{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1746 Esas<br>KARAR NO: 2025/424 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2018/615 Esas - 2022/219 Karar<br>TARİHİ: 29/03/2022 <br>ASIL DOSYA VE BİRLEŞEN DOSYA<br>BİRLEŞEN DOSYA <br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 13/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  20.11.2002 tarihinde ... Sanayi A.Ş. Hisselerinin devri için Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi” imzalandığını, devreden tarafta müvekkili ... ile ..., ..., ... ve ...'nin olduğunu devralan tarafta ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ün olduğunu, sözleşmenin “Devralanların Beyan, Kabul ve Taahhütleri” başlıklı 6. Maddesinin 2. Fıkrasında şirketin 31.05.2002 tarihinden sonra tüm sorumluluklarının devralanların kendilerine ait bulunduğunun hüküm altına alındığını, ... Sanayi A.Ş. adına Sosyal Sigortalar Kurumu Beşiktaş Sosyal Güvenlik Merkezi’ nce ve Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi’ nce Ağustos, Ekim ve Kasım 2011 aylarına ait SGK prim borcu tahakkuk ettirilip ödeme emirlerinin müvekkil ...’a tebliğ edildiğini, toplam 33.556,09-TL tutarındaki borcu müvekkilinin ödediğini, davalıların bundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasından sözleşmede devralan sıfatı ile bulunan davalılardan tahsilini talep ettiklerini, davalıların haksı itirazı ile takibin durduğunu, hasız itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava ettikleri görüldü.Birleşen Adana 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/279 Esas ve 2020/213 Karar Sayılı Dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde; devir sözleşmesinin tarafı ve takip borçlularından olan ...'in icra dosyasına yaptığı itirazın iptali ile dosyanın mahkememiz dosyası ile birleştirilmesinin talep edildiği görüldü. Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 20.11.2002 tarihli Pay Devir Sözleşmesi imzalandığının ihtilafsız olduğunu, dava dilekçesinde ekli olan belgelerin okunaksız olduğunu, SGK ödemelerin ... Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından yapıldığının açık olduğunu, davacının aktif husumet ve taraf ehliyeti bulunmadığından davanın reddi gerektiğini belirterek davanın reddini, davacının %20 den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile cevap verdikleri anlaşıldı. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Dosyada bulunan belgelerin okunaklı olmadığını, sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olduğunu, sözleşmeden kaynaklı alacak var ise zamanaşımı itirazında bulunduğunu, sözleşmede müvekkilinin borçlu olacağı ve bu tür borçların müvekkilince ödenmesi gerektiğine dair bir madde olmadığını, davaya ilişkin ödemelerin davacı tarafından yapılmadığını bu yüzden husumet itirazında bulunduklarını, sorumluluğun şirket hissesini devir alan hissedarlara ait olduğunu, müvekkilinin bir sorumluluğu var ise sadece hissedar olduğu döneme ve hisse oranına göre tespiti yapılaması gerektiğini, tamamından sorumlu olmadığını belirterek davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile cevap verdikleri anlaşıldı.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davacının borçların tahakkuk ettiği dönemde şirketin yönetim kurulu üyesi veya ortağı olmaması nedeniyle müvekkilinin söz konusu borçlardan dolayı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin 22.10.2002 - 26.06.2013 tarihleri arasında yaklaşık 8 ay yönetim kurulu üyeliği yaptığını, 10.06.2013 tarihli sözleşme ile şirketteki tüm hisselerini Dr. ...'e devrettiğini, devir tarihinden sonra şirket ile hiçbir ilişkisi kalmadığını, Ağustos, Ekim ve Kasım 2011 aylarına ait prim borcundan müvekkilinin sorumlu olmadığını, müvekkilinin yapmış olduğu devir sözleşmesinde şirketin tüm borçlarından ...'in sorumlu olduğunu, davacının şirkete başvurmadan müvekkiline başvuruğu için davanın reddini, kötüniyet tazminatına hükmedilmesine ve yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile cevap verdikleri anlaşıldı.Birleşen dosya davalısı ...'in cevap dilekçesi sunmadığı görüldü. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 29/03/2022 Tarih ve  2018/615 Esas - 2022/219 Karar sayılı kararında; \"....Dosya kapsamı ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi, Muvafakatname, ödeme dekontları, Bağcılar ve Beşiktaş Sosyal Güvenlik Merkezi cevapları kapsamanında düzenlenen bilirkişi raporları arasında esasen fark olmadığı, temlik konusunda takdirin mahkememize bırakıldığı son alınan bilirkişi ek raporunda faiz hesabının yapıldığı, kök ve ek raporun hüküm kurmaya yeterli denetime elverişli olduğu, 20.11.2002 tarihli Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi ile pay devri yapılan dava ... A.