{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1190 Esas<br>KARAR NO:2025/400 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2019/527 Esas - 2022/263 Karar <br>TARİH:17/03/2022<br>DAVA:Alacak (Ödünç Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:13/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin davalı şirketin %15,15 oranında paya sahip ortağı olduğunu, müvekkilinin 2014 yılında davalı şirkete, bir kısım finansal ihtiyaçlarının karşılanması için 13.264.764 USD borç verdiğini (müvekkili adına vekaleten takip edilen hisse satış işlemleri dolayısıyla elde ettiği bedelin bir kısmını yine vekaleten şirkete verdiğini) ve bu alacağın şirket kayıtlarına da bu şekilde işlendiğini, davalı şirketin 31 Aralık 2017 tarihli bilançosunun 31 Aralık 2016 tarihindeki tabloyu gösteren sütununda “Uzun Vadeli Yükümlülükler-Diğer borçlar- İlişkili taraflara diğer borçlar” kaleminde davalı şirketin ortaklara borcunun 318.173.382,00-TL olarak görüldüğünü, yine 31 Aralık 2017 tarihli bilançoda 31 Aralık 2017 tarihli sütunda ise “Uzun Vadeli Yükümlülükler - Diğer borçlar - İlişkili taraflara diğer borçlar\" kaleminde şirketin ortaklara borcunun 486.944 520,00- TL olarak görüldüğünü, şirketin 31 Aralık 2018 tarihli bilançosunun 31 Aratık 2017 tarihindeki tabloyu gösteren sütununda “II-Uzun Vadeli Borçlar C) Diğer borçlar 1- Ortaklara borçlar” kaleminde şirketin ortaklara borcunun 192.751.966,77-TL olarak görüldüğünü ve yine 31 Aralık 2018 tarihli bilançoda 31 Aralık 2018 tarihli sütunda ise “II-Uzun Vadeli Borçlar C) Diğer borçlar 1- Ortaklara borçlar” kaleminde 188.518.704,53-TL olarak göründüğünü, ek olarak 31 Aralık 2018 tarinli bilançoda 31 Aralık 2018 tarihli sütunda ise \"II-Uzun Vadeli Borçlar C) Diğer borçlar 4- Diğer Çeşitli Barçla\" kalemi açıldığını ve bu diğer çeşitli borçların 192.350.87,62-TL olarak görüldüğünü; davalı şirketin 28 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurul Toptantısında dava konusu alacağın diğer hissedar alacakları ile birlikte Uzun Vadeli Ortaklara Borçlar hesabı altında takip edilmekte olduğunun belirtildiğini ve bu cihetle alacağın varlığının kabul edildiğini; 31 Mart 2018 tarihinde alınan bir Yönetim Kurulu Kararı ile ortaklar tarafından verilmiş olan ABD Doları cinsinden borçların alış tarihindeki Türk Lirası karşılıkları üzerinden takip edilerek, 2014 ila 2017 yılları arasındaki döviz bazlı takip edilen hesaplardan kur farklarının tenzil edildiğini ve ortakların alacaklarının Türk Lirası bazlı hesaplara intikal ettirildiğini, söz konusu kur farkı düzeltme işleminin şirketin ticari defterlerine kayıt edilmesine karar verildiğini, davalı şirkete dava konusu alacağa ilişkin ihtarnameler tebliğ edildiğini ve tutarın yıllık 69 oranındaki faizi ile birlikte ödenmesinin talep edildiğini, Bağımsız Denetçi raporuna ortakların şirketten talep ettikleri alacakların yansıdığının göründüğünü, şirket genel kurulunun 19 Haziran 2019 tarihinde sermaye artırımı yapılması gündemiyle olağanüstü toplantıya çağrılmış olduğunu ve tadil metninde yer alan “nakden yapılan sermaye artışının ortakların şirketten olan alacakları ile karşılanması ile mahsup edilebilir” ibaresi ile davalı şirketin davacıya borcu olduğunun ikrar edildiğini, 17 Temmuz 2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında müvekkilinin olumsuz oyuna rağmen sermaye artırım kararının alındığını, müvekkilinin davalı şirketten alacağının varlığı konusunda bir çekişme olmadığını; yapılan arabuluculuk sonrasında bir anlaşmaya varılamadığını, müvekkilinin ABD Doları cinsinden alacağının muaccel olduğunu, davalı şirkete sermayeye eklenmek üzere sermaye avansı gibi değil geri alınmak üzere 2014 yılında borç olarak verildiğini, taraflarca herhangi bir faiz kararlaştırılmadığını ancak TBK'nın Madde 387/2. fıkrası gereğince taraflarca kararlaştırılmamış olsa dahi ticari tüketim ödüncü sözleşmelerinde faiz istenebileceğini, huzurdaki davada akdi faize ilişkin tüm hakların saklı tutulduğunu ve asıl alacağa işlemiş temerrüt faizinin talep edildiğini, huzurdaki uyuşmazlıkta müvekkilinin davalı şirkete verdiği borcun geri ödeme talebinin davalı şirkete ulaştığı 25 Ekim 2018 tarihinden itibaren fiili ödeme gününe kadar İşleyecek Devlet Bankalarının ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile (temerrüt faizi) ile ödenmesinin talep edildiğini ileri sürerek, dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle 13.264.764,00 USD asıl alacak ve 720.476,57 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 13.985.240,57 USD alacak ile birlikte asıl alacağın fiili ödeme gününe kadar ABD Doları cinsinden işlemiş faizin fiili ödeme günündeki ... Bankası döviz efektif satış kuru üzerinden ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirketten alacağının bulunmadığını, müvekkili şirketin hiçbir zaman borç kabul ve ikrarı olmadığını, davacının iddiasını ispata yarar ödeme dekontu yada sözleşme bulunmadığını, davacının iddia ettiği alacağının kaynağının, ortaklar ve grup şirketlerin hisse alım satımları olduğunu, davacının, ... aile şirketlerine ait enerji şirketlerine koyması gereken sermayeyi kendi bireysel nakdi kaynağından koymayıp ... Yapı kaynaklarını kullanmak suretiyle bu sermayeyi temin ettiğini; davacının bilgisi dahilinde ve isteği ile davacı adına diğer şirketlere sermaye konulduğunu, müvekkili şirketin tüm işlemlerinde eşit işlem ilkesine uygun davranıldığını, davacının dava açmakta kötüniyetli olduğunu, davada ileri sürülen faiz talebinin de yasaya ve usule aykırı olduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 17/03/2022 tarih ve 2019/527 Esas - 2022/263 Karar sayılı kararında; \"Dava; davalı şirketin ortağı olan davacı tarafından, davalı şirkete ödünç (borç) olarak verildiği ileri sürülen 13.264.764,00 USD'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir.İddianın ileri sürülüş biçimine göre davacı tarafın istemi 6098 sayılı TBK'nın 386.vd. maddelerinde düzenlenen Tüketim Ödüncü Sözleşmesi hukuksal nedenine dayanmakta olup; Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK md. 386'da tanımlanmıştır. Buna göre, \"Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı veya tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanında aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.\" Tüketim ödüncü sözleşmesinin tarafları, ödünç veren ve ödünç alandır.Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK md.386-392 arasında düzenlenmiştir.Tüketim ödüncü sözleşmesi de aslında bir şeyin kullanılmasının devri borcunu içeren bir sözleşmedir. Ancak, burada kullanılan, şeyin kendisi değil, değeridir. Bu nedenle, bu sözleşmede bir miktar para veya tüketilebilen ( misli ) bir şeyin değerinin kullanılmasının devri, ancak o para veya şeyin mülkiyetinin devri ile mümkün olabilir. Burada ödünç alanın sözleşme sonunda geri vereceği şey, almış olduğu şeyi tüketmiş olduğu için artık o şeyin kendisi değil, onunla aynı nitelikte ve miktarda, aynı değerde başka bir şeydir. Buradan da anlaşıldığı gibi, tüketim ödüncü sözleşmesine konu olan şey, kullanım ödüncünün aksine parça malı değil çeşit malıdır ( misli maldır ).Tüketim ödüncü sözleşmesinin kira ve kullanma ödüncünden farkı, burada ödünç verilen para veya şeyin mülkiyeti belirli ( geçici ) bir süre için de olsa ödünç alana devredilirken, diğerlerinde şeyin mülkiyeti değil, sadece kullanılması karşı tarafa devredilmektedir. Bu farktan dolayı, bu sözleşmeye, \"tüketim ödüncü sözleşmesi \" denilmektedir. Zira bu sözleşmede ödünç alan, sözleşmenin konusunu oluşturan şeyin, ilke olarak tüketmek suretiyle kullanmaktadır. Ayrıca kira sözleşmesiyle kullanım ödüncü sözleşmesinde, geri verilecek şey, teslim edilen şey iken, tüketim ödüncü sözleşmesinde \" aynı nitelik ve miktarda \" bir şeydir.Tüketim ödüncü sözleşmesinde de ödünç alan; aynen satış ve bağışlama sözleşmelerinde olduğu gibi, sözleşme konusu şeyin mülkiyetini kazanmaktadır. Ancak, tüketim ödüncü sözleşmesinde ödünç alan, sözleşme süresinin sonunda aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermekle yükümlü olduğu için mülkiyeti geçici bir süre için kazanmakta, satış ve bağışlamada ise, alıcı bağışlanan, mülkiyeti sürekli olarak kazandıkları için herhangi bir geri verme ( iade ) borçları bulunmamaktadır.Tüketim ödüncü sözleşmesi, niteliği itibariyle sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Gerçekten, bu sözleşmede ödünç verenin üstlendiği borcun ifası zamana yayılmış olup, ödünç veren ödünç konusu şeyin, sözleşme boyunca sürekli olarak ödünç alanın emrinde tutmak zorunda olup, ancak sözleşme sonunda aynı nitelikte ve miktarda şeyi geri isteme hakkına sahiptir. (Kaynak, Prof. Dr. Fikret EREN, Borçlar Hukuku Özel Hükümler 5.Baskı)Somut olay bakımından taraflar arasında iddia edildiği gibi tüketim ödüncü sözleşmesi ilişkisi bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise ileri sürülen bu nedene dayalı olarak davacı tarafın davalıdan bir alacağının bulunup bulunmadığı, varsa miktarının tespiti için bilirkişi kurulu raporu alınmasına karar verilmiş, davalı taraf ticari defter ve kayıtları, getirtilen-sunulan belgelerle birlikte dosya bilirkişiler malimüşavir Prof. Dr. ..., ticari işletmeler konusunda uzman Doç. Dr. ...ve Borçlar Hukuku nitelikli hesaplamalar konusunda uzman Doç. Dr. ...'a tevdi edilmiş, adı geçen bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 04/08/2021 tarihli raporun ve taraf vekillerinin itirazı üzerine aynı bilirkişi kurulundan alınan 02/11/2021 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür.Alınan bilirkişi kurulu kök raporunda özetle; taraflarında kabulünde olan mail yazışmalarına göre taraflar arasında ticari bir tüketim ödüncü sözleşmesinin kurulduğu, Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının davalıya hisse sattığının sabit olduğu;Pay sahibi davacının davaya konu alacağının, davalı şirkete yapılan hisse satış bedelinin pay sahibi tarafından şirketten tahsil edilmeyerek, tüzel kişilikte (davalıda) borç olarak tutulmaya izin verilmiş olmasından kaynaklandığı;Taraflar arasında niteliğini tüketim ödüncü olarak ortaya konulan borç ilişkisinde tek taraflı bir değişiklik yapılmasının mümkün olmadığı, zira sözleşmelerin tarafların mutabakatı ile değişmesi gerektiği, nitekim defter ve kayıtlardan anlaşıldığı üzere davalı şirketin bu tutarı kayıtlarında uzun süre USD üzerinden izlediği ancak, daha sonra alınmış olan bir YK kararı ile bu tutarın TL üzerinden izlendiği, zira esasen hiçbir zaman gerçek bir borç olmadığı bu kararda ifade edildiği, davalı şirketin YK kararıyla tek taraflı olarak sözleşmenin esaslı bir hükmüne ilişkin tasarrufta bulunması mümkün olmayıp, bu davacı taraf için de bağlayıcı olmadığı ancak, şirketin bu tutarı TL üzerinden izlenmesi konusunda bir karar almasının önünde bir engel de olmadığı, bununla birlikte ödeme günü geldiğinde tutar, USD üzerinden ödenmesi gerektiği geldiği;Bunun yanında eldeki davada uyuşmazlığın, davacı pay sahibinin davalı şirketten iddia ettiği tutarda alacaklı olup olmadığına ilişkin olduğu, dolayısıyla davalı şirketin TTK 376. md kapsamına girmiş olmasının bu dava bakımından bir ehemmiyetinin olmadığı, bununla birlikte uygulamada birçok şirket kur farkları sebebiyle TTK 376 md kapsamına girebildiği ve hatta 2020 Aralık sonunda TTK 376. md ilişkin olarak 2018'de çıkartılan tebliğde kur farkları yönünden özel bir düzenleme de getirildiği, bu bağlamda tarihi daha önce olsa da davalı şirketin kur farkı zararının bilanço dengesini bozmaması adına mezkür tüketim ödüncünden doğan alacağı kendi hesaplarında TL üzerinden izlemek istemesinin bir mantığı olabileceği; bununla birlikte anılan sözleşmenin tek taraflı olarak değişmesini doğurmayacağı yönünde ayrıntılı görüş bildirilmiş;En son alınan bilirkişi kurulu ek raporunda, davacı tarafın alacak miktarı 12.217.965,82 USD asıl alacak ve temerrüt tarihinden dava tarihine kadar işlemiş faiz 378.626,90 USD olarak hesaplanmıştır. Alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporu gerekçeli, denetlenebilir, dosya içeriğine uygun ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, tarafların itirazları yerinde görülmemiş, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, alınan ve benimsenen bilirkişi kurulu rapor ve ek raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;Davalı şirketin hakim ortağı ve yönetim kurulu başkanı ... tarafından, davacıya elektronik ortamda gönderilen ve tarafların kabulünde olan 01/10/2014 tarihli mailde, ortakların davalı şirkete sattıkları dava dışı ... A.Ş.'deki pay satışından kaynaklanan satış bedellerinin, davalı şirketin fon ihtiyacı için davalı şirkete \"borç\" olarak verilmesinin önerildiği ve ortaklarca da bu önerinin kabul edilmek suretiyle taraflar arasında bir tüketim ödüncü sözleşmesi ilişkisinin kurulduğu; davalı şirkete bu şekilde sağlanan fonun şirket kayıtlarında ve mali tablolarında \"ortaklara borç\" olarak kaydedildiği; dava tarihinden önce tarafların birbirlerine çektikleri ihtarnamelerde ve cevaplarında da bu ilişkinin kabul edildiği, alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında dayanaklarıyla açıklandığı üzere taraflar arasındaki tüketim ödüncü sözleşmesi kapsamında davalı şirketin kayıtlarına da bu şekilde geçmiş (davalı şirkete yapılan pay satış bedelinin davalı şirketten tahsil edilmeyerek, davalı şirkette borç olarak tutulmaya izin verilen) davacının davalıdan 12.217.965,82 USD alacağının bulunduğu, açıklandığı şekliyle kanıtlanan davacı iddiaları karşısında davalının savunmalarının yerinde olmadığı anlaşılmış olup; sözleşmeden kaynaklanan bu alacağın Beşiktaş ... Noterliğince çekilen 24/10/2018 tarih ve ... nolu ihtarname ile verilen süre bitimi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, ''DAVANIN KISMEN KABULÜ ile,1-12.217.965,82 USD'nin temerrüt tarihi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a.maddesi gereğince uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,Davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine,2-Alınması gerekli 12.283.862,28-TL karar ve ilam harcından 1.390.485,42-TL peşin harcın mahsubu ile geriye kalan 10.893.376,86-TL harcın davalıdan alınıp maliyeye gelir kaydına, 3-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabulucu ücretinin davalıdan alınıp maliyeye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan peşin harç 1.390.485,42 TL'nin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 1.886.877,42 TL  vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 348.734,27 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yatırılan 44,40 TL başvuru harcı, 6,40 TL vekalet harcı, 9.000 TL bilirkişi ücreti ve 241,10 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 9.291,90 TL'nin kabul ve red oranına göre 8.117,71 TL'sinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafından yatırılan 6,40 TL vekalet harcı ve 100 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 106,40 TL'nin kabul ve red oranına göre 13,45 TL'sinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, \" karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İlk derece mahkemesinin 14/04/2022 tarih ve 2019/527 Esas - 2022/263 Karar sayılı EK kararında; \"Davalı vekili talep dilekçesinde özetle; mahkememizce verilen 17/03/2022 tarihli gerekçeli kararın 2 nolu hüküm fıkrasında karar ve ilam harcı yönünden hesaplama hatasının bulunduğunu, ayrıca hesap hatasının dava tarihindeki kurun esas alınmamasından kaynaklanıyor ise, emsal nitelikteki Yargıtay 11. HD'nin 25/02/2020 tarih ve 2019/3473 E - 2020/2039 K sayılı içtihatı gereğince dava tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini ileri sürerek 17/03/2022 tarihli gerekçeli kararın 2 nolu hüküm fıkrasındaki maddi hatanın düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin talebine uygulanması gereken HMK'nın 304/1.maddesi; \"Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.