{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/2057 <br>KARAR NO\t\t: 2025/472<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 18/05/2023<br>NUMARASI\t: 2021/712 Esas - 2023/301 Karar<br><br>DAVACI \t: ...  <br>VEKİLİ\t: Av. ... <br><br>DAVALI \t: ...  <br>VEKİLİ\t: Av. ... <br>DAVA\t: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 24/04/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 17/03/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ : 11/04/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davalının, davacı aleyhine Körfez İcra Dairesi'nin 2018/1501 ve 2018/1936 Esas sayılı dosyaları ile 50.000'er TL'lik takip başlattığını, borca itiraz ettiklerini, takiplerin durduğunu, davacının sürekli cebri icra tehdidi altında olmasından dolayı menfi tespit davası açmakta hukuki yararın bulunduğunu beyanla davacının davalıya borcu bulunmadığının tespitine, davalının kötüniyetli olmasından dolayı takibe konu miktarın %20'sinden aşağı olmamak üzere  tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin hisse sahibi ... ile müvekkilinin yıllardır tekstil sektöründe faaliyet gösterdiklerini ve birbirleri ile çalışmış olduklarını, faaliyetleri durdurmak isteyen müvekkilinin  2011 yılının Haziran ayında ... ile anlaştığını, anlaşma şartlarına göre müvekkilinin sahibi olduğu Cera Tekstil Firmasını, davacı şirketin tür değiştirmeden önceki hali olan Bateks İç Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne devrettiğini, davacı şirketin de karşılığında, müvekkilinin SGK ve Vergi Dairesine olan borçlarını kapatmayı ve üzerine bir miktar para vermeyi taahhüt ettiğini, davacı şirketin anlaşma mukabilinde 36 ay boyunca, müvekkilinin bir kısım yapılandırılmış olan SGK ve Vergi borcunu ödemiş olduğunu ancak daha sonra ödememeye başladığını, çıkan anlaşmazlık dolayısıyla davacının 24/03/2014 tarihinde müvekkili hakkında Körfez Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduğunu ve akabinde Körfez 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/57 Esas. 2015/402 Karar sayılı dosyası ile karar verildiğini, davacı şirket hiçbir taahhüdünü yerine getirmediğini,  müvekkili tarafından Gölcük 2. Noterliği'nin 30/12/2016 tarihli ve 14232 yevmiye no'lu ihtarnamesi ile ...'nun taahhütlerini yerine getirmesi için ihtar çekildiğini, fakat bir sonuç alınamadığını, akabinde müvekkilinin, Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/439 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açıldığını, müvekkilinin harcı yatıramaması nedeniyle  davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, devrettiği firmasının bedelini mahkeme kararına bağlayamayan müvekkilimin son olarak ise, davacı tarafın SGK ve Vergi borçlarını ödeyeceğine ilişkin açık ikrarı olması nedeniyle davacı şirkete dava konusu icra takiplerini başlattığını, davacının Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı' na verdiği 24/03/2014 tarihli şikayet dilekçesinde, müvekkiline ait olan Cera Tekstil firmasını devraldığını, bu firmanın kendisine olan borçlarını kapattığını, devralınan iş yerinde çalışanların tazminat ve tüm haklarından doğan ödemeleri üstlendiğini, bunların yanı sıra esas borcu teşkil eden ve yapılandırma kapsamına giren SGK ve Vergi borçlarını da üstlendiğini açıkça ikrar ettiğini, SGK ve Vergi Dairesi kayıtları incelenecek olursa 36 ay boyunca bazen davacı şirketçe, bazen de şirketin hisse sahibi ... tarafından ödemelerin yapıldığının ancak daha sonra ödeme yapılmadığının görüleceğini, müvekkilinin devrettiği firmanın tam değerini karşılamayacak olsa da davacı tarafın ikrarına dayanarak dava konusu icra takiplerini başlattığını, ödeme yapılmayan kısmın hesaplanması halinde müvekkilinin davacı şirket aleyhine başlatılan icra takip miktarlarından çok daha fazla olduğunun görüleceğini, davacının TBK madde 202 uyarınca işletmenin borçlarından her halükarda sorumlu olduğunu beyanla  davanın reddine ve  kötüniyetli olarak borca itiraz edildiğinden takibe konu miktarın %20' sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ   :<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; \" ...Davanın REDDİNE, İcra takiplerinin durdurulması için infaz edilmiş ihtiyati tedbir kararı olmadığından davalı lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına... \" karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalıya karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını, bu hususun tarafların ticari defterleri ile sabit olduğunu, ancak delil listelerinde gösterilen bu ticari defterlerin mahkemeden incelenmesi talep edilmiş olmasına rağmen usul ve yasaya aykırı olarak bunlar üzerinde herhangi bir inceleme yapılmadan karar