Ş'nin 2002 Ağustos, Ekim ve Kasım aylarına ait işsizlik sigortası primi borçlarının hisseleri oranında ortak olan davacı ... ile dava dışı ...'in yapılandırarak ödediği, ...'in bu ödemeden kaynaklı alacağını davacıya devir ve temlik ettiği dolaysıyla davacının temlik aldığı bu alacak bakımından dava ve takip yetkisinin de olduğu, taraflar arasında imzalanan ve geçerliliği herhangi bir itiraza konu olmayan ve şirket kayıtlarına da işlenerek resmiyet de kazandığı anlaşılan  Pay Devir ve Temlik Sözleşmesinin 6. maddesinde 31.05.2002 tarihinden sonra tüm sorumluluğun devir alanlarda olduğunun kararlaştırıldığı, yine tüm defter ve kayıtların denetçi tarafından  incelettirildiğinin, kayıt ve belgelerin teslim edildiğinin de yazıldığı, tarafların tacir oldukları, davalıların sözleşmeden sonra paylarını devretmelerinin sözleşme kapsamında talepte bulunan davacının talep hakkını oradan kaldırmayacağı, davacının talebinin sözleşmeye dayandığı hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacının ödediği ve temli aldığı bilirkişi ek raporu ile de tespit edilen 33.556,09 TL asıl alacak, 5.977,21 TL faiz olmak üzere toplam 39.533,30 TL alacaklı olduğu anlaşıldığından asıl ve birleşen dava yönünden itirazın iptali ile takibin devamına, takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirmesi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\"gerekçesi ile, ''A-ASIL DAVA YÖNÜDEN 1-Davacının davasının kabulü ile davalıların İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, 2- Davacının icra inkar tazminatı isteminin reddine,<br>B- BİRLEŞEN ADANA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2020/279 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN 1-Davacının davasının kabulü ile davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına '' karar verilmiş ve karara karşı asıl dava davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; \"Müvekkiller aleyhine davacı yanca açılmış olan işbu itirazın iptali davasında müvekkil aleyhine hüküm kurularak davacının davasının kabulüne karar verilmiştir. İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2018/615 Esas ve 2022/219 Karar sayılı 29.03.2022 tarihinde vermiş olduğu kararda davanın kabulüne yönelik hüküm usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; 1.  Davaya dayanak yapılan sözleşme maddesinden müvekkilin borçlu olacağı ve bu tür borçların müvekkilce ödeneceği anlamı çıkmamaktadır. Dava her ne kadar Borçlar Kanunu madde 83 ve 127/2 ye göre açılmış ise de davacı tarafından yapılan işlem ve kanunun aradığı şartların oluşmadığı açıktır.  Bahsedilen borçlar kamu borcu olmakla, kamu borçları için öncelikle şirkete takip yapılmalı, tahsil edilemez ise, şirket hissedarlarının payları oranında malvarlığına gidilecektir.  Ancak davacı doğrudan tüm ödemiş olduğunu iddia ettiği kamu borcu için tüm borç için tarafımıza takip başlatmıştır. Bir an için müvekkilin borçtan sorumlu olduğu düşünülse dahi bu oran sahip olduğu ve devir temlik ettiği 1/250 pay oranıdır. Sayın mahkeme bu şekilde bir pay bölüşümü yapmayarak hataya düşmüş ve kararı yanlış oluşturmuştur. Yine aynı şekilde yapılan icra takibi de bu şekilde oluşturulmamış tüm hissedarlara aynı oran üzerinden ortak bir takip yapılarak ödeme emri de hatalı düzenlenmiştir. 2. Ödeme dekontları incelendiğinde ödemelerin davacı tarafından ödenmediği, üçüncü bir kişi tarafından ödendiği görülmektedir. Bu ödemelerin şirketin SGK borcu nedeniyle 33.556,09 TL.'nin davacı tarafından ödenmediği görülmektedir. Verilen muvaffakatnamenin de usule uygun olmadığı ve ayrıca sonradan düzenlenebilecek bir evrak olması bakımından davaya dayanak yapılamayacağı açıktır. ... ile davacı arasında yapılan sözleşme müvekkiller açısından bağlayıcılığı yoktur. Sadece tarafları bağlayan bu sözleşmeye dayalı olarak aleyhimize takip başlatılamaz. Bu belgeler tarafımıza rucü edilmesini gerektirecek belgeler değildir. Sayın mahkeme değerlendirme hatasına düşerek bu anlamda verdiği kararın kaldırılması gerekmektedir. 3. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için müvekkilin kendi pay oranından sorumlu olacağı kabul edilse bile, müvekkil ile yapılan sözleşme 10.06.2003 tarihi olup, ödeme tarihlerini kapsamamaktadır. 4. Yine verilen muvaffakatname, üçüncü şahıs hakkında dava açılmasına  yetki verilebileceği anlamına gelmemektedir. Bu tür yetkilerin özel olarak düzenlenmesi gerekir. Davaya dayanak yapılan gerek muvafakaname gerek temlik sözleşmesi usulen hatalı olduğundan, davanın bu sözleşmelere dayandırılması da hukuken hatalı olmuştur. 5. Dayanak olan sözleşme ile ilgili olarak zamanaşımı itirazımız bulunmakta olup, bu husus ilk derece mahkemesince değerlendirilmemiştir. Bu tür sözleşmeler beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu itirazımız değerlendirilmemiştir. 6. Müvekkil, 10.06.2003 tarihinde şirket üzerinde sahip olduğu hisselerini ...' e devretmiştir. ... hisseleri devralırken ... A.Ş. Nin tüm borçlarını ödemeyi taahhüt etmiştir. Taraflar arasında akdedilen sözleşme dosyada mevcuttur. Buradan da müvekkilimin herhangi bir  mali sorumluluğunun bulunmadığı açıkça anlaşılacaktır. Bir an için sorumluluğu olduğu kabul edilse dahi,  sadece ortak olduğu  döneme ve hisse oranına ilişkin sorumluluğu mevcut olacaktır. 