{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1766 Esas<br>KARAR NO: 2025/425 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2020/82 Esas - 2022/436 Karar<br>TARİHİ: 01/06/2022<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 13/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının kişisel Twitter hesabından haksız ve mesnetsiz paylaşımlarda bulunduğunu, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından e-tespit işlemi gerçekleştirildiğini, davalının yaptığı paylaşımlarda müvekkili şirketin zor durumda olduğu, iflas edebileceği şeklinde asılsız iddialarda bulunulduğunu, davalının iddialarıyla müvekkili şirketin itibarını zedelediğini, müvekkilinin telafisi güç manevi zararlara uğradığını beyanla fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacı yanın tüm iddialarının soyut beyanlardan ibaret olduğunu, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, açılmış olan işbu dava,  dava yöneltmeye hakkı olan tarafın bu hakkını öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her halde dava hakkının doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğradığını, İş bu dava konusu tweetlerin 23.05.2018 tarihli olup her halükarda 3 senelik zamanaşımı süresi geçmiş olduğundan öncelikle zamanaşımı yönünden davanın reddini, müvekkilinin sosyal medya hesabında yapmış olduğu, dava konusu edilen, toplamda 40 adet beğeni ve etkileşim dahi almayan, 3 adet paylaşımdan sonra;bu paylaşımlar sebebiyle davacı ... şirketinin borsada işlem gören hisse senetlerinin değer mi kaybettiğini, davacının müşterileri ile aboneliklerini mi sonlandırdığını, davacının sırf müvekkilinin bu paylaşımları üzerine bir açıklama zorunda mı kaldığını, davacının başka şirketlerle yapmış olduğu sözleşmeleri mi feshediğini, bu sorulara verilecek cevapların tamının hayır şeklinde olduğunun ortada olduğunu, davacı yanın, müvekkilinin paylaşımları nedeniyle tazmin edilmesi gereken herhangi bir maddi ve manevi zarara uğramadığını, Hal böyle iken, müvekkilinin tweetleri ile haksız bir rekabete neden olması ya da davacı ...'in itibarının sarsılmasının, telafisi güç duruma düşmesinin kesinlikle söz konusu bile olmadığını, davacının bu yöndeki iddilarını ispat için hiçbir somut delil de ortaya koymadığını, davanın bu nedenle haksız ve mesnetsiz olarak ikame edildiğini, davanın reddi gerektiğini ve haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 01/06/2022 Tarih ve  2020/82 Esas - 2022/436 Karar sayılı kararında; \".....Dava konusu olan tweette ''...'', ''...'', ... genel müdürü ...: ...'' olarak yer alan ifadenin davacı aleyhine rakipleri karşısında haksız rekabete meydan verecek mahiyette olmadığından, eleştiri sınırlarında kaldığının kabulü ile davacının kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliğinde bulunmadığı anlaşılarak davanın reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, '' Davanın REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;\"Usule İlişkin İstinaf Başvuru Sebeplerimiz Öncelikle belirtmek gerekir ki  Yerel Mahkemenin kararında gerekçe olarak kabul edilebilecek bir bölüm, bağımsız bir kısım bulunmamaktadır.Yerel Mahkeme kararının inceleme ve gerekçe başlıklı bölümünde sadece ihtilafın kapsamının özetine yer verilmiş; davalının dava konusu paylaşımları alıntılanarak hiçbir gerekçe gösterilmeksizin söz konusu paylaşımların haksız rekabet teşkil etmediği ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı ifade edilmiştir.Gerekçeli Karar, Yasa ve Yargıtay içtihatlarına göre gerekçe, iki tarafın iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, ihtilaflı konular hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılmasını, ret ve üstün tutulma sebeplerini, sabit görülen vakıaları, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açıkça ihtiva etmelidir. Yerel Mahkemenin kararı özellikle delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebeplerinin belirtilmesi, sabit görülen vakıalar, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler bakımında, yasa ve Yargıtay İçtihatlarının aradığı koşulları haiz değildir. Dolayısıyla karar şeklen ve içerik olarak gerekçeden yoksundur. Sırf bu nedenle dahi hükmün ortadan kaldırılması gerekmekte ve tarafımızca talep olunmaktadır.Yerel Mahkemenin kurduğu hüküm, 6100 Sayılı HMK’nın temel ilkelerinden biri olan “Hukuki Dinlenilme Hakkı”nı ihlal etmektedir. Hukuki dinlenilme hakkı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 27. Maddesinde aşağıdaki gibi düzenlenmiştir. “MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.