\" hükmünü içermekte olup; Dosyanın incelenmesinden hükmün henüz taraflara tebliğ edilmediği; davanın, konusu yabancı para cinsinden bir alacağın karşı taraftan tahsilinin talebine ilişkin olduğu; mahkememizce yapılan yargılama sonrasında 17/03/2022 tarihli kararla davanın yabancı para cinsinden kısmen kabulüne karar verildiği; alınması gereken karar ve ilam harcı ile davanın kabul edilen ve reddedilen miktarları yönünden taraflar yararına takdir edilen vekalet ücretlerinin karar tarihindeki kurun TL karşılığı üzerinden hesaplanarak hükmolunduğu; Yargıtay 11. HD'nin 25/02/2020 tarih ve 2019/3473 E - 2020/2039 K sayılı ilamda da içtihat edildiği üzere, konusu bir miktar yabancı para olan alacak davalarında alınması gereken nispi karar ve ilam harcı ile taraflar yararına hükmedilecek vekalet ücretinin dava tarihindeki kurun TL karşılığı üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanmasının gerektiği; mahkememizce yukarıda değinildiği şekilde hüküm altına alınan nispi karar ve ilam harcı ile taraflar yararına hüküm altına alınan vekalet ücreti hesabının maddi hatadan kaynaklandığı anlaşılmakla;Davalı taraf vekilinin bu konudaki talebinin kabulüne, talep edilen 13.985.240,57 USD alacak yönünden, kabul edilen 12.217.965,82 USD ve reddedilen 1.767.274,75 USD üzerinden dava tarihi olan 27/08/2019 tarihine göre yeniden hesaplama yapılmış olup, değinilen maddi hatanın HMK'nın 304/1.md gereğince giderilmesine ilişkin aşağıdaki ek kararı vermek gerekmiştir. \" gerekçesi ile \"Davalı taraf talebinin kabulü ile; 1-Mahkememizin 17/03/2022 tarih ve 2019/527 E - 2022/263 K sayılı gerekçeli kararı hüküm kısmı 2 nolu bendindeki \"2-Alınması gerekli 12.283.862,28-TL karar ve ilam harcından 1.390.485,42-TL peşin harcın mahsubu ile geriye kalan 10.893.376,86-TL harcın davalıdan alınıp maliyeye gelir kaydına,\" ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine \"2-Alınması gerekli 4.859.095,02-TL karar ve ilam harcından 1.390.485,42-TL peşin harcın mahsubu ile geriye kalan 3.468.609,60-TL harcın davalıdan alınıp maliyeye gelir kaydına,\" ibaresinin eklenmesine, 2-Mahkememizin aynı tarih ve sayılı gerekçeli kararı hüküm kısmı 5 nolu bendindeki \"5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 1.886.877,42 TL  vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,\" ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine \"5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 799.954,97 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,\" ibaresinin eklenmesine, 3-Mahkememiz aynı tarih ve sayılı gerekçeli kararı hüküm kısmı 6 nolu bendindeki \"6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 348.734,27 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,\" ibaresinin hükümden çıkartılarak yerine \"6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 191.515,74 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,\" ibaresinin eklenmesine, 4-Maddi hataların bu şekilde giderilmesine, 5-Talep halinde işbu maddi hatanın düzeltilmesine ilişkin ek kararın ve davalı tarafın 11/04/2022 tarihli dilekçesinin gerekçeli karar ile birlikte taraflara tebliğine, \" karar verildiği, bu ek karara karşı da davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili asıl ve ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; Dava kapsamında alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında, müvekkili ile davalı Şirket arasındaki cari hesap ilişkisinin başlangıç tarihinden itibaren incelen(e)memiş olmasının, taleplerinin haksız olarak kısmen reddi neticesini doğurduğunu, dava kapsamında sayın bilirkişilerce davalı Şirket’in cari hesap ilişkisi için “…davalı Şirket’in 131 (ortaklardan alacaklar), 331 (ortaklara kısa vadeli borçlar), 431 (ortaklara uzun vadeli borçlar), 243 (iştiraklere sermaye taahhüt hesabı), 242 (iştirakler hesabı), 528 (diğer sermaye yedeği hesabı) gibi hesapların incelendiği ancak davalı Şirket’in defter ve kayıtlarının karmaşık olduğu ve müvekkilemizin alacağının izinin sürülmesinin güç olduğu…” hususlarının belirtildiğini ve bu nedenle yalnızca taraflarınca dava dosyasına sunulmuş dekontlara göre değerlendirmelerde bulunulmuş olmasının eksik inceleme sonucunda hatalı değerlendirmede bulunulmasına sebep olduğunu; davalı Şirket’in ... ve ... hesapları ayrıntılı olarak incelen(ebil)seydi davanın tamamının kabulü gerekeceğini, Davalı Şirket’in ... (ortaklara kısa vadeli borçlar) ve... (ortaklara uzun vadeli borçlar) hesabının incelenmesi yoluyla, 25 Şubat 2021 tarihinde sundukları dilekçeleri ekindeki Excel Tablosunda belirtmiş olmalarına rağmen Bilirkişilerce tespit edilememiş olan müvekkili ...’nin 17 Kasım 2014 tarihinden öncesinde de davalı Şirket’ten 1.491.676,51 ABD Doları alacaklı olduğunun tespit edilebileceğini, daha önce 25 Şubat 2021 tarihli beyan dilekçeleri ile dava dosyasına kazandırılmasını talep etmiş oldukları, davalı Şirket’in müvekkili ile aynı oranda pay sahibi olan bir diğer azınlık pay sahibi tarafından davalı Şirket’e karşı açılmış olan ve dava konusu alacak ile aynı nitelikte olan yaklaşık 13 milyon ABD Doları tutarındaki alacağın ödenmesi talebiyle İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/201 Esas no.lu dosyasında görülen dava kapsamında düzenlenmiş 12 Şubat 2021 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporu (“Diğer Azınlık Pay Sahibi Alacak Davasındaki Bilirkişi Raporu”)’nun 11 ile 22 nci sayfaları arasında davalı Şirket’in ticari defter ve kayıtlarındaki cari hesabın netleştirildiğini ve bu cari hesap ilişkisinin başlangıç tarihi olarak 28 Şubat 2006 tarihinin alındığını ve son kaydın 26 Şubat 2018 olduğu görülmekte, ve ...’in başlatmış olduğu “… icra takibi tarihi itibarıyla 28.656.706,41 TL karşılığı 13.005.194,27 ABD Doları alacaklı göründüğü, sunulan cari hesaplardan alacağın 21 Ağustos 2014 ile 22 Nisan 2015 tarihleri arasında gönderilen havalelerden kaynaklandığının görüldüğü…” tespitlerinde bulunulduğunun görülmekte olduğunu, bu kapsamda İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/201 E., 2021/472 K. sayılı ve 17 Haziran 2021 tarihli kararı ile Diğer Azınlık Pay Sahibi Alacak Davasındaki Bilirkişi Raporu’na itibar edildiğini ve rapor yeterli ve yerinde kabul edilerek buna göre hüküm kurulduğunu,Davayı açarken, müvekkili ile davalı Şirket arasındaki cari hesap ilişkisinden kaynaklanan birçok işlem olduğunu, bu nedenle müvekkilinin Şirket’ten alacağının tamamının net bir şekilde belirlenmesinin mümkün olmadığını, ancak bu alacak miktarının tacir olan davalı Şirket’in defterlerinden tespit edilmesi gerektiğini belirttiklerini, Yukarıda açıklamaya çalışılan davanın ana temasının, görülen dava kapsamında düzenlenen Bilirkişi Kök Raporu’nun 37 nci sayfasında aynen “… pay sahibinin bu tutarı şirkete ne zaman havale ettiğine ilişkin bir dekont ibraz etmesi mümkün olmayacaktır…” şeklinde ifade edildiği gibi;  müvekkilinin davalı Şirket ile cari ilişkisinin salt müvekkilemiz tarafından sunulabilen dekontlarla ispatlanması ve salt bu dekontlarda belirtilen rakamlar kadar alacaklı olduğu kabulünün mümkün olmadığını ancak yapılan inceleme ne mahkeme salonunda, ne davalı şirket merkezinde, ne huzurlarında yapılmış olduğundan, mali incelemeyi yapan bilirkişiye doğru bir hesaplama için gereken bilgilerin davalı tarafından verilmediğinin, hatta bu bilgilerin verilmesinden özellikle sarfınazar edildiğinin anlaşılmakta olduğunu, bilirkişi Kök Raporu’nun 35 ve 36 ncı sayfalarında yer verilen Şirket’ in hakim ortağı, Yönetim Kurulu Başkanı ve imza yetkilisi ...tarafından müvekkili ve Şirket’ in diğer ortağı ...’e hitaben gönderilmiş 1 Ekim 2014 tarihli elektronik postada belirtildiği üzere ‘…’ın müvekkilemiz adına yaptığı veya yapılmış olabilecek birtakım işlemler nedeniyle…’ müvekkilinin birinci elden dekont olarak sunamayacağı (kendi adına tahakkuk eden bir alacağın ödenmeyerek Şirket’ te kalması gibi)  kayıtların davalı Şirket defterlerinden tespit edilmesi gerekmekte olduğunu ancak bu şekilde müvekkilinin tam olarak alacağının miktarı tespit edilebileceğini, Bu nedenlerle müvekkili ile davalı Şirket arasındaki cari ilişkinin netleştirilerek alacak-borç bakiyesinin tespitinin elzem olduğunu, öte yandan Bilirkişi Kök ve Ek Raporlarında yapılan tespitlerle davalı Şirket defter kayıtlarının son derece karmaşık olduğu, yani bir bakıma gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmış olduğundan, bu defterlerin sahibi aleyhine delil kabul edilerek davaları kapsamında ileri sürdüklerini, 2014 yılı ve öncesi müvekkillerince davalı Şirket’e verilmiş borçların da hüküm kurulurken dikkate alınması gerektiğini, bilirkişi Kök ve Ek Raporları ile davalı Şirket defter ve kayıtlarında yapılan incelemelerde yalnızca taraflarınca sunulabilmiş dekontların gerçekten birer kayıt olarak mevcut olduğu tespit edilebilmiş, bu dekontların Şirket kayıtları ile uyumlu olduğu tespit edilmekle beraber defter ve kayıtların karmaşıklığı nedeniyle başkaca tespit yapılması imkanı bulunmadığı ifade edildiğini, bu kapsamda her ne kadar dosyaya kazandırabildikleri banka dekontlarının karşılıklarının davalı Şirket kayıtlarında bulunduğu anlaşılmışsa da, dekont olarak sunamadıkları müvekkili alacakları bakımından inceleme yapılmamasının davalının kusurundan ve bilirkişinin eksik incelemesinden kaynaklanmakta olduğunu,İçerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtlarının sahibi aleyhine delil olacağı kabul edildiğinden, davalının kusuruna dayalı olarak tespit edilemeyen ancak bir bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkabilecek olan müvekkilinin 1.491.676,51 ABD Doları alacağının da varlığı kabul edilerek, toplam asıl alacağının (12.217.965,82+1.491.676,51 ABD Doları) 13.709.642,33 ABD Doları olduğu ve buna göre işlemiş ve işlemekte olan faizini alma hakkı bulunduğunun kabulü gerektiğini, anılan rakam, davalarındaki netice-i taleplerinden fazla olduğundan, açmış oldukları davanın tamamen kabulü gerektiğini,Tüm dosya kapsamında ticari tüketim ödüncü bulunduğu sabit olan ticari ilişkide, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”)’nun 387 nci maddesinin ikinci fıkrasında, ticari tüketim ödüncü sözleşmelerinde taraflarca başta kararlaştırılmamış olsa dahi faiz istenebileceğine ilişkin hüküm uyarınca, müvekkilince baştan itibaren işleyen anapara faizi ve ayrıca temerrüt tarihinden itibaren işleyen temerrüt faizi talep edilmiş olmasına rağmen, baştan itibaren işleyen anapara faizi hesaplanmadığını, bu da müvekkilinin toplam alacağının hesabında eksiklik yarattığını, Her ne kadar dava dilekçelerinde, kararlaştırılmamış olsa dahi ticari tüketim ödüncü sözleşmelerinde TBK’nın 387 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında baştan itibaren anapara faizi istenebileceği belirtilmişse de, Bilirkişi Kök ve Ek Raporları’nda veya Bidayet Mahkemesi Kararı’nda, (i) ticari tüketim ödüncü sözleşmelerinde kararlaştırılmamış olsa dahi baştan itibaren akdi (anapara) faizi istenip istenemeyeceğine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, (ii) dolayısıyla da bu hususta hesaplama da yapılmadığını; halbuki, ortada ticari tüketim ödüncü bulunduğu sübut bulan davalarında, ticari tüketim ödüncü kapsamında baştan itibaren anapara faizi hesaplaması yapılması gerekmekte olduğunu ancak bu şekilde müvekkilinin alacağının tam olarak tespit edilebileceğini, bu hususta herhangi bir hesaplama yapılmamasının eksiklik yarattığını,Davanın ‘kısmen reddine ilişkin kısmının’ kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, Bidayet Mahkemesi Kararı’nda ve Ek Karar’da davadaki talepleri, dolayısıyla davanın reddedilen kısmının hatalı hesaplandığını ve maddi hata oluştuğunu belirtme gereği doğduğunu, 26 Ağustos 2019 tarihli dava dilekçesi ve 7 Kasım 2019 tarihli cevaba cevap dilekçesinin sonuç ve istem kısmında fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere şimdilik 13.264.764 ABD Doları asıl alacağın faiziyle ödenmesine karar verilmesinin talep edildiğini, Bidayet Mahkemesi Kararı’nda talebimizin 13.264.764 ABD Doları asıl alacak ve 720.476,57 ABD Doları işlemiş faiz olmak üzere toplam 13.985.240,57 ABD Doları olduğunun hatalı olarak belirtildiğini, halbuki dava dilekçesin yer alan 720.476,57 ABD Doları faizin sadece harca esas değerin tespiti amaçlı belirtildiğini,  ayrıca Bidayet Mahkemesi Kararı’nda davanın 12.217.965,82 ABD Dolarının faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmiş olmasına rağmen, bu faiz tutarının belirtilmediğini, ancak davalı tarafa davanın reddedilen kısmı olarak vekalet ücretine hükmedilirken Bidayet Mahkemesi Kararı’nın 6 no.lu bendinde, talepleri toplamında faiz varmış ancak kabul edilen kısımda faiz yokmuş gibi hesaplama yapılmış olmasının hatalı olduğunu, taleplerinin asıl alacak ve fiili ödeme gününe kadar işleyecek faizi olup, Bidayet Mahkemesi Kararı ile asıl alacaklarının bir kısmı ve fiili ödeme gününe kadar işleyecek faizine hükmedilmişken, davanın reddedilen kısmında kabul edilen kısma ilişkin faize hiç hükmedilmemiş gibi hesaplama yapılmasının (asıl alacak ve işlemiş faizinden, yalnız kabul edilen asıl alacağın düşülmesi ancak işlemiş faizin hesaplanmaması ve düşülmemesi) hatalı olduğunu, Ek Karar’da da taleplerinin 13.985.240,57 ABD Doları olduğu, kabul edilen kısmın 12.217.965,82 ABD Doları olduğu, reddedilen kısmın ise 1.767.274,75 ABD Doları olduğu hatalı olarak belirtildiğini, taleplerinin 13.264.764 ABD Doları olup Bidayet Mahkemesi Kararı’nda taleplerinin 12.217.965,82 ABD Doları tutarındaki kısmı kabul edilmekle bu durumda reddedilen kısım da 1.046.798,18 ABD Doları olduğunu, dolayısıyla Bidayet Mahkemesi Kararı’nın 6 no.lu bendi ve Ek Karar’ın 3 no.lu bendinde bulunan davalı lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin tutar da davanın reddedilen kısmı olarak 1.046.798,18 ABD Doları yerine 1.767.274,75 ABD Doları üzerinden hesaplandığından hatalı olduğunu ve bu maddi hataların düzeltilmesi gerektiğini, Eğer talepleri faiz dahil hesaplanıyor ise, davanın kabul edilen kısmına ilişkin işlemiş faizin de belirtilmesi ve reddedilen kısmın buna göre hesaplanması yoluyla maddi hatanın düzeltilmesi gerektiğini, Ek Karar ile, davalının sunduğu bir içtihada riayet edilerek karar tarihi yerine dava tarihindeki kurdan hesaplama yapılarak vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Ekte bulunan 16 adet Yargıtay içtihadının ortak özelliği, ‘…hükümde tahsiline karar verilen yabancı para alacağının, KARAR TARİHİ itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı esas alınarak vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği…’  (Ek 1-16), Yargıtay’ın yerleşik içtihadı yerine davalının sunmuş olduğu münferit Yargıtay kararı doğrultusunda Ek Karar kurulması hatalı ek karar kurulmasına sebep olduğunu,  bu kapsamda Ek Karar’ın 2 no.lu bendinde bulunan ve Bidayet Mahkemesi Kararı’nın 5 no.lu bölümünün kaldırılıp alacağın dava tarihindeki kurdan hesaplanan değerine göre karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre belirlenen değer tespit edilerek ek karar kurulmasının hatalı olduğunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereği bu hatanın düzeltilerek, karar tarihindeki (17 Mart 2022) ABD Doları efektif satış kuru üzerinden yapılacak hesaplama ile karar tarihinde geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre vekalet ücretine takdir edilmek suretiyle Ek Karar’ın 2 no.lu bendindeki hatanın da düzeltilmesi gerektiğini, kararın 11 Nisan 2022 tarihinde icra takibine konu edilmişken, davalı tarafından 11 Nisan 2022 tarihinde sunulan bir dilekçe, tarafımıza tebliğ edilmeksizin incelenerek 14 Nisan 2022 tarihinde tarafları davet edilmeksizin Ek Karar oluşturulması ise ayrı bir itiraz konusu olduğunu, gerçekten de Bidayet Mahkemesi Kararının 11 Nisan 2022 tarihinde ilamlı icra takibine konu edilmişdiğini ve İstanbul 37. İcra Dairesi’nin ... no.lu dosyası kapsamında 13 Nisan 2022 tarihinde icra emri düzenlendiğini, (Ek 17), davalının, verilen hükme ilişkin istinaf kanun yolu açıkken, 11 Nisan 2022 tarihinde  Mahkeme’ye başvurarak kararın düzeltilmesi talebinde bulunduğu, ancak bunun tarafımıza tebliğ edilmeksizin Mahkemece değerlendirilerek 14 Nisan 2022 tarihinde Bidayet Mahkemesi Kararı’ndaki birçok hesaplamayı değiştirecek şekilde Ek Karar oluşturulduğunun anlaşıldığını, bu nedenlerle, Bidayet Mahkemesi Kararı’nın takibe konulduğu bir aşamada, taraflarının bilgilendirilmeksizin, davalının talebi doğrultusunda ve re’sen incelemede bulunarak Bidayet Mahkemesi Kararı’nda değişikliğe gidilmesine ayrıca itiraz ettiklerini,İleri sürerek, yukarıda anlatılanlar ışığında ve Mahkeme’ce re’sen dikkate alınabilecek sebeplerle; istinaf başvurularının kabulünü, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/527 Esas, 2022/263 Karar nolu 17 Mart 2022 Tarihli (4 Nisan 2022 gerekçe yazım tarihli) kararının “… 12.217.965,82 USD'nin temerrüt tarihi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a. maddesi gereğince uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesi…” ne ilişkin davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmının onanmasına, davanın kısmen reddine ilişkin kısmı olan fazlaya ilişkin taleplerinin reddi hükmünü içeren kısmı ile bunlara bağlı yargılama giderlerine hükmedilen aleyhe kısımlarının yine 14 Nisan 2022 tarihli Ek Karar’ın aleyhe hüküm içeren kısımlarının kaldırılarak ve İstinaf Mahkemesince uygun görülecek olursa duruşma da yapılmak suretiyle inceleme yapılarak davanın tamamının kabul edilmesine,  kabul anlamına gelmemekle birlikte, Bidayet Mahkemesi Kararı’nın davanın kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılmaması halinde, Bidayet Mahkemesi Kararı’nın 6 no.lu bendi ile Ek Karar’ın aleyhe hüküm içeren 2 ve 3 no.lu bentlerindeki maddi hataların düzeltilmesine,  davanın kısmen reddine ilişkin hüküm kesinleşinceye kadar kısmen redde ve bunlardan doğan yargılama giderlerine ilişkin kısımlarının icrasının geri bırakılmasına ve  vekalet ücreti, yargılama giderleri, harç ve sair tüm yargılama masraflarının davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın TTK'da düzenlenen bir müesseseden kaynaklanmadığını, davacının iddiasının ödünç sözleşmesine dayandığını, davacının tacir olmadığını, bu nedenlerle görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu mahkemenin, görev hususu dava şartına ilişkin olmasına rağmen bu konuda hiçbir gerekçe oluşturmadığını,Hakimin olayı re' sen aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edildiğini, maddi gerçekliğin bulunamadığını ve doğru hüküm verilemediğini,  dava dosyasında, davacı ... ile davalı ... A.