7. Davacı tarafından öncelikle şirkete başvuru yapılması ve buradan bir aciz vesikası alması halinde müvekkile ve diğer davalılara başvurması gerekir. Zira borcun öncelikli muhatabı şirket tüzel kişiliği olup, tahsil kabiliyeti olmamasının kesinleşmesi halinde, bu durumda davalılara rucü hakkı olduğu belki düşünülebilir idi.8. Müvekkil hissesini 10.03.2003 tarihinde ...'e devrettiği ve Devralan ...'in ise kanul ve beyan ettiği, bu duruma göre borcun tamamından ...'in sorumlu olduğu açıktır. Dosyadaki bu sözleşmeninde bu anlamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Sayın Mahkeme bu hususu dikkate almamıştır. Yukarıda açıklamış olduğumuz nedenlerden anlaşılacağı üzere mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır.\"Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVALILAR ... VE ...  VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; \" Öncelikle, dosyada mevcut ödeme makbuzları incelendiğinde havaleyi yapanın ... Tic. ve San. A.Ş.'' olduğu, açıklama kısımlarında ise ''... hissesi oranında'' yazıldığı görülmektedir. Bu durumda ... Tic. ve San. A.Ş.'nin davacı lehine ödemeler yaptığı ve rücuen davacıdan işbu ödemeleri talep etmediği ortadadır.Banka dekontlarında işlemi yapan, dekontta ad ve ünvanı yazılı olandır. Açıklama kısmında lehine havale yapılan kişinin havaleyi yaptığı anlamı çıkmaz, tam tersine dekontta adı geçenler arasındaki iç ilişkiyi belgeler ve lehine havale yapılanın, havaleyi yapana borçlu olduğu anlamı çıkar. Davacının bu durum karşısında işbu dekontlara dayanarak müvekillerden alacak talep etmek için aktif husumet ehliyeti olamayacağı kanısındayız.Hal böyle iken, dekontlardan ödemeleri yapanın lehine ödeme yapılan davacının olduğu sonucuna varıp bu yönde hüküm kurmanın doğru olmadığı kararın ortadan kaldırılması gerektiği kanısındayız.Hükme esas alınamayacak, zorlama yoruma dayalı bilirkişi raporunda dekontların açıklama kısmında lehine ödeme yapıldığı yazılı olan ...'in,  işbu  ödemelerinin de davacıya ödenmesi gerektiği, çünkü ...in bu alacağını davacıya temlik ettiği rapor edilmiştir.Alacağın temliği anlaşmasının iki taraflı bir sözleşme olduğu ve devreden ve devralanın birlikte adiyen de olsa imzalayacakları yazılı belge ile geçerlik kazanacağında şüphe yoktur. Oysa dosyaya sunulan, dava dışı ...'in alacaklarını, davacıya temliği anlaşması olduğu ileri sürülen muvafakatname başlıklı, tarihsiz ve devredenin açığa atılan bir imzasının üstünün doldurulduğu zannını da uyandıran belgede sadece devredenin imzası olup,  temlik lehtarı görülen davacının temliği kabul beyanı olmadığından işbu belgenin geçerli bir alacağın temliği sözleşmesi olmadığı kanısındayız. Kaldı ki işbu muvafakatname başlıklı belge, icra takibi dosyasına ibraz edilmemiş, huzurdaki itirazın iptali davası sırasında itirazlar üzerine tarihsiz olarak dosyaya sunulmuş ve kararın dayanağı yapılmıştır. İşbu belgenin bu hali ile karara esas alınamayacağı dolayısı ile davanın husumet yönünden reddi gerektiği kanısındayız. Bu sebeplerle, karara karşı İstinaf Kanun yoluna başvurmak gerekmiştir.'' Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DAVALI ... VEKİLİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZETLE; \"Davacı tarafından açılan haksız ve hukuka aykırı dava sonucunda İstanbul  9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/615 E. 2022/219 K. Sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak verilen bu karar haksız ve hukuka aykırı olup; hukuka aykırı olarak verilen kararın istinaf incelemesi sonucunda kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; 1)  Karara gerekçe olarak sunulan muhasebe ve finans uzmanı Sayın bilirkişinin sözleşme maddelerini yorumlayarak borçtan sorumluluk hakkında tespitlerde bulunması hukuka aykırıdır.Dosyanın Sayın bilirkişiye tevdi edilmesindeki amaç , davacının alacak miktarının tespitinin değerlendirilmesidir. Ancak Sayın bilirkişi, görevlendirme konusu sınırlarını aşarak hukuki bir değerlendirmeye girmiştir. Sözleşme hükümlerinin değerlendirilmesi ve sorumlulukların tespiti tamamen hukuki bir inceleme gerektirdiğinden hesap bilirkişisi olan ve alacak miktarını tespit için görevlendirilen bilirkişi tarafından tanzim edilen rapora konu edilmesinin hukuken kabulü  mümkün değildir.2) Bilirkişi raporunda; sözleşmede yer alan \"Devralanların Beyan, Kabul ve Taahhütleri\" başlıklı 6.2 maddesi uyarınca devralanların 31.05.2002 tarihinden sonrası için şirkete ait tüm sorumlulukların kendilerine ait olduğunu kabul etmiş olduğundan bahisle müvekkilimizin sorumlu olduğuna yer verilmiştir. Ancak bu tespit yerinde değildir. Taraflar arasında imzalanan pay devir sözleşmesinin 6.2. Maddesinde müvekkilimizin 31.05.2002 tarihinden sonra tüm şirket borçlarını üzerine alması gibi bir durum söz konusu değildir. Sözleşmede bu yönde anlaşılabilecek başka hiçbir madde de bulunmamaktadır. Pay devir sözleşmesi incelendiğinde de açıkça görüleceği üzere; davacının sunmuş olduğu pay devir sözleşmesinin 6.2. maddesinde \"şirketin 31.05.2002 tarihinden sonraki tüm sorumlulukların kendilerine ait bulunduğunu\" şeklinde hüküm bulunmakta ise de bu hüküm kamu borçlarını kapsayıcı nitelikte olmayıp şirket yönetimi ile alakalıdır.