verildiğini, alacakların 31.07.2018 ve 15.11.2018 tarihli alacaklar olduğu gözetilerek tarafların 2018 yılına ait ticari defterleri üzerinde inceleme yapması gerektiğini, borçlardan sorumluluk için üç temel şartın olduğunu: ticari işletmenin devri sözleşmesinin kurulması ve bu sözleşmede borçların yüklenilmesinin öngörülmesi, ticari işletmenin aktif ve pasifi ile devri, söz konusu devrin üçüncü kişilere duyurulmasıdır, yani bu konuda alacaklılara ihbar veya ilân yapılması. Devir ilişkisini kabul etmemekle beraber bir devrin olduğu kabul edilse dahi davacının borçlardan sorumluluğu için bu üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, ancak bu üç şartın gerçekleştiğine dair dosyada tek bir veri dahi bulunmadığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Davalı tarafça, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.<br>DELİLLER: Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/05/2023 Tarih - 2021/712 Esas - 2023/301 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; menfi tespit istemine ilişkindir.<br> İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. <br>Dosyanın incelemesinde; davacının, davalıya ait Cera Tekstil Sanayi isimli işletmeyi Haziran 2011 yılında devraldığı, davalının bu devir nedeniyle SGK ve vergi borçlarının davacı tarafından ödenmesi gerekirken bir kısım ödemeler yapıldıktan sonra kalan ödemeler yapılmadığı gerekçesiyle Körfez İcra Müdürlüğü'nün 2018/1501 ve 2018/1936 esas sayılı takipleri başlattığı, davacının eldeki dava ile bu takipler nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, mahkemece yazılı bir sözleşme olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, kararın istinafı üzerine Dairemizin 16/12/2021 tarih 2021/512 Esas 2021/2186 Karar sayılı kararı ile \" ... 6102 sayılı TTK'nın 11-(3) maddesinde işletmenin devri; \"Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün halinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.<br>6098 sayılı TBK'nın 202-(1) maddesinde ise;\"Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün halinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikri mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün halinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.\" hükmü bulunmaktadır.<br>Bu hükümler uyarınca işletmenin devrinin yazılı olması, ticaret siciline kaydedilerek ilan edilmesi gerekmektedir.<br>Eldeki uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince işletmenin devrine dair yazılı bir sözleşme olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, eksik araştırma ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.<br>Dosya kapsamına göre; davacı vekilinin Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 24/03/2014 tarihli şikayet dilekçesinde, işletme devrini kabul ederek SGK ve vergi borçlarını da ödediklerini beyan ettiği, bu durumda davalının ileri sürdüğü sözleşme ilişkisinin var olduğunun ikrar edildiği görülmektedir. Diğer yandan mahkemece işletmenin devrine ilişkin Ticaret Sicili Müdürlüğü kayıtlarının getirtilmediği, Vergi Dairesi ile SGK'dan işletmenin devredilip devredilmediği, vergi yükümlüsünün kim ya da hangi şirket olduğu, vergi yükümlüsünün değişip değişmediği hususlarının sorulmadığı görülmektedir. Bu hale göre, davalının işletmenin devredildiğini ileri sürdüğü, davacı vekilinin şikayet dilekçesinde işletmenin devrini kabul ettiği, ancak ilk derece mahkemesince işletmenin devri için tescil ve ilan gibi gerekli koşulların yerine getirilip getirilmediğinin araştırılmadığı görülmekle kararın kaldırılması gerekmiştir.<br>Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; taraflardan varsa işletmenin devrine ilişkin yazılı sözleşmeyi istemek, Ticaret Sicili Müdürlüğü, Vergi Dairesi, Belediye ve SGK kayıtlarının getirtilerek, mali müşavir bilirkişiden işletmenin devrinin gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşti ise tescil ve ilan tarihlerini ve bu tarih itibari ile işletmenin vergi ve SGK borçlarını, devir tarihindeki mevcut borç miktarı ile bu borçları kimin ödediğini belirleyen taraf ve mahkeme denetimine elverişli gerekçeli rapor almak, daha sonra geçerli bir devir olup olmadığı ile davalının alacağının olup olmadığı değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır. ... \" şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına karar verildiği, ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı TMK m. 6).<br>İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.<br>Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. (YHGK., 14.05.2014 tarih, 2013/19-1155 Esas, 2014/660 Karar; YHGK., 17.04.2015 tarih, 2013/19-1622 Esas, 2015/1238 Karar).