{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/1994 - 2025/508<br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/1994 <br>KARAR NO\t: 2025/508<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>ÜYE\t:...\t(...)<br>KATİP\t:...\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t:GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t              :08/06/2023<br>NUMARASI\t:2022/967 Esas - 2023/618 Karar<br><br>DAVACI\t:ÖZGÜN METAL SANAYİİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - Kaynarca Mah. Elka Sk. No:27/1 İç Kapı No:1 Pendik/İSTANBUL<br>VEKİLİ\t:....<br>DAVALI\t:....<br>VEKİLİ\t:....<br>DAVA\t:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t:14/12/2022<br><br>KARAR TARİHİ\t    :17/03/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ   :11/04/2025<br><br>\tİstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı-borçlu aleyhine ticari satımdan kaynaklanan borcu nedeniyle Gebze İcra Dairesi'nin 2022/20527 Esas sayılı dosyası ile icra takibine geçildiğini, davalı-borçlu tarafından icra takibine yapılan haksız itiraz üzerine icra takibinin durduğunu, davalı-borçlu tarafından icra takibine “borcu bulunmadığı\" gerekçesi ile itiraz edildiğini; davalı tarafından yapılan itirazın haksız ve yasal dayanaktan yoksun, zaman kazanma amaçlı, kötü niyetli olduğunu; davacı tarafından davalı-borçluya ticari faaliyete konu çeşitli ürünler satıldığını, işbu yapılan alışveriş nedeni ile faturalar kesildiğini, davalı tarafça sipariş edilen ürünlere ilişkin teklif formu ve mail örneklerini ekte sunduklarını, hesap ekstresinden de görüleceği üzere muhtelif tarihli ve bedelli fatura alacaklarına ilişkin davalı tarafından davacı şirkete bir kısım ödemeler yapılmış olmasına rağmen borcun tamamının ödenmediğini, davacı şirket tarafından davalı şirkete bir çok defa başvurulmasına rağmen davalı tarafça icra takibine konu borçların ödenmediğini, bu nedenle de hesap ekstresinde yer alan bakiye borç sebebiyle davalı borçlu aleyhine icra takibine geçildiğini, davalı-borçlunun itiraz dilekçesinde yer alan hususların gerçeği yansıtmadığını, zira taraflar arasında ticari faaliyet gereği çeşitli ürünlerin satıldığını ve faturalandırıldığını, bu faturalara karşı yanca herhangi bir itiraz yapılmadığını, davalı-borçlunun  Gebze İcra Dairesi'nin 2022/20527 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu haksız itirazının 46.780,73-USD asıl alacak yönünden takip talebindeki koşullarla iptali ile takibin devamına, haksız itiraz nedeni ile davalı-borçlunun %20'sinden az olmamak üzere icra-inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket Zeysac Metal Otomotiv Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davacının daha önce muhtelif hususlarda ticari alım satım ilişkisi içerisinde bulunduklarını, davacı taraf huzurdaki dava ile itirazın iptaline konu edilen icra takip dosyası vasıtasıyla davalıya satılması konusunda herhangi bir anlaşma yapılmayan ve dolayısıyla teslim edilmeyen birtakım malların, kur farklarının ve vade farklarının ödenmesini talep ettiğini, davacı tarafın her ne kadar bir takım evrakların söz konusu iddialarına delil oluşturduğunu iddia etmiş olsa da bu hususun gerçeği yansıtmadığını, buna göre davacı tarafından örnek mahiyetinde sunulduğu belirtilen teklif formlarının üzerinde davalının hiçbir yazılı onayının ya da imzasının bulunmadığını, bu itibarla davacının tek taraflı olarak düzenlediği bu formların herhangi bir şekilde ispata elverişliliğinin bulunmadığını, taraflar arasında da herhangi bir yazılı alım satım sözleşmesinin de bulunmadığını, benzer şekilde yine davacı tarafından hem icra takip dosyasına dayanak belge olarak hem de işbu dosyaya delil olarak sunulmuş olan \"Hesap Ekstresi\" adlı tablonun, herhangi bir şekilde TTK'nın 89. maddesi anlamında bir \"Cari Hesap Sözleşmesi\" teşkil etmediğini, söz konusu tablo ilgili olarak davalının yazılı kabulünün bulunmadığını, yine aynı şekilde davacı tarafa bir borcu bulunmayan davalı ile davacı arasında herhangi bir yazılı borç mutabakatının da yapılmadığını, bu itibarla, davacının tek taraflı olarak hazırladığı ve bakiyesinin ödenmesini talep ettiği söz konusu hesabın da herhangi bir şekilde ispata elverişliliğinin bulunmadığını, faturanın tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmeyeceğini beyanla; haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın  usulden, esastan ve tümden reddine, haksız, hukuka aykırı ve açıkça kötü niyetli icra takibi nedeniyle davacı aleyhine, İİK m.67/2 gereği dava konusu tutarın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"... 