(2) Bu hak a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.” Hukuki Dinlenilme Hakkı Kanunun 297. Maddesinin c bendinde de aşağıdaki gibi açıkça somutlaştırılmıştır. \"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.\" İlk Derece Mahkemesi'nin tesis ettiği hüküm yukarıda belirtilen yasa hükümlerine açıkça aykırıdır. Yerel Mahkeme, ispat hakkımızı da hiçe sayarak eksik ve hatalı inceleme sonucu hüküm kurmuştur. Tarafımızca bilirkişi deliline dayanılmış olmasına rağmen Yerel Mahkeme tarafından delillerimiz toplanmadan ispat hakkımız hiçe sayılarak hüküm kurulmuştur. Bu noktada bir hususu açıkça ifade etmek gerekir ki Yerel Mahkeme tarafından bilirkişi talebimizin reddine veya kabulüne ilişkin herhangi bir karar verilmeyerek bu delilimizin değerlendirmeye alınmamasının Usul Hukukumuzda karşılığı bulunmamaktadır. Sonuç olarak, “Hukuki Dinlenilme Hakkı”nın temel unsurlarından biri olan “İSPAT HAKKI” gereğince tarafların toplanmasını istedikleri delillerin toplanılması yasal bir zorunluluktur. Sebep göstermeksizin bilirkişi incelemesi yapılması talebimizin reddedilmiş olması ispat hakkımızın açık bir ihlalidir. Yukarıda izah ettiğimiz şekilde ispat hakkımızın Yerel Mahkemece kısıtlanmış ve ihlal edilmiş olması nedeni ile de hükmün ortadan kaldırılması gerekmekte ve tarafımızca talep olunmaktadır. Esasa İlişkin İstinaf Başvuru Sebeplerimiz Yerel Mahkemenin, davalı eylemlerinin Müvekkil Şirket’in kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliği taşımadığı yönündeki tespit ve değerlendirmesi hatalıdır. Yerel Mahkeme tarafından kurulan hükümde, davalı eylemlerinin Müvekkil Şirket’in kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı teşkil etmediği yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Davalı, herkese açık bir sosyal medya platformunda Müvekkil Şirket’in ekonomik olarak zor durumda olduğu ve hatta iflas dahi edebileceği şeklinde açıkça gerçeği yansıtmayan iddialarda bulunmuştur. Davalının söz konusu asılsız ve yanıltıcı iddiaları ortalama bir vatandaş gözünden okunduğunda, elektronik haberleşme alanında öncü firmalardan biri olan Müvekkil Şirket’in itibarını açıkça zedelediği, telafisi güç bir zarar doğurduğu açıkça görülebilmektedir. Davalının eylemleri eleştiri sınırlarını aşar mahiyettedir. Davalının dava konusu gerçek dışı iddiaları Müvekkil Şirket’i eleştirme niteliğinden ziyade okuyucu kitlesini yanıltarak Müvekkil Şirket’in ticari itibarına zarar verme amacında olduğu açıkça görülmektedir.Bir kişiye, somut bir olgu veya fiil isnat edilmesinin, düşünce açıklaması, yorum veya eleştiri ile bir ilgisi olmadığından, davalının söz konusu mesnetsiz isnatlarının ifade özgürlüğü kapsamında düşünülemeyeceği ve ispata muhtaç iddialar olduğu son derece açıktır. Davalı tarafından yapılan paylaşımların hiçbir somut dayanak olmaksızın Müvekkil Şirket’in ticari itibarını zedelemeye yönelik; Müvekkil Şirket hakkında eleştiri kapsamında olmayıp Müvekkil Şirket’in hem rakipleri hem de kamuoyu karşısında ticari itibarını zedelemeye yönelik ithamlar olduğu ve bu nedenle davalının haksız ve dayanaksız iddialarının eleştiri sınırlarını aştığı açıkça görülmektedir. Bir başka deyişle söz konusu davalı paylaşımları, yorum veya sert eleştiri mahiyetinde olmayan, Müvekkil Şirket’in kamuoyu nezdindeki itibarı ve kişilik haklarını zedeleyici ihtamlar olduğu açıktır.Hal böyleyken Yerel Mahkeme tarafından, davalının eylemlerinin eleştiri sınırları içerisinde kaldığı ve Müvekkil Şirket’in kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliğinde bulunmadığı yönündeki tespit ve değerlendirmesi son derece hatalı olmuştur.Davalının eylemleri TTK kapsamında haksız rekabet teşkil etmektedir.6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “ Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar” başlıklı 55. maddesinde;“(1) Aşağıda sayılan hâller haksız rekabet hâllerinin başlıcalarıdır: a) Dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleri ile diğer hukuka aykırı davranışlar ve özellikle; 1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere <br>incitici açıklamalarla kötülemek, şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre dava konusu davalı eylemlerinin yukarıda alıntılanan haksız rekabet hallerini düzenleyen madde kapsamında haksız rekabet teşkil ettiği tartışmasızdır. Şöyle ki; Alıntılanan