<br>Dairemizin 16/12/2021 tarih 2021/512 Esas 2021/2186 Karar sayılı kaldırma kararı sonrası dosya arasına aldırılan 20/03/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; EBK 179 uyarınca işletmeyi devralan davacı şirketin devraldığı işletmenin SGK ve vergi borçlarından sorumlu olduğunu, ticaret sicil kayıtlarına göre işletme devri ile ilgili resmi bir devir yapılmadığını, davalı ...’ın (Cera Tekstil San.) 01.06.2011 tarihinde başka bir adrese taşındığını ve 27.08.2013 tarihinde ticareti terk ettiğini, 2011 yılında 6111 sayılı Kanun kapsamına giren (31.12.2020 tarihi ve öncesine ait) SGK borçlarının yapılandırıldığını, yapılandırılan SGK borçlarının 18 taksitte (36 ayda) ödendiğini,  yapılandırma dışında kalan 2010/12-2011/04 prim dönemine (dava konusu Haziran-2011 tarihli devir öncesine) ait SGK borçlarının anaparasının 157.858,89 TL olduğunu, (gecikme zammı dâhil 21.03.2022 tarihi itibariyle 574.700,18 TL olduğu), davalının vergi borçlarının 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılmadığını, 2010/12-2011/04 vergilendirme dönemine (dava konusu Haziran-2011 tarihli devir öncesine) ait vergi borçlarının anaparasının 41.523,75 TL olduğu (gecikme zammı dâhil 15.10.2019 tarihi itibariyle 62.858,24 TL olduğu),  yönünde görüş belirtilmiş olduğu görülmüştür.<br>Eldeki davada, davacı; aleyhine başlatılan Körfez İcra Müdürlüğünün 2018/1501 esas sayılı takip başlatılması üzerine, borca itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durdurulduğunu, davacı şirketin borç tehdidi altında olduğunu, bu nedenle de eldeki davayı açarak  davacı şirketin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini , davalı ise;  sahibi olduğu Cera Tekstil Firmasını 2011 yılı haziran ayında davacı şirkete devrettiğini, davacının da karşılığında davalının SGK ve Vergi Dairesine olan borçlarını kapatmayı ve üzerine bir miktar para vermeyi taahhüt ettiğini, davacı şirketin SGK ve Vergi borçlarını ödeyeceğine ilişkin açık ikrarının bulunduğunu bu nedenle icra takibi başlatıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. <br>Uyuşmazlık, taraflar arasında işletme devri sözleşmesi olup olmadığı ve varsa davalının bakiye alacağı olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.<br>Eldeki davada, ilk derece mahkemesince verilen 22/10/2020 Tarih - 2019/181 Esas - 2020/428 Karar sayılı kararın, dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonrasında 16/12/2021 tarih 2021/512 Esas 2021/2186 Karar ilamla kaldırılmasına karar verildiği, verilen kaldırma kararı sonrasında yerel mahkemece dairemiz kararında belirtilen eksik hususların giderilmesi için, taraflardan varsa işletmenin devrine ilişkin yazılı sözleşme örneğinin istenildiği, yine, Ticaret Sicili Müdürlüğü, Vergi Dairesi Başkanlığı, Belediye Başkanlığı ve SGK kayıtları getirtilerek bilirkişi heyetinden 20.03.2023 tarihli raporun dosya arasına kazandırıldığı görülmüştür.<br>Eldeki davada, tüm dosya kapsamı gözetildiğinde; davaya konu icra takibine dayanak teşkil eden  işletme devri ile ilgili taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmadığı, davacı vekili tarafından Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına verilen 24/03/2014 havale tarihli şikayet dilekçesinde şikayet tarihinden 3 yıl öncesine (2011 yılında) dava konusu işletmenin devrinin kabul edildiği, devir karşılığında davalının sadece yapılandırma kapsamındaki SGK ve vergi borçlarının üstlenildiğini beyan ettiği görülmektedir.<br>İlk derece mahkemesince; \"...işletmenin devir tarihi itibariyle yürüklükte bulunan mülga BK'nın 179 maddesi uyarınca işletme devri için belirli bir şekil şartı aranmamaktadır. Devrin ilan şartı ise işletmenin alacaklılarıyla ilgili sorumluluğun başlangıcına yöneliktir, istinaf kaldırma kararı sonrasında aldırılan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere işletmenin SGK borçlarının yapılandırıldığı, yapılandırma dışında kalan 2010 /12-2011/4 prim dönemine (dava konusu Haziran -2011 tarihli devir öncesine) ait SGK borçlarının anaparasının 157.858,89-TL olduğu, işletmenin devir öncesi vergi borçlarının ise 41.523,75-TL olduğu, oysaki davacı şirketin işletmenin devri karşılığında davalının SGK ve vergi borçlarını üstlendiği, davalının da bu nedenle icra takibi başlattığı anlaşıldığından davanın reddine...\" şeklinde karar verilmişse de verilen kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı yanılgılı kanaatle verildiği anlaşılmaktadır.