Ş arasında imzalanmış “ödünç sözleşmesi” ya da davacı tarafından “havale ile ödünç para gönderildiğine ilişkin borç kaydı içeren banka dekontu” bulunmadığını, hem 04.08.2021 tarihli bilirkişi kök raporu hem de 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporu tespitlerinin ödünç sözleşmesine ilişkin hukuk normunun soyut unsurlarını karşılamadığını, davacı borç verme iradesini, ödünç ilişkisini ispat edememiş olduğu halde davasının kabulüne karar verildiğini, dava dilekçesi incelendiğinde ve dilekçe bilirkişi raporları ile karşılaştırıldığında görüleceği üzere, davacının hangi tarihte ne miktar para gönderdiğine ilişkin mahkemeye doğru ve dürüst davranma yükümlülüğüne uygun şekilde bilgi vermediğini, şirketle hissedarlar arasında değil, hissedar kardeşler arasında yaratılmış bir finansman planının olduğunun tüm ayrıntıları ile tespit edildiğini, gönderilen paraların finansman planı çerçevesinde gönderildiğini, tüm gönderimlerin finansman planı ilişkisi içerisinde olduğunu, şirketle hissedarlar arasında borç alışverişine dair hiçbir anlaşma, sözleşme sair bir belge olmadığı gibi davalı şirketin bu şekilde hissedarlardan borç alınmasına yönelik bir kararı da bulunmadığını,“Şirket ve ortak” ile “ortak ve ortak” arasındaki ilişkinin hukuki niteliği, hukuk kurallarının uygulanması veya yorumlanmasında hataya düşüldüğünü, borç olduğu kabul edilen 12.217.965,82-USD'nin miktar itibariyle senetle ispat sınırını aştığını, taraflar arasında yazılı ödünç sözleşmesi bulunmadığını, havale ile ödünç para gönderildiğine ilişkin borç kaydı içeren banka dekontu” bulunmadığını, ihtilafın çözülmesinde ve haklı olanın tespitinde davalının ticari defteri ve belgelerinin, davanın temelini teşkil eden borç verme iddiasını ispatlamadığını, 01.10.2014 tarihli e-postanın ödünç sözleşmesinin değil hissedarlar sözleşmesinin varlığını ortaya koyduğunu ve bu yazışmanın tarafının davalı şirket olmadığını, ev hanımı olan davacının, 12.217.965,82-USD borç verdiğinin kabulünün hayatın olağan akışına uygun olmadığını, hissedarlar sözleşmesi gereği davacının davalı şirkete borcunu ifa ettiğini, finansman planı kapsamında ...A.Ş tarafından satın alınan davacı hisselerinin bedelinin şirketten tahsil edildiğini, ... A.Ş' nin aile bireylerinin hissedarı olduğu ... grup şirketlerin sermaye ihtiyacı ve dolayısıyla ... (ve diğer ortakların) nakit ihtiyaçlarının, ... A.Ş' nin imkanlarından faydalanılması suretiyle karşılandığını, finansman planı çerçevesinde ortakların hisselerinin primli olarak davalı şirket tarafından alındığını ve bu hisse bedellerinin davalı şirket tarafından kredi kullanılmak suretiyle davacıya ve diğer ortaklara ödendiğini, davacının davalı şirketten tahsil etmediği satış bedeli ve bu satış dolayısıyla davalı şirkette borç olarak tutulabilecek bir bedel bulunmadığını, ... Şirketi unvanlı şirketin nominal sermayesi 34.000.000 Türk Lirası iken, söz konusu şirketin hisselerinin, primle satış işlemi için yapılan değerleme çalışmaları sonucunda, 344.000.000 USD olarak belirlendiğini ve bu değerde olduğu varsayımı ile ortakların sahip olduğu ... A.Ş hisselerin, o dönemlerde inşaat sektörünün yüksek karlı olması ve bu karların da devam edeceği varsayımı nedeniyle, ... A.Ş' ne satıldığını, bunun ... Ailesi'ne ait grup şirketleri arasında kaynak yaratmak ve enerji şirketlerine ihtiyacı olan sermayeyi aktarabilmek amacıyla yapıldığını, yani tam da mahkeme kararının aksi yönde ... A.Ş' de bu satış dolayısıyla borç olarak tutulan bir bedel bulunmadığını, davacı ...'nin 4.087.175 TL nominal bedelli hisseyi, şirket değerinin 344 milyon USD olduğu varsayımı ile 35.967.961,53 TL primli olarak 40.055.136,53 TL'ye ... A.Ş. ne sattığını,  bu tutarın ... A.Ş. ne vergi barışı nedeniyle konulan bedelsiz sermayeye isabet eden kısmı düşüldükten sonra eline geçen net tutarın (40.055.136,53 — 5.999.964-) 34.055.172,53-TL olduğunu, davacının satış bedelinin tümünü ... A.Ş' den tahsil ettiğini ve Senerji gereği, diğer ortaklarla beraber sermaye ödemesi olarak kullandığını, davacı satış bedellerini tahsil etmiş olduğu için mahkemenin davayı reddetmesi gerektiğini,  ...A.Ş hisse satışlarının “2009-2010-2012” yıllarında gerçekleştiğini elektronik ortamda gönderilen e-postanın ise “2014” yılında olduğunu, 2014 yılında gönderilen e-posta ile 2009-2010-2012 yıllarına ait tüketim ödüncü sözleşmesi kurulduğu tespitinin ve kronolojisinin dahi somut olaya uygun düşmediğini, ... A.Ş' nin münferiden ... tarafından temsil ve ilzam edildiği, ...' ın münferiden yetkili müdür olduğu tespiti, şirket imza sirkülerlerine aykırı olduğunu, ...A.Ş' nin temsil ve ilzamı konusunda mahkememim son derece önemli bir hata yaptığını, davalı ... A.Ş adına tüm yetkilerin en az iki kişinin imzasına bağlandığını, yönetim kurulu başkanı ...'ın münferiden yetkili olmadığını, davalı ... A.Ş adına imza yetkilileri, birinci ve ikinci derecede imza grubuna ayrılmış olup, gerçekleştirilecek işlemin nitelik, nicelik, önem ve mahiyeti itibariyle Şirket adına işlem ve belgelerde en az iki imza bulunması ve bu imzaların imza sirkülerinde belirlenen İmza gruplarına uygun olması gerektiğini, Nakit ihtiyacının grup şirketlerin değil ... A.Ş ' nin ortağı olan üç kardeşin ihtiyacı olduğunu, bu ihtiyaç içinde...ı A.Ş ' nin imkanlarını kullanan ve finansman planını geliştirenin kardeşler olduğunu, davalı şirketin, üç kardeşin ortaklığından oluşan kapalı tip bir aile şirketi olduğunu, bu nedenle ortaklar arasındaki ilişkilerin senelerce belirli bir güven ilişkisi içerisinde devam ettiğini, bu güven ilişkisinin devam ettiği süreçte kardeş olan ortakların nakit ihtiyaçlarını/şirketlere koymaları gereken sermayeleri, yapılacak olan yatırımları karşılamak amaçlı sağlanması gereken aktarımları zaman zaman kendi iç ilişkilerinde oluşturdukları belirli planlar çerçevesinde şirketlerin imkanlarını kullanmak suretiyle gerçekleştirdiklerini, dava konusu olayda; davalı şirketin ortağı kardeşlerin, kendi aralarında sağladıkları anlaşma çerçevesinde fon yaratmak amaçlı bir finansman planı yaptıklarını, hisselerini davalı şirkete primli olarak satmak ve akabinde de davalı şirketin bu hisse bedellerini ödemek için kredi çekerek elde ettiği nakitleri kullanmak suretiyle davalı şirket hesaplarına aktarımda bulunduklarını, tüm fonların ve davacının alacağının, finansman planı çerçevesinde ortaklar arasındaki hisse değişimleri sonucu ortaya çıktığını, davacının, davalı şirkette pay sahibi olduğunu,  pay sahibi olduğu günden bu yana şirketin finansal tablolarının kendisi ile paylaşıldığını, davacının şirketin tüm genel kurullarına katıldığını ve pay sahipliğinden kaynaklanan haklarını kullandığını, 17.03.2022 tarihli kararda davacıdan şirkete yabancı, şirketin dışından biri gibi bahsedildiğini, ancak kapalı tip aile şirketi olan ve hissedarları kardeş bulunan şirket bakımından böyle bir yabancılaşmanın müvekkili şirkette hiçbir zaman olmadığını, 2014 yılından, 2018 yılına kadar müvekkili şirket genel kurullarının tamamında alınan kararların davacının da katılımıyla oybirliği ile alındığını, bu durumda davacının şirket işleriyle ilgilendiğini ve şirket faaliyetleri hakkında bilgi sahibi olduğunu ortaya koyduğunu, ..., ... ve ...'in kardeş olduklarını,  aynı zamanda ... A.Ş'de ve birçok... grup şirketinde birlikte hissedar olduklarını,  şirketlerdeki ortaklıklarının, kardeş oldukları gerçeğini değiştirmediğini,  01.10.2014 tarihli yazışmanın şirket adına yapılmadığını,  kararın 4.sayfasında 01.10.2014 tarihli mailin “şirketin hakim ortağı ve yönetim kurulu başkanı tarafından gönderildiği”nin belirtildiğini,  01/10/2014 tarihli e-postanın “davalı ... A.Ş yönetim kurulu başkanı tarafından ... A.Ş adına” gönderilmediğini, e-postanın göndericisi ve e-postanın alıcılarının aynı zamanda kardeş olduklarını, hepsi kardeş olan kişiler arasında olan bir yazışmanın, kardeşler aynı zamanda ... A.Ş ortağı olduğu için şirket adına yapıldığı tespitinin dosya kapsamı ve toplanan delillere aykırı olduğunu, e-posta içeriğinde alıcısı bulunan ... ve ...'ye öncelikle “Sevgili Ablalar” olarak hitap ile giriş yapıldığını,  On 1 Eki 2014, at 15:06, ... <...> ...: “Sevgili Ablalar, Bilgi vermek istiyorum.\" denildiğini, e-posta' yı “Ablaları” na gönderen ...'ın yazışmasını \"Anlaşılmayan bir konu varsa toplanabiliriz,daha detaylı da anlatabilirim bayramdan sonra,veya sormak istediğiniz bir şey varsa sorun lütfen.. Öperim ikinizi de.\" diyerek bitirdiğini,  01/10/2014 tarihli e-posta' da yer alan ...' ın iradesinin, hakim hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olduğu ...A.Ş nam ve hesabına yönelik bir irade açıklaması olmadığını, 01/10/2014 tarihli e-postanın ... A.Ş yönünden ne bir irade açıklaması ne bir icap olduğunu, 01/10/2014 tarihli e-postanın kardeşler arasında yapıları bir yazışma olduğunu ve içeriğinin geliştirdikleri finansman planı ile yaratılan fona ilişkin olduğunu, e-postanın yalnızca hissedarlar arasında geliştirilen finansman planı ile grup şirketlere fon yaratılmış olduğunu gösterdiğini,  01/10/2014 tarihli e-postanın ... A.Ş ismiyle tanımlı e posta hesabından oluşturulmadığını, ... A.Ş' nin diğer yönetim kurulu üyelerinin e-posta alıcısı olarak tanımlanmadığını,  01/10/2014 tarihli e-posta bakımından ... A.Ş'nin üçüncü kişi konumunda olduğunu, bu e-posta' ya doğru, dürüst ve makul bir insan sıfatıyla herkesin verebileceği anlamın kardeşler arasında olan bir yazışma olduğu yönünde olacağını, aksi halde, ...'ın kardeşi olan davacı ile hiçbir zaman kardeş olarak iletişim kuramayıp, pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olarak iletişim kurabileceğinin kabulü gerekeceğini, ...'ın kardeşleri ... ve ... ile arasında sözlü anlaşma olduğunu İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/201 esas sayılı dosyasının 17.06.2021 tarihli duruşmasında beyan ettiğini, e-posta'ya atfedilen değerin, mahkemelerce duruşmadaki beyana gösterilmediğini, ilk derece mahkemesi pay sahibi ...' nin verdiğini iddia ettiği borcun kaynağına bakmadığını ve bunun ...' nin kişisel servetinden, kişisel birikiminden verilmiş bir bedel olup olmadığını tespit edemediğini, buna rağmen davalı şirketin kaynağından elde ettiği ve başta MK Madde 2 hükmü ve TBK, TTK ve Vergi Mevzuatı hükümleri gereği şirkete iade etmekle yükümlü olduğu fonun haksız ve hukuka aykırı olarak davacının şirketten olan alacağı olduğuna karar verdiğini, hissedarlar sözleşmesinin diğer tarafı ...' in İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/201 Esas sayılı dosyasında açtığı davanın 17.06.2021 tarihli sözlü yargılama duruşmasında dinlenen ...'ın beyanında “aramızda sözlü bir anlaşma vardır, bu sözlü anlaşmayı ortaya çıkarmak ve bu paranın sermaye olarak konulduğunu açıklamak isterim...”, “.davacı tarafın isticvabını istedik, bu talebimiz reddedildi...”, “...biz sözlü anlaşmanın kurbanı oluyoruz...”, “...benim talebim kısaca, ablamın isticvabının kabul edilmesidir. ” şeklinde dile getirdiğini, görüldüğü üzere; davacı ile dava dışı ortak-kardeşler arasında bir hissedarlar sözleşmesinin varlığı iddia edilmiş olmasına rağmen ilk derece mahkemesince incelenmediğini ve hatta hissedarlar sözleşmesinin varlığını ortaya koyan 1 Ekim 2014 tarihli e-postanın yanlış bir hukuki nitelendirme ile ödünç sözleşmesi olarak yorumlandığını, oysa ki; bir ödünç sözleşmesinin varlığından “verilen paranın iade edilmek üzere verildiği” nin her iki tarafça da bilinmesi ve karşılıklı edim değişiminin üzerinde mutabakat sağlanması durumunda söz edilebileceğini, bu e-postanın davalı şirket tarafından gönderilmediğini, dolayısı ile iddia edilen ödünç sözleşmesinin taraflarından birinin ortada olmadığını, bu e-posta davacı ve aynı zamanda kardeş olan dava dışı ortaklar arasındaki bir yazışmaya ait olduğunu, yani bahsedilen hissedarlar sözleşmesinin tarafları arasında gerçekleştiğini, hissedarlar sözleşmesinin, şirket esas sözleşmelerinin aksine, geçerlilik şekline de tâbi olmadığını, ayrıca bilindiği üzere HMK' nın 203. Maddesine göre: altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerin tanıkla ispatının mümkün olduğunu, hissedarlar sözleşmesinin tarafları kardeş olduğundan bu sözleşme ve hükümlerinin her türlü deliller ispatı mümkünken ilk derece mahkemesi kendisine verilen yargılama görevini vakıaları ve uygulanacak hukuku tespit yönünde kullanmadığını, ticari uyuşmazlık varsayarak görmeye devam ettiği dosyada ticari uyuşmazlığın aradığı örneğin imza yetkisi gibi bir takım temel esasları dahi yok saymak sureti ile adaletin tecellisinden uzak bir kararı hızlı bir şekilde vermek sureti ile eksik inceleme ile hüküm tesis ettiğini, kardeşler arasındaki inançlı işleme ve bu inançlı işleme yönelik kardeşler arasındaki adi ortaklığa yönelik inceleme yapmadığını adi ortaklığın tasfiyesine gidilmeden alacakların talep edilemeyeceğine yönelik hukuk görüşünün yok sayıldığını, 01.10.2014 tarihli e-posta' ya değer atfeden mahkemenin, tarafların gerçek ve ortak iradesi konusundaki beyanlarını görmezden geldiğini, 2014 yılından 2018 yılına kadar dava konusu edilen bedellerin özkaynak olarak işlem gördüğünü, hiçbir ortağın şirketten alacak hak iddiası ve talebinde bulunmadığını, bunun da müvekkili şirketin savunmalarının gerçeklerini yansıttığını ve mahkemenin uyguladığı soyut hukuk normunun (ödüncün) unsurlarını karşılamadığını ortaya koyduğunu,  dvalı şirket bir aile şirketi ve ortakları da aile fertleri olduğundan işlemlerin güven ilişkisi ve güven bağı içerisinde gerçekleştiğini, güven esasına dayalı olarak gerçekleştirilen ve davada verilecek kararı etkileyen savunmaların aydınlatılmasının mahkemenin ödevi olduğunu, mahkemenin tüm kanaat ve değerlendirmesini davacı yönünden yaptığını, ancak davalı yönünden de (subjektif olarak) değerlendirilme yapılarak hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerektiğini,Mevcut durumda geçerli ve yazılı bir ödünç sözleşmesi ve yine havale dekontlarında borç kaydıyla yapılan bir gönderim bulunmadığından, paranın özkaynak olarak gönderilmesine dair ortakların anlaşması olduğu beyan edilmiş ve bilirkişi raporunda finansman planı tespit edilmiş iken davacı alacağına karar verilmesinin hatalı olduğunu, kaldı ki; dosyada yer alan bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre ortakların finansman ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile davalı şirket tarafından davacı ve diğer ortakların başka bir şirketteki hisselerinin kredi maliyetine de katlanarak devralındığını, burada ... A.Ş tarafından davacının kaynağı ile yapılmış bir yatırımın değil, davalı şirketin kaynaklarından ortaklara sağlanan bir menfaatin söz konusu olduğunu, yine devamında ... A.Ş'nin devralmış olduğu bu hisseleri yine takas işlemine tabi tutarak ortakların menfaatine hareket ettiğini, dolayısı ile... A.