözleşmede yazılı metnin aksine yeni bir fiili anlaşma geliştiğinin söylenebileceğini, genel sözleşme içerisine yerleştirilen bu tarz metinlerin hukuki himaye görmeyeceğinin açık olduğunu, iş bu nedenle gerekçeli kararda bu hususta da alacak kalemine hükmedilmesinin yerinde olmadığını beyanla Yerel mahkemenin 20/01/2022 tarih ve 2018/1135 E., 2022/44 K. sayılı kararının kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak davanın ... yönünden de tümden reddine karar verilmesini, hükmedilmeyen ve eksik hükmedilen vekalet ücretleri yönünden de yapılan istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki bayilik protokolü ile satış taahhütnamesine aykırılık nedeniyle cezai şart talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın ...-... Petrol yönünden kısmen kabulüne, davalı ... yönünden ise reddine karar verilmiş, karar karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece hükmedilen cezai şart bedelinden indirim yapılmasının hatalı olduğu, tespit edilen cezai şart bedelinin davalının ekonomik olarak mahvına sebep olacağı yönündeki bilirkişi raporunun hatalı olduğu, davalı şahıs şirketi olduğundan tüm malvarlığının araştırılması gerektiği, davalı ...'ın bayilik sözleşmesini garantör olarak da imzaladığı, bu nedenle hakkındaki davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğuna, Davalılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri ise; davalı ... yönünden dava dilekçesinde belirtilen ve dava değeri olarak gösterilerek harcı yatırılan miktardan reddedilen kısma göre lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, Mahkemece indirim yapılması sebebiyle reddedilen kısım üzerinden vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğu, davalı ... lehine hükmedilen vekalet ücretinin eksik hesaplandığı, davacının dava dilekçesinde talep ettiği 50.000 USD'lik cezai şartın ancak sözleşmenin davacı tarafından feshedilmiş olması halinde talep edilebileceği, oysa sözleşmenin davacı tarafından feshedilmediği, ortada bir sözleşme olmadığından sözleşmeye aykırılık nedeniyle de cezai şart talep edilemeyeceği, davacının satış taahhütnamesine aykırılık nedeniyle cezai şart talebi yönünden hakkını sonradan kullanmasının ve bunun sözleşme ile geçerli sayılmasının kabul edilemeyeceğine ilişkindir.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesi; davacı ile davalı ...-... Petrol arasında 17/01/2014 tarihli Akaryakıt Bayilik Sözleşmesi ve aynı tarihli Bayilik Protokolünün imzalandığı, her ne kadar bayilik sözleşmesinin 49. maddesinde sözleşmede garantör olarak imzası bulunan kişinin, bayinin, sözleşme ve ekleri dolayısıyla davacı ...'e karşı olan tüm taahhütlerini yerine getireceği kabul edilmiş ve bayilik sözleşmesinin son sayfasında garantör olarak davalı ...'ın isim ve imzası mevcut ise de, sözleşmenin diğer sayfaları ve açıklanan maddenin bulunduğu sayfada davalının imzasının bulunmadığı, bayilik protokolünün tanımlar kısmında açıkça garantör olarak davalı ... gösterildiği gibi, \"...\" başlıklı 3.1.1. maddesinde de garantörün davalı ... olduğunun belirtildiği, sözleşmenin son sayfasında garantör olarak davalı ... ismi ve imzasının olduğu, her ne kadar bir imza daha var ise de isim olmadığı, dolayısıyla davalı ...'ın protokolü garantör olarak imzalamadığı, satış taahhütnamesinde de davalı ...'ın ... olarak imzasının bulunmadığı, davalının imzasının bulunmadığı sözleşme maddesinin atfı ile gerek bu sözleşme ve gerekse imzasının bulunmadığı protokol ve satış taahhütnamesi nedeniyle sorumluğuna gidilemeyeceği, bu itibarla Mahkemece davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezaî şart ahlâk ve adaba aykırıdır. Kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde bu durum ahlâk ve adaba aykırı olduğundan mahkemece  cezai şarttan uygun bir indirim yapılabileceği Yargıtay'ca kabul edilmektedir. Bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumunun, ticari defterlerinin, bilançosunun konusunda uzman bir bilirkişiye incelettirilerek rapor alınması ve bu inceleme çerçevesinde indirime gerek bulunduğunun saptanması halinde somut olayın özelliği de gözetilerek makul düzeyde bir indirime gidilmesi gerekmektedir.Somut olayda; her ne kadar bilirkişi heyet raporunda davalı yönünden TTK'nın 376/3. maddesinin söz konusu olacağı belirtilmiş ise de, anılan maddenin şirketler yönünden