<br>İlk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere mülga BK'nın 179. maddesi hükmüne göre bir işletmeyi aktif ve pasifiyle birlikte devralan kimse o işletmenin borçlarından sorumlu tutulmaktadır. İşletme devri  sözleşmenin taraflarının kendi iç ilişkileri bakımından bir kısım borçlardan devralanın sorumlu olmayacağını kararlaştırmaları mümkün ise de, dava konusu olayda yanlar arasında  bu yönde bir sözleşmenin  bulunmadığı da  görülmüştür. Bu durumda az yukarıda da belirtildiği gibi  eldeki davanın niteliği gereğince ispat yükü üzerinde olan davalı tarafından devredildiği iddia olunan işletmenin tüm aktif ve pasifiyle davacı şirkete geçtiği hususunun ispat edilemediği görülmektedir. Zira davacı vekilinin Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 24/03/2014 tarihli şikayet dilekçesinde, davacı şirketin işletmeyi bir kısım borçların ve yapılandırma kapsamındaki SGK ve vergi borçların üstlenilmesi karşılığında aldığını beyan ettiği, buna göre işletmenin tüm pasiflerini devralmadığı, davalının da işletmenin tüm pasiflerinin devralındığını ispat edemediği, bu nedenle mülga 818 sayılı BK'nın 179. Maddesi kapsamında işletmenin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte devrinden bahsedilemeyeceği açıktır. Bu durumda, davalının, yapılandırma dışında kalan SGK ve vergi borçlarından da davacının sorumlu olduğunu yazılı delillerle ispat etmesi gerekmekte olup davalının bu yönde yazılı delil sunamadığı görülmektedir. Kaldırma sonrası alınan bilirkişi raporunda da davacının yapılandırma kapsamındaki borçları ödediği, takibe konu alacağın yapılandırma dışında kalan borçlardan kaynaklandığının belirlendiği, bu durumda davacının takip nedeniyle borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı kanaatle, yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmiş olması isabetli bulunmamıştır.<br>Öte yandan;<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi; \"dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz\" hükmünü içermektedir.<br>Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır.<br>Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir.<br>Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 17/03/2010 tarihli ve 2010/19-123 E. 2010/154 K., 07/12/2011 tarihli ve 2011/13-576 E. 2011/747 K. ve 20/03/2013 tarihli ve 2012/19-778 E. 2013/250 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.<br>Eldeki davada; davalı, davacıya işletme devri nedeniyle alacaklı olduğundan bahisle takip başlatmıştır. Başlatılan takip için davalının sırf takip başlatmakla haksız ve kötü niyetli olduğu dosya kapsamı ile sabit değildir. Ayrıca bu konuda davacı tarafında da davalının takip başlatmakta haksız ve kötü niyetli olduğu ispatlanamamıştır. Bu durumda davacı tarafından talep edilen kötü niyet tazminatının reddine karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.<br>Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KABULÜNE; Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/05/2023 Tarih - 2021/712 Esas - 2023/301 Karar Sayılı kararının KALDIRILMASINA, HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın KABULÜ ile Körfez İcra Dairesi'nin 2018/1501 Esas ve 2018/1936 Esas sayılı dosyalarında davacı hakkında yapılan takiplerde davacının borçlu olmadığının tespitine,<br>b-Şartları oluşmadığından davacının kötüniyet tazminatı isteminin REDDİNE,<br>c-Alınması gerekli 6.831,00-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 1.707,75-TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.123,25-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>ç-Davacının yaptığı toplam 63,50-TL yargılama giderinin 1.707,75-TL peşin harç ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>d-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>e-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>f-Dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine yönelik 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin 6325 sayılı Kanuna göre ve davalı aleyhine açılan davanın kabul edilmesi nedeniyle davalıdan tahsili için hazineye müzekkere yazılmasına, <br>g-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>2-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>a-İstinaf  Kanun Yoluna Başvuru harcının hazineye irad kaydına,<br>b-İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,<br>c-Davacı tarafından yapılan 738,00-TL İstinaf Kanun yolu masrafı ile 243,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 981,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>ç-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>d-Davacının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince davacıya iadesine, <br>e-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/03/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır. <br><br><br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7f4e81c7f5738f5c","SID":"8bba98be28aeb1c2"}}