Ş' nin kullandığı krediler nedeni ile katlandığı maliyet ve hisse takası nedeni ile hisselerin rayiç değeri üzerinden satın alınması işleminin ortakların ... A.Ş' den alacaklı değil borçlu olduklarını gösterdiğini, davacının yapmış olduğu havale işleminin başka bir anlatımla borcun ifası olduğunu, davanın en başından beri ileri sürülen, örtülü sermaye, fonlama ve sair kavramlar ile muhasebeleştirilmeye çalışan durumun aslında davacı ortağın şirkete olan borcu olduğunu,  özetle; ... A.Ş'nin  davacının hisselerini rayiç değerinin çok üzerinde satın aldığını ancak bu hisselerin ... A.Ş' nin aldığı bedelin yaklaşık olarak yarı fiyatına satıldığını, yine daha sonra yapılan hisse takası işleminin de aynı şekilde davacının menfaatine olacak şekilde gerçekleştiğini, davacının da aldığı bu borcu ifa ettiğini, gerek bu şekilde sağlanan finansman- gerekse bunun şirkete ödenmesinin ortaklar arasındaki hissedarlar sözleşmesi ile kararlaştırıldığını, ilk derece mahkemesince bu hususun hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, görüldüğü üzere davalı müvekkilinin, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını (havale ile para gönderildiğini) kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının), ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda (vasıflı ikrar) bulunduğunu, bu durumda ispat yükünün davacıda olduğunu, ispat yükü kendisinde olan davacının alacağın varlığını ispat edemediğini,İhtilafın çözülmesinde ve haklı olanın tespitinde, sadece müvekkil şirketin ticari defter ve belgelerinin yeterli olduğu düşüncesinin adalet ve hakkaniyet kavramları ile örtüşmediğini, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri ile borç verme iddiasının ispatının mümkün olmadığına ilişkin Prof. Dr. ...' in kanaat ve görüşünün 25.09.2020 tarihli Hukuki Mütalaada açıkça belirtildiğini,dosyaya mübrez 04.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda dahi davacının alacağı olduğunu iddia ettiği bedellerin kaynağının finansman planı çerçevesinde ortakların hisselerinin primli olarak davalı şirket tarafından alınması ve bu hisse bedellerinin davalı şirket tarafından kredi kullanılmak suretiyle davacıya ve diğer ortaklara ödenmesi neticesinde oluştuğu ve finansman planının varlığı açıkça tespit edildiğini, hal böyle iken mahkeme aydınlatma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği gibi, aynı zamanda kök ve ek raporlar arasındaki çelişkiyi giderme yoluna gitmeksizin dosyayı alelacele karara bağladığını, Şirket ile ortak arasında, şirketi temsilen bir anlaşma bulunmadığını, 01.10.2014 tarihli e-posta ve e-posta içeriğinin davacı tarafın ne dava dilekçesinde ne de delil listesinde yer almadığını, dava dilekçesinde vakıa olarak hiç bahsedilmeyen “ortak ile ortak” arasındaki yazışmanın 07.11.2019 tarihli dilekçe ekinde İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/201 Esas sayılı dosyasından alınarak İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasına sunulduğunu, dava dilekçesi ile çizilen çerçevenin dışına çıkılmasına müvekkili şirketin muvafakati bulunmadığının beyan edildiğini,  ancak mahkeme tarafından bu savunma üzerinde de hiç durulmadığını, kardeşler arasında yapılan e-posta yazışmasının da taraflarca imzalanmış yazılı sözleşme metni olarak kabulü mümkün değil iken ilk derece mahkemesinin davanın kabulünde 01.10.2014 tarihli e-postaya işaret eden gerekçesi açıkça hatalı bilirkişi tespitlerine dayandığını, “Ortak ile ortak” arasındaki karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanını içeren 01.10.2014 tarihli e-posta' dan her bir ortağın tek ve ortak bir amaç uğruna birleştiklerinin açık bir şekilde anlaşıldığını,  01.10.2014 tarihli e-postada ... A.Ş' nin ...” ye ödünç sözleşmesinin kurulmasına yönelik irade açıklaması bulunmadığını,  01.10.2014 tarihli e-postanın ... A.Ş nam ve hesabına gönderilmediğini, 01.10.2014 tarihli e-postanın göndericisi ...'ın, davacı ...'nin erkek kardeşi olduğunu, kardeşlerin davalı ... A.Ş ile 01.10.2014 tarihli e-postada bahsi geçen diğer enerji şirketlerinde pay sahibi ve birlikte ortak olduklarını, bilirkişi heyeti dosya kapsamına ibraz edilen belgeleri tek tek ve bir bütün olarak incelemediklerini, ne kök ne de ek raporların sağlıklı temellere oturtulmuş olmadığını, Davalı şirketin ortaklarının kendi aralarında/iç ilişkilerinde adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunu, taraflarının ..., ..., ... olduğunu, ... A.Ş, 01.10.2014 tarihli e-postada yer almadığı için onun iradesinden bahsedilemeyeceğini, 01.10.2014 tarihli e-postanın; ortak ile ortak arasında olan, katılanların ..., ... ve ...' in karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamasıyla kurulan, ortaklar arasında hukuken görünen ortaklık ilişkinden bağımsız ve ayrı iç ilişkiye uygulanması gereken hükümlerin ödünç değil adi ortaklık olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, diğer kardeş ...'in açmış olduğu ve İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yapılan yargılamada hukuki dinlenilme hakkı kapsamında  ... tarafından kardeşleri olan pay sahipleri ile arasında “sözlü anlaşma” bulunduğunun da ifade edildiğini, davacının borç verdiğini ispat edemediğini; ancak müvekkili şirketin davacının göndermiş olduğu paranın borç olmadığını ispat ettiğini, hem ortak hem de kardeş olan ..., ... ve ..., kendi aralarında sağladıkları anlaşma çerçevesinde fon yaratmak amaçlı bir finansman planı yaptıklarını, hisselerini davalı şirkete primli olarak satmak ve akabinde de davalı şirketin bu hisse bedellerini ödemek için kredi çekerek elde ettiği nakitleri kullanmak suretiyle müvekkili şirket hesaplarına aktarımda bulunduklarını, tüm fonların,  geliştirilen finansman planı çerçevesinde ortaklar arasındaki hisse değişimleri sonucu ortaya çıktığını, finansman planı çerçevesinde davacının hem enerji şirketlerine ortak olduğunu hem de sermaye taahhüdü gereği ödemeler için kredi kullanmak durumunda kalmayarak bankaya faiz ve masrafları ile borçlanmadığını yahut kendi nakdi kaynaklarını kullanmayarak varsa nakdini kendi lehine nemalandırmak sureti ile müvekkil şirkete primli hisse satışı yolunu tercih ederek \"faiz ve masraf” ödeme yükümlülüğünden kurtulduğunu yahut faiz geliri elde ettiğini, buna karşın, ... A.Ş'nin 2009 yılından bu yana bu hisselerin alımıyla ilgili olarak katlandığı finansman gideri yaklaşık 75 milyon USD olduğunu, şirketin yüksek kredi borcunun gerekçesinin de bu olduğunu, 01.10.2014 tarihli e-postanın sayın mahkeme heyeti ve sayın bilirkişi heyeti tarafından hiç değerlendirilmeyen kısımları bulunduğunu,  davacının enerji şirketlerine sermaye aktarımı sebebiyle faiz ve masrafların müvekkili şirket üzerinde kaldığını, davacının böylelikle faiz ve masraf yükü olmaksızın ve hatta kendi nakdini nemalandırmak suretiyle gelir elde ederek kendisine kaynak sağladığını, enerji şirketlerindeki ortaklığını sürdürdüğünü ve/veya enerji şirketlerine ortak olduğunu, bu sebeple müvekkili şirketin katlandığı kredi borcunu da, yine enerji şirketlerine ait barajları satarak ödediklerini,  01.10.2014 tarihli e-posta yazışmasının... A.Ş' nin özkaynağından ortakların kullandıkları kredilerin kapatılması bunun için enerji grubundaki şirketlere ait 3 barajın satılması, satış sonrasında finansman planının nasıl olacağı konusunda ortaklar arasında karşılıklı irade beyanını içerdiğini, davacının,  enerji şirketlerine koyması gereken sermayeyi, kendi kaynağından koyamadığını, ihtiyaç duyduğu fon için bankadan kredi kullanmadığını ve bankaya karşı borçlanmadığını, müvekkili şirketin kaynaklarını kullanmak suretiyle sermaye temin ettiğini, ihtiyaç duyduğu fon için hisselerini müvekkili şirkete primli sattığını, müvekkili şirketin, bankadan faiz ve masrafları ile birlikte kredi kullanmak suretiyle borçlandığını, davaya konu edilen bedelin, müvekkil şirketin ortaklarının, zaten davalı şirketten kullandıkları fonu iade etmek için, yani müvekkili şirketin öz kaynak yapısını güçlendirmek için gönderildiğini,  taraflar arasında TBK sistematiğinde düzenlenen ödünç ilişkisi bulunmadığını, dava konusu edilen bedellerin 2018 yılına kadar öz kaynak olarak işlem gördüğünü, hiçbir ortağın şirketten alacak, hak iddiası ve talebinde bulunmadığını, davacının elinde bunun aksini ispat eden hiçbir bilgi ve belge olmamasına rağmen, silsilesi açık olan hissedarlar sözleşmesini, tüketim ödüncü olarak değerlendiren, müşterek amaç için eylemli hareket yok diyen bilirkişi ek raporunun hatalı olduğunu, müvekkili şirket dava konusu bedele faiz tahakkuk ettirmediğini ve bu faizleri gider olarak gösterip kurumlar vergisi matrahını aşındırmadığını, ortakların müvekkili şirketin öz kaynak yapısını güçlendirmek üzere şirkete olan borçları nedeniyle bu bedelleri gönderdiklerini, müvekkili şirketin davacının finansman ihtiyacını karşıladığını, ancak davacının müvekkili şirketin öz kaynak yapısını güçlendirme yükümlülüğüne aykırı davranarak huzurdaki davayı açtığını, müvekkili şirketin 2014, 2015, 2016 ve 2017 yılında gerçekleşen genel kurullarında yönetim kurulu faaliyet raporlarının müzakere edildiğini,  bilanço ve kar/zarar hesaplarının oybirliği ile tasdik edildiğini, faaliyet raporlarını müzakare edenlerin, bilanço ve kar/zarar hesaplarını onaylayanların 01.10.2014 tarihli e-posta yazışmasındaki ortaklar olduğunu, ortaklar arasındaki hissedarlar sözleşmesi ile müvekkili şirketin davacı hisselerini rayiç değerinin çok üzerinde satın aldığını ancak bilahare bu hisselerin... A.Ş' nin aldığı bedelin yaklaşık olarak yarı fiyatına satıldığını, yine daha sonra yapılan hisse takası işleminin de aynı şekilde davacının menfaatine olacak şekilde gerçekleştiğini, davacının da bu şekilde aldığı bu borcu ifa ettiğini, üç kardeş ...,... ve ...'in ortak amacı birlikte takip ettiklerini, onun gerçekleşmesine gerekli faaliyetlere aktif olarak katıldıklarını,  ...'ın da kardeşleri gibi Şirketten talepte bulunmamasının değerlendirmesine hiç girilmediğini, oysa bu davanın  davacının salt alacak borç ilişkisinden kaynaklanmamaktadır.  iki kardeşi iddia ettikleri alacakları kapsamında talepte bulunurken neden ...'ın da Şirkete dava açarak alacağını talep etmediğinin değerlendirilmediğini, bilirkişi ek raporunda, aşikar olan deliller yok sayılarak adi ortaklığın bulunmadığı tespitinde bulunulduğunu, bilirkişi heyetinin mahkemenin kendisinden istediği tespiti yaparken davanın özünü anlayamamış olduğundan somut olayın değerlendirilmesi ile sonuç ve kanaatler bölümünde çelişkiler ve hatalar içeren bilirkişi kök ve ek raporu tanzim edildiğini, ilk derece mahkemesince de bilirkişi kök ve ek raporuna yönelik itiraz dilekçelernin dikkate alınmadığını,Davalı şirketin imkanları kullanılarak ve bu imkanlardan yararlanılarak finansman yaratıldığını,  davacı'nın fonu grup dışı şirketlere sermaye olarak koymasının davalı müvekkili şirket yararına değil, davacı yararına olduğunu, davacının böylelikle dava dışı şirketlere karşı taahhüt ettiği sermaye payını müvekkili şirketin imkanlarını kullanarak ödediğini, buna karşın davacı, sanki gerçekten ödeme yapmış gibi ilk derece mahkemesinde görülmekte olan işbu dava dosyası ile haksız yere alacak iddiasında bulunmakla mahkemeler eliyle kazancını haksız olarak 2 katına çıkardığını, ... A.Ş' nin 2009 yılından bu yana bu hisselerin alımıyla ilgili olarak katlandığı finansman giderinin yaklaşık 75 milyon USD” olduğunu, şirketin yüksek kredi borcunun gerekçesinin de bu olduğunu Davacının azınlık hisseye sahip olduğu müvekkili şirketin ticari faaliyetine son vermek ve bu şirketin yönetim kurulu başkanı olan erkek kardeşine zarar vermek niyetiyle hareket ettiğini,, mahkeme kararında dava konusu edilen bedelin hukuken herhangi bir üçüncü kişiden sağlanan alacaktan farklı görülmediğini, ancak, dava konusu bedelin, davacı ve davalının durumu ekonomik bakımdan çok farklı bir nitelik taşıdığını, Alman ve İsviçre özel hukuk öğretisinde, ortaklığın mali kriz içinde olduğu zamanda, bazı şartlar altında pay sahibinin ortaklığa vermiş olduğu ödüncün öz kaynak gibi işlem görmesi gerektiği görüşünün öteden beri savunulduğunu, bu tür ödünçlere öz kaynak (sermaye) yerini tutan ödünçler (eigenkapitalersetzende Aktionârsdarlehen) veya iyileştirme amaçlı ödünçler (Sanierungsdarlehen)( Terim için Bkz. Böckli, $ 13, N. 779; Kunz, P. V: Konzeminsolvenz, Entwicklungen im Gesellschaftsrecht Vili, Bem 2013, s. 308.) denildiğini, bir görüşe göre, mali kriz içindeki ortaklığa ortakların verdiği ödüncün vasıf değişikliğine (Umgualifizierung) uğrayacağını ve öz kaynaklara dahil olacağını, bu alacağa artık faiz işletilmeyeceğini ve söz konusu ödüncün pay sahibi tarafından ortaklıktan geri istenemeyeceğini,  (Yayıncı: Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Yayın tarihi: Haziran 2016, Cilt: 32 Sayı: 2, Yazar: Ahmet Türk)Havalenin, paranın borç olarak gönderildiğini ispata yeterli olmadığını,  havale dekontlarında paranın “borç olarak” gönderildiğinin de yazılı olmadığını,  davacı alacağının varlığını ispat edemediği halde davasının kabulüne karar verildiğini, ilk derece mahkemesi davalı müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarını incelediğini belirtse de, gerçekleştirilen incelemenin hatalı olduğunu,  04.08.2021 tarihli bilirkişi kök raporu ile 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporuna yönelik sunulan itiraz dilekçelerinde bu husus ısrarla dile getirilmiş ise de mahkemenin bilirkişi raporuna yönelik itirazlarını reddettiğini, davalı müvekkili şirket defterlerindeki kaydın dayanağı belgenin banka havale dekontu olduğunu, davacının dava konusu iddiasının dayanağını göstermeden müvekkil şirket defterlerine yapılan kayıtla alacak hakkı elde etmesi mümkün olmadığını, defter kayıtlarının dayanağı banka dekontlarında “borç” ibaresi bulunmamasına rağmen davacının haksız davasının kabul edilmesinin yasa ve yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu,  banka dekontlarında paranın ödünç olarak verildiğine dair bir açıklama bulunmamasının davanın esasına etkisinin ne olacağı değerlendirilmeden davanın kabulüne karar verilmesinin  isabetsiz olduğunu,  davacının 27.08.2019 tarihinde davayı açtığını, dekontlara delil listesinde yer vermediğini ve dekontları dava dosyasına sunmadığını, mahkemenin ön inceleme duruşmasında HMK madde 140/5 uyarınca 26.03.2020 tarihine kadar taraflara süre verdiğini, davacının elindeki dekontları bu sürede de dosyaya sunmadığını, 15.02.2021 tarihli bilirkişi ön raporunun tanzimi esnasında yapılan incelemede de dekontların dosyada bulunmadığını, davacının dekontları 1 sene 7 ay geçtikten sonra 17.03.2021 tarihinde dosyaya sunduğunu, ancak kararın; dekontların davacının elinde olmasına rağmen dava dosyasına usul hükümleri uyarınca süresinde sunulmaması ve bunun davacı taraf aleyhine olan sonuçları hakkında hiçbir inceleme ve değerlendirme içermediğini, havale işlemini gösterir banka dekontları dava dosyasına 17.03.2021 tarihli dilekçe ekinde sunulmuş ise de, davacı tarafın 17.03.2021 tarihli dilekçesi ve eklerinin davalı  şirkete tebliğ edilmediğini,  İlk derece mahkemesinin 12.03.2020 tarih ve 2 nolu ara kararı uyarınca dosyadaki delil durumuna göre karar verileceği hususunun davacı yönünden kesinleştiğini, işbu ara karar uyarınca tahkikat aşamasına geçilmiş olmasına rağmen 15.02.2021 tarihli bilirkişi ön raporundan sonra 17.03.2021 tarihinde sunulan dekontlar uyarınca hatalı şekilde tanzim edilen 04.08.2021 ve 02.11.2021 tarihli bilirkişi raporları esas alınarak hüküm tesis edildiğini, 15.02.2021 tarihli bilirkişi ön raporunda \"Davacının; ödemelerin, gerçekliğini, geçerliliğini ve tahsil edilebilirliğini belgeleyen, tüm ödeme dekontları, banka havaleleri ve ödeme aracı olarak kullanılan çek vs. tüm belgelerin, ödeme tarihleri itibariyle (sırası ile dizin halinde) ödeme belgelerini ve bu belgelerin dercolunduğu excel formatında çizelgesini ekleriyle birlikte mahkeme kalemine ibrazı gerektiği\" nin ifade edildiğini, ispat yükü kendisine düşen davacı tarafın bu konudaki yükümlülüğünü yerine getirmemiş oluşu, dekontlara delil listesinde delilleri arasında yer vermediği, dava dilekçesi ekinde sunmadığı, daha sonra mahkeme tarafından verilen kesin süre hilafına davrandığı, İlk derece mahkemesinin 12.03.2020 tarih ve 2 nolu ara karar uyarınca dosyadaki delil durumuna göre karar vermesi gerektiği hususlarının hiçbirinin mahkeme tarafından