Şu halde, pay devir sözleşmesine şirket borçları hakkında konulduğu açıkça anlaşılabilecek bir hükmü genişletici şekilde yorumlayarak her borç için uygulamak hakkaniyete aykırı olacaktır. Sayın Mahkemenizce malum olacağı üzere; sözleşmelerin genel yapısı gereğince öncelikle genel nitelikteki hükümler düzenlenip sonrasındaki hükümler ile ayrıntılar düzenleme altına alınmakta ve genelden özele doğru ilerleyen bir sistem uygulanmaktadır. Bahse konu sözleşmede de bu yöntem izlenmiş ve genel bir sorumluluk maddesinin ardından şirketin kamu borçlarıyla ilgili özel maddeler eklenmiştir. Sözleşmenin 6.4. maddesinde şirketin rutin vermesi gereken beyannamelerin süresi içinde verildiği ve bunlara ilişkin ödemelerin yapıldığının tespit edilmiş olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Doğrudan dava konusu borçla ilgili olan bu hüküm dahi müvekkilimizin mevcut rücu talebi açısından sorumlu tutulamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Sözleşmenin 6.5. maddesinde ise \"Şirketin, DEVREDENLERİN sorumlu olduğu dönem ile ilgili vergi incelemesine tabi olması halinde, incelemenin derhal DEVREDENLERE bildirileceğini, bu konuda gerekli savunma imkanının sağlanacağını\" belirtilmiştir. Açıklamalarımız doğrultusunda her ne kadar davacı beyanlarında ısrarla sadece bir madde üzerinden müvekkilimizin dosya konusu borçtan sorumlu olduğunu ileri sürüyor ise de sözleşmenin bir bütün olarak incelenmesi halinde yer alan düzenlemeler ve hükme bağlanan tespitler neticesinde müvekkilimizin rücu talebine konu borç açısından muhatap olarak kabul edilemeyeceği sabittir. 3) Önemle belirtmek istediğimiz husus dosyaya sunulu bilirkişi raporunda yer alan nitelendirme ve değerlendirmelerin görevlendirilme amacı dışında olduğudur. Şöyle ki;  Sayın Mahkemenizce davacının alacak miktarının tespitinin değerlendirilmesi için dosya, hesap bilirkişisine tevdi edilmiştir. Ancak bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda 6100 syl HMK 279/4 maddesinde açıkça düzenlenen “Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.” hükmüne aykırı davranılarak sözleşmelerin niteliği, borçlardan sorumluluk gibi hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmuştur. Hukuka uygun bir yargılamanın devamı için düzenlenmiş olan bu raporun değerlendirmeye alınmaması ve Sayın Mahkemenizce gerekli görülmesi halinde dosyanın yeniden bir hesap bilirkişisine tevdi edilmesi gerekirken bu rapor dayanak alınarak kurulam hüküm hukuka aykırı olup kararın kaldırılması gerekmektedir.“..bilirkişi hukuki konulara girmeme konusunda yüksek özen göstermelidir. Ne var ki bilirkişinin hukuki konularda görüş açıklamasına çoğunlukla yargı neden olmaktadır.”, “Yasanın öngördüğü yasak ve yükümlülüğe aykırı davranış, yargıcın yetki alanına girme ve telkin niteliğinde olacağından Anayasa m. 138’e aykırıdır. Yasanın buyurucu kuralına aykırı bu nitelikteki davranış ceza sorumluluğunu da gündeme getirebilir. Bilirkişi kesin olarak bu alana girmemelidir. Yargı orunları da bilirkişinin hukuki konulara girme yasağını çiğneme olanağı verecek görevlerden çekinmelidir.” (Çetin Aşçıoğlu, Yargılamada Maddi Gerçeğin Belirlenmesi ve Kanayan Yara Bilirkişilik, Ankara, 2010, sf.315-316)“..bilirkişi incelemesinin sınırlarının aşıldığı ikinci hal, HMK m. 279/f. 4 hükmüyle yasaklandığı halde, bilirkişinin görüşünü açıklarken hukuki tespit, nitelendirme yahut değerlendirmede bulunmasıdır. Bilirkişinin görevlendirilmediği halde hukuki mesele hakkında görüş bildirmesi, uygulamadaki yargısal alışkanlığın sonucu ve görünümüdür.” ( Dr. Barış Toraman, Medeni Usul Hukukunda Bilirkişi İncelemesi, Yetkin Yayınları, 2017, sf.180) 4) Müvekkilimiz 20.11.2002 tarihli pay devir sözleşmesi ile şirket bünyesinde hisse sahibi olmuştur. Ayrıca 22.10.2002 ila 26.06.2003 tarihleri arasında şirket yönetim kurulu üyesi olarak bulunmuştur. Müvekkilimiz, yukarıda belirtilen tarihler arasında şirkette paydaş ve yönetim kurulu üyesi sıfatlarıyla bulunmuştur. Ancak  10.06.2003 tarihli sözleşme ile sahip olduğu hisselerini tüm hak ve borçlarıyla ...’e devretmiş akabinde yönetim kurulu üyeliğinden de istifa ederek şirketle tüm ilişkisini sona erdirmiştir. ... ile müvekkilimiz arasında akdedilen bu sözleşme kapsamında ..., 22.10.2002 tarihine kadar oluşan tüm kamu borçlarından da sorumlu olduğunu kabul etmiştir. Doğrudan işbu dosya esası borca ilişkin olan bu taahhüttün yargılama içerisinde değerlendirilmemesi ve şirket bünyesindeki tüm hak ve borçlarını devreden müvekkilimizin sorumlu tutulması haksız olup verilen