maddede, yanlış ve yanıltıcı açıklamalarla kötüleme fiili düzenlenmiş olup bu fiilin meydana gelmesi için başkalarına, onların mallarına, iş ürünlerine, faaliyetlerine veya ticari işlerine yönelen bir fiil ve bu fiilin yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bir nitelik taşıması gerekmektedir. Kanun’un gerekçesinde ise kötülemenin somut olaya göre karalamayı, perdelemeyi, değerini küçümsetmeyi ve düşürtmeyi kapsadığı ifade edilmektedir. Nitekim davalı tarafından yapılan paylaşımlarda Müvekkil Şirket CEO’su ...’nun açıklamasının önü ve arkası alınmadan sadece bir kısmının alınarak yanıltıcı beyanlarla manipüle edilmeye çalışıldığı açıkça ortadadır. Müvekkil Şirket, elektronik haberleşme sektöründe ülkemizin en önemli ve saygın ticari şirketlerinden birisi olup davalının söz konusu hukuka aykırı açıklamaları ve Müvekkil Şirket hakkında son derece ağır ve haksız bir biçimde somut oldu isnat eden paylaşımları çok sayıda kişiye ulaşmıştır. Müvekkil Şirket’in toplum nezdindeki saygınlığı da dikkate alındığında söz konusu paylaşımların Müvekkil Şirket’in ticari itibarını oldukça kötü bir biçimde zedelediği ve telafisi güç manevi zarara sebebiyet verdiği izahtan varestedir. Yerel Mahkeme tarafından, aksi yönde kurulan hükmün istinaf incelemesi sonucunda ortadan kaldırılması gerekmekte ve talep olunmaktadır. Yukarıda kapsamlı şekilde izah edilen nedenlerle Yerel Mahkemenin davanın reddine ilişkin hükmü hatalıdır. Hükmün, Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılması, yeniden yapılacak yargılama ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekmekte ve tarafımızca da davanın kabulü talep olunmaktadır.\" Şeklinde istinaf sebepleri ileri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Dairemizin 23/01/2020 Tarih ve 2018/1526 Esas -2020/65 Karar Sayılı kararımız ile;''Buna göre davacının bildirdiği şekilde davalının kimlik ve adres bilgilerinin araştırılması, tespit edilmese dahi Tebligat Kanunun 28.maddesi ve yönetmeliğin ilgili maddeleri gereğince ilanen tebligat yapılması gerektiği, bu nedenle giderilmesi mümkün olan bir eksiklik için yasanın öngördüğü araştırmalar yapılmaksızın başlangıçta kesin süre verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından, davacı istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, davalının adresi usulüne uygun olarak araştırılarak taraf teşkili sağlandıktan sonra tarafların delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği,'' gerekçesi ile İDM. Kararının  HMK 353/1-a5. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın mahkemesine iadesine,  karar verildiği, dairemiz kararından sonra İDM tarafından yapılan yargılama sırasında @... adlı kişisel ... hesabından yazılan sosyal medya paylaşımlarını yapan kişinin  gerçek isminin ... olduğu, ... ismini mahlas olarak kullandığının tespiti üzerine mahkemece 03/03/2021 tarihli ara karar uyarınca davacı vekiline HMK. 124/4 Maddesi uyarınca, davalı ismini düzeltmek üzere süre verildiği, davacı vekili 14/03/2021 tarihli dilekçe ile; HMK md.124/4 kapsamında davalının kimliği konusunda haklı bir yanılgıya düşmüş olduğumuzdan huzurdaki davanın ... TC kimlik numaralı ...’a yöneltilmesini ve tarafımızca dosyaya sunulan dava dilekçesinin davalının MERNİS adresine tebliğe çıkartılmasını talep ettiği ve taraf teşkilinin sağlanarak istinafa konu kararın verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından istinaf dilekçesinde, bilirkişi incelemesi yaptırılmadan eksik inceleme ile  karar verildiği istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, somut olayın özelliği itibariyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasında hukuki gereklilik görülmemektedir. Aksine HMK'nın 30.maddesi kapsamında usul ekonomisi ilkesine uygun düşmektedir. Nitekim HMK 266.maddesinde, bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller başlığı altında, mahkemenin çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği, ancak genel bilgi veya tecrübe ile ya da hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı ifade edilmiştir.  Dava konusu olay, hakimin genel ve hukuki bilgisi ile açığa kavuşturabileceği nitelikte olduğundan bilirkişi raporu alınmaması kanuna ve usule uygun olduğundan bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, davalının witter hesabından yaptığı paylaşımların haksız rekabet niteliğinde olduğunu belirterek haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat  talep etmiştir. Davalı ... 