incelenmemiş olmasının usul hukukuna açıkça aykırı olduğunu, mahkemenin alacak iddiasının gerçekliği, geçerliliği ve tahsil edilebilirliği davacı tarafından ispat hükümlerine uygun olarak belgelenmeyen/ispatlanamayan davanın reddine karar vermeli iken davanın kabulüne karar verdiğini,Davacının finansman planının kendi lehine ve menfaatine olan kısımlarına uyarak planın kendisine sağladığı hakları kullandığını,  sıra yükümlülüklerini yerine getirmeye geldiğinde ise ifadan kaçındığını, sessiz kalarak ifadan kaçan davacının, doğruluk ve dürüstlük kurallarına aykırı davrandığını, davacının, paylarını primli olarak davalı ortaklığa satıp, bu satıştan elde etiği parayı enerji şirketlerine sermaye olarak koyduğunu, hissedarların planının parçası olan “... Yapı arsa sattığında”, “iş yapıp para kazandığında”, “40 milyon dolar nakit açığı giderildiğinde”, “STK' ya borçlar ödendiğinde” kısımlarına ise sessiz kaldığı gerekçesiyle davacıyı bağlamadığı kabul edildiğini, 2018 yılına kadar neden sessiz kalındığı ve uzun süre sessiz kalınmasının aslında rıza olduğunun dahi göz ardı edildiğini,  davacının diğer hissedarlar ile birlikte finansman planı ilişkisi içerisine girmeyi kendi iradesi ile istediğini, davacını finansman planı içinde bulunmaya zorlanmadığını, finansman planının en başında, finansman planı ilişkisine girmemek yasal ve hukuka uygun bir hakkın kullanımı iken davacı bu hakkını kullanmadığını,  davacının uyandırdığı güvene aykırı davrandığı ve çelişkili davranışlarda bulunduğu göz önünde bulundurularak davasının reddi gerektiğini, bilirkişi raporlarında TTK md 376 kapsamında dar bir çerçevede ve dava konusu ile ilgisiz incelemeler yapıldığını,  Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu'nun ayrılmaz bir parçası (TTK md.1) iken Türk Medeni Kanunu hükümlerinin davada uygulanamayacağı sonucuna varan bilirkişi raporlarına itibar edilemeyeceğini, ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, Somut uyuşmazlığa adi ortaklık hükümlerinin uygulanması gerekirken ödünç hükümlerinin uygulanmasının borçlar hukukuna aykırı olduğunu, davalı şirkete karşı yöneltebileceği bir alacak hakkı bulunmayan davacının, olmayan alacağı için muacceliyet tarihi tayini ve işlemiş-işleyecek faizin belirlenmesinin imkân ve mantık dışı olduğunu, Prof. Dr. ... tarafından hazırlanmış MÜTALAA ile şirket ortakları arasında hukuken görünen ortaklık ilişkinden bağımsız ayrı iç ilişki bulunduğu ve bu ilişkiye uygulanması gereken hükümlerin ödünç değil adi ortaklık olduğunun tespit edildiğini,  ortaklar arasındaki işlemler muhasebeleştirilirken, müvekkili şirket ticari defterlerinde ortaklara borçlar olarak yer aldığını, esasen taraflar arasında tesis edilen iç/gizli ortaklığa ilişkin katılım paylarının ifasından ibaret olduğunu, ortağın alacağının gerçek alacak olmadığını, adi ortaklıkta ortakların katılım paylarının iadesinin talep edilemeyeceğini, davacının, doğrudan katılım payının iadesi şeklinde bir talebi bulunmadığını, talebi ile bağlı kalınarak alelade ödünç ilişkisine dayalı olarak alacağın iadesi talep edilemeyeceğini,  Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... tarafından Borçlar Hukuku ve Şirketler Hukuku bakımından görüşlerini açıkladıkları Mütalaa' da bu hususların açıklanmış bulunduğunu, cevap dilekçesindeki “fiktif” savunmasının tümü ile davacının gerçek bir alacak, geçerli bir alacak ve tahsil edilebilir bir alacak hakkına sahip olmadığı yönünde olduğunu, mahkemenin yalnızca defterler üzerinde yürüttüğü eksik tahkikat ile bu sonuca ulaşmasının, müvekkili bakımından telafisi imkansız zararları doğurduğunu, savunmalarının incelenmediğini, ortaklar arasındaki ilişkinin, ortak amaçları, vd. yönlere hiç değinilmeden yapılan yüzeysel inceleme ile açıkça usul ve esas yönünden hukuka aykırı karar tesis edildiğini, İspat yükünün borç verdiğini iddia eden davacı üzerinde olduğunu, davacı temel ilişkiyi ve alacaklı olduğunu ispat edememiş iken davacı iddiaları karşısında davalının savunmalarının yerinde olmadığının belirtilmesinin usul hükümlerine aykırı olduğunu,  taraflar arasındaki vakıalar zincirinin, günlük hayatta karşılaşılabilecek sıradan bir hukuki ilişkiye nazaran farklılıklar içerdiğini ve ardı ardına eklenen pek çok işlemden oluştuğunu, bu vakıalar hakkında ticari defterler üzerinden yapılan klasik bilirkişi incelemesinin yetersiz ve eksik kaldığını, Prof. Dr. ...” in Prof.Dr. ... ile birlikte hazırladığı 25.09.2020 tarihli Hukuki Mütalaa'da ispat yükünün davacı üzerinde olduğunun belirtildiğini,<br>Davacı'nın, pay sahibi olduğu davalı şirketi gözetecek ve şirkete en az zarar verecek şekilde değil de; davalı şirkete ve çoğunluk pay sahibi olan kardeşine ticari zarar vermek ve mahvına sebep olmak gayesinde olduğuna ilişkin dosyada bulunan somut delillerin mahkeme tarafından yok sayıldığını, davacının, 13 milyon doları aşkın alacak iddiası ile müvekkil şirkete tahsil talebinde bulunduğu ve 50' yi aşkın sayıda davada şirketin teknik iflasta olduğunu iddia ettiği bir süreçte; müvekkil şirketin sermaye artırımı kararı aldığını,  17.07.2019 tarihli ...' da alınan sermaye artırımı kararına karşı da davacının genel kurul kararının iptali talebi ile İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/538 Esas sayılı dosyasında kayıtlı davayı açtığını, bu davada şirketin kendisine borcu olduğunu iddia eden davacının, İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi'nde kardeşi ...' in sermaye artırımına katılmasının hukuka aykırı olduğunu ve sermaye artırımının şirket' teki payının düşürülmesi için gerçekleştirildiğini iddia ettiğini,  şirket' in genel kurulunda artırılan miktarın 218.017.673,66 TL olduğunu, arttırılan sermayenin 70.690.027,30 TL' sinin geçmiş yıl karından ve 38.318.809,54 TL'sinin birleşme karından arttırıldığını, nakit sermaye artışında kullanılanın ise 109.008.836,82-TL' olduğunu, yani davacının müvekkil şirkete yönelttiği haksız alacak iddiasından daha az bir bedel olduğunu,  davacının, müvekkil şirketin içinde bulunduğu mali durumu daha da kötüleştirmek için alacak davası açıp sermaye artırımına karşı çıkarken, bu miktarın tamamı çoğunluk pay sahibi olan davacının erkek kardeşi tarafından karşılandığını, davacının kardeşi olan ...'ın, davacının borca batık olduğunu iddia ettiği şirkete kaynak aktardığını, diğer bir deyişle şirketten davacının alacağını alabilmelerini kolaylaştırdığını, kolaylaştırmakta olduğunu, haksız yere davalı şirkete yönelttiği dava ile teminat depo ettirilirken; ekonomik, mali, finansal veya hukuki koşullar yahut çok ağır külfetler nedeniyle zorunlu olması sebebiyle sermaye artırımına giden müvekkil şirketin sermaye artırımını engellemek isteyen davacının müvekkili şirketin mahvına sebebiyet vermek istediğini, Bilirkişi görevlendirmesi sırasında objektif ve tarafsız olamayabileceği düşüncesine yol açacak olgular çok açık bir şekilde bulunmasına rağmen bilirkişi olarak ...'un görevlendirilmesi ve görevine son verilmemesinin usul hukukuna açıkça aykırı olduğunu,  aynı hukuki ilişkinin tarafı olan ...' in aynı iddia ve taleplerle, aynı davalıya karşı açtığı İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/201 Esas sayılı dosyasında bilirkişi olarak görev yapan Sn....'un, huzurdaki hükme esas alınan bilirkişi raporunu da tanzim ettiğini,  ...' un görevlendirilmesine ilişkin olarak hem rapor öncesinde hem de kök rapora itiraz dilekçesi ile itirazların mahkemeye bildirildiğini, esasen...'un değişmeyen kanaatinin ilk derece mahkemesine sunduğu kök rapordaki değil, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/201 Esas sayılı dosyasına sunduğu rapordaki görüşü olduğunu, dolardaki kurun artışının dahi tek başına müvekkil şirketin savunma ve itirazlarının kapsamlı ve esaslı bir şekilde incelenmesini gerektirmekte iken ilk derece mahkemesinin itirazları dikkate almadığını, bilirkişi ...'un İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/201 Esas sayılı dosyasında 01.10.2014 tarihli e-postaya tüketim ödüncü dediğini, huzurdaki dosyada da aynı görüşü savunduğunu, muacceliyet ve temerrüt bakımından ihtarnamenin hem muacceliyet hem temerrüt oluşturduğunu o dosyada da belirttiğini, huzurdaki dosyada da aynı görüşü savunduğunu, adi ortaklık olmadığı, hissedarlar sözleşmesi bulunmadığı, Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki mevzuatın davaya etkisi olmadığı, temerrüt olmamasına rağmen faiz talep edilebileceği vd. iddia ve savunmalara ilişkin değerlendirmelerinin hem ... hem de ... yönünden tümü ile aynı olduğunu, aynı hukuki ilişkiyi iddia eden, aynı hukuki ilişkiden alacaklı olduğunuiddia eden, iddia ettiği alacakların miktarı  aynı olan ve aynı davalıya yönelen davalardan birinde “davacı lehine davalı aleyhine” olacak şekilde görüşü belli olan ...' un tekrardan gerçekleştirdiği bilirkişi incelemesi sonucu savunma haklarının kısıtlandığını ve hukuki dinlenilme hakkının kullanılamadığını, görevine son verilmeyen ...'un, dosyada davacı yan vekili olarak görev yapan avukatlık bürosu ile aynı “151 Blok\" ta avukatlık faaliyetini yürütmekte olduğunun 04.08.2021 tarihli kök rapora itiraz dilekçesi ile Mahkeme' ye bildirildiğini,  02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporu ile de bu durumun kesinleştiğini, ek raporun yetki belgesi ile yetkili kılınan ... tarafından Mahkeme' ye sunulduğunu, ...'ın mahkeme tarafından değil bilirkişi ... tarafından yetkilendirildiğini,  bilirkişinin yetkilendirmesi ile ek raporu dosyaya sunan ...'ın adresinin “...” olarak yazıldığını, bu adresin davacı yan vekilinin adresi ile aynı yerde olduğunu, adrese ilişkin beyanlarının son derece somut ve mesnedi bulunan beyanlar olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi listesinde ... yerine bilirkişi olarak seçilebilecek objektifliği ve tarafsızlığından şüphe duyulmayacak çok sayıda bilirkişi bulunmasına rağmen ilk derece mahkemesinin, İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/201 Esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporunu birebir- aynısını-kopyala yapıştır şekli ile tanzimine yol açacak bilirkişi görevlendirmesi ve tesis ettiği karar ile adaleti sağlayamadığını,Mahkemece talepten fazlasına hükmedildiğini, taleple bağlılık ilkesinin ihlalinin, usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davanın 2014 yılında davacı tarafından müvekkil Şirket' e bir kısım finansal ihtiyaçlarını karşılaması için 13.264.764 ABD Doları borç verildiği ve bu borcun ödenmediği” iddiasıyla açıldığını, dava dilekçesinde TL para cinsinden hiçbir iddia ve talep yer almadığını, başka bir anlatımla, davacının TL cinsinden borç verdiğini ve ödenmediğini iddia etmediğini, yine, dava dilekçesinde iddianın 2014 yılında davalı şirkete borç verdiği yönünde olduğunu,  2014 yılı dışında herhangi başka bir yıl para gönderimi olmuş ise davacının bu bedelleri borç olarak verdiğini iddia etmediğini, ancak hüküm tesis edilirken, davacının neyi talep edip etmediğinin ve hâkimin ne hakkında karar verip verilemeyeceğinin dava dilekçesine bakılarak tespit edilmediğini ve talepten fazlasına hükmedildiğini, uyuşmazlık konusu olmayan hususlara bilirkişi heyetinin kendiliğinden el attığını, dava konusu olmayan, davacının talebini aşan 2014 yılı dışında gönderilen ve TL cinsinden olan bedeller konusunda da sonuç ve kanaat içeren bilirkişi raporu tanzim edildiğini,  04.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda TL cinsinden 5.421.800,00 TL bedel bulunduğu tespit edilmiş daha sonra TL cinsinden olan bu bedellerin 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda 2.299.209,44 USD' ye çevrilmiş olduğunu, dayanağı belirsiz bu dönüştürme işleminin dahi mahkemece sorgulanmadığını, iki kişi arasında hem ABD Doları hem de TL para cinsinden hem de farklı tarihlerde ayrı ayrı borç ilişkisi kurulmuş ise (kabul anlamına gelmemek üzere) talebini “ABD Doları olarak verdiği borç ve yıl ile sınırlayan” bir kimsenin TL borcunu ve farklı yıllarda verdiği borcunu da geri istediği sonuç ve kanaatine hangi sebeplerle varıldığı ne bilirkişi raporunda ne mahkeme kararında izah edilmediğini, talepten fazlasına mahkemece karar verilemeyeceğini (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/17-172 E., 2020/934 K. sayılı ve 24.11.2020 tarihli ilamı),Yetersiz, birbiri ile çelişkili bilirkişi kök ve ek raporlarına dayanarak, hüküm verilmesinin usule aykırı olduğunu,  taraflarca sunulan hukuki mütalaaları da kapsayan, çelişkileri gidermeye yönelik konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmadan verilen kararın kaldırılması gerektiğini, 04.08.2021 tarihli Bilirkişi Raporunda; alacak miktarının faizleriyle birlikte 9.918.756.38 USD Asıl alacak, 308.170. 30 USD Temerrüt tarihinden, dava tarihine kadar faiz, 5.421.800.00 TL Asıl alacak,  356.483,35 TL Temerrüt tarihinden dava tarihine kadar faiz tutarı şeklinde hesaplandığını,  (8.072.385,95-USDx5,9042-47,660.981,18 TL)-58.191.806,90 TL alacak mevcut olduğunu görüşünün bildirildiğini, 02.11.2021 tarihli Bilirkişi Ek Raporunda; Alacak miktarının faizleriyle birlikte 12.217.965,82 USD asıl alacak, 378.626,90 USD temerrüt tarihinden dava tarihine kadar işlemiş faiz olduğu görüşünün bildirildiğini,  davacı tarafından 2014 yılında müvekkili Şirket' e bir kısım finansal ihtiyaçlarını karşılaması için 13.264.764 ABD Doları borç verildiğinin ve bu borcun ödenmediğinin  iddia edildiğini, raporlarda önce 9.918.756,38 USD sonra 12.217.965,82 USD asıl alacak tespit edildiğini, alacaklı bu iddia ettiği kadar tutarı borç verip vermediğini hangi belgelerle ispat ettiği hususlarının karardan anlaşılamadığını, dava konusu edilen bedellerin TL. mi USD. mi olduğu konusunda kök ve ek bilirkişi raporunda tamamen birbirine zıt kanaatlere varıldığını, bu nedenle, bilirkişi raporları arasındaki işbu görüş ayrılıklarının giderilmesi için dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii hukuken zorunluluk arz etmesine rağmen mahkemenin müvekkil şirketin itirazlarını reddederek davanın 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda yer alan değerlendirmeler uyarınca kabulüne karar verdiğini, mahkemenin neden 02.11.2021 tarihli Bilirkişi EK Raporu'na itibar ettiği,  neden 04.08.2021 tarihli rapordaki tespitleri yok saydığı hususunda gerekçeli kararda bir irdeleme yer almadığını,  04.08.2021 tarihli bilirkişi kök raporunda cari hesapta TL cinsinden 5.421.800.00-TL bedel bulunduğunun tespit edildiğini, davacı tarafın dosyaya sunduğu banka havale dekontlarında TL cinsinden havale yapıldığının görüldüğünü, yani davacının sunduğu dekontların 04.08.2021 tarihli bilirkişi kök raporunun tespitlerini doğrular nitelikte olduğunu, buna rağmen  mahkeme 12.217.965,82 USD alacağın tahsiline karar vermiş olup, neden bu şekilde karar verildiği, TL-USD ayrımının neden yapılmadığı, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin neden giderilmediğinın  karardan anlaşılmadığını, bu irdelemeler yapılmaksızın, çelişkiler giderilmeksizin, hüküm kurmaya elverişli nitelikte olmayan 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporu uyarınca tesis edilen karar dosya kapsamına aykırı olduğundan kaldırılması gerektiğini, bilirkişi kök ve ek raporu ile taraflar arasında hatalı bir yorumla tüketim ödüncü olarak ortaya koyulmuş bulunan borç ilişkisinde tek taraflı bir değişiklik yapılmasını bilirkişi heyetinin mümkün görmediğini ve tutarın -TL- üzerinden izlenmesine izin verilemeyeceğini belirttiğini, ancak iş -TL'den USD'ye- çevirmeye geldiğinde kök raporda 5.421.800,00 TL olarak tespit ettikleri miktarı 2.299.209,44 USD' ye çeviren bilirkişilerin  bu değişikliğin tek taraflı olamayacağı, sözleşmenin tek taraflı olarak değişmesini sonuçlayamayacağı hususlarına bu sefer değinmediklerini,  ...' nin -TL- gönderdiği ve dekontlarda -TL- olduğu belli olan tutarların neden -USD- olarak talep edilebileceğinin bilirkişi heyetinin kök raporda yer alan görüş ve kanaatlerini neden değiştirdikleri konusunda ise ek raporda açıklama yapılmadığını, tek taraflı değişiklik olamayacağı görüşünün -USD'den TL' ye- ve -TL' den USD' ye- dönüş bakımından aynı tutarlılıkta olması gerekirken, kendi içerisinde çelişkileri olan ve tatmin edici gerekçe içermeyen bilirkişi kök ve ek raporu hükme esas alınmaması gerekirken, raporlara dayanılarak hüküm tesis edildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile 5.421.800.00-TL' nin neden USD olarak ödenmesine karar  verildiğinin gerekçesi bulunmadığını,  İlk derece mahkemesinin davacının asıl alacağının miktarının 12.217.965,82 USD olduğu tespitinin dosya kapsamına aykırı olduğunu,  04.