kararın bu nedenle de kaldırılması gerekmektedir.5) Davacının rücu talebini doğrudan müvekkilimize yöneltmiş olması da kötü niyetini ortaya koymaktadır. Öyle ki, bahse konu borç şirkete ait bir kamu borcudur, bu sebeple davacının rücu talebini öncelikle borcun esas muhatabı olan şirket tüzel kişiliğine yöneltmesi gerektiği açıktır.Malum olduğu üzere, bahse konu şirket bir anonim şirkettir. Her ne kadar anonim şirketlerde kamu borçlarına ilişkin rücu taleplerini düzenleyen açık bir düzenleme bulunmasa da aşağıda yer verdiğimiz Yargıtay kararından da görüleceği üzere 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun 35. ve 75. Maddesinde yer alan Limited Şirketler hakkındaki düzenlemenin kıyasen Anonim Şirketler hakkında da uygulanması gerekmektedir. Buna göre davacının öncelikle asıl muhatap olan şirkete sonrasında ise borcun doğduğu dönemde yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüten veya yönetim kurulu üyesi olarak bulunan kişilere başvurmadan müvekkilimize rücu talebi yöneltmesi hukuken mümkün değildir. “Tüzel kişi mükelleflerin kamu alacaklarından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden, kanuni temsilcileri sorumlu tutulmuştur. Ancak vergi borcunun temsilciden istenebilmesi için öncelikle temsil edilen tüzel kişiden talep edilmesi ve bu tüzel kişinin ödeme kabiliyetinin olmadığını gösteren “aciz vesikasının” düzenlenmiş olması gereklidir (6183 SK. m.75). Kanuni temsilcilerin kim olduğu konusu ise tüzel kişinin türüne göre değişmektedir. Anonim şirketler ve kooperatiflerde kanuni temsilciler yönetim kurulu başkan ve üyeleri iken limited şirketlerde şirketin müdürü, kolektif şirketlerde ise ortakların her birisidir.” (EK-3, Yargıtay 11. H.D. 2014/8501E.,  2014/16502K., 30.10.2014T.) 6) Önceden de açıkladığımız üzere; müvekkilimiz sahip olduğu hisselerini tüm hak ve borçlarıyla ...’e devretmiş akabinde yönetim kurulu üyeliğinden de istifa ederek şirketle tüm ilişkisini sona erdirmiştir. Bu noktada müvekkilimizin gerek yönetim kurulu üyesi gerekse ortak olarak şirket içerisindeki sorumluluğunun ne şekilde devam ettiği hususunda yine limited şirketler için getirilmiş bir düzenlemenin kıyasen uygulanması gerektiği sunduğumuz Yargıtay kararlarında açıkça belirtilmiştir. \"..Tüm bu hallerde temsilcilerin, sadece ortak oldukları veya görevde bulundukları dönemde tahakkuk eden kamu alacaklarından sorumlu olacakları, diğer bir deyişle limited ve kolektif şirketlerde ortaklıktan, anonim şirketlerde ve kooperatiflerde ise yöneticilikten usulünce ayrıldıkları tarihten sonraki kamu alacağından sorumlu olmayacakları tabiidir. Temsilcinin bu şekilde ödediği vergi için asıl mükellefe rücu etme hakkı bulunmaktadır (213 sayılı VUK. M.10). Dolayısıyla yukarıda belirtilen tüzel kişi temsilcileri, ödedikleri kamu alacağının “tamamını” öncelikle asıl mükelleften rücuen talep edebilirler.” (Yargıtay 11. H.D. 2014/8501E.,  2014/16502K., 30.10.2014T.) “Tüzel kişi mükelleflerin kamu alacaklarından kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesinden, kanuni temsilcileri sorumlu tutulmuştur. Ancak vergi borcunun temsilciden istenebilmesi için öncelikle temsil edilen tüzel kişiden talep edilmesi ve bu tüzel kişinin ödeme kabiliyetinin olmadığını gösteren “aciz vesikasının” düzenlenmiş olması gereklidir (6183 SK.m.75). ..temsilcilerin, sadece ortak oldukları veya görevde bulundukları dönemde tahakkuk eden kamu alacaklarından sorumlu olacakları, diğer bir deyişle limited ve kolektif şirketlerde ortaklıktan, anonim şirketlerde ve kooperatiflerde ise yöneticilikten usulünce ayrıldıkları tarihten sonraki kamu alacağından sorumlu olmayacakları tabiidir. Temsilcinin bu şekilde ödediği vergi için asıl mükellefe rücu etme hakkı bulunmaktadır (213 Sayılı VUK. M.10). Dolayısıyla yukarda belirtilen tüzel kişi temsilcileri, ödedikleri kamu alacağının “tamamını” öncelikle asıl mükelleften rücuen talep edebilirler. Kanuni temsilcilerin asıl mükellef dışındaki diğer sorumlulardan talepte bulunabilmesi için öncelikle bu kamu alacağının asıl yükümlüden tahsilinin mümkün olmaması gereklidir. Zira asıl yükümlüsünden tahsili mümkün olduğu halde bu alacağı kamu idaresine ödeyen kanuni temsilcilerin, asıl yükümlü dışındaki diğer sorumlulardan rücuen talepte bulunmaları mümkün değildir. (EK-4, Yargıtay 11. H.D. 2015/9128E., 2016/7852K., 6.10.2016T.) Şu halde; davacının öncelikle şirket tüzel kişiliğine başvurup rücu talebinde bulunmaksızın ve aciz vesikası almaksızın sonrasında ise borcun doğduğu tarihlerde şirket yönetim kurulu başkanlığı veya üyeliği görevlerini yürüten kişilerden ödemiş olduğu borcu tahsil etmeye çalışmaksızın müvekkilimizi muhatap alması anılan karar ve hükümler kapsamında hukuken mümkün değildir. “Somut uyuşmazlıkta davacı, banka hesabından kesilen vergi borcu tutarının davalıdan rücuen tahsilini talep etmektedir. Ancak, söz konusu alacağın davalıdan önce asıl mükellef olan şirketten talep edildiği