uygulanacağı, davalının ise gerçek kişi tacir olduğu, Mahkemece de gerekçeye esas olarak raporun bu kısmının değil, davalının ticari defterleri üzerinden yapılan tespitlerin esas alındığı, davalının ticari defterleri üzerinde talimat ile yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, sözleşmenin imzalandığı 2014 yılında işletme defteri tuttuğunun açıklandığı ve bu defterdeki alım satım işlemleri ile 2015-2016 yıllarındaki alım miktarları, yine 2017 yılındaki mali durumu, kamu borçları, mevcut sermayesi ve tesis ve teçhizatının değeri ile öz kaynak durumunun tespit edildiği, buna göre davalının 2017 yılı itibariyle öz kaynağının 103.332,86 TL olduğu, bu tespitler ve bilirkişi heyeti raporunda hesaplanan toplam 738.092,90 TL cezai şart bedelinin karşılaştırmasına göre talep edilen cezai şart tutarının davalının öz kaynağının yaklaşık 14 katı olduğu ve Mahkemece bu değerlendirmeye göre talep edilen bedelden %80 oranında indirim yapılarak cezai şarta hükmedilmesinde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmış, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesi; davacı ile davalı ...-... Petrol arasında imzalanan 17/01/2017 tarihli bayilik protokolünün 4. maddesinde davalı bayinin, bayilik sözleşmesini, protokolü veya diğer ekleri veya mevzuatın kendisine yüklediği yükümlülüklerden birisini ihlal etmesi halinde, davacı ...'in sözleşme ve eklerini feshetme hakkı saklı kalmak üzere her bir ihlal için 50.000 USD cezai şart bedeli talep edebileceğinin kabul edildiği, protokolün 3.1.3. maddesi ile davalı bayinin yıllık 400.000 m3 beyaz ürün almayı üstlendiği ve bu yükümlülüğünü ihlal ettiğinin sabit olduğu, yine bayilik sözleşmesinin 44. maddesi ile de davacı ...'e, davalı bayinin sözleşme ve eklerini ihlal etmesi halinde sözleşme ve eklerinde yer alan cezai şart bedelini talep etme hakkının tanındığı, Mahkemece gerekçeli kararda açıklandığı üzere, bayilik sözleşmesinin \"Hakların geç kullanılması\" başlıklı 5.2. maddesi uyarınca davacının, davalıyı her bir yıl sonunda satış taahhütnamesine uymadığı konusunda ihtar ederek cezai şart talep etmemesinin, bu hakkından feragat ettiği anlamına gelmeyeceği, bu nedenle davacı tarafından satış taahhütnamesi ve protokol uyarınca ayrı ayrı cezai şart talep edilmesi ve Mahkemece hüküm altına alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüş, davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi haksız bulunmuştur. Dava dilekçesi ile davalılardan satış taahhütnamesine aykırılık nedeniyle 10.000 USD ve bayilik sözleşmesine aykırılık/sözleşmenin süresinden önce davalı bayi tarafından feshedilmiş olması sebebiyle 50.000 USD olmak üzere 60.000 USD cezai şart bedelinin talep edildiği, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu, yani davanın kısmi dava olarak açıldığı, bilirkişi heyet raporunda ise davacının talep edebileceği toplam cezai şart bedelinin 142.648,70 USD olarak belirlendiği, Mahkemece davacının talep edebileceği cezai şart bedelinin davalının ekonomik mahvına sebep olacağından bahisle %80 oranında indirim yapıldığı ve bu nedenle davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Mahkemenin takdir hakkını kullanarak reddettiği kısım yönünden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin isabetli olduğu, davalı ... yönünden davanın kefaletinin geçersiz olması sebebiyle tümü ile reddedildiği, davada talep edilen cezai şartın mahiyeti itibariyle borcun ihlali halinde ödenecek, önceden kararlaştırılmış maktu bir tazminat olduğu, İlk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat talebinin tümden reddine karar verilmesi halinde tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu 5.100 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, Mahkemece tarifenin üçüncü kısmına göre nispi ve fazla vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı ise de, davacı tarafça aleyhe hükmedilen vekalet ücreti yönünden istinafa gelinmediği ve davalının kendi istinaf başvurusu aleyhine değerlendirilemeyeceğinden vekalet ücretinin miktarına yönelik istinaf sebebinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 11.055,97 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 2.780,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 8.275,27 TL'nin davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"16d072023f762a42","SID":"2b5a900488939fab"}}