1-Davanın KABULÜNE, davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2022/20527 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın  iptaline ve  takibin devamına, takip konusu asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda T.C. Merkez Bankası'nın kısa vadeli USD cinsi döviz kredileri için uyguladığı avans faizi oranında faiz işletilmesine,<br>2-Davalı borçlu itirazında haksız olduğundan takip konusu alacağın takip tarihindeki TL karşılığı olan 838.596,05.-TL'nin %20'si olan 167.719,21.-TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında bir alım satım ilişkisi kurulmadığını, tanzim edilen faturaların herhangi bir hususla ilgili karine teşkil etmesinin mümkün olmadığını, yerel mahkemenin ispat yükü bakımından yapmış olduğu değerlendirmenin de ayrıca hatalı olduğunu, yerel mahkemenin kur farkı faturaları hakkında yaptığı değerlendirmenin de ayrıca hukuka aykırı olduğunu, davalı aleyhinde kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkemece gerekli inceleme ve araştırma yapılarak usul ve yasaya uygun şekilde karar verilmiş olup, karşı yanın istinaf nedenlerinin salt borçtan kurtulmaya yönelik ve kötü niyetli olduğunu, salt yazılı bir sözleşme akdedilmemiş olmasının, taraflar arasında ticari bir ilişkinin yahut alım-satımın olmadığına dayanak teşkil etmediğini, kaldı ki karşı yan tarafından işbu ticari ilişki nedeniyle bir kısım ödemeler de yapılmış olup, alım-satım ilişkisi karşı yanın da kabulünde olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/06/2023 tarih, 2022/967 Esas - 2023/618 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava; satış sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelemesinde; davacı tarafından davalı borçluya ticari faaliyete konu çeşitli ürünler satıldığını, işbu alışveriş nedeniyle faturalar kesildiğini, hesap ekstresinden de görüleceği üzere muhtelif tarihli ve bedelli fatura alacaklarına ilişkin davalı tarafından bir kısım ödemeler yapılmış olmasına rağmen borcun tamamının ödenmediği, faturalardan kaynaklanan bakiye alacağı için Gebze İcra Dairesi'nin 2022/20527 sayılı takip dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığı, davalının süresinde ödeme emrine itiraz etmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, davalı tarafça taraflar arasında yazılı alım satım sözleşmesi bulunmadığını, hesap ekstresinin cari hesap sözleşmesi teşkil etmediğini, faturanın tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmeyeceğini belirterek davanın reddini talep etmiş, Mahkemece BA ve BS formları getirtilerek her iki tarafın ticari defterleri incelenerek bilirkişi raporu alındığı ve yapılan yargılama sonrasında davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. <br>Davalı vekilinin; taraflar arasında bir alım satım ilişkisi kurulmadığına, tanzim edilen faturaların herhangi bir hususla ilgili karine teşkil etmesi mümkün olmadığına, yerel mahkemenin ispat yükü bakımından yapmış olduğu değerlendirmenin hatalı olduğuna ilişkin istinaf itirazları değerlendirildiğinde;<br>Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır.<br>Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.<br>Vergi Usul Kanununun (VUK) 229. maddesinde \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" hükmünü haizdir.<br>Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.<br>Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir.<br>Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi;<br><br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir.<br>7251 sayılı Kanununun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanununda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"(Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br>Davacı taraf, cari hesaptan kaynaklı hak ettiği bakiye alacağını alamadığından davalı aleyhine Gebze  İcra Dairesi'nin 2022/20527 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı,  davalı tarafın bedeli ödemediği, başlatılan icra takibine de itiraz ettiği iddiasıyla dava açmış, davalı ise borcun bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. mahkemece, yapılan yargılama sonucunda davanın  kabulüne karar verilmiştir. <br>Davacı ve davalı kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonrasında 15/05/2023 tarihli bilirkişi raporu ile; davacı şirketin yasal ticari defter kayıtlarında raporun ilgili paragrafında tespit edilen hususlar sabit kalmak kaydıyla davalıdan 31.07.2022 tarihi itibariyle 838.595,96-TL alacaklı olduğu teyit edilmiş ve davalı ... şirketi tarafından düzenlenen 08.12.2022 tarih ... nolu 47.906,94-TL (iade) faturayı kendi yasal ticari defter kayıtlarına ... nolu yevmiye kaydında 120 Alıcılar Hesabına alacak kaydetmek suretiyle kayıtlarına dahil ettiğinin tespit edildiğini, davalı şirketin incelemen 2022 yılı yasal ticari defterlerinin GİB'e karşı kâğıt ortamında yerine getirmiş olduğu buna dair açılış ve kapanış tasdiklerinine dair yükümlülüklerini ise süresi içerisinde ifa ettiği defterlerin genel tasdik ve kayıtları itibariyle kendisi yönünden delil teşkil edebileceğinin değerlendirildiğini ancak nihai takdirin mahkemeye bırakıldığını, davalı şirketin yasal ticari defter kayıtlarında raporun ilgili paragrafında tespit edilen hususların sabit kalmak koşuluyla davacıya; dava 14.12.2022 tarihi itibariyle toplam 1.056.488,31-TL borçlu olduğu tespit edilmiştir.<br> Davacı tarafından düzenlenen faturaların tamamının davalı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi TTK'nın 21/2. maddesine göre de itirazın bulunmadığı ve iadesinin de yapılmadığı, davalı şirketin BA form belge sayısı ve tutarlarının davacı şirket BS belge sayısı ve tutarları ile birbirini karşılıklı olarak teyit ettiği görülmüş, yukarıdaki açıklamalar uyarınca satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticarî defterlerine kaydedilmesi nedeniyle, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edildiğinden davalı vekilinin bu hususlara ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekilinin kur farkının istenemeyeceğine ilişkin istinaf itirazı değerlendirildiğinde;<br>6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi; \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme yada bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen  veya vade ya da fiili ödeme gününde ki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir.\" hükmünü haizdir.<br>Anılan yasa hükmüne göre taraflar aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder. Vadede ödeme yapılmaması halinde seçim hakkı yine alacaklıya geçmektedir. Öncelikle kur farkının talep edilebilmesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmasına veya akdi ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlıdır(Yargıtay 19. HD’nin 10/04/2018 tarihli 2016/17240 E, 2018/1950 K. sayılı, 19/12/2017 tarihli 2016/12505 E, 2017/8069 K. sayılı kararları). Faturaların yabancı para birimi üzerinden düzenlenmesi, taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir(Yargıtay 19 HD'nin 05/12/2019 tarihli 2018/965 E, 2019/5447 K. sayılı kararı). Kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamül bulunması gerekmektedir. Kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine de bağlı değildir. Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Yine kur farkının dayanağı olan fatura bedellerinin ne şekilde ödendiği hususu da önemlidir. Zira sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir (Yargıtay 19. HD’nin 20/04/2016 tarihli 2015/16900 E, 2016/6896 K. sayılı, 14/11/2013 tarihli 2013/14587 E, 2014/17996 K. sayılı kararları).<br>Açıklanan nedenlerle, taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebileceği, nitekim işbu davada birden fazla kur farkı faturasının düzenlendiği, Mahkemece kur farkı faturaları için yaptığı değerlendirmede isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf itirazı da yerinde görülmemiştir.<br>Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; davalının istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,<br>3-Alınması gereken 57.284,50-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 14.321,9-TL'nin mahsubu ile kalan 42.962,60-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, <br>4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,<br>6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/03/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Katip ...<br> ¸e-imzalıdır<br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"afb381e2d5859254","SID":"d38c9a11e85e0e89"}}