iddia ve ispat olunmamıştır. Bu itibarla, ödeme anındaki şirketin mali durumu, aktif ve pasifleri, uyuşmazlık konusu borcun ödendiği tarihte borçların asıl muhatabı şirketten tahsil imkanı olup olmadığı, davacının bu borcu hangi koşullarda ödediği, dava hakkı ve rücu koşullarının bulunup bulunmadığının araştırılması, gerektiğinde şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.söz konusu alacağın davalıdan önce asıl mükellef olan şirketten talep edildiği iddia ve ispat olunmamıştır. Bu itibarla, ödeme anındaki şirketin mali durumu, aktif ve pasifleri, uyuşmazlık konusu borcun ödendiği tarihte borçların asıl muhatabı şirketten tahsil imkanı olup olmadığı, davacının bu borcu hangi koşullarda ödediği, dava hakkı ve rücu koşullarının bulunup bulunmadığının araştırılması, gerektiğinde şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 11. H.D. 2014/8501E.,  2014/16502K., 30.10.2014T.) 7) Müvekkilimiz tüm hukuki gereklilikleri yerine getirerek usule uygun bir şekilde şirketteki hissesini ...’e devretmiş ve ilgili devir sözleşmesine özellikle 22.10.2002 tarihine kadar oluşan kamu borçlarından da sorumlu olunacağına ilişkin bir madde eklemiştir. Bunun yanında müvekkilimiz, şirket karar defterinde yer alan 12.06.2003 tarih ve 2003/2 sayılı karar içeriğinde de maddeler halinde belirtildiği üzere, şirket yönetim kurulu üyeliğinden ve şirket genel müdürlüğünden istifa ettiğini sunduğu dilekçe ile şirket ortaklarına bildirmiştir. 12.06.2003 tarihinde şirket merkezinde gerçekleşen toplantıda müvekkilimizin istifasının kabulüne ve bu kapsamdaki temsil yetkisinin sona erdiğinin tescil ve ilanına, gerçekleşen hisse devir işlemlerinin hisse ay defterine işlenmesine karar verilmiştir. Müvekkilimizin şirket bünyesindeki tüm hak ve sorumluluklarını şirkette görevli ve ortak olduğu dönem içerisinde eksiksiz olarak yerine getirdiği sabittir.Yine her türlü gerekliliği hukuken belirlenen usullere uygun şekilde tamamlayarak şirketle ilişkisini sona erdirmiş olduğu açıktır. Bu sebeple artık şirket bünyesindeki bir borç hakkında müvekkilimize başvurulmasının hiçbir açıdan mümkün olmadığının kabulü gerekmektedir.  8)Ayrıca belirtmek gerekir ki Sayın bilirkişi tarafından dosyaya sonradan sunulan temlik sözleşmesi esas alınarak hesaplama yapılmış olması son derece hatalıdır. Nitekim davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde alacağın temlikine ilişkin hiçbir açıklama bulunmamaktadır. Bu kapsamda iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı olarak sunulan alacağın temliki sözleşmesi dikkate alınarak hesaplama yapılamaz. Yine davacının faiz talebi yönünden de yapılan hesaplama hatalıdır. Nitekim müvekkilimizin temerrüde düşürüldüğüne ilişkin dosyada hiçbir delil bulunmamaktadır. Verilen haksız ve hukuka aykırı kararın bu nedenlerle de kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.\"Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Asıl ve birleşen dava, davacı ve dava dışı temlik eden tarafından ödenen SGK borcunun pay devri sözleşmesi uyarınca davalılardan rücuen tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasıdır.Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne,  karar verilmiş ve karara karşı asıl dava davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  Somut olayda, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde ...-... sicil numarası ile kayıtlı, Beşiktaş/İstanbul adresinde faaliyette bulunan, her biri 200.000-TL. itibari değerli 250 adet paya bölünmüş ... Ticaret ve Sanayi A.Ş.’ deki payların devri hususunda şirket hissedarları davacı ... ile birlikde dava dışı hissedarlar ..., ..., ... ve ...'nin şirketteki hisselerini davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve dava dışı ...'e devri hususunda anlaştıkları ve taraflar arasında  20.11.2002 tarihli “Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi”  akdedildiği anlaşılmıştır. 20.11.2002 tarihli “Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi” uyarınca hissedarların şirketteki hisselerini devir ve temlik ettikleri, ...  Ticaret ve Sanayi A.Ş.’ deki payların devir ve temliki ve bu çerçevede tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi, işbu sözleşmenin konusunu oluşturduğu, sözleşmenin 4.maddesinde devir bedelinin, 5.maddesinde devredenlerin yükümlülüklerinin, 6 maddesinde devralanların yükümlülüklerinin düzenlendiği görülmüştür. Sözleşmenin 5.ve 6. Maddesi incelendiğinde hak ve yükümlülükler bakımından 31.05.2002 tarihinin baz alındığı, 31.05.2002 tarihi öncesinden kaynaklanacak borçlardan devredenlerin, 31.05.2002 den sonrakiler için devralanların sorumlu olacağının düzenlendiği görülmüştür. Sözleşmenin 6.2 maddesinde 31.05.2002 tarihinden sonra tüm sorumluluğun devralanlarda olduğu,6.3 maddesinde devralanların şirketin tüm kayıt ve belgelerini teslim aldıklarının ve kendileri tarafından tayin edilen bağımsız denetçinin defter ve belgeleri incelendiğini, şirketin tüm defter, kayıt ve belgelerinin kendilerine teslim edilmiş olduğunu, şirket hakkında tüm bilgileri edilmiş olduklarını, 6.4 maddesinde ise,  şirketin rutin olarak verilmesi gereken, Katma Değer Vergi, Kurumlar Vergisi, Muhtasar Vergi, Damga Vergisi ve benzeri beyannameler ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gereği ait aylık ve dört aylık beyannamelerin süresi içinde verildiği ve bunlara ait ödemelerin yapıldığını tespit ettiklerini, imza altına alarak beyan etmişlerdir. Dava dilekçesine ekli SGK Başkanlığı Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından ... TİC, VE SAN. A.