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda tespit olunduğu üzere; “gönderilen havalelerin 5.421.800,00 TL ve 9.918.756.38 USD tutarında.” olduklarını, bu tutarların esasen bir borcun ödenmesi üzerine gönderildiği dekontlardan anlaşılmakta olmasına rağmen tam tersi bir yorumla zorlama gerekçelerle alacaklı olunduğunun karara bağlanmasının hatalı olduğunu, Mahkemenin,  dosyaya sundukları uzman görüşlerinden TMK' nın 1.maddesinin 3.fıkrası gereğince yararlanmadığını, gerek kendi içerisinde gerek birbirleri ile çelişen 04.08.2021 tarihli bilirkişi kök rapor ve 02.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporun, dava dosyasına müvekkil şirket tarafından sunulan Sn. Prof. Or. ..., Sn. Prof. Dr. ..., Sn. Prof. Dr. ..., Sn. Prof. Dr. ..., Sn. Prof. Dr. ..., Sn. Prof. Dr. ...' nun uyuşmazlıkla ilgili tanzim etmiş oldukları hukuki mütalaalar ile bariz ve açık çelişkiler içerdiğini,  kanunun atfettiği önem nedeniyle dosyaya sundukları uzman görüşlerinin ispat faaliyetinin bir parçası olup takdiri delildir olduğunu ve  açıklama hakkının bir parçasını oluşturduğunu, bu kapsamda neden reddedildiğinin gerekçede açık bir şekilde ortaya konulmamasının usul hukukuna aykırı olduğunu, Müvekkili şirketin 2014, 2015, 2016 ve 2017 yılında gerçekleşen genel kurullarında yönetim kurulu faaliyet raporlarının müzakere edildiğini, bilanço ve kar/zarar hesaplarının oybirliği ile tasdik edildiğini, faaliyet raporlarını müzakare eden, bilanço ve kar/zarar hesaplarını onaylayan davacının sessiz kaldığı ve sunumların davacıyı bağlamayacağı tespitinde hukukun uygulanmasında hata edildiğini, müvekkili şirketin dava dosyasında bulunan 2014, 2015, 2016 ve 2017 mali yılına ilişkin genel kurul tutanaklarını incelenmiş olsa idi tutanaklarda davacının faaliyet raporları müzakeresine katılarak, bilanço, kar/zarar hesaplarını onayladığı olumlu oy kullandığı Mahkeme tarafından görüleceğini, davacının sessiz kalmadığını, genel kuruldaki olumlu oyu ile iradesini açıkladığını, aksi kabulün, Şirketler Hukukuna açıkça aykırı olduğunu, müvekkili şirket hesaplarında kayıtların ilk önce -TL- cinsinden izlendiğini, sonra kredilerin -USD- olması sebebiyle -USD- olarak takip edildiğini ve daha sonra -TL- takip şekline dönüldüğünü, bu halde -TL-'den -USD-' ye geçirilerek izlenmesi sırasında ve bu geçiş sırasında davacının açık bir muvafakati olmadığını,  -TL- ye geri dönülmesi sırasında da Şirkette işlemlerin aynı esaslarla gerçekleştirildiğini, oysa kayıtlarda -TL- izlenirken de Dolar izlenirken de ödenmesi gereken bir borç olmadığından şirket kayıtlarındaki bu revizyonlara kardeşler arasında anlaşmazlık çıkıncaya kadar hiçbir şekilde itiraz edilmediğini,  yani hissedarlardan davalı şirkete yapılmış hiçbir bildirim bulunmadığını, genel kurullarda davacının kullandığı olumlu oylar tüm bu gerçekliğe işaret etse de, sayın mahkeme tarafından görmezden gelindiğini,  davacının dava dışı ...'ın 01.10.2014 tarihli e-postası' na aynı tarihte “Hayırlara vesile olsun erkutcum. Çok öptüm” şeklinde cevap verdiğini, ...'nin, açık olan irade beyanı yok sayılarak tanzim olunan bilirkişi raporunu hükme esas alan ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğunu, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına dair 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (RG:12 EYLÜL 2018) ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara ilişkin tebliğe aykırı karar verildiğini, davacı şirket ortağı ile davalı şirket arasında ödünç sözleşmesi bulunmadığını, dava konusu bedellerin ödünç sözleşmesinin konusu da olmadığını, dava konusu bedellerin TL' ye çevrilmesi bakımından muvafakatinin bulunmaması nedeni ile TL' ye çevrilmesinin davacı yönünden yasal olarak geçerli kabul edilmeyeceği gerekçesinin de Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararına tümü ile aykırı olduğunu, dava konusu bedellerin TL' ye çevrilmesinin kanunen zorunlu olduğunu, bir an için Mahkeme kararında belirtildiği şekilde ortada ödünç sözleşmesinin varlığının kabulü halinde dahi (ki somut olayın özelliklerine göre ortada ödünç sözleşmesi mevcut değildir), Mahkeme gerekçesinin aksine, dava konusu bedellerin TL olarak takip edilmesi gerektiğinin  aleni olduğunu, Kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir ödünç sözleşmesi olduğu varsayılsa dahi geciktirici şarta bağlı olan hukuki işlemlerde şart gerçekleşene kadar olan dönemde muacceliyetin söz konusu olmayacağını, kabul anlamına gelmemek kaydı ile 01.10.2014 tarihli e-postayı ödünç ilişkisi bakımından ödüncü doğrular nitelikte bulan Sayın Mahkeme e-posta içerisinde geçen “... Yapı herhangi bir arsa sattığında veya iş yapıp para kazandığında ...bizler artık parayı geri alabiliyoruz” ifadesinin geciktirici koşul olup olmadığı konusunda hiçbir inceleme ve değerlendirme yapmadığını,  Prof. Dr. ...'ın  dosya kapsamında Hukuki Mütalaası' nda, geciktirici koşulun gerçekleşmediğini tespit ettiğini,  davacının alacak davası açtığı dönemde ortaklığın mali durumunun düzelmediği, hatta tam aksine kendisinin şirkete karşı açtığı davalarda şirketin “borca batık” olduğunu ileri sürdüğünün mahkemenin malumu olduğunu, e- postada geçen ifadelerin ilişkiyi doğruladığını belirten mahkemenin, yine aynı e-postada yer alan geciktirici koşulun gerçekleşmemiş olması karşısında davacının herhangi bir talep hakkının doğmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğunu, Muacceliyet ve temerrüt tarihinin 06.11.2018 olarak tespitinin borçlar hukukuna açıkça aykırı olduğunu, ortada geçerli ve hukuki etkiye sahip bir borç bulunmadığından muacceliyetin de  temerrüdün de söz konusu olmadığını, bununla birlikte hukuki ilişkinin niteliği bakımından bir kabul olarak anlaşılmamak üzere; muacceliyet ve temerrüt tarihi bakımından yapılan inceleme ve değerlendirme ile 06.11.2018 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a. maddesi gereğince uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesi kararının Borçlar Hukuku'na açıkça aykırı olduğunu, hükme esas alınan 04.08.2021 ve 02.11.2021 tarihli bilirkişi kök ve ek raporunda TBK madde 392 hükmü ile vade belirlenmiş bulunduğunu, vadenin bir kanun hükmü ya da bir mahkeme kararı ile tespit edildiği hallerde -TBK m.117/lI, c 1'in ifadesiyle taraflarca \"borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş” durumda olmadığını, bu sebeple temerrütten bahsedebilmek için temerrüde ilişkin usulüne uygun bir ihtar gerektiğini, somut uyuşmazlıkta Beşiktaş 6. Noterliği' nden gönderilen 24.10.2018 tarih ve ... no.lu ihtarname muacceliyet ihtarı olarak kabul edilse dahi, davalı şirketin edimi yerine getirmemesine karşılık davacı 27.08.2019 tarihine kadar sessiz kaldığını, davacının 27.08.2019 tarihine kadar sessiz kalması sebebiyle 06.11.2018 tarihinin temerrüt tarihi olduğu tespitinin hukuka aykırı olduğunu, kural olarak, temerrüt ve temerrüdün borçlu bakımından ağır olan hukuki sonuçlarının; alacağın muacceliyet anından itibaren değil, alacaklının temerrüt ihtarı ile birlikte doğacağını, bu bağlamda, borçlunun temerrüde düşmesi ve temerrüdün sonuçlarını doğurmaya başlaması bakımından ihtar şartının önem taşıdığını, alacağın muacceliyet anından itibaren temerrüdün oluştuğu tespitinin ve faiz hesabının hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğunu,  TBK madde 392 hükmü uyarınca 24.10.2018 tarihli ihtarın keşide edildiği tarihte davacı bakımından ifayı talep edebilme imkanı ve müvekkil şirket bakımından ifa yükümlülüğü bulunmadığını, aarsayımda dahi, muacceliyetten önce yapılan 24.10.2018 tarihli ihtarın hukuki etkiye sahip olmayacağının açık olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere, müeccel bir borcun ihtarla muaccel hale gelemeyeceğini,  06.11.2018 tarihinin temerrüt tarihi olduğu yönünde, hiçbir yasa maddesi ve Yargıtay kararına atıf yapılmaksızın bilirkişilerin son derece hatalı kanaatleri ile hüküm tesis edildiğini, esasen müvekkili şirketten herhangi bir alacağı bulunmayan davacının 06.11.2018 tarihinden itibaren de faiz talep hakkı bulunmadığını,  müvekkil şirketin itirazlarının haklı ve yasal olduğunu, İleri sürerek;  yukarıda açıklanan, dosya kapsamında yazılı ve sözlü olarak ileri sürülüp İlk derece mahkemesi tarafından davanın esasına etkili olmasına rağmen hiç inceleme ve değerlendirme yapılmayan nedenlerle ve kamu düzenine ilişkin re' sen nazara alınacak hususlarla; duruşmalı olarak yapılacak istinaf incelemesi neticesinde istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/527 E., 2022/263 K. sayılı ve 17.03.2022 tarihli “davanın kısmen kabulü ile 12.217.965,82 USD'nin temerrüt tarihi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a. Maddesi gereğince uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine” ilişkin hükmün, yargılama giderleri ve vekalet ücretleri ile birlikte kaldırılmasına, davanın reddine, hükmün icrasının geri bırakılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davacı tarafından ortağı olduğu şirkete verildiği iddia olunan 13.264.764,00-USD borcun iadesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin 11/04/2022 tarihli tashih talebi,14/04/2022 tarihli ek karar ile kabul edilmiş, davacı vekili tarafından asıl ve ek karara karşı, davalı vekili tarafından asıl karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davalı şirkette  %15,15 oranında pay sahibi olduğunu, 2014 yılında bir kısım finansal ihtiyaçların karşılanması için, adına vekaleten takip edilen hisse satış işlemlerinden elde edilen gelirin bir kısmı olan 13.264.764,00-USD'nin vekaleten aktarılması suretiyle davalı şirkete borç verdiğini, şirketin 31/12/2017 tarihli bilançosunda ortaklara borçların, 31/12/2016 tarihine gösteren tabloda  318.173.382,00-TL, 31/12/2017 tarihini gösteren tabloda  486.944.520,00-TL olarak göründüğünü;  şirketin 31/12/2018 tarihli bilançosunda ortaklara borçların, 31/12/2017 tarihini gösteren tabloda 192.751.966,77-TL, 31/12/2018 tarihini gösteren tabloda  188.518.704,53-TL olarak göründüğünü; yine bu bilançoda diğer çeşitli borçlar kaleminin açıldığını ve bu kalemdeki borçların 192.350.387,62-TL olarak göründüğünü, 28/06/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davalı şirket yönetim kurulu başkanı...'ın davacı alacağı ile birlikte tüm diğer ortakların şirketten olan alacaklarının uzun vadeli ortaklara borçlar hesabında takip edildiğini açıkladığını, davalı şirketin 31/03/2018 tarihli yönetim kurulu kararı ile şirket ortaklarının şirkete verdikleri USD cinsinden borçların verildiği tarihlerdeki TL karşılıkları üzerinden takip edilmesine karar verildiğini ve geriye doğru 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında USD cinsinden takip edilen ortaklara borçlar hesapların TL'ye çevrilerek kur farklarının tensil edildiğini, davacının bu karardan haberdar olduktan sonra davalı şirkete gönderilen 31/05/2018 tarihli ihtarname ile bu işleme muvafakat edilmediğinin bildirildiğini, 28/06/2018 tarihli genel kurul toplantısına davalı şirket yönetim kuruluna bu TL'ye çevirme işleminin yalnızca şirket hesaplarında alacağın TL cinsinden takip edilmesine yönelik mi olduğunun, yoksa döviz alacağının niteliğinin değiştirilmesi ve miktarının azalmasına yol açacak bir işlem mi olduğunun sorulduğunu, bu toplantıda şirket yönetim kurulu başkanının, 2014, 2015, 2016, 2017 yıllarında döviz olarak takip edilen ortak alacaklarının TL'ye çevrildiklerinin ve kur farklarının tensil edilerek ortak alacaklarının TL hesaplarına aktarıldığının, 2014 yılında ... A.Ş ve ... A.Ş'nin satışından elde edilmiş olan hisse debellerinin 90 milyon USD'lik kısmının ortakların hisse oranlarında şirkete borç verildiğinin ve o tarihte döviz olarak kayıtlara alındığının, gelecek yıllarda şirketin kar edeceği ve ortaklara döviz cinsinden geri ödenebileceği varsayımı ile bu tutarların sermayeye ilave edilmediğinin, tüm ortakların alacaklarının uzun vadeli ortaklara borçlar hesabında takip edildiğinin belirtildiğini, böylece borç alındığının da ikrar edildiğini, davacının davalı şirkete gönderdiği 24/10/2018 tarihli ihtarname ile 13.264.764,00-USD'nin, bu borcun şirkete verildiği tarihten itibaren işlemiş olan faizi ile birlikte ve ihtarnamenin tebliğinden itibaren işleyecek yıllık %9 faizi ile beş gün içerisinde ödenmesinin ihtar edildiğini, davalı şirketin ise alacakların TL'ye çevrilmesinin ve sermayeye eklenmesinin tüm ortakların yararına olacağının cevaben bildirildiğini, şirketin 2018 yılı hesap dönemine ilişkin bağımsız denetim raporunda da, ortaklar ile şirket arasında bu alacaklar nedeniyle ortaya çıkan ihtilaf dolayısı ile sınırlı olumlu görüş bildirildiğini, şirketin 17/07/2019 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında davacının olumsuz oyuna rağmen sermaye artışı kararı verildiğini, taraflar arasında tüketim ödüncü sözleşmesi bulunduğunu ve tüketim ödünçlerinde borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ilk istemden itibaren altı hafta geçmekle geri verme yükümlülüğünün doğacağının  TBK 392 maddesinde düzenlendiğini, davalı şirkete gönderilen 24/10/2018 tarihli ihtarnamede borcun beş gün içinde ödenmesi istendiğinden borcun 07/11/2018 tarihinde muaccel hale geldiğini, şirkete USD cinsinden verilen borcun tek taraflı işlem niteliğindeki yönetim kurulu kararı ile TL'ye çevrilemeyeceğini, şirket ticari defter ve kayıtlarında alacağın belli olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kayıdıyla 13.264.764,00-USD'nin ihtarnamenin davalıya tebliğ edildiği 25/10/2018 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesine göre işletilecek faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. Dava dilekçesinde harca esas değerin 13.264.764,00-USD asıl alacak ve 720.476,54-USD işlemiş faiz olmak üzere 13.985.240,57-USD karşılığı 81.422.070,60-TL olarak gösterildiği, harcın bu değer üzerinden yatırıldığı;  ancak netice-i talepte yalnızca 13.264.764,00-USD nin 25/10/2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.Davalı yan; davacı tarafından davalıya verilmiş gerçek bir borç bulunmadığını, iddia olunan alacağın fiktif olduğunu, davalının borç ikrarında bulunduğu iddiasının gerçek olmadığını, davalının kendi cebinden davalıya borç vermek niteli ile veya bir anlaşmaya bağlı olarak davalı şirkete verdiği bir tutar bulunmadığını, buna ilişkin yazılı herhangi bir delilin de mevcut olmadığını, iddia olunan alacağın kaynağının aslında aile şirketi niteliğindeki ... grup şirketlerinin hisselerinin alınıp satılması işlemleri olduğunu, davacının ... grubunun enerji şirketlerine koyması gereken nakdi sermayeyi kendi nakdi kaynaklarından karşılamayıp, davalı şirketin kaynaklarını kullandığını, dava dışı grup  şirketlerinden ... A.Ş'nin ortaklık yapısının davalı şirket ile aynı olduğunu, ... grubu içerisinde çok sayıda enerji şirketi bulunduğunu ve bu şirketlerin sermaye ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini,... şirketi ortaklarının sermayeyi kendi nakdi kaynaklarından karşılama imkanları olmadığı için bu şirketin hisselerinin davalı şirkete primli olarak satışı hususunda tüm ortakların anlaştığını, nominal değeri 34.000.000,00-TL olan ... hisselerinin davalıya satışı öncesinde değerlemesinin yaptırıldığını ve 344.000.000,00-USD olarak belirlendiğini, ancak bu değerlemenin şirketin gerçek değerini yansıtmadığını, amacın kaynak yaratmak olduğunu, davacının da aralarında bulunduğu ... şirketi ortaklarının tüm hisseleri bu değer üzerinden davalı şirkete devrettiklerini, davacının nominal değeri 4.087.175,00-TL olan ... hisselerini primli olarak 40.055.136,53-TL karşılığı davalı şirkete sattığını, vergi barışından faydalanmak için tensil edilen tutardan davacının 35.967.961,53-TL elde ettiğini, bu işlemlerin hisselerini davalıya devreden tüm ortaklar için aynı şekilde gerçekleştirildiğini, davalı şirketin 2008 küresel krizinin 2009 yılından itibaren taşınmaz sektöründe yarattığı yavaşlama nedeniyle kendi nakdi kaynaklarını kullanarak primli hisse devir bedellerini ödeyemediğini,  2009 yılından itibaren davacının elde ettiği devir bedelinin ... grup şirketleri arasında yer alan 26 şirkete davacı sermayesi olarak aktarıldığını, enerji şirketlerine kaynak aktarmak için \"hisse satışı\" adı altında yapılan bu işlemlerin  finansmanın da davalı  davalı şirket tarafından döviz cinsinden kredi kullanmak suretiyle sağlandığını, böylece davacının da aralarında bulunduğu ortakların herhangi bir kredi maliyetine katlanmaksızın, davalının kullandığı kredi üzerinden  26 enerji şirketine sermaye koymuş olduklarını, davacı ve diğer ortakların bu 26 şirketten biri olan ... şirketinde bulunan hisselerini davalı şirkete satıp, davalı şirkete sattıkları ... Şirketi hisselerini takas yolu ile geri aldıklarını, böylece cari hesabın kapatıldığını, dava dışı ... hisselerinin 07/11/2014 tarihinde ... A.