23/05/2018 tarihinde saat 10: 59'da @... twitter hesabından; ''...: '...' | ... Genel Müdürü ...,'' açıklamasına yer vererek Bi google.com.tr/... parçası kendisi açıklamış, açık var diye, yazısına yer verdiği, Davalı ... 23/05/2018 tarihinde saat 11: 18'de @... twitter hesabından; ''...'' Açıklamasına yer verdiği, Davalı ... 23/05/2018 tarihinde saat 11: 19'da @... twitter hesabından;''...'' yazısına yer verdiği, Davalı ... @... twitter hesabından;''...'' yazısına yer verdiği anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 54. maddesinde belirtildiği üzere, haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. Kanunun “dürüstük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar” başlığı altında haksız rekabet hallerinin örnek mahiyetinde sayıldığı bu bağlamda, TTK ve 55/1-a.1’de “başkalarını veya  onların  mallarını,  iş  ürünlerini, fiyatlarını,  faaliyetlerini  veya ticari işlerini yanlış,  yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek”, haksız rekabet teşkil eden eylemlerden sayılmıştır. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir.İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012).Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında, Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün,  demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen \"haber\" veya \"fikirler\" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın \"demokratik toplum\" olamayacağını belirtmiştir.Ancak, ifade özgürlüğü çerçevesinde vakıa, olay ve şahsi fikirler kural olarak açıklanabilir, dolayısıyla  prensip, gerçeklerin ve yorumların her zaman açıklanabileceğidir. Bir kişi ya da faaliyetleri ile ilgili yapılan olumsuz açıklama ya da beyanlar tek başına haksız rekabet teşkil etmez. Kötüleme içeren açıklama ancak yanlış veya yanıltıcı ya da gereksiz yere incitici ise haksız rekabet olarak nitelendirilebilir (Doç. Dr. N. Füsun Nomer Ertan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa Göre Haksız Rekabet Hukuku, sayfa 137-138). Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; Yukarıdaki twetlere tarihsel ve anlamsal bütünlük içerisinde incelendiğinde davalının davacı şirket genel müdürünün basın açıklamalarından alıntılar yaparak paylaşımlar yaptığı, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması ve davalının  twitter  hesabından yapılan yukarıdaki  paylaşımlar, davacı şirket genel müdürünün basın açıklamalarından ibarettir. Davalının şirket CEO'sunun açıklamasının tamamını içeren internet sitesinin linkini tweetine eklediği de açıkça görülmektedir.  Bu nedenle anılan paylaşımların bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacı tarafın faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya  kötülemek, amacı taşımadığı, eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, eleştirinin sadece olumlu karşılanan veya zararsız veya tarafsız görülen bilgi ve fikirleri değil, demokratik toplumun gereklilikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin parçası olan, rencide eden, şoke eden, rahatsız eden bilgi ve fikirleri de koruma altına aldığının AİHM'nin birçok kararında ifade edildiği, bu nedenle davalının sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımların kişisel değer yargısı niteliğindeki ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında eleştiri olarak kabulü gerekmektedir. Davalının sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar davacının ticari itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı takiben basın özgürlüğü kapsamındadır. Kullanılan sözlerin ve yazı içeriğinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve TTK. 54 ve 55 maddelerde düzenlenen haksız rekabet kapsamında kabul edilemez. Mahkemece, belirtilen hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğundan  davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak; dosya kapsamı, mahkemenin kabul ve gerekçesi ve istinaf sebepleri gözetildiğinde; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan  davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesine göre esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf talep eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0 TL'nin davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, 7-Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 13/03/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f45cc62dd5434f6f","SID":"1cd9539a2caa2152"}}