Ş. Sayın: ... başlıklı 08/01/2015 tarihli yazı ile; Kurumumuzda ... sicil sayılı dosyada işlem gören iş yeriniz ile ilgili ödenmeyen Prim borcunuz bulunduğundan Kurumumuzda hakkınızda 6183 Sayılı Yasaya istinaden icra işlemleri devam etmektedir. 11.09.2014 Tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6552 Sayılı Kanuna göre ödeme kolaylığından yararlanarak  borcunuzu peşin veya taksitler halinde ödeyebilirsiniz. Aksi takdirde cebr-i icra işlemlerine devam olunacağı hususunu,  '' davacıya tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Dosya arasında bulunan SGK.'dan gelen cevabi yazılar incelendiğinde; Beşiktaş Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından tahakkuk ettirilen 10.952,38 TL asıl borç tutarı yapılandırma ödeme planı ile 21.942,59 TL olarak belirlenmiş olup 02/03/2015 tarihinde ... tarafından 21.942,59 TL “... hissesi oranında ödeme” açıklamasıyla ödenmiştir. Beşiktaş Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından tahakkuk ettirilen 1.467,78 TL asıl borç tutarı yapılandırma ödeme planı ile 3.083,31 YL olarak belirlenmiş olup 03/03/2015 tarihinde ... tarafından 3.083,50 TL “... hissesi oranında ödeme” açıklamasıyla ödenmiştir. Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından tahakkuk ettirilen 3.956,06 TL asıl borç tutarı yapılandırma ödeme planı ile 8.478,83 TL olarak belirlenmiş olup 04/03/2015 tarihinde ... tarafından 8.530,00 TL “... hissesi oranında ödeme” açıklamasıyla ödenmiştir. Davacı vekili tarafından verilen cevaba cevap dilekçesi ekindeki ''Muvafakatname '' başlıklı belge ile;  ... Sanayi A.Ş. aleyhine SGK tarafından tahakkuk ettirilen 2002/8/10/11aylara ait borçlara ilişkin ödeme emirlerinin SGK tarafından adına gönderilen kısmı için ödeme ve yapılan ödemeler için pay devir ve temlik sözleşmesi gereği devralan hissedarlara rücu edilmesi için hakkını ...'a devir ve temlik ediliğinin yazıldığı,'' ve ... ismi altının imzalandığı görülmüştür.Davacı tarafça ibraz edilen sicil kaydı ve SGK kayıtlarına göre davacı ... ve temlik eden ... adına ödeme yapan ...'nin davacının yetkilisi olduğu dava dışı şirkette ödeme yapıldığı tarihte sigortalı çalışanı olduğu anlaşılmıştır.Yapılan ödemeler, muvafakatname ve pay devir sözleşmesi uyarınca davacı tarafından kendi adına ve temlik eden tarafından yapılan SGK ödemelerinin şirketi devralanlardan rücuen tahsili amacıyla davaya konu icra takibi başlatıldığı, itiraz eden borçlular yönünden itirazın iptali talebiyle asıl ve birleşen davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davalılar ... ve  Davalı ..., ... ile aralarında imzalanan 10/06/2003 tarihli Devir Sözleşmesi ile şirketteki tüm hisselerini Dr. ...'e devrettiklerini, devir sözleşmesi uyarınca; 22/10/2002 tarihine kadar oluşan tüm kamu borçlarının ve 10/06/2003 tarihi itibarı ile ... A.Ş.'nin tüm alacak ve borçlarının Dr. ... tarafından üstlenildiği öne sürülerek davaya konu borçtan sorumlu olmadıklarını ileri sürmüş iseler de; Yapılar ödemelerin 2002 yılı Ağustos, Ekim ve Kasım aylarına ait işsizlik sigortası primi ödemeleri olduğu ve söz konusu Pay Devir Temlik Sözleşmesi hükümleri gereğince devralanların sorumluluğunda olduğu, birleşen dosya davalısı ... ile davalılar ..., ... arasında 10/06/2003 tarihinde yapılan sözleşmelerdeki edimlerin nispi karakterli olup sözleşmenin tarafı ...'e karşı ileri sürülebileceği; davacı ...'a karşı ileri sürülemeyecektir.Davalı ... vekilinin alacağın zamanaşımına uğradığını istinaf sebebi incelendiğinde; Davaya konu alacak hisse devir sözleşmesinden  kaynaklı ise de TBK. 49 Maddesi uyarınca; zamanaşımı süresinin, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı, alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlayacaktır. Davaya konu alacak davacı ve dava dışı temlik eden tarafından SGK borçlarının ödendiği 2-3-4/03/ 2015 tarihlerinden itibaren başladığı, davaya konu icra takibinin 22/02/2017 tarihinde başlatıldığı ve davanın ise görevsiz mahkemede 21/06/2017 tarihinde açıldığı gözetildiğinde zamanaşımı süresinin dolmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı ... vekilinin, davacının ödemiş olduğu SGK borcundan dava dışı şirketin  öncelikle sorumlu olduğu, bu itibarla öncelikle şirketten talep edilmek zorunda olduğu, şirketten alacağı tahsil edemeyeceğine dair aciz vesikası alınması halinde