Ş'ye 147.584.366,00-USD'ye satıldığını, davalı şirketin daha önce 344.000.000,00-USD'ye satın aldığı ...hisselerinin 196.415.634-USD düşük fiyatla satılmış olduğunu, bu farkın ortaklar tarafından diğer şirketlere sermaye olarak konulmuş olduğunu, davalının ise bu işlemler nedeniyle kullanılan kredilerden doğan maliyetinin 75.000.000,00-USD olduğunu, şirketin mevcut kredi borçlarının kaynağının da bu maliyet olduğunu, davacının ...hisselerini davalıya yüksek değerden satarak 10.085.602,00-USD fazla para almış olduğunu,  davacının diğer şirketlere 2009 ila 2014 yılları arasında davalı şirketten alarak aktardığı sermaye tutarının 31.465.508,48-TL karşılığı 17.663.052,18-USD olduğunu, davacının iddia ettiği alacak tutarının büyük kısmının davacının bilgisi dahilinde davalının öz sermayesi içinden daha sonra sermaye artışında kullanılmak üzere çekilen tutarlar olduklarını, davacının fazladan elde ettiği  10.085.602,00-USD'ye finansman giderleri de eklendiğinde halen bu tutarın %50 fazlası ile davalı şirketin sermaye artışına katılması gerektiğini, davacının 17/09/2019 tarihli genel kurulda alınan sermaye artışı kararına itirazının da bu nedenle yersiz olduğunu, ortakların şirketten alacaklı olduğunu ileri sürdükleri meblağların TL ve USD karşılıklarının belli olduğunu, bu tutarların 01/05/2016 itibariyle ... için 176.301.286,00-TL karşılığı 62.933.278,00-USD, ... için 38.479.623,00-TL karşılığı 13.735.855,00-USD, davacı ... için 38.495.743,00-TL karşılığı, 13.741.609,00-USD olduğunu, ilk etapta bu tutarların USD olarak takip edilmelerinin nedeninin, pay sahiplerinin enerji şirketlerine sermaye koymaları amacıyla davalının döviz cinsinden kredi çekmesi olduğunu, gerçekte ortakların davalı şirkete döviz cinsinden bir para aktarmadıklarını, tüm ortakların döviz cinsinden takip edilen alacaklarının, şirketin döviz cinsinden borç altında görülmesi nedeniyle yönetim kurulu kararı ile TL'ye çevrildiğini ve bu işlemin ortakların bilgisine sunulduğunu, davacının aile şirketleri arasında örtülü olarak kendisine kaynak yaratılan ortak konumunda olduğunu, davacının esasen şirkete getirdiği bir para bulunmadığını, davacının şirket defterlerinde grup içi işlemler nedeniyle para/kaynak/kredi transferlerinin davacıya davalı şirketten aktarılan kaynaklar olduğu gerçeğini gizlediğini, davacının kötü niyetler davalı şirket aleyhine çok sayıda genel kurul karar iptali davası açtığını, 2014, 2015, 2016, 2016 yıllarında yapılan tüm genel kurul toplantılarına katılan finansal tabloları ve bilançoları onaylayan davacının 2017 yılından itibaren kötü niyetli davalar açmaya başladığını, davacının iddia ettiği alacağına dayanak herhangi bir ödeme makbuzu, sözleşme sunamadığını, kötü niyetli davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece taraflarca bildirilen deliller toplandıktan sonra dosya bir mali müşavir ve iki hukukçudan oluşan bilirkişi heyetine yerinde inceleme yetkisi ile tevdii edilerek, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş, bilirkişi heyetinin ön raporunda davacının ödemelerin gerçekliğini, geçerliliğini ve tahsil edilebilirliğini belgeleyen tüm ödeme dekontları, banka havaleleri ve ödeme aracı olarak kullanılan çek vs tüm belgelerin sırasıyla ve ayrıca liste halinde dosyaya sunulması gerektiği, yine davalı yanın savunmalarına istinaden 2014 yılından itibaren davacı tarafından yapılan ödemelerin cari hesap esktresinin, bu cari ekstrenin kısa ve uzun vadeli hesaplarda takibi ile ilgili muavin defter kayıtlarının, döviz cinsi kayıtların ve karşılığında hangi tarihte TL olarak değerlendirildiğinde, tenzil edilen kur farklarına ilişkin kayıtların, davacının şirkete ortak olduğu ilk sermaye tutarının 2020 yılına kadar sermaye artışları ile birlikteki davacı durumunu gösterir genel kurulların, pay defteri sayfalarının ve sicil gazetesi örneklerinin, Tl ye çevirmeye  yönetim kurulu kararına ilişkin hesap tablosu ve mahsup fişlerinin, 17/07/2019 tarihli sermaye artışına ilişkin genel kurul kararından sonra yapılan sermaye artışı ile ilgili işlemlerin muhasebe kayıtlarının ve mahsup fişlerinin, davacının ve diğer ortakların son alacaklarına ilişkin 2021 yılına devreden muavin kaydının davalı tarafından dosyaya sunulmasının istenildiği, davacı vekili tarafından ön rapor istinaden dosyaya bir cari hesap ekstresi ile bir kısım ödeme kayıtlarının sunulduğu, davalı vekili tarafından heyetteki hukukçu bilirkişiye itiraz edildiği, ayrıca mali bilirkişinin sunulmasını istediği belgeler bakımından yerinde inceleme yetkisi bulunduğunun bildirildiği görülmüştür. Öte yandan, davaı dışı ortak ... tarafından aynı gerekçelerle İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde açılan davada davalı tarafından dosyaya sunulan 01/10/2014 tarihli mail yazışmasının iş bu dosyaya davacı vekilince sunulduğu anlaşılmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen kök raporda mali bilirkişinin inceleme kısmında 2014 yılında dava tarihine dek davalı şirketin ortaklara borçlar hesabında her bir ortağa USD ve TL cinsinden ne tutarda borçlu göründüğüne dair yıl bazında inceleme yapılmadığı, \"Genel kabul görmüş tek düzen hesap planına göre, işlemler yapılmış olsa da takip yönünden karmaşık hale geldiği ve sadece şirkete, finans yönünden destek amaçlı ödünç verilen ve direkt ... nolu hesapta bekletilen bir alacak unsuru olmayıp, rapor içerisinde açıklanan, şirket içi sermaye artışı, hisse satışı, sermaye transferi gibi birçok işlemler yumağı olması nedeniyle, davacının iddia ettiği alacağının ne kadar olduğunun izini sürmek güçtür. Davacı talep ettiği alacak bakımından muhasebe kaydına dayanmakta ve kayıt karmaşası nedeniyle de net ve tam bir sonuca ulaşılması güçleşmektedir. Bu nedenle ön raporda davacının ibraz ettiği, şirkete para havalesi ve şirketten ise bazı dönüşüm iadelerinin sonucuna göre tespit ve değerlendirme yapılmıştır. Aksi ispatı taraflara aittir\" gerekçesi ile davacı tarafın sunmuş olduğu ilki 17/11/2014, sonuncusu 26/02/2018 tarihli olan 2014, 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında düzenlenmiş TL ve USD cinsi havale dekontlarınından davacı tarafından davalıya gönderilmiş tutarlar toplanıp, davalının davacıya gönderdiği tutarlar düşülerek, USD ve TL cinsinden alacak hesap edildiği, ayrıca USD ve TL tutarları için  06/12/2018 tarihinden dava tarihine dek ayrı ayrı faiz hesaplaması yapıldığı, bilirkişi heyetinin 01/10/2014 tarihli e-maile istinaden davacı ile davalı şirket arasında tüketim ödüncü sözleşmesi kurulduğu kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; dosyaya dekontlarla birlikte sunulan cari hesap tablosuna göre davacının davalıya çeşitli tarihlerde 18.776.566,34-USD gönderdiğinin, davalı tarafından çeşitli tarihlerde davacıya 5.074.678,16-USD gönderildiğinin, bakiyenin 13.701.888,18-USD olduğunun görüldüğü,  ancak bilirkişi tarafından şirket kayıtları üzerinde yeterli inceleme yapılmadığı,  emsal nitelikteki İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/201 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporundaki mali incelemelerin çok daha detaylı olduğu bildirilerek bu raporun celbi ile yargılamada dikkate alınmasının talep edildiği görülmüştür. Davalı vekili tarafından sunulan rapor itiraz dilekçesinde; hukukçu bilirkişilerden ...'un görevinin sonlandırılmasının talep edildiği, davacının 2014 yılında davalıya TL cinsinden borç verdiğini iddia ettiğinin, bilirkişi heyetinin davacı iddiasına göre yalnızca 2014 yılında ve USD cinsinden verildiği iddia edilen borcun varlığı hususunda araştırma ve inceleme yapabileceklerinin, oysa bilirkişi heyetinin hem 2014 yılına ilişkin olmayan hem de USD cinsinden olmayıp TL cinsinden olan tutarları da, talebi aşarak alacak hesabına tabi tuttuklarının, ayrıca davacının dava dilekçesinde ve delil listesinde yer alamayan, süresinden sonra ön rapora istinaden  dosyaya  dekontlara da muvafakat etmediklerinin,  dekontlar da davalı şirkete borç olarak gönderildiklerine dair bir kaydın da yer almadığının, havalenin kural olarak bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığının karine olduğunun, aksinin davacı tarafından ispatı gerektiğinin, 01/10/2014 tarihli e-postanın ortak olan kardeşler arasında yapılmış bir yazışma olduğunun, ortaklar arasında finansman planının gerçekleştirilmesi için kurulmuş bir adi ortaklık olarak değerlendirilebileceğinin, buna ilişkin hukuki mütalaaların dosyaya sunulduğunun, şirketin tarafı olmadığı bir yazışmanın, senetle ispat kuralı sınırını aşan bir ödünç sözleşmesinin kurulduğuna delil kabul edilemeyeceğinin, nitekim ...'ın davalı şirketi tek başına temsil ve ilzam yetkisinin de bulunmadığının, işlemlerin çift imza ile yapıldığının, hakim ortak ve yönetim kurulu başkanı olmasının bu durumu değiştirmediğinin, cevap dilekçelerindeki savunmaların hiçbirinin değerlendirilmediğinin, iddia oluna alacağın gerçek bir alacak olmadığına dair savunmalarının dikkate alınmadığının, bu e mailin yalnızca şirket ortakları arasındaki bir anlaşmaya ilişkin olduğuna dair savunmalarının değerlendirilmediğinin, bir an için aksi kabul edilse ve bu mail ile davacı ve davalı şirket arasında tüketim ödüncü sözleşmesi kurulduğu kabul edilse dahi mail yazışmasındaki geciktirici şartın incelenmediğinin, yine böyle bir sözleşmenin Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki mevzuata aykırı olduğunun da göz önüne alınmadığının, muacceliyet ve temerrüt tarihine yönelik tespitlerin de hatalı olduğunun, davacı dava dilekçesinde  ayrıca dava tarihine dek işleyecek faizin de hüküm altına alınmasını talep etmemesine rağmen, bilirkişi tarafından faiz hesaplaması yapılmasının da hatalı olduğunun bildirildiği görülmüştür.Mahkemece taraf itirazları karşılanmak üzere alınan ek raporda; mali bilirkişi tarafından, davacının davalıya 2014 ve 2015 yıllarında farklı tarihlerde yapılan TL cinsi ödemelerin USD'ye çevrildiği ve daha önce tespit edilen USD alacağa bu tutarın eklendiği, toplam 12.217.965,82-USD üzerinden USD tutarı üzerinden 06/12/2018 tarihi ile dava tarihi arasında işlemiş faiz hesabı yapıldığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesi tarafından; \"Davalı şirketin hakim ortağı ve yönetim kurulu başkanı ... tarafından, davacıya elektronik ortamda gönderilen ve tarafların kabulünde olan 01/10/2014 tarihli mailde, ortakların davalı şirkete sattıkları dava dışı ... A.Ş.'deki pay satışından kaynaklanan satış bedellerinin, davalı şirketin fon ihtiyacı için davalı şirkete \"borç\" olarak verilmesinin önerildiği ve ortaklarca da bu önerinin kabul edilmek suretiyle taraflar arasında bir tüketim ödüncü sözleşmesi ilişkisinin kurulduğu; davalı şirkete bu şekilde sağlanan fonun şirket kayıtlarında ve mali tablolarında \"ortaklara borç\" olarak kaydedildiği; dava tarihinden önce tarafların birbirlerine çektikleri ihtarnamelerde ve cevaplarında da bu ilişkinin kabul edildiği, alınan kök ve ek bilirkişi raporlarında dayanaklarıyla açıklandığı üzere taraflar arasındaki tüketim ödüncü sözleşmesi kapsamında davalı şirketin kayıtlarına da bu şekilde geçmiş (davalı şirkete yapılan pay satış bedelinin davalı şirketten tahsil edilmeyerek, davalı şirkette borç olarak tutulmaya izin verilen) davacının davalıdan 12.217.965,82 USD alacağının bulunduğu, açıklandığı şekliyle kanıtlanan davacı iddiaları karşısında davalının savunmalarının yerinde olmadığı anlaşılmış olup; sözleşmeden kaynaklanan bu alacağın Beşiktaş 6. Noterliğince çekilen 24/10/2018 tarih ve ... nolu ihtarname ile verilen süre bitimi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir.\" gerekçesi ile davanın ek raporda tespit edilen asıl alacak tutarı üzerinden kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece gerekçeli kararın 06/04/2022 tarihinde yazıldığı, henüz karar taraflara tebliğ edilmeden davalı vekilinin 11/04/2022 tarihli dilekçesi ile  gerekçeli kararın 2. nolu hüküm fıkrasında \"alınması gerekli 12.283.862,28-TL karar ve ilam harcından 1.390.485,42-TL peşin harcın mahsubu ile geriye kalan 10.893.376,86-TL harcın davalıdan alınıp maliyeye gelir kaydına\"  karar verildiğini,  davada harcın (1/4)'lük kısmının davacı tarafından dava açırken peşin yatırıldığı, harcın geri kalan (3/4)' ünün 10.893.376,86 TL olmasının mümkün olmadığı 2 no.lu hüküm fıkrasında hesap hatası bulunduğu, nisbi karar ve ilam harcının geri kalan (3/4)' lük kısmına ilişkin hesap hatasının, davacının ödediği 1.390.485,42 TL üzerinden kabul-red oranına göre yeniden hesap edilerek, maddi hatanın düzeltilmesi gerektiği,  harcın hesaplanış şekline ilişkin hüküm fıkrasında bir açıklama yer almadığı, ...' nin gösterge niteliğindeki kurlarından hangi günün esas alındığının bilinemediği,  kurun belirlenmesi bakımından döviz alış/döviz satış/efektif alış/efektif satış işlemlerinden hangisine göre hesabın yapıldığının açık olmadığı, hesaba ilişkin hata dava tarihindeki kurun esas alınmamasından kaynaklanıyor ise, emsal içtihatlar kapsamında hesabın ve hatanın düzeltilmesini gerektiğini belirterek, UYAP sistemine yüklenen gerekçeli kararın 2. nolu hüküm fıkrası ile hesaplanan nisbi karar ve ilam harcına ilişkin maddi hatanın dosya üzerinden yapılacak inceleme neticesinde düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince hüküm taraflara tebliğ edilmediğinden dosya ele alınmış,  alınması gereken karar ve ilam harcı ile davanın kabul edilen ve reddedilen miktarları yönünden taraflar yararına takdir edilen vekalet ücretlerinin karar tarihindeki kurun TL karşılığı üzerinden hesaplanarak hükmolunduğu; Yargıtay 11. HD'nin 25/02/2020 tarih ve 2019/3473 E - 2020/2039 K sayılı ilamı uyarınca da nispi karar ve ilam harcı ile taraflar yararına hükmedilecek vekalet ücretinin dava tarihindeki kurun TL karşılığı üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanmasının gerektiği;  karar ve ilam harcı ile taraflar yararına hüküm altına alınan vekalet ücreti hesabının maddi hatadan kaynaklandığı gerekçesi ile;  talep edilen 13.985.240,57 USD alacak yönünden, kabul edilen 12.217.965,82 USD ve reddedilen 1.767.274,75 USD üzerinden dava tarihi olan 27/08/2019 tarihine göre yeniden hesaplama yapılarak, vekalet ücreti ve harca ilişkin HMK'nun 304/1 fıkrasına göre tashih yoluyla yeniden hüküm kurulduğu tespit edilmiştir. 