davalıdan tahsili cihetine gidebileceği, borcun ödendiği tarihte borcun asıl muhatabı şirketten tahsil imkanının araştırılmaksızın hüküm kurulduğuna yönelik istinaf sebepleri incelendiğinde, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun’un 4369 sayılı Yasa ile değişik 35. maddesi, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacağını ve bu Kanun hükmüne göre takibe tabi tutulacağını hükme bağlamıştır. Ortağın anılan bu borcu, onun  şirkete karşı taahhüt ettiği veya ödediği sermaye borcundan ayrı, bağımsız bir borçtur. Bahse konu borcun doğabilmesinin ön koşulu, amme borcunun şirketten tahsil imkanının bulunmamasıdır. Dava dilekçesine ekli SGK Başkanlığı Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından ... SAN. A.Ş. Sayın: ... başlıklı 08/01/2015 tarihli yazı ile; Ödenmeyen Prim borcunun bulunduğundan hakkında 6183 Sayılı Yasaya istinaden icra işlemleri devam ettiği ve borcun ödenmesi ihtaren bildirildiğinden bu ihtara istinaden davacının borcu ödediği, ...nın dava dışı şirket tüzel kişiliğinden tahsilat yapamadığı için şahıslardan tahsilat yoluna gittiği  anlaşılmakla; Taraflar arasında imzalanan pay devir temlik sözleşmesinin 6.2. açık hükmü ile davacının rucü edebilecektir.Ayrıca, Yargıtay 11. HD.2014/1186 E 2015/238 K 13.01.2015 Tarihli emsal karar içeriği de dikkate alındığında; SSK ve vergi borcu gibi amme borcuna ilişkin ödeme imkanı olmayan bir şirketin anılan borcundan dolayı ortaklardan birisinin şirket hakkında takip yapılmasını beklemeksizin bu borcu ödemesi şirket ortağı olarak hem kendisi, hem şirket, hem de diğer ortaklar yararınadır. Şirket hakkında takip yapılması ve bu takibin semeresiz kalması sonucu ortağın bu borcu ödemesi faiz ve diğer masraflar bakımından ortakların yükümlülüklerini artırmaktadır. Bu durumda, şirketin ödeme imkânının olmadığını bilen bir ortağın şirket adına amme borcunu ödemesi, salt idare tarafından şirket hakkında her hangi bir takip başlatılmadı diye borcu ödeyen ortağın yine borcu ödedikten sonra  öncelikle şirketten tahsil imkanını araştırmaması diğer ortaklara hisseleri oranında rucü imkanını ortadan kaldırmayacaktır.Somut olayda, 20.11.2002 tarihli Pay Devir ve Temlik Sözleşmesi ile pay devri yapılan dava Dışı ... A.Ş'nin 2002 Ağustos, Ekim ve Kasım aylarına ait işsizlik sigortası primi borçlarının hisseleri oranında ortak olan davacı ... ile dava dışı ...'in yapılandırarak ödediği, ...'in bu ödemeden kaynaklı alacağını davacıya devir ve temlik ettiği dolaysıyla davacının temlik aldığı bu alacak bakımından dava ve takip yetkisinin de olduğu, taraflar arasında imzalanan Pay Devir ve Temlik Sözleşmesinin Devralanların Beyan- Kabul ve Taahhütleri başlıklı 6.2. maddesinde, şirketin 31/05/2002 tarihinden sonra tüm sorumlulukların kendilerine ait bulunduğunun hüküm altına alındığı, davaya konu yapılan ödemelerin 2002 yılı Ağustos, Ekim ve Kasım aylarına ait işsizlik sigortası prim ödemeleri olduğu ve söz konusu Pay Devir Temlik Sözleşmesi hükümleri gereğince devralanların sorumluluğunda olduğu, davalıların sözleşmeden sonra paylarını devretmelerinin sözleşme kapsamında talepte bulunan davacının talep hakkını oradan kaldırmayacağı, davacının talebinin sözleşmeye dayandığı hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacının ödediği ve temlik aldığı prim borcunu rücuen davalılardan tahsil edebileceği,HMK'nın 282. maddesinde, hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceğinin düzenlendiği, bilirkişi raporu takdiri delil olup, mahkemece mali müşavir bilirkişiden alınan rapordaki tespitler de dikkate alınıp dosya kapsamına göre gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmakla; Mahkemece davanın kabulüne yönelik verilen karar usul ve yasaya uygun olduğundan istinaf eden asıl dosya davalılar vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl dosya davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Asıl dosya davalıların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden  asıl dosya davalıları tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.700,51-TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı Davalı ... tarafından yatırılan 675,12 TL. Harcın mahsubu ile bakiye 2.025,39 TL. harcın Davalı ...'dan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.700,51-TL istinaf karar harcından istinaf eden davalılar  ... ve ... tarafından yatırılan 675,13 TL. Harcın mahsubu ile bakiye 2.025,38 TL. Harcın  davalılar ... ve ...'den tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,5-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.700,51-TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı Davalı ...  tarafından yatırılan 675,13 TL. Harcın mahsubu ile bakiye 2.025,38 TL. Harcın Davalı  ...'dan tahsili ile hazineye gelir kaydedilmesine,6-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davalılar üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"da257c15048d60d9","SID":"e33f627b8d1a82ab"}}