14/04/2022 tarihli bu ek kararın, davalı vekilinin talep dilekçesi ve gerekçeli karar ile birlikte taraflara tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından ek karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili tarafından asıl karara yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri; dava açarken davacı ile davalı arasındaki cari hesap ilişkisinden kaynaklanan birçok işlem olduğununun, davacının davalıdan alacağının tamamının net bir şekilde belirlenmesinin ancak  davalı Şirket’in defterlerinden tespit edilebileceğinin belirtildiği, kök ve ek rapora itirazlarında da da bu hususu belirttikleri, cari hesap ekstresi sundukları, buna rağmen bilirkişinin, raporunda da açıkça belirttiği üzere defter incelemesi yapmayarak, yalnızca dekontlar üzerinden alacak tespit etmeye çalıştığı, mahkemece de dava dışı diğer ortak tarafından aynı sebeplere dayalı olarak açılan  İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/201 esas sayılı dosyasına sunulan bilirkişi raporuna dayanılması taleplerinin reddedildiği, itirazlarının dikkate alınmadığı ve davanın eksin bilirkişi incelemesine dayalı ve haksız olarak davanın kısmen kabul edildiği, davanın tam kabulü gerektiği, öte yandan davanın kısmen kabulü yönünden de hesabın hatalı yapıldığı, her ne kadar dava dilekçesinin, harca esas değer kısmında  13.264.764,00-USD asıl alacak ve 720.476,54-USD işlemiş faiz olmak üzere 13.985.240,57-USD karşılığı 81.422.070,60-TL olarak gösterilmiş ise de, gerek dava dilekçelerinin, gerekse cevaba cevap dilekçelerinin sonuç kısmında açıkça fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere şimdilik 13.264.764,00-USD  asıl alacağın faiziyle ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği, dava dilekçesin yer alan 720.476,57-USD faizin sadece harca esas değerin tespiti amaçlı belirtildiği, kaldı ki ilk derece mahkemesinin asıl kararında 12.217.965,82-USD'nin 06/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödenmesine hükmetmesine ve belirli bir faiz tutarını hüküm altına almamasına rağmen, sanki faiz talebi reddedilmiş gibi davalı yararına vekalet ücretine hükmederken talepleri toplamında faiz varmış ancak kabul edilen kısımda faiz yokmuş gibi hesaplama yapıldığı yönündedir. Davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebepleri; ek kararda taleplerinin 13.985.240,57-USD olduğu,  kabul edilen kısmın 12.217.965,82-USD olduğu belirtilmesine rağmen, taleplerinin 13.264.764,00-USD olduğu, bu durumda reddedilen kısmın da 1.046.798,18-USD olması gerektiği, ilk derece mahkemesi kararının 6 ve ek kararın 3 nolu bendinde davalı lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin tutarın da   1.046.798,18-USD yerine 1.767.274,75-USD üzerinden hesaplanmasının hatalı olduğu, ayrıca gerekçeli kararda vekalet ücreti karar tarihindeki kurdan hesaplanmışken, ek kararda davacı yana bu konuda beyanı dahi sorulmaksızın vekalet ücreti tutarını değiştirecek şekilde dava tarihindeki kur esas alınarak yeniden karar verilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Davalı vekilin asıl karara yönelik istinaf sebepleri; görev itirazlarının değerlendirilmediği, dosyaya cevap dilekçesi ile sundukları savunmaların, yine 01/10/2014 tarihinde sonradan dosyaya giren mail ile ilgili sundukları savunmaların hiçbirinin mahkemece değerlendirilmediği, davacı alacağının gerçek bir alacak olmayıp fiktif bir alacak olduğuna dair detaylı açıklamalarının, bilirkişi raporlarına detaylı itirazlarının değerlendirilmediği, 01/10/2014 tarihli e-mailin aynı zamanda kardeş olan ortaklar arasında yapılmış bir yazışma olduğuna, buradan davacı ile davalı şirket arasında davalı şirketi bağlayacak bir ödünç sözleşmesi kurulduğu sonucunun çıkartılamayacağına, bu e-mailin ortaklar arasındaki finansman planının gerçekleştirilmesi için yapılmış bir adi ortaklık sözleşmesi olacağına, 2009 yılında gerçekleşen ... A.Ş hisse satışlarından elde edilen bedel davacı tarafından diğer grup şirketlerine sermaye olarak aktarılmış ve davalı nezdindeki ... hisseleri daha sonra ortaklar tarafından geri alınmış olmasına rağmen, 2009 yılındaki hisse devrinden doğan alacağın 2014 yılında davalı şirkete ödünç verildiğine dair kabulde bulunulmayacağına dair savunmalarının ne bilirkişi raporunda ne de mahkeme gerekçesinde değerlendirilmediği, davalı şirketin münferiden ... tarafından temsil ve ilzam edilmemesine rağmen, ...' ın münferiden yetkili müdür olduğu tespitinin hatalı olduğu, geçerli ve yazılı bir ödünç sözleşmesinin bulunduğunu ispatlanamadığı, tüm delil sunma süreleri bittikten sonra ön rapora istinaden dosyaya ibraz edilen havale dekontlarına muvafakat etmediklerine dair itirazlarının dikkate alınmadığı, yine bu dekontlarda davacının davalı şirkete borç gönderdiğine dair bir kayıt yer almadığına, bu halde havalenin bir ödeme aracı olup davacının davalı şirkete borcunu ödediğine karine teşkil edeceğine dair savunmalarının dikkate alınmadığı, daha önce İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde aynı konuya ilişkin davada davalı aleyhine görüş bildiren hukukçu bilirkişinin bu davada görevlendirilmesine yönelik itirazlarının haksız olarak kabul görmediği, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacı dava dilekçesinde 2014 yılında davalıya 13.264.764,00-USD borç verdiğini iddia etmesine rağmen, mahkemece talep aşılarak 2014 yılında ve USD cinsinden yapılan ödemeler haricinde yapılan ödemelerin hükmedilen alacağa esas alındığı gibi, TL cinsinden havale yolu yapılan ödemelerin de ne sebeple USD'ye çevrildiğinin açıklanmadığı, yetersiz ve birbiri ile çelişkili kök ve ek raporlara yönelik itirazlarının değerlendirilmediği ve yeni bir heyetten rapor alınması taleplerinin kabul görmediği, dosyaya sundukları hukuki mütalaalar değerlendirilmediği gibi bunlar ile bilirkişi heyeti kök ve ek raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği, davacının kötü niyetli olduğuna dair savunmalarının değerlendirilmediği, hakimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği, yine dosyaya sonradan sunulan 01/10/2014 tarihli mail bir ödünç sözleşmesi olarak kabul edilecekse dahi buradaki geciktirici şartın gerçekleşmediğine yönelik savunmalarının değerlendirilmediği, ileri sürdükleri savunmalara neden itibar edilmediğinin gerekçede açıklanmadığı ve savunmaların da karşılanmadığı, davacının, davalı şirketin 2014, 2015, 2016 ve 2017 yılında gerçekleşen genel kurullarında yönetim kurulu faaliyet raporlarını, bilanço ve kar/zarar hesaplarını onaylamış olması karşısında bu sunumların davacıyı bağlamayacağı tespitinin de hukuka aykırı olduğu, muacceliyet ve temerrüt tarihinin 06/11/2018 olarak tespitinin borçlar hukukuna  aykırı olduğu,  Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına dair 85 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (RG:12 EYLÜL 2018) ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara ilişkin tebliğe aykırı karar verildiği yönündedir. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde alınan kök raporun mali incelemeler kısmında, dava ... Şirketi'ndeki davacı ve dava dışı iki ortağın hisselerinin davalı şirkete 2009 ila 2012 tarihleri arasında satıldıklarının, hisse devir bedellerinin döviz cinsinden kredi kullanılarak karşılandığının, hisse devir bedellerinden diğer grup şirketlerine ortaklar adına sermaye aktarımı yapıldığının, daha sonra ortakların grup şirketi olan  ... AŞ' hisselerini, davalıya daha önce sattıkları ... hisselerinin geri alınması karşılığında takas yolu ile devrettiklerinin buna ilişkin  22/07/2013 tarih ve 21 sayılı yönetim kurulu kararı alındığının,  ... AŞ hisselerinin ortaklar takas işlemi ile geri alındıktan sonra .. AŞ'ye satıldığının, davalı şirketin daha önce kullandığı döviz cinsi kredilerin bir kısmının kapatıldığının, davalı şirketin ve dava dışı şirketlerin genelde aile şirketi olması ve süreklilik arz eden, hisse satışı, sermaye aktarımı, hesaplar arası virman yapılmış olması nedeniyle, direkt ne miktarda ödünç para verildiğinin akıcı ve net bir şekilde tespit edilemediğinin belirtildiği, nitekim hesaplamaların da ön rapordan sonra dosyaya sunulan dekontlar üzerinden yapıldığı görülmüştür. Mahkemece tüketim ödüncü sözleşmesinin dayanağı olarak kabul edilen 01/10/2014 tarihli dava dışı ...'ın ... adresinden davacıya gönderdiği enerji satışı konulu e- mailin içeriği; \"Sevgili Ablalar, Bilgi vermek İstiyorum... Yaklaşık son 6 aydır enerji grubumuzdaki 3 adet tamamlanmış ve faaliyette olan barajlarımızı satmaya çalışıyordum, zira gayrimenkul şirketimiz olan ...'da kısa vadeli yüksek miktarda kredi kullanmaktayız, bu kredileri artık kapatmamız gerekiyor...Holding ile 3-4 ay önce satış konusunda anlaştık, due diligencelar, satış sözleşmeleri alınması gereken izinler vs hazırlandı ve tamamlandı. Sadece rekabet  kurulunun ekim ayı ortasında izni gelecek hayırlısıyla ve biz de kuvvetle muhtemel kasım ayının 1nci veya 2nci haftası içinde closing'i yapıp, parayı alıp, bu 3 barajımızı satmış olacağız... Bu 3 baraj 2 şirketimize aitir.. ... ve ...barajları ... a.ş şirketine, ... barajı ise ... a.ş.'ye aitir.. Yani bu 2 şirketi satıyoruz...Bu 2 şirketin toplam satış bedeli (enterprise valve) 380.000.000.-$'dır.. Bu 2 şirketin bankalara proje finansmanı olarak kullandığı kredi borcu 230.000.000.-$'dır. Dolayısı ile yaklaşık 150.000.000.-$ net hisse bedeli olarak bize kalacaktır... 40.000.000.-'ını aşağıdaki ortaklar alacaklar; ...(% 65.24 hissedar) yaklaşık 26.000.000.-$, ... (%13,03 hissedar) yaklaşık 5.200.000.-$, ... (% 14.65 hissedar) yaklaşık 5.860.000.$. ...'e (%62.65 hissedar) yaklaşık 4.000.000.-$ (ama bu parayı trakya'dan terettü olarak dağıtacağım), ... inşaat a.ş. (%61.20 hissedar) yaklaşık 1.600.000.-$ ( bu para temettü olarak dağıtılmayacak), .... (%0.81 hissedar) yaklaşık 1.200.000.$ (kendisine ödenecek), ... (%2.43 hissedar) yaklaşık 3.600.000.-$ (kendisine ödenecek). 110.000.000-$ gayrimenkul şirketimiz ....'nın kredi borçları için gerekli bir meblağ, bu nedenle bu rakamı dağıtamayacağız..Bu meblağ ...,.... ve ....olarak şahsi hesaplarımıza yatacak ve biz bu meblağı ... Yapı'ya faizsiz borç olarak vereceğiz (kanunen şirketten faiz alamayız). ve .... Yapı'dan bu kadar bir meblağ da alacaklı olacağız. bu çok iyi bir şey zira ... Yapı herhangi bir arsa sattığında veya iş yapıp para kazandığında bizler artık önümüzdeki dönemde bu parayı rahatça geri alabilir duruma gelmiş oluyoruz..(nerde o günler demeyin zira ...Yapı sifir borcu yakalıyor 2015 sonlarında hayırlısıyla, bugünden sonra her yapılan arsa satışı şirkette fazlalık olacağından borcumuzu erkenden tahsil etme imkanı bulacağız, yeni bombalar gelecek önümüzdeki günlerde pişmeden burda belirtmek istemiyorum). Netice itibarıyle yukarıdaki operasyonları yapabilmek için sizler adına birer hesap açtıracağım bayramdan sonra (zira satış bedelleri herkesin adına yatacak). Bu hesaplarınızdan para çekme yetkisini alacağım ve yukardaki işlemleri yapacağım.. Anlaşılmayan bir konu varsa toplanabiliriz,daha detaylı da anlatabilirim bayramdan sonra,veya sormak istediğiniz bir şey varsa sorun lütfen... Öperim ikinizi de. \" şeklinde olduğu anlaşılmıştır. Dava ve cevaba cevap dilekçesindeki iddianın ileri sürülüş biçimi, cevap ve ikinci cevap dilekçesindeki savunmalar, yukarıda yapılan mali bilirkişi tespitleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde,  uyuşmazlığın... Enerji hisselerinin 2009 ila 2012 yılları arasında davacı(ve diğer ortaklar tarfaından) davalı şirkete satışından elde edilen isse devir bedelinin davalı şirkete borç olarak verildiği iddiasından kaynaklanmadığı anlaşılmaktadır.  2013 yılında ... hisselerinin davacı ve diğer ortaklar tarafından geri alınmış olması karşısında uyuşmazlık;  davacı ve diğer iki ortağın ... Grup şirketlerinde bulunan hisselerinin 2014 yılında üçüncü kişilere satışından elde edilmesi beklenen gelirin 110.000.000,00-USD'lik kısmının davacının da aralarında bulunduğu bu iki şirketin ortaklarına ödenmeyerek, aynı zamanda davalı şirket ortağı olan ..., ... ve ... tarafından  davalı şirketin kredi borçlarının ödenmesi için şirkete borç olarak verilmesinin kararlaştırıldığı, USD olarak verilen bu borcun daha sonra davalı şirket tarafından tek taraflı şekilde  geriye doğru veriliş tarihlerine göre TL'ye çevrildiği,  kur farklarının tenzil edildiği, borç geri ödenmediği gibi azaltılmasına çalışıldığı iddiasına dayanmaktadır. Nitekim davalı yan cevap dilekçesinde ...'nin 07/11/2014 tarihinde ... A.Ş'ye satıldığını beyan etmiştir.Ne varki mahkemece yaptırılan mali bilirkişi incelemesi yukarıda sıralanan iddia ve savunmaları karşılamaktan uzak olduğu gibi, gerçek uyuşmazlık konusun aydınlatılmasına da elverişli değildir. Mahkemece yapılması gereken iş,  davacının, davalı şirkete para gönderilen hesabına ilişkin hesap hareketleri de celbedilerek, bu hesaptan davalı şirket hesabına 2014 yılında ve sonrasında ne tutarda USD cinsinden para gönderildiği,  davacının 2014 yılından dava tarihine dek her yıl davacı defter ve kayıtlarında ortaklara borçlar hesabında USD cinsinden ne tutarda alacaklı göründüğü, bu alacağın davacı hesabından davalı şirkete borç olarak aktarıldığı iddia olunan USD tutarları ile uyumlu olup olmadığı, buna göre davacının 2014 yılında davalı şirkete borç olarak verdiğini iddia ettiği  13.264.764,00-USD tutarında alacağı bulunup bulunmadığı hususunda gerekli görülmesi halinde birden fazla mali bilirkişiden oluşacak heyet marifetiyle, şayet İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesi'nin emsal gösterilen dosyasında alınan bilirkişi raporunda iş bu dava davacısı yönünden bir değerlendirme mevcut ise bu değerlendirmeler de göz önünde bulundurularak inceleme yaptırtılması ve rapor alınması gerekirken, her iki tarafın rapordaki mali tespitlere yönelik itirazları karşılanmaksızın, yine davalı yanın, davacının iddiasını aşar şekilde TL cinsinden ödemelerin raporda USD'ye çevrilmesinin hatalı olduğu yönündeki itirazı üzerinde durulmaksızın, yalnızca üzerlerinde cari hesaba mahsuben açıklaması bulunan 2014 ila 2018 yılları arasında düzenlenmiş havale dekontlara dayalı olarak düzenlenen, davacının alacak iddiasına yönelik olarak davalı şirket defterlerindeki kayıtlara ilişkin herhangi bir tespit içermeyen raporun hükme esas alınması ve yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmamış, taraf vekillerinin bilirkişi raporunun mali incelemeler bölümüne ve bölüme dayalı kurulan hükme yönelik istinaf sebepleri haklı bulunmuştur. Kabule göre de; davacı yanın;  harca esas değer kısmında  13.264.764,00-USD asıl alacak ve 720.476,54-USD işlemiş faiz olmak üzere 13.985.240,57-USD karşılığı 81.422.070,60-TL olarak gösterilmiş ise de, gerek dava dilekçelerinin, gerekse cevaba cevap dilekçelerinin sonuç kısmında fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere şimdilik 13.264.764,00-USD  asıl alacağın faiziyle ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği, buna rağmen mahkemece reddedilen kısmın 13.985.240,57-USD üzerinden hesaplandığına yönelik istinaf sebebi, davacının dava ve cevap dilekçelerinde açıkça şimdilik 13.264.764,00-USD  asıl alacağın temerrüt tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca işletilecek faizi ile davalıdan tahsilinin talep edilmiş olması karşısında, mahkemece davacıya harca esas değer ile netice-i talep arasındaki farklılığın sebebinin açıklatılmaması yerinde olmadığı gibi, şayet davacının dava tarihine dek olan faiz talebi için açtığı bir dava bulunduğu değerlendirilmiş ise, hüküm fıkrasında 12.217.965,82 USD'nin temerrüt tarihi olan 06/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar vermek yerine, dava tarihine dek olan işlemiş faizin de hüküm altına alınması ve kabul-red oranının buna göre belirlenmesi gerekirken, dava tarihine dek işlemiş faiz istemi tamamen reddedilmiş gibi hüküm tesisi ve kabul-red oranının buna göre hesaplanması isabetsiz olmuş, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesinin 14/04/2014 tarihli ek kararında;  harç ve vekalet ücreti hesabında hükme esas aldığı kuru değiştirdiği, HMK'nun 304/1 fıkrasının basit yazı ve hesap hatalarına ilişkin olduğu, ne tashih ne de tavzih yolu ile hükümle taraflara yüklenen hakların ve borçların değiştirilemeyeceği, arttırılamayacağı veya azaltılamayacağı; gerekçeli kararda karar tarihindeki kuru esas alarak harç ve vekalet ücreti hesabı yapan mahkemenin, davalının tashih talebi üzerine dosyayı ele alıp, gerekçeli kararda hükme esas aldığı karar tarihindeki kuru HMK'nun 304/1 fıkrası uyarınca dava tarihindeki kura çevirerek, hüküm ile taraflara yüklediği hakları ve borçları değiştiremeyeceği, bunun ne HMK'nun 304/1 fıkrası kapsamında basit hesap hatası, ne de HMK'nun 305/1 fıkrası kapsamında hükmün icrasında tereddüte mahal bırakacak eksiklik kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf sebebinin de haklı olduğu anlaşılmıştır.Sonuç itiariyle; taraf vekillerinin ilk derece mahkemesinin 17/03/2022 tarihli kararına yaptıkları istinaf başvurusu ile davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin 14/04/2022 tarihli ek kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin asıl ve ek kararlarının  6100 Sayılı HMK'nun 297, 353-1a6 ve 355 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, taraf vekillerinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,  dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Taraf vekillerinin ilk derece mahkemesinin 17/03/2022 tarihli kararına yaptıkları istinaf başvurusu ile davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin 14/04/2022 tarihli ek kararına yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/03/2022 tarih ve 2019/527 Esas ve 2022/263 Karar sayılı kararının ve 14/04/2022 tarihli ek kararın HMK'nın 297, 355 ve 353-1a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA,dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde taraflara iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/03/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6fe69cf5d2e2f6